İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bilal Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2075)

1. Başvurucular, yakınlarının Hidro Elektrik Santrali (HES) göleti

Başvuru No2013/2075Tarih4 Aralık 2013Okuma37 dk · 7.464 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Bilal Turan Ve Diğerleri Başvurusu (2)

Karar tarihi
4 Aralık 2013
Başvuru Numarası
2013/2075
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.464 kelime·37 dk okuma·30 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, yakınlarının Hidro Elektrik Santrali (HES) göleti

içinde yer alan enerji nakil hattı direklerinde meydana gelen arızanın

onarımına giderken geçirdikleri iş kazasında kurtarma faaliyetlerinden sorumlu

olan yetkililerin ihmali nedeni ile hayatlarını kaybettiklerinden ve ölüm

olayında ihmali bulunan sorumluların gerekli izin verilmediği için

yargılanamadıklarından bahisle Anayasa’da güvence altına alınan haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 22/3/2013 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 26/6/2013

tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 23/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 5/9/2013 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, görüşünü 2/10/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucuların Aras Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinin

(Aras EDAŞ) hizmet alımı sözleşmesi ile bölgedeki elektrik dağıtım

şebekelerinin arıza onarım ve bakım işlerini devrettiği şirkette teknisyen

olarak çalışan yakınları Ahmet Sait Turan ve Şahin Baykal, 3/4/2012

tarihinde Erzurum ili Aşkale ilçesi Karasu 2. HES göleti

içinde yer alan enerji nakil hattı direklerinde meydana gelen arızanın onarımı

için yola çıkmışlardır. Saat 18.00 sularında göl içinde kullandıkları plastik

deniz bisikletinin alabora olması sonucu araç içindeki diğer 3 teknisyenle

birlikte suya düşmüşlerdir.

9. Olaya tanık olan bir kişi takriben 18.17’de 155 ve 112 no’lu telefonlara acil yardım çağrısında bulunmuş, olay

18.21’de İl Jandarma Komutanlığına, 18.30’da Valilik Kriz Merkezine

bildirilmiştir. 18.35’de olay yerine intikal eden İlçe

Jandarma Komutanı biri ayrı yerde 4 kişinin su üzerinde buza tutunmuş vaziyette

gördüğünü bildirmiş, 18.39’da Valilik Kriz Merkezine olay yeri için helikopter

ihtiyacı olduğu bildirilmiş, 18.55’te valilik arama kurtarma ekibi Aşkale

ilçesine hareket etmiş, Aşkale Jandarma Komutanı 19.10’da suda ayrı duran

şahsın, 19.20’de de diğer 3 şahsın artık görünmediğini bildirmiştir.

10. Kazazedeler kısmen buz tutmuş gölette yaklaşık 1,5 saat

kurtarılmayı beklemiş ancak kendilerine ulaşılamayınca suda kaybolmuşlardır.

Yaşamını kaybeden teknisyenlerin cesetlerine arama kurtarma ekiplerinin sonraki

iki gün yapılan çalışmaları sonucunda ulaşılmıştır.

11. Başvurucular, 2/5/2012 tarihinde

Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe vermişlerdir. Bu dilekçede,

yakınlarının üç saat su yüzeyinde kalmayı başardıklarını ve can mücadelesi

verdiklerini ancak yetkililerce hiçbir şey yapılmadığını belirterek, kurtarma

çalışmalarında ihmalleri olduğunu düşündükleri Erzurum Valisi, Aşkale

Kaymakamı, Aşkale Belediye Başkanı, Aşkale İlçe Emniyet Müdürü, İlçe Jandarma

Komutanı ve kurtarma çalışmalarında ihmali bulunan diğer tüm sorumlulardan

şikâyetçi olduklarını belirtmişlerdir. Bunun üzerine Aşkale Cumhuriyet

Savcılığı soruşturma başlatmıştır.

12. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu kişiler

yönünden dosyayı işçilerin ölümüne ilişkin yürütülen E.2012/195 sayılı dosyadan

tefrik etmiş ve Savcılığın E.2012/283 sayılı soruşturma sırasına kayıt

etmiştir. Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 Mayıs 2012 tarihinde, şikâyet

edilen kişilerin olay tarihinde yürüttükleri görev nedeniyle isnat edilen suç

açısından soruşturma yapmanın kendi görevi kapsamına girmediğinden bahisle

görevsizlik ve dosyanın yetkili ve görevli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesi kararı vermiştir.

13. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ön inceleme istemiyle

dosyayı İçişleri Bakanlığına göndermiş ve anılan Bakanlıktan 4483 sayılı Kanun

hükümleri uyarınca verilecek karar, dayanağı belgeler ile birlikte gerekçeli

raporun gönderilmesini istemiştir.

14. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından 13

Temmuz 2012, tarihli bir inceleme raporu hazırlanmıştır. Bu raporda, arama

kurtarma faaliyetlerinde ihmali olduğu iddia edilen kişiler yönünden durum tek

tek ele alınmış, her biri yönünden kendilerine neden sorumluluk yüklenemeyeceği

açıklandıktan sonra haklarında soruşturma izni verilmemesine kararı verilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

15. İçişleri Bakanlığı, 16/7/2012 tarih ve Mül.Tef.Ku.Bşk.2012/338

sayılı kararıyla, bu raporda belirtilen hususları dikkate alarak ve her bir

yetkili için ayrıntılı açıklamalara yer vererek soruşturma izni verilmesi

talebini reddetmiştir. Söz konusu karar başvuruculara ve Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

16. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 1/10/2012

tarihinde, inceleme raporu ve tüm dosya kapsamından ilgililer hakkında verilen

“soruşturma izni verilmemesi”

kararının usul ve kanun hükümlerine uygun olduğundan bahisle karara karşı

Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edilmesine yer olmadığına ve evrakın işlemden

kaldırılıp kaydının kapatılmasına karar vermiştir.

17. Başvurucular, İçişleri Bakanlığının soruşturma izni

verilmemesi kararına karşı Danıştay’a itirazda bulunmuşlardır. Danıştay Birinci

Dairesi, 26/12/2012 tarihinde, dosyadaki ön inceleme

raporu ve eki belgelere göre ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında

soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından bahisle,

soruşturma izni verilmemesine dair yetkili merci kararına yapılan itirazları

reddetmiştir.

18. Bakanlık, başvuru konusu olaylara ilişkin 23/8/2013 tarihli görüşünde (§ 5), başvurucuların Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarında itiraz etmediği ilave şu bilgilere yer vermiştir:

19. Aşkale Belediye Başkanı hakkında, Aşkale Cumhuriyet

Başsavcılığında görevi kötüye kullanma suçundan halen derdest bir dosya olduğu,

2013/26 soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturmada, 06/2/2013 tarihinde, belediye başkanı hakkında İçişleri

Bakanlığından soruşturma izni talep edildiği ve sürecin halen devam ettiği

anlaşılmaktadır.

20. Bireysel başvuruya konu olayla ilgili olarak, olayın

sorumlusu olduğu iddia edilen diğer kişiler yönünden Erzurum Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından E.2013/2229, Soruşturma No:2013/4607 sayılı dosya

kapsamında 29/4/2013 tarihinde iddianame

hazırlanmıştır. Söz konusu iddianamede, “olayda

kusuru bulunanların tespiti amacıyla … 2/5/2012 ve

24/7/2012 tarihli bilirkişi raporlarının alındığı, 24/7/2012 tarihli bilirkişi

raporu ile, İdeal Enerji şirketinde proje müdürü olarak çalışmakta olan Ahmet

Duran Kürkçü’nün … baraj göletinde su tutulacağı aşikar olduğu ve direklerin deplase

edilmesi için hazırlanan proje onaylandığı halde gerekli deplaseyi yaptırmamış

olması nedeniyle, Aras Elektrik Şirketinde bakım müdürü olarak görev yapan

Tuncer Yeşilyurt’un gölet alanında kalan dört direğin relokasyonunun

takibini yapmamış olması ve uzun süredir direklerin yer değiştirilmesi işlemi

gerçekleştirilmediği halde gerekli girişim ve eylemde bulunmamış olması

nedeniyle, Temel Elektrik

Şirketinin sahibi olan Fehmi Temel ve aynı şirkette koordinatör mühendis olarak

görev yapan Nurullah Gümüş’ün elektrik bakım, onarım ve tamir işlerinin

yapımında sorumlu kişiler olarak onarım işine giden işçilerin uygun olmayan

şartlarda ve uygun olmayan ekipmanlarla arıza mahalline gitmelerini önlememiş

ve bununla ilgili işyerinde iş disiplinini oluşturmamış olmaları nedeniyle, Aras

Elektrik Şirketi personel müdürlüğüne olay tarihinde vekâleten bakan Şahin

Torun’un eğitim için Erzurum’a giden Aşkale işletme şefi Yalçın Turda’nın yerine bir yetkili görevlendirmemiş olmaları

nedeniyle, Aras Elektrik Şirketinde il müdürü olarak görev yapan Ziya Özpeker’in ise il müdürlüğü bünyesinde yapılan çalışmalarda

gerekli organizasyonu yapmamış ve iş disiplinini sağlamamış olması nedeniyle

kusurlu olduğunun belirtildiği, şüpheliler açısından alınan bilirkişi raporunun

somut olaya, oluşa ve toplanan delillere uygun bulunduğu”

belirtilerek haklarında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak

suçundan Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesine dava açılmıştır. Erzurum 3. Ağır Ceza

Mahkemesi 21/5/2013 tarihinde iddianamenin kabulüne

karar vermiş olup E.2013/121 sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamanın

devam ettiği anlaşılmaktadır.

21. Başvurucular, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının

şikayetin işleme konulmaması kararının kendilerine tebliğinden itibaren süresi

içinde 22/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

22. Başvuru konusu olayda şikayet konusu yapılan “görevi kötüye kullanma” suçuna ilişkin 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.

maddesi şöyledir:

“ (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin

mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç

sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız

bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde,

görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden

kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra

hükmüne göre cezalandırılır.”

23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) “Bir suçun işlendiğini

öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir

suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu

davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini

araştırmaya başlar.

24. Bununla birlikte, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin

görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri izne tabi

olup izin vermeye yetkili merciler ve izlenecek usul 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir.

25. 4483 sayılı Kanun’un “Hazırlık

soruşturmasını yapacak merciler” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Hazırlık soruşturması genel hükümlere göre

yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. Ancak

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri,

müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturması

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili,

kaymakamlar ile ilgili hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili tarafından yapılır.”

26. 4483 sayılı Kanun’un “İzin

Vermeye Yetkili Merciler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile

ve son fıkrası şöyledir:

“Soruşturma izni Yetkisi

…

e) (Değişik : 17/7/2004-5232/1

md.) Bakanlar Kurulu kararı ile veya Başbakanlık ve

bakanlıklar ile bağlı kuruluşların merkez teşkilâtında görevli olup, ortak

kararla atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında ilgili bakan veya

Başbakan,

…

Ast memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki

halinde izin, üst memurun bağlı olduğu merciden istenir.”

27. 4483 sayılı Kanun’un “Ön

İnceleme”

başlıklı 5. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Ön inceleme, izin vermeye yetkili merci

tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetim

elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu

görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İnceleme

yapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veya kuruluşunun

içerisinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci, anılan

incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla yaptırılmasını

da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi, ilgili

kuruluşun takdirine bağlıdır.”

28. 4483 sayılı Kanun’un “Ön

İnceleme Yapanların Yetkisi ve Rapor” başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veya

kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün

yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri

Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya

diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp,

görüşlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie

sunarlar. Ön inceleme birden çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler

raporda gerekçeleriyle ayrı ayrı belirtilir.

Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda gerekçe gösterilmesi

zorunludur.”

29. 4483 sayılı Kanun’un “İtiraz” başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine

veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında inceleme

yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiye

bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara

karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma

izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili

merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g

(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için

Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde

bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.

İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay

içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”

30. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam

yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

31. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı

49.

maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu

zararı gidermekle yükümlüdür.”

32. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk

hâkimini bağlamaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

33. Mahkemenin 4/12/2013 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 22/3/2013 tarih ve 2013/2075 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucular meydana gelen kaza

sonrasında gerekli kurtarma çalışmalarının zamanında yapılmaması ve sorumlular

hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi suretiyle Anayasa’nın 17.

maddesinde düzenlenen yaşam hakkının; memur yargılamasında öngörülen mecburi

idari soruşturmanın etkili, sonuç alınabilir, işi uzatma ya da özgürlükler

aleyhine kullanma amacı taşımayan bir yol olması gerekirken bunun göz önünde

bulundurulmadığını, soruşturma izni verilmemesi üzerine Danıştay Birinci

Dairesine yapılan itirazın gerekçesiz bir biçimde reddedilmesi suretiyle

Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinde düzenlenen adil yargılanma ve etkili

başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Anayasa’nın

17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

a. Kabul

Edilebilirlik Hakkında

35. Başvurucuların Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde,

şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken,

başvurucuların ilgili kişiler ve idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası

açtıklarına dair bir bilgi bulunmadığı, yetkili makamlar tarafından cezanın

hafifletilmesi veya başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması

suretiyle açıkça veya dolaylı olarak ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar

ile bu ihlalin uygun ve yeterli bir tazminat ile giderilmesi halinde, ilgili

tarafın bundan böyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini, bu nedenle kanun

yollarının tüketilmediği, bireysel başvurunun ancak başvuru yollarının

tüketilmesi sonrasında yapılabileceği hususunun dikkate alınması gerektiği

ifade edilmiştir.

36. Başvurucular, başvurunun kabul

edilebilirliği hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, kanunda öngörülen tüm hukuk

yollarının tüketildiğini, soruşturma bulunmadığından ihlalin tespit edilmesi ve

verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli bir tazminatla giderilebilmesi

için iş bu başvurunun kabul edilmesi gerektiğini, sorumlu olduğu düşünülen kamu

görevlileri hakkında soruşturma izni verilmediği ve bu nedenle

sorumluluklarının mahkemelerce tespit edilmediğini, sorumlular hakkında hukuken

tazminat davası açılmasının mümkün olmadığını ileri sürmüştür.

37. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleri

açısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuru yollarının

tüketilmesi hususunda karar verebilmek için Devletin Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “ etkili bir yargısal sistem kurma”

pozitif yükümlülüğünün kapsamının tespiti gerekmektedir. Bu nedenle bu konudaki

değerlendirme esas hakkındaki inceleme ile birlikte yapılacaktır.

38. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği,

yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan

ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişilerin anne, baba

ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

39. Olayda yaşamını yitiren kişilerin yukarıda sayılan

yakınları tarafından yapılan başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de

görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas

Bakımından İnceleme

i. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlığın Görüşü

40. Başvurucular, Erzurum Valiliği İl

Kriz Merkezinin, Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/176 numaralı hazırlık

soruşturması kapsamında istediği bilgilere cevaben hazırladığı yazıya

istinaden, söz konusu kazanın 18.00 sıralarında gerçekleştiğini, takriben

18.17’de olaya tanık olan bir kişinin 155 ve 112 no’lu

telefonlara acil yardım çağrısında bulunduğunu, olayın 18.21’de İl Jandarma

Komutanlığına, 18.30’da Valilik Kriz Merkezine bildirildiğini, 18.35’de olay

yerine intikal eden İlçe Jandarma Komutanının su üzerinde biri farklı yerde 4

kişiyi buza tutunmuş vaziyette gördüğünü bildirdiğini, 18.39’da Valilik Kriz

Merkezine olay yeri için helikopter ihtiyacı olduğunun bildirildiğini, 18.55’te

valilik arama kurtarma ekibinin Aşkale ilçesine hareket ettiğini, Aşkale

Jandarma Komutanının 19.10’da suda ayrı duran şahsın, 19.20’de de diğer 3

şahsın artık görünmediğini bildirdiğini, bu tespitlerden de anlaşılacağı üzere,

teknisyenlerin bir buçuk saate yakın süre su üzerinde kaldıkları ve

kurtarılmayı bekledikleri halde gerekli kurtarma çalışmaları zamanında

yapılmadığı için hayatlarını kaybettiklerini ileri sürmüşlerdir.

41. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17.

maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (“AİHM”) yaşam hakkı konusunda benimsediği ilkelere

değinilmiş, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucuların

yakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundaki

belirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü ve

bu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarının

belirli bir davanın esasının incelenmesi sırasında, Devletin yaşam hakkı

bakımından taşıdığı sorumluluğu belirlemek için göz önüne alınması gerektiği,

yaşam hakkı kapsamında yetkililerin pozitif yükümlülüklerinin mutlak/koşulsuz

olmadığı, yaşama yönelik varsayılan her tehdidin yetkilileri riski önlemek için

özel önlemler almaya zorlamadığı, özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece

yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri

ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede

hâkimiyetlerinin bulunduğu hallerde ortaya çıkacağı, modern toplumların

güvenliğini sağlamadaki zorlukları, insan davranışlarının öngörülemezliğini

ve belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre

yapılması gerektiğini akılda tutarak, yetkililere imkânsız veya aşırı bir

sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanması gerektiği ifade edilmiştir.

42. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(“AİHS”) 2. maddesi bağlamında, ölüm olayının kasten ya da saldırı veya kötü

muameleler sonucu meydana gelmesine ilişkin davalar ile ihmal sonucu ölüm

olayının meydana gelmesiyle ilgili olan davalar arasında bir ayrım yapılması

gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, AİHM’nin, yaşam hakkının veya fiziksel

bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülüğün, her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmediği ve mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olmasının yeterli olabileceği sonucuna vardığı görüşüne yer

verilmiştir.

43. Bakanlık görüşünde ayrıca, AİHM’ye

göre adam öldürme ve kamu makamlarının sorumluluğu altında meydana gelen

olayların bir sonucu olarak can kaybının olduğu tehlikeli faaliyetlere ilişkin

davalarda ölümle ilgili doğru bilgilerin genellikle sadece Devlet

görevlilerinin veya makamlarının elinde olduğu veya olabileceği için devletin

resmi soruşturma yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği ifade

edilmiştir.

44. Bakanlık görüşünde son olarak somut olayla ilgili özetle

aşağıdaki değerlendirmelere yer verilmiştir. Mevcut başvuruda ceza dosyasında

bulunan çeşitli bilirkişi raporlarından ve ifade tutanaklarından da

anlaşılacağı üzere, arızayı gidermek için giden işçilerin (biri Araş EDAŞ çalışanı diğerleri taşeron şirket çalışanları)

resmi bir görevlendirme olmaksızın belediyeden temin ettikleri deniz bisikleti

ile gölete girdikleri belirtilmiştir. İşçilerin suyu donmuş gölet içerisine yetkililer tarafından uygun

araç temin edilmeden ve iş güvenliği kurallarına uymadan deniz bisikleti ile

kapasitesinin üzerinde beş kişi girdikleri anlaşıldığı, su yüzeyinin tamamına

yakınının buzlarla kaplı olduğu, gölet içinde buzları kırarak buzlu kesimde

kalan tamir edecekleri direğe doğru ilerlerken deniz bisikletinin su alarak

devrildiği, bir işçinin su yüzüne tutunamadığı, diğerlerinin buzlara

tutundukları, dördünün birden yardım için seslendikleri, kenarda duran bir

işçinin 155 Polis İmdat hattını aradığı, ayrıca 156 Jandarma İmdat hattına ve

hemen sonrasında da Valilik İl Kriz Merkezine olayın bildirildiğinin anlaşıldığı,

İlçe Jandarma Komutanının da aralarında bulunduğu bir kuvvetin hemen olay

yerine intikal ettiği ve dört şahsı buza tutunmuş vaziyette gördüğü ancak bir

müddet sonra dört şahsın da suda kaybolduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir.

Olayla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığının ön

inceleme raporunda, ilgili evrak, resmi kayıtlar, tutanak ve kamera kayıtları

ile suç isnat edilen her bir kişi hakkında neden sorumluluk isnat edilemeyeceği

ile ilgili ayrıntılı açıklamalara yer verildiği, somut olayda, olayın haber

alınmasından itibaren yetkililerin olay yerine varış için hemen gerekli

hazırlıklara başladıkları ve olay yerine vardıkları ancak göletin

bulunduğu alan, gerekli teçhizat ve personelin bir araya getirilmesi itibariyle

bunun biraz zaman aldığı, olay yerine varış sonrasında da gerekli arama

kurtarma işlerine başlanıldığı ancak havanın karanlık olması, göletin fiziki şartları ile buzla kaplı olmasının arama

kurtarma faaliyetlerini güçleştirdiği, ertesi günlerde yapılan arama çalışmalarında

işçilerin cesetlerine ulaşıldığı anlaşılmakta ve işçilere müdahale süresinin

onların gölette buzlara tutunarak hayatta kalmaya çabaladıkları süreye

yetmediğinin anlaşıldığı belirtilmiştir.

45. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık

görüşüne karşı, başvuru dilekçesinde yer verdikleri görüşleri yineleyerek

itiraz etmişlerdir.

ii. Başvuru

Konusu Olay Hakkında Genel Değerlendirme

46. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

Meşrû müdafaa hali,

yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya

hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması,

sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin

uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu

durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”

47. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).

48. Anayasa’nın 17. maddesi, devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda

devlete, öncelikle elindeki tüm imkânları kullanarak, yaşam hakkını koruma

yükümlülüğünü vermektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 52-53). Devletin yaşam hakkı kapsamında

sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usuli

yönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde

uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının

karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için

hesap vermelerini sağlamaktır (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 54).

49. 6216 sayılı

Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı”

kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

…”

50. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu,

bireysel başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir

çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir ifadeyle, temel hak ihlallerini

öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması,

kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20-21).

51. Başvuru konusu olayda, HES göletinde gerçekleşen kazada hayatını kaybeden 5

teknisyenin ölümlerinden kaynaklanabilecek sorumluluğun üç aşamalı bir şekilde

değerlendirilmesi gerekmektedir. Birinci aşamada, öncelikle,

temel yapısı gölet içinde sabit durmaya uygun olmadığı iddia edilen enerji

nakil hattı direklerinin olay anına kadar hangi nedenle ve hangi yetkili kişi

veya kurumun ihmali nedeniyle gölet içinde kaldığı ve hangi nedenle yıkıldığı

belirlenmeli ve akabinde direğin yıkılması ile ölüm olayının gerçekleşmesi

arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir.

İkinci aşamada ise direğin devrilmesi sonrası olaya müdahale anında

yapılan yanlışlıkların mı ölüme neden olduğu, bu kapsamda, müdahale için giden

teknisyenlerin kendi ihmallerinin mi yoksa başka bir kişi veya kurumun

ihmalinin mi kazaya neden olduğunun ortaya konması gerekmektedir. Son olarak

üçüncü aşamada ise kazanın gerçekleşmesinin sonrasında acil yardım hizmetlerinin

yerine getirilmesinde hangi kişi veya kurumun sorumlu olduğunun ve varsa

ihmalinin ortaya konulması gerekmektedir.

52. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının,

başvurucuların müşteki olarak dâhil olduğu 2013/4607 esas numaralı soruşturma

kapsamında hazırlanan 29/4/2013 tarihli

iddianamesinde, (ölüm olayı açısından yukarıda yer verilen ilk iki aşamada

doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek) belirli yetkililerin olası

sorumluluğu ayrıntılı olarak ileri sürülmüş olup iddianame 21/5/2013 tarihinde

Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiştir. Bu iddianamede yer

verilen şüpheliler, soruşturma kapsamında hazırlanan bilirkişi raporuna

istinaden, “baraj göletinde

su tutulacağı aşikar olduğu ve direklerin deplase

edilmesi için hazırlanan proje onaylandığı halde gerekli deplaseyi yaptırmama”,

“gölet alanında kalan dört direğin relokasyonunun

takibini yapmama”, “elektrik bakım, onarım ve tamir işlerinin yapımında sorumlu

kişiler olarak onarım işine giden işçilerin uygun olmayan şartlarda ve uygun

olmayan ekipmanlarla arıza mahalline gitmelerini önlememe”, Aşkale işletme şefi

…’nın yerine bir yetkili görevlendirmeme” ve “il müdürlüğü bünyesinde yapılan çalışmalarda

gerekli organizasyonu yapmama ve iş disiplinini sağlamama” gibi

eylem ve ihmallerden sorumlu tutularak taksirle birden fazla kişinin ölümüne

neden olma suçundan haklarında dava açılmıştır.

E.2013/121 sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamanın halen devam

ettiği anlaşılmaktadır.

53. 2013/1942

numaralı bireysel başvuruya konu edilen, (ölüm olayı açısından yukarıda yer

verilen birinci aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek) Aşkale

Cumhuriyet Başsavcılığının Enerji Bakanlığına bağlı santral projesinin geçici

kabul işlemlerini yapan ve direklerin gölet içinde kalması konusunda çekince

koymayan yetkililer hakkında yürütülen 2012/215 numaralı soruşturma kapsamında

verilen KYOK kararı Oltu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kaldırılınca dosya

yeniden soruşturma sırasına 2013/36 esas numarası ile kaydedilmiş ve bilirkişi

incelemesine gönderilmiştir. Savcılık, 14 Mayıs 2013 tarihinde gerek Enerji Bakanlığı

personeli, gerekse 2012/213 esas sayılı dosya üzerinden soruşturmasını

yürüttüğü DSİ personeli yönünden taksirle ölüme neden olma suçunun oluşup

oluşmadığı ve illiyet bağının tespiti açısından bilirkişi raporu hazırlanması

için ilgili dosyaları Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Düzenlenecek rapor sonucunun beklendiği anlaşılmaktadır.

54. Başvuruya konu edilen ve ölüm

olayının meydana gelmesinin olası nedenlerinden biri olarak (yukarıda yer

verilen üçüncü aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek) hızlı ve

yeterli acil yardım ve kurtarma hizmetinin sağlanıp sağlanmadığının tespitine

ilişkin Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/283 sayılı bir

soruşturma daha yürütülmüştür. Kurtarma faaliyetlerinde ihmali bulunduğu ileri

sürülen il valisi ve diğer yerel yöneticiler hakkında yapılan bu soruşturmada,

Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığının görevsizlik kararı üzerine Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmaya devam etmiştir. Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığı 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ön inceleme

istemiyle dosyayı İçişleri Bakanlığına göndermiş, Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı, inceleme raporu ve tüm dosya kapsamından ilgililer hakkında

İçişleri Bakanlığınca verilen “soruşturma

izni verilmemesi” kararının usul ve kanun hükümlerine uygun

olduğundan bahisle karara karşı Cumhuriyet Başsavcılıklarınca itiraz edilmesine

yer olmadığına ve evrakın işlemden kaldırılıp kaydının kapatılmasına karar

vermiştir. İçişleri Bakanlığının soruşturma izni verilmemesi kararına

karşı Danıştay nezdinde itirazda bulunulmuş, Danıştay Birinci Dairesi, 26/12/2012 tarihinde, dosyadaki ön inceleme raporu ve eki

belgelere göre ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında soruşturma

yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından bahisle, soruşturma izni

verilmemesine dair yetkili merci kararına yapılan itirazları reddetmiştir.

55. Diğer yandan, Bakanlık görüşünde

belirtildiği üzere, Aşkale Belediye Başkanı hakkında (yukarıda yer verilen ikinci

ve üçüncü aşamada doğabilecek sorumluluğu ortaya koyabilecek), Aşkale

Cumhuriyet Başsavcılığında görevi kötüye kullanma suçundan halen derdest bir

dosya olduğu, 2013/26 soruşturma numarası üzerinden yürütülen soruşturmada, 06/2/2013 tarihinde, belediye başkanı hakkında İçişleri

Bakanlığından soruşturma izni talep edildiği ve sürecin halen devam ettiği

anlaşılmaktadır.

56. Görüldüğü üzere, 5 teknisyenin

ölümüne neden olabilecek ve üç ayrı aşama içinde değerlendirilebilecek olaylar

zincirine ilişkin idari ve adli makamların yürüttükleri soruşturmalar halen

devam etmektedir. Sadece, üçüncü aşama kapsamında yer alan, il valisi ve diğer

yerel yöneticiler hakkında yürütülen soruşturmanın sona ermesi üzerine devletin

yaşam hakkını koruma ve sorumlular hakkında etkili soruşturma yapma

yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunulmuştur.

Başvurucuların uğradıkları zararların tazmini amacıyla ilgili idare ve kişiler

aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmadıkları anlaşılmaktadır.

57. Yaşam hakkına ilişkin bir ihlal söz

konusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır. Maddi gerçeğin ortaya çıkması ve yaşanan

olayın nedeninin belirlenmesi için birçok yönü bulunan olayda yukarıda yer

verilen üç aşama içinde yer alan işlem, eylem ve ihmallerden hangilerinin ölüm

olayının yaşanmasına neden olduğunu tespite ilişkin idari ve yargısal

soruşturmaların sonuçlanması gerekmektedir. Bu nedenle, ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir. Bu durumda, başvuru konusu olayda

devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin maddi

boyutunun, yani elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını korumak için

oluşturulmuş yasal ve idari tedbirlerin gereği gibi uygulanıp uygulanmadığının

Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve bu konuda karar verilmesi mümkün

değildir.

iii.Kurtarma

Faaliyetlerinin Zamanında Yapılmaması Suretiyle Yaşamı Koruma Yükümlülüğünün

İhlali İddiası

58. Anayasa

Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler

açısından benimsediği temel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunu

gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17.

maddesi, devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş

yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği

gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını

sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya

olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

geçerlidir. Ancak, özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52-53).

59. Bu bağlamda

ifade edilmelidir ki, Anayasa’nın 17. maddesinin öngördüğü pozitif

yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında, alınacak tedbirlerin

belirlenmesi idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur.

Anayasal hakların güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir

ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız

olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir

(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Fadeyeva/Rusya, B. No: 55723/00, 9/6/2005,

§ 96).

60. Devletin yaşamı koruma görevi, bir

kaza sonucu ortaya çıkan yaralanmalarda bir kişinin yaşamının veya sağlığının

tehlikede olduğu ve bu durumun yetkili makamlara bildirildiği durumlarda, acil

yardım ve kurtarma hizmetlerinin sağlanmasını da kapsamaktadır. Devletin bu

konuda sahip olduğu yükümlülük, her bir olayın koşullarına bağlı olmak üzere,

itfaiye, ambulans ve hatta ilgili olayın gerektirdiği durumlarda hava kurtarma

hizmetlerinin sağlıkları ve yaşamları tehlikede olanlara ulaştırılmasını

kapsayabilecektir. Ayrıca, yaşam hakkını koruma pozitif yükümlülüğünün ihlal

edilip edilmediği noktasında değerlendirme yapılırken öncelikli olarak bu

konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin (mekanizmaların) yeterli olup

olmadığı değerlendirilmeli, sonrasında ise mevcut mekanizmaların somut olayda

etkili bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı değerlendirmesine yer verilmelidir

(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Furdik/Slovakya, B. No: 42994/05, 2/12/2008).

61. Başvurucuların

yakınları yıkılan enerji nakil hattı direğine müdahale için giderken

kullandıkları deniz bisikletinin alabora olması sonucu suya düşmüşler ve

yaklaşık bir saat yirmi dakika suda kurtarılmayı beklemişler ve kendilerine

ulaşılamayınca suda kaybolmuşlardır. Başvuru konusu olayda meydana gelen kaza

olaya müdahale konusunda yetkili makamlara bildirilmiş olduğu için kazazedelerin

hayatlarını korumak adına gerekli kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesi

Anayasa’nın 17. maddesi açısından devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında

yer almaktadır.

62. Başvurucular

yakınları uzun süre suda beklemelerine rağmen kurtarma ekiplerinin zamanında

gelmediği için yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri

sürmektedirler.

63. Bakanlık görüşünde, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş

Kurulu Başkanlığının ön inceleme raporunda, ilgili evrak, resmi kayıtlar,

tutanak ve kamera kayıtları ile suç isnat edilen her bir kişi hakkında neden

sorumluluk isnat edilemeyeceği ile ilgili ayrıntılı açıklamalara yer verildiği,

somut olayda, olayın haber alınmasından itibaren yetkililerin olay yerine varış

için hemen gerekli hazırlıklara başladıkları ve olay yerine vardıkları ancak göletin bulunduğu alan, gerekli teçhizat ve personelin bir

araya getirilmesi itibariyle bunun biraz zaman aldığı, olay yerine varış

sonrasında da gerekli arama kurtarma işlerine başlanıldığı ancak havanın

karanlık olması, göletin fiziki şartları ile buzla

kaplı olmasının arama kurtarma faaliyetlerini güçleştirdiği, ertesi günlerde

yapılan arama çalışmalarında işçilerin cesetlerine ulaşıldığı ve işçilere

müdahale süresinin onların gölette buzlara tutunarak hayatta kalmaya çabaladıkları

süreye yetmediği değerlendirilmiştir.

64. Başvuru konusu

olayda başvurucunun arama kurtarma faaliyetleri açısından mevcut yasal ve idari

çerçevenin eksikliğine ilişkin bir iddia ileri sürmediği görülmektedir. Yaşamı

koruma yükümlülüğü kapsamında başvuru konusu olayda bir ihlale neden olduğu

sonucu çıkarılabilecek ve Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesi

gereken bir eksiklik de bulunmamaktadır. Bu durumda sadece mevcut

mekanizmaların gerçekleşen olayda etkili bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı

incelemesi yapılarak yaşam hakkının pozitif yükümlülükler bakımından ihlali

iddiaları konusunda karar verilmesi gerekir.

65. Devletin yaşam

hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülükler uyarınca doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütme zorunluluğu da

bulunmaktadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan

hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin

ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana

gelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 54). Ancak bu

yükümlülük her olayda mutlaka ceza soruşturması yürütülmesini gerektirmemektedir.

İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara hukuki, idari ve

hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir

(B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 59).

66. Bu kapsamda, acil yardım

hizmetlerinden kaynaklanabilecek sorumluluğu ortaya koymaya elverişli olan ve

uğranılan zararların tazmininin sağlanabilmesi gibi etkili bir şekilde

kullanılabilen hukuk mahkemelerine başvuru hakkı bu yükümlülüğü karşılamak

adına yeterli olabilir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Furdik/Slovakya, B. No: 42994/05, 2/12/2008; Byrzykowski/ Polonya,

B. No: 11562/05, 27/6/2006, § 105).

67. Başvuru konusu

olayda yaşanan ölümlerin kasıtlı bir eylem sonucu meydana gelmediği ortadadır.

Bu durumda, kurtarma faaliyetleri konusunda yetkili olan kişilerin muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalinin, yani olası sonuçların farkında

olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek olayda ortaya

çıkan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almama gibi bir

durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü bu gibi

durumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş

olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler

aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17.

maddenin ihlaline neden olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 60-62).

68. Bu çerçevede, başvuru konusu olayda

kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesi konusunda görevli olan ve olay kendilerine

bildirilen acil yardım ve kurtarma birimlerinin kendilerinden beklenen süre ve

yeterlilikte olay mahalline ulaşmak için harekete geçip

geçmediklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde farkında oldukları

ve yetkileri kapsamında önleyebilecekleri bir tehlikenin bulunup bulunmadığı ve

bunun sonucunda da yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi zorunlu soruşturma

yöntemlerinin tespiti yapılabilecektir. Bu değerlendirmeleri yapabilmek için öncelikle başvuru

konusu olayda kazanın gerçekleştiği koşulların ortaya konulması gerekmektedir.

69. Başvuru eki belgeler arasında yer alan ve olay nedeniyle

Aşkale Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 2012/176 sayılı hazırlık

soruşturması kapsamında alınan tanık beyanları, hazırlanan iş kazası inceleme

ve değerlendirme raporu ve Erzurum Valiliği Kriz Merkezi tarafından hazırlanan

olayın gelişimine ilişkin ayrıntılı rapordan anlaşıldığı üzere, olayın

gerçekleştiği koşullar ve yürütülen kurtarma faaliyetlerinin seyri aşağıdaki

şekilde gerçekleşmiştir.

70. Başvurucuların yakınlarının

devrilen enerji nakil hattı direğine ulaşmak için bindikleri deniz bisikleti

kesin bir dakika verilememekle birlikte 18.00 sularında devrilmiş ve batmıştır.

Gölet yüzeyi yer yer buzlarla kaplıdır ve içinden iki enerji nakil hattı

geçmektedir. Teknisyenlerin iş güvenliğine ilişkin herhangi bir tedbir

almadıkları ve üzerlerinde can yeleklerinin de bulunmadığı tespit edilmiştir.

Güneşin batış saati resmi verilere göre 18.48’dir. Olaya müdahale için kaza

yerine giden kişilerin beyanlarından deniz bisikletinin devrilmesi

üzerine teknisyenlerden birinin su yüzeyinde tutunamadığı ve hemen gözden

kaybolduğu, kalan dört kişinin üçünün bir yerde diğer birinin ayrı bir yerde su

yüzeyinde kalmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır. Saat 18.17’de olayı gören bir kişi tarafından 155 ve 112 no’lu

telefonlara acil yardım çağrısında bulunulmuş, olay 18.21’de İl Jandarma

Komutanlığına, 18.24’da Valilik Kriz Merkezine bildirilmiştir. 18.30’da İl

Sivil Savunma Müdürlüğüne olay bildirilerek dalgıç ekibi ve kurtarma botu talep

edilmiştir. Olay yerinin Erzurum İl merkezine uzaklığı yaklaşık 55 km.’dir. Erzurum il merkezinde bulunan arama kurtarma ekibinin

teknik nedenlerle ikinci dalgıcın ekibe katılmasının beklenmesi sonucunda

18.55’te Aşkale’ye hareket ettiği ve 19.30’da olay mahalline ulaştığı tespiti

yapılmıştır. Aşkale Jandarma Komutanının ifadesine göre 19.10’da suda ayrı

duran şahıs, 19.20’de de diğer 3 şahıs suda kaybolmuş ve yapılan çağrılara

karşılık vermemişlerdir. 18.39’da Valilik Kriz Merkezine olay yeri için hava

ambulansı (helikopter) ihtiyacı olduğunun bildirildiği, nöbetçi doktorun

olaydan haberdar olduklarını ancak gün batımı nedeniyle helikopterin

havalanamayacağını ifade ettiği anlaşılmaktadır. 18.50’de

Jandarma Bölge Komutanlığı aranarak helikopter ihtiyacı iletildiği, anılan

komutanlığın ellerinde bulunan helikopterin personel taşıma helikopteri

olduğunu, kurtarma donanımı bulunmadığını, su yüzeyine yaklaşması halinde

oluşturacağı basıncın kazazedelerin su yüzeyinde kalmalarını daha da

zorlaştıracağını ifade ettiği, buna rağmen 20.15’de yola çıkan helikopterin

20.40’da Aşkale’ye ulaştığı ancak kaza yerine gitmediği bildirilmiştir. Valiliğin

19.45’de talebi üzerine T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi

Başkanlığının, Genelkurmay Başkanlığından kurtarma helikopteri

görevlendirilmesini istediği, Malatya ilinden görevlendirilen kurtarma

helikopterinin saat 22.55’de olay mahalline ulaştığı anlaşılmaktadır.

71. Görüldüğü

üzere, ilçede bulunan güvenlik güçlerinin olayın hemen ardından olay mahalline

gittiği ancak buz tutmuş su içindeki kazazedelere ulaşamadığı, havadan müdahale

için talep edilen il merkezinde bulunan hava ambulansının havanın kararması

nedeniyle hareket edemediği tespit edilmiştir. Jandarma Bölge Komutanlığından

talep edilen personel taşıma helikopterinin de kurtarma tertibatı bulunmadığı,

diğer yandan bu helikopterlerin içinde enerji nakil hatları bulunan gölete karanlıkta yaklaşmaları tehlike arz edeceği için

kurtarma faaliyetlerinde kullanılmalarının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

18.30’da haber verilen Sivil Savunma Müdürlüğü kurtarma ekibi il merkezinde

bulunması ve teknik olarak ikinci dalgıcın kurtarma ekibinde bulunması

zorunluluğu nedeniyle olay yerine 19.30’da vardığı anlaşılmaktadır. Kurtarma

botu ile su yüzeyinde arama yapılmaya çalışıldığı ancak su yüzeyinin buzlu,

havanın karanlık olması ve arama işleminin tehlike arz etmesi nedeniyle arama

faaliyetlerine son verildiği bildirilmiştir.

72. Bu bağlamda

Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülükler, devlete yaşamı veya

sağlığı tehlikeye giren kişilere belirli bir zaman dilimi içinde olay mahalline

gelip kurtarma ve acil sağlık yardımı verilmesi zorunluluğu yükleyecek kadar

genişletilemez. Hava kurtarma hizmetlerinin yerine getirilmesinde hava

koşulları, bölgenin ulaşılabilirliği ve teknik zorunluluklar gibi çeşitli

sınırlayıcı unsurlar böyle genel bir yükümlülüğün yerine getirilmesini

zorlaştıracak ve sorumlular açısından üstesinden gelemeyecekleri aşırı bir yük

oluşturacaktır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Furdik / Slovakya (KK),

B. No:42994/05, 02/12/2008).

73. Bu durumda

soruşturma dosyasında yer alan belge ve bilgilerden, kurtarma faaliyetleri

konusunda yetkili olan kişilerin olası sonuçların farkında olmalarına rağmen

kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek harekete geçmedikleri sonucuna

götürecek bir bulguya rastlanılmamıştır. Bu nedenle de başvuru konusu olayda

acil yardım faaliyetlerinden sorumlu kişiler aleyhine ceza soruşturması

yürütülme zorunluluğu olduğu söylenemez. Dolayısıyla etkili bir şekilde

kullanılabilen hukuk ve idare mahkemelerine başvuru hakkı etkili soruşturma

yürütme yükümlülüğünü karşılamak adına yeterli olabilecektir (§ 66-67).

74. Nitekim ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan

eylem ve ihmallere karşı kusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak,

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca idarenin, kendi eylem ve

işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış, 2577

sayılı Kanun ile 6098 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen (§ 29-30) hükümleri ile hukuk ve idare

mahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin yolları düzenlenmiştir. Başvuru konusu olayda cezai

sorumluluğun tespiti için ilgili hukuk yoluna başvuran ancak sonuç alamayan

başvurucular açısından da değinilen hukuki ve idari kanun yollarına başvurma

imkânları bulunmaktadır.

75. Yaşam hakkına

ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idari

makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır. Başvurucular olayda

ihmali olduğunu ileri sürdüğü yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunarak

ceza soruşturması açılması talebinde bulunmuş olmakla birlikte, yetkililerin

idari ve hukuki sorumluluklarına ilişkin herhangi bir kanun yoluna

başvurmadıkları görülmektedir. Bu nedenle, yürütülen kurtarma ve acil yardım hizmetleri

açısından ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir. Bu durumda,

başvuru konusu olayda kurtarma faaliyetleri açısından devletin yaşam hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerin maddi boyutunun, yani elindeki

tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını korumak için ihdas edilmiş yasal ve

idari tedbirlerin gereği gibi uygulanıp uygulanmadığının Anayasa Mahkemesince

bu aşamada incelenmesi ve bu konuda karar verilmesi mümkün değildir.

76. Açıklanan

nedenlerle, kurtarma faaliyetlerinin zamanında yürütülmemesi suretiyle yaşam

hakkının ihlali iddialarının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

iv.Kurtarma

Faaliyetlerinin Yürütülmesinden Sorumlu Olanların Etkili Bir Şekilde

Soruşturulmadığı İddiası

77. Yaşam

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin etkili soruşturma yürütme boyutu

açısından kesinleşmiş olan ceza soruşturması işlemleri nedeniyle yaşam hakkının

ihlal edilip edilmediği hususunda Anayasa Mahkemesi tarafından bir karar

verilmesine engel bulunmamaktadır.

78. Bununla

birlikte, yukarıda yer verilen kazanın gerçekleştiği koşullar ve yürütülen

kurtarma faaliyetlerinin seyri dikkate alındığında, kurtarma faaliyetleri

konusunda yetkili kişilerin olası sonuçların farkında olmalarına rağmen

kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek, başvuru konusu olayın meydana

gelmesine engel olmak için gerekli ve yeterli önlemleri almadıkları

söylenemeyecektir (§ 70-73). Yaşam hakkının ihlaline kasten

sebebiyet verilmediği durumlarda “etkili bir

yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka

ceza davası açılmasını gerektirmemesi nedeniyle yaşam hakkı kapsamında olayın

yine sadece bu boyutu açısından insanların hayatının tehlikeye girmesine neden

olduğu ileri sürülen kişiler aleyhine görevi ihmal suçlamasında bulunulmaması

ya da bu kişilerin yargılanmamasının 17. maddenin ihlaline yol açtığından söz

edilemeyecektir (§ 66-67).

79. Başvuru

konusu olayda yaşam hakkı kapsamında sorumlu olabileceği ileri sürülen kişiler

hakkında mutlaka ceza sorumluluğunun tespitine yönelik bir soruşturmanın yürütülmesi

gerekliliği bulunmamakla birlikte, yaşanan iş kazasının sonuçlarının oldukça

vahim olması, olayın gerçekleşme nedenlerinin tespitinin çok yönlü bir

araştırmayı gerektirmesi ve ileri sürülen ciddi şikâyetler üzerine, Aşkale

Cumhuriyet Savcılığı tarafından derhal soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda soruşturma sürecine bakıldığında, Aşkale Cumhuriyet Savcılığı

tarafından yaşanan kazadan sorumlu olduğu ileri sürülen diğer kişilerin yanı

sıra, kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesinde sorumlu olanlar hakkında da

görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin derhal hazırlık soruşturması

başlatıldığı, sonrasında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma

dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, anılan

Başsavcılığın ön inceleme istemiyle dosyayı İçişleri Bakanlığına gönderdiği ve

soruşturma izni talep edildiği, İçişleri Bakanlığı tarafından arama kurtarma

faaliyetlerinde ihmali olduğu iddia edilen kişiler yönünden durumları tek tek

ele alınarak, haklarında soruşturma izni verilmemesine kararının verildiği

görülmüştür. Başvurucular bu karara karşı Danıştay’a itiraz etmiş, başvurucuların

itirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesi dosyadaki ön inceleme raporu ve eki

belgelere göre ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında soruşturma

yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından bahisle, soruşturma izni

verilmemesine dair yetkili merci kararına yapılan itirazı reddetmiştir. 4483

sayılı Kanun’un konu hakkındaki hükümleri göz önünde bulundurulduğunda,

yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğunu ortaya koyacak bir eksiklik veya

soruşturmayı yürüten yetkililere yüklenilebilecek ihmali bir davranış

bulunmamaktadır.

80. Başvurucular bu kapsamda İçişleri Bakanlığı’nın

soruşturma izni verilmemesine dair kararına karşı yaptıkları itirazın Danıştay

Birinci Dairesi tarafından gerekçesiz olarak reddedildiğini ve bu durumun

mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olması gerektiği hükmünü taşıyan

Anayasa’nın 141. maddesi ile adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil ettiğini

ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların bu iddialarının da yaşam hakkı kapsamında

yürütülen soruşturmanın etkililiği incelenirken değerlendirilmesi

gerekmektedir.

81. Temyiz veya itiraz mercilerinin kararlarının tamamen

gerekçeli olması zorunlu değildir. İtiraz merciinin soruşturmayı yürüten adli

veya idari makamın kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi

kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli

olan husus, itiraz merciinin bir şekilde itirazda dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, adli veya idari merciin soruşturma iznine ilişkin kararını

inceleyerek itirazda yer alan talebi reddettiğini veya kabul ettiğini

göstermesidir (B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 50).

82. Somut olayda, İçişleri Bakanlığının

il valisi ve diğer yerel idareciler hakkında görevi kötüye kullanma suçu

açısından soruşturma izni verilmemesi yönündeki kararı, müşteki durumundaki

başvurucuların itirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesi tarafından incelenmiş

ve dosyadaki ön inceleme raporu ve eki belgelere göre ilgililere isnat edilen

eylemin, haklarında soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte

bulunmadığından bahisle adı geçenler hakkında soruşturma izni verilmemesine

ilişkin karara karşı yapılan itirazın reddine karar verilmiştir. Başvurucuların itirazının Danıştay

Birinci Dairesi tarafından reddi kararında, suça konu olayın gerçekleştiği

koşulları ve tek tek yetkililere hangi nedenlerle sorumluluk yüklenemeyeceğini

ayrıntılı olarak açıklayan “ön inceleme raporu” ve eklerine atıf yapması

nedeniyle bu kararın gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

83. Öte yandan,

yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı, yaşam

hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku

bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek üzere

adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun

araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Anayasa’nın 17. maddesi hükümleri

başvuruculara üçüncü tarafları belirli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir

ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği anlamına gelmemektedir (B.

No: 2012/752, 17/9/2013, § 56). Dolayısıyla, kişinin yaşam hakkının korunması kapsamında

yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olduğuna ilişkin bir sonuca varılmasını

gerektirecek bir husus tespit edilememiştir.

84. Açıklanan

nedenlerle, kişilerin yaşam hakkının korunması kapsamında yürütülen

soruşturmanın etkisiz olduğu şeklinde bir sonuca varılmasını gerektirecek bir

husus tespit edilememiştir.

2. Anayasa’nın

36. ve 40. Maddelerinin İhlal Edildiği İddiası

85. Başvurucular, ayrıca Aşkale

Başsavcılığı tarafından kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesinde yetkili olan

kişiler hakkında talep edilen soruşturma izninin İçişleri Bakanlığı tarafından

verilmediğini, bu şekilde sorumlular hakkında etkili ve erken bir soruşturma

yapılması yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, memur yargılamasında öngörülen

mecburi idari soruşturma sebebiyle olayın sorumluları hakkında etkili ve etkin

başvuru yapma haklarının ellerinden alındığını ve bu durumun Anayasa’nın 36.

maddesinde yer alan "hak arama

hürriyeti" ile “adil

yargılanma hakkı”na,

40. maddesinde yer alan "temel hak ve

hürriyetlerin korunmasını isteme hakkı”na ve AİHS’nin 6 ve 13.

maddelerine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürmüşlerdir.

86. Bakanlık görüşünde, başvurucuların bu iddialarına yönelik

herhangi bir değerlendirme yer almamaktadır.

87. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” başlıklı 36. maddesi şöyledir:

“Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki

davaya bakmaktan kaçınamaz.”

88. AİHS’de tanınmış olan hak ve

özgürlükleri ihlal edilen herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin

ifasıyla görevli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci

önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğunu hükme bağlayan AİHS’nin

13. maddesinin asıl karşılığı olan Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun

yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,

Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı

saklıdır.”

89. Yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, başvuru konusu olaya ilişkin,

mağdurlara hukuki ve idari başvuru yollarının yanı sıra, sorumluların

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir ceza

soruşturması yürütülmesi zorunluluğu bulunup bulunmadığına ilişkin

değerlendirmeler yapılırken, başvuru konusu ölüm olayının özel niteliği gereği

böyle bir zorunluluğun bulunmadığı, bununla birlikte kurtarma faaliyetlerinin

yürütülmesinden sorumlu olanlar hakkında yürütülen ceza soruşturmasında

yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yaşam hakkının ihlaline neden olabilecek

herhangi bir eksiklik veya ihmalin bulunmadığı değerlendirmesi yapılmıştır. Bu nedenle,

başvurucuların "hak arama

hürriyeti" ile "temel

hak ve hürriyetlerin korunmasını isteme hakkı”nın ihlaline ilişkin aynı doğrultudaki iddialarının ayrıca Anayasa’nın 36. ve

40. maddesi bağlamında yeniden incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvuruda olayda yaşamını yitiren kişilerin yakınları tarafından

ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerinin,

devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu soruşturma yükümlülüğü açısından

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucuların devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün

yerine getirilmediği yönündeki diğer iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının

İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Başvurucuların sorumlular hakkında etkili bir soruşturma

yürütülmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlaline ilişkin

şikâyetlerinin ayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

E. Yargılama giderinin başvurucuların üzerine bırakılmasına,

4/12/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Mehmet

ERTEN

Zehra

Ayla PERKTAŞ

Burhan

ÜSTÜN

Zühtü

ARSLAN

Raportör

:

Cüneyt

DURMAZ

Başvurucular

:

Bilal

TURAN

Esma

TURAN

Mutlu

TURAN

Muhammed

TURAN

Ebubekir

TURAN

Nida

TURAN

Çiğdem

TURAN

Ahmet

BAYKAL

Naice BAYKAL

Feyza

BAYKAL

Yaser

BAYKAL

Esra

BAYKAL

Emin

BAYKAL

Vekili : Av. Emine ARSLAN AVCI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2075, 4 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Başvuruda olayda yaşamını yitiren kişilerin yakınları tarafından
  15. B. Başvurucuların devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün
  16. D. Başvurucuların sorumlular hakkında etkili bir soruşturma
  17. Erten
  18. Üstün
  19. Arslan
  20. Durmaz
  21. Turan
  22. Turan
  23. Turan
  24. Turan
  25. Turan
  26. Turan
  27. Turan
  28. Baykal
  29. Baykal
  30. Baykal
  31. Baykal
  32. Baykal
  33. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2075
Tarih
4 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • Semira Babayiğit ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3283)
  • Yağız Teks. ve Gıda Ürünleri Paz. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2012/650)
  • Deniz Baykal Başvurusu (B. No: 2013/7521)
  • Mehmet Akdoğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/817)
  • Sevim Akat Eşki Başvurusu (B. No: 2013/2187)
  • Bilal Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1942)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.