İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sevim Akat Eşki Başvurusu (B. No: 2013/2187)

1. Başvurucu, evli kadının

Başvuru No2013/2187Tarih19 Aralık 2013Okuma14 dk · 2.865 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Sevim Akat Eşki Başvurusu

Karar tarihi
19 Aralık 2013
Başvuru Numarası
2013/2187
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.865 kelime·14 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, evli kadının

evlilik öncesi soyadını tek başına kullanmasına engel olan 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu’nun 187. maddesine istinaden yapılan uygulama neticesinde, cinsel

olarak ayrımcılığa maruz tutularak özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 12.,

17., 20., 41. ve 90. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürerek, ihlalin tespitiyle, uğradığı manevi zararın tazminine karar

verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 21/3/2013

tarihinde İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölümün 6/6/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 2/8/2013 tarihli görüş yazısı 12/8/2013 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiştir.

6. Başvurucu tarafından 23/9/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan

dilekçesi ibraz edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. İstanbul Barosuna bağlı

avukat olarak çalışan başvurucu, evlenmekle Akat Eşki

olan soyadının Akat olarak düzeltilmesi istemiyle dava açmıştır.

9. Fatih 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 13/11/2007 tarih ve E.2007/277,

K.2007/325 sayılı görevsizlik kararı ile dosya aile mahkemesine devredilmiştir.

10. Fatih 3. Aile Mahkemesinin 17/7/2008 tarih ve E.2008/93, K.2008/511 sayılı kararı ile

nüfus müdürlüğü aleyhine açılan dava husumet yönünden reddedilmiştir.

11. Başvurucu tarafından,

evlilik öncesi soyadının kullanılmasına izin verilmesi talebiyle, eşi hasım

gösterilmek suretiyle Fatih 2. Aile Mahkemesinin E.2009/189 sayılı dosyası

üzerinde açılan davanın yargılaması sırasında, Mahkemece 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu’nun 187. maddesinin Anayasa’nın 2., 10.

ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne

başvuruda bulunulmuş, Anayasa Mahkemesi’nin 10/3/2011 günlü, E.2009/85,

K.2011/49 sayılı kararıyla talep reddedilmiştir.

12. Fatih 2. Aile Mahkemesinin 14/6/2011 tarih ve E.2009/189, K.2011/386 sayılı kararı ile

başvurucunun davası reddedilmiştir.

13. Başvurucu tarafından yapılan

temyiz talebi Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24/11/2012

tarih ve E.2011/22361, K.2012/31270 sayılı kararı ile reddedilerek, Yargıtay

ilamı başvurucuya 22/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

14. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu’nun “Kadının

soyadı” kenar başlıklı 187. maddesi şöyledir:

“Kadın, evlenmekle

kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus

idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da

kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı

için yararlanabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 19/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

21/3/2013 tarih ve 2013/2187 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, İstanbul Barosuna

bağlı avukat olarak çalıştığını, 2005 yılında evlendiğini, ancak evlendikten

sonra uzunca bir süre evlilik öncesindeki soyadını kullanmaya devam ettiğini,

yurt dışına çıkış işlemleri nedeniyle nüfus müdürlüğüne başvurarak evlilik

öncesi soyadı ve evlilik soyadını beraber içeren kimlik belgesi aldığını, fakat

diğer resmi işlemlerini evlilik öncesi soyadı ile yapmaya devam ettiğini, bu

duruma bağlı olarak yaşadığı zorluklar nedeniyle evlilik öncesi soyadının

kullanılmasına izin verilmesi talebiyle açtığı davanın reddedildiğini,

belirtilen durum nedeniyle cinsel olarak ayrımcılığa tabi tutularak özel

hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmediğini belirterek, Anayasa’nın 2., 10., 12., 17., 20., 41. ve 90. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

17. Başvurunun incelenmesi

neticesinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas İnceleme

18. Başvurucu evli kadınların

yalnızca evlilik öncesindeki soyadlarını kullanmasını engelleyen 4721 sayılı

Kanun’un 187. maddesine dayanılarak yapılan uygulama nedeniyle, Anayasa’nın 17.

ve 20. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

19. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM), somut başvuruya benzer

başvurular açısından, evli erkeklerin evlendikten sonra kendi soyadlarını

kullanma imkânları bulunmasına rağmen, evli kadınların evlilikten önceki

soyadlarını tek başına kullanma imkânlarının bulunmamasının cinsiyete dayalı

farklı bir muamele oluşturduğuna ve bu durumun Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesi ile birlikte düşünüldüğünde 14. maddesini

ihlal ettiğine karar verildiği belirtilerek, başvurucu tarafından açılan

davanın 4721 sayılı Kanun’da kadının evlendikten sonra evlilik öncesi soyadını

tek başına kullanabileceğine ilişkin bir hüküm bulunmaması nedeniyle reddedildiğinin

yapılacak değerlendirmede nazara alınması yönünde beyanda bulunulduğu

anlaşılmıştır.

20. Başvurucu Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı beyan dilekçesinde, AİHM tarafından verilen ihlal kararlarına

rağmen, iç hukukta gerekli yasal düzenlemenin yapılmadığını ve bu durumun somut

başvuru benzeri birçok ihlal iddiasına neden olduğunu beyan etmiştir.

21. Başvurucu tarafından,

Anayasa’nın 2., 10., 12., 17., 20., 41. ve 90.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği ileri sürülmüş olmakla

beraber, belirtilen ihlal iddiasının mahiyeti gereği sadece Anayasa’nın 17.

maddesi açısından değerlendirme yapılması uygun görülmüştür.

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa

ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını

içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B.

No: 2012/1049, § 18, 26/3/2013)

23. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu isim hakkı, Anayasa’nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 8. maddesinde

düzenlenmiştir.

24. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama,

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

25. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve

aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın

kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

26. Özel yaşama saygı hakkı alt

kategorisinde geçen “özel yaşam”

kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin

tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır.

27. Kişinin bireyselliğinin,

yani bir kişiyi diğerlerinden ayıran ve onu bireyselleştiren niteliklerin

hukuken tanınması ve bu unsurların güvence altına alınması son derece

önemlidir. Birçok uluslar arası insan hakları

belgesinde “kişiliğin serbestçe

geliştirilmesi” kavramına yer verilmekle beraber, Sözleşme

kapsamında bu kavrama açıkça işaret edilmediği görülmektedir.

28. Bununla birlikte,

Sözleşme’nin denetim organlarının içtihatlarında, “bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi”

kavramının, özel yaşama saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel

alındığı anlaşılmaktadır. Özel yaşamın korunması hakkının sadece mahremiyet

hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında, kişiliğin serbestçe

geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhil

edilmiştir. Bu kapsamda dış dünya ile ilişki kurma noktasında son derece önemli

olan isim hakkı da, Sözleşme denetim organları tarafından ön ad ve soyadını

kapsayacak şekilde maddenin güvence alanı içinde yorumlanmıştır.

29. AİHM, Sözleşmenin 8.

maddesinin ad ve soyadı konusunda açık bir hüküm içermediğini belirtmekle beraber,

kişinin kimliğinin ve aile bağlarının belirlenmesinde kullanılan bir araç

olması nedeniyle, belirli bir dereceye kadar diğer kişilerle ilişki kurmayı da

içeren özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkıyla ilgili olduğunu ve bir kamu

hukuku konusu olarak toplumun ve Devletin adların düzenlenmesi konusuyla

ilgilenmesinin bu unsuru özel hayat ve aile hayatı kavramlarından

uzaklaştırmayacağını kabul etmektedir. Bu kapsamda, soyadı

değiştirme ile çocuğun ve kadının soyadı bağlamında AİHM içtihatlarına konu

edildiği görülen soyadının da Sözleşme’nin 8. maddesinin koruma alanında olduğu

anlaşılmaktadır. AİHM’e göre soyadı, mesleki bağlamın

yanı sıra, bireylerin özel ve aile yaşamında diğer insanlarla sosyal, kültürel

ya da diğer türden ilişkiler kurabilmesi için önemli olup, onları dış dünyaya

tanıtma fonksiyonunu üstlenmektedir (Burghartz/İsviçre, B.No: 16213/90, 22/2/1994, § 24; Stjerna/Finlandiya, B.No: 18131/91,

25/11/1994, § 37; Niemietz/Almanya, B.No:

13710/88, 16/12/1992, § 29).

30. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve

manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirme

ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir. Bireyin

yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru haline gelen, birey

olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez,

devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan soyadının da

kişinin manevi varlığı kapsamında olduğu açıktır.

31. Cinsiyet, doğum kaydı gibi

kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve

düzeltme yapılmasını isteme hakkının yanı sıra, isim hakkı da Anayasa Mahkemesi

tarafından, Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir

(E.2011/34, K.2012/48, 30/3/2012; E.2009/85,

K.2011/49, 10/3/2011).

32. Başvuruya konu yargılama

kapsamında başvurucunun sadece evlenmeden önceki soyadını kullanmasına yetkili

idari ve yargısal merciler tarafından izin verilmemesi şeklindeki uygulamanın,

kişinin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan soyadının vazgeçilemezlik, devredilemezlik

ve kişiye sıkı surette bağlı olma niteliklerinin kadının soyadı bakımından

geçerliliğini etkilediği görülmekle, belirtilen uygulamanın Anayasa’nın 17.

maddesinde tanımlanan manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına

yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.

33. Anayasa’nın 17. maddesinde,

manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı açısından herhangi bir

sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde

sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların da hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasanın diğer

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Bu noktada Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence

ölçütleri işlevsel niteliği haizdir.

34. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

35. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence

rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasada yer alan bütün hak ve

özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz

önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer

alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin,

Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de

gözetilmesi gerektiği açıktır.

36. Hak ve özgürlüklerin yasayla

sınırlanması ölçütü anayasa hukukunda önemli bir yere sahiptir. Hak ya da

özgürlüğe bir müdahale söz olduğunda öncelikle tespiti gereken husus,

müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir

temelinin mevcut olup olmadığıdır.

37. Sözleşme’nin lafzı ve AİHM

içtihadı uyarınca da, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yapılacak bir

müdahalenin meşruluğu, öncelikle söz konusu müdahalenin yasa uyarınca

gerçekleştirilmesine bağlı tutulmuş olup, müdahalenin hukukîlik

unsurunu taşımadığının tespiti halinde, Sözleşmenin 8. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında yer alan diğer güvence ölçütleri tetkik edilmeksizin, müdahalenin

ilgili maddeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (Bkz. Fadeyeva/Rusya, B. No: 55723/00, 9/6/2005,

§ 95; Bykov/Rusya, B. No:4378/02, 10/3/2009, §82).

38. Anayasa’nın 17. maddesi

kapsamında yapılan bir müdahalenin yasallık şartını sağladığının kabulü için,

müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur.

39. Başvuru konusu olayda

başvurucunun evlilik öncesi soyadını kullanması yönündeki talebinin, ilk derece

mahkemesince, 4721 sayılı Kanun’da evli kadının kocasının soyadı olmaksızın

yalnızca evlenmeden önceki soyadını kullanabileceğine dair bir hüküm

bulunmadığı belirtilerek reddedildiği anlaşılmaktadır.

40. Anayasa’nın “Milletlerarası andlaşmaları

uygun bulma” kenar başlıklı 90. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

“Usulüne göre

yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun

hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa

Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve

özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla

kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek

uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri

esas alınır.”

41. Belirtilen düzenlemeyle,

usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslarası andlaşmalarda yer alan

düzenlemelerin kanun hükmünde olduğu belirtilerek, 7/5/2004 tarihinde yapılan

değişiklikle fıkraya eklenen son cümle ile,

hukukumuzda kanunlar ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalar arasında bir çeşit hiyerarşi ihdas edilmiş ve

aralarında uyuşmazlık bulunması halinde andlaşmalara

öncelik tanınacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme uyarınca, temel hak ve

özgürlüklere ilişkin uluslararası bir andlaşma ile

bir kanun hükmünün çatışması halinde, uluslararası andlaşma

hükmünün öncelikle uygulanması gerekir. Bu durumda başta yargı mercileri olmak

üzere, birbiriyle çatışan temel hak ve özürlüklere ilişkin bir uluslararası andlaşma hükmü ile bir kanun hükmünü önlerindeki olaya

uygulamak durumunda olan uygulayıcıların, kanunu göz ardı ederek uluslararası andlaşmayı uygulama yükümlülükleri vardır.

42. Belirtilen düzenleme

uyarınca, uluslararası insan hakları hukukunun temel belgelerinden olan ve

Türkiye’nin usulüne uygun olarak onaylayıp taraf olduğu Sözleşme iç hukukta

doğrudan uygulanma kabiliyetini haizdir. Sözleşme’nin 8. maddesi özel hayata ve

aile hayatına saygıyı ifade ederken, 14. maddesi cinsiyete dayalı ayrımcılığı

yasaklamaktadır. AİHM'in, kişinin soyadını özel hayat

kapsamında değerlendirerek evli kadının kocasının soyadını kullanma zorunluluğunu

özel hayata müdahale olarak kabul ettiği birçok kararında, soyadı kullanımı ile

ilgili başvurular, Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan “özel hayatın ve aile hayatının korunması”

ilkesi kapsamında incelenmiş ve kadının evlendikten sonra yalnızca evlilik öncesi

soyadını kullanmasına ulusal mercilerce izin verilmemesinin, Sözleşmenin özel

hayatın gizliliğini öngören 8. maddesiyle bağlantılı olarak, ayrımcılığı

yasaklayan 14. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır (bkz. Ünal Tekeli/Türkiye, B. No: 29865/96, 16/11/2004; Leventoğlu Abdulkadiroğlu/Türkiye, B. No: 7971/07,

28/5/2013; Tuncer Güneş/Türkiye, B.

No: 26268/08, 3/10/2013; Tanbay Tüten/Türkiye,

B. No:38249/09, 10/12/2013).

43. Cinsiyetler arası eşitlik ve

cinsiyete dayalı ayrımcılıkla ilgili hususlar, insan hakları ile ilgili diğer

bir takım uluslararası hukuk belgelerinde de yer almaktadır. Türkiye’nin 4/6/2003 tarihinde onayladığı, Birleşmiş Milletler Medeni ve

Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 23. maddesinin 4. fıkrasında taraf devletlerin,

eşlerin evlenirken, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve

sorumluluklara sahip olmalarını sağlamak için gerekli tedbirleri alacakları;

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin

Sözleşme’nin 16. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendinde ise yine taraf

devletlerin kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusunda ayrımı önlemek

için gerekli bütün önlemleri alacakları ve özellikle kadın erkek eşitliğine

dayanılarak aile adı, meslek ve iş seçimi dâhil her iki eş için geçerli, eşit

kişisel haklar sağlayacakları düzenlemesine yer verilmiştir.

44. Anayasa’nın 90. maddenin

beşinci fıkrası uyarınca, söz­leşmeler hukuk sistemimizin bir parçası olup,

kanunlar gibi uygulanma özelliğine sahiptir. Yine aynı fıkraya göre, uygulamada

bir kanun hükmü ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin olan sözleşme hükümleri

arasında bir uyuşmazlığın bulunması halinde, sözleşme hükümlerinin esas

alınması zorunludur. Bu kural bir zımni ilga kuralı olup, temel hak ve

özgürlüklere ilişkin sözleşme hükümleriyle çatışan kanun hükümlerinin uygulanma

kabiliyetini ortadan kaldırmaktadır.

45. Başvuruya konu yargılama

kapsamında verilen kararın 4721 sayılı Kanun’un 187. maddesine dayanarak

verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, yukarıda yer verilen tespitler ışığında,

ilgili Kanun hükmünün sözü edilen Sözleşme hükümleri ile çatıştığı

görülmektedir. Bu durumda, uyuşmazlığı karara bağlayan derece Mahkemelerinin,

AİHS ve diğer uluslararası insan hakları andlaşmaları

ile çatışan 4721 sayılı Kanun’un 187. maddesini kararlarına esas almayarak,

başvuru konusu uyuşmazlık açısından Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca

uygulanması gereken uluslararası sözleşme hükümlerini dikkate alması gerektiği

sonucuna varılmaktadır.

46. Somut başvuru açısından,

başvurucunun temel hak ve özgürlüklere dair uluslararası andlaşmaların

kanun hükümlerine nazaran öncelikle uygulanacağı ve bu kapsamda Sözleşmenin ve

AİHM içtihadının uyuşmazlığın karara bağlanmasında nazara alınması noktasındaki

itirazlarının yargı mercilerince dikkate alınmadığı ve tartışılmadığı

anlaşılmaktadır.

47. Uluslararası sözleşmelerin,

evli erkek ve kadının evlilik sonrasında soyadları bakımından eşit haklara

sahip olmasını öngören hükümleri ile evli kadının kocasının soyadını kullanması

zorunluluğunu öngören iç hukuk düzenlemelerinin aynı konu hakkında farklı

hükümler içermesi nedeniyle, ilgili sözleşmenin hükümlerinin somut uyuşmazlık

açısından esas alınması gereken hukuk kuralı olduğu sonucuna varılmakla,

başvurucunun manevi varlığı kapsamında güvence altına alınan isim hakkına

yönelik müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlaşılmaktadır.

48. Yapılan bu tespit

çerçevesinde, söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet

edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

49. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

50. Başvurucu, 10.000,00 TL

manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

51. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun tazminat talebine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

52. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

53. Mevcut başvuruda müdahalenin

kanuniliği şartının sağlanmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

54. Başvurucu tarafından manevi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapmak üzere

dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun

ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından,

başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

55. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 2.640,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.838,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği yönündeki

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine,

D. Başvurucunun manevi tazminata ilişkin talebinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.838,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

19/12/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Mehmet ERTEN Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Zühtü ARSLAN Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Sevim AKAT EŞKİ Vekili : Av. İpek KADİRHAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2187, 19 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği yönündeki
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2187
Tarih
19 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • Bilal Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1942)
  • Fikret Eskin Başvurusu (B. No: 2012/348)
  • Naz Aydemir Başvurusu (B. No: 2013/850)
  • Kenan Özteriş Başvurusu (B. No: 2012/989)
  • Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1213)
  • Haydar İzgi Başvurusu (B. No: 2012/673)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.