İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Haydar İzgi Başvurusu (B. No: 2012/673)

1. Başvurucu, 1979 yılında

Başvuru No2012/673Tarih19 Aralık 2013Okuma16 dk · 3.173 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Haydar İzgi Başvurusu

Karar tarihi
19 Aralık 2013
Başvuru Numarası
2012/673
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.173 kelime·16 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 1979 yılında

açılan ve 1993 tarihinde asli müdahil sıfatıyla katıldığı tespite itiraz

davasının hali hazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olması nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin

tespitiyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 13/11/2012

tarihinde Çermik Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 27/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıda, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)

bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına

ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir. Bakanlık görüş bildirmeyeceğini Mahkemeye iletmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. 6/2/1979 tarihinde Çermik Tapulama

Mahkemesinde açılan 1979/42 esas sayılı dosyaya, başvurucu 15/4/1993 tarihinde

asli müdahil sıfatıyla katılmıştır.

7. Mahkemece yürütülen

yargılama sırasında verilen 16/2/2011 tarihli tefrik

kararının ardından başvurucunun tarafı olduğu davanın Çermik Kadastro

Mahkemesinin E.2011/7 sırasına kaydı yapılmış olup, dava ilk derece mahkemesi

önünde derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

8. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

9. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı

Kadastro Kanunu’nun “Genel

olarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Kadastro

mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya

şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve

ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri

davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya

kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek

üzerine veraset belgesi de verebilir.”

10. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”

kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastro

müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastro

tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında dava

dosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ile

uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili

dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara

Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.”

11. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar

başlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma

yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncu

madde hükmünce işi karara bağlar.

…

Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyan

hallerde basit yargılama usulü uygulanır.

Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”

12. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin

takdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Kadastro

tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçe gösterilerek

itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim,

kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasında

çelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri

tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.

Kadastro

komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen

dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının

dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak

taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.

Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit

edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verilir.”

13. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun

yollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro mahkemesi

kararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.”

14. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro

harcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının

son cümlesi şöyledir:

“Bu Kanun gereğince

resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler,

ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten

karşılanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 19/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

13/11/2012 tarih ve 2012/673 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, 1979 yılında

açılan ve 1993 tarihinde asli müdahil sıfatıyla katıldığı tespite itiraz

davasının hali hazırda ilk derece mahkemesi önünde derdest olması nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

17. Başvurucu, somut başvuruya

ilişkin olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamayı sonlandırır

nitelikte bir karar mevcut olmadığını belirtmiştir.

18. Başvuru konusu dava, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den

önce açılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla,

başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

dâhilindedir. Ayrıca, bireysel başvuruda bulunulmadan önce,

ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde, yargılamanın uzamasını önleyici etkiye

sahip olan veya yargılamanın makul sürede yapılmaması sonucunda oluşan

zararları tespit ve tazmin edici nitelik taşıyan bir idari veya yargısal

başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından, başvuru kanun yollarının tüketilmesi

yönünden kabul edilebilir niteliktedir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 21-30).

19. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

20. Başvurucu, 1979 yılında

açılan ve 1993 tarihinde asli müdahil sıfatıyla katıldığı davanın hali hazırda

ilk derece mahkemesi önünde derdest olması nedeniyle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18)

22. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

23. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

24. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

25. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

26. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

27. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

28. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 41–45).

29. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

30. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

31. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iki adet taşınmaza ilişkin kadastro tespitine itiraz ve tescil talebinin

söz konusu olduğu görülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer

alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak

ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 49).

32. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarihtir.

Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde

yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların

yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan,

değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara

bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

33. Başvuru konusu davanın

açılış tarihi 6/2/1979 olmakla beraber, başvurucunun

verdiği 15/4/1993 tarihli asli müdahale dilekçesi sonrasında, asli müdahil

sıfatıyla yargılamada yer almaya başladığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle,

başvurucu açısından yapılacak makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate

alınacak sürenin başlangıç anı, davanın açıldığı tarih değil, müdahale

talebinde bulunulduğu 15/4/1993 tarihidir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Cocchiarella/İtalya,

B. No. 64886/01, 29/3/2006, § 113; Namlı ve

Diğerleri/Türkiye, B. No. 51963/99, 23/5/2007, § 17-19; M. Ö./Türkiye, B. No. 21136/95, 19/5/2005,

§ 25).

34. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 51).

35. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta iki davacı

tarafından hazine ve ilgili köy tüzel kişiliği aleyhine açılan, iki adet

taşınmaza ilişkin kadastro tespitine itiraz ve tescil talebi olduğu, ancak daha

sonra muhtelif parsellere ait davaların da işbu dava dosyası ile

birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6/2/1979

havale tarihli dilekçe ile Çermik Tapulama Mahkemesinin E.1979/142 sırasına

kaydı yapılan dosyanın 1/8/1983 tarihli tensip zaptı sonrasında, kadastro

komisyonu tarafından verilen kararın tebliğ işlemleri ikmal edilmeksizin

kesinleştirilmiş olduğundan bahisle, dosyanın duruşma günü tayin edilmeksizin

bölge tapulama müdürlüğüne gönderildiği ve belirtilen hususun iki yıl yedi

aylık bir süreçte ikmal edildiği, akabinde beş yıl on ay boyunca bir kısım

davacı mirasçılarının adres tespiti ve tebligat işlemlerinin ikmaline

çalışıldığı ve müteaddit defa taraflara adreslerin bildirilmesi hususunda mehil

verildiği, 26/4/1993 tarihli celsede başvurucu ve diğer iki şahsın müdahale

talepleri değerlendirilerek, taleplerin kabulüne karar verildiği, verilen altı

keşif ara kararının yerine getirilmemesini takiben 16/9/1994 tarihinde keşif

icra edildiği, yapılan keşif sonrasında, daha önce birçoğunun adres

araştırmasının yapılmasına ve yaşı küçük olan bir mirasçıya kayyum tayin

edilmiş olmasına rağmen, vefat eden bir kısım davacı mirasçılarının adres

tespiti hususunda tekrar ara kararlar tesis edildiği ve tebligat masraflarının

taraflarca karşılanmasına hükmedildiği görülmektedir.

36. Yaklaşık beş ay sonra

yapılan celsede, daha önce yapılan keşifte bir davacı tarafından sunulan tapu

kaydının zemine uygulanmadığından bahisle, bir kısım evrakın ikmali hususunda

çeşitli kurumlara müzekkere yazılmasına karar verildiği, akabinde yeniden keşif

ara kararı verilerek, art arda verilen beş keşif ara kararı gereğinin yerine

getirilmediği, keşif günü tayin edilmek üzere iki celse yargılamanın tehir

edilmesini takiben, 27/5/1996 tarihinde yeniden keşif

icra edildiği anlaşılmaktadır. Keşif sonrasında iki celse

süreyle bilirkişi raporlarının ibrazı beklenilerek, beş ay süreyle müdahil tarafa

veraset ilamı ibrazı hususunda mehil verildiği, art arda verilen iki keşif ara

kararının icra edilmemesi akabinde, dosyadaki kayıtlar üzerinde fen bilirkişisi

incelemesi yaptırıldığı, verilen dört keşif ara kararının icra edilmemesi ve

hava koşulları nedeniyle keşif hususunun değerlendirilmesi amacıyla

yargılamanın bir celse daha ertelenmesini takiben, altı ayı aşkın bir süreyle

keşif icrası için yargılamanın tekrar tehir edildiği görülmektedir. Akabinde

altı aylık bir süreçte, verilen beş keşif ara kararının yerine getirilmediği,

takip eden bir yılı aşkın yargılama sürecinde dosyada tebligat eksiklikleri

olduğundan bahisle bu hususun ikmal edilmeye çalışıldığı, bir kısım müdahiller

vekiline müdahale dilekçelerinin taraflara tebliğ edilmesi hususunda mehil

verilmesini takiben, 17/7/2002 tarihli celsede müdahiller vekilince feragat

beyanında bulunulmasına rağmen belirtilen tebligat işlemlerine devam edilerek,

yaklaşık üç ay sonra, feragat beyanı dikkate alınarak tebligat işlemlerinden

sarfınazar edilmesine karar verildiği, yaklaşık dört aylık bir sürede hazine

vekiline dosyayı incelemesi hususunda mehil verilerek, tarafların tefrik

talebinde bulunduğu 13/11/2002 tarihli celse sonrasında ve bir yılı aşkın süre ile, tefrik talebinin eksik kayıtların ikmalinden sonra

değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek tefrik talebi hakkında karar

verilmediği, bu süre sonunda davacılar vekilince, tefrik talebinin

değerlendirilmesi için tapu müdürlüğünden istenen evraka konu parsele ilişkin

olarak bir kısım müdahiller vekilince feragat beyanında bulunulduğuna işaret

edilmesi üzerine, belirtilen müzekkere cevabının beklenilmesinden vazgeçildiği,

ancak bu defa da muhtelif kurumlara müzekkereler yazılması hususunda ara

kararlar verildiği, iki celse dosyanın hâkim değişikliği nedeniyle tetkike

alındığı ve akabinde davacılar vekiline esasa dair beyanda bulunulması için

süre verildiği, ancak takip eden yaklaşık bir yıl dokuz aylık süreçte, davaya

dâhil edilmemiş olan vefat eden davacı mirasçılarının bulunduğundan bahisle

yeniden nüfus ve adres bilgilerinin tespiti hususunda ilgili kurumlara

müzekkere yazılarak, tebligatların ikmaline çalışıldığı, akabinde üç celse

boyunca dosyanın tetkike alınarak yaklaşık yedi ay sonra yeniden keşif ara

kararı verildiği, art arda verilen yedi keşif ara kararının yaklaşık yedi aylık

yargılama sürecinde yerine getirilmediği ve dosyanın iki defa daha tetkike

alındığı, devam eden yargılama sürecinde verilen altı keşif ara kararının da

icra edilmemesini müteakip, başvurucunun tefrik talebi üzerine 16/2/2011

tarihli celsede başvurucunun hak iddia ettiği parsellere ilişkin olan davanın

tefrikine karar verilerek, ilgili yargılama evrakının Çermik Kadastro

Mahkemesinin E.2011/7 sırasına kaydının yapıldığı görülmektedir. 7/3/2011 tarihinde tensip zaptı düzenlenen E.2011/7 sayılı

dosya kapsamında, taraflara tebligat işlemlerinin yapılmaya başlanıldığı,

belirtilen esas üzerinde yapılan on dört celsenin yedisinde dosyanın incelemeye

alınmasına karar verildiği, dosyanın tetkike alınmasına karar verilen son celsede

duruşmanın 24/1/2014 tarihine tehir edildiği anlaşılmaktadır.

37. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, özellikle bazı yargılama evrakının ilgili kurumlardan kısım kısım talep edildiği, birçok usul işleminin ikmali

hususunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekilde süreler verildiği

görülmektedir. 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul

hükümlerine riayet edilmeyerek, Mahkemece defalarca taraf vekillerine masraf

ikmali ve davaya dâhil edilmesi gereken şahısların adres tespiti hususunda süreler

verildiği, verilen otuz yedi keşif ara kararının muhtelif nedenlerle yerine

getirilmediği, Mahkemenin veraset ilamı tanzim yetkisi bulunmasına rağmen vefat

eden dava taraflarına ait veraset ilamlarının ibrazı hususunda taraf

vekillerine defalarca mehil verildiği ve bu uygulamaların davada yer alan taraf

sayısı da nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiye

sahip olduğu anlaşılmaktadır.

38. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yargılamanın başlangıçta iki adet taşınmaza ilişkin

kadastro tespitine itiraz ve tescil talebini içerdiği, ancak daha sonra

muhtelif parsellere ait davaların da işbu dava dosyası ile birleştirilmesine

karar verildiği, davanın taraflarında elliyi aşkın kişinin yer aldığı,

yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle,

keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak

karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, Kadastro

Mahkemesinde geçen yargılama sürecinde, Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken

yargılamayı hızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği

ve verilen ara kararların birçoğunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekilde

süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin masraf ikmal edilmemesi gibi

nedenlerle yerine getirilmediği ve dosyanın defalarca tetkike alındığı anlaşılmaktadır.

39. 3402 sayılı Kanun’da yer

alan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulama

alanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu

alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

40. Özellikle Kadastro

Mahkemesinde geçen somut yargılama açısından dava malzemesinin taraflarca

hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında, yargılama

makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün daha dikkatli bir

şekilde ele alınması gerekmektedir ((B. No. 2012/12, 17/9/2013,

§ 58; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ümmühan

Kaplan/Türkiye, B. No.24240/07, 20/3/2012, § 22; Veli Uysal/Türkiye, B. No.57407/02,

4/3/2008; Namlı ve Diğerleri/Türkiye,

B. No.51963/99, 23/5/2007; Nalbant/Türkiye,

B. No.61914/00, 10/8/2006).

41. Yargılama sürecinde

başvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve

davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul

edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli

imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu

bulunmaktadır. Bu kapsamda, yukarıda belirtilen özel usul hükümleri nedeniyle

başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu

tespit edilememiştir.

42. Davada yer alan kişi sayısı

ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği

başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya

bütün olarak bakıldığında başvurucu açısından söz konusu olan yaklaşık yirmi

bir yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

44. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle taşınmazını uzun süren

kullanamadığını ve gelirinden istifade edemediğini belirterek, 41.703,25 TL

maddi ve 80.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

45. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

46. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

47. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

48. Başvurucu açısından geçerli

olan yaklaşık yirmi bir yıllık yargılama süresi nazara alındığında, başvurucunun

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya takdiren 10.250,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

49. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 2.812,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

50. Başvurucu açısından

yargılamanın yaklaşık yirmi bir yıl sürdüğü ve bu hususun makul sürede

yargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği

açık olan bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven

ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın

mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen,

kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 10.250,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 2.812,50

TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

19/12/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Mehmet ERTEN Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Zühtü ARSLAN Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Haydar İZGİ Vekili : Av. Suna Ünsal AYDIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/673, 19 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No. 64886/01, 29/3/2006, § 113; Namlı ve
  16. A. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
  17. E. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/673
Tarih
19 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • Salih Karakoç Başvurusu (B. No: 2013/2954)
  • Yasemin Ekşi Başvurusu (B. No: 2013/5486)
  • Mehmet Haberal Başvurusu (B. No: 2012/849)
  • Gülseren Gürdal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1115)
  • Mustafa Ali Balbay Başvurusu (B. No: 2012/1272)
  • Ercan Kanar Başvurusu (B. No: 2013/533)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.