İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gülseren Gürdal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1115)

1. Başvurucular 1960 yılında

Başvuru No2013/1115Tarih5 Aralık 2013Okuma28 dk · 5.515 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Gülseren Gürdal Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
5 Aralık 2013
Başvuru Numarası
2013/1115
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.515 kelime·28 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular 1960 yılında

açılan hukuk davasının henüz temyiz aşamasında bulunup sonuçlanmamış olması

nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin

tespitiyle uğradıkları manevi zararın tazminine karar verilmesini talep

etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular, muhtelif

tarihlerde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Komisyonlarca, Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı

fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak

üzere, dosyaların Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/10/2013 tarihinde, başvurucularca makul sürede yargılanma

haklarının ihlal edildiği iddiasına konu edilen yargılamanın aynı dava

dosyasına ilişkin olduğu anlaşıldığından, 2013/1116, 2013/1117, 2013/1118,

2013/1119, 2013/1120, 2013/1121, 2013/2930, 2013/2931, 2013/2932, 2013/2933,

2013/2934, 2013/2935, 2013/2936, 2013/2937, 2013/2938, 2013/2939, 2013/3094,

2013/3095, 2013/3096, 2013/3097, 2013/3098, 2013/3099, 2013/3100, 2013/3101,

2013/3103, 2013/3105, 2013/3272, 2013/3273, 2013/3274, 2013/3275, 2013/3276,

2013/3277, 2013/3278, 2013/3279, 2013/3280, 2013/4139, 2013/4140, 2013/4142,

2013/4143, 2013/4144, 2013/4145, 2013/4146, 2013/4147, 2013/4148, 2013/4150 numaralı

dosyaların, 2013/1115 başvuru numaralı dosya ile birleştirilerek incelenmesine

karar verilmiştir.

5. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)

bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına

ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

6. Adalet Bakanlığının 14/6/2013 tarihli görüş yazısı dosyaya sunulmuş ve 25/6/2013

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucular tarafından

Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Mersin ili Mut ilçesi

Fakırca Köyü Bük mevkiinde kain 31 ve 32 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin

olarak başvurucuların murisi tarafından 23/3/1960

havale tarihli dilekçe ile el atmanın önlenmesi ve tazminat davası açılmıştır.

9. İlgili yargı çevresinde

Kadastro Mahkemesi kurulması nedeniyle Mut Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 30/12/1975 tarih ve E.1960/114, K.1975/362 görevsizlik

kararı üzerine dosyanın Mut Kadastro Mahkemesinin E.1976/46 sırasına kaydı

yapılmış, Kadastro Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda verilen

23/6/1981 tarihli karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 27/9/1983 tarih ve

E.1983/9133, K.1983/13506 sayılı ilamı ile bozulmuştur.

10. Mut Kadastro Mahkemesince

bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde verilen 31/2/2002

tarih ve E.1984/19, K.2002/9 sayılı karar, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin

30/3/2004 tarih ve E.2004/575, K.2004/1189 sayılı ilamı ile ikinci defa

bozulmuştur.

11. Mut Kadastro Mahkemesince

ikinci bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde verilen 18/5/2012 tarih ve E.2006/137, K.2012/171 sayılı karar

temyiz edilmiş olup, dosya 6/11/2013 tarihinde Yargıtay 16. Hukuk Dairesi

Başkanlığına gönderilmiş olmakla, dava halen temyiz mercii önünde derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

12. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

13. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı

Kadastro Kanunu’nun “Genel

olarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Kadastro

mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya

şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve

ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri

davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya

kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek

üzerine veraset belgesi de verebilir.”

14. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”

kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastro

müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastro

tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında dava

dosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ile

uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili

dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara

Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.”

15. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar

başlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma

yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncu

madde hükmünce işi karara bağlar.

…

Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyan

hallerde basit yargılama usulü uygulanır.

Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”

16. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin

takdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Kadastro

tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçe

gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim,

kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasında

çelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri

tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.

Kadastro

komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen

dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının

dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak

taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.

Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit

edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı

verilir.”

17. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun

yollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro mahkemesi

kararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.”

18. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro

harcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının

son cümlesi şöyledir:

“Bu Kanun gereğince

resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler,

ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten

karşılanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 5/15/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların

2013/1115 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

20. Başvurucular, murislerinden

intikal eden taşınmaza ilişkin olarak Mut Kadastro Mahkemesinin E.2006/137 sayılı

dosyasında yürütülen yargılamanın elli üç yıldır devam ettiğini ve taşınmazın

mülkiyetine sahip olunup olunamayacağına ilişkin belirsizlik duygusuyla yaşamak

durumunda kaldıklarını, bu kapsamda yargılamanın makul sürede tamamlanmayarak

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucular Hürüye Isbaha ve Hatice İnce

Yönünden

21. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

22. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.”

23. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle

güncel, kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

24. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu

protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini

iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı

tanınmıştır. Ancak, 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası

gereğince, sadece ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından bireysel

başvuruda bulunulabilecektir.

25. Anayasa ve 6216 sayılı

Kanun’un anılan hükümleri gözetildiğinde, bireysel başvuruda bulunacakların,

başvuru konusu yaptığı kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya

kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur

arasında şahsi ve özel bir bağ bulunması gerekir (Başvuru No:2012/95, 25/12/2012,§ 21 ).

26. Başvurucular Hürüye Isbaha ve Hatice İnce

tarafından, başvuruya konu Mut Kadastro Mahkemesinin E.2006/137 sayılı

dosyasında yürütülen yargılamanın murislerinden intikalen

takip etmekte oldukları bir yargılama olduğu beyan edilerek, makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülmektedir. Başvuruculardan

Hürüye Isbaha’nın Mut

Kadastro Mahkemesinin E.2006/137 sayılı dosyası kapsamında tanzim edilen

gerekçeli kararın on üçüncü sırasında davacı olarak gösterilen Ali Isbaha’nın kızı olduğu ve bu rabıtanın başvuru formuna ekli

nüfus cüzdan sureti ile tevsik edildiği belirtilmekle beraber Hürüye Isbaha’nın, E.2006/137

sayılı dosya davacısı Ali Isbaha’nın başvuru dosyası

kapsamında yer alan veraset ilamında mirasçılar hanesinde yer almadığı ve

dosyaya sunulan nüfus kayıt örneğinin baba hanesinde Ali isminin yer almasına

rağmen kızlık soyadı hanesinin Tufan olarak tanzim edildiği, ayrıca yargılama

evrakı kapsamında da belirtilen başvurucunun kimlik bilgisine ve taraf kaydına

rastlanılmadığı gibi, başvurucu tarafından iddia edilen mirasçılık rabıtasını

tevsik edecek başka herhangi bir kayıt da ibraz edilmediği anlaşılmaktadır.

Benzer şekilde başvuruculardan Hatice İnce’nin Mut Kadastro Mahkemesinin

E.2006/137 sayılı dosyası kapsamında tanzim edilen gerekçeli kararın yedinci

sırasında davacı olarak gösterilen Fatma Şimşek’in kızı olduğu ve bu ilişkinin

başvuru formuna ekli nüfus cüzdan sureti ile tevsik edildiği belirtilmekle

beraber, ilgili dosya davacısı Fatma Şimşek’in başvuru dosyası kapsamında yer

alan veraset ilamında Hatice İnce’nin, mirasçılar hanesinde yer almadığı ve

dosyaya sunulan nüfus kayıt örneğinin anne adı hanesinde başvurucunun iddiasına

aykırı olarak Havva isminin yer aldığı, ayrıca yargılama evrakı kapsamında da

belirtilen başvurucunun kimlik bilgisine ve taraf kaydına rastlanılmadığı gibi,

başvurucu tarafından iddia edilen mirasçılık rabıtasını tevsik edecek başka

herhangi bir kayıt da ibraz edilmediği görülmektedir.

27. Açıklanan nedenlerle, makul

sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri süren başvurucuların,

başvuru konusu yargılama dosyasında taraf veya müdahil sıfatı bulunmadığı, bu

açıdan başvuruya konu yapılan yargılama faaliyeti nedeniyle güncel ve kişisel

bir hakkının doğrudan etkilenmediği anlaşıldığından, başvurucular Hürüye Isbaha ve Hatice İnce’nin

başvurusunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Diğer Başvurucular Yönünden

28. Başvurucular, somut

başvuruya ilişkin olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamayı

sonlandırır nitelikte bir karar mevcut olmadığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) kararlarında da belirtildiği üzere makul sürede yargılama yapılmaması

iddiasına dayanan başvurular açısından başvuru yollarının tüketilmesi şartının

aranamayacağını, zira başvurunun esasen yargılamanın nihayete ulaştırılamaması

nedenine dayandığını belirtmişlerdir.

29. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme hususunda zaman

bakımından yetkisinin 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve eylemlere ilişkin başvuruları kapsadığı belirtilerek,

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihine kadar

başvuruya konu yargılamanın yaklaşık elli iki yıldır devam etmekte olduğunun ve

halen kanun yolu mahkemesi önünde derdest olduğunun kabul edilebilirlik

incelemesinde nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.

30. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

31. Anılan hüküm uyarınca

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012

tarihi olup, Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk

güvenliği ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenle Mahkeme, ancak bu tarihten sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilecektir.

32. Başvuru konusu dava, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den

önce açılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla,

başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

dâhilindedir.

33. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

34. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

35. Belirtilen hükümler

uyarınca, bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmektedir. (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 19, 20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26). Ancak, başvuru yollarının tüketilmesi ilkesinin mutlak şekilde

uygulanması temel hak ve özgürlüklerin etkin kullanımını ve korunmasını

engelleyecek olup, devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi

şartının aranması, makul sürede yargılama yapma yükümlülüğüne aykırı

davranılması nedeniyle meydana gelen sonuçları ortadan kaldırmayacağından, bu

durum başvuru yollarının tüketilmesi kuralının istisnalarından birini teşkil

etmektedir. Makul sürede yargılama yapma yükümlülüğünün yerine getirilmediği

iddiasını içeren başvurular açısından, yalnızca yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleştirilmesini temin eden, bir başka ifade ile yargılamanın

uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makul sürede yapılmaması

sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici nitelik taşıyan bir idari

veya yargısal başvuru yolunun var olması halinde, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce bu başvuru yolunun tüketilmesi şartı aranacaktır. Ancak

hukuk sistemimizde, belirtilen etkiye sahip etkin bir başvuru yolu bulunmadığı

anlaşıldığından, başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir

niteliktedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 27, 28).

36. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

37. Başvurucular, murislerinden

intikal eden taşınmaza ilişkin olarak Mut Kadastro Mahkemesinin 2006/137 esas

sayılı dosyasında yürütülen yargılamanın elli üç yıldır devam ettiğini ve

taşınmazın mülkiyetine sahip olunup olunamayacağına ilişkin belirsizlik

duygusuyla yaşamak durumunda kaldıklarını, bu kapsamda yargılamanın makul

sürede tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

38. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, makul süreye ilişkin değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012’den

sonraki sürenin nazara alınması, ancak bu tarihten önceki yargılama süresinin

de sürenin makul olma niteliği değerlendirilirken AİHM

içtihadına paralel olacak şekilde göz önünde bulundurulması ve sürenin makul

olup olmadığı hususunda AİHM tarafından geliştirilen kriterler de dikkate

alınmak suretiyle, başvuruya konu elli üç yılı aşkın yargılama süresinin makul

olup olmadığının tespit edilmesi yönünde beyanda bulunulduğu anlaşılmıştır.

39. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa

ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını

içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18)

40. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

41. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

42. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

43. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

44. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

45. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

46. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 41–45).

47. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

48. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

49. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iki adet taşınmaz hakkında genel yetkili mahkemelerde açılan

müdahalenin meni davasının kadastro tespit çalışmaları nedeniyle kadastro

mahkemesine devredildiği görülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 49).

50. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 23/3/1960

tarihidir.

51. Başvuruya konu dava,

başvurucuların miras bırakanlarından intikalle takip etmekte oldukları bir

uyuşmazlık olup, bu yönüyle makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate

alınacak sürenin başlangıç anı, mirasçıların yargılamaya katıldıkları an değil,

somut olayda muris açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç

anıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Cocchiarella/İtalya, B. No: 64886/01, 29/3/2006, § 113; Namlı

ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 51963/99, 23/5/2007, § 17-19; M. Ö./Türkiye, B. No:21136/95, 19/5/2005,

§ 25).

52. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilmekle beraber, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini belirleyen hükümlerin, olay ve

olguların meydana geldiği tarihi değil, hak ihlali oluşturan işlem ve eylemlere

karşı başvurulabilecek kanun yollarının tüketildiği, yani işlem veya kararın

kesinleştiği tarihi esas aldığı görülmektedir. Dolayısıyla, bir hak ihlali

iddiasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamına girip

girmediği noktasında dikkat edilecek husus, başvuruya konu işlem veya eylemin

meydana geliş tarihi değil, bu işlem veya eyleme karşı müracaat edilen kanun

yollarından sonra verilen kararın kesinleşme tarihidir. Bu çerçevede 23/9/2012 tarihinden önce açılmış ve bu tarih itibariyle

derdest olan davalarla ilgili olarak yapılan makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasını konu alan şikayetlerde dikkate alınacak süre,

belirtilen tarihten sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden

itibaren geçen süredir. Dolayısıyla, 23/9/2012

tarihinde derdest olmak şartıyla uyuşmazlığın başladığı tarihten, sona erdiği

veya halen devam ediyorsa Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu karara bağladığı

tarihe kadar geçen süre dikkate alınacaktır. Başvuru konusu yargılamanın,

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcını teşkil eden 23/9/2012 tarihinden önce başlamış olduğu, başvuru tarihi

itibarıyla yaklaşık elli üç yıllık bir süredir devam ettiği ve belirtilen tarih

itibarıyla halen derdest olduğu anlaşılmakla, somut başvuruya ilişkin olarak

yapılacak makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak sürenin başlangıcı,

davanın ikame edildiği tarih olan 23/3/1960 tarihidir (B. No: 2012/13, § 51,

2/7/2013).

53. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, § 52, 2/7/2013).

54. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta iki adet taşınmaza

ilişkin müdahalenin meni ve kesilmek suretiyle müdahale edilen ağaç

bedellerinin tazmini talebine ilişkin olduğu, Mut Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.1960/114 sırasına kaydı yapılan davanın 23/3/1960

tarihli tensip zaptı sonrasında yetmişi aşkın duruşma yapıldığı, yargılama

sürecinde müteaddit defa müzekkere masraflarının ikmali ve muhtelif konularda

beyanda bulunulması hususunda taraflara kesin olmayan nitelikte süreler

verildiği, birçok defa dosyanın kapsamlı olmasından bahisle tetkike alındığı ve

on beş yılı aşkın süre hükme bağlanmayan yargılamanın 4/11/1975 tarihli

celsesinde taraf vekillerince dava konusu taşınmazlara ilişkin kadastro tespit

tutanağı düzenlendiğinin beyan edilmesi üzerine, belirtilen hususun tetkiki

sonrasında Mahkemenin 30/12/1975 tarih ve E.1960/114, K.1975/362 sayılı

kararıyla Kadastro Mahkemesi lehine görevsizlik kararı verildiği

anlaşılmaktadır.

55. Görevsizlik kararı

sonrasında Mut Tapulama Mahkemesinin E.1976/46 sırasına kaydı yapılan dosyaya

ilişkin olarak 1/7/1976 tarihinde tanzim edilen tensip

zaptı sonrasında otuz yedi duruşma yapıldığı, belirtilen esas üzerinde

yürütülen yargılama sürecinde ilgili yargılama evrakının çeşitli kurumlardan

kısım kısım talep edildiği, taraf vekili

mazeretlerinin müteaddit defa kabul edilerek yargılamanın tehir edildiği, yine

bir çok defa taraf vekillerine vekaletname ibrazı ve taraflara vekil tayin

etmek üzere kesin mahiyette olmayan süreler verildiği, benzer şekilde taraflara

dosya kapsamındaki evrakı incelemek ve dosya hakkında beyanda bulunmak üzere

süreler verildiği, 11/6/1981 tarihinde icra edilmesine karar verilen keşif için

masraf yatırılmadığı belirtilerek 23/6/1981 tarihli celsede dava konusu

taşınmazların tespitine yapılan itirazın reddedilerek taşınmazların hazine

adına tesciline karar verildiği görülmektedir.

56. 15/7/1982 tarihinde temyiz

incelemesi için Yargıtaya gönderilen dava dosyası

8/12/1982 tarihinde evrak eksikliği nedeniyle geri çevrilmiş, ilgili hususun

ikmali üzerine temyizen incelenen ilk derece

Mahkemesi kararı, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 29/7/1983 tarih ve E.1983/9133,

K.1983/13506 sayılı kararı ile, Mut Asliye Hukuk

Mahkemesince verilen 30/12/1975 tarih ve E.1960/114, K.1975/362 sayılı

görevsizlik kararının davanın taraflarına tebliğ edilerek

kesinleştirilmediğinden bahisle bozulmuştur.

57. Bozma kararı sonrası Mut

Kadastro Mahkemesinin E.1984/19 sırasına kaydı yapılan dosyanın 8/3/1984 tarihli tensip zaptı sonrasında, bozma ilamı

doğrultusunda Mut Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının

kesinleştirilmesi ve tebligat işlemlerinin yapıldığı ve belirtilen hususların

ikmal edildiği 27/12/1985 tarihli celsede keşif ara kararı verildiği,

belirtilen keşif ara kararının icra edilmemesinin ardından verilen yirmi dört

keşif ara kararının da icra edilmediği, ilk keşif ara kararından yaklaşık altı

yıl yedi ay sonra 21/7/1992 tarihinde keşfin icra edildiği, ancak yapılan keşifte

dava konusu taşınmazların yerinin belirlenemediğinden bahisle yeniden keşif

icrası hususunda verilen dört ara kararın da yerine getirilmediği, 23/9/1993

tarihinde dava konusu taşınmazlarda yeniden keşif icra edildiği, ancak yapılan

keşifte dinlenilen mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarıyla tespit

bilirkişilerinin beyanları arasında çelişki bulunduğundan bahisle 4/4/1995

tarihli celsede yeniden keşif ara kararı verildiği, verilen on sekiz keşif ara

kararının yerine getirilmemesi akabinde ve 4/4/1995 tarihli celseden yaklaşık

üç yıl bir ay sonra 4/5/1998 tarihinde dava konusu taşınmazlarda yeniden keşif

yapıldığı, yapılan keşif sonrasında bir kısım komşu taşınmaza ait tespit

tutanakları ve dayanak kayıtlarının talep edilmesi akabinde 3/12/1998 tarihli celsede

davaya konu taşınmazların sınırında eylemli durumda Göksu ırmağının yer aldığı

ve daha önce yapılan keşiflerde jeolog bilirkişi marifetiyle Kıyı Kanununa göre

gerekli araştırmanın yapılmadığı belirtilerek yeniden keşif icrasına karar

verildiği, verilen on altı adet keşif ara kararının yerine getirilmediği iki

yıl dokuz aylık zaman dilimini takiben 14/9/2001 tarihinde keşfin icra edildiği

anlaşılmaktadır. Belirtilen hususların yanı sıra, birçok defa dosyanın tetkike

alındığı, keşiflerin icra edilmediği süreçlerde taraf vekili mazeretlerinin

kabul edildiği ve yapılan keşifler sonucu ibraz edilmeyen bilirkişi raporları

akıbetlerinin beklenildiği tespit edilen yargılama neticesinde Mahkemenin 31/2/2002 tarih ve E.1984/19, K.2002/9 sayılı kararıyla dava

konusu taşınmazlardan 32 parsel sayılı taşınmaz ile 31 parsel sayılı taşınmazın

bilirkişi raporlarında belirtilen iki ayrı bölümünün başvurucular murisleri

adına, 31 parsel sayılı taşınmazın bakiye kısmının ise hazine adına tesciline

karar verilmiştir.

58. İlk derece Mahkemesi kararı 21/2/2002 tarihinde temyiz edilmiş, taraflara tebligat

yapılması işlemlerinin tamamlanması akabinde 20/2/2004 tarihinde temyiz

incelemesi için Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Başkanlığına gönderilmiştir. Yargıtay

7. Hukuk Dairesinin 30/3/2004 tarih ve E.2004/575, K.2004/1189 sayılı kararı ile, Mut Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı ile

aktarılan E.1960/114 sayılı dosyasında taraf sıfatı bulunan şahısların

E.1984/19 sayılı dosya kapsamında da taraf olmaları gerektiğinden bahisle ilk

derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

59. Bozma ilamı sonrasında Mut

Kadastro Mahkemesinin E.2006/137 sırasına kaydı yapılan davanın 25/4/2006 tarihli tensip zaptı sonrasında 28/3/2012 tarihli

celseye kadar toplam otuz iki duruşma yapıldığı ve bozma ilamı nazara alınarak

taraf teşkili sağlanmaya çalışıldığı, bu süreçte bir çok defa taraf vekili

mazeretlerinin kabul olunduğu ve dosyanın müteaddit defa tetkike alındığı,

taraf teşkilinin tamamlanmasının akabinde dosyanın kapsamlı olduğu belirtilerek

incelemeye alındığı celse sonrasında, Mahkemenin 28/3/2012 tarih ve E.2006/137,

K.2012/171 sayılı kararı ile bir önceki karar doğrultusunda hüküm kurulduğu ve

karar temyiz edilmekle 6/11/2013 tarihinde Yargıtay 16. Hukuk Dairesi Başkanlığına

gönderilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

60. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, özellikle bir takım yargılama evrakının ilgili kurumlardan

kısım kısım talep edildiği, ara karar gereklerinin

yerine getirilmediği muhtelif celselerde taraf vekillerinin mazeretlerinin

kabulüne dair karar tesisi ile yetinildiği, celse harcı tayini gibi usuli imkanların yargılama

makamlarınca kullanılmadığı, bazı usuli işlemlerin

ikmali veya dosya hakkında beyanda bulunmak üzere taraflara ve taraf

vekillerine defalarca kesin olmayan mahiyette süreler verilerek başka usuli işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. 3402

sayılı Kanun’da açıkça; ilgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro

tutanakları ile uyuşmazlığın çözülmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer

bilgilerin ilgili dairelerden getirtileceği, hâkimin duruşma gününü taraflara

resen tebliğ edeceği, kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma

yapılacağı ve taraflardan hiç birinin gelmemesi durumunda dahi dosya işlemden kaldırılmayarak,

toplanması mümkün olan delillerin incelenmesi suretiyle uyuşmazlığın karara

bağlanacağı, kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli

mahkemelerden devredilen dosyaların içeriğinden malik tespiti yapılamadığı veya

dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı

takdirde, hâkimin resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın

kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlü olduğu, taşınmaz malın

ölü bir şahsa ait olduğunun anlaşılması ve mirasçılarının da tespit edilememesi

durumunda ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı

verileceği, kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklar çözümlenebileceği

gibi, istek üzerine veraset belgesi de verilebileceği ve 3402 sayılı Kanun

gereğince resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri

giderlerin, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan

ödenekten karşılanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 30. maddesi

uyarınca, hâkimin resen delil toplama ve davanın esasıyla ilgili karar almak

için bunları inceleme yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca anılan Kanun’un 32. maddesi

hükmüne göre kadastro mahkemesi kararlarının resen taraflara tebliğ edilmesi

imkânı vardır. Esasen Devletin tapu kayıtlarının tutulmasındaki sorumluluğunun

bir gereği olan bu hükümlerin, kadastro mahkemesinde görülen yargılamalara

ilişkin birçok usuli işlemin resen yapılmasını

öngörmekle, aynı zamanda yargılamanın mümkün olduğunca kısa bir süre içerisinde

gerçekleştirilmesi amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır.

61. Belirtilen hükümlere rağmen,

Mahkemece defalarca taraf vekillerine tebligat ve keşif masraflarının ikmali,

davaya dâhil edilmesi gereken şahısların adres tespiti ve yargılama sırasında

vefat ettiği anlaşılan tarafların veraset ilamlarının dosyaya ibraz edilmesi

hususunda süreler verildiği, verilen yaklaşık altmış keşif ara kararının

müracaat yokluğu, mahkemenin keşif ve duruşmalarının yoğun olması ile keşif

masrafının ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği, Mahkemenin

veraset ilamı tanzim yetkisi bulunmasına rağmen vefat eden dava taraflarına ait

veraset ilamlarının ibrazı hususunda taraf vekillerine mehil verildiği ve bu

uygulamanın davada yer alan taraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın

uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

62. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yargılamanın iki adet taşınmazın malikinin

belirlenmesine ilişkin bir uyuşmazlık olduğu, davanın taraflarında yüzü aşkın

kişinin bulunduğu, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf

olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini

gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama

sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı

değerlendirildiğinde, özelikle büyük bir bölümü Kadastro Mahkemesinde geçen

yargılama sürecinde, Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayı

hızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilen

ara kararların birçoğunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekilde süreler

verilerek, yapılması gereken işlemlerin müracaat yokluğu ve masraf ikmal

edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği, bunun yanı sıra muhtelif defa

dosyanın tetkike alındığı anlaşılmaktadır.

63. 3402 sayılı Kanun’da yer

alan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulama

alanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu

alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

64. Özellikle büyük bir bölümü

Kadastro Mahkemesinde geçen somut yargılama açısından dava malzemesinin

taraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,

yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün daha

dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2012/12, § 58, 17/9/2013; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ümmühan Kaplan/Türkiye, B. No: 24240/07,

20/3/2012, § 22; Veli Uysal/Türkiye,

B. No: 57407/02, 4/3/2008; Namlı ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 51963/99, 23/5/2007; Nalbant/Türkiye, B. No: 61914/00, 10/8/2006).

65. Yargılama sürecinde

başvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve

davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul

edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli

imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu

bulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucular vekili de dahil

olmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri

sunulduğu görülmekle birlikte, yukarıda belirtilen özel usul hükümleri

nedeniyle başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi

olduğu tespit edilememiştir.

66. Davada yer alan kişi sayısı

ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği

başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya

bütün olarak bakıldığında söz konusu elli dört yıllık yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

67. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

68. Başvurucular, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle uğradıkları manevi zararın tazmini

için her bir başvurucu lehine 40.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini

talep etmişlerdir.

69. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucuların tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

70. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

71. Başvurucuların tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık elli dört yıllık yargılama süresi nazara

alındığında, başvurucuların yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle ve

başvurucuların yargılamayı murislerinden intikalle takip etmekte oldukları da

nazara alınarak, başvurucuların yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında, başvuruculardan Gülseren Gürdal’a 750,00 TL;

Musa Ali Yılmaz, Fatma Korkmaz, İlyas Uysal ve Cevriye Alparslan’a ayrı ayrı

1.750,00 TL; Raziye Orçun, Ahmet Ali Isbaha ve Emine

Andaç’a ayrı ayrı 1.500,00 TL; Habibe Yalçın, Havva Köse, Ayşe Güler, Enver

Köse, Efrayim Köse ve Muhterem Şengül’e ayrı ayrı

500.00 TL; Mehmet Isbaha, Kadir Isbaha,

Turgut Isbaha, Havva Serbest, Fatma Demir, Elif

Orçun, Mehmet Yalçın, Ahmet Yalçın, İbrahim Yalçın, İlyas Yalçın, Mehmet Ali

Yalçın ve Meryem Işık’a ayrı ayrı 1.000,00 TL; Melek Özdil, Dilek Koç,Gülhan Koç, Ganimet Uysal,

Cennet Şimşek, Ata Şimşek ve Ali Şimşek’e ayrı ayrı 250,00 TL; Mehmet Koç, Iraz Uzun, Havva Yalçın ve Rukiye Koç’a ayrı ayrı 2.000,00

TL; Osman Uysal, Fatma Şengül, İbrahim Şimşek, Fatma İnce, Ümmü

Deliktaş, Meryem Yılmaz ve Emine Orçun’a ayrı ayrı 1.250,00 TLmanevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

72. Başvurucular tarafından ayrı

ayrı yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine ve belirtilen

başvuruculara 2.640,00 TL vekâlet ücretinin müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

73. Başvuruya konu yargılamanın

yaklaşık elli dört yıl sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını

ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir

yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü

zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa

sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir

örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvuruculardan Hürüye Isbaha ve Hatice İnce’nin makul sürede yargılanma

haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının “kişi bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Başvurucular Gülseren Gürdal, Raziye Orçun, Fatma İnce, Elif

Orçun, Cevriye Alparslan, Mehmet Ali Yalçın, Iraz

Uzun, Habibe Yalçın, Turgut Isbaha, Meryem Işık,

Meryem Yılmaz, Rukiye KOÇ, Gülhan Koç, İlyas Uysal, Ali Şimşek, İlyas Yalçın, Efrayim Köse, Mehmet Koç, Muhterem Şengül, Ümmü Deliktaş, Havva Yalçın, Enver Köse, Havva Köse,

Ganimet Uysal, Ahmet Yalçın, Fatma Demir, İbrahim Şimşek, Mehmet Isbaha, Osman Uysal, Dilek Koç, İbrahim Yalçın, Havva

Serbest, Ata Şimşek, Ayşe Güler, Melek Özdil, Cennet Şimşek, Fatma Korkmaz,

Fatma Şengül, Musa Ali Yılmaz, Emine Orçun, Kadir Isbaha,

Mehmet Yalçın, Emine Andaç ve Ahmet Ali Isbaha’nın

makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvuruculardan Gülseren Gürdal’a 750,00 TL; Musa Ali Yılmaz,

Fatma Korkmaz, İlyas Uysal ve Cevriye Alparslan’a ayrı ayrı 1.750,00 TL; Raziye

Orçun, Ahmet Ali Isbaha ve Emine Andaç’a ayrı ayrı

1.500,00 TL; Habibe Yalçın, Havva Köse, Ayşe Güler, Enver Köse, Efrayim Köse ve Muhterem Şengül’e ayrı ayrı 500.00 TL;

Mehmet Isbaha, Kadir Isbaha,

Turgut Isbaha, Havva Serbest, Fatma Demir, Elif

Orçun, Mehmet Yalçın, Ahmet Yalçın, İbrahim Yalçın, İlyas Yalçın, Mehmet Ali

Yalçın ve Meryem Işık’a ayrı ayrı 1.000,00 TL; Melek Özdil, Dilek Koç,Gülhan Koç, Ganimet Uysal,

Cennet Şimşek, Ata Şimşek ve Ali Şimşek’e ayrı ayrı 250,00 TL; Mehmet Koç, Iraz Uzun, Havva Yalçın ve Rukiye Koç ayrı ayrı 2.000,00

TL; Osman Uysal, Fatma Şengül, İbrahim Şimşek, Fatma İnce, Ümmü

Deliktaş, Meryem Yılmaz ve Emine Orçun’a ayrı ayrı 1.250,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE,

E. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

F. Başvurucular Gülseren Gürdal, Raziye Orçun, Fatma İnce, Elif

Orçun, Cevriye Alparslan, Mehmet Ali Yalçın, Iraz

Uzun, Habibe Yalçın, Turgut Isbaha, Meryem Işık,

Meryem Yılmaz, Rukiye KOÇ, Gülhan Koç, İlyas Uysal, Ali Şimşek, İlyas Yalçın, Efrayim Köse, Mehmet Koç, Muhterem Şengül, Ümmü Deliktaş, Havva Yalçın, Enver Köse, Havva Köse, Ganimet

Uysal, Ahmet Yalçın, Fatma Demir, İbrahim Şimşek, Mehmet Isbaha,

Osman Uysal, Dilek Koç, İbrahim Yalçın, Havva Serbest, Ata Şimşek, Ayşe Güler,

Melek Özdil, Cennet Şimşek, Fatma Korkmaz, Fatma Şengül, Musa Ali Yılmaz, Emine

Orçun, Kadir Isbaha, Mehmet Yalçın, Emine Andaç,

Ahmet Ali Isbaha tarafından ayrı ayrı yapılan 198,35

TL harçtan oluşan yargılama giderinin ayrı ayrı BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE ve

belirtilen başvuruculara 2.640,00 TL vekâlet ücretinin müştereken ödenmesine,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

H. Başvurucular Hürüye Isbaha ve Hatice İnce tarafından yapılan yargılama

giderlerinin, belirtilen başvurucular üzerinde bırakılmasına,

İ. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

5/12/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Mehmet ERTEN Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Zühtü ARSLAN Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucular : Gülseren Gürdal Raziye Orçun Fatma İnce Elif Orçun Cevriye Alparslan Mehmet Ali Yalçın Iraz Uzun Habibe Yalçın Turgut Isbaha Meryem Işık Meryem Yılmaz Rukiye KOÇ Gülhan Koç İlyas Uysal Ali Şimşek İlyas Yalçın Efrayim Köse Mehmet Koç Muhterem Şengül Hürüye Isbaha Ümmü Deliktaş Havva Yalçın Enver Köse Havva Köse Ganimet Uysal Ahmet Yalçın Fatma Demir İbrahim Şimşek Mehmet Isbaha Osman Uysal Dilek Koç İbrahim Yalçın Havva Serbest Ata Şimşek Ayşe Güler Melek Özdil Cennet Şimşek Fatma Korkmaz Fatma Şengül Musa Ali Yılmaz Emine Orçun Hatice İnce Kadir Isbaha Mehmet Yalçın Emine Andaç Ahmet Ali Isbaha Vekili : Av. Erhan Bora

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1115, 5 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 57407/02, 4/3/2008; Namlı ve
  16. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1115
Tarih
5 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • Mustafa Ali Balbay Başvurusu (B. No: 2012/1272)
  • Ercan Kanar Başvurusu (B. No: 2013/533)
  • Soner Şengüller Başvurusu (B. No: 2012/899)
  • Serap Çelik ve Aktuğ Çelik Başvurusu (B. No: 2013/2168)
  • Yüksel Hançer Başvurusu (B. No: 2013/2116)
  • Gülser Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/9894)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.