İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yüksel Hançer Başvurusu (B. No: 2013/2116)

1. Başvurucu 1997 tarihinde

Başvuru No2013/2116Tarih23 Ocak 2014Okuma17 dk · 3.334 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yüksel Hançer Başvurusu

Karar tarihi
23 Ocak 2014
Başvuru Numarası
2013/2116
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.334 kelime·17 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu 1997 tarihinde

açmış olduğu şuf’a davasının yaklaşık on yedi yıl

sonra karara bağlandığını ve yargılama makamına sunduğu dilekçelerin dikkate

alınmadığını, bu nedenle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespiti ile uğradığı zararın tazminine karar

verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 13/3/2013

tarihinde Çanakkale 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtası ile yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölümün İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 7/11/2013 tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular

ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet

Bakanlığının 10/12/2013 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu tarafından 3/1/1997 tarihinde, Çanakkale ili Gelibolu ilçesi Sütlüce

Köyü Balıkçı Damı mevkiinde kain 631 ve 632 parsel sayılı taşınmazlardaki ¼

hissenin tapusunun şufa hakkına istinaden iptali ile adına tapuya tescili

talebiyle dava açılmıştır.

8. Gelibolu Sulh Hukuk

Mahkemesinin E.1997/13 sırasına kaydı yapılan davanın yargılaması neticesinde,

Mahkemenin 21/7/2008 tarih ve E.1997/13, K.2008/361 sayılı kararı ile, başvurucunun davasının reddine karar verilmiştir.

9. Karar temyiz edilmekle

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22/3/2012 ve E.2012/2722,

K.2012/3194 sayılı kararı ile onanmıştır.

10. Karar düzeltme talebi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25/12/2012 ve

E.2012/16268, K.2012/15777 sayılı kararı ile reddedilmiş olup, Yargıtay ilamı

13/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

11. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

12. Mahkemenin 23/1/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

13/3/2013 tarih ve 2013/2116 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

13. Başvurucu, 1997 tarihinde

açmış olduğu şuf’a davasının yaklaşık on yedi yıl

sonra karara bağlandığını, Mahkemece gerekli olmadığı halde başka bir dava

dosyasının bekletici mesele yapılması nedeniyle yargılama sürecinin uzadığını,

ayrıca yargılama makamına sunduğu dilekçelerin dikkate alınmadığını beyan

ederek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Adil Olmadığı

İddiası Yönünden

14. Başvurucu, yargılama

makamına sunduğu dilekçelerin dikkate alınmadığını ve bu suretle yargılama

sırasında ileri sürdüğü iddia ve delillerinin gerektiği gibi incelenmediğini

beyan ederek, yargılamanın adil olmadığını iddia etmiştir.

15. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

16. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir

mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir

temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

17. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul

edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak da

makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer

alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasanın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (B. No.2012/13, 2/7/2013,§

38).

18. Taraflar arasında

hakkaniyete uygun bir dengenin sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği

ilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar

arasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında

korunmasını ifade etmekte olup, bu usuli güvence

gereğince, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan

delilleri sunma imkânı tanınmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. De Haes ve Gijsels/Belgium, B.

No. 19983/92, 24/02/1997, § 58).

19. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,

B.No.10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamada

geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına

uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesi’nin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil

olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ışığında taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma

ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda,

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddiaları da yargılamanın

bütünü ışığında değerlendirilecektir.

20. Somut başvuru açısından,

başvurucunun muhtelif tarihli dilekçelerinde ileri sürdüğü bilgi, belge ve

delillerin ilgili kurumlardan temin edilerek tetkik edildiği, Mahkeme kararında

başvurucunun iddiasına konu satışın 1988 yılından önce yapılmış olduğu ve

üçüncü kişiye satışın yapıldığı belirtilen bu tarih itibarıyla başvurucunun

henüz kayıt maliki olmadığı ve bu nedenle dava hakkının bulunmadığı gerekçesine

dayanılarak davanın reddine karar verilmekle, bu kapsamda başvurucunun tanık

dinletme talebinin reddedildiği ve bu itibarla başvuru dosyası kapsamından

başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına, yargılamaya

etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu saptanmadığı

anlaşılmaktadır.

21. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun yargılamanın adil olmadığı yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul

Olmadığı İddiası Yönünden

22. Başvurucu, karar düzeltme

yoluna başvurulmakla kanun yollarının tüketildiğini beyan etmiştir.

23. Başvuru evrakı kapsamından,

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki başvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

24. Başvurucu, 1997 tarihinde

açmış olduğu şuf’a davasının yaklaşık on yedi yıl

sonra karara bağlandığını ve Mahkemece gerekli olmadığı halde başka bir dava

dosyasının bekletici mesele yapılması nedeniyle yargılama sürecinin uzadığını

belirterek, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18)

26. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

27. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

28. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

29. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 38).

30. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

31. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No.2012/13, 2/7/2013, § 40).

32. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B.

No.2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

33. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 46).

34. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

35. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iki adet taşınmaz hakkında görevli sulh hukuk mahkemesinde açılan şuf’a davasının söz konusu olduğu görülmekle, 4721 sayılı

Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (B. No. 2012/13, 2/7/2013, §

49).

36. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 3/1/1997

tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak

şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Somut başvuru açısından bu tarihin,

karar düzeltme talebinin Yargıtay 1. Hukuk Dairesince reddedildiği 25/12/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

37. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No. 2012/13,

2/7/2013, § 51).

38. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun iki adet taşınmaza ilişkin şuf’a davası olduğu, 3/1/1997

havale tarihli dava dilekçesi üzerine Gelibolu Sulh Hukuk Mahkemesinin

E.1997/13 sırasına kaydı yapılan davanın 10/1/1997 tarihli tensip zaptı

sonrasında, dört yıl üç ayı aşkın bir süre, dava konusu taşınmazların Gelibolu

Kadastro Mahkemesinin E.1987/8 sırasında davalı olduğu belirtilerek, ilgili

davanın sonucunun beklenildiği ve bu nedenle başvurucunun ihtiyati tedbir talebinin

reddedildiği, sonucu beklenilen Kadastro Mahkemesi dosyasının sonuçlandığının

tespit edilmesi üzerine, belirtilen dosyaya ilişkin yargılamanın yenilemesinin

talep edildiği tespit edilmekle, iki yıl süreyle bu talebe ilişkin olan

Gelibolu Kadastro Mahkemesinin E.2000/14 sayılı dosya sonucunun beklenildiği,

belirtilen davanın sonuçlanmasını müteakip ve başvurucu tarafından dava konusu

taşınmazları da konu alan muvazaa nedeniyle tapu iptal talepli bir dava

açıldığının belirtilmesi üzerine, Mahkemece Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.1982/653 sayılı dosyasının incelenmek üzere talep edildiği, yargılamanın

14/1/2003 tarihli celsesinde, Mahkemece Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.1982/653 sayılı dosyasının aynı Mahkemenin E.1990/427 sayılı dosyası ile

birleştirilmesine karar verildiği tespit edilmekle, E.1990/427 sayılı dosya

akıbetinin beklenilmesine karar verildiği ve belirtilen dava dosyası sonucunun

dört yıl yedi ayı aşkın süreyle beklenildiği, bu meyanda dosyanın taraflarca

takip edilmemesi nedeniyle bir defa işlemden kaldırılarak, başvurucunun

yenileme talebi üzerine yeniden işleme konulduğu görülmektedir. Gelibolu Asliye

Hukuk Mahkemesinin E.1990/427 sayılı dosyasının sonuçlandığının tespit

edilmesini müteakip, dosyanın iki celse tetkike alındığı ve 21/7/2008

tarihli celsede Mahkemece davanın reddine karar verildiği ve belirtilen tüm bu

yargılama sürecinde defalarca taraf mazeretlerinin kabul olunduğu

görülmektedir.

39. İlk derece mahkemesi kararı

temyiz edilmekle, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22/3/2012

ve E.2012/2722, K.2012/3194 sayılı kararı ile onandığı ve başvurucunun karar

düzeltme talebinin Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25/12/2012 ve E.2012/16268,

K.2012/15777 sayılı kararı ile reddedildiği anlaşılmaktadır.

40. İlgili yargılama dosyasının

incelenmesinden, muhtelif celselerde taraf mazeretlerinin kabulüne dair karar

tesisi ile yetinildiği, celse harcı tayini gibi usuli

imkânların yargılama makamlarınca kullanılmadığı ve muhtelif celselerde tetkike

alındığı görülmektedir. Ayrıca, toplamda dokuz yılı aşkın

süreyle Gelibolu Kadastro Mahkemesinin E.1987/8 ve E.2000/14 sayılı dosyaları

ile Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1990/427 sayılı dosyasının neticesinin

beklenildiği, ancak gerekçeli kararda, başvurucunun şuf’a

talebine konu satışın 1988 yılından önce yapılmış olduğu ve üçüncü kişiye

satışın yapıldığı belirtilen bu tarih itibarıyla başvurucunun henüz kayıt

maliki olmadığı ve bu nedenle dava hakkının bulunmadığı gerekçesine dayanılarak

davanın reddine karar verildiği anlaşılmakla, belirtilen dosya sonuçlarının

beklenilmesi için geçirilen dokuz yılı aşkın yargılama periyodunun, üzerinde

durulması gereken en önemli süreç ve yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir

etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

41. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yargılamanın iki adet taşınmaza ilişkin şuf’a davası olduğu, yargılamanın özellikle taşınmazın

aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi

usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip

olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikme periyotları

ayrı ayrı değerlendirildiğinde, özelikle hüküm sonucunu etkilemediği anlaşılan

dava dosyası sonuçlarının uzun süre beklenildiği, usuli

müeyyideler kullanılmaksızın taraf mazeretlerinin defalarca kabul edildiği,

bunun yanı sıra muhtelif defa dosyanın tetkike alındığı anlaşılmaktadır.

42. Medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların

makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

43. Yargılama sürecinde

başvurucuların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural

olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de,

yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları

kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu

kapsamda, başvurucu da dâhil olmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde

mazeret dilekçeleri sunulduğu ve dosyanın bir defa takipsiz bırakılmak

suretiyle işlemden kaldırılmasına neden olunduğu görülmekle birlikte, dosyanın

işlemden kaldırılmasını müteakip altı gün sonra yenileme dilekçesi sunmuş olan

başvurucunun tutumunun, yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu

tespit edilememiştir.

44. Davanın mahiyeti nedeniyle

icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında söz konusu

yaklaşık on altı yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Nuri

NECİPOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

46. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması ve adil olmaması nedeniyle 100.000,00 TL

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

47. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

48. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on altı yıllık yargılama süresi nazara

alındığında, başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya takdiren 13.950,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

49. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

OYBİRLİĞİYLE,

B. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, Nuri NECİPOĞLU’nun

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuya 13.950,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, Nuri NECİPOĞLU’nun karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

E. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

OYBİRLİĞİYLE,

F. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OYBİRLİĞİYLE,

23/1/2014 tarihinde karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Başvurucu

1997 tarihinde açmış olduğu şuf’a davasının yaklaşık

on yedi yıl sonra karara bağlandığını ve yargılama makamına sunduğu dilekçenin

dikkate alınmadığını, gerekli olmadığı halde başka bir dava dosyasının

bekletici mesele yapılması nedeniyle yargılama sürecinin uzatıldığını ileri

sürerek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

Başvurucu

hakkında, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının

“kabul edilebilir” olduğuna, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

makul sürede “yargılanma hakkının ihlal edildiğine”, “manevi tazminat” ile

“yargılama giderleri”nin ödenmesine karar

verilmiştir.

22.11.2001

tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “önalım hakkı sahibi” başlıklı 732.

maddesinde, “Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen

veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar önalım hakkını

kullanabilirler.” “Kullanma yasağı, feragat ve hak düşürücü süre” başlıklı 733.

ve 734. maddelerinde, önalım nasıl kullanılacağı ve şekil şartları

belirtildiği, 733/4 maddesinde açıkça,”önalım hakkı,

satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın

üzerinden iki yıl geçmekle düşer.” denilmektedir.

Başvurucu

3.1.1997 tarihinde Çanakkale ili Gelibolu ilçesi Sütlüce Köyü Balıkçı Damı

mevkiinde kain 631 ve 632 parsel sayılı

taşınmazlardaki ¼ hissenin tapusunun şufa hakkına istinaden iptali ile adına

tapuya tescil talebiyle dava açmıştır.

Başvurucunun

muhtelif tarihli dilekçelerinde ileri sürdüğü bilgi, belge ve delillerin ilgili

kurumlardan temin edilerek tetkik edildiği, Mahkemece başvurucunun iddiasına

konu satışın 1988 yılından önce yapılmış olduğu ve üçüncü kişiye satışın

yapıldığı belirtilen bu tarih itibariyle başvurucunun henüz kayıt maliki

olmadığı ve bu nedenle dava hakkının bulunmadığı gerekçesine dayanılarak

davanın reddine karar verilmiştir.

Halen

yürürlükte olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 732. maddesine göre şuf’a (önalım) hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği

tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle

düşmektedir. Bu süreler hak düşümü süresidir.

4721

sayılı kanun öncesinde şuf’a hakkı konusunda

22.11.2001 tarihine kadar yürürlükte olan 743 sayılı Türk Medeni Kanununun şuf’a davalarına ilişkin MK 658 ve 659. maddeleri

uygulanmakta idi. Kanuni şuf’a hakkını düzenleyen MK

659. maddesinde sükutu hak süresi ile ilgili bir

açıklama bulunmamaktaydı. Ancak şuf’a davasında sükutu hak süresi 26.12.1951 tarih ve 1/6 sayılı YİBK ve MK’nın 658/son maddesine göre bir ay, şuf’a

hakkının gerek doğrudan ve gerekse dava olarak kullanılma süresi, hakka konu

yapılacak payın, satış tarihinden itibaren on yıl olarak belirtilmiştir. Somut

başvuru açısından 22.11.2011 tarihine kadar yürürlükte olan 743 sayılı Türk Medeni

Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira,

başvurucunun iddiasına konu satış 1988 yılından önce yapılmıştır.

Şuf’a (önalım)

davalarında davacı olacak kişi veya kişilerin her şeyden önce, önalım hakkının

kullanılacağı taşınmazın maliki olması gerekir (taşınmazın paydaşı). Taşınmazın

hukuken maliki sıfatını almamış bir kişinin dava açma hak ve yetkisi

bulunmamaktadır. Bir taşınmazda bir kişinin malik olup olmadığını belirleyecek

en önemli ve kesin kıstas, taşınmazın yazılı olduğu tapu sicilidir. Bu nedenle,

şuf’a davalarında bu konuda çıkacak sorunun

giderilmesinde esas alınacak delil tapu sicili olacaktır.

Başvurucunun

iddiasına konu satışın 1988 yılından önce yapılması ve üçüncü kişiye satışın

yapıldığı belirtilen bu tarih itibariyle başvurucunun henüz kayıt maliki

olmaması ve dolayısıyla dava açma hak ve yetkisinin bulunmaması dikkate

alındığında, hukuki işlemin yapıldığı tarihten (1988) çok sonra 3.1.1997

tarihinde açılmış bir davada hak sahibi olduğunu ileri sürerek dava yoluyla bir

hak elde etmesi mümkün bulunmamaktadır.

Aksi

takdirde dava hakkı bulunmamasına rağmen, davacı olarak bir kısım kişilere

karşı dava açılması halinde, söz konusu dava ya da davaların yargılama

sırasında şu ya da bu nedenle uzaması ya da uzatılması gerekçesiyle yargılama

süresinin makul olmadığı iddiası ileri sürüldüğünde hak ihlalinin

gerçekleşeceği sonucuna varılır ki, hukuk sistemi buna izin vermemektedir. Diğer bir ifadeyle dava

hakkı bulunmayan kişiler hakkında yapılacak uzun yargılamalarda makul sürede

yargılanmadığı ileri sürülerek hak ihlali iddiasının hukuki zeminde

bulunduğunun kabulü, bir şekilde davada taraf olanlara haksız, adil olmayan

hukuka aykırı iddiaların ileri sürülmesi gibi bir durum yaratılacaktır.

Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması,

öncelikle tarafların dava açma hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının

belirlenmesiyle olur. Hukuk, hiçbir zaman kötü niyetli kişilere ve hukuk dışı

faaliyetlere izin vermemektedir. Dolayısıyla dava hakkı olmayan kişilerce

yapılan yargılamaya dayanılarak yargılama sürecinin makul olmadığı iddiasının

ileri sürülmesinin mümkün olmaması gerekir. Çünkü davacının dava hakkı

bulunmamaktadır. Buna dayanılarak yapılacak hak ihlali iddiası hukuki temelden

yoksun olacaktır. Aksine bu tür iddiaların gerçek hak sahibinin hakkını elde

etmesini engellemesi, kimi makamlarının ve mahkemelerin asılsız ve dayanaksız

iddia ve taleplerle oyalanması şeklindeki kötü niyetle davranışın söz konusu

olduğu göz ardı edilmemelidir.

Dava

açma hak ve yetkisi olmayan, satışın yapıldığı tarihte kayıt maliki bulunmayan

başvurucunun, yargılama süresinin makul olmadığı iddiasının belirtilen

nedenlerle kabulü mümkün değildir. Bu nedenlerle çoğunluğun kararına

katılamadım.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Mehmet

ERTEN

Zehra

Ayla PERKTAŞ

Burhan

ÜSTÜN

Nuri

NECİPOĞLU

Raportör

:

Şebnem

NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucu

:

Yüksel

HANÇER

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2116, 23 Ocak 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında adil yargılanma
  16. B. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
  17. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Muhalefet Şerhi
  19. Erten
  20. Üstün
  21. Necipoğlu
  22. Nebioğlu Öner
  23. Hançer
  24. Necipoğlu
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2116
Tarih
23 Ocak 2014

İlgili Kararlar

  • Gülser Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/9894)
  • Mehmet Çetiner ve Süleyman Çetiner Başvurusu (B. No: 2013/4687)
  • Nezir Çetin ve Ahmet Çetin Başvurusu (B. No: 2013/2588)
  • Ayla Dündar Başvurusu (B. No: 2013/6047)
  • Nafi Tahmaz Başvurusu (B. No: 2012/1040)
  • Esat Rennan Pekünlü Başvurusu (B. No: 2013/6401)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.