İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yasemin Ekşi Başvurusu (B. No: 2013/5486)

1. Başvurucu, Tuzla Belediyesinde işçi olarak çalışırken

Başvuru No2013/5486Tarih4 Aralık 2013Okuma23 dk · 4.678 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yasemin Ekşi Başvurusu

Karar tarihi
4 Aralık 2013
Başvuru Numarası
2013/5486
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.678 kelime·23 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Tuzla Belediyesinde işçi olarak çalışırken

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına nakledildiğini, anılan Bakanlıkta

çalıştığı dönemde maaş ve diğer alacaklarının eksik ödendiğini, Kadıköy 3. İş

Mahkemesinde açtığı alacak davasının reddedildiğini belirterek, anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/7/2013 tarihinde Bakırköy 3. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 2/12/2013 tarihinde,

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu Orhanlı

Belediyesinde çalışırken, anılan Belediyenin 6/3/2008 tarih ve 5747 sayılı

Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun gereği kapanmasından sonra Tuzla Belediyesine

nakledilmiş, Tuzla Belediyesinde çalıştığı sırada ihtiyaç fazlası personel

olarak 25/11/2010 tarihinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı olarak

İstanbul Tarım İl Müdürlüğüne nakli yapılmıştır.

6. Başvurucunun Tuzla

Belediyesinde çalıştığı dönemde, anılan Belediye ile Hizmet-İş Sendikası

arasında 1/3/2010 ilâ 29/2/2012 tarihleri arasındaki dönem için düzenlenen

toplu iş sözleşmesi başvurucu hakkında uygulanmıştır.

7. Başvurucu, Gıda Tarım ve

Hayvancılık Bakanlığına naklinden sonra, 9/12/2010 tarihinde Tarım-İş

Sendikasına üye olmuş ve anılan Sendika ile Bakanlık arasında 1/1/2011 ilâ

31/12/2012 tarihlerini kapsayan dönem için düzenlenen toplu iş sözleşmesi

hükümleri başvurucuya uygulanmıştır.

8. Başvurucu, 22/11/2011

tarihinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı aleyhine Kadıköy 3. İş

Mahkemesinde açtığı alacak davasında, Tuzla Belediyesinde 1/3/2010 ilâ

29/2/2012 tarihleri arasında geçerli olan toplu iş sözleşmesi ile davalı

işyerinde 1/1/2011 ilâ 31/12/2012 tarihleri arasında geçerli olan toplu iş

sözleşmesi hükümlerinden yararlanması gerektiği halde, 1/3/2010 ilâ 29/2/2012

tarihleri arasında geçerli olan toplu iş sözleşmesi hükümlerinin

uygulanmadığını, 2011 yılı Kasım ayından itibaren ücretlerinin eksik ödendiğini

ileri sürerek ücret alacağı, sosyal yardım alacağı, bayram harçlığı alacağı,

gıda ve giyim yardımı alacağı ile izin harçlığı alacağının tahsilini talep

etmiştir.

9. Mahkemece, 12/12/2012 tarih

ve E.2011/960, K.2012/1087 sayılı kararla, başvurucunun Tuzla Belediyesinde

çalıştığı dönemde Hizmet-İş Sendikasına üye olduğu, Tuzla Belediyesinden, Gıda

Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına naklinden sonra 9/12/2010 tarihinde Tarım-İş

Sendikasına üye olduğu, yeni sendikaya üye olunurken iradeyi sakatlayan bir

durum bulunmadığı, başvurucuya, 1/1/2011 tarihinde yürürlüğe giren Tarım-İş

Sendikası ile yapılan toplu iş sözleşmesine kadar önceki sendikal haklarının

uygulandığı, bu tarihten itibaren yeni toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yaralandırıldığı, toplu iş sözleşmesi hükümlerinin taraf

işçi sendikası üyelerine uygulanması gerektiği, başvurucunun toplu iş

sözleşmesi ile yeni mali haklar kazandığı, bu uygulamanın 5/5/1983 tarih ve

2821 sayılı Sendikalar Kanunu'na, 5/5/1983 tarih ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi,

Grev ve Lokavt Kanunu ile 6/3/2007 tarih ve 5594 sayılı Büyükşehir Belediyesi

Kanunu, Belediye Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu ve Mahallî İdare Birlikleri

Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'a aykırı olmadığı gerekçesiyle

davanın reddine karar verilmiştir.

10. Temyiz üzerine, Yargıtay 22.

Hukuk Dairesinin 12/3/2013 tarih ve E.2013/3916, K.2013/5172 sayılı kararıyla

dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici

sebeplere, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddine

karar verilmesinin doğru olduğu, ancak davalı lehine fazla vekalet ücretine

hükmedilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, vekalet ücreti yönünden hüküm

düzeltilerek onanmıştır.

11. Karar, 26/6/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

12. 2822 sayılı Kanun'un 3.

maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Bir işyerinde aynı dönem için birden fazla toplu iş

sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz.”

13. 2822 sayılı Kanun'un 6.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe hizmet akitleri

toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu iş sözleşmesine

aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Hizmet

akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler uygulanır.

Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerine

aykırı hükümlerin bulunması halinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümleri

geçerlidir.”

14. 22/5/2003 tarih ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun 47. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“ Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan

işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen

günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam

olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük

ücreti ödenir.”

15. 4857 sayılı Kanun’un 50.

maddesi şöyledir:

“Fazla çalışma karşılığı olarak alınan

ücretler, primler, işyerinin temelli işçisi olarak normal çalışma saatleri

dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işler

için aldıkları ücretler ve sosyal yardımlar, ulusal bayram, hafta tatili ve

genel tatil günleri için verilen ücretlerin tespitinde hesaba katılmaz.”

16. 6/3/2008 tarih ve 5747

sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesinin (6)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerden il

özel idaresine veya belediyelere devredilmesi gereken personel, ihtiyaç

duyulması halinde kazanılmış hak aylık dereceleri dikkate alınmak kaydıyla

diğer belediyelere veya vali tarafından merkezi idare kuruluşlarının taşra

teşkilatının boş kadrolarına atanabilir. Bu personelin atandıkları yeni

kadroların aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer mali

hakları toplamının net tutarı, eski kadrosunda en son ayda almakta oldukları

aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer mali hakları toplamı

net tutarından az olması halinde, aradaki fark atandıkları kadrolarda

kaldıkları sürece hiçbir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın tazminat olarak

ödenir.”

17. 10/7/2004 tarih ve 5216

sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 5594 sayılı Kanun ile eklenen ek 2.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen

hizmet alanlarında ilgili mevzuatı uyarınca ihdası ya da vizesi yapılmış

sürekli işçi kadrolarında veya geçici iş pozisyonlarında 4857 sayılı İş Kanununa göre çalışmakta olanlar ise mevcut kadro ve

pozisyonları ile birlikte büyükşehir belediyesine veya ilgili bağlı kuruluşuna

devredilir. Devredilen işçilerin ücret ile diğer malî ve sosyal hakları, devir

işleminden önce haklarında uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesi veya bireysel

iş sözleşmesi hükümlerine göre belirlenmeye devam olunur. Pozisyon değişikliği

hali dahil yapılacak bu devir işlemi, ücret ile diğer malî ve sosyal haklarda

değişiklik yapılmasına hak kazandırmaz ve başka bir toplu iş sözleşmesinin

uygulanmasını isteme hakkını vermez. Devir işleminden sonra yapılacak toplu iş

sözleşmelerine ise bu işçilerin mevcut ücret ile diğer malî haklarında diğer

işçiler için kararlaştırılacak artış oranı veya miktarını geçecek şekilde artış

öngören ya da diğer işçilerden farklı yeni malî ve sosyal haklar verilmesini

sağlayacak hükümler konulamaz.”

18. Gıda Tarım ve Hayvancılık

Bakanlığı ile Tarım-İş Sendikası arasındaki 3/8/2011 tarihli toplantıda alınan

kararla 1/1/2011 ilâ 31/12/2012 tarihleri arasında dönem için düzenlenen toplu

iş sözleşmesine eklenen geçici 3. madde şöyledir:

“Kamu Kurum ve Kuruluşlarından Kanunla Bakanlığa devredilen

işçiler; taraf işçi sendikasına üye oldukları tarihten itibaren bu toplu iş

sözleşmesinin hükümlerinden (Ek Madde 1 ve Ek Madde 2 hariç olmak üzere)

yararlanırlar. ....”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 4/12/2013

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 15/7/2013 tarih ve 2013/5486

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20.

Başvurucu, Tuzla Belediyesinde çalıştığı sırada Gıda Tarım ve Hayvancılık

Bakanlığına nakledildiğini, anılan Bakanlığa bağlı olarak çalıştığı dönemde

eksik ödemeler yapıldığını, Belediyede çalışırken edindiği mali haklarının

eksik ödendiğini, bu ödemelerin tahsili amacıyla Kadıköy 3. İş Mahkemesinde

açtığı davanın reddedildiğini, tarafsız ve adil yargılama yapılmadığını,

davalının Bakanlık olması nedeniyle etki altında karar verildiğini, görev yapan

hâkimlerin mesleğe başlamalarının ve stajlarının Adalet Bakanlığına bağlı

olarak gerçekleştirildiğini, adaylık eğitiminin Adalet Bakanlığına bağlı olan

Adalet Akademisinde verildiğini, çalışma ortamlarının ve iş yüklerinin çok

olduğunu, bu hususların bağımsızlık ve tarafsızlığı zedelediğini, bilirkişinin

resen ve bir kamu kurumunda görevli olan avukatın atandığını, Ulusal Yargı Ağı

Projesi (UYAP) üzerinden gönderdiği

14/3/2012 tarihli beyan dilekçesinin cevaba cevap dilekçesi olduğu gerekçesiyle

iade edildiğini, dosyaya giren bilgi ve belgelerin bu şekilde dosyadan

çıkarılamayacağını, 14/3/2012 tarihli dilekçenin yeniden işleme konulması

talebinin gerekçesiz olarak reddedildiğini ileri sürmüştür.

21.

Başvurucu ayrıca, dava dilekçesinde davacının adresi bulunmadığı gerekçesiyle

adresin bildirilmesi için bir haftalık kesin süre verildiği halde, aynı durumun

davalı için uygulanmadığını, davalı tarafın cevap dilekçesinde adres

bulunmadığı ve bu şekliyle cevap dilekçesi verilmemiş sayılması gerektiği halde

Mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, yargılamayı yapan hâkimlerin de kamu

memurları olduğunu ve bağımsız olmadıklarını, derece Mahkemesi ve Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olduğunu, emsal alınan kararın dava dosyası ile

ilgisinin bulunmadığını, Yargıtay tetkik hakiminin görüşünün tarafına

bildirilmediğini, bu şekilde savunma hakkı ve çelişmeli yargı ilkesinin ihlal

edildiğini, nakil yazısında tüm sosyal ve mali haklarla yeni kuruma geçtiği

belirtildiği ve bu şekilde önceki toplu iş sözleşmesinin hizmet akdi haline

geldiği halde bu haklardan yararlandırılmadığını, Tarım-İş Sendikasına üye

olması nedeniyle mali haklarının kesildiğini, sendikaya üye olmayan veya

nakilleri sonradan yapılanların önceki ücretlerini almaya devam ettiklerini,

sendikaya üye olması nedeniyle ayrımcı muameleye tabi tutulduğunu belirterek,

Anayasa'nın 35., 36., 51. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş,

tazminat talep etmiştir.

B. Değerlendirme

22. Başvurucu, Kadıköy 3. İş Mahkemesince

verilen kararın mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun anılan iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun

mülkiyet hakkının ihlali iddiaları, adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

24. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

25. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

26. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça

keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, § 26,

12/2/2013).

27. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, Tuzla Belediyesinde çalışırken, Gıda Tarım ve Hayvancılık

Bakanlığına nakledildiğini, anılan Bakanlığa bağlı olarak çalıştığı sırada

eksik ödemeler yapıldığını, Kadıköy 3. İş Mahkemesinde açtığı davada tarafsız

ve adil yargılama yapılmadığını, davalının Bakanlık olması nedeniyle etki

altında karar verildiğini, bilirkişinin resen ve bir kamu kurumunda görevli

olan avukatın atandığını, UYAP üzerinden gönderdiği 14/3/2012 tarihli beyan

dilekçesinin cevaba cevap dilekçesi olduğu gerekçesiyle iade edildiğini,

dosyaya giren bilgi ve belgelerin bu şekilde dosyadan çıkarılamayacağını, dava

dilekçesinde davacının adresi bulunmadığı gerekçesiyle adresin bildirilmesi

için bir haftalık kesin süre verildiği halde, aynı durumun davalı için

uygulanmadığını, davalı tarafın cevap dilekçesinde adres bulunmadığı ve bu

şekliyle cevap dilekçesi verilmemiş sayılması gerektiği halde Mahkemece bu

hususun dikkate alınmadığını, emsal alınan kararın dava dosyası ile ilgisinin

bulunmadığını belirterek, Anayasa'nın 35. ve 36. maddelerinde belirtilen

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Başvurucu Kadıköy 3. İş

Mahkemesinde açtığı davada, Tuzla Belediyesinde çalıştığı dönemde Belediye ile

Hizmet-İş Sendikası arasında düzenlenen 1/3/2010 ilâ 29/2/2012 tarihleri

arasındaki dönemi kapsayan toplu iş sözleşmesi hükümlerinin, naklin

gerçekleşmesinden sonra hizmet akdi hükmü haline dönüştüğünü ve bu hükümlerden

yararlanmaya devam edeceğini, Tarım-İş Sendikası ile davalı Bakanlık arasında

düzenlenen toplu iş sözleşmesi hükümlerinde öngörülen zamların buna göre

uygulanacağını ve lehine olan 2822 sayılı Kanun'un 6. maddesi gereği hizmet

akdi hükümlerinin uygulanması gerektiğini ileri sürerek alacaklarının tahsilini

talep etmiştir.

29. Başvurucunun işçi olarak

çalıştığı Orhanlı Belediyesinin tüzel kişiliğinin Kanun gereği sona ermesinden

sonra başvurucu Tuzla Belediyesine nakledilmiş, 25/11/2010 tarihinde de Tuzla

Belediyesinden Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına nakli

gerçekleştirilmiştir. Tuzla Belediyesi ile Hizmet-İş Sendikası arasında

1/3/2010 ilâ 29/2/2012 tarihleri arasındaki dönemi kapsayan toplu iş sözleşmesi

düzenlenmiştir. Başvurucu Hizmet-İş Sendikası üyesi olduğu için bu toplu iş

sözleşmesi hükümlerinden yararlanmıştır.

30. Başvurucu, Gıda Tarım ve

Hayvancılık Bakanlığına naklinden sonra 9/12/2010 tarihinde Tarım-İş

Sendikasına üye olmuştur. Tarım-İş Sendikası ile Bakanlık arasında 1/1/2011 ilâ

31/12/2012 tarihleri arasındaki dönemi kapsayan toplu iş sözleşmesinin

düzenlenmesinden sonra başvurucu anılan toplu iş sözleşmesinden

yararlandırılmıştır.

31. Başvurucu, 9/12/2010

tarihinde Tarım-İş Sendikasına üye olmuş olup, üyelik ilişkisindeki iradesini

sakatlayan hususlar olduğunu ileri sürmemektedir. Mahkemece, tazminat ve

işçilik alacakları hesaplama uzmanı bilirkişisinden rapor alınmış, bilirkişi

2/10/2012 tarihli raporunda uyuşmazlığın, başvurucunun ücret ve diğer sosyal

hakları belirlenirken hangi toplu iş sözleşmesinin uygulanacağı noktasında toplandığını,

davalının yaptığı uygulamanın hukuka uygun olduğunu belirtmiş, başvurucunun

alacaklarını hesaplamıştır. Başvurucu bu rapora, hukuki nitelendirme ve

hesaplama açısından itiraz etmiş, yeniden rapor alınması isteminde bulunmuştur.

Mahkemece, başvurucunun itirazları dikkate alınmaksızın, hukuki değerlendirme

yapılarak davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesi

incelendiğinde, hukuk kuralları yorumlanmak suretiyle hukuki nitelendirme

yapılarak davanın reddine karar verilmiş olup, alacak miktarı yönünden hüküm

kurulmamıştır. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun

266. maddesine göre, “Mahkeme, çözümü hukuk

dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin

talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına

karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle

çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”

Mahkemece, anılan hüküm gereği hukuki değerlendirme yapılarak davanın reddine

karar verilmiştir.

32. Öte yandan Mahkemece verilen

kararın gerekçesinde, başvurucunun iddia ettiği şekilde, emsal alınan karardan

bahsedilmediği gibi, buna göre de karar verilmediği anlaşılmıştır.

33. Yine başvurucu, Mahkemece

iade edildiğini ileri sürdüğü 14/3/2012 tarihli dilekçesini UYAP üzerinden

Mahkemeye sunmuş olup, anılan dilekçesinde, davalının cevap dilekçesini kabul

etmediğini ve dava dilekçesini tekrar ettiğini bildirerek, davanın kabulüne karar

verilmesini talep etmiştir. Mahkemece anılan dilekçenin reddedildiğine dair

herhangi bir delil bulunmadığı gibi, UYAP üzerindeki dosya ayrıntı bilgileri

incelendiğinde, anılan dilekçenin dosya içinde olduğu görülmektedir.

34. Başvurucu, davalı tarafın,

cevap dilekçesinde Bakanlık adresini bildirmediği halde, başvurucu asilin açık

adresinin bildirilmesi için kesin süre verilmesinin adil yargılanma hakkını

ihlal ettiğini, cevap dilekçesinin verilmemiş sayılması gerektiğini ileri

sürmüşse de, başvurucu vekiline gönderilen ihtarda,

alacak miktarının açıklanarak harcın tamamlanmasının ihtar edildiği, adres

bildirilmesi konusunda ihtarda bulunulmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan, davalının

cevap dilekçesinde davalının “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı adına

İstanbul Muhakemat Müdürlüğü” olarak belirtildiği,

vekilinin adı ve adresinin bildirildiği belirlenmiştir. Davalının cevap

dilekçesinin kabul edilip edilmemesi Mahkemenin takdirinde olup, bu takdir

hakkının kullanımında keyfilik bulunmadığı gibi, anılan dilekçenin verilmemiş

sayılması ise, 6100 sayılı Kanun'un 128. maddesine göre, dava dilekçesindeki

hususların inkârı anlamına gelir. Nitekim davalı Bakanlık da,

cevap dilekçesinde davanın reddini talep etmiştir.

35. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında açıkça keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

36. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece Mahkemesi kararlarının bariz bir şekilde keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin

“açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Hâkimlerin

Göreve Başlamaları, Stajları ve Çalışma Koşulları Yönünden Adil Yargılanma

Hakkının ihlali İddiası

37.

Anayasa’nın 138. maddesi şöyledir:

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve

hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin

kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı

yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya

herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına

uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle

değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

38. Anayasa’nın 139. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri

istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin

veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük

haklarından yoksun kılınamaz.”

39. Anayasa’nın 159. maddesinin

sekizinci fıkrası şöyledir:

“Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve

savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme

ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler

hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini

yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin

değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve

kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”

40. 24/2/1983 tarih ve 2802

sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun “Adaylığa

atanma” kenar başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Her yıl alınacak aday sayısı, avukatlık mesleğinden

alınacaklarla birlikte Türkiye Adalet Akademisinin görüşü alınmak suretiyle,

kadro ve ihtiyaç durumuna göre Adalet Bakanlığınca tespit edilir.”

41. 2802 sayılı Kanun’un “Atama” kenar başlıklı 13. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Meslek öncesi eğitim sonunda yazılı sınavda başarılı olan

ve mani hâli olmayan, erkekler için askerliğini

yaptığını veya askerlikle ilişiği olmadığını belgeleyen adayların mesleğe

kabullerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir.”

42. 11/12/2010 tarih ve 6087

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“(1) Kurulun görevleri şunlardır:

…

b) Hâkim ve savcılarla ilgili olarak;

1) Mesleğe kabul etme,

2) Atama ve nakletme,

… işlemlerini yapmak.”

43. Mahkemelerin “bağımsızlığı ve tarafsızlığı” adil

yargılanmanın koşulları arasındadır. Mahkemelerin bağımsızlığı, genellikle

hâkimlerin bağımsızlığı ile eş anlamlı kullanılmakta ve biri diğerinin nedeni

ve doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır. Hâkimlerin bağımsızlığı, onlara tanınan

bir ayrıcalık olmayıp, her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak

olarak adalet dağıtacakları yolundaki güven ve inancı yerleştirme amacına

yöneliktir. Demokratik bir toplumda, hâkim bağımsızlığının yalnız yürütme

organına karşı değil, devlet yapısı içindeki tüm kurum ve kuruluşlar ile

kişilere karşı da sağlanması gerekir. Başka herhangi bir kişi, kurum veya

organdan emir almamak, yasamanın, yürütmenin ve diğer dış unsurların etki

alanının dışında olmak, baskı altında olmamak şeklinde tanımlanan bağımsızlık,

tarafların etki alanının dışında kalmayı, dava taraflarına karşı bağımsızlığı

da kapsamaktadır (AYM, E.2011/29, K.2012/49, 30/3/2012).

44. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız" olup olmadığı

incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıştan gelecek

baskılara karşı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlık görüntüsü

verip vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlamaktadır. Bu hükmün altındaki

anlamıyla "tarafsızlık" şartı konusunda uygulanacak iki test vardır:

Birincisi belirli bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaati konusundaki

kararı içerir. İkincisi ise hâkimin yasal yöndeki şüpheleri uzak tutmak

konusunda yeterli garantiyi verip vermediğinin araştırılmasıdır. Bu, heyet olan

bir makama uygulandığında heyet üyelerinin kişisel davranışlarından uzak olarak

tarafsızlığına şüphe getirebilecek araştırılabilir gerçeklerin olup olmadığına

karar vermek anlamına gelir. Bağımsızlık konusunda ise görünümün önemi

olabilir. Bir makamın bağımsızlıktan yoksun oluşundan endişe duymak için yasal

bir sebebin varolup olmadığına karar verilirken,

tarafsız olmadığını savunanların dayandığı nokta önemlidir. Buna rağmen bu

kesin değildir. Kesin olan, endişenin tarafsız olarak doğruluğunun

kanıtlanmasıdır (bkz. Çıraklar/Türkiye, B.

No. 70/1997/854/1061, 28/10/1998).

45.

AİHM, Sözleşme'nin 6 maddesinin 1. paragrafı bakımından bir mahkemenin

"tarafsızlığını" tespit ederken, öznel bir sınamaya yani belli bir olayda,

belli bir yargıcın kişisel kanı ve davranışları ile nesnel bir sınamaya yani

hiçbir şüpheye mahal vermeksizin yargıca yeterli güvence verilip verilmediğine

bakılarak belirlenmesi gerektiğini hatırlatmıştır (bkz. Şahiner/Türkiye,

B.No. 29279/95, 25/9/2001, § 35, 36).

46.

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (AİHK),

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun kararı ile ilgili başvuruda, Kurul

kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olmasını, yargıç bağımsızlığının ihlali

için yeterli bir neden olarak görmemiştir (AİHK, Uslu/Türkiye, B.No. 29860/96,

20/5/1998).

47. Tüm bu açıklamalar ışığında, AİHM,

hâkimlerin yürütme ve diğer organlara karşı bağımsızlığına dikkat çekmekle

beraber, hangi organ tarafından atandıkları hususunu tek başına mahkemelerin

bağımsızlığını etkilediğini kabul etmemektedir. AİHM’e

göre önemli olan yargılama yaparken hâkimlerin talimat almamalarıdır.

48. Öte yandan, 2802 sayılı Kanun’un 7.

maddesine göre hâkim ve savcı adayları, 657 sayılı Devlet Memurları

Kanunu’ndaki Genel İdare Hizmetleri Sınıfında bulunup, hâkimlik ve savcılığın

sınıf ve derecelerine dâhil değildirler ve haklarında, Devlet Memurları

Kanunu’nun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır. Kanun’un 9. maddesinde,

aynı Kanun’un 8. maddesinde belirtilen niteliklere sahip olup, yazılı yarışma

sınavı ile mülakatta başarı gösterenlerin Adalet Bakanlığınca adaylığa

atanacakları, 10. maddesinde adaylık süresinin 4954 sayılı Türkiye Adalet

Akademisi Kanunu hükümlerine tabi olduğu belirtilmiş, 11. maddesinde adaylar

hakkında düzenlenecek belgeler hâkim ve savcı adayları için ayrıca gösterilmiş,

12. maddesinde de kimi hallerde adaylık süresi içinde adaylığa son verme

işleminin Adalet Bakanlığınca yapılacağı öngörülmüştür. Aynı Kanun’un 13.

maddesinde de, stajını tamamlayan ve mani hali

görülmeyen adayların mesleğe kabullerine, Anayasa’nın 159. maddesine koşut

olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verileceği belirtilmiştir.

Ayrıca mesleğe kabul, 2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun

4. maddesinde de Hâkimler ve Savcılar Kurulunun görevleri arasında sayılmıştır

(AYM, E.2005/47, K.2007/14, K.T. 7/2/2007).

49. Diğer taraftan, 4954 sayılı Kanun’un 28.

maddesinde, adli ve idari yargıda hâkim ve savcı adaylığına atananların meslek

öncesi eğitim süresinin iki yıl olduğu ve bu eğitim sonunda yazılı sınavda

başarı gösteremeyenlere iki ay içinde bir sınav hakkının daha tanınacağı; bu

sınavda da başarılı olamayanların talepleri halinde Bakanlıkça merkez veya

taşra teşkilatında genel idare hizmetleri sınıfında bir kadroya atanabileceği,

aksi halde bunların adaylığına Bakanlıkça son verileceği öngörülmüştür.

50. Anayasa’da yer alan “mahkemelerin

bağımsızlığı”, “hâkimlik ve savcılık teminatı” ve “hâkimlik ve savcılık mesleği”ne ilişkin ilkeler, hâkimlik ve savcılık mesleğine

kabul edilen ve fiilen bu görevi yapan hâkim ve savcılar için öngörülmüştür.

Hâkimlik ve savcılık ise ancak Anayasa uyarınca mahkemelerin bağımsızlığı ve

hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulup, görev yapan Hâkimler ve Savcılar

Yüksek Kurulunca mesleğe kabul etme işlemi ile mümkündür. Mevcut düzenlemeler gözönünde bulundurulduğunda, adayların mesleğe kabulden

önceki dönemde, adaylığa atama sürecinde Kurul tarafından hâkimlik ve savcılık

mesleğine kabullerinin yapılmamış olması ve adaylık döneminde yargılama

faaliyetinde de bulunmamaları nedeniyle hâkim ve savcı statüsünde sayılmaları

mümkün değildir (AYM, E.2005/47, K.2007/14, 7/2/2007).

51.

Somut olayda başvurucu, hâkimlerin mesleğe başlamalarının ve stajlarının Adalet

Bakanlığına bağlı olarak gerçekleştirildiğini, adaylık eğitiminin Adalet

Bakanlığına bağlı olan Adalet Akademisinde verildiğini, fiziki şartları kötü

adliyelerde yoğun iş yükü altında çalışmalarının ve kamu memurları olarak görev

yapmalarının bağımsızlık ve tarafsızlıklarını zedelediğini ileri sürerek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun ihlal

iddiaları incelendiğinde Mahkemenin ve hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığını

kuşkuya düşürecek olgunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

52.

Açıklanan nedenlerle adil yargılanma hakkı yönünden açık bir ihlal

saptanmadığından, başvurucunun bu iddiası da “açıkça

dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

3. Gerekçeli Karar Hakkı Yönünden Adil Yargılanma Hakkının

İhlali İddiası

53.

Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır.”

54. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, § 30, 16/5/2013).

55.

Başvurucu, Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürerek Anayasa'nın

141. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

56. Derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Ancak ileri

sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

halinde, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir.

Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli olabilir

(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hiro Balani/İspanya, B.

No. 18064/91, 9/12/1994).

57. Öte yandan temyiz mercilerinin

kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz mercinin, yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz mercinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da

bozduğunu göstermesidir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Garcia Ruiz

/İspanya, B.No. 30544/96, 21/1/1996, §

28).

58. Somut olayda, Mahkemece,

tarafların iddia ve savunmaları ile tüm dosya kapsamı dikkate alınarak, hukuk

kuralları ile toplu iş sözleşmeleri yorumlanmak suretiyle davanın reddine karar

verilmiştir (§9). Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine

atıf yapılarak ve bu gerekçe kabul edilerek hüküm onanmıştır (§ 10).

Dolayısıyla Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz

edilemez.

59. Açıklanan nedenlerle,

Mahkeme ve temyiz merci kararlarının gerekçelerinde açık bir ihlal

saptanmadığından, başvurucunun bu yöndeki iddiası da “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

4. Tetkik Hâkimi Görüşünün Tebliğ Edilmemesi

Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

60. 4/2/1983 tarih ve 2797

sayılı Yargıtay Kanunu'nun 26. maddesi şöyledir:

“Tetkik hâkimleri kurul ve daire başkanlarının

kendilerine verecekleri dosya ve evrakı, süresinde inceleyerek bir rapor

düzenlerler. Kararlara ve yapılacak işlere ilişkin düşüncelerini rapora yazıp

kurullara açıklamakla yetinirler.

Birinci Başkan, kurul ve daire başkanlarının

verecekleri diğer görevleri yerine getirirler.”

61. Tetkik hâkimleri, daire

başkanı tarafından verilen dava dosyalarının ilk incelemelerini yapar ve

hazırladığı yazılı veya sözlü raporu daire başkanı veya üyelerine sunar.

Dolayısıyla dava dosyası hakkında karar verecek heyet ile birlikte çalışır ve

heyet adına inceleme yaparak rapor hazırlar.

62. Başvurucu, Yargıtay tetkik

hâkiminin görüşünün tarafına bildirilmediğini, bu şekilde savunma hakkı ve

çelişmeli yargı ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

63. AİHM, Danıştay tetkik

hâkiminin kanaatlerinin önceden tebliğ edilmemesine ilişkin olarak bu yargı

mensubunun görevinin savcının göreviyle mukayese edilebilir olmadığını belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. AİHM kararına

göre, tetkik hâkimleri, Danıştay Başkanı ve kurul ve daire başkanları

tarafından kendilerine verilen görevleri yerine getirmekle ve bunlar tarafından

havale edilen davaları incelemekle sorumlu iken, savcılar Danıştay

Başsavcısının emri altında çalışmaktadırlar. Genel olarak tetkik hâkimleri

soruşturma yapmayıp, daha evvel soruşturması tamamlanmış bir dosya hakkında

görüşlerini sunmaktadırlar. Tetkik hâkiminin, mütalaasını yazılı ya da sözlü

olarak sunarak, hâkimlerin karar vermesine yardımcı olmayı amaçladığı doğrudur.

Ancak bu görevin, Danıştay Başkanı ve Daire Başkanlarını temsilen yerine

getirdiği hukuki görevlerinden olduğu gözükmektedir. Danıştay Başkanı ve Daire

Başkanlarının yönetimindeki tetkik hâkimleri karar taslaklarını yazar ve

tutanakları hazırlarlar. Dolayısıyla AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1.

fıkrasının bu bakımdan ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (bkz. Meral/Türkiye, B.No.

33446/02, 27/11/2007).

64. Somut davada Yargıtay tetkik

hâkimi tarafından, Kadıköy 3. İş Mahkemesi dosyası ve kararı incelenerek rapor

hazırlanmış, Yargıtay Daire Başkanı ve üyelerine sunulmuştur. Tetkik hâkiminin

raporu dinlendikten sonra Daire Başkanı ve dört üye tarafından hüküm

düzeltilerek onanmıştır. Mevcut davada, tetkik hâkiminin önyargılı davranmasına

neden olacak rapor sunduğunu gösteren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.

Tetkik hâkiminin raporu başvurucuya tebliğ edilmemişse de bu durum adil

yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.

65. Açıklanan nedenlerle, tetkik

hâkiminin raporunun başvurucuya tebliğ edilememesinde açık bir ihlal

saptanmadığından, başvurucunun bu yöndeki iddiası da “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

5. Sendika Üyesi Olma Hakkının İhlali İddiası

66. Anayasa'nın 51. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde,

ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden

izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma

ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye

olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.”

67. 2821 Sayılı Kanun'un 22.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Sendikaya üye olmak serbesttir. Hiç kimse

sendikaya üye olmaya veya olmamaya zorlanamaz. İşçi veya işverenler aynı

zamanda ve aynı işkolunda birden çok sendikaya üye olamazlar. Birden çok

sendikaya üye olunması halinde, sonraki üyelikler geçersizdir.”

68. Sendika, çalışanların mali

ve sosyal haklarını korumak ve geliştirmek için meydana getirilen kuruluştur.

Sendikal özgürlük kavramı, sendika kurma hakkı ile sendikaya üye olma ve

sendikadan çıkma haklarını kapsamaktadır. Sendikaya üye olma özgürlüğü, bir

kimsenin sendikaya üyeliğinin iradî olmasını gerektirir. Bu özgürlük aynı

zamanda, birden çok sendikadan istenilen sendikayı seçme ve o sendikaya üye

olma hakkını da içerir.

69. AİHM'e göre, Sözleşme'nin 11.

maddesi, biçimsel olarak sendika özgürlüğünün yanı sıra, özeli itibarıyla

dernek kurma ve toplantı özgürlüğü hakkını ortaya koymaktadır. Bu madde

uyarınca, sendika üyelerine Devlet tarafından farklı muamele yapılamaz ve

özellikle sendika üyesi olma hakkı başka bir yere atanmamayı gerektirmez (bkz. Akat/Türkiye, B.No.

450050/98, 20/9/2005). AİHM, 11. maddenin herkesin

bir sendikaya üye olma ve çıkarlarını koruma hakkını güvence altına aldığını

belirtmektedir (bkz. Karaçay/Türkiye, B.No. 6615/03, 27/3/2007).

70. Başvurucu, Tarım-İş

Sendikasına üye olması nedeniyle mali haklarının kesildiğini, sendikaya üye

olmayan veya nakilleri sonradan yapılanların önceki ücretlerini almaya devam

ettiklerini, sendikaya üye olması nedeniyle ayrımcı muameleye tabi tutulduğunu

belirterek, sendika üyesi olma özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

71. Başvurucu, Tuzla

Belediyesinde çalıştığı dönemde Hizmet-İş Sendikasına üye iken ve bu Sendika

ile Belediye arasında düzenlenen toplu iş sözleşmesinden faydalanmakta iken

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına nakledilmesinden sonra 9/12/2010

tarihinde kendi isteğiyle Tarım-İş Sendikasına üye olmuştur. Başvurucu, anılan

Sendikaya üye olmasından sonra Tarım-İş Sendikası ile Bakanlık arasında

düzenlenen toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmıştır.

72. Başvurucu, Tarım-İş

Sendikasına üye olurken iradesinin sakatlandığı yönünde bir iddiada bulunmadığı

gibi, sendikaya üye olduğu için eksik ödeme yapıldığı ve sendikaya üye olma

özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasını dava ve temyiz dilekçelerinde de ileri

sürmemiştir. Başvurucuya, Tarım-İş Sendikası ile Bakanlık arasında düzenlenen

ve Tarım-İş Sendikasına üye tüm çalışanlar için uygulanan toplu iş sözleşmesi

uygulanmıştır. Başvurucu hakkında uygulanan kurallar ve toplu iş sözleşmesi ile

Mahkemece verilen kararın gerekçesi incelendiğinde, başvurucunun sendika üyesi

olma hakkı ihlal edilmediği gibi, sendikaya üye olması nedeniyle farklı bir

muameleye tabi tutulduğundan da bahsedilemez.

73. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun sendikaya üye olma özgürlüğü üzerinde açık ve görünür bir ihlal

saptanmadığından, başvurucunun bu yöndeki iddiası da “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Başvurunun, “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu

üzerinde bırakılmasına, 4/12/2013 tarihinde

OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Mehmet ERTEN Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Zühtü ARSLAN Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Yasemin EKŞİ Vekili : Av. Boran ÇİÇEKLİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5486, 4 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5486
Tarih
4 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • Mehmet Haberal Başvurusu (B. No: 2012/849)
  • Gülseren Gürdal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1115)
  • Mustafa Ali Balbay Başvurusu (B. No: 2012/1272)
  • Ercan Kanar Başvurusu (B. No: 2013/533)
  • Soner Şengüller Başvurusu (B. No: 2012/899)
  • Serap Çelik ve Aktuğ Çelik Başvurusu (B. No: 2013/2168)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.