İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fikret Eskin Başvurusu (B. No: 2012/348)

1. Başvurucu, tutukluluğun

Başvuru No2012/348Tarih4 Aralık 2013Okuma16 dk · 3.261 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fikret Eskin Başvurusu

Karar tarihi
4 Aralık 2013
Başvuru Numarası
2012/348
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.261 kelime·16 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğun

kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 23/10/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonu, 13/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar vermiştir.

4. Bölüm, 26/3/2013

tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik

ve esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 1/4/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 3/6/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 11/6/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 21/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesinde ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, suç işlemek için

örgüt kurma, uyuşturucu madde ticareti yapma, sayı veya nitelik bakımından

vahim ateşli silah taşıma/bulundurma, patlayıcı maddelerin izinsiz olarak

bulundurulması ve sahtecilik suçlarıyla ilgili olarak 11/7/2007

tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/7/2007

tarih ve 2007/113 sayılı kararıyla tutuklanmıştır.

9. Başvurucu hakkında, anılan

suçlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 30/7/2007

tarihli iddianamesiyle İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açılmıştır.

10. Başvurucu, tutuklu olduğu

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/376 sayılı dosyası kapsamında,

kanunda öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresinin aşıldığını belirterek 3/9/2012 tarihinde tahliye talebinde bulunmuştur.

11. Başvurucunun tahliye talebi,

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince “iddianamede

düzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak

değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevine giren

birden çok suçtan tutuklanmış olduğu” gerekçesiyle 4/9/2012 tarihli duruşmada reddedilmiştir.

12. Başvurucu bu karara 7/9/2012 tarihinde itiraz etmiş, İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin 11/9/2012 tarih ve 2012/700 Değişik İş sayılı kararıyla itiraz

kesin olarak reddedilmiştir.

13. Adalet Bakanlığı,

başvurucunun bireysel başvuru konusu yargılamadan farklı olarak, uyuşturucu

madde ticareti yapma suçu kapsamında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2011 tarih ve 2011/143 sayılı kararıyla tutuklandığını,

bu yargılama kapsamında 11/10/2011 tarih ve E.2011/143, K.2011/246 sayılı

kararla isnat edilen suç nedeniyle 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edildiğini,

bu kararın 15/10/2012 tarihli Yargıtay kararıyla onandığını ve 3/12/2012 tarihi

itibarıyla bu cezanın infazına başlandığını bildirmiştir.

14. Başvuru tarihi itibarıyla

devam eden başvuruya konu yargılama kapsamında, İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 18/7/2013 tarih ve E. 2007/376, K. 2013/157

sayılı kararıyla başvurucunun, suç işlemek için örgüt kurma, uyuşturucu madde

ticareti yapma, sayı veya nitelik bakımından vahim ateşli silah

taşımak/bulundurma, patlayıcı maddelerin izinsiz olarak bulundurulması ve

sahtecilik suçlarından toplam 29 yıl 24 ay 15 gün hapis ve ayrıca adli para

cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

15. Başvurucu vekili 19/7/2013 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine,

18/7/2013 tarih ve E. 2007/376, K.2013/157 sayılı kararı temyiz ettiğini

bildirmiş ve Mahkemeden gerekçeli kararın tebliğini talep etmiştir.

B. İlgili

Hukuk

16. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

17. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

18. 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile son cümlesi şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına

karar verilen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

19. 5271 sayılı Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 4/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

23/10/2012 tarih ve 2012/348 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, 14/7/2007 tarihinde tutuklandığını, 5271 sayılı Kanun’da

öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresi aşılmasına rağmen tahliye

talebinin reddedildiğini, birden fazla suç kapsamında yürütülen yargılamada her

bir suç yönünden tutukluluk süresinin ayrı değerlendirilemeyeceğini,

yargılandığı ve itirazını inceleyen mahkemelerin tutukluluk süresine ilişkin

değerlendirmelerinin hatalı olduğunu, kanuna aykırı olarak tutukluluğun

devamına karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

22. Adalet Bakanlığı görüşünde,

ilk olarak 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak hukuk yollarının

tüketildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılabileceği, başvurucu

tarafından tüketilen son hukuk yolu olarak Mahkemeye yapılan tahliye talebi ve

bu talebin reddi üzerine yapılan itirazın gösterildiği, oysa başvurucunun

Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak derece

mahkemelerine başvurarak 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun’un 142. maddesi uyarınca tazminat davası

açması gerektiği ileri sürülmüştür.

23. İkinci olarak, devam etmekte

olan bir davada uzun tutuklulukla ilgili olarak tazminat talep edilebilmesi

için davanın esası hakkındaki kararın kesinleşmesinin zorunlu olmadığı,

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 15/5/2012 tarih ve

E.2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararına göre, 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesine göre devam etmekte olan bir davada da tazminat talep edilebilmesinin

önünde herhangi bir engel bulunmadığı belirtilmiştir.

24. Başvurucu Adalet

Bakanlığının bu görüşüne karşı, ihlalin devam ettiği ve bu yola başvurmanın

ihlali önleme bakımından etkili olmadığı yönünde beyanda bulunmuştur.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

27. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.

28. Ancak tüketilmesi gereken

başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz

olmaları ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı

şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek

başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en

azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (B. No: 2012/239, §

28-29, 2/7/2013).

29. Adalet Bakanlığının

görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı Kanun’un tazminat isteminin

düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, kanunlarda belirtilen

koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar

verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama

mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen

kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine

ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında “Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminat

isteminde bulunulabileceği hükmüne yer verilmiştir.

30. 5271 sayılı Kanun’un

tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinde “Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında tutukluluğunun devamına karar verilen” kişilerin, maddî ve

manevî her türlü zararlarını, devletten isteyebileceklerine ilişkin

düzenlemenin bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmekle birlikte,

aynı Kanun’un tazminat isteminin koşullarını düzenleyen 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

düzenlenmiştir. Adalet Bakanlığınca Anayasa Mahkemesine bildirilen görüşte,

somut olayla ilgili olarak, başvurucunun tutukluluğu devam etmekte iken,

tutukluluğu ile ilgili olarak 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine göre tazminat

talebinde bulunabileceği ifade edilmiştir.

31. Somut olayda beş yıllık

azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağının

kalmadığı iddia edilmektedir. Buna göre, yasal olarak mümkün olmadığı hâlde

tutukluluğun devamına karar verilmiş ise madde kapsamında bunun mağduru maddi

ve/veya manevi tazminat istemiyle dava açabilecektir.

32. Ancak başvurucunun başvuru

tarihi itibariyle istemi tazminat değildir. Başvurucu, Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşılmış olduğunun tespitiyle tahliyesine karar verilmesini

talep etmektedir. 5271 sayılı Kanun’un koruma tedbirleri nedeniyle tazminata

dair düzenlemelerine bu açıdan bakıldığında, başvurucunun şikâyetiyle ilgili

bir çözüm getirilmediği görülmektedir. Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca

maddi ve manevi zararların giderilmesini teminat altına almakta, fakat hukuka

aykırı tutulduğu tespit edilse dahi kişiye serbest bırakılma konusunda bir

imkân sunmamaktadır. Bireysel başvurunun esastan incelenmesinden önce

tutukluluk hâli sona ermediği sürece, kişinin bu yola gitmesi somut talebi

açısından etkili sayılamaz, dolayısıyla tüketilmesi gerekmez.

33. Açıklanan nedenlerle Adalet

Bakanlığının, başvurucunun tutukluluk nedeniyle tazminat davası açmadığı ve

başvuru yollarını tüketmediği yönündeki ön itirazı kabul edilemez. Başvurucunun

iddialarının dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul

edilemezlik nedeni de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas

İnceleme

34. Başvurucu, 14/7/2007 tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılandığı

dava kapsamında Kanun’da öngörülen azami beş yıllık sürenin aşılması nedeniyle

tutukluluğun devamına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri

sürmüştür.

35. Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları

kanunda gösterilen:

Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün

gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim

altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın

yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası,

uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir

kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen

esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı

şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut

geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri

dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

…”

36. Adalet Bakanlığı,

başvurucunun beş yıldan fazla tutuklu bulundurulduğu iddialarına ilişkin

olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları çerçevesinde Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 5. maddesinin (3)

numaralı fıkrası kapsamında tutuklulukta geçen süre tespit edilirken kişinin

yakalandığı tarih ile mahkûmiyetine karar verildiği veya serbest bırakıldığı

tarih arasında geçen sürenin dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. Bakanlık, başvurucunun

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2011 tarihli

kararıyla başka bir suçtan tutuklanmasından sonraki yargılama süreci sonunda,

Mahkemenin 11/10/2011 tarih ve E.2011/143, K2011/246 sayılı kararıyla

uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum

edildiğini bildirmiştir. Bakanlık, aynı döneme ilişkin olarak başvurucunun,

birden fazla suç nedeniyle farklı dosyalardan tutuklu olduğunu ve tutuklu

olunan dönemde infaz edilen hapis cezalarının toplam tutukluluk süresinden

indirilmesi gerektiği yönündeki AİHM içtihadını sunmuştur (bkz. Bak/Polonya, B.No:

7870/04, 16/1/2007).

37. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı, yasaya aykırı bir tutukluluk halinin bulunduğunu,

daha sonra başka bir suçtan mahkûm olunmasının ihlali meşru kılmayacağını,

sonraki yargılamaya ilişkin mahkûmiyet kararının, başvuru konusu yargılama

kapsamında beş yıllık azami tutukluluk süresinin aşılmasından sonra

kesinleştiğini beyan etmiştir.

38. Anayasa’nın 19. maddesinde

kişi hürriyeti ve güvenliği güvence altına alınmış olup, maddenin ikinci ve

üçüncü fıkralarında belirtilen haller dışında kimsenin hürriyetinden yoksun

bırakılamayacağı kuralı yer almaktadır.

39. Buna göre, hürriyetten

yoksun bırakılma ancak Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. Kişilerin hürriyetinin

kısıtlanabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Bu çerçevede Anayasa’nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini ve

değiştirilmesini önlemek maksadıyla hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Tutuklamanın kanunda öngörülen şekil ve şartlara uygun olması gerekir.

40. Kişi hürriyetine ilişkin

sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama

yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare

organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla

yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfi bir şekilde

hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda

gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni” dayanağının bulunup bulunmadığının,

kanunun hürriyetten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise, kanunun hukuk

devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için, uygulanmasında yeterli ölçüde

erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa Mahkemesince

incelenmesi gerekir.

41. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

42. Tutukluluğa ilişkin

düzenlemeler, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde yer almaktadır.

Kanun’un 100. maddesine göre, kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli

şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması

halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da

belirtilmiştir.

43. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (bkz: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/4/2011

tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararı).

44. Kişi hakkında birden fazla

suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın bir dosya üzerinden yürütülmesi veya

bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların

belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir

tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç

doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı

dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Tutuklama bir yaptırım olmadığından, aynı dosya kapsamında

tutukluluk kararı verilen her bir suç yönünden tutukluluk süresinin ayrı

değerlendirilmesi kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı ile davanın karmaşık

olması tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede ele

alınabilecek etkenler olup, kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde bu

etkenlerin esas alınması mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama

tedbirinin ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesindeki düzenleme ile kişi hürriyetine yönelik sınırlamaların dar

yorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak

mümkün görünmemektedir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, §

50).

45. Tutukluluğa ilişkin sürenin

tespitinde ilk derece mahkemesi önündeki yargılamada tutuklu geçirilen sürenin

dikkate alınması gerekir. Zira kişi yargılandığı davada ilk derece mahkemesi

kararıyla mahkûm edilmişse, artık bu kişinin durumu “suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma” kapsamından

çıkmakta ve tutukluluk ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma

haline dönüşmektedir (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

33).

46. Somut olayda 11/7/2007 tarihinde gözaltına alınan başvurucu hakkındaki

ilk derece mahkemesindeki yargılama süreci, başvuru tarihinden sonra İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/376, K. 2013/157 sayılı kararıyla 18/7/2013

tarihinde sona ermiştir. Mahkeme

isnat edilen suçlar nedeniyle başvurucunun

toplam 29 yıl 24 ay 15 gün hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına

karar vermiştir.

47. Bu yargılama devam ettiği

sırada, 1997 yılında işlendiği iddia edilen uyuşturucu madde ticareti yapmak

suçuna ilişkin olarak İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2011

tarihli kararıyla tutuklanan başvurucu, aynı Mahkemenin 11/10/2011 tarih ve

E.2011/143, K.2011/246 sayılı kararıyla 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum

edilmiştir.

48. Bu belirlemeler karşısında,

başvuru konusu yargılama kapsamında 11/7/2007

tarihinde gözaltına alınan ve 14/7/2007 tarihinde tutuklanan başvurucunun,

başka bir suç nedeniyle 5/8/2011 tarihinde yeniden tutuklandığı, 11/10/2011

tarihinde ikinci tutuklamaya ilişkin yargılama sonunda mahkûmiyetine ve

tutukluluk halinin devamına karar verildiği anlaşılmaktadır. 11/10/2011

tarihi itibarıyla başvurucu hakkında, başvuru konusu yargılama ve sonraki

yargılamaya ilişkin olmak üzere iki ayrı tutuklama kararı mevcut olmakla

birlikte, 11/10/2011 tarihli karar “suç

isnadına bağlı olarak” verilen bir tutuklama kararı olmamakta;

hürriyetten yoksun bırakılmanın nedenini bu aşamada ilk derece mahkemesince

verilen mahkûmiyet hükmü oluşturmaktadır. Başvuru konusu yargılama kapsamındaki

tutukluluk hali bu aşamada varlığını devam ettirmekte ise de, 11/10/2011 tarihinde mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen

tutukluluğun devamına ilişkin karar, başvurucunun hürriyetinin kısıtlanmasına

tek başına ve “suç isnadına bağlı olma” halinden

bağımsız olarak neden olmaktadır.

49. Bu nedenle, 11/7/2007 tarihinde gözaltına alınmayla başlayan başvuru

konusu yargılama devam ettiği sırada, başka bir suçtan 11/10/2011 tarihinde

verilen tutukluluk halinin devamını da içeren ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet

kararıyla, başvurucunun 11/7/2007 tarihinde başlayan tutulma halinin kesintiye

uğradığı sonucuna varılmıştır. AİHM, tutukluluğun makul süre şartına

uygunluğunun denetlenmesinde, bir suçtan verilen tutukluluk kararı ile başka

bir suçtan verilen mahkûmiyet kararının kesişmesi durumunda, mahkûmiyet

kapsamında çektirilen sürelerin makul süre hesabına dâhil edilmeyeceğine karar

vermiştir (bkz. Borisenko/Ukrayna, B.No:

25725/02, 12/1/2012).

50. Bu çerçevede, başvuru konusu

yargılama kapsamında “suç isnadına bağlı

olarak” tutulma halinin 11/7/2007 ve

11/10/2011 tarihleri arasında gerçekleştiği, tutuklu kalınan sürenin kanunda

öngörülen azami tutukluluk süresini aşmadığı, dolayısıyla kanuna aykırı olarak

tutukluluk halinin devamına karar verilmesi nedeniyle kişi hürriyetinin ihlal

edilmediği anlaşılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle,

başvuru kapsamında “Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşılması” iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

B. “Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” iddiasına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve OY

ÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE,

4/12/2013 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru, tutukluluğun

kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin

ihlal edildiği iddiasıyla yapılmıştır.

2. Başvurucu, 11.7.2007

tarihinde gözaltına alınmış ve daha sonra tutuklanmış, atılı suçtan ilk derece

mahkemesinde yapılan yargılaması 18.7.2013 tarihinde mahkumiyetle

sonuçlanmıştır. Buna göre başvurucunun suç isnadına bağlı olarak tutuklu

kaldığı süre 6 yıl 7 gün olup, kanunda öngörülen azami tutukluluk süresi

aşılmıştır.

3. Başvurucunun bir kısım

suçlarından yargılaması devam ederken, başka bir suçundan dolayı, 11.10.2011

tarihinde 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Buna göre, ilk defa

gözaltına alındığı 11.7.227 tarihinden itibaren henüz 5 yıl geçmeden hükmen

tutuklu durumuna gelmiştir.

4. Başvuru, 11.7.2007 tarihinde

gözaltına alınmayla başlayan suç isnadına bağlı olarak tutulma halinin mahkumiyet kararı üzerine kesintiye uğradığı ve hükmen

tutukluluğa dönüştüğü, dolayısıyla kişi hürriyetinin ihlal edilmediği

gerekçesiyle reddedilmiştir.

5. Başvurucunun hükmen

tutukluluğu, karar henüz kesinleşmediğinden, infazı kabil bir özgürlük

kısıtlaması değildir. Dolayısıyla, temyiz sürecinde mahkumiyet

hükmü bozulduğu ve tahliye kararı verildiği takdirde başvurucunun cezasına

mahsup edilemeyecektir. Başvurucu yargılanmakta olduğu ve henüz hüküm aşamasına

gelmemiş diğer suçtan da beraat ettiği takdirde haksız yere 6 yıl veya daha

fazla tutuklu kalmış olacaktır.

6. Tutukluluğun devamına

ilişkin güvencelerin ilkesel olarak uygulanması esastır. İleride ortaya çıkacak

yargı kararlarına göre başvurucunun özgürlüğünün haksız yere kısıtlanması

şeklinde bir sonuç doğmayabileceği gibi, ihlale neden olacak bir sonuç da

ortaya çıkabilir. Bu nedenle hükmen tutukluluk temyizden geçip kesin hükme

dönüşmedikçe, başka bir suçtan kaynaklanan suç isnadına bağlı tutukluluk

halinin kendi ölçüleri içinde değerlendirilmesi gerekir. Sanığın aleyhindeki

delillerin çok kuvvetli olduğu, nasıl olsa yargılandığı suçların birinden

olmazsa diğerinden kesinleşmiş mahkumiyet alacağı

varsayımıyla hareket edilmesi halinde, azami tutukluluk süresi ile sağlanan

güvence anlamsız hale gelebilir.

7. Anayasa Mahkemesi, her suç

için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanmasının, bireyin tutuklu olarak

yargılanabileceği süreyi ölçüsüzce uzatacağı, bu nedenle hak ihlali oluşacağı

yolunda içtihat tesis etmiştir (2012/239, paragraf 54). Anayasa Mahkemesinin bu

içtihadı, tutukluluğa kanunla getirilen azami sürenin farklı yorumlarla

işlevsiz hale getirilmemesi düşüncesine dayanmıştır. Başvurucu yönünden de

henüz infaz edilebilir nitelik kazanmamış olan hükmen tutukluluğun, başvuru

konusu (suç isnadına bağlı) tutukluluk halinin kendi başına hesaplanması

gereken kanuni süresini etkilemeyeceği sonucuna varmak gerekir.

8. Başvurucunun ikinci bir

suçtan hükmen tutuklanması üzerine, yargılaması devam etmekte olan suç

nedeniyle kaçması veya delil karartması tehlikesi ortadan kalkacaktır.

Tutuklulukla gözetilen amaç bu şekilde sağlanacağından, yasal süre aşılmadan,

gerekirse adli kontrol tedbiriyle tahliyesine karar verilmesi gerekir. Bu

yapılmayarak kanuni süreyi aşacak şekilde suç isnadına bağlı tutukluluğun devam

ettirilmesi, başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan

hakkının ihlalidir. Bu nedenle Bölüm görüşüne katılmamaktayım.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Fikret ESKİN Vekili : Av. Ümit DUMAN Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/348, 4 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. B. “Kanun’da
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/348
Tarih
4 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • Naz Aydemir Başvurusu (B. No: 2013/850)
  • Kenan Özteriş Başvurusu (B. No: 2012/989)
  • Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1213)
  • Haydar İzgi Başvurusu (B. No: 2012/673)
  • Salih Karakoç Başvurusu (B. No: 2013/2954)
  • Yasemin Ekşi Başvurusu (B. No: 2013/5486)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.