İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1213)

1. Başvurucular taraflarınca

Başvuru No2013/1213Tarih4 Aralık 2013Okuma21 dk · 4.233 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Muhittin Kaya Ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi Ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
4 Aralık 2013
Başvuru Numarası
2013/1213
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.233 kelime·21 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular taraflarınca

tanzim edilen teminat çekinin mahiyetinin derece mahkemelerince doğru

değerlendirilmeyerek açtıkları iptal davasının reddine karar verilmesi ve

uyuşmazlık hakkında yürütülen yargılamanın beş yılı aşkın bir süre devam etmesi

nedeniyle Anayasa’nın 35., 36., 38., 40., 41. ve 48.

maddelerinde yer alan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin

tespitiyle uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama yapılmasına ve uğradıkları

maddi zararın tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 5/2/2013

tarihinde Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 26/3/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 3/6/2013 tarihli görüş yazısı 13/6/2013 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiştir.

6. Başvurucu vekili tarafından 18/6/2013 tarihinde ibraz edilen Adalet Bakanlığı görüşüne

karşı beyanları süresi içinde sunulmuştur. Dilekçede, Adalet Bakanlığı’nın

başvuru dilekçesinin kesinleşme tarihinden önce verildiği, başvurucu tarafından

ihlal iddialarına ilişkin açıklamada bulunulmadığı ve başvurucunun iddialarının

gerek ilk derece Mahkemesince, gerekse kanun yolu mercii tarafından objektif

olarak ve gerekçeleriyle değerlendirildiği noktasındaki tespitlerine itiraz

ettikleri yönünde beyanda bulunulmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye Halk Bankası Dikili

şubesine ait, 11.07.2007 keşide tarihli, 500.000,00 YTL değerli, “100000040”

hesap ve “8511492” numaralı çekin

tahsili için, başvurucular aleyhine Dikili İcra Müdürlüğünün 2007/439 sayılı

dosyası ile icra takibine başlanılmıştır.

9. Başvurucular tarafından,

bahse konu çeke ilişkin olarak açılan menfi tespit davası, Dikili Asliye Hukuk

(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesinin 9/6/2011

tarih ve E.2007/243, K.2011/162 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

10. Başvurucuların temyiz talebi

üzerine, ilk derece mahkemesi kararı Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 26/3/2012 tarih ve E.2011/12339, K.2012/4909 sayılı ilamı

ile onanmıştır.

11. Başvurucuların karar

düzeltme talebi, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 19/11/2012

tarih ve E.2012/10902, K.2012/17096 sayılı kararı ile reddedilmiş, karar

15/1/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

12. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

13. Mahkemenin 4/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların

5/2/2013 tarih ve 2013/1213 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

14. Başvurucular, taraflarınca

tanzim edilen çekin teminat çeki olduğunu, bu niteliğine rağmen icra takibine

konulan çeke ilişkin olarak açtıkları menfi tespit davasının reddedildiğini,

çekin mahiyetinin derece mahkemelerince doğru değerlendirilmediğini ve

uyuşmazlık hakkında yürütülen yargılamanın beş yılı aşkın bir sürede

sonuçlandırıldığını belirterek, Anayasa’nın 35., 36.,

38., 40., 41. ve 48. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılama Süresinin Makul

Olmadığı İddiası Yönünden

15. Başvurucular, somut başvuruya

ilişkin olarak yapılan yargılamayı sonlandırır nitelikte olan karar düzeltme

talebinin reddine dair bir karar bulunduğunu ve bu kararın tebliği tarihinden

itibaren süresinde başvuruda bulunulduğunu belirtmişlerdir.

16. Adalet Bakanlığı görüş yazısında,

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme hususunda zaman bakımından

yetkisinin 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai

işlem ve eylemlere ilişkin başvuruları kapsadığı belirtilerek, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihine kadar başvuruya

konu yargılamanın yaklaşık beş yılı aşkın süredir devam etmekte olduğunun ve

uyuşmazlığa ilişkin kararın 26/3/2013 tarihinde kesinleştiğinin, başvurunun ise

30/1/2013 tarihinde yapılmış olduğunun dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.

17. Başvurucularca verilen

Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesinde, uyuşmazlığa ilişkin nihai

kararın 19/11/2012 tarihinde verilerek kesinleştiği ve

belirtilen kararın 15/1/2013 tarihinde tebliğini müteakip, 5/2/2013 tarihinde başvuruda

bulunulduğu yinelenmiştir.

18. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

19. Başvuru konusu dava, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den

önce açılmış olup, uyuşmazlığa ilişkin nihai karar tarihi olan 19/11/2012

tarihinde kesinleştiği anlaşılmakla, başvurunun incelenmesi Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir.

20. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmayan makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Yargılamanın Adil Olmadığı

İddiası Yönünden

21. Başvurucular, taraflarınca

tanzim edilen çekin teminat çeki olduğunu, bu niteliğine rağmen icra takibine

konulan çeke ilişkin olarak açtıkları menfi tespit davasının reddedildiğini,

yargılama sırasında ileri sürdükleri iddia ve delillerinin gerektiği gibi

incelenmediğini, yapılan yargılama sırasında verilen ilk derece Mahkemesi ve

Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğini ve çekin mahiyetinin

derece mahkemelerince doğru değerlendirilmediğini iddia etmişlerdir.

22. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucuların tüm iddialarını ilk derece Mahkemesi ve temyiz mercii

önünde belirttikleri, davaları ile ilgili delilleri sundukları ve karşı tarafça

ileri sürülen iddiaları ve delilleri değerlendirip karşı çıkabildikleri, gerek

ilk derece Mahkemesi gerekse Yargıtay tarafından taraf delilleri objektif

olarak değerlendirilmek suretiyle kararların ilgili gerekçeleriyle kurulduğunu,

ayrıca başvurucular tarafından kararların sonucundan, delillerin yanlış

değerlendirilmesinden ve yasanın yanlış uygulanışından şikayet

edilmekle beraber, hangi anayasal temel hak ve özgürlüğün ne şekilde ihlal

edildiğinin açıklanmadığı belirtilerek, başvurunun bu bölümünün kabul

edilebilirlik koşulları taşıyıp taşımadığı ve bu itibarla açıkça dayanaktan

yoksun olup olmadığının değerlendirilmesinde belirtilen bu hususların göz

önünde bulundurulması yönünde görüş bildirilmiştir.

23. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, Anayasanın uygulanması

ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi

açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı

başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar

verebilir.”

24. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir

mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir

temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

25. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dahil olmak üzere delillerin

ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak

kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak

ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma

hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi

uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6.

maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve

haklara, Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No:2012/13, 2/7/2013,§ 38). Ayrıca, hakkaniyete uygun yargılamanın bir

unsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 141. maddesinin 1. fıkrasında yer

verilen “Bütün mahkemelerin her türlü

kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmüyle, mahkemelerin uyması

gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir.

26. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun

yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı

olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece

mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde

yorumlanması uygun olup, bu husus AİHM içtihadında da, üst dereceli mahkeme

tarafından benimseme yöntemiyle önceki mahkeme kararının gerekçesinin

özümsenmesi şeklinde yorumlanmaktadır (Bkz. Ruiz Torija/İspanya, B. No. 18390/91,

09.12.1994, § 29-30; Hiro Balani/İspanya,

B. No. 18064/91, 09.12.1994, § 28; Georgiadis/Yunanistan, B. No. 21522/93, 29.05.1997,

§ 40-43; H.A.L./Finlandiya, B.

No. 38267/97, 27.01.2004, §50-51; X/Yunanistan,

B. No. 8769/79, 16.07.1981; Les Travaux Du Midi/Fransa, B. No. 12275/86, 02.07.1991).

27. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,

B.No:10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamada

geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına

uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesi’nin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil

olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların

sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil

olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması

gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik

iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir.

28. Somut başvuru açısından,

başvuruya konu Mahkeme kararında, çekin bir ödeme vasıtası olduğu ve kural

olarak mevcut bir borcun tediyesi amacıyla verildiğinin kabulünün gerektiği, bu

durumda mevcut çekin teminat amacıyla verilmiş olduğu yönündeki iddianın

başvurucular tarafından yazılı delille ispatlanması gereğine rağmen, belirtilen

husus yazılı delille ispatlanmadığı gibi yemin deliline de başvurulmayacağının

başvurucular vekilince beyan edildiği ve bu itibarla başvurucuların iddialarını

ispat edemedikleri gerekçesine dayanılarak başvurucuların davasının reddine

karar verildiği ve ilk derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi

hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu Mahkemelerinin denetiminden geçerek

kesinleştiği, ayrıca başvuru dosyası kapsamından başvurucuların delillerini ve

iddialarını sunma fırsatı bulamadığına, yargılamaya etkin olarak katılma

imkânının ellerinden alındığına ve yargılamadaki konumlarının önemli bir zarar

gördüğüne dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların yargılamanın adil olmadığı yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Diğer İhlal İddiaları

Yönünden

30. Başvurucular ayrıca

açtıkları menfi tespit davasının reddedilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 38., 41. ve 48. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

31. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi, Anayasanın

uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının

belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara

uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.

32. Başvuruya konu ihlal

iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucular

tarafından soyut şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıfta bulunulmakla

birlikte, belirtilen hükümlerin nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama ve

kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

33. Başvurucular 4/10/2007 tarihinde açılan dava ile başlayan uyuşmazlığın,

karar düzeltme talebinin reddi tarihi olan 19/11/2012 tarihinde sonuçlanmakla

beş yılı aşkın süre devam ettiğini belirterek, makul sürede yargılanma

haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

34. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, makul süreye ilişkin değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012’den

sonraki sürenin nazara alınması, ancak bu tarihten önceki yargılama süresinin

de sürenin makul olma niteliği değerlendirilirken Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına paralel olacak

şekilde göz önünde bulundurulması ve sürenin makul olup olmadığı hususunda AİHM

tarafından geliştirilen kriterler de dikkate alınmak suretiyle, başvuruya konu

beş yılı aşkın yargılama süresinin makul olup olmadığının tespit edilmesi

yönünde beyanda bulunulduğu anlaşılmıştır.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, § 18, 26/3/2013)

36. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

37. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

38. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

39. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, § 38, 2/7/2013).

40. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

41. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, § 40, 2/7/2013).

42. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, § 41–45, 2/7/2013).

43. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, § 46, 2/7/2013).

44. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

45. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, bir kambiyo senedine ilişkin olarak ticaret mahkemesi sıfatıyla genel yetkili

mahkemelerde açılan menfi tespit davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur (B. No: 2012/13, § 49, 2/7/2013).

46. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 4/10/2007

tarihidir.

47. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilmekle beraber, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini belirleyen hükümlerin, olay ve

olguların meydana geldiği tarihi değil, hak ihlali oluşturan işlem ve eylemlere

karşı başvurulabilecek kanun yollarının tüketildiği, yani işlem veya kararın

kesinleştiği tarihi esas aldığı görülmektedir. Başvuru konusu yargılamanın,

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcını teşkil eden 23/9/2012 tarihinden önce başlamış olduğu ve belirtilen

tarih itibarıyla halen derdest olduğu anlaşılmakla, somut başvuruya ilişkin

olarak yapılacak makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak sürenin

başlangıcı, davanın ikame edildiği tarih olan 4/10/2007 tarihidir (B. No:

2012/13, § 51, 2/7/2013).

48. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Başvuruya konu menfi tespit davasının, başvurucunun karar düzeltme

talebinin reddine dair Yargıtay kararı ile sonuçlandığı nazara alındığında,

makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak tarih, karar düzeltme talebinin

reddine dair karar tarihi olan 19/11/2012 tarihidir.

49. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun davalının başvuruculardan

herhangi bir hak ve alacağı olmadığının tespiti ile bedelsiz olduğu iddia

edilen çekin iptali talebi olduğu anlaşılmaktadır. İlgili davanın iki davacısı

ve bir davalısı bulunmaktadır. 4/10/2007 havale

tarihli dilekçe ile yargılamasına başlanıldığı anlaşılan davanın tensip

zaptının tanzimi sonrasında, davanın reddi kararı ile neticelenen yargılama

diliminde toplam yirmi altı duruşma yapılmıştır. Belirtilen celseler arasında

bir buçuk ila iki aylık sürelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.

50. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, 5/10/2007 tarihli tensip duruşması

ara kararı gereğince istenen ve 27/12/2007 tarihli celsede dosya arasına

alındığı bildirilen İcra Tetkik Mercii dosyasının ve Dikili Cumhuriyet

Başsavcılığı soruşturma dosyasının yeniden talep edildiği, yargılamanın

27/12/2007 tarihli celse ara kararı uyarınca talep edilen Dikili Asliye Ceza

Mahkemesinin E.2007/271 sayılı dosyasının ilgili mahkemece gönderilmesi

hususunda 8/7/2008 tarihli celseye kadar üç celse boyunca ve toplamda altı ayı

aşkın bir süre beklenildiği, belirtilen ceza davası dosyasının temyiz

incelemesinde olduğunun tespit edildiği 8/7/2008 tarihli celsede taraflara

anlaşmaları hususunda süre verilerek duruşmanın 14/10/2008 tarihine

ertelendiği, aynı tarihli celsede başvurucu vekilinin ilgili dosyanın Yargıtay

incelemesinde olmadığı yönündeki beyanı üzerine dosyanın tekrar talep edildiği,

ilgili Mahkemece istenilen dosyanın temyiz incelemesinde olduğunun yinelenmesi

üzerine 28/5/2009 tarihli celseye kadar dört celse boyunca ve toplamda beş

buçuk ay süreyle ilgili dosyanın temyiz incelemesinden dönüşünün beklenildiği

ve bu arada taraf vekillerinin mazeretlerinin kabul edildiği, 28/5/2009 tarihli

celse ara kararı uyarınca 23/6/2009 tarihinde keşif icra edilerek, keşif

zaptında yer verilen arar karar uyarınca bilirkişilere raporlarını ibraz

hususunda on gün süre verilmesine rağmen, yapılan keşif sonrası iki celse

boyunca ve yaklaşık beş aylık bir süre ile bilirkişi raporlarının ibrazının

rapor akıbetleri tetkik edilmeksizin beklenildiği ve bu arada davalı vekili

mazeretlerinin tekrar kabul olunduğu, raporların elden tebliğ edildiği

19/11/2009 tarihli celsede taraf vekillerine beyanda bulunmak üzere süre

verilirken, yeniden Dikili Asliye Ceza Mahkemesinin E.2007/271 sayılı

dosyasının temyiz incelemesinden dönüşünün beklenilmesine dair ara karar tesis

edildiği, yaklaşık bir ay sonra açılan celsede ek rapor alınmasına ve

belirtilen ceza dosyasının beklenilmesine karar verilerek, dört celse boyunca

ve toplamda dört ayı aşkın süre ek rapor ve belirtilen ceza dosyası akıbetinin

beklenildiği, bu arada açılan 27/5/2010 tarihli celsede, dokuzuncu celse ara

kararı uyarınca tapu sicil müdürlüğünden talep edilen ve onuncu celsede ibraz

edildiği belirtilerek dosya arasına alınan bir kısım tapu kaydının yeniden

ilgili müdürlükten talep edildiği, ek raporun ibraz edildiği 17/6/2010 tarihli

celsede taraf vekillerine rapor hakkında beyanda bulunmaları hususunda süre

verilerek yargılamanın yaklaşık bir ay süreyle tehir edildiği, 22/7/2010

tarihli celsede, davalı vekilince verilen 21/11/2007 havale tarihli cevap

dilekçesinde ileri sürülmesine rağmen, bu talepten yaklaşık iki yıl sekiz ay

sonra eksik harcın tamamlanması hususunda başvurucular vekiline süre verildiği

ve ilgili hususun ikmal edilmemesi üzerine dosyanın 22/7/2010 tarihinde

işlemden kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Başvurucular vekili

tarafından verilen 5/10/2010 tarihli yenileme

dilekçesi üzerine yargılamaya devam edildiği, 20/1/2011 tarihli celseye kadar

yenileme dilekçesinin tebliği sağlanarak aynı celse başvurucu tanıklarının

dinlenilmesine karar verilerek duruşmanın 24/3/2011 tarihine ertelendiği,

davacı tanıklarının dinlenilmesini müteakip aynı celse ara kararıyla dava

konusu çeke istinaden açılan Dikili İcra Müdürlüğünün E.2007/439 sayılı

dosyasının talep edilerek taraf vekillerine esasa ilişkin beyanda bulunmaları

hususunda süre verildiği ve 9/6/2011 tarihli celsede davanın reddine karar

verildiği görülmektedir.

51. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya esas yargılamanın konusunun davalının başvuruculardan

herhangi bir hak ve alacağı olmadığının tespiti ile bedelsiz olduğu iddia

edilen çekin iptali talebi olduğu, davanın taraflarında toplamda iki gerçek bir

tüzel kişinin bulunduğu, dava sırasında başvurucuların delilleri arasında yer

verilen ve başvurucu Muhittin Kaya’nın karşılıksız çek keşide etme suçundan

adli para cezası ile cezalandırılmasına ve bir yıl süreyle çek hesabı açmasının

yasaklanmasına karar verildiği anlaşılan Dikili Asliye Ceza Mahkemesinin

E.2007/271 sayılı dosyasının temyiz incelemesinden dönüşünün on bir celse

boyunca ve toplam on bir ayı aşkın bir süre beklenildiği, 17/6/2010

tarihli celsede mübaşir marifetiyle yaptırılan araştırma sonucunda ilgili

dosyanın temyiz incelemesinden dönmediği tespitine yer verilmekle birlikte

belirtilen celse ve sonraki celselerin yanı sıra karar gerekçesinde, uzun süre

sonucu beklenilen ilgili ceza dosyasına ilişkin bir tespit ve değerlendirmeye

yer verilmediği, belirtilen bekleme periyodunun yanı sıra yaklaşık on aylık bir

süre boyunca ve akıbetleri tetkik edilmeksizin bilirkişi raporlarının ibrazının

beklenildiği ve belirtilen sürenin raporların ibrazı için verilen sürelerin

fevkinde olduğu, ayrıca belirtilen bu süreçlerde taraf vekillerinin mazeretleri

kabul olunmakla birlikte, celse harcı tayini gibi usuli

imkanların yargılama makamlarınca kullanılmadığı anlaşılmaktadır (2/7/1964

tarih ve 492 sayılı Harçlar Kanunu md.12).

52. Medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların

makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

53. Her ne kadar belirtilen usul

hükümlerine tabi olan somut yargılama açısından dava malzemesinin taraflarca

hazırlanması ilkesinin geçerli olması yargılama faaliyetinin makul sürede

neticelendirilmemesinin sonuçlarına tarafların katlanması düşüncesini destekler

nitelikte olsa da, bu ilkeler yargılama makamlarını davayı gerekli süratle

yürütme yükümlülüğünden kurtarmaz.

54. Yargılama sürecinde

başvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve

davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul

edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli

imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu

bulunmaktadır.

55. Somut yargılama açısından,

bir ceza dosyası akıbetinin on bir ayı aşkın bir süre beklenildiği ve bu uzun

bekleme sürecine rağmen ilgili dosyanın somut yargılama açısından nasıl bir

değerlendirme için kullanılmak istendiği hususuna hüküm gerekçesinde yer

verilmediği, ilk derece Mahkemesinin gerekçeli kararında uyuşmazlığın dava

konusu çekin teminat amacıyla verilip verilmediği noktasında toplandığı, çekin

bir ödeme vasıtası olduğu ve kural olarak mevcut bir borcun tediyesi amacıyla

verildiğinin kabulünün gerektiği, bu durumda mevcut çekin teminat amacıyla

verilmiş olduğu yönündeki iddianın başvurucular tarafından yazılı delille

ispatlanması gereğine rağmen, belirtilen husus yazılı delille ispatlanmadığı

gibi yemin deliline de başvurulmayacağının başvurucular vekilince beyan

edildiği ve bu itibarla başvurucuların iddialarını ispat edemedikleri

gerekçesine yer verildiği ve hükmün gerekçesinde dinlenilen başvurucu tanıkları

ile yapılan keşif ve bilirkişi raporlarına da dayanılmadığı nazara alındığında,

tanık dinlenilmesi, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usuli

işlemler için geçirilen on ayı aşkın süreyi içeren bekleme periyodunun da

üzerinde durulması gereken bir diğer süreç olduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen hususların yanı

sıra, davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde belirtilen usule ilişkin

itirazlar arasında yer verilen dava harcının eksik olduğu noktasındaki itirazın

yaklaşık iki yıl sekiz ay sonra değerlendirilerek eksik harcın tamamlanması

hususunda başvurucular vekiline süre verildiği ve ilgili hususun ikmal

edilmemesi üzerine dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği

anlaşılmaktadır. Ayrıca yargılama süresince bir kısım dosya ve kayıtların

gerekçe gösterilmeksizin müteaddit defa ilgili mercilerden talep edildiği ve

belirtilen tüm bu hususların yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiye

sahip olduğu anlaşılmaktadır.

56. Kanun yolu incelemesinde

geçen sürenin ise temyiz ve karar düzeltme aşamaları dâhil bir yıl iki aylık

bir yargılama dilimini kapsadığı görülmektedir.

57. Başvurucular vekilince üç

defa mazeret dilekçesi sunulduğu ve eksik harcın tamamlanması nedeniyle

dosyanın işlemden kaldırıldığı süreçte başvurucuların tutumu nedeniyle yaklaşık

iki aylık bir gecikme periyodu yaşandığı anlaşılmakla birlikte, başvurucuların tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

58. Yapılan bu tespitler

çerçevesinde davaya bütün olarak bakıldığında, davanın taraflarında yer alan

kişi sayısı ve davanın konusu itibariyle karmaşık olarak nitelendirilemeyecek

olan yargılama faaliyetinde, yetkili makamların yargılamaya ilişkin usul

işlemlerinde yeterli özeni göstermemeleri nedeniyle, başvuruya konu beş yıl üç

ay süren yargılama faaliyetinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

59. Belirtilen nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

60. Başvurucuların mülkiyet

hakkı kapsamındaki iddialarını ise yargılama neticesine dayandırdıkları,

özellikle uyuşmazlık konusu çekin mahiyetinin derece mahkemelerince doğru

değerlendirilmediği ve adil olmayan yargılama neticesinde verilen ret kararının

başvurucuların sahip oldukları ekonomik değerleri aleyhe etkileyerek, sonucu

itibariyle mülkiyet haklarını ihlal ettiğinin iddia edildiği anlaşılmaktadır. Başvurucular tarafından mülkiyet haklarının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (§2-29)

başvurucuların delillerinin ve iddialarının adil yargılanma hakkı çerçevesinde

derece mahkemelerince ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutularak karar

verildiği tespit edilmiş olmakla, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

61. Başvurucuların Anayasa’nın

40. maddesine yönelik iddialarının ise, başvurunun makul sürede yargılanma

hakkı açısından değerlendirilerek, somut başvuru açısından bu hakkın ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla, ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

62. Başvurucular, uyuşmazlık

hakkında yeniden yargılama yapılmasını, yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaması halinde ise faiziyle birlikte, Dikili İcra Müdürlüğünün

2007/439 sayılı dosyası kapsamında tahsil edilen 500.000,00 TL’nin tazminine

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

63. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

64. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

65. Başvurucular tarafından

uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi talep edilmiş

olup, tespit edilen ihlal açısından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların yeniden yargılama yapılması

hususundaki taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

66. Başvurucular tarafından

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.838,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında adil

yargılanma haklarının ve Anayasa’nın 38., 41. ve 48.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği

yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuların yargılamanın yenilenmesi ve maddi tazminata

ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

4/12/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Engin YILDIRIM

Raportör

:

Şebnem NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucular

:

Muhittin KAYA

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Temsilcisi : Muhittin KAYA (Başvurucu şirket yönünden) Vekili : Av. Sabri COŞKUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1213, 4 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında adil
  16. B. Başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği
  17. D. Başvurucuların yargılamanın yenilenmesi ve maddi tazminata
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1213
Tarih
4 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • Haydar İzgi Başvurusu (B. No: 2012/673)
  • Salih Karakoç Başvurusu (B. No: 2013/2954)
  • Yasemin Ekşi Başvurusu (B. No: 2013/5486)
  • Mehmet Haberal Başvurusu (B. No: 2012/849)
  • Gülseren Gürdal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1115)
  • Mustafa Ali Balbay Başvurusu (B. No: 2012/1272)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.