İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Akdoğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/817)

1. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın kamulaştırma

Başvuru No2013/817Tarih19 Aralık 2013Okuma25 dk · 4.928 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Akdoğan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
19 Aralık 2013
Başvuru Numarası
2013/817
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.928 kelime·25 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın kamulaştırma

bedelinin tespiti davasının dokuz yıl sürdüğünü, dava açma tarihi esas alınarak

belirlenen kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerine

ödendiğini belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 25/1/2013 tarihinde Ankara 15. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. 15/5/2013 tarihinde, 2013/818, 2013/819, 2013/820,

2013/821, 2013/822 ve 2013/823 bireysel başvuru numaralı dosyaların, “kişi ve konu yönünden hukuki irtibat” nedeniyle

esaslarının kapatılarak 2013/817 numaralı bireysel başvuru ile

birleştirilmesine, incelemenin 2013/817 numaralı bireysel başvuru üzerinden

yürütülmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bölüm tarafından 26/6/2013 tarihinde yapılan toplantıda

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için 26/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı’na gönderilmiş, Adalet

Bakanlığı’nın 2/8/2013 tarihli görüş yazısı 2/9/2013 tarihinde başvurucuların

vekiline tebliğ edilmiş, başvurucuların vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı

beyanlarını 10/9/2013 tarihli dilekçeyle yasal süresi içinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçelerindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların murisi adına kayıtlı bulunan Kayseri ili,

Develi ilçesi, Fenese Yukarı mahallesi, 257 ada 12 no’lu parsel hakkında, ilçe imar planında tahıl pazarı

alanına tahsisli olduğu gerekçesiyle Develi Belediyesi Encümeninin 24/1/2003

tarih ve 89 sayılı kararıyla kamulaştırma kararı alınmıştır.

9. Develi Belediye Başkanlığı (İdare) kamulaştırmaya konu

taşınmaz hakkında 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 8.

maddesi gereğince başvurucuları satın alma usulüyle süreci devam ettirmek için

uzlaşma görüşmelerine davet etmiş, fakat başvurucular kanuni süre içerisinde

uzlaşma görüşmelerine katılmamıştır.

10. Bunun üzerine idare, 29/5/2003 tarihinde Develi Asliye

Hukuk Mahkemesi nezdinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare

adına tescili davası açmıştır.

11. Başvurucular tarafından ise kamulaştırma işleminin iptali

istemiyle Kayseri İdare Mahkemesinde iptal davası açılmış ve anılan Mahkeme,

28/1/2004 tarih ve E.2003/1193, K.2004/70 sayılı kararla bu davayı

reddetmiştir. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay 6. Dairesi 6/3/2006

tarih ve E.2004/3195, K.2006/823 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararının

onanmasına hükmetmiş ve karar kesinleşmiştir.

12. Asliye Hukuk Mahkemesi idari yargıdaki iptal davasının

sonuçlanması üzerine, keşif yapılmasına karar vermiş ve 20/9/2006 tarihinde

yapılan keşif sonucunda bilirkişi heyeti dava konusu taşınmazın dava tarihi

itibariyle kamulaştırma bedelini 32.365,00 TL olarak tespit etmiştir.

Başvurucuların bilirkişi raporuna itiraz etmesi üzerine, Mahkeme, ek bilirkişi

raporu alınmasına karar vermiş ve 6/10/2008 tarihli ek bilirkişi raporuyla dava

konusu taşınmazın kamulaştırma bedeli bu kez 49.649,50 TL olarak

belirlenmiştir.

13. Başvurucuların ve davacı idarenin dava konusu taşınmazın

değerinin tespitinde emsal olabilecek yeni taşınmazlar göstermeleri ve

talepleri üzerine Mahkeme tarafından 3/12/2009 tarihinde ikinci kez keşif

yapılmasına karar verilmiş ve 5/1/2010 tarihinde mahallinde yeniden keşif

yapılmıştır. Bu keşif sonucunda bilirkişi heyeti dava konusu taşınmazın

bedelini bu kez 64.680,00 TL olarak belirlemiştir.

14. Mahkeme, 12/1/2012 tarih ve E.2003/308, K.2012/27 sayılı

kararıyla davayı kabul etmiş ve son bilirkişi raporu doğrultusunda kamulaştırma

bedelini 64.680,00 TL olarak belirleyerek bedelin başvuruculara ödenmesine ve

taşınmazın davacı belediye adına tesciline karar vermiştir.

15. İlk derece mahkemesinin kararının başvurucular ve idare

tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 18.

Hukuk Dairesi 22/5/2012 tarih ve E.2012/2398, K.2012/6066 sayılı kararıyla

kamulaştırma bedelinin tespitinde isabetsizlik görmeyerek yerel mahkeme

kararını onamıştır.

16. Başvurucuların karar düzeltme talebi de Yargıtay 18.

Hukuk Dairesinin 26/11/2012 tarih ve E.2012/11502, K.2012/13174 sayılı

kararıyla reddedilmiştir. Karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Bu karar başvuruculara

26/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

17. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma

bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili”

kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve

taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar

verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren

en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın

malikine … bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de

tebliğ olunur.

…

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hâkim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrası

için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan bilirkişiler

marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini tespit için

mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin

beyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz

malın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde

mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara

tebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hâkim, taraflar veya vekillerini ve bilirkişileri

çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsa itirazları

dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde

gerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içinde

sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim,

tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından

yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.

Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının

kamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına

yatırıldığına … dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare

adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir

ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil

hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md)

Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması

hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz

işletilir.

…

14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak

sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı

mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece,

idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre

işlem yapılır.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 19/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 25/1/2013 tarih ve 2013/817 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

19. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın kamulaştırma

bedelinin tespiti davasında hukuki sürecin başladığı 2003 yılı verilerine göre

belirlenen kamulaştırma bedelinin dokuz yıl süren dava sonunda faiz

işletilmeden kendilerine ödendiğini, bu şekilde Anayasa’nın 46. maddesi ve bu

maddeye uygun düzenlenen 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine aykırı hareket

edildiğini, taşınmazın gerçek değerinin değil, dokuz yıl önceki karşılığının

ödendiğini belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiğinin tespiti ile alınması gerekli tedbirlere

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

20. Başvurucuların dava tarihi itibarıyla tespit edilen

kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerine ödenmesi

nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi

biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvuruya ilişkin olarak kabul

edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

21. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın kamulaştırma

bedelinin tespiti davasında dava tarihine göre belirlenen bedelin dava sonunda

faiz işletilmeden kendilerine ödendiğini ve bu nedenle taşınmazın gerçek

değerini alamadıklarını belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir

22. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucular tarafından

açılan kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin davanın reddedilmesinin

taşınmazın kamu yararı amacıyla kamulaştırıldığını ortaya koyduğu,

başvurucuların taşınmazının yasaya uygun olarak ve kamu yararıyla

kamulaştırıldığı ve kamulaştırma bedelinin usulüne göre tayin edildiği

konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, başvurunun çözümlenmesi bakımından

başvurucuların üzerine orantısız ve aşırı bir yük yüklenip yüklenmediğinin

araştırılması gerektiği, başvurucuların kamulaştırma bedeline Anayasa’nın 46.

maddesinde düzenlenen kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizin işletilmesi

talebinin ise Türk hukuku uygulamasına göre mümkün görünmediği, taşınmazın

gerçek değeriyle orantılı makul bir kamulaştırma bedeli ödenmediği müddetçe,

kişiyi taşınmazından mahrum bırakmanın genelde aşırı bir yük teşkil ettiği,

başvuru konusu davada kamulaştırma bedelinin belirlendiği tarih ile bedelin

ödendiği tarih arasında geçen yaklaşık olarak 104 aylık süre zarfında

kamulaştırma bedelinin %104.63 oranında değer kaybına uğradığı ve benzer

mağduriyetlerin önlenmesi amacıyla 6459 sayılı Kanunla 2942 sayılı Kanun’un 10.

maddesinde değişiklik yapıldığı ifade ederek Anayasa’nın 35. maddesine ilişkin

şikâyet incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde

beyanda bulunulmuştur.

23. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüşüne karşı cevaplarında

kamuoyunda dördüncü yargı paketi olarak bilinen değişiklikler kapsamında 2942

sayılı Kanun’un 10. maddesinde yapılan değişiklikle dört ay içinde

sonuçlandırılamayan bedel tespiti davalarına kanuni faiz ödenmesini öngören

düzenlemenin haklılıklarını gösterdiğini dile getirmişlerdir.

24. Anayasa’nın “Mülkiyet

Hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

25. Anayasa'nın “Kamulaştırma”

kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının

gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi

öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde

taksitler eşit olarak ödenir.

…

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları

için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.”

26. Anayasa'nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1)

No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

28. Somut başvurunun dayanağını oluşturan kamulaştırılan

taşınmazın gerçek değerinin ödenmesi talebi, Anayasa’nın 35. maddesinde yer

alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet

hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetleri

sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel kişilerine

özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırma

ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkının

sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinin

değerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

29. Anayasanın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1.

maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki

düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. İki düzenlemenin ilk cümleleri herkese

mülkiyet hakkını tanımakta, ikinci cümlesi ise kişilere ait mülkiyetin hangi

koşullarla sınırlandırılabileceğini ya da mülkünden yoksun bırakılabileceğini

hüküm altına almaktadır.

30. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise farklı şekilde

ele alınmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına

ilişkin genel bir ilkeye yer verirken, Sözleşmeye Ek (1) numaralı protokolün

birinci maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına düzenleme

ile vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak bu durumun

mülkiyet hakkı kapsamına girmediği belirtilmektedir. Bununla beraber

Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete düzenleme yetkisi

vermektedir.

31. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu

yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun

olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM, yasada öngörülen koşulları, bir

diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı

kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik

şartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malonei/İngiltere, B. No:8691/79, 2/8/1984,

§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını

öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma

sağlamaktadır.

32. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme,

biçimini değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı veren bir

haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla

sınırlama getirilebilir. Özel mülkiyetteki bir taşınmazın kamu yararı amacıyla

ihtiyaç duyulması halinde şekil ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla

kamulaştırılmak suretiyle kamu hizmetine tahsis edilerek özel mülkiyeti sona

erdirilebilir. Kamulaştırmanın nasıl ve hangi ilkelere göre yapılacağı

Anayasa’nın 46. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. (Bkz. AYM,

E.1988/34, K.1989/26, K.T. 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012 ve

E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008)

33. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri

büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hale getiren sınırlamalar hakkın özüne

dokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü

değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları

gibi güvenceler hep demokratik toplum düzeni kavramı içinde

değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnai olarak ve

ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin gerekleri için

zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla sınırlandırılabilirler. Demokratik bir

toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla

güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez. Demokratik hukuk

devletinde güdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgü

olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli

ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir

(AYM, E.2012/108, K.2013/64, K.T.22/5/2013).

34. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya

bireysel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade

etmektedir. Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek

hedefine yönelmek durumundadır (AYM, E.2010/30, K.2012/7, K.T.19/1/2012).

35. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Özellikle

kişileri bedelini ödeyerek mülkiyetlerinden yoksun bırakmayı düzenleyen yasalar

gibi sosyal ve ekonomik politikaların uygulanmasını belirleyen düzenlemeler

konusunda yasama organının geniş bir takdir yetkisi olması doğaldır. Açıkça

makul bir temelden yoksun olmadıkça yasama organının neyin kamu yararına

olduğuna dair verdiği karara saygı duyulmalıdır. Yasama ve yürütme organları

toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunu belirlemede

geniş bir takdir yetkisine sahiptirler. Kural olarak kamu makamları ekonomik

veya toplumsal bir politikayı hayata geçirmek amacıyla mülkiyet hakkına

müdahale etmişlerse burada meşru bir kamu yararı amacının bulunduğunu varsaymak

gerekir. Kamu yararı konusunda bir uyuşmazlığın çıkması halinde ise örneğin

kamulaştırma gibi hususlarda uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapan

mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır.

Bu nedenle müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu

iddia edene aittir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. James ve Diğerleri/İngiltere, B. No:

8793/79, 21/2/1986, § 46; Eski Yunan Kralı

ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 87; Broniowski/Polonya B. No: 31443/96, 22/6/2004, §

148).

36. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde

açıkça temelden yoksun veya keyfi olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu

organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu

olamaz.

37. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleri

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmek

suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük

ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında

adil bir denge kurulması gerekmektedir.

38. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”,

“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, “gereklilik”, ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca daha

hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan

müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir.

39. AİHM de mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu denetlerken yapılan müdahalenin

kamu yararı ya da genel yararı amaçlamasının yanı sıra toplumun genel yararı

ile birey haklarının korunması arasında adil bir dengenin de gözetilmesi

gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede bireylerin, mülklerinin değeriyle

orantılı makul bir bedel ödenmeden mülklerinden mahrum edilmeleri halinde

yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına hükmetmektedir. Bununla beraber Sözleşme

ile korunan mülkiyet hakkı her durumda tam bedelin ödenmesini güvence altına

almamaktadır. Ekonomik reform ya da sosyal adaleti gerçekleştirmek gibi geniş

çaplı tedbirleri uygulamaya yönelik istisnai durumlarda meşru kamu yararı

amacıyla yoksun bırakılan mülkiyetin piyasa değerinin altında ödeme yapılmasını

ölçülülük ilkesine aykırı bulmayabilmektedir (bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç,

B. No: 7151/75 ve 72/52/75, 23/9/1982, § 69

James ve Diğerleri/İngiltere, B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B.

No: 31423/96, 25/3/1999, § 48; Lithgow ve Diğerleri/İngiltere, B. No: 9006/80,

9262/81, 9263/81, 9265/81; 9266/81; 9313/81; 9405/81, 8/7/1986 § 120-121).

40. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilen

kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızası

olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafından

sona erdirilmesidir. Kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddenin birinci fıkrasında;

"Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu

yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel

mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari

irtifaklar kurmaya yetkilidir" denilmektedir. Kamu yararı

bulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve usullerine

uyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal

öğeleridir. (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T.17/1/2008)

41. Bir taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesi,

mülkiyet hakkının sınırlandırılmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur

(AYM, E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003). Bununla beraber gerçek karşılığının

altında bir bedel ödenerek bir taşınmazın idareye geçmesi de Anayasa’nın 46.

maddesi hükmüne açıkça aykırılığın yanında mülkiyet hakkına Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesini aşan ve mülkünden yoksun bırakılan

kişiye ulaşılmak istenen kamu yararıyla kıyaslandığında ölçüsüzce ağır bir yük

yükleyen ve makul olmayan müdahale niteliğindedir.

42. İdarenin, malikin rızasına gerek olmaksızın yapabileceği

bir işlem olan kamulaştırma nedeniyle peşin ödemesi gereken bedeli ödemede

gecikmesi durumunda hissedilir değer kaybına neden olan unsurların varlığının

dikkate alınmaması halinde ödenen bedelin gerçek karşılık olarak

nitelendirilemeyeceği açıktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz., AİHM, Yunan rafinerileri Stran

ve Stratis Andreadis/

Yunanistan, B. No: 13427/87, 9/12/1994, § 82). Başvurucuların

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarların

enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma

tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi

edecek biçimde faiz uygulanması gerekir. (Bkz.

Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97,

29/3/2006, § 258).

43. Bu çerçevede gerçek karşılığa ulaşmayı engelleyen

düzenleme ve uygulamaların Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkını

da zedeleyeceği açıktır. Başvuru konusu olayda sahibi olduğu taşınmaz

kamulaştırılan başvurucuların kamulaştırma bedeline itiraz etmesiyle açılan

dava sonunda dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma bedeli

başvuruculara faiz işletilmeden ödenmiştir.

44. Somut başvuruda başvurucular kanuna uygun bir şekilde

yapılan kamulaştırmayla mülkünden yoksun kaldığı ve kamulaştırmanın kamu yararı

şeklinde meşru bir amaca yönelik olduğu konusunda bir şikâyette

bulunmamaktadır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucuların taşınmazının

tahıl pazarı alanına tahsisli olduğu gerekçesiyle ve Belediye Encümeninin

kararıyla kamulaştırıldığı ve kamulaştırma sürecinin 2492 sayılı Kanun’a göre

sürdürülerek tamamlandığı görülmektedir. Başvurucuların açtığı kamulaştırma

işleminin iptali davsının reddedilmesi de göz önünde

bulundurulduğunda mülkiyetten yoksun bırakmanın meşru amacı ve kanuni dayanağı

bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal

edilip edilmediği hususunda başvurunun çözüme kavuşturulması için Anayasa’nın

35. maddesi kapsamında kamulaştırma işleminin başvurucuların üzerinde ölçülü

olmayan aşırı bir yük yükleyip yüklemediğinin incelenmesi gerekmektedir.

45. İlk derece mahkemesi tarafından belirlenen kamulaştırma bedelinin

usulüne uygun bir şekilde belirlenmediği hususunda da başvurucuların bir

şikâyeti bulunmamaktadır. Başvurucular dava tarihi esas alınarak belirlenen

bedele faiz ödenmemesi nedeniyle alması gereken bedelin değerinde azalma

olduğundan şikâyet etmekte ve bedelin dava tarihi yerine davanın karar tarihine

en yakın tarihe göre belirlenmesi veya Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan

gecikme faizinin bedele uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.

46. Kanun koyucu, taşınmazı kamulaştırılan kişilerin dava

süresince geçen zaman nedeniyle hak kaybına uğramamaları ve taşınmazın

bedelinin ilgilisine kısa sürede ödenmesini sağlamak için kamulaştırma

davalarının diğer davalara oranla daha hızlı bir şekilde karara bağlanması

amacıyla 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde özel hükümlere yer vermiştir.

Anılan maddeye göre, tarafların kamulaştırma bedeli konusunda anlaşamamaları ve

idarenin bedel tespit ve tescil davası açması halinde mahkemenin otuz gün

sonrası için duruşma günü tayin etmesi ve taraflara duruşma gününü tebliğ

etmesi, duruşmada bedel konusunda anlaşma sağlanamaz ise yine otuz gün sonrası

için duruşma günü tayin edilmesi ve bu sırada bilirkişi tayin ederek keşif

yapması, taraflar yine anlaşamazlar ise onbeş gün

sonrasına duruşma günü tayin etmesi ve ikinci bilirkişi raporuna başvurması ve

bunun sonucunda bedeli tespit ederek davayı sonuçlandırması gerekmektedir.

Görüldüğü üzere kanun koyucu, kamulaştırma davalarının kısa sürede

bitirilmesini öngörmektedir. Bu öngörüye bağlı olarak yakın zamana kadar kamulaştırma

bedelinin tespiti davaları için yasal faiz öngörülmemiştir.

47. Taraflar için 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde

kamulaştırma bedelinin tespiti davalarının sonuçlandırılması için öngörülen

süreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup,

mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri

kararların geçerli olduğunda şüphe yoktur.

48. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesindeki sürelerin

düzenleyici nitelikte süreler olduğu, yapılması gereken duruşmalar ve duruşma

aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi ve tebligat işlemleri göz önünde

bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği görülmektedir. Bununla birlikte

kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında kamulaştırma işlemlerinin başlamasıyla

kişilerin mülkiyet haklarını kullanmalarının kısıtlandığı, dava sonunda

kamulaştırma bedelini alabildikleri ve bu bedele faiz uygulanmadığı göz önünde

bulundurulduğunda bu davaların süratle sonuçlandırılmasında başvurucuların

önemli bir menfaati olduğu görülmektedir.

49. Başvurucular kamulaştırma bedeline Anayasa’nın 46.

maddesinde düzenlenen kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizin

işletilmesini veya taşınmazın karar tarihine en yakın tarihte belirlenmiş

bedelinin tazminat olarak ödenmesini talep etmektedirler.

50. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre;

kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde

öngörülen faiz oranı ancak kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için

işletilebilir (Bkz. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752,

15/10/2002). Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava

tarihinden itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi

talebinin yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış

bir uygulaması bulunmamaktadır.

51. Başvuru konusu davada Develi Asliye Hukuk Mahkemesi

tarafından belirlenen kamulaştırma bedeli Mahkeme kararıyla başvurucular adına

banka hesaplarına peşin olarak yatırılmıştır. Bu durumda başvurucuların kamulaştırma

bedeline devletin alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması

talebinin Anayasa’nın 46. maddesi kapsamında yasal dayanağı bulunmamaktadır.

(Benzer yönde AİHM kararı için bkz., Yetiş/Türkiye,

B. No: 40349/05, 6/7/2010, § 44).

52. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri uyarınca

tarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel hususunda anlaşamamaları

halinde dava tarihine göre taşınmazın adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde

bedeli mahkemece tespit edilmesi gerekmektedir. Değer tespitinin dava tarihine

göre tespiti, Kanun gereği olduğu gibi dava sürecinde taşınmazın değerinde

meydana gelecek artış veya azalışların bedele etki etmemesi ve bu şekilde bedel

tespitine belirlilik kazandırmanın gereğidir. Aksi halde taşınmazın değeri uzun

süren davalarda artabileceği gibi azalabileceğinden idare veya vatandaşlara

olumsuz etkide bulunabilir. Ancak bu durum taşınmazın gerçek değerinin

enflasyon karşısında korunması için dava tarihine göre belirlenen bedele faiz

işletilmesine mani değildir.

53. Nitekim kanun koyucu bahsedilen husustaki yasal eksiği

gidermek ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında davanın zamanında

sonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde kamulaştırma bedelinin

enflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi ederek benzer

mağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2942

sayılı Kanun’un 10. maddesine ek fıkra ekleyerek “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde

sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden

itibaren kanuni faiz işletilir.” hükmünü getirmiş ve zamanında

tamamlanamayan kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin yapıldığı

tarihe kadar kamulaştırma bedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır.

54. Somut başvuruya konu kamulaştırma işleminde ise dava

bahsedilen kanun hükmünün yürürlüğe giriş tarihinden önce sonuçlandığından

yasal faiz ödemesi yapılmamıştır. Bu durumda kamulaştırma sürecinde kamu

yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul bir

orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan başvurucuların üzerine orantısız ve

aşırı bir yük binip binmediğinin araştırılması gerekmektedir.

55. Başvuru konusu kamulaştırma bedelinin tespiti davası,

29/5/2003 tarihinde Develi Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılmış, mahkeme

öncelikle idare mahkemesinde devam eden kamulaştırmanın iptali davasının

sonuçlanmasını beklemiş, iptal davasının 6/3/2006 tarihinde sonuçlanmasının

ardından üç defa bilirkişi tayin ederek ve iki defa keşif yaparak bedel tespiti

yapmış ve 12/1/2012 tarihili kararıyla bankaya depo

edilen 64.680,00 TL kamulaştırma bedelinin davanın kesinleşmesi beklenmeksizin

başvuruculara ödenmesine ve taşınmazın idare adına tapu siciline kaydedilmesine

karar vererek davayı sonuçlandırmıştır.

56. Bu durumda dava tarihi esas alınarak tespit edilen

kamulaştırma bedeli başvuruculara sekiz yıl sekiz ay (104 ay) sonra faiz

uygulanmaksızın ödenmiştir. Merkez Bankası verilerine göre Mayıs 2003 ile Ocak

2012 tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen artış %104,63’tür. Bir başka

ifadeyle Mayıs 2003 tarihindeki 100 TL’nin Ocak 2012’de enflasyon karşısında

değer kaybı giderilmiş karşılığı 204,63 TL’dir.

57. Başvuruculara dava tarihine göre belirlenerek ödenen

64.680,00 TL kamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde Merkez Bankası verileri

kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 132.356,00

TL’dir. Bir diğer ifadeyle kamulaştırma bedelinin uğradığı değer kaybını telefi

edecek fark 67.676,00 TL’dir.

58. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra

ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde

oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin

tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da

bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek

haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

59. Bununla birlikte kamu kurumları uzun süren kamulaştırma

bedelinin tespiti davalarında faiz ödemeyerek bireylerin almaları gereken

bedelin enflasyon karşısında aşınmasına neden olmaktadırlar. Bu durumda

taşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırma bedelinin kişinin

uğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığı olması

yanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle ödenmesi arasında geçen dönemde

gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer kaybetmemiş olması

gerekir.

60. Bu çerçevede AİHM, Türkiye’de kamulaştırma bedellerinin

geç ödenmesi ve enflasyon sonucu bedelin değerinde aşınma olması ile arada

geçen sürede bedele faiz ödenerek durumun telafi edilmemesi veya ödenen faizin

enflasyonun oldukça altında olması sonucu tespit edilen bedelin değerini

koruyucu nitelikte olmaması nedenleriyle birçok davada başvuranların üzerinde

meşru kamu yararıyla haklı gösterilemeyecek orantısız ve aşırı bir yük bindiği

ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. Aka/Türkiye, B. No: 19639/92, 23/12/1998,

§ 48-50; Akkuş/Türkiye, B. No:

19263/92, 9/7/1997, § 28-31; Yetiş/Türkiye,

B. No: 40349/05, 6/7/2010, § 57-60).

61. AİHM yukarıda belirtilen kararlarında kamulaştırma

işleminin ekonomik, sosyal ya da siyasal bir reform kapsamına girmesi halinde

gerçek bedelin altında ödeme yapılabileceğini öngörmektedir. Anayasanın 46.

maddesi buna imkân vermemekle birlikte tespit edilen gerçek değerin ödenmesinde

meydana gelen gecikmeyle ve enflasyon etkisiyle değerindeki aşınmayı tam telafi

edecek bir mekanizma da öngörmemiştir. Türk hukuk sistemi bunun yerine 2942

sayılı Kanunun 10. maddesiyle bedel tespiti davalarının kısa sürede

sonuçlandırılmasını, 2013 yılında bahsedilen maddeye eklenen fıkra ile de 4

ayda sonuçlanmayan davalarda kanunu faiz ödenerek değer kaybının önlenmesini

öngörmektedir.

62. Başvuru konusu kamulaştırılan taşınmaza enflasyon sonucu

değerdeki aşınma ile piyasa değerinden daha düşük bir bedelin ödenmesini haklı

gösterecek kamu yararına yönelik hiçbir meşru amaç tespit edilememiştir (Aynı

yöndeki AİHM kararı için bkz. Scordino/İtalya

(no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 102). Kamulaştırma bedeline

değerindeki hissedilir aşınmayı giderecek şekilde faiz uygulanmaması kamu

yararı için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin

sürdürülmesi için zorunlu bir durum da arz etmemektedir (Bkz. AYM, E.2008/58,

K.2011/37, 10/2/2011).

63. Yukarıdaki unsurlara bakarak, kamulaştırma bedelinin dava

açıldığı tarihteki değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasında gözlemlenen

farkın kamulaştırma bedeline faiz eklenmemesinden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır. Ödenmeyen bu fark, bireyin mülkiyet hakkının korunması ile

kamu yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozarak, Anayasa’da yer alan

ölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde başvurucular üzerine orantısız ve aşırı

bir yük binmesine sebep olarak başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal etmektedir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Yetiş/Türkiye,

B. No: 40349/05, 6/7/2010, § 56).

64. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

kamulaştırma bedelinin tespiti davasının 29/5/2003 tarihinde açıldığı ve Develi

Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından dava tarihi esas alınarak belirlenen bedelin

sekiz yıl sekiz ay sonra mahkemenin 12/1/2012 tarihli kararıyla başvuruculara

faiz işletilmeksizin ödendiği, bu süre zarfında Merkez Bankası verilerine göre

enflasyonda meydana gelen artışın %104,63 olduğu, bahsedilen değer kaybı oranı

dikkate alındığında, başvurucuların üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru

kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı yük bindiği

sonucuna ulaşılmıştır.

65. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun

50. Maddesi Yönünden

66. Başvurucular, idare tarafından kamulaştırılan

taşınmazlarının bedel tespiti davasının 104 ay sürmesi ve dava tarihine göre

tespit edilen bedelin faiz işletilmeden kendilerine ödenmesi nedeniyle mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini belirterek hak ihlalinin tespitini ve alınması

gereken tedbirlere hükmedilmesini talep etmişlerdir.

67. Adalet Bakanlığı görüşünde, doğrudan tazminata ilişkin

bir açıklama yapmamakla beraber başvuruculara dava tarihine göre tespit edilip

Develi Asliye Hukuk Mahkemesi kararından sonra ödenen kamulaştırma bedelinin

değerinde enflasyon etkisiyle aşınma olduğunun kabulü ve enflasyonun etkisi

giderilmiş kamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde 132.360,00 TL olduğu yönünde

değerlendirme yapılmıştır.

68. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

69. Başvuruculara dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma

bedelinin sekiz yıl sekiz ay süren dava sonunda faiz işletilmeden ödenmesi

sonucu kamulaştırma bedelinde bu sürede gerçekleşen %104,63 oranındaki

enflasyon nedeniyle ciddi bir değer kaybı oluştuğu, bu durumun başvurucuların

üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecek

şekilde orantısız ve aşırı yük binmesine neden olduğu, bahsedilen maddi değer

kaybını telafi edebilmek için kamulaştırma bedeline enflasyon oranında faiz

işletilerek başvurucuların her birine 9.668,00 TL olmak üzere toplam 67.676,00

TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

70. Başvurucular tarafından ayrı ayrı yapılan ve dosyadaki

belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

başvuruculara ayrı ayrı, 2.640,00 TL vekâlet ücretinin ise müştereken olmak

üzere toplam 4.028,54 TL yargılama giderinin ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle başvurunun;

A. Mülkiyet hakkıyla ilgili şikâyet yönünden KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucular Mehmet AKDOĞAN, Selim AKDOĞAN, Erdal AKDOĞAN,

Ahmet AKDOĞAN, Fatma BÜLBÜL, Ümmügülsüm BIÇAKCI ve

Ali Fuat AKDOĞAN’ın her birine 9.668,00 TL olmak

üzere toplam 67.676,00 TL maddi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucuların diğer taleplerinin

REDDİNE,

E. Başvurucular Mehmet AKDOĞAN, Selim

AKDOĞAN, Erdal AKDOĞAN, Ahmet AKDOĞAN, Fatma BÜLBÜL, Ümmügülsüm

BIÇAKCI ve Ali Fuat AKDOĞAN’ın her biri tarafından

ayrı ayrı yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin ayrı ayrı,

2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin ise müştereken

başvuruculara ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına;

ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine,

19/12/2013 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Mehmet ERTEN

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Burhan ÜSTÜN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Selami ER

Başvurucular

:

Mehmet

AKDOĞAN

Selim

AKDOĞAN

Erdal

AKDOĞAN

Ahmet

AKDOĞAN

Fatma BÜLBÜL

Ümmügülsüm

BIÇAKCI

Ali Fuat

AKDOĞAN

Vekili

:

Av. Hüseyin

ÖZTÜRK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/817, 19 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008)
  12. B. No: 7151/75 ve 72/52/75, 23/9/1982, § 69
  13. A. Mülkiyet hakkıyla ilgili şikâyet yönünden KABUL
  14. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence
  15. D. Başvurucuların diğer taleplerinin
  16. E. Başvurucular Mehmet AKDOĞAN, Selim
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  18. G. Kararın bir örneğinin ilgili
  19. Perktaş
  20. Akdoğan
  21. Akdoğan
  22. Akdoğan
  23. Akdoğan
  24. Bıçakcı
  25. Akdoğan
  26. Öztürk
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/817
Tarih
19 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • Sevim Akat Eşki Başvurusu (B. No: 2013/2187)
  • Bilal Turan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1942)
  • Fikret Eskin Başvurusu (B. No: 2012/348)
  • Naz Aydemir Başvurusu (B. No: 2013/850)
  • Kenan Özteriş Başvurusu (B. No: 2012/989)
  • Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/1213)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.