İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı Başvurusu (B. No: 2015/17576)

1. Başvuru, gayrimüslim cemaat vakıflarının taşınmaz mal

Başvuru No2015/17576Tarih1 Şubat 2017Okuma31 dk · 6.281 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi Ve Mektebi Vakfı Başvurusu

Karar tarihi
1 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2015/17576
R.G. Tarih ve Sayı
8/3/2017 - 30001
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.281 kelime·31 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gayrimüslim cemaat vakıflarının taşınmaz mal

edinmelerine ilişkin olarak vakıflar mevzuatında yapılan yasal değişiklikler

çerçevesinde bir taşınmazın başvurucu Vakıf adına tescil edilmesi talebinin

Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi tarafından reddedilmesi ve bu idari

işlemin iptali istemiyle idari yargıda açılan davadan bir sonuç alınamaması

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/11/2015 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 22/7/2016 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu 5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı mülga Vakıflar

Kanunu’nun 44. Maddesi ile geçici 1. Maddesi uyarınca sahip oldukları malları,

gelirleri, giderleri ve vakıfları ile ilgili diğer hususları bildirme

yükümlülüğü çerçevesinde beyanname vermiş bulunan (1936 Beyannamesi)

gayrimüslim cemaat vakıflarındandır.

6. Başvurucu 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun

geçici 7. Maddesi doğrultusunda İstanbul ili Sarıyer ilçesi Mirgün

Mahallesi’nde bulunan 110 ada 7 parsel sayılı taşınmazın adına tescil edilmesi

istemiyle 20/8/2009 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvuruda bulunmuştur.

7. Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Meclisi (Vakıflar Meclisi)

başvurucunun talebini 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında

olmadığı gerekçesiyle 28/12/2009 tarihinde reddetmiştir.

8. Başvurucu, talebinin reddi üzerine 24/5/2010 tarihinde

Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine İstanbul 1. İdare Mahkemesinde (İdare

Mahkemesi) iptal davası açmıştır. Yapılan yargılama neticesinde İdare Mahkemesi

25/2/2011 tarihli ve E.2010/1000, K.2011/191 sayılı kararı ile davanın reddine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Cemaat vakıflarının dini, hayri,

sosyal, kültürel, eğitim ve sıhhi gibi amaçlarını gerçekleştirebilmeleri

amacıyla taşınmaz mal edinmelerine izin verilmiştir. Cemaat vakfı adına tescil

edilebilmesi için taşınmazın,1936 tarihli beyannamelerinde kayıtlı olup, kendi

hak ve tasarruflarında bulunması veya 1936 beyannamesinde yer almakla birlikte

vakıf tarafından daha sonradan satın alma veya bağışla iktisap edilip mal

edinememe gerekçesiyle adlarını tescilli olmaması gereklidir. Dolayısıyla,

başka bir özel veya tüzel kişi adına kayıtlı olan, vakfın hak ve tasarrufunda

olmayan taşınmazlar vakıf adına tescil edilemeyecektir.

Cemaat vakıfları adına taşınmazın tescilinin

yapılabilmesi için 5737 sayılı Kanun uyarınca tescile dayanak teşkil eden her

türlü bilgi ve belgenin idareye verilmesi gereklidir. İdareler de taşınmazın

mülkiyet ve tasarruf gibi hukuki durum ve statüsünü gösteren bilgi ve belgeleri

ilgisinde isteme hak ve yetkilisine sahiptir. Taşınmaz tescilinde ilgililerin

ibraz ettikleri bilgi ve belgeler de göz önüne alınarak değerlendirme

yapılacaktır. Zira, kanunda cemaat vakıflarına belli şartlar altında idari

işlem yoluyla taşınmazın mülkiyetini kazanma ve tapuya tescil ettirme yetkisi

tanınmıştır. Dolayısıyla, idari karar ile tapuda değişiklik yapılacağından,

taşınmazın mülkiyet ve tasarruf durumuna ilişkin bilgi ve belgelerin

ilgililerden (cemaat vakıfları) talep edilmesi ve ilgililerindetalep

doğrultusunda gerekli bilgi ve belgeleri sunmak ya da bilgi ve belge

bulunmadığı hususunu bildirme sorumluluğu bulunmaktadır.

Olayda, vakıf adına tescili talep edilen

taşınmazlara ilişkin olarak 5737 sayılı Kanunda öngörülen şartların gerçekleşip

gerçekleşmediğinin tespiti için davacıdan tescile dayanak teşkil edecek bilgi

ve belgelerin ibrazının istenilebileceği, tescili talep edilen taşınmazın

tapuda başka kişi adına kayıtlı olması,mülkiyet

hanesinin boş gözükmesi veya kamu – özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek

kişiler adına kayıtlı olması halinde taşınmazların davacı vakıf adına tescil

edilmesi talebinin ancak adli yargıda açılacak tapu iptali ve tescil davasında

irdelenebileceği, davalı idarece, tapuda mazbut Abdülhamit Han Vakfı adına

kayıtlı olduğu anlaşılan taşınmaza ait tescil talebi hakkında karar verilmesine

olanak bulunmadığısonucuna varılmaktadır.

Bu

durumda davacının, Vakıflar Kanunu’nun geçici 7.maddesinde öngörülen koşulları

taşımadığı anlaşıldığından taşınmazların tescili talebiyle yapılan başvurunun

reddine yönelik işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.”

9. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Danıştay Onuncu Dairesinin

25/6/2015 tarihli ve E.2011/9211, K.2015/3346 sayılı ilamıyla onanmıştır.

10. Nihai karar başvurucu vekiline 12/10/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

11. Başvurucu 11/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

1. Kanunlar

12. 29/5/1926 tarihli ve 864 sayılı mülga Kanunu Medeninin

Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun’un 8.

Maddesi şöyledir:

“Kanunu Medeninin

meriyete vaz`ından mukaddem vücude

getirilen evkaf hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu neşrolunur.

Kanunu Medeninin meriyete vaz`ından

sonra vücude getirilecek tesisler, Kanunu Medeni

ahkamına tabidir.”

13. 2762 sayılı mülga Kanun’un 1. Maddesi kabul edildiği

şekliyle şöyledir:

“4 birinci teşrin 1926 tarihinden önce vücud bulmuş vakıflardan

A – Bu kanundan önce zaptedilmiş

bulunan vakıflar,

B – Bu kanundan önce idaresi zaptedilmiş olan vakıflar,

C – Mütevelliliği

bir makama şartedilmiş olan vakıflar,

Ç – Kanunen veya filen hayrî

bir hizmeti kalmamış olan vakıflar,

D – Mütevelliliği

vakfedenlerin ferilerinden başkalarına şartedilmiş

vakıflar,

Vakıflar umum müdürlüğünce idare olunur.

Bunların hepsine birden (Mazbut

vakıflar) denir.

A – Mütevelliliği

vakfedenlerin ferilerine şartedilmiş vakıflar,

B – Cemaatlarca

idare olunan vakıflar,

C – Bazı sanat sahihlerine mahsus vakıflar,

Mütevellileri veya seçilmiş heyetleri

tarafından idare olunur. Bunların atlup birden

(Mülhak vakıflar) denir.

Mütevelliler ve seçilmiş heyetler, vakıflar

umum müdürlüğünün ve umum müdürlük de, idare

meclisinin kontrolü altındadır.”

14. 2762 sayılı mülga Kanun’un yürürlükten kaldırıldığı

tarihteki 1. Maddesi şöyledir:

“(Değişik: 28/6/1938-3513/1 md.) 4 birinci teşrin 1926 tarihinden önce vücud bulmuş

vakıflardan

A – Bu kanundan önce zabtedilmiş

bulunan vakıflar,

B – Bu kanundan önce idaresi zabtedilmiş olan vakıflar,

C – Mütevelliği bir

makama şartedilmiş olan vakıflar,

D – Kanunen veya fiilen hayri

bir hizmeti kalmamış olan vakıflar,

E – Mütevelliliği

vakfedenlerin ferilerinden başkalarına şart edilmiş vakıflar,

Vakıflar Umum Müdürlüğünce idare olunur. Bunların

hepsine birden (Mazbut vakıflar) denir.

(Değişik: 31/5/1949-5404/1 md.)

Mütevelliliği vakfedenlerin fer`ilerine

şart edilmiş vakıflara (Mülhak Vakıflar) denir. Bunlar mütevellileri tarafından

idare olunur.

Mütevelliler Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve

Genel Müdürlük de İdare Meclisinin kontrolü altındadır.

(Değişik: 24/3/1981-2437/1 md.)

Cemaatlere ve esnafa mahsus vakıflar, bunlar tarafından seçilen kişi veya

kurullarca yönetilir. İlgili makamlarla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından

teftiş edilir ve denetlenirler. Teftiş ve denetlemenin usulleri ve nasıl

yapılacağı ile sonuçları çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

(Ek: 24/3/1981-2437/2 md.)

Cemaat vakıflarının Türk Kanunu Medenisinin 78 nci maddesi gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğüne

ödeyecekleri teftiş ve denetleme masraflarına katılma payının, genel bütçeden

karşılanmasına Bakanlar Kurulunca karar verilebilir. Bu karar anılan vakıfların

teftiş ve denetimini etkilemez.

(Ek Fıkra 2.1.2003-4778 s. Kanun.) Cemaat

vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın, Vakıflar Genel

Müdürlüğünün izniyle dinî, hayrî, sosyal, eğitsel,

sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal

edinebilirler ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilirler.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve

esaslar Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlıkça çıkarılacak

yönetmelikle düzenlenir.”

15. 2762 sayılı mülga Kanun’un 44. Maddesi şöyledir:

“Bu kanunun neşri tarihinden en az on beş yıl evvelinden beri vakıf

olarak tasarruf edildikleri vergi kayıtları icar kontratları ve eşhası hükmiyenin gayri menkule tasarruflarına dair olan 16 Şubat

1328 tarihli kanunun neşrinden sonra tapuya verilmiş defterler ve müesseselerin

hesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlaşılacak olan yerler o suretle

vakıf kütüğüne kaydolunurlar. Bu kayıt vakıflar

idaresinin istemesi üzerine tapuca o gayri menkullerin kayıtlarına işaret ve

keyfiyet münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan tarihinden itibaren iki yıl

içinde dava yolu ile bir güna itiraz olunmadığı

takdirde o malların vakıf olarak kati tescilleri yapılır,ve tapuları verilir. Tapu kayıtlarına işaret

edilecek gayri menkullere ait davalarda vakıflar idaresi ve varsa mütevelli de

birlikte hasım olur. Bundan başka,vakıflar

idaresinin 1515 sayılı kanun hükümlerinden istifade hakkı mahfuzdur.”

16. 2762 sayılı mülga Kanun’un geçici 1. Maddesi şöyledir:

“A – Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesap

vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanunun hükümleri

yürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini,varidat membalarını ve bunların sarf ve

tahsis mahallerini,geçmiş son senenin varidat ve

masraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliği

hangi selahiyetli merciin intihap veya kararına

müsteniden ve hangi tarihten beri yaptıklarını gösterir bir beyanname tanzimine

ve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğe mecburdurlar.

B – Yukarki fıkra

mucibince beyanname vermiş olan mütevellilere bir makbuz ilmühaberi verilir. Bu

ilmühaberi hamil olan kimseler bu kanun dairesinde vakıflarının idaresine devam

ederler.

C – Birinci fıkrada yazılı müddet içinde

beyanname vermemiş olanlar vakıflarında tasarruf edemezler. Gecikme haklı bir

sebebe müstenit değilse veya verdikleri beyanname hakikate uygun bulunmazsa mütevellilikten derhal azlolunurlar.

Ç – Vakıflar idaresine verilecek

beyannamelerin verildikleri tarihten itibaren, altı ay içinde tetkik ve tasdiki

mecburidir. Bu müddet içinde tasdik edilmediği takdirde yalnız mukannen

masraflar tasdik edilmiş sayılır.

D – Beyannameler muhteviyatının vesika ve

teamüllere müstenit olması ve bu vesika veya teamüllerin bu kanunun neşrinden

evvel mevcut ve merî`i bulunması şarttır.

E – Bu kanun hükümleri yürümeğe başladığı

zaman mevcut olan ferilerden gayri mütevellilerle Vakıflar Umum Müdürlüğünce

mütevellisi olmadığından veya mütevellisi mevcut olduğu halde vakfı bizzat

idare edemediklerinden dolayı idare kendilerine tevdi edilmiş olan kaymakamlar

şimdiye kadar olduğu gibi vakıfları idareye devam ederler. Azil veya her hangi bir suretle inhilal vukuunda bu kanun hükümleri

tatbik olunur.”

17. 2762 sayılı mülga Kanun’a 19/7/2003 tarihli ve 4928 sayılı

Kanun’un 2. Maddesi ile eklenen geçici 2. Madde şöyledir:

“Cemaat vakıfları, bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde 1 inci

maddenin yedinci fıkrası uyarınca tescil başvurusunda bulunabilirler.”

18. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

101. Maddesi şöyledir:

“Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli

mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel

kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.

Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya

da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar

vakfedilebilir.

(İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin

17/4/2008 tarihli ve E.2005/14, K.2008/92 sayılı kararı ile)

Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen

niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve

millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını

desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.”

19. 5737 sayılı Kanun’un 3. Maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun uygulanmasında;

…

Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf

vakıfları ile yeni vakıfları,

Vakfiye: Mazbut, mülhak ve cemaat vakıflarının

malvarlığını, vakıf şartlarını ve vakfedenin isteklerini içeren belgeleri,

1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının 2762

sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,

Vakıf senedi: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu

Medenisi ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine

göre kurulan vakıfların, malvarlığını ve vakıf şartlarını içeren belgeyi,

Mazbut vakıf: Bu Kanun uyarınca Genel

Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk

Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı Vakıflar

Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları,

Mülhak vakıf: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu

Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenlerin

soyundan gelenlere şart edilmiş vakıfları,

Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına

bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış,

mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim

cemaatlere ait vakıfları,

…

ifade eder.”

20. 5737 sayılı Kanun’un 12. Maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Vakıflar; mal edinebilirler, malları üzerinde

her türlü tasarrufta bulunabilirler.”

21. 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi şöyledir:

“Cemaat vakıflarının;

a) 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, halen

tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı

olan taşınmazlar,

b) 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları

tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya

bağışlandığı halde, mal edinememe gerekçesiyle halen; Hazine veya Genel

Müdürlük ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan

taşınmazlar,

tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde

müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil

müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescilleri yapılır.”

22. 5737 sayılı Kanun’a 22/8/2011 tarihli ve 651 sayılı Kanun

Hükmünde Kararname’nin 17. Maddesi ile eklenen geçici 11. Madde şöyledir:

“Cemaat vakıflarının;

a) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup malik

hanesi açık olan taşınmazları,

b) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma,

satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye

ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları,

c) 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamu

kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri,

tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içinde

müracaat edilmesi halinde, Meclisin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil

müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilir.

Cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya

cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı halde, mal edinememe

gerekçesiyle Hazine veya Genel Müdürlük adına tapuda kayıt edilen

taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca

tespit edilen rayiç değeri Hazine veya Genel Müdürlük tarafından ödenir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve

esaslar yönetmelikle düzenlenir.”

2. Anayasa Mahkemesi

Kararları

23. Anayasa Mahkemesinin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146,

K.2002/201 sayılı kararı şöyledir:

“…

2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nda cemaat

vakıfları ile aynı nitelikteki mülhak vakıflar arasında temel olarak bir ayrım

gözetilmemekle birlikte, cemaat vakıfları, kurucularının farklılığı nedeniyle

kendileri tarafından seçilen kişi ve kurullarca yönetilmişlerdir.

Kuruluşlarındaki farklılık ve vakfiyelerinin bulunmaması gibi nedenlerle,

cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmeleri ve bunlar üzerinde tasarrufta

bulunabilmeleri konusundaki yargı kararları farklı hukuki durumlar ortaya

çıkarmış, 2762 sayılı Yasa kapsamındaki diğer vakıflar, Yasa’nın öngördüğü

şekilde taşınmaz mal edinme hakkına sahip olurken cemaat vakıfları bu haktan

yoksun bırakılmışlardır. Dava konusu düzenleme ile bu gelişmelerden olumsuz

yönde etkilenen cemaat vakıflarının, kuruluş amaçlarına uygun olarak ve dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki

ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinme ve taşınmaz mallar üzerinde

tasarrufta bulunabilmeleri olanağı getirilerek mülkiyet haklarının korunması

sağlanmıştır.

2762 sayılı Yasa kapsamındaki cemaat vakıfları

ile diğerleri ve Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan vakıflar aynı hukuksal

durumda bulunmadıklarından bunların farklı kurallara bağlı tutulmalarında

eşitlik ilkesine aykırılık yoktur.

Anayasa’nın 35. Maddesinde, herkesin mülkiyet

ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabileceği ve mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına

aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Dava konusu düzenleme ile, cemaat

vakıflarının, yasalar ve yargı kararlarıyla oluşan hukuki durumları nedeniyle

adlarına tapuya tescil edilemeyen ve dinî, hayrî,

sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere,

her ne suretle olursa olsun, tasarrufları altında bulunduğu belgelerle

belirlenen taşınmaz mallarının, maddede belirtilen süre içinde başvurulması

halinde, tescili öngörülmektedir. Bu işlem yapılırken genel hükümlere göre

taşınmaz üzerinde başka bir mülkiyet iddiası veya ayni hak olup olmadığı araştırılarak

buna göre bir sonuca varılacağında duraksanamaz. Bu

nedenle mülkiyet hakkına aykırılık bulunmamaktadır.

2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 1. Maddesine

4771 sayılı Yasa’nın 4. Maddesinin (A) fıkrasıyla eklenen kurallarla mülkiyet

hakkı konusunda kesinleşmiş yargı kararlarıyla oluşmuş hukuksal durumlara

dokunulmamakta, kimi taşınmazları elinde bulundurup da çeşitli nedenlerle

bunları üzerlerine tescil ettiremeyen cemaat vakıflarına yeni bir olanak

getirilmektedir. Yasalardaki değişikliklere bağlı olarak mahkeme içtihatlarının

da değişmesi doğal bir süreç olup bu durumun yargı bağımsızlığını zedeleyen

veya kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı düşen bir yanı bulunmamaktadır.

…”

24. Anayasa Mahkemesinin 17/6/2010 tarihli ve E.2008/22,

K.2010/82 sayılı kararı şöyledir:

“…

Ülkemizde yaşayan ve Lozan Andlaşması’na

göre, din bağı gözetilerek gayrimüslim olmalarından dolayı azınlık kabul edilen

kişiler Türk vatandaşıdırlar. Bu durumda, Anayasa’ya göre Türk vatandaşı olarak

kabul edilen gayrimüslim azınlıklara verilen hakları, Anayasa’nın Başlangıç’ı

ile 3. Ve 5. Maddelerine dayanarak engellenmeye çalışılmasının anayasal bir

dayanağı yoktur.

Anayasa’nın 35. Maddesinde herkesin, mülkiyet

ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına

aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının

hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla,

sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf

olanağı veren bir haktır. Maddede geçen ‘herkes’ tabirinin gerçek ve tüzel

kişileri kapsadığı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

…

… Vakıfların biri başlangıçta özgülenen diğeri

ise sonradan elde edilen iki tür mal varlığı vardır. Vakfa özgülenen mal

varlığının vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli düzeyde olmaması durumunda,

4721 sayılı Kanun’un 102. Maddesi uyarınca tesciline olanak yoktur. Dava

dilekçesinde ileri sürülen husus, bu mal varlığı yönünden doğrudur. Ancak,

iptali istenen kural, vakıfların başlangıçtaki mal varlığını değil, sonradan

edineceği mal varlıklarını düzenlemektedir. 4721 sayılı Kanun’da bu hükmün

dışında, vakıfların sonradan mal varlığı edinemeyeceklerine ilişkin her hangi bir hüküm yoktur. Esasen, tüzel kişiliğe sahip

vakıflar için sonradan mal varlığı edinebilecekleri yönünde ayrıca bir hüküm

vazedilmesine gerek de bulunmamaktadır.

Öte yandan, yargı kararlarında benimsenen ve

doktrinde bir kısım yazarlarca da desteklenen 1936 tarihli beyannamenin

vakıfname olarak kabul edilmesi gerektiği, vakıfnamede açık hüküm bulunmaması

durumunda vakıfların taşınmaz mal edinemeyecekleri, cemaat vakıflarının da

gerçek anlamda vakıfnamelerinin bulunmaması nedeniyle taşınmaz mal edinemeyecekleri

yönündeki görüşün, 2762 sayılı Kanun’un 44. Maddesi ile Geçici 1. Maddesinin

gerekçeleri ve yasalaşma süreçleri incelendiğinde, geçerliliğinin bulunmadığı

görülmektedir.

Gerçekten de söz konusu maddelerin gerekçeleri

ve yasalaşma süreçleri incelendiğinde, cemaat vakıflarından beyanname

istenmesinin temel gerekçesinin bu vakıfların Devlet tarafından denetlenmesini

sağlamak ve denetlemenin yapılabilmesi için de söz konusu vakıfların o ana

kadar fiilen tasarrufu altında tuttukları ancak muvazaa ya da gizli bir takım işlemlerle kayıt altında bulunmayan tüm mal

varlıklarının bir envanterinin ortaya çıkarılması amacına yönelik olduğu

anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle, 1936 tarihli beyannamenin vakfiye olarak

kabul edilmesine olanak bulunmadığı gibi, bu beyannamenin cemaat vakıflarının

taşınmaz mal edinmesinin önüne geçilmesi amacıyla istendiği görüşü de yerinde

değildir. Esasen yasakoyucu cemaat vakıflarının

sonradan taşınmaz mal edinemeyecekleri yönünde bir iradeye sahip olsa idi, bu

konuda 2762 sayılı Kanun’a açık bir hüküm koyma yönüne gidebilirdi.

Bir özel hukuk tüzel kişisi olan vakıfların

mal edinmeleri sınırsız bir hak olmayıp, ancak bünyelerine ve amaçlarına uygun

olmaları koşuluyla mümkündür. Bir başka ifadeyle, vakıfların mal edinebilmeleri

konusunda vakfın kendi bünyesi ve amacından kaynaklanan doğal ve zorunlu

sınırlar söz konusudur. Bu hususta, yasada bir kurala yer verilmemiş olması ona

sınırsız bir mal edinme hakkı tanımaz. Bu noktada 4721 sayılı Kanun’un vakfa

ilişkin genel kuralları ile 5737 sayılı Kanun’da öngörülen ve Vakıflar Genel

Müdürlüğünce yapılan amaca uygunluk denetimleri de bulunmaktadır.

Nitekim, 5737 sayılı Kanun’da cemaat

vakıflarının taşınmaz mal edinimi ile ilgili izin müessesesi kaldırılırken,

Vakıflar Meclisince alım sırasında bir defa yapılan denetim yerine bildirim,

beyanname verme ve iç denetim müessesesi getirilmiş; ayrıca Vakıflar Genel

Müdürlüğünün amaca uygunluk denetimi yani malın hangi amaçla ve vakfın hangi

kaynağıyla, hangi yolla edinildiği, amaca uygun kullanılıp kullanılmadığı,

gelir getiriyorsa ekonomik değerlendirilip değerlendirilmediği, gelirin

nerelere harcandığı hususlarının Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişlerince

denetleneceği öngörülmüştür (Vakıflar Kanunu, m. 33, 36, 60 ile Türk Medeni

Kanunu, m. 111).

Bu durumda, cemaat vakıflarının mal

edinmelerinde Lozan Andlaşması’nın 40. Maddesinde

öngörülen hususlar ile bu vakıfların 1936 tarihinde verdikleri beyannameler

birlikte değerlendirilerek, söz konusu vakıfların edindikleri malların

amaçlarıyla uyumlu olup olmadığı denetlenebilecektir.

Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılan amaca

uygunluk denetimi sonucunda, edinilen malın vakfın amacına uygun olmadığının

saptanması durumunda ne gibi bir işlem yapılacağı 5737 sayılı Yasa’nın 10. Maddesinde

gösterilmektedir. Buna göre, vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan,

vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan vakıf

yöneticileri asliye hukuk mahkemesince görevden alınabileceklerdir.

Diğer taraftan, yasalaşma sürecindeki bilgi ve

belgelerden yapılan düzenlemenin amacının diğer vakıflardan farklı olarak

azınlık vakıflarına tanınmayan bazı hak ve yetkilerin onlara da tanınmak

suretiyle mağduriyetlerinin giderilmeye çalışılması ve özellikle söz konusu

vakıfların taşınmaz mal edinmelerinin yargı kararlarıyla engellenmesi sonucunda

karşılaşılan sıkıntıların bertaraf edilmesine yönelik olduğu dikkate

alındığında, dava dilekçesinde ileri sürülenin aksine, söz konusu düzenlemenin

kamu yararı ilkesi gözetilerek yapıldığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 10. Maddesinde, herkesin dil, ırk,

renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri

sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu; hiçbir kişiye,

aileye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı; Devlet organlarının ve idare makamlarının

bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorunda olduğu belirtilmektedir.

İptali istenen kural, yalnızca cemaat vakıflarının

mal edinebilmelerine olanak tanıyan bir düzenleme niteliğinde değildir. Kural,

5737 sayılı Kanun’un 3. Maddesi uyarınca, mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf

vakıfları ile yeni vakıfların tamamını kapsamaktadır. Bu bağlamda, yapılan

düzenlemenin cemaat vakıfları için ayrıcalık getirdiğini söylemek olası

görülmemektedir. Bir başka ifadeyle yapılan düzenleme, cemaat vakıflarına diğer

vakıflardan farklı ve ayrıcalıklı bir takım haklar

getirmemekte, bilakis söz konusu vakıfların diğer vakıflar gibi aynı hak ve

yetkilere sahip olacağını hükme bağlamaktadır.

Dava dilekçesinde Anayasa Mahkemesinin

27.12.2002 günlü, E. 2002/146, K. 2002/201 sayılı kararı gerekçe gösterilerek,

iptali istenen kuralın Anayasa’nın 153. Maddesine de aykırı olduğu ileri

sürülmektedir.

Söz konusu karar, yürürlükten kaldırılan 2762

sayılı Vakıflar Kanunu’nun 1. Maddesine 3.8.2002 günlü, 4771 sayılı Kanun’un 4.

Maddesiyle eklenen ‘Cemaat vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına

bakılmaksızın, Bakanlar Kurulunun izniyle dini, hayrî,

sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere

taşınmaz mal edinebilirler ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta

bulunabilirler.’ Şeklindeki altıncı fıkranın iptali istemiyle açılan davanın

reddine ilişkindir.

Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında,

cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinebilmeleri Anayasa’ya aykırı

bulunmamıştır. İptali istenen kuralla ise cemaat vakıfları da dahil olmak üzere

tüm vakıflara taşınmaz mal edinebilme hakkı tanınmıştır. Önceki Anayasa

Mahkemesi kararına konu olan yasal düzenlemeyle, iptali istenen kural arasında

bir paralelliğin bulunduğu açıktır.

Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kural,

Anayasa’nın 2., 10., 35. Ve 153. Maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin

reddi gerekir.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin ½/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, taşınmazın mülkiyetinin Vakfa ait olduğunun 1936

Beyannamesi ile yetkili mercilere bildirilmesine rağmen bu taşınmazın tamamının

5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında Vakıf adına tescil edilmesine

yönelik talebinin Vakıflar Genel Müdürlüğünce yeterli araştırma yapılmadan ve

kanuna aykırı olarak reddedildiğini, söz konusu idari işleme karşı açılan

davadan da bir sonuç alamadığını belirterek Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

27. Başvurucu, mülkiyetinin kendisine ait olduğunu belirttiği

taşınmazın 1936 Beyannamesi ile yetkili mercilere bildirilmesine ve 5737 sayılı

Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında olmasına rağmen tapuda adına tescil

edilmemesinden yakınmaktadır.

28. Anayasa’nın 148. Maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. Maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

30. Anayasa’nın 148. Maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. Maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan

önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda

öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20).

31. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

hukuk yoludur. Bu nedenle kanunlarda yer alan idari ve yargısal başvuru

yollarının bireysel başvurudan önce tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemelerinde

olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru

yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması

çerçevesinde giderilememesi durumunda başvurulabilir. Bireysel başvurunun

ikincillik niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel

mahkemeler önünde dile getirilmeyen iddialar Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet

konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler

de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök,

26/3/2013, B. No: 2012/946, §§ 16-20).

32. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

uyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).

33. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun saptanması durumunda

söz konusu edilen başvuru yolunun etkili ve erişilebilir olma koşullarını

karşılamadığı gerekçesiyle tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. Ancak başvuru

yollarının tüketilmesi koşuluna yönelik istisnaların her başvurunun somut

özellikleri dikkate alınarak değerlendirileceği de açıktır (Sedat Vural, B. No: 2014/5559, 25/4/2014,

§ 22).

34. Osmanlı Dönemi’nde ilk defa 16 Şubat 1328 (1912) tarihli

“Eşhası Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye

Tasarruflarına Mahsus Kanun-u Muvakkat” ile tüzel kişilere taşınmaz mal

edinebilme olanağı tanınmıştır. Bu nedenle gayrimüslim cemaat vakıflarının

tasarruflarında bulunan taşınmazlar söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği

1912 yılına kadar üçüncü kişiler adına tescil edilmiş olup bu işleme de nam-ı

müstear veya nam-ı mevhum denilmiştir. Anılan Kanun’la tüzel kişilere bu

tarihten sonra taşınmazlarda temellük ve tasarruf imkânı sağlanmış, ayrıca

tüzel kişilerin bu tarihte fiilen tasarrufları altında olup başkaları adlarına

tapuya tescil ettirdikleri mallarının da yasada öngörülen koşullar dâhilinde

kendi adlarına tescil edilmelerine olanak sağlanmıştır.

35. Cumhuriyet Dönemi öncesinde geniş bir uygulamaya sahip olan

vakıf müessesesi, 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi’nin kabulünden sonra da varlığını sürdürmüştür.

864 sayılı Kanun’un 8. Maddesinde Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce

kurulan vakıflar için ayrı bir tatbikat kanunu çıkarılması gerektiği, yeni

kurulan vakıfların ise Medeni Kanun’a tabi olacağı belirtilmiştir (Agavni Mari Hazaryan

ve diğerleri, B. No: 2014/4715, 15/6/2016, § 80).

36. Bu doğrultuda 5/6/1935 tarihinde kabul edilen 2762 sayılı

mülga Kanun’un 1. Maddesinde gayrimüslim cemaatlerce idare edilen vakıflar,

mütevellileri veya seçilmiş heyetleri tarafından idare olunmak üzere mülhak

vakıflar arasında sayılmış; bu Kanun’un 44. Maddesinde de vakıfların

tasarruflarında bulunan taşınmazların vakıf kütüğüne ve tapu siciline tescil

edilmeleri öngörülmüştür. Ayrıca aynı Kanun’un geçici 1. Maddesinde de

gayrimüslim cemaat vakıflarını idare eden kişilerce bu vakıflara ait bütün

malların, gelirlerin ve bunları sarf ettikleri yerlerin birer beyanname ile

Vakıflar İdaresine bildirilmesi düzenlenmiştir. Uygulamada “1936 Beyannamesi”

olarak adlandırılan bu bildirimler, Yargıtay tarafından vakıf senedi olarak

kabul edilmiştir.

37. Osmanlı Dönemi’nde 1912 yılına kadar tüzel kişilerin

taşınmazlarını kendi adlarına tapuya tescil ettirememeleri sebebiyle çoğunlukla

bir nam-ı müstear ya da nam-ı mevhum adına kaydedilen taşınmazlar bakımından

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2/12/1942 tarihli ve

3/25 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile 2762 sayılı Kanun’un 44. Maddesine

göre bu tür taşınmazların vakıf adına idari yoldan tapuya tescil edilebilmesi

için kayıt sahibinin muvafakatına ihtiyaç olduğu

belirtilmiştir.

38. Buna karşılık 2762 sayılı Kanun’un 44. Maddesine ilişkin

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2/7/1956 tarihli ve 1972 sayılı tefsir

kararında nam-ı müstear veya nam-ı mevhum adına kaydedilen taşınmazların kayıt

malikinin rızası aranmaksızın cemaat vakıfları adına tapuya tescil

edilebilecekleri belirtilmiştir. Bu kararın ilgili kısımları şöyledir:

“… Şu halde yukarda izah edildiği veçhile

kanun vazu gerek 16 Şubat 1328 tarihli kanun ve

gerekse 2762 sayılı kanunun 44 üncü maddesinde koyduğu hükümlerle ondan evvel

hükmi şahısların gayrimenkule tasarruf hakkının memnu olmasından doğan ıztırar

ile tapuda cemaatlerle münasebeti olan mevcut veya mevhun

hakikî şahıslar üzerinde kaydedilmiş ve fakat fiilî tasarruf ve intifaı cemaat vakıflarına ait olduğu 44 üncü maddede

yazılı karinelerle bir hakikat olarak kabul edilmiş bulunan gayrimenkullerin

cemaat hükmi şahısları namına kayıtlarının tashihi için tapuca bu mallar kendi

uhdelerinde mukayyet görünen şahısların rıza ve muvafakatlerine ihtiyaç olmadan

tescili kanun vazıının atlup

ve maksudu olduğuna şüphe edilemez…”

39. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8/5/1974 tarihli ve

E.1971/2-820, K.1974/505 sayılı kararıyla cemaat vakıflarının 1936 yılında

verdikleri beyannamelerin vakıfname olarak kabulünün zorunlu olduğu,

vakıfnamelerinde mal ya da bağış kabul edebilecekleri yönünde açıklık

bulunmayan vakıfların ise gerek doğrudan gerekse vasiyet yoluyla taşınmaz mal

iktisap edemeyecekleri belirtilmiştir. Benzer yaklaşım, Danıştay tarafından da

benimsenmiştir (Danıştay Onuncu Dairesinin 26/5/1982 tarihli ve E.1982/3285,

K.1982/1413 sayılı; 26/3/1992 tarihli ve E.1991/1596, K.1992/1144 sayılı kararları).

40. 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Kanun’un 4. Maddesiyle 2762

sayılı Kanun’un 1. Maddesine eklenen fıkralarla yapılan değişiklikle,

vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın cemaat vakıflarının, Bakanlar

Kurulunun izniyle dinî, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi

ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal

edinebilmelerine ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmelerine

olanak sağlanmıştır. Bu kanun değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesine

yapılan başvuru da Mahkemenin 27/12/2002 tarihli ve E.2002/146, K.2002/201

sayılı kararıyla reddedilmiştir (bkz. § 23). Anılan karardan sonra da 2/1/2003

tarihli ve 4778 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme ile Bakanlar Kurulu yerine

Vakıflar Genel Müdürlüğünün izninin yeterli olacağı hükmü getirilmiştir.

41. 27/2/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Kanun’un 80.

Maddesi ile 2762 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 5737 sayılı Kanun’un

3. Maddesinde cemaat vakıfları, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762

sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış; mensupları Türkiye

Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar

olarak tanımlanmıştır. Bu Kanun’un 12. Maddesiyle de önceki yasal

düzenlemelerden farklı olarak cemaat vakıflarına herhangi bir makamdan izin

almaksızın ve vakıf amacıyla öngörülen hizmetleri gerçekleştirme koşulu

aranmaksızın mal edinebilme olanağı tanınmıştır. Anılan maddenin iptali için

yapılan başvuru ise Anayasa Mahkemesinin 17/6/2010 tarihli ve E.2008/22,

K.2010/82 sayılı kararıyla reddedilmiştir (bkz. § 24).

42. Bunun yanı sıra 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi ile

1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup hâlen bu vakıfların tasarruflarında bulunan

nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar ile

1936 Beyannamesi’nden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya

cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde mal edinememe

gerekçesiyle Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar

adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların, tapu kayıtlarındaki hak ve

mükellefiyetleri ile birlikte bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

on sekiz ay içinde müracaat edilmesi hâlinde Vakıflar Meclisinin olumlu

kararından sonra ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına

tescil edilmeleri hükme bağlanmıştır.

43. 5737 sayılı Kanun’a 22/8/2011 tarihli ve 651 sayılı Kanun

Hükmünde Kararname’nin 17. Maddesiyle eklenen geçici 11. Maddesinin birinci

fıkrası ile cemaat vakıflarının 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup malik hanesi

açık olan taşınmazları, 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup kamulaştırma, satış

ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il

özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları ve 1936 Beyannamesi’nde kayıtlı olup

kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmelerinin tapu

kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren on iki ay içinde müracaat edilmesi hâlinde Vakıflar

Meclisinin olumlu kararından sonra ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat

vakıfları adına tescil edilmesine olanak tanınmıştır. Ayrıca maddenin ikinci

fıkrasında da cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına

vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya

Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü

şahıslar adına kayıtlı olanların Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç

değerinin Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ödeneceği

düzenlenmiştir.

44. Başvurucu 5737 sayılı Kanun’un 3. Maddesinde tanımı

yapıldığı üzere, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan gayrimüslim

cemaat vakıflarındandır. Başvurucu, 2762 sayılı mülga Kanun’un 44. Ve geçici 1.

Maddeleri doğrultusunda verdiği 1936 Beyannamesi ile uyuşmazlığa konu

taşınmazın mülkiyetinin kendisine ait olduğunu bildirdiğini, ancak bu

taşınmazın tamamının kendisi adına tapuya tescil edilmediğini ifade etmektedir.

45. Başvuru konusu olayda, 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı

Kanun’un kabul edilmesinden sonra başvurucu 20/8/2009 tarihinde bu Kanun’un

geçici 7. Maddesi uyarınca taşınmazın tamamının kendisi adına tescil edilmesi

istemiyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvuruda bulunmuş; ancak Vakıflar Meclisi

başvurucunun talebini, 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında

olmadığı gerekçesiyle 28/12/2009 tarihinde reddetmiştir. Başvurucunun bu idari

işleme karşı 24/5/2010 tarihinde açtığı iptal davası ise İstanbul 1. İdare

Mahkemesinin 25/2/2011 tarihli kararı ile, kamu veya özel hukuk tüzel kişileri

ile gerçek kişiler adına kayıtlı olması hâlinde taşınmazların davacı Vakıf

adına tescil edilmesi talebinin ancak adli yargıda açılacak tapu iptali ve

tescil davasında irdelenebileceği, tescili talep edilen taşınmazın da tapuda

mazbut Abdülhamit Han Vakfı adına kayıtlı olduğundan tescil talebi hakkında

karar verilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle

reddedilmiş

ve temyiz edilen karar Danıştay Onuncu Dairesinin 25/6/2015 tarihli ilamıyla

onanmıştır.

46. Buna göre başvurucunun taşınmazın tamamının adına tescil

edilmesi yönündeki talebinin reddine ilişkin Vakıflar Meclisi kararı ile bu

idari işlemin iptali istemiyle açtığı davanın reddine dair İdare Mahkemesi

kararı, bir başka özel hukuk kişisi adına kayıtlı olan taşınmazın 5737 sayılı

Kanun’un geçici 7. Maddesine göre idari yoldan başvurucu Vakıf adına tesciline

olanak bulunmadığı ancak söz konusu tescil talebinin kayıt maliki aleyhine adli

yargı yerinde açılabilecek bir davada irdelenebileceği temel gerekçesine

dayanmaktadır.

47. Nitekim Eşhas-ı HükmiyeCetvellerinde

ve1936yılı Beyannamesindedavacı gayrimüslim cemaat

vakfına ait olmasına karşın taşınmazın davalı Harameyn

Ayasofyayı Kebir Vakfı adına tescil edildiği iddiasıyla

açılan bir davada Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 6/2/2012 tarihli ve E.2011/12924,

K.2012/818 sayılı ilamıyla davakonusutaşınmazın gedik

ve mülkünün davacı vakfa ait olduğu gerekçesiyle davanınkabulüne,

tapukaydının iptaliyle taşınmazın davacı Vakıf adına tapuya

tesciline ilişkin İlk Derece Mahkemesi hükmünü onamıştır.

48. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/6/2012 tarihli ve

E.2011/20-889, K.2012/378 sayılı ilamı da şöyledir:

“…

Yargısal uygulamada da uzun süresöz konusu beyannamelerin bulunup bulunmadığı ve varsa

içeriği gözetilmek suretiyle cemaat vakfının mal edinip edinemeyeceği geçici 1.

Madde hükmü gözetilerek sonuca bağlanmakta iken, Avrupa Birliğine uyum süreci

içerisinde yapılan çalışmalarla4771, 4778 ve 4928 sayılı Yasalarla bir takım düzenlemeler getirilerek anılan beyannamelerde yer

almayan malların da edinilebilmesi yolu açılarak, bu olanak bazı kurallara ve

koşullara bağlanmıştır.

…

5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 3. Maddesinde

ayrı ayrı tanımlar yapılarak, cemaat vakıflarını mülhak vakıf statüsünden

çıkartarak müstakil vakıf olarak değerlendirmiştir. Buna göre; cemaat vakfı,

Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince

tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki

gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları ifade ettiği; Vakfiye tanımının da,

mazbut, mülhak ve cemaat vakıflarının malvarlığını, vakıf şartlarını ve

vakfedenin isteklerini içeren belgeleri belirttiği; 1936 beyannamesinin

tanımının ise cemaat vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince

verdikleri beyannameyi ifade ettiği açıkça düzenlenmiştir. 5737 sayılı Yasa’nın

12. Maddesinde vakıfların mal edinebilecekleri, malları üzerinde her türlü

tasarrufta bulunabilecekleri belirtilmiştir. 12. Maddenin gerekçesinde de

vakfın devamlılığının sağlanması açısından mülhak, cemaat ve yeni vakıflara

başlangıçta özgülenen mal ve hakların değiştirilebilmesi imkanı

sağlandığı, vakıfların sonradan edindikleri malları izin almaksızın yönetim organlarınınkararıyla değiştirebileceklerine ilişkin hüküm

getirildiği belirtilmiştir.

…

Bu durumda, dava konusu edilen 12 parça

taşınmazın davalı Vakıf tarafından verilen beyannamede yazılı olan

taşınmazlardan olduğu duraksamaya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmalıdır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi uyarınca kanunda aksine bir hüküm

bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını

ispatla yükümlüdür. Öyle ise davalı Vakıf tarafından çekişmeli taşınmazların

beyannamede bildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması gerekir.”

49. Görüldüğü üzere adli yargı yerinde açılan tapu iptali ve

tescil davalarında taşınmazın cemaat vakfı tarafından 1936 Beyannamesi ile

bildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması koşuluna bağlı olarak 5737

sayılı Kanun’un 12., geçici 7. Ve 11. Maddeleri uyarınca dava konusu taşınmazın

cemaat vakfı adına tapuya tescili mümkün olabilmektedir. Bu nedenle belirtilen

hukuk yolu; başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir, elverişli bir

çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır.

50. Somut olayda ise başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazın

5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesine göre idari yoldan adına tescil

edilmesi istemiyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne yapılan başvurusunun Vakıflar

Meclisi tarafından reddedilmesi üzerine idari yargıda açtığı iptal davası

reddedilmiş ve bu karar temyiz incelemesi sonucunda onanmıştır.

51. Bir ihlal iddiasına ilişkin olarak başvurulabilecek birden

fazla başvuru yolunun bulunması durumunda kural olarak başvurucunun aynı amacı

taşıyan başvuru yollarının tamamını tüketmesi beklenemez. Bununla birlikte

makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte,

kullanılabilir ve etkili başvuru yolunun tüketilmesi gerekmektedir (Mehmet Ali Aslan, B. No: 2013/2429,

30/3/2016, §§ 24, 25).

52. Başvurucu her ne kadar taşınmazın tamamının 5737 sayılı

Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında idari yoldan adına tapuya tescil edilmesi

istemiyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvuruda bulunmuş ve talebinin

reddedilmesi üzerine İdare Mahkemesinde iptal davası açmış ise de başvurucunun

bu talebinin taşınmazın tapuda “Abdülhamit Han Vakfı” adına kayıtlı olması

nedeniyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Gerçekten de 5737 sayılı Kanun’un

geçici 7. Maddesinde;

i. 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup halen tasarruflarında

bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan,

ii. 1936

Beyannamesi’nden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat

vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde, mal edinememe

gerekçesiyle halen; Hazine veya Genel Müdürlük ya da vasiyet edenler veya

bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların talepte bulunan cemaat

vakıfları adlarına idari yoldan tesciline imkân tanınmıştır. Vakıflar

Meclisinin ve İdare Mahkemesinin tespitine göre uyuşmazlık konusu taşınmaz

nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olmadığı gibi Hazine,

Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da cemaat vakfına vasiyet edenler veya

bağışlayanlar adına da kayıtlı değildir. Nitekim başvuru formunda da taşınmazın

kısmen üçüncü bir kişi adına tapuda kayıtlı olduğu ifade edilmektedir. Bu

durumda kısmen tapuda üçüncü kişi adına kayıtlı olan anılan taşınmazın bu kişi

adına olan tapu kaydının 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesi kapsamında

idari yoldan iptal edilerek başvurucu adına tapuya tescil edilebilmesi mümkün

bulunmamaktadır. Ancak taşınmazın 1936 Beyannamesi’yle bildirilen

taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması koşuluna bağlı olarak genel hükümler

çerçevesinde adli yargı yerinde kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapu iptali

ve tescil davası açılabileceği gibi 5737 sayılı Kanun’un geçici 11. Maddesinin

ikinci fıkrasına göre taşınmazın rayiç bedeli üzerinden zararın tazmini olanağı

da bulunmaktadır.

53. Dolayısıyla üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı taşınmaz

bölümünün 5737 sayılı Kanun’un geçici 7. Maddesine göre idari yoldan başvurucu

adına tescili mümkün olmadığından somut olay bakımından başvurucu tarafından

tercih edilen bu yolun etkin bir giderim sağlamaya elverişli olmadığı açıktır.

Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yoluna başvurulmaksızın

yapılan bireysel başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği

ilkesi gereği mümkün değildir (Mehmet Ali

Aslan, § 31).

54. Bu durumda başvurucunun 1936 Beyannamesi ile bildirdiğini

ileri sürdüğü taşınmazın tamamının adına tapuya tescil edilmediği şikâyetine

ilişkin olarak daha etkin bir yol olan kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapu

iptali ve tescil davası açma imkânı olmasına rağmen bu yola başvurmadığı, bu

taşınmazın tamamının idari yoldan adına tapuya tescili istemiyle Vakıflar Genel

Müdürlüğünden talepte bulunduğu ve talebinin Vakıflar Meclisi tarafından

reddedilmesi üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine İdare Mahkemesinde dava

açma yolunu tercih ettiği görülmektedir. Buna göre başvurucu tarafından

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak idari yargı yerinde

iptal davası açma yoluna gidilmekle birlikte somut başvuru açısından daha

etkili giderim yolu olan kayıt maliki aleyhine genel hükümler çerçevesinde adli

yargı yerinde tapu iptali ve tescil davası açma imkânı kullanılmaksızın

bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan 5737 sayılı Kanun’un

geçici 11. Maddesiyle taşınmazın rayiç bedeli üzerinden tazminat ödenebilmesi

olanağının getirildiği de görülmektedir. Sonuç olarak ihlale neden olduğu ileri

sürülen söz konusu iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce

tüketilmemiştir.

55. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA ½/2017

tarihinde Engin YILDIRIM’ın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.

.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Gayrimüslim cemaat vakıflarından olan başvurucu, dava konusu

taşınmazın mülkiyetinin Vakfa ait olduğunun 1936 Beyannamesi ile ilgili

mercilere bildirmesine rağmen bu taşınmazın tamamının 5737 sayılı Kanun’un

geçici 7.maddesi kapsamında Vakıf adına tescil edilmesine dönük talebinin

Vakıflar Genel Müdürlüğünce reddedildiğini ve bu idari işleme karşı açılan

davanın da aleyhine sonuçlandığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur.

Bir kısmı başka özel hukuk tüzel kişisi adına kayıtlı olan söz konusu

taşınmazın 5737 sayılı Kanun’un geçici 7.maddesine göre idari yoldan başvurucu

Vakıf adına tescilinin mümkün olmadığına hükmeden İstanbul 1. İdare Mahkemesi

tescil talebinin kayıt maliki aleyhine adli yargıda açılacak bir davada incelenmesi

gerektiğini kararında belirtmiştir. Mahkememiz de başvurucunun, “daha etkili

giderim yolu olan” kayıt maliki aleyhine adli yargıda tapu iptali ve tescil

davası açma yolunu kullanmadan bireysel başvuru yaptığından hareketle başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.

Kural olarak, bir ihlal iddiası karşısında birden fazla etkili

başvuru yolunun bulunması halinde bu yolların tamamının tüketilmesi

gerekmemektedir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi, daha etkili bir yolun var

olmasına rağmen bunun başvurucular tarafından kullanılmadığı durumlarda başvuru

yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararları da

vermektedir.

Somut olayda, başvurucunun muhatabı şikâyet konusu ettiği

taşınmazın şu anki maliki değil, Vakıflar Meclisidir. Başvurucudan, taşınmaz

maliki aleyhine genel hükümler çerçevesinde tapu iptali ve tescil davası açma

yoluna gitmesinin beklenmesi usul ekonomisine aykırı düşen, başvurucunun

adalete erişimini uzatan bir sonuç doğuracaktır. Başvurucu, idari bir işlem

aleyhine yetkili mahkeme önünde dava açmış ve mahkeme kararına karşıda

Danıştay’a başvurarak idari dava anlamında tüketmesi gereken tüm yolları

tüketmiştir.

Sonuç olarak, başvurunun kabul edilebilir olduğu ve Anayasanın

35. maddesinde korunan mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı ve

demokratik toplum gerekleriyle bağdaşmadığı düşüncesiyle çoğunluk kararına

katılmak mümkün olmamıştır.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Boyacıköy Panayia

Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı

Vekili

:

Av. Hülya

BENLİSOY

Başkan Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/17576, 1 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurunun başvuru
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA ½/2017
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. Yıldırım
  15. Akıncı
  16. Topal
  17. M. Emin KUZ
  18. Benlisoy
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/17576
Tarih
1 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Emine Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/12324)
  • M. A. İ. Başvurusu (B. No: 2014/20493)
  • Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi Başvurusu (B. No: 2014/8649)
  • Melle Malgir Başvurusu (B. No: 2014/11355)
  • A. G. Başvurusu (B. No: 2014/5219)
  • Önder Balıkçı Başvurusu (B. No: 2014/6009)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.