İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Bülent Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2941)

1. Başvuru, başvurucu hakkındaki derdest ceza yargılamasına

Başvuru No2013/2941Tarih11 Mayıs 2016Okuma54 dk · 10.722 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Bülent Kaya Başvurusu

Karar tarihi
11 Mayıs 2016
Başvuru Numarası
2013/2941
R.G. Tarih ve Sayı
26/8/2016-29813
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.722 kelime·54 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucu hakkındaki derdest ceza yargılamasına

ilişkin bilginin Genel Bilgi Toplama (GBT) sistemine kaydedilmesi ve ilgili

kaydın silinmesi hususunda idareye yapılan başvuru ile bu hususta açılan

davanın reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 11/11/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/12/2013 tarihli toplantıda, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 4/2/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

12/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyanda bulunmamıştır.

7. İkinci Bölüm tarafından 20/4/2016 tarihinde, başvurunun

niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli

görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir.

9. Başvurucu hakkında 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu’nun 7. maddesine muhalefet iddiasıyla iddianame tanzim edilmiş

olup Van 4. Ağır Ceza Mahkemesince müsnet suçun

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin ikinci

fıkrası kapsamında değerlendirildiği gerekçesiyle Mahkemenin 29/9/2004 tarihli

ve E.2004/122, K.2004/116 sayılı görevsizlik kararı ile dosya Van Asliye Ceza

Mahkemesine iletilmiştir.

10. Van 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15/2/2007 tarihli ve

E.2004/596, K.2007/41 sayılı kararı ile başvurucu ve diğer sanıklar hakkındaki

yargılamanın 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesi kapsamında yapılması kanaatiyle

görevsizlik kararı verilmekle dosyanın Van Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmiştir.

11. Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/4/2007 tarihli ve

E.2007/159, K.2007/161 sayılı görevsizlik kararı ile, yargılamanın 26/9/2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 215. ve 216. maddeleri kapsamında

yapılması gerektiği kanaatiyle görevsizlik kararı verilmekle, dosya olumsuz

görev uyuşmazlığının çözümü için Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmiştir.

12. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 10/10/2007 tarihli ve

E.2007/9615, K.2007/7544 sayılı kararı ileVan 4. Ağır

Ceza Mahkemesinin 12/4/2007 tarihli görevsizlik kararının kaldırılması

sonucunda Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2008 tarihli ve E.2004/596,

K.2007/333 sayılı kararı ilebaşvurucunun 5237 sayılı

Kanun’un 215. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş ve karar

temyiz edilmeksizin 20/5/2008 tarihinde kesinleşmiştir.

13. Belirtilen yargısal süreç devam ederken Van Devlet Güvenlik

Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 16/10/2003 tarihli yazısı ile başvurucu

hakkında bölücü terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçu kapsamında

soruşturma yapılmasının istenilmesi üzerine Van Emniyet Müdürlüğünce, İçişleri

Bakanlığı Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama Daire Başkanlığı

Bilgi Toplama Yönergesi (Bilgi Toplama Yönergesi) uyarınca başvurucuya ait (Örnek

No.1) Bilgi Formu tanzim edilerek GBT sistemi kapsamında tasnife alınmıştır.

14. Başvurucunun 24/11/2005 tarihli dilekçe ile GBT sisteminde

yer alan şahsına ait bilgilerin silinmesi talebiyle idareye yaptığı başvuru,

hakkındaki yargılamanın ilgili Yönerge’nin 9.

maddesinin (b) fıkrasında belirtilen suçlara ilişkin olduğu ve başvurucu

hakkındaki söz konusu kaydın, ilgili davanın beraat veya dava zamanaşımı

nedeniyle ortadan kaldırılması hâlinde iptalinin mümkün olduğu belirtilerek

reddedilmiştir.

15. Başvurucu tarafından 6/1/2006 tarihinde idarenin red işleminin iptali istemiyle açılan dava, Ankara 1. İdare

Mahkemesinin 22/3/2007 tarihli ve E.2006/44, K.2007/683 sayılı kararı ile

reddedilmiş ve ret gerekçesi olarak 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri

Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci

fıkrasının (c) bendi, 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyeti Kanunu’nun Ek 7. maddesi veBilgi

Toplama Yönergesi’nin 9. maddesinde yer alan

düzenlemelere değinilmiş; davacı tarafından 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesine

muhalefet suçundan ceza davası açıldığı, ancak Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin

29/9/2004 tarihli kararı ile suç vasfının değişerek olay tarihinde yürürlükte

olan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin 2.

fıkrasında yer alan suç kapsamında yargılama yapılması gerektiği gerekçesiyle

görevsizlik kararı verildiği belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca, bu suçun ilgili Yönerge’nin 9. maddesi kapsamında yer almadığı ileri

sürülmekte ise de aynı nitelikteki suçun yürürlükteki 5237 sayılı Kanun'un 216.

maddesinde yer aldığı ve Yönerge’nin belirtilen

maddesinde bu suç türüne de yer verildiği anlaşıldığından, anılan iddiada

yerindelik görülmediği belirtilerek 2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesine

dayanılarak çıkarılan Yönerge’nin 9. maddesinin (b)

fıkrası uyarınca, anılan maddede belirtilen suç türleri için bilgi kaydı

tutulmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifade edilmiştir.

16. Başvurucunun temyiz talebi üzerine İlk Derece Mahkemesi

kararı Danıştay Onuncu Dairesinin 7/6/2011 tarihli ve E.2007/8796, K.2011/2135

sayılı kararı ile onanmıştır.

17. Karar düzeltme talebi, Danıştay Onuncu Dairesinin 7/6/2013

tarihli ve E.2011/10693, K.2013/730 sayılı kararı ile reddedilmiş; ret kararı

8/4/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

18. 8/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

19. İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekat ve Bilgi

Toplama Dairesi Başkanlığının Anayasa Mahkemesine hitaben gönderdiği 11/6/2015

tarihli ve 1962 sayılı yazıda; Bilgi Toplama Yönergesi'nin,

3152 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33.

maddesi, 2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi ile 17/12/1983 tarihli Jandarma

Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin 42. maddesinin birinci fıkrasının

(f) bendine dayanılarak hazırlandığı ve söz konusu Yönerge'nin

“hizmete özel” dereceli olması

nedeniyle kamuya açık olmadığı belirtilmiştir. Yazı içeriğinde ayrıca, GBT

sistemine kaydı yapılan bilgilerin, kolluk kuvvetlerine suç ve suçlularla

mücadele çalışmalarında istihbarat kaynağı olarak,idarenin

vatandaşlarla ilgili yürüttüğü iş ve işlemlerde (silah ruhsatı, sürücü belgesi

ve pasaport verilmesi, kamu hizmetlerinden men cezalarının takibi)

kullanıldığı, bunun yanı sıra 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik

Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli İle Kamu

Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesinde ve 1402 Numaralı

Sıkıyönetim Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile Güvenlik

Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği gereği, bakanlıklar ile kamu

kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımları ile yurtdışı

teşkilatlarında ve askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında ve ceza infaz

kurumu ve tutuk evlerinde çalıştıracakları personelin güvenlik soruşturması ve

arşiv araştırması işlemleri için kullanıldığı ifade edilmiştir. İlgili program

esas olarak İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk birimlerince kullanılmakla

birlikte, ayrıca Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı bünyesinde bulunan birimler

ile yapılan protokoller gereği bilgi paylaşımı yapıldığı belirtilmiştir.

B. İlgili Hukuk

20. 3152 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c)

bendi şöyledir:

“Kaçakçılık İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama

Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

...

c) Suç işleyip ele geçmeyen kişilerin, çalınan

veya kaybedilen motorlu taşıtların, ateşli silahların, kimliği ispata yarayan

her türlü belgelerin kayıtlarını tutarak güvenlik kuvvetlerine bildirmek,

görevli kuruluşlarla ilgili kuvvetleri arasında koordinasyon sağlamak.”

21. 3152 sayılı Kanun’un 33. maddesi şöyledir:

“Bakanlık, kanunla yerine getirmekle yükümlü oldukları hizmetleri;

tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemekle

görevli ve yetkilidir.”

22. 2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi şöyledir:

“Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa

düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak,

emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde

bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma

alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği

yapar.”

23. Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 42.

maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentleri şöyledir:

“Jandarma;emniyetveasayişisağlamak,kamudüzeninikorumaklayükümlüolup,bu

görevlerini iki şekilde yürütür.

...

(e) Eski hükümlülerin, sabıkalı ya da şüpheli ve serserilerin, iş ve

ilişkilerini araştırır. Belirli zaman aralıklarıyla çevrelerinde gizlice

soruşturur ve elde ettiği bilgileri kayıtlara geçirerek; toplumun emniyet ve

asayişi yönünden, gerekli önlemleri alır. Bu gibilerin suç işlemesini önler.

Jandarmanın bu konuya ilişkin görevleri bir yönergede gösterilir.

(f) Suç faili olarak aranan kişilerin,

izlenmesi ve elegeçirilmesi amacıyla gerekli

teşkilatı kurar, kayıtlarını tutar, diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği sağlar. Bu konuyla ilgili ayrıntılar, bir

yönergeyle düzenlenir.”

24. Bilgi Toplama Yönergesi'nin

"Tanımlar" başlıklı 4.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Form iptali: Yönerge'nin 9/b maddesine

girmeyen suçlardan açılan bilgi formlarının şahısların yakalanmaları halinde

tasniften çıkarılarak imha edilmesi, 9/b maddesine giren suçlar için açılan

bilgi formlarının ise iptal koşulları oluştuğunda tasniften çıkarılarak iptal

evrakı ekinde arşive alınması işlemidir. İptaller bilgi toplama birimleri

tarafından re'sen veya söz konusu şahıs veya

vekilinin yazılı müracaatı üzerine Yönerge'de

belirlenen usül ve esaslara göre yapılır.”

25. Bilgi Toplama Yönergesi'nin "Şahıslar, hakkında bilgi formu düzenlenmesi halleri

ve yapılacak işlemler" başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“...

Şahıslar, hakkında aşağıdaki hallerde bilgi formu açılarak programa

veri girişi yapılır.

a) Şahıslar hakkında

Bu Yönerge'nin birinci maddesinde bilgi kayıtlarının

hangi amaçla tutulacağı açıklanmıştır. Bu sebeple;

1) Adli makamlarca gönderilen yakalama emri ve yokluğunda tutuklama

kararı ile arananlara bilgi formu düzenlenir.

2) Bu Yönerge'nin 9/b maddesinde sayılan

suçları işleyenler, yakalanmış olsalar da haklarında bilgi formu düzenlenir.

...”

26. Bilgi Toplama Yönergesi'nin "Sanıkların yakalanması halinde dahi bilgi formu

düzenlenecek suç türleri ve bunlar hakkında yapılacak işlemler"

başlıklı 9. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“a) Bu maddenin (b) fıkrasında belirtilen

suçları işlemiş ve yakalanmış olan sanıklar için suç türüne uygun bilgi formu

doldurulur. Bilgi Toplama Programına veri girişi yapıldığında

"YAKALANDI" seçeneği işaretlenir ve bilgi formunun ortasına "YAKALANDI"

kaşesi basılır. Bilgi Toplama Programının "SUÇ DETAY BİLGİLERİ"

sayfasındaki bölüme ve ilçe güvenlik kuvvetinde ve emniyet şube müdürlüklerinde

kalan bilgi formuna soruşturma evrakının Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiliş

tarih ve numarası yazılır.

b) Sanığı yakalanmış olsa dahi hakkında bilgi formu açılacak suç

türleri.

...

14- 3713 Satılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar

...”

27. Bilgi Toplama Yönergesi'nin "Suç işleyip yakalanmayanalar ile yakalansalar dahi Yönerge'nin 9/b maddesinde sayılan suçları işleyenler

hakkında yapılacak işlemler" başlıklı 10. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“b) Güvenlik kuvvetlerinin kendi sorumluluk

alanında el koydukları olaylarda; suç işleyen şahsın bilgisayar sorgulamasını

yapar, geçmişte işledikleri suç kayıtları varsa tespit eder, soruşturma

evrakına yazar.

...

2) Şüpheli/sanık yakalanmışsa (İşlediği suç 9/b maddesinde olanlar);

...

(b) Şüpheli hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame hazırlanıp

mahkemece iddianamenin kabulünden sonra mahkemenin “Esas” sayısı alınmak

suretiyle şahıs bilgi formu açılarak, Bilgi Toplama Programına girişi,

programda “Hakkında İşlem Yapılacaklar” ibaresiyle şüphelinin kaydı mevcutsa

kayıt üzerinde düzeltme işlemi yapılır.”

28. Bilgi Toplama Yönergesi'nin "Şahıslar hakkında açılmış olan bilgi formlarının

iptal edilmesi" başlıklı 16. maddesinin (b) fıkrası şöyledir:

“b) Yönerge'nin 9/b

maddesi kapsamına giren suçlara ait bilgi formlarının iptali;

Bu Yönerge’nin 9/b maddesinin bentlerinde

yazılı suç sayılan fiilleri işleyenler hakkında adli makamlarca, beraat, ceza

verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya dava zaman aşımı nedeniyle

davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ve kararın kesinleşmiş olması

halinde bilgi formları iptal edilir.”

29. Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan 28/1/1981 tarihli

Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin

Korunması Sözleşmesi’nin “Tanımlar”

başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“Bu Sözleşmenin amaçları bakımından:

(a) Kişisel Veriler: Kimliği belirli veya

belirlenebilir bir kişi hakkındaki tüm bilgileri ifade eder.”

30. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında

Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin “Verilerin

niteliği” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi

şöyledir:

“Otomatik bilgi işleme konu teşkil eden kişisel nitelikteki veriler:

(a) Meşru ve yasal yoldan elde edilmeli ve

işleme tâbi tutulmalıdır;

(b) Belli ve meşru amaçlar için kaydedilmeli

ve bu amaca aykırı şekilde kullanılmamalıdır;

(c) Uygun ve elverişli olmalı ve

kaydedildikleri amaca göre aşırı olmamalıdır;

(d) Doğru ve icabında güncel olmalıdır;

(e) İlgili kişilerin kimliklerini belirtecek

bir biçim altında ve kaydedildikleri nihai amaç için gerekli görülen süreyi

aşmayacak bir süre için muhafaza edilmelidir.”

31. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında

Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin “Verilerin

güvenliği” başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi

şöyledir:

“Otomatik fişiyelere

kaydedilen kişisel nitelikteki verileri korumak için, bunların kazaen veya

izinsiz olarak imhasına veya zayi olmasına veya bunların elde edilmesine,

değiştirilmesine veya izinsiz olarak dağıtılmasına karşı uygun güvenlik

önlemleri alınması zorunludur.”

32. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin emniyet birimleri

tarafından kişisel nitelikteki verilerin kullanılmasını düzenlemeye yönelik R(87)15 sayılı Tavsiye Kararının “Verilerin toplanması” başlıklı 2 nolu

prensibi şöyledir:

“Kişisel nitelikteki verilerin, emniyet

birimlerince kullanılmak üzere toplanması, somut bir tehlikenin ya da belli bir

suçun cezalandırılmasıyla sınırlandırılmalıdır. Bu maddeye yapılacak her istisna,

özel bir yasal mevzuatla öngörülmelidir.”

33. Belirtilen Tavsiye Kararının “Verilerin kaydedilmesi” başlıklı 3 nolu

prensibi şöyledir:

“Kişisel nitelikteki verilerin, emniyet birimlerince kullanılmak üzere,

kaydedilmesi, sadece, gerçek verileri kapsamalı ve polislerin, iç hukuk

çerçevesinde ve uluslar arası hukuktan doğan

yükümlülükleri çerçevesinde, yasal görevlerini yerine getirmeleri için gereken

verileri sağlamalıdır.”

34. Belirtilen Tavsiye Kararının “Verilerin saklanma süresi ve güncellenmeleri” başlıklı 7

No.lu prensibi şöyledir:

“Emniyet tarafından kullanılacak kişisel nitelikteki verilerin,

kaydedildikleri amaçlar için gerekli olmamaları halinde, silinmeleri için

gerekli tedbirler alınmalıdır.

Bu amaçla, özellikle, aşağıdaki kriterler dikkate alınmalıdır:

verileri, belli bir durum için yapılan soruşturma ışığında saklama gerekliliği;

kesin bir kararın verilmesi ve özellikle de beraat; hakların iadesi,

zamanaşımı; af; ilgili kişinin yaşı; özel kategorideki

veriler.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 11/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu; aranan şahıslardan olmamasına rağmen hakkında

yürütülen derdest ceza yargılamasına ilişkin bilginin GBT sistemine

kaydedildiğini, belirtilen kaydın silinmesi hususunda idareye yaptığı

başvurunun ve bu hususta açtığı davanın, ilgili mevzuat hükümlerinin doğru

şekilde yorumlanmaması nedeniyle reddedildiğini, belirtilen uygulamaya temel

alınan Bilgi Toplama Yönergesi'nin dayandığı Kanun ilekolluk görevlilerine verilen yetkinin amacına aykırı

şekilde genişletilerek, idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin aşıldığını

ve yasal dayanaktan yoksun idari bir pratik oluşturulduğunu, yargılandığı suçun

Bilgi Toplama Yönergesi'nin 9. maddesinin (b)

fıkrasında yer alan suçlar arasında olmadığını, belirtilen bilgilerin ne kadar

süreyle saklı tutulacağının ve silinip silinmeyeceğinin belirsiz olduğunu,

ayrıca derdest yargılama bilgisinin mahkumiyet kaydı gibi işlem görmesi

nedeniyle yargı kararı olmaksızın suçlu olarak addedildiğini belirterek

Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği hakkının ve 38.

maddesinde tanımlanan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’nın 20. ve 38.

maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla

beraber, ihlal iddialarının mahiyeti gereği, başvurunun özel hayatın gizliliği

hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

39. Başvurucu, hakkında yürütülen derdest ceza yargılamasına

ilişkin bilginin GBT sistemine kaydedildiğini ve ilgili kaydın silinmesi

hususunda idareye yaptığı başvuru ile bu hususta açtığı davanın reddedildiğini

belirterek Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.

40. Bakanlık görüş yazısında benzer başvurularda Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından, kişinin rızası olmaksızın hakkında kişisel

veri toplanması, saklanması ve kullanılması hususunun Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesi bağlamında değerlendirildiği, bu kapsamda

yapılan faaliyetlerin 8. maddenin gereklerine uygun olabilmesi için, belirtilen

konuda kamu makamlarına yetki veren mevzuatın, söz konusu bilgilerin toplanma,

saklanma ve kullanılma amaç ve usulleri konusunda yeterince açık düzenlemeler

içermesi gerektiği, somut başvuru açısından başvurucunun yargılandığı suça ait

derdest dava bilgilerinin GBT sistemine kayıt yapılmasına ilişkin yönerge

kapsamında bulunup bulunmadığının tespitinin önemli olduğu belirtilerek, AİHM

önüne benzer ihlal iddialarıyla yansıyan dava ve karar örneklerine yer

verilmiştir.

a. Genel İlkeler

41. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/11/2011

tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

42. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme

hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına

sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında

bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini

talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de

kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık

rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller

kanunla düzenlenir.”

43. Sözleşme’nin“Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı

gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak

müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

44. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır.Bu kapsamda korunan

hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup, bu koruma bir taraftan herkesin

istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel bir ortamda yaşama hakkına

sahip olduğuna işaret etse de, özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını

istediği şekilde sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına

indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal

hayat sürdürmeyi güvence altına almaktadır (Serap

Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §

31).

45. Özel yaşama saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin; kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk,§ 32).

46. Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel yaşam” kavramı AİHM tarafından da

oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan

özellikle kaçınılmaktadır. Bununla birlikte Sözleşme’nin denetim organlarının

içtihatlarında “bireyin kişiliğini

geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının, özel yaşama saygı

hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel

yaşamın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği

karşısında, kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar

bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir. Bu bağlamda, kişinin kendi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarının da özel hayata saygı hakkı

kapsamındaki konumunun tespit edilmesi gerekmektedir (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

47. Bireyin kendisi hakkındaki bilgiyi kontrol edebilme hakkının

konusunu oluşturan “bilgi”

kavramının ne anlama geldiğinin, başka bir ifade ile özel hayatın korunması

hakkının güvence kapsamında yer alan bilgilerin ne olduğunun tespiti önemlidir.

48. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin kişisel verilerinin ve bu

verilerin korunmasına dair hukuksal menfaatinin de özel yaşamı kapsamında

olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin

korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da, Anayasa’nın

20. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir.

49. Anayasa Mahkemesi tarafından kişisel veri kavramının,

belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla bir kişiye ilişkin bütün

bilgileri ifade ettiği kabul edilmekte olup bu bağlamda ad, soyadı, doğum

tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgilerin

değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası,

pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri,

genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde

bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya

dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm verilerin kişisel veri kapsamında

olduğu belirtilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014).

50. Bu noktada Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması

Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi de önemli tespitler içermektedir.

Belirtilen Sözleşme’nin 2. maddesinde kişisel bilgi, belirli veya belirlenebilir

bir kişiye ilişkin herhangi bir bilgi olarak tanımlanmakta ve söz konusu

verilerin özel nitelikte olması gibi bir unsur aranmamaktadır.

51. AİHM de bilgiyi kontrol edebilme hakkı bağlamında ele aldığı

birçok başvuruda, yukarıda değinilen Sözleşme hükümlerine gönderme yapmakta ve

bu bağlamda AİHM içtihadında da, kişiye özel yaşamı ile ilgili sorular

sorulması da dahil olmakla üzere, iş ve sosyal yaşamı ile ilgili bilgilerin,

parmak izinin, fotoğrafının, hücre ve DNA örneklerinin alınması, kaydedilmesi,

saklanması ve kullanılmasının, enformasyonel özerklik

bağlamında değerlendirmeye tabi tutulduğu görülmektedir (Leander/İsveç, B. No: 9248/81, 26/3/1987, § 48; Rotaru/Romanya [B.D.], B. No: 28341/95, 4/5/2000, § 46; S. ve Marper/Birleşik Krallık,

B. No: 30562/04 ve 30566/04, 4/12/2008, §§ 66, 67).

52. Özel hayat kavramı, bir bireyin fiziksel ve sosyal kimliğine

dair birçok unsuru kapsayabilir. Bu kapsamda cinsel kimliğin belirlenmesi;

isim, cinsel eğilim ve cinsel yaşam gibi unsurlar özel hayat kapsamına girdiği

gibi bu kavram diğer kişisel kimlik belirleme ve bir aileye bağlanma

yöntemlerini de kapsar. Bunun yanı sıra kişinin sağlığına ilişkin bilgiler de

özel yaşamının önemli bir parçasını oluşturur (Mikulić/Hırvatistan, B. No: 53176/99, 7/2/2002, §

53; S. ve Marper/Birleşik

Krallık,§

66).

53. Bir kişinin özel yaşamına ilişkin verilerin kaydedilmesi,

özel hayata saygı hakkı anlamında bir müdahale oluşturmaktadır. Kaydedilen

bilgilerin, daha sonra kullanılmış olup olmamasının bir önemi yoktur. Bununla

birlikte kamu makamları tarafından muhafaza edilen kişisel nitelikli

bilgilerin, özel yaşam unsurlarından birini devreye sokup sokmadığını tespit

etmek için bu bilgilerin hangi çerçevede alındıklarının ve muhafaza

edildiklerinin, verilerin türünün, kullanıldıkları ve işlendikleri şeklin ve

bunlardan çıkarılabilecek sonuçların dikkate alınması zaruridir (Leander/İsveç, § 48; Amann/İsviçre [B.D.], B. No: 27798/95, 16/2/2000, § 69).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Varlığı

54. Başvuruya konu olayda, başvurucu hakkındaki derdest ceza

yargılaması bağlamındaki verilerin GBT sistemine kaydedildiği görülmekle,

başvurucuyla ilgili olarak resmi makamların muhafaza ettikleri söz konusu

kişisel bilgilerin, özel hayata saygı hakkı anlamında kişisel nitelikli veriler

olduğu, zira kimliği belirlenmiş ya da belirlenebilecek kişilerle ilgili olduğu

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda GBT sisteminde yer alan söz konusu bilgilerin,

başvurucunun özel yaşamıyla ilgili olduğu tartışmasızdır.

55. Somut başvuruda, başvurucu hakkında yürütülen bir ceza

yargılaması ile bağlantılı olarak hakkındaki derdest dava bilgisinin bilgi

toplama sistemine kaydedildiği ve bu sistemdeki kayıtların özellikle yapılan

güvenlik taramaları ve güvenlik soruşturmalarında kullanılabilecek nitelikte

olduğu görülmekle (bkz. § 19), söz konusu kişisel verilerin ilgili sistemde

tutulması ve belirtilen şekillerde kullanılmasının, Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu

açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

56. Özel hayatın gizliliği hakkı bağlamında kişisel veriler,

Anayasa’nın 20. maddesinde ayrı bir fıkra olarak düzenlenmiş olup madde

gerekçesinde karşılaştırmalı hukuk ve uluslararası belgelere işaret edilerek özel

hayata saygı hakkı bağlamında kişisel verilerin korunmasının önemine

değinilmiştir. Belirtilen düzenlemede özel sınırlama sebepleri öngörülmemiş

olmakla birlikte yasa ile düzenleme hükmüne yer verilmiş ve kişisel verilerin

ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebileceği

belirtilmiştir.

57. Bu bağlamda Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın

gizliliği hakkı açısından, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan

birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama

nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunmakta ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada

Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir

(Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

58. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.”

59. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasa'da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa'nın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması

zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanunla sınırlama

kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer

verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,

§ 35).

Kanunilik

60. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

61. Sözleşme’nin lafzı ve AİHM içtihadı uyarınca da Sözleşme’nin

8. maddesi kapsamında yapılacak bir müdahalenin meşruluğu, öncelikle söz konusu

müdahalenin yasa uyarınca gerçekleştirilmesine bağlı tutulmuş olup, müdahalenin

hukukîlik unsurunu taşımadığının tespiti halinde,

Sözleşme'nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan diğer güvence

ölçütleri tetkik edilmeksizin, müdahalenin ilgili maddeye aykırı olduğu

sonucuna ulaşılmaktadır (Fadeyeva/Rusya, B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 95; Bykov/Rusya, B. No: 4378/02, 10/3/2009, § 82).

62. Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin

yasallık şartını sağladığının kabulü için de müdahalenin kanuni bir dayanağının

bulunması zorunludur. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir.

Yasallık ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktada

yasanın niteliği önem kazanmaktadır. Yasayla sınırlama ölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini,

öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte böylece uygulayıcının keyfî

davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta

bu yönüyle hukuk güvenliği güvencesi sağlamaktadır (Halime Sare Aysal, B. No: 2013/1789,

11/11/2015, § 62).

63. Kanunun, bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi

için yeterince ulaşılabilir olması yani vatandaşların belirli bir olaya

uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye

sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe

karşı uygun bir koruma sağlaması, yeterli bir netlikte yetkili makamlara

verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini tanımlaması

gerekmektedir (Halime Sare

Aysal, § 63; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 5947/72..., 25/3/1983, § 86-88; Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, § 66-68; Rotaru/Romanya, § 55).

64. Somut başvuru açısından ise söz konusu gerekliliklere,

kişisel verilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamını

ve uygulanmasını düzenleyen ve özellikle süre, stoklama, kullanım, üçüncü

kişilerin erişimi, verilerin gizliliği, bütünlüğü ve imhası konusundaki

prosedürlere ilişkin, muhataplarının yetki aşımı ve keyfîliğe

karşı yeteri kadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı

kuralların belirlenmesinin temel oluşturduğu açıktır.

65. Hukukun kendisi, beraberinde getireceği idari pratiğin

dışında, yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını, söz konusu

işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî

müdahalelere karşı bireyi korumak için yeterince açık bir şekilde

göstermelidir. Hukuk sistemi vatandaşlara, kamu makamlarına hangi koşullarda ve

hangi sınırlar içinde kişisel verileri konu alan ve potansiyel olarak özel

yaşama karşı tehlike oluşturabilecek müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini,

yeterince açık ifadelerle gösterecek nitelikte olmalıdır (Halime Sare Aysal,§

64).

66. Bu kapsamda ilgili sisteme bilgilerin girilmesi, müdahaleye

temel oluşturan meşru amaçları taşıma şartına bağlı olmalı ve söz konusu yasal

düzenleme, hangi bilgilerin kayıt altına alınabileceği, hangi yetkililere

iletilebileceği, böyle bir iletimin hangi koşullarda mümkün olabileceği ve

bilginin ilgili makamlara iletilmesi hususunda izlenecek usul konusunda açık ve

ayrıntılı hükümler içermelidir. Söz konusu sisteme ilişkin düzenleme; bilgi

toplama, kaydetme ve ilgili makamlarla paylaşma veya sair şekilde kullanma

konusunda, yetkili makamlara tanıdığı takdir yetkisinin kullanılma tarzı ve

alanı bakımından vatandaşlara yeterince öngörüde bulunma olanağı sağlamak

durumundadır.

67. Anayasa Mahkemesi idareye keyfî uygulamalara meydan

verebilecek çok geniş bir takdir yetkisi tanınmasını birçok kararında

Anayasa'ya aykırı görmüştür. Mahkemenin gerek Anayasa’nın 13. maddesindeki

yasallık ilkesini yorumlayan kararlarında gerek 7. maddedeki yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesini yorumlayan kararlarında gerekse 2.

madde kapsamında hukuk devleti ilkesini ele alan kararlarında bunu görmek

mümkündür. Söz konusu kararlarda Mahkeme, kanunun şeklen var olmasını yeterli

görmemekte kanunun niteliğini de araştırmakta ve bu bağlamda bir sınırlamanın

nerede başlayıp nerede bittiğinin belirtilmemesi durumunda, amacı aşan,

demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan, içeriğinin takdiri

yönetime bırakılmış sakıncalı sınırlamalar getirilmiş olacağı; içeriğinin

belirlenmesi yönetimin görüşüne bırakılan sınırlamanın yasa ile konulduğundan

söz edilemeyeceği; hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesinin belirliliği de

gerektirdiği ve belirlilik ilkesinin, ilgili yükümlülüğün hem kişiler hem de

idare yönünden belirli ve kesin olmasını, yasa kuralının, ilgili kişilerin

mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini

makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesini

gerektirdiği ve yasa koyucunun temel ilkeleri koymadan, genel çerçeveyi

çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yönetimin

düzenlemesine bırakmaması gerektiği belirtilmektedir (E.1984/14, K.1985/7,

13.06.1985; E.1987/16, K.1988/8, 19.04.1988; E.2010/7, K.2011/172, 22.12.2011).

68. Sözleşme organları da birçok kez ve özellikle ceza davaları

kapsamında, resmî makamlar tarafından kişisel nitelikli verilerin depolanması,

muhafaza edilmesi ve kullanılmasıyla ilgili sorunlara eğilmiş ve bu kapsamda

yapılan değerlendirmelerde, uygulayıcıya sınırları belirsiz müdahale yetkisi

veren hukuki düzenlemelerin hukuk devleti ilkesiyle de çatıştığı vurgulanarak

keyfî müdahaleleri önlemek için hukuk kuralının verdiği yetkinin amacını ve

kullanım biçimini yeterli açıklıkta belirtmiş olması zorunluluğuna işaret

edilmiştir (Al Nashif/Bulgaristan,

B. No: 50963/99, 20/6/2002, §§ 119-124).

69. Bununla birlikte her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal

mevzuatın gereken koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan

ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından

bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde

soyutluk içermesi ve bu nedenle hukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir hale

gelmesi, tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Bu

kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdir

alanını elbette uygulayıcıya sunabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarının

da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir kesinlik içermesi

zaruridir (Halime Sare

Aysal, § 65).

70. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin, söz konusu

sınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte özellikle uygulama

koşulları ve prosedürel ayrıntıları düzenleyici

işlemlere bırakması mümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyici

işlemin, yine muhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri

yeterince aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,

§ 66).

71. Başvuruya konu idari uygulama ve yargısal sürecin, 3152

sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 2559 sayılı

Kanun’un Ek 7. maddesi ve Bilgi Toplama Yönergesi’nin

9. maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

72. İlgili idari ve yargısal kararlarda söz konusu uygulamanın

yasal temeli olarak gösterilen 2559 sayılı Kanun’un 7. maddesine dayanılarak

hazırlandığı belirtilen Yönerge’nin 9. maddesinin (a)

fıkrasında, maddenin (b) fıkrasında belirtilen suçları işlemiş ve yakalanmış

olan sanıklar için de suç türüne uygun bilgi formu doldurulacağı ve yakalandığı

kaydı düşülmek suretiyle sistemde muhafaza edileceği ifade edilmektedir. Yönerge'nin 10. maddesinin (b) fıkrasında, güvenlik

kuvvetlerinin kendi sorumluluk alanında el koydukları olaylarda; suç işleyen

şahsın bilgisayar sorgulamasını yapacağı, geçmişte işledikleri suç kayıtları

varsa tespit edeceği ve soruşturma evrakına yazacağı; aynı maddenin (b) fıkrasının

(2) numaralı bendinin (b) alt bendinde ise şüpheli hakkında Cumhuriyet

Başsavcılığınca iddianame hazırlanıp mahkemece iddianamenin kabulünden sonra

mahkemenin “Esas” sayısı alınmak

suretiyle şahıs bilgi formu açılarak Bilgi Toplama Programına girişinin,

programda “Hakkında İşlem Yapılacaklar”

ibaresiyle şüphelinin kaydı mevcutsa kayıt üzerinde düzeltme işlemi yapılacağı

belirtilmektedir. Kayıtların silinmesi hususunda ise 16. maddenin (b)

fıkrasında, Yönerge’nin 9. maddesinin (b) fıkrasında

yazılı suç sayılan fiilleri işleyenler hakkında adli makamlarca, beraat, ceza

verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya dava zaman aşımı nedeniyle

davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ve kararın kesinleşmiş olması

halinde bilgi formlarının iptal edileceği belirtilmekle birlikte Yönerge'nin 4. maddesinde, Yönerge’nin

9. maddesinin (b) fıkrası kapsamına girmeyen suçlardan açılan bilgi formlarının

şahısların yakalanmaları halinde tasniften çıkarılarak imha edileceği,9.

maddesinin (b) fıkrası kapsamına giren suçlar için açılan bilgi formlarının ise

iptal koşulları oluştuğunda tasniften çıkarılarak iptal evrakı ekinde arşive

alınacağı düzenlenmektedir.

73. İlgili Yönerge uyarınca genel bilgi toplama sisteminde kaydı

tutulacak unsurlar, kişileri, bazı belgeleri ve araçları kapsamaktadır.

Hakkında bilgi tutulacak kişilerin ise, Yönerge’nin

amacını düzenleyen 1. maddesi uyarınca suç işlemesi sebebiyle aranmasına karar

verilen, kaybolan, yakalansalar dahi bazı suçları işlemiş olan ve kamu

haklarından yararlanmaları konusunda sınırlama getirilen kişiler olduğu

anlaşılmaktadır.

74. Yönerge’nin 7. maddesi ve 9.

maddesinin (a) fıkrası hükümlerine göre hakkında arama kararı bulunmadığı veya

yakalanmış olduğu hâlde belirli bazı suçlardan dolayı yargılanan kişiler hakkında

da genel bilgi toplama programına bilgi kaydedilebilmektedir. Bu suçların

hangileri olduğu, Yönerge’nin 9. maddesinin (b)

fıkrasında gösterilmektedir.

75. Yönerge’nin hangi normlara dayalı

olarak düzenlendiği “Kanuni dayanak”

başlıklı 3. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre söz konusu Yönerge, 3152 sayılı

Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33. maddesi, 2559

sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi ile Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri

Yönetmeliği’nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f)bendine dayanılarak

hazırlanmıştır.

76. 3152 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c)

bendi, İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekât ve Bilgi Toplama

Dairesi Başkanlığının görevlerini düzenlemekte ve suç işleyip ele geçmeyen kişilerin,

çalınan veya kaybedilen motorlu taşıtların, ateşli silahların, kimliği ispata

yarayan her türlü belgelerin kayıtlarını tutarak güvenlik kuvvetlerine

bildirmek, görevli kuruluşlarla ilgili kuvvetleri arasında koordinasyon

sağlamak görevini, ilgili birimin görevleri arasında saymaktadır. Bu yönüyle

kişilere ilişkin kayıtların tutulmasına ilişkin yetkinin, suç işleyip ele

geçmeyen kişiler ile sınırlı olarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda

ilgili Yönergeye dayanak olarak gösterilen belirtilen kanun maddesinin, Yönerge’nin “yakalansalar

dahi bazı suçları işlemiş olan kişiler” hakkında kayıt tutulacağı

şeklindeki düzenlemesini ve bu yöndeki uygulamayı temellendirmediği

anlaşılmaktadır. 3152 sayılı Kanun’un 33. maddesinin ise yerine getirmekle yükümlü

olduğu hizmetleri idari metinlerle düzenleme konusunda İçişleri Bakanlığını

yetkilendirdiği anlaşılmaktadır.

77. Bununla bilikte Yönerge'nin dayanakları arasında gösterilen 2559 sayılı

Kanun’un Ek 7. maddesinde, polisin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez

bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu

tedbirleri alacağı, emniyet ve asayişi sağlamak üzere ülke seviyesinde

istihbarat faaliyetlerinde bulunacağı, bu amaçla bilgi toplayacağı,

değerlendireceği, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştıracağı,

devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapacağı düzenlemesine yer

verildiği görülmektedir. Bu kapsamda, istihbarat faaliyetlerinde bulunma, bu

amaçla bilgi toplama, değerlendirme, yetkili mercilere veya kullanma alanına

ulaştırma şeklindeki yetkilere yer veren söz konusu düzenlemenin, başvuruya

konu müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğuanlaşılmaktadır

(bkz. Bülent Polat, B. No:

2013/7666, 10/12/2015, § 87).

78. İlgili idari ve yargısal kararlara temel alınan söz konusu

düzenleme göz önünde bulundurulduğunda, başvuruya konu müdahalenin kanunilik

şartını sağladığı anlaşılmaktadır.

Meşru Amaç

79. Somut başvuru açısından, belirli suçlar kapsamında

yargılanan kişiler hakkındaki derdest dava bilgilerinin GBT sistemine kaydı yapılarak,söz konusu bilgilerin

özellikle yapılan güvenlik taramaları ve güvenlik soruşturmalarında

kullanıldığı (bkz. § 19), bu kapsamda söz konusu uygulamanın kamu düzeni ve

güvenliğinin temini şeklindeki meşrutemelleri

içerdiği anlaşılmaktadır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

80. Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahalenin

ihlal teşkil etmemesi için Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen demokratik

toplum düzeninde gereklilik, hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük şeklindeki

güvence ölçütlerine uygun olması gerekir.

81. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin

özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâle

getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığı

kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı, kişilerin hak ve

özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal

düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu

nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil; koşulları, nedeni,

yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamı

demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Serap Tortuk, §

46; Murat Atılgan, B. No:

2013/9047, 7/5/2015, § 37; Marcus Frank Cerny,

(GK), B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 71).

82. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü

anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmektedir. Bu yönüyle her temel hak

açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu

çerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz

hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul

edilmelidir. Özel hayata saygı hakkı bağlamında da bu hakkın ortadan

kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede

güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği

açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin gereğinden

fazla sınırlanmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca

ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını

gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin

sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve

araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz

bir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir

(Serap Tortuk,

§ 47, Murat Atılgan, § 38; Marcus Frank Cerny, §

72).

83. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm

temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması hususunda geçerli olan bu denge, özel

hayatın gizliliği hakkının sınırlanmasında da gözönünde

bulundurulmalıdır. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlama aracı arasında

orantısızlık bulunmamalı, sınırlama ile ulaşılabilecek yarar ile temel hak ve

özgürlüğü sınırlanan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir. Bu noktada, belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlama

yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve özel hayatın

gizliliğini ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaç

karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde

bulundurulması ve söz konusu menfaatler arasında adil bir dengenin kurulup

kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir (Serap

Tortuk,§ 48, Murat Atılgan,

§ 39; Marcus Frank Cerny, §

73).

84. Bu alandaki belirleyici mesele; ilgili bireyin ve kamu

düzeninin yarışan menfaatleri arasında, kamusal makamların bu konuda

kendilerine tanınan takdir alanı içinde adil bir denge kurup kurmadıklarıdır.

Özellikle kişisel veriler gibi özel yaşamın en hassas yönlerinin etkilendiği

durumlarda, bu dengelemenin titizlikle yapılması ve takdirin gerekçelerinin

ilgili kararlara açıkça yansıtılması zaruri olup, başvuruya konu idari ve

yargısal uygulamanın yukarıda belirtilen meşru temellere dayandığı açık olmakla

birlikte, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına müdahale teşkil ettiği

anlaşılan sınırlamanın belirtilen hakkın özüne dokunarak, onu anlamsız kılacak

ölçüde olmaması gerekmektedir.

85. Kamusal makamların izlenen meşru amaçlar bağlamında bir

hakkın sınırlandırılması sürecinde takdir yetkisi bulunmakla birlikte,

belirtilen takdir yetkisi, her bir vaka özelinde ayrı bir kapsama sahiptir.

Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği ve bunun birey

bakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı daralmakta

veya genişlemekte, yükümlülüklerin türü ve kapsamı her bir olay özelinde farklı

değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir.

86. Özel hayatın gizliliği hakkına müdahale teşkil eden

uygulamaların değerlendirilmesinde de, ilgili idari ve

yargısal makamların takdirlerinin gerekçelerini, ilgililerin yargı yoluna

müracaat imkânını da etkili şekilde kullanabilmelerini sağlayacak surette

ayrıntılı olarak ortaya koymaları gerekmektedir. Söz konusu işlemin bir temel

hak üzerinde etki gösterdiği durumlarda, söz konusu tedbirin demokratik bir

toplumda gerekli olduğunun ve alınan tedbir ile icra tarzının gözetilen meşru

amaç ile orantılı olduğunun ortaya konulması şarttır.

87. Anayasa Mahkemesinin bu noktadaki görevi, kişisel verilerin

belirli kamusal amaçlarla tutulması, işlenmesi ve kullanılması hususunun ne

şekilde düzenlenmesi gerektiği hususunda bir yargıda bulunmak ve derece

mahkemelerinin yerine geçerek ilgili mevzuat hükümlerinin yorumunun bizzat

tespiti olmayıp, ilgili anayasal normlar bağlamında, kamusal makamların

kendilerine tanınmış olan takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesidir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin söz

konusu mevzuat hükümlerini yorumlayıp uygularkenözel

hayatın gizliliğine ilişkin bireysel menfaat ve söz konusu sınırlama ile

gözetilen kamusal menfaat arasında kurulması gereken dengeyi tespit etmek

suretiyle Anayasa’nın 20. maddesindeki güvenceleri koruyup korumadıklarını

belirleme yetkisine sahiptir. Bu nedenle derece mahkemelerince varılan sonucun

Anayasa’nın 20.maddesine uygun olup olmadığının, söz konusu uygulamanın özel

hayatın gizliliği hakkına yönelik orantılı bir müdahale oluşturup oluşturmadığının

karara bağlanması gerekmektedir.

88. Somut başvuru açısından, belirli suçlar nedeniyle hakkında

kamu davası açılmış olan şahıslar hakkındaki derdest dava bilgilerinin GBT

sistemine kaydının yapıldığı, kamu düzeni ve güvenliğinin temini şeklindeki meşrutemelleri içerdiği anlaşılan uygulama kapsamında söz

konusu bilgilerin özellikle yapılan güvenlik taramaları ve güvenlik

soruşturmalarında kullanıldığı (bkz. § 19), ilgili bilgilerin toplanma,

paylaşım, kullanım ve silinmesine ilişkin hususların ayrıntılı olarak

düzenlendiği anlaşılmaktadır.

89. Başvurucunun, yargılandığı suçun Yönerge’nin

9. maddesinin (b) fıkrasında yer alan suçlar arasında olmaması nedeniyle

müdahalenin meşru olmadığı yönündeki iddiasınında

ilgili derece mahkemesince değerlendirildiği, bu suçun ilgili Yönerge’nin 9. maddesi kapsamında yer almadığı ileri

sürülmekte ise de aynı nitelikteki suçun yürürlükteki 5237 sayılı Kanun'un 216.

maddesinde yer aldığı ve Yönerge’nin belirtilen

maddesinde bu suç türüne de yer verildiğinin anlaşıldığının ifade edildiği, bu

kapsamda, derece mahkemelerinin söz konusu mevzuat hükümlerini ve maddi olayı

yorumlayış şeklinde bir takdir hatasının söz konusu olmadığı görülmektedir.

90. Bunun yanı sıra başvurucu tarafından, söz konusu verilerden,

toplama, muhafaza ve kullanım hususunda tespit edilen amaç dışında

yararlanıldığına ilişkin herhangi bir iddiada da bulunulmadığı anlaşılmaktadır.

91. Yukarıda yer verilen tespitler kapsamında, başvuruya konu

müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.

Engin YILDIRIM, Serruh KALELİ,

Alparslan ALTAN, Erdal TERCAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM, Serruh

KALELİ, Alparslan ALTAN, Erdal TERCAN ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

OYBİRLİĞİYLE,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

OYBİRLİĞİYLE,

11/5/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, hakkında yürütülen bir ceza yargılaması ile

bağlantılı olarak hakkındaki derdest dava bilgisinin Genel Bilgi Toplama (GBT)

sistemine kaydedildiği ve bu sistemdeki kayıtların yapılan güvenlik taramaları

ve adli işlemlerde kullanılabilecek nitelikte olduğunu ve bu kişisel verilerin

ilgili sistemde tutulması ve belirtilen şekillerde kullanılmasının Anayasa’nın

20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

2. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale olduğunda öncelikle tespiti

gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün, yani müdahalenin

hukuki bir temelinin olup olmadığıdır. Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

yapılan bir müdahalenin kanuni bir dayanağının olması zorunludur. İlgili

düzenlemede özel sınırlama sebepleri öngörülmemiş olmakla birlikte yasa ile

düzenleme hükmüne yer verilmiş ve kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebileceği belirtilmiştir.

3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kişisel verilerin

korunması ile ilgili ayrı bir hüküm içermemekle birlikte, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), bu verilerin özel yaşam alanı içinde yer aldığını kabul

ederek, konuyu Sözleşmenin 8. maddesi kapsamında incelemektedir. AİHM, özel

hayatı, kişinin kendi hayatını istediği gibi yaşayabileceği bir iç alan ve

bunun da ötesinde, başkalarıyla ilişki kurmak ve bu ilişkileri geliştirmek

suretiyle özgür olarak kişiliğini oluşturmasını ve geliştirmesini sağlayan daha

geniş bir alandan ibaret görmektedir.

4. Bir müdahale hukukilik unsurunu taşımıyorsa AİHS 8 (2)

fıkrasında yer alan diğer güvence ölçütlerine geçilmeden müdahalenin ilgili

maddeye aykırı olduğu sonucuna varılabilmektedir (Fadeyeva/Rusya B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 95).

5. Kanunla sınırlama ölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini,

öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte; böylece uygulayıcının keyfî

davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı

olmakta, bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır (Halime Sare Aysal

B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 62). Hukuk düzeni bireylere, kamu makamlarına

hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde özel yaşama karşı tehlike

oluşturabilecek müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini, yeterince açık

ifadelerle gösterecek nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin

muhataplarının müdahaleye zemin hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçları

açısından bir öngörüde bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır (§ 64).

6. Kanunun, yeterince ulaşılabilir olması yani vatandaşların

belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında

yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfiliğe karşı uygun

bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra

edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 25/3/1983, §§ 86-88; Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,

2/8/1984, §§ 66-68; Rotaru/Romanya [BD], B. No: 28341/95, 4/5/2000,

§ 55, Amann/İsviçre

B.D. B.No: 27798/95, 16/2/2000 § 76 ve § 80).

7. Bununla birlikte her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal

mevzuatın sağladığı koruma seviyesi büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan

ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından

bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde

soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak

anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı

görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli

ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir

alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir

kesinlik içermesi zaruridir.

8. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin, söz konusu

sınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte özellikle uygulama

koşulları ve usule ilişkin ayrıntıları düzenleyici işlemlere bırakması

mümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyici işlemin, yine muhataplarınca

ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterince aydınlatacak

nitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir.

9. Somut başvuru açısından söz konusu gerekliliklere kişisel

verilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamını ve

uygulanmasını düzenleyen ve özellikle süre, stoklama, kullanım, üçüncü

kişilerin erişimi, verilerin gizliliği bütünlüğü ve imhası konusunda

prosedürlere ilişkin muhataplarının yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeteri kadar

güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı kuraların belirlenmesinin

temel oluşturduğu açıktır.

10. Başvuruya konu idari uygulama ve yargısal sürecin hukuki

dayanağını 3152 sayılı Kanunun 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi,

2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi ve Bilgi Toplama Yönergesinin 9. maddesi

oluşturmaktadır.

11. 2559 sayılı Kanun’un Ek 7. maddesine dayanılarak

hazırlandığı belirtilen Yönergenin 9 maddesinin (a) fıkrasında, (b) fıkrasında

belirtilen suçları işlemiş ve yakalanmış olan sanıklar ile bazı suçlardan dolayı

yargılanan kişiler için de suç türüne uygun bilgi formu doldurulacağı ve

yakalandı kaydı düşmek suretiyle sistemde muhafaza edileceği belirtilmiştir.

12. İlgili kanunlar hangi kişilere ait ne tür bilgilerin, hangi

şartlarda toplanabileceği, ne surette kullanılabileceği

ve ne kadar süreyle saklanabileceğine dair bir açıklık ve belirlilik

içermemektedir.

13. Hangi kişilere ait ne tür bilgilerin hangi şartlarda toplanabileceği,hangi amaçlarla ne

şekilde kullanılabileceği ve ne kadar süreyle saklanabileceği hususunda

ayrıntılı düzenlemeler içeren Yönerge hizmete özeldir ve kamuya açık değildir.

Yönergenin yayınlanmamış olduğu dikkate alındığında söz konusu düzenlemenin

kişilerin belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının

varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olmasını sağlayacak surette ulaşılabilir

olma niteliği taşımadığı anlaşılmaktadır.

14. Öngörülebilirlik ve belirlilik unsurlarının değerlendirmesi

bakımından ilgili düzenleme, bir hakka dönük yapılan müdahalelerin

incelenmesinde ilk aşama olan kanunilik testini geçememektedir.

15. Sonuç olarak, başvurucunun kişisel verilerinin GBT

sisteminde tutulmasının herkese açık, öngörülebilir ve belirlilik unsurlarını

içeren kanuni bir dayanağı olmadığından, Anayasanın 20. maddesinde güvence altına

alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği kanaatine varılmıştır.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Şebnem NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucu

:

Bülent KAYA

Vekili

:

Av. Duygu DEMİREL

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru, aranan kişilerden olmamasına rağmen başvurucu hakkındaki

derdest ceza yargılamasına ilişkin bilginin Genel Bilgi Toplama (GBT) sistemine

kaydedilmesi ve ilgili kaydın silinmesi hususunda idareye yapılan başvuru ile

bu hususta açılan davanın mevzuata aykırı olarak reddedilmesi nedeniyle özel

hayatın gizliliği hakkının ihlali iddiasına ilişkindir.

2. Çoğunluk kararıyla, belirli suçlar nedeniyle hakkında kamu

davası açılmış olan şahıslar hakkındaki derdest dava bilgilerinin GBT sistemine

kaydının yapılması uygulamasının kamu düzeni ve güvenliğinin temini şeklindeki

meşru temelleri içerdiği, uygulama kapsamında söz konusu bilgilerin özellikle

yapılan güvenlik taramaları ve güvenlik soruşturmalarında kullanıldığı, ilgili

bilgilerin toplanma, paylaşım, kullanım ve silinmesine ilişkin hususların

ayrıntılı olarak düzenlendiği; başvurucunun, yargılandığı suçun Yönerge’nin 9. maddesinin (b) fıkrasında yer alan suçlar

arasında olmaması nedeniyle müdahalenin meşru olmadığı yönündeki iddiasının

ilgili derece mahkemesince değerlendirildiği, bu suçun ilgili Yönerge’nin 9. maddesi kapsamında yer almadığı ileri

sürülmekte ise de, aynı nitelikteki suçun yürürlükteki 5237 sayılı Kanun'un

216. maddesinde yer aldığı ve Yönerge’nin belirtilen

maddesinde bu suç türüne de yer verildiğinin anlaşıldığının ifade edildiği, bu

kapsamda, derece mahkemelerinin söz konusu mevzuat hükümlerini ve maddi olayı

yorumlayış şeklinde bir takdir hatasının söz konusu olmadığı, bunun yanı sıra

başvurucu tarafından, söz konusu verilerden, toplama, muhafaza ve kullanım

hususunda tespit edilen amaç dışında yararlanıldığına ilişkin herhangi bir

iddiada da bulunulmadığı belirtilerek özel hayatın gizliliği hakkının ihlal

edilmediği sonucuna varılmıştır.

3. Başvurucu hakkında 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu’nun 7. maddesine muhalefet iddiasıyla iddianame tanzim edilmiş

olup, Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/3/2008 tarihli ve E.2004/596, K.2007/333

sayılı kararı ile, başvurucunun 5237 sayılı Kanun’un 215. maddesi uyarınca

cezalandırılmasına karar verilmiş ve karar temyiz edilmeksizin 20/5/2008

tarihinde kesinleşmiştir.

4. Belirtilen yargısal süreç devam ederken, Van Devlet Güvenlik

Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 16/10/2003 tarihli yazısı ile, başvurucu

hakkında bölücü terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçu kapsamında soruşturma

yapılmasının istenilmesi üzerine, Van Emniyet Müdürlüğünce, İçişleri Bakanlığı

Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama Daire Başkanlığı Bilgi Toplama

Yönergesi (Bilgi Toplama Yönergesi) uyarınca başvurucuya ait Örnek No 1 Bilgi

Formu tanzim edilerek GBT sistemi kapsamında tasnife alınmıştır.

5. Başvurucunun 24/11/2005 tarihli dilekçe ile, GBT sisteminde

yer alan şahsına ait bilgilerin silinmesi talebiyle idareye yaptığı başvuru,

hakkındaki yargılamanın ilgili Yönerge’nin 9.

maddesinin (b) fıkrasında belirtilen suçlara ilişkin olduğu ve başvurucu

hakkındaki söz konusu kaydın, ilgili davanın beraat veya dava zamanaşımı

nedeniyle ortadan kaldırılması halinde iptalinin mümkün olduğu belirtilerek

reddedilmiştir.

6. Başvurucu tarafından 6/1/2006 tarihinde idarenin red işleminin iptali istemiyle açılan dava, Ankara 1. İdare

Mahkemesinin 22/3/2007 tarihli ve E.2006/44, K.2007/683 sayılı kararı ile

reddedilmiş ve ret gerekçesi olarak; 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri

Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci

fıkrasının (c) bendi, 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyeti Kanunu’nun Ek 7. maddesi ve Bilgi Toplama Yönergesi’nin 9. maddesinde yer alan düzenlemelere

değinilmiş, davacı tarafından 3713 sayılı Kanun’un 7/2 maddesine muhalefet

suçundan ceza davası açıldığı, ancak Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/9/2004

tarihli kararı ile suç vasfının değişerek olay tarihinde yürürlükte olan Türk

Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin 2. fıkrasında yer alan suç kapsamında yargılama

yapılması gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği ve bu suçun

ilgili Yönerge’nin 9. maddesi kapsamında yer almadığı

ileri sürülmekte ise de, aynı nitelikteki suçun yürürlükteki Türk Ceza

Kanunu’nun 216. maddesinde yer aldığı ve Yönerge’nin

belirtilen maddesinde bu suç türüne de yer verildiği anlaşıldığından, anılan

iddiada yerindelik görülmediği belirtilerek, 2559 sayılı Kanun’un Ek 7.

maddesine dayanılarak çıkarılan Yönerge’nin 9.

maddesinin (b) fıkrası uyarınca, anılan maddede belirtilen suç türleri için

bilgi kaydı tutulmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği ifade

edilmiştir.

7. Başvurucu, aranan şahıslardan olmamasına rağmen hakkında

yürütülen derdest ceza yargılamasına ilişkin bilginin GBT sistemine kaydedildiğini,

belirtilen kaydın silinmesi hususunda idareye yaptığı başvurunun ve bu hususta

açtığı davanın, ilgili mevzuat hükümlerinin doğru şekilde yorumlanmaması

nedeniyle reddedildiğini, belirtilen uygulamaya temel alınan Bilgi Toplama

Yönergesinin dayandığı Kanun ile kolluk görevlilerine verilen yetkinin amacına

aykırı şekilde genişletilerek, idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin

aşıldığını ve yasal dayanaktan yoksun idari bir pratik oluşturulduğunu,

yargılandığı suçun Bilgi Toplama Yönergesinin 9. maddesinin (b) fıkrasında yer

alan suçlar arasında olmadığını, belirtilen bilgilerin ne kadar süreyle saklı

tutulacağının ve silinip silinmeyeceğinin belirsiz olduğunu, ayrıca derdest

yargılama bilgisinin mahkumiyet kaydı gibi işlem görmesi nedeniyle yargı kararı

olmaksızın suçlu olarak addedildiğini belirterek, Anayasa’nın 20. maddesinde

tanımlanan özel hayatın gizliliği hakkının ve 38. maddesinde tanımlanan

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiş, başvurucunun iddiaları

Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında

incelenmiştir.

8. Çoğunluk gerekçesinde kanunilik başlığı altındaki 71 ila 78.

paragraflarda da ifade edildiği üzere, Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin

özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın

gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmektedir. Bireyin kişisel verilerinin ve

bu verilerin korunmasına dair hukuksal menfaatinin de özel yaşamı kapsamında

olduğu açıktır.

9. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin korunması

Anayasa Mahkemesi tarafından da, Anayasa’nın 20.

maddesi kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre, özel yaşama saygı hakkı

kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır.

Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak

bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da

kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası

olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından

ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem

kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki

bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K.

2011/82, K.T. 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, K.T. 31/3/1987).

10. Bireyin kendisi hakkındaki bilgiyi kontrol edebilme hakkının

konusunu oluşturan “bilgi” kavramının ne anlama geldiğinin, başka bir ifade ile

özel hayatın korunması hakkının güvence kapsamında yer alan bilgilerin ne

olduğunun tespiti önemlidir.

11. Başvuruya konu olayda, başvurucu hakkındaki derdest ceza

yargılaması bağlamındaki verilerin GBT sistemine kaydedildiği görülmekle,

başvurucuyla ilgili olarak resmi makamların muhafaza ettikleri söz konusu kişisel

bilgilerin, özel hayata saygı hakkı anlamında kişisel nitelikli veriler olduğu,

zira kimliği belirlenmiş ya da belirlenebilecek kişilerle ilgili olduğu

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda GBT sisteminde yer alan söz konusu bilgilerin,

başvurucunun özel yaşamıyla ilgili olduğu tartışmasızdır.

12. Bir kişinin, özel yaşamına ilişkin verilerin kaydedilmesi,

özel hayata saygı hakkı anlamında bir müdahale oluşturmaktadır. Kaydedilen

bilgilerin, daha sonra kullanılmış olup olmamasının bir önemi yoktur. Başvuruya

konu olayda da başvurucu hakkında yürütülen bir ceza yargılaması ile bağlantılı

olarak hakkındaki derdest dava bilgisinin bilgi toplama sistemine kaydedildiği

ve bu sistemdeki kayıtların yapılan güvenlik taramaları ve adli işlemlerde

kullanılabilecek nitelikte olduğu görülmekle, söz konusu kişisel verilerin

ilgili sistemde tutulması ve belirtilen şekillerde kullanılmasının, Anayasa’nın

20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkına bir

müdahale oluşturduğu açıktır. Zira Anayasada kişisel verilerin ancak kanunda

öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebileceği belirtilmiştir.

13. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesinde temel hak

ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamayacağı belirtilmiştir.

14. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

15. Sözleşme’nin lafzı ve AİHM içtihadı uyarınca da,

Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yapılacak bir müdahalenin meşruluğu,

öncelikle söz konusu müdahalenin yasa uyarınca gerçekleştirilmesine bağlı

tutulmuş olup, müdahalenin hukukîlik unsurunu

taşımadığının tespiti halinde, Sözleşmenin 8. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında yer alan diğer güvence ölçütleri tetkik edilmeksizin, müdahalenin

ilgili maddeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (Bkz. Fadeyeva/Rusya, B. No: 55723/00, 9/6/2005, § 95; Bykov/Rusya, B. No: 4378/02, 10/3/2009, §82).

16. Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin

yasallık şartını sağladığının kabulü için de,

müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur. Bununla birlikte,

temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var

olması yeterli değildir. Yasallık ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de

gerektirmekte olup, bu noktada yasanın niteliği önem kazanmaktadır. Yasayla sınırlama

ölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini

ifade etmekte, böylece uygulayıcının keyfi davranışlarının önüne geçtiği gibi

kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta, bu yönüyle hukuk güvenliği

güvencesi sağlamaktadır (Halime Sare Aysal, B.No.

2013/1789, 11/11/2015, § 62).

17. Kanunun, bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi

için, yeterince ulaşılabilir olması, yani vatandaşların belirli bir olaya

uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye

sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfiliğe karşı uygun bir koruma

sağlaması, yeterli bir netlikte, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini

ve icra edilme biçimlerini tanımlaması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,

§ 63; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Silver

ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.No:

5947/72, 25/3/1983, § 86-88; Malone/Birleşik

Krallık, 2/8/1984, § 66-68; Rotaru/Romanya, § 55).

18. Somut başvuru açısından ise, söz konusu gerekliliklere,

kişisel verilerin kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamını

ve uygulanmasını düzenleyen ve özellikle, süre, stoklama, kullanım, üçüncü

kişilerin erişimi, verilerin gizliliği, bütünlüğü ve imhası konusundaki

prosedürlere ilişkin, muhataplarının yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeteri

kadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı kuralların

belirlenmesinin temel oluşturduğu açıktır.

19. Kanunun kendisi, beraberinde getireceği idari pratiğin

dışında, yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını, söz konusu

işlemin meşru amacını da göz önünde tutarak, keyfi müdahalelere karşı bireyi

korumak için yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Hukuk sistemi

vatandaşlara, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde

kişisel verileri konu alan ve potansiyel olarak özel yaşama karşı tehlike

oluşturabilecek müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini, yeterince açık

ifadelerle gösterecek nitelikte olmalıdır (Halime

Sare Aysal,§ 64).

20. Bu kapsamda ilgili sisteme bilgilerin girilmesi, müdahaleye

temel oluşturan meşru amaçları taşıma şartına bağlı olmalı ve söz konusu yasal

düzenleme, hangi bilgilerin kayıt altına alınabileceği, hangi yetkililere

iletilebileceği, böyle bir iletimin hangi koşullarda mümkün olabileceği ve

bilginin ilgili makamlara iletilmesi hususunda izlenecek usul konusunda açık ve

ayrıntılı hükümler içermelidir. Söz konusu sisteme ilişkin düzenleme, bilgi

toplama, kaydetme ve ilgili makamlarla paylaşma veya sair şekilde kullanma

konusunda, yetkili makamlara tanıdığı takdir yetkisinin kullanılma tarzı ve

alanı bakımından, vatandaşlara yeterince öngörüde bulunma olanağı sağlamak

durumundadır.

21. Anayasa Mahkemesi idareye keyfi uygulamalara meydan

verebilecek çok geniş bir takdir yetkisi tanınmasını birçok kararında Anayasaya

aykırı görmüştür. Bu kararlarda Mahkeme, kanunun şeklen var olmasını yeterli

görmemekte, kanunun niteliğini de araştırmakta ve bu bağlamda, bir sınırlamanın

nerede başlayıp nerede bittiğinin belirtilmemesi durumunda, amacı aşan,

demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan, içeriğinin takdiri

yönetime bırakılmış sakıncalı sınırlamalar getirilmiş olacağı; içeriğinin

belirlenmesi yönetimin görüşüne bırakılan sınırlamanın yasa ile konulduğundan

söz edilemeyeceği; hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesinin belirliliği de

gerektirdiği ve belirlilik ilkesinin, ilgili yükümlülüğün hem kişiler hem de

idare yönünden belirli ve kesin olmasını, yasa kuralının, ilgili kişilerin

mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini

makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesini

gerektirdiği ve yasa koyucunun temel ilkeleri koymadan, genel çerçeveyi

çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yönetimin

düzenlemesine bırakmaması gerektiği belirtilmektedir (E. 1984/14, K. 1985/7,

K.T. 13.06.1985; E. 1987/16, K. 1988/8, K.T. 19.04.1988; E. 2010/7, K.

2011/172, K.T. 22.12.2011).

22. AİHM kararlarında da özellikle ceza davaları kapsamında,

resmi makamlar tarafından kişisel nitelikli verilerin depolanması, muhafaza

edilmesi ve kullanılmasıyla ilgili sorunlara eğilmiş ve bu kapsamda yapılan

değerlendirmelerde, uygulayıcıya sınırları belirsiz müdahale yetkisi veren

hukuki düzenlemelerin hukuk devleti ilkesiyle de çatıştığı vurgulanarak, keyfi

müdahaleleri önlemek için hukuk kuralının verdiği yetkinin amacını ve kullanım

biçimini yeterli açıklıkta belirtmiş olması zorunluluğuna işaret edilmiştir (Al Nashif/Bulgaristan,

B. No:50963/99, 20/6/2002, §§ 119-124).

23. Bununla birlikte, her ihtimale çözüm getiremeyecek olan

yasal mevzuatın gereken koruma seviyesi, büyük ölçüde, ilgili metnin

düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte, muhataplarının niteliği ve sayısıyla

yakından bağlantılıdır. Bu nedenle, kuralın karmaşık olması ya da belirli

ölçülerde soyutluk içermesi ve bu nedenle hukuki yardım ile tam olarak

anlaşılabilir hale gelmesi, tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı

görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki

takdir alanını elbette uygulayıcıya sunabilir. Fakat bu takdir alanının

sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir kesinlik

içermesi zaruridir (Halime Sare Aysal, § 65).

24. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin, söz konusu sınırlamaya

ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte, özellikle uygulama koşulları

ve prosedürel ayrıntıları düzenleyici işlemlere

bırakması mümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyici işlemin, yine

muhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterince

aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,

§ 66).

25. Başvuruya konu idari uygulama ve yargısal sürecin, 3152

sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 2559 sayılı Kanun’un

Ek 7. maddesi ve Bilgi Toplama Yönergesi’nin 9.

maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

26. İlgili idari ve yargısal kararlarda söz konusu uygulamanın

yasal temeli olarak gösterilen 2559 sayılı Kanun’un 7. maddesine dayanılarak

hazırlandığı belirtilen Yönerge’nin 9. maddesinin (a)

fıkrasında, maddenin (b) fıkrasında belirtilen suçları işlemiş ve yakalanmış

olan sanıklar için de suç türüne uygun bilgi formu doldurulacağı ve yakalandığı

kaydı düşülmek suretiyle sistemde muhafaza edileceği ifade edilmektedir. Yönerge'nin 10. maddesinin (b) fıkrasında, güvenlik

kuvvetlerinin kendi sorumluluk alanında el koydukları olaylarda; suç işleyen

şahsın bilgisayar sorgulamasını yapacağı, geçmişte işledikleri suç kayıtları

varsa tespit edeceği ve soruşturma evrakına yazacağı; aynı maddenin (b)

fıkrasının (2) numaralı bendinin (b) alt bendinde ise, şüpheli hakkında

Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame hazırlanıp mahkemece iddianamenin

kabulünden sonra mahkemenin “Esas”

sayısı alınmak suretiyle şahıs bilgi formu açılarak, Bilgi Toplama Programına

girişinin, programda “Hakkında İşlem

Yapılacaklar” ibaresiyle şüphelinin kaydı mevcutsa kayıt üzerinde

düzeltme işlemi yapılacağı belirtilmektedir. Kayıtların silinmesi hususunda ise

16. maddenin (b) fıkrasında, Yönerge’nin 9.

maddesinin (b) fıkrasında yazılı suç sayılan fiilleri işleyenler hakkında adli

makamlarca, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya dava

zaman aşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ve kararın

kesinleşmiş olması halinde bilgi formlarının iptal edileceği belirtilmekle

birlikte, Yönerge'nin 4. maddesinde, Yönerge’nin 9. maddesinin (b) fıkrası kapsamına girmeyen

suçlardan açılan bilgi formlarının şahısların yakalanmaları halinde tasniften

çıkarılarak imha edileceği,9. maddesinin (b) fıkrası kapsamına giren suçlar

için açılan bilgi formlarının ise iptal koşulları oluştuğunda tasniften

çıkarılarak iptal evrakı ekinde arşive alınacağı düzenlenmektedir.

27. Söz konusu düzenlemeler karşısında, hakkında belirli

suçlardan ceza kovuşturması devam eden kişilere ait dava bilgilerinin ilgili

sisteme kaydının yapılacağı, belirli amaçlarla kullanılacağı, söz konusu

yargılamanın beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya

davanın ortadan kaldırılması kararlarıyla sonuçlanması durumunda bilgi

formlarının tasniften çıkarılarak iptal edileceği, ancak ilgili kayıtların

iptal evrakı ekinde arşivde muhafaza edilmeye devam edileceği anlaşılmaktadır.

28. İlgili Yönerge uyarınca genel bilgi toplama sisteminde kaydı

tutulacak unsurlar, kişileri, bazı belgeleri ve araçları kapsamaktadır.

Hakkında bilgi tutulacak kişilerin ise, Yönerge’nin

amacını düzenleyen 1. maddesi uyarınca, suç işlemesi sebebiyle aranmasına karar

verilen, kaybolan, yakalansalar dahi bazı suçları işlemiş olan ve kamu

haklarından yararlanmaları konusunda sınırlama getirilen kişiler olduğu

anlaşılmaktadır.

29. Yönerge’nin 7. maddesi ve 9.

maddesinin (a) fıkrası hükümlerine göre; hakkında arama kararı bulunmadığı veya

yakalanmış olduğu halde belirli bazı suçlardan dolayı yargılanan kişiler

hakkında da genel bilgi toplama programına bilgi kaydedilebilmektedir. Bu

suçların hangileri olduğu, Yönerge’nin 9. maddesinin

(b) fıkrasında gösterilmektedir.

30. Yönerge’nin hangi normlara dayalı

olarak düzenlendiği, “Kanuni dayanak”

başlıklı 3. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre söz konusu Yönerge, 3152 sayılı

Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33. maddesi, 2559

sayılı Kanun’un Ek 7. maddesi ile Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri

Yönetmeliği’nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f)bendine dayanılarak

hazırlanmıştır.

31. 3152 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c)

bendi, İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekât ve Bilgi Toplama

Dairesi Başkanlığının görevlerini düzenlemekte ve suç işleyip ele geçmeyen

kişilerin, çalınan veya kaybedilen motorlu taşıtların, ateşli silahların,

kimliği ispata yarayan her türlü belgelerin kayıtlarını tutarak güvenlik kuvvetlerine

bildirmek, görevli kuruluşlarla ilgili kuvvetleri arasında koordinasyon

sağlamak görevini, ilgili birimin görevleri arasında saymaktadır. Bu yönüyle,

kişilere ilişkin kayıtların tutulmasına ilişkin yetkinin, suç işleyip ele

geçmeyen kişiler ile sınırlı olarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda,

ilgili Yönergeye dayanak olarak gösterilen mezkur

kanun maddesinin, Yönergenin “yakalansalar

dahi bazı suçları işlemiş olan kişiler” hakkında kayıt tutulacağı

şeklindeki düzenlemesini ve bu yöndeki uygulamayı temellendirmediği

görülmektedir. 3152 sayılı Kanun’un 33. maddesinin ise, yerine getirmekle

yükümlü olduğu hizmetleri idari metinlerle düzenleme konusunda İçişleri

Bakanlığını yetkilendirdiği anlaşılmaktadır.

32. Yönergenin dayanakları arasında gösterilen ve Çoğunluk

tarafından müdahalenin kanuni dayanağı olarak kabul edilen 2559 sayılı Kanun’un

7. maddesinde ise, polisin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne,

Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri

alacağı, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbarat

faaliyetlerinde bulunacağı, bu amaçla bilgi toplayacağı, değerlendireceği,

yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştıracağı, Devletin diğer istihbarat

kuruluşlarıyla işbirliği yapacağı düzenlemesine yer verildiği, bu kapsamda

genel nitelikte istihbarat yapma yetki ve görevini düzenlediği anlaşılmaktadır.

Her bir normun, hiyerarşik olarak üstünde bulunan normlara uygun olması,

yerleşmiş bir hukuk kuralıdır. Yönetmelik altı diğer düzenlemeler gibi

yönergeler de, öncelikle kanunların uygulanmasında

idareye yol göstermek üzere çıkarılır. Bu itibarla bir yönerge, ilgili Kanun

hükmünün belirlediği çerçevede kalmak ve dayandığı sınırları aşmamak

zorundadır. Bu kapsamda, 2559 sayılı Kanun’un 7. maddesinde yer alan

düzenlemenin, belirli suçlardan yargılanan kişiler hakkındaki derdest dava

bilgilerinin depolanması ve kullanılması şeklindeki başvuru konusu uygulamaya

mesnet olduğu kabul edilse dahi, düzenlemenin hangi kişilere ait ne tür bilgilerin

hangi koşullarda toplanabileceği, söz konusu bilgilerin hangi amaçlarla, ne surette kullanılabileceği ve ne kadar süreyle

saklanabileceğine dair bir belirleme içermediği görülmektedir. Bu nedenle sözkonusu düzenlemenin bu haliyle başvuruya konu müdahalenin

kanuni temelini oluşturduğu söylenemez. Yönergenin dayanakları arasında

gösterilen bir diğer düzenleme olan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri

Yönetmeliği’nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bendi açısından da

aynı değerlendirmeler geçerlidir.

33. Yukarıda yer verilen ilgili düzenlemelerin, söz konusu

sınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koyarak, uygulama koşulları ve prosedürel ayrıntıları düzenleyici işlemlere bırakması

mümkün olmakla birlikte, bu ihtimalde de ilgili alt mevzuatın, yine

muhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterince

aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması zorunludur. Öngörülebilirlik,

belirlilik unsurlarının değerlendirilebilmesi açısından da,

ilgili düzenlemenin öncelikle muhataplarınca ulaşılabilir nitelikte olması

gerektiği tartışmasızdır.

34. Bundan başka ayrıca, konuyla bağlantılı olarak şu hususun da

belirtilmesi gerekir: İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat, Harekat ve

Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığının Anayasa Mahkemesine hitaben gönderdiği

11/6/2015 tarihli ve 1962 sayılı yazıda; Bilgi Toplama Yönergesinin, 3152

sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 33. maddesi,

2559 sayılı Kanun’un Ek 7 maddesi ve Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri

Yönetmeliği'nin 42. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendine dayanılarak

hazırlandığı, ancak söz konusu Yönergenin “hizmete

özel” dereceli olması nedeniyle kamuya açık olmadığının belirtildiği

görülmektedir. Bu kapsamda, belirtilen yazı ekinde gönderilen ve başvuruya konu

uygulamaya temel oluşturan Yönerge'nin, hangi

kişilere ait ne tür bilgilerin hangi koşullarda toplanabileceği, söz konusu

bilgilerin hangi amaçlarla, ne surette kullanılabileceği ve ne kadar süreyle

saklanabileceğine dair ayrıntılı düzenlemeler içerdiği görülmekle birlikte,

ilgili Yönerge'nin yayınlanmamış olduğu nazara

alındığında, söz konusu düzenlemenin kişilerin belirli bir olaya uygulanabilir

nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip

olabilmesini sağlayacak surette ulaşılabilir olma niteliğini taşımadığı

anlaşılmaktadır.

35. Bu bağlamda başvurucunun, söz konusu uygulamanın yasal

temeli olmadığı ve idari düzenlemelerle bir sınırlama öngörüldüğü noktasındaki

itirazlarının ve yargılandığı suçun Yönerge’nin 9.

maddesinin (b) fıkrasında yer alan suçlar arasında olmaması nedeniyle

müdahalenin meşru olmadığı yönündeki iddiasının da yargı mercilerince dikkate

alınmadığı anlaşılmaktadır.

36. İlgili yargı kararlarına temel alınan Yönerge’nin,

ulaşılabilirlik unsurunu da taşımadığı görülmekle, başvuruya konu müdahalenin

bu açıdan da kanunilik şartını sağlamadığı anlaşılmaktadır.

37. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümüzden, çoğunluğun aksi

yönündeki kararına katılmadık.

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu hakkında, yargılandığı suçla ilgili olarak Van Emniyet

Müdürlüğü tarafından, Bilgi Toplama Yönergesi kapsamında bilgi formu

düzenlenmiştir. Başvurucunun GBT sisteminde şahsıyla ilgili kaydın silinmesi

talebi idare tarafından kabul edilmemiş, bu işleme karşı idare mahkemesinde

açtığı iptal davası da reddedilmiş ve karar kanunyolu

süreci sonunda da onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, kanuna aykırı bu uygulama

nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini ve masumiyet

karinesinden yararlanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Kişiler hakkında bir suçu işlediğine veya bir suç şüphesiyle

arandığına ilişkin kayıt tutulması, kişisel veri niteliğinde bulunmaktadır.

Anayasa'nın 20/3. maddesi uyarınca;

“Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme

hakkına sahiptir. Bu hak, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında

bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini

talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de

kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık

rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller

kanunla düzenlenir.”

Görüldüğü üzere kişisel veriler Anayasada özel hayatın gizliliği

kapsamında ele alınmış ve hukuken bu verilerin kaydedilmesinin gerektiği

hallerde de özel hayatın korunması amacıyla bazı güvencelerin sağlanması

gerektiği ifade edilmiştir. Bu anlamda, kişisel verilerin toplanması ve kayda

alınması işlemleri ancak kanunla düzenlenmeli ve bu düzenlemelerin de Anayasada

belirtilen güvenceleri temin etmesi gerekmektedir.

3152 sayılı Kanun'un 13. maddesinde yer alan, suç işleyip ele

geçmeyen kişilerle ilgili kayıt tutma yetkisinin somut olaya ilişkin olarak

kanuni temel olamayacağı hususu çoğunluk gerekçesinde de kabul edilmektedir.

Çoğunluk kararında kanuni dayanak olarak gösterilen 2559 sayılı Kanun'un Ek 7.

maddesi hükmü de Anayasa'nın 20/3. maddesinde belirtilen güvenceleri

kapsamadığı gibi, bu hususların kanun niteliğinde olmayan tali mevzuatla ilk

kez düzenlenerek uygulanması da hukuka uygun bulunmamaktadır. Sözü edilen kanun

hükmünde kimler hakkında hangi durumda ne tür bilgilerin kaydedileceği,

bunların ne maksatla kullanılacağı, kayıtların ne kadar süreyle saklanabileceği

gibi hususlar yer almamaktadır. 2559 sayılı Kanun'un Ek 7. maddesinde bahsi

geçen “emniyet ve asayişi sağlamak üzere ülke seviyesinde istihbarat

faaliyetlerinde bulunmak” ibaresi ise önleyici kolluğun alması gereken

tedbirler kapsamındaki istihbarat yetkisiyle ilgili olup, belirli bir kişiyle

ilgili olarak işlenmiş bir suç kaydının (kişisel verinin) bu kapsamda

değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir. Bu şekliyle anılan kanun hükümlerinin

Anayasa'nın 20/3 ve 13. maddelerine aykırı bulunduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, kanunun açıkça yetki vermediği durumda bir kişi

hakkındaki suç isnadının adli kayıtlardan ve yargılama süreçlerinden bağımsız

olarak kamu makamlarının kayıtlarında süresiz bir veri olarak tutulmasının

Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen masumiyet karinesini de ihlal edebileceği

ve başvurunun bu yönden de incelenmesi gerektiği düşünülmelidir.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun kişisel hakkına yapılan

müdahalenin kanuna uygun olmaması nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal

edildiği görüşünde olduğumdan, ihlal bulunmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne

iştirak edememekteyim. Üye Serruh KALELİ Üye Alparslan ALTAN Üye Erdal TERCAN Üye Hasan Tahsin GÖKCAN

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/2941, 11 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  12. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. M. Emin KUZ
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2013/2941
Tarih
11 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Ersel Turhan Başvurusu (B. No: 2014/1191)
  • Zekayi Çelebi Başvurusu (B. No: 2014/5633)
  • Mehmet Baransu Başvurusu (B. No: 2015/7231)
  • Enes Topuz Başvurusu (B. No: 2014/801)
  • Salih Tanrıverdi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/580)
  • Uğur Arslan Başvurusu (B. No: 2014/5673)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.