İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Burhanettin Yalçın Başvurusu (B. No: 2013/2578)

1. Başvuru, gözaltı sürecinde kanuni

Başvuru No2013/2578Tarih8 Eylül 2015Okuma21 dk · 4.275 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Burhanettin Yalçın Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/2578
R.G. Tarih- Sayı
23/10/2015-29511
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.275 kelime·21 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gözaltı sürecinde kanuni

hakların hatırlatılmaması, avukat yardımından yararlandırılmama, kötü muamele

uygulanması, avukatın ifade alma işlemine katılmasına izin verilmemesi, gözaltı

aşamasındaki işlem ve kötü muameleler ile soruşturma işlemlerine ilişkin iddia

ve taleplerin mahkemece karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının; bir

sınır belirtilmeksizin ölünceye kadar hapis cezası verilmesi nedeniyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 3/4/2013 tarihinde

Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 22/4/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 30/6/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık), 30/6/2015

tarihinde başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir

örneğini görüş için gönderilmiştir.

6. Aynı konu ve şikâyetler kapsamında daha önce karar

verilmiş olması (Abdulselam Tutal ve diğerleri [GK], B. No:

2013/2319, 8/4/2015) nedeniyle Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince

başvuru, Bakanlık cevabı beklenmeksizin kabul edilebilirlik ve esas yönünden

incelenmiştir.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. 3/5/2004 tarihinde İ.G. ve eşi S.G.nin, evlerinde ölü bulunmaları üzerine soruşturma başlatılmıştır.

9. Başvurucu, maktullerin ateşli silahla öldürülmeleri olayı

kapsamında, yasa dışı İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA/C) örgütüyle

bağlantılı olarak bu suça iştirak ettiği şüphesiyle 15/5/2004

tarihinde gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucu gözaltına alındığında 20 yaşındadır.

11. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube

Müdürlüğünde, başvurucu ve diğer şüphelilerin, isnat edilen suçla ilgili

ifadeleri alınmıştır. Bu kapsamda başvurucunun ifadesi 17/5/2004

tarihinde alınmıştır. Düzenlenen tutanaklarda, başvurucunun bir avukatın hukuki

yardımından yararlanmak istemediğine ve isnat edilen suçla ilgili ifade vermek

istediğine yönelik beyanları yer almaktadır.

12. Başvurucu ve diğer şüphelilerin

gözaltı sürecinde alınan ifadelerinde, cezaevinde bulunan İBDA/C örgütü lideri

S.M.ye zihin kontrolü yoluyla işkence edilmesinden sorumlu olduğunu

düşündükleri İ.G.nin öldürülmesine karar verilmesi,

bu amaçla adresinin tespiti, silah satın alınması/temin edilmesi, olay günü bir

kısmı dışarıda gözcülük yaptığı sırada şüphelilerden birinin kurye kıyafetiyle

eve giderek anılan kişiyi ve eşini öldürmesi ile olay sonrasına ilişkin

ayrıntılı anlatımlar bulunmaktadır.

13. Başvurucu, gözaltı sonrasında 18/5/2004

tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet savcısına verdiği

ifadede, polis tarafından hazırlanan ifade tutanaklarını baskı altında

imzalamaya mecbur bırakıldığını, dört gün boyunca uykusuz kaldığını,

görevlilerin isteklerine uymak zorunda kaldığını ve direnemediğini belirterek

kolluk görevlilerince alınan ifadesini kabul etmediğini beyan etmiştir.

14. Başvurucu ve diğer şüpheliler, 18/5/2004

tarihinde İstanbul DGM hâkimi tarafından yapılan sorgulama sonrasında 2004/42

Sorgu sayılı kararla Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı zorla tebdil ve ilgaya

teşebbüs etmek ve bu amaçla eylem gerçekleştirmek suçundan tutuklanmışlardır. Başvurucu, avukatının hazır bulundurulmadığı sorgusunda,

suçlamaları kabul etmediğini, Cumhuriyet savcısı huzurundaki savunmasını kabul

ettiğini, kolluktaki savunmasını kabul etmediğini, anılan savunmasında

anlattıklarının olduğu gibi yazılmadığını, görevlilerin kendilerince bir şeyler

yazıp imzalattıklarını, uykusuz bırakıldığını, avukat istediği hâlde

istemediğine dair tutanak imzalatıldığını, bir önceki gece sabaha kadar

kendisini sorgulayan polis memurları tarafından iki kolundan tutulmuş vaziyette

yer gösterme işlemi yapıldığını beyan etmiştir.

15. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca, başvurucu ve

diğer şüpheliler hakkında düzenlenen 14/6/2004 tarihli

iddianamede, İBDA/C örgütü lideri S.M. tarafından yazılan “Telegram-Zihin Kontrolü” isimli kitapta, kendisine uygulanan işkence

metotlarının, ismini açıkça yazmadan İ.G.nin eseri

olduğunun belirtildiği ve bu kitabın tanıtımı ile ilgili olarak bir dergide İ.G.nin adının açık olarak yazıldığı, başvurucu ve diğer

şüphelilerin bu nedenle anılan şahsı öldürmeye karar verdikleri ve gözaltı

ifadelerinde belirtilen şekilde eylemi gerçekleştirdikleri iddia edilmiştir.

16. Tutuklu olarak devam eden yargılamanın 18/10/2004

tarihli oturumunda başvurucu, gözaltı sürecinde düzenlenen ifade tutanaklarının

içeriğini kabul etmediğini, anılan tutanakların baskı ve yanıltmaya dayalı

olarak imzalatıldığını ileri sürmüş, tahliye ve beraatine

karar verilmesini talep etmiştir. Aynı oturumda ilk derece mahkemesi, başvurucu

ve diğer şüphelilerin gözaltı sonrası alınan doktor raporlarını dikkate alarak

kötü muamele iddialarıyla ilgili bir karar vermemiş, başvurucuların bu konuda

ilgili mercilere müracaat etmekte serbest olduklarını belirtmiştir.

17. Yargılamanın 28/2/2005 tarihli oturumunda, soruşturma

aşamasında şüpheli olarak gözaltına alınan ve daha sonra tanık olarak beyanda

bulunan S.A. ve İ.K., şüphelilere gözaltı sırasında

kötü muamelede bulunulduğunu; şüpheli A.T.ye, avukat istemediğine dair yemek

fişine tanzim edilmiş bir tutanak imzalatıldığını gördüklerini beyan

etmişlerdir.

18. Yargılamanın 11/7/2005 tarihli

oturumunda, olayın meydana geldiği binanın bazı dairelerinde tadilat olduğu

belirtilerek çalışanların tespiti ve tanık olarak dinlenilmeleri talep edilmiş

ancak bu talep Mahkeme tarafından reddedilmiştir.

19. Başvuru üzerine, daha önce duruşma günü olarak

belirlenmeyen 2/6/2009 tarihinde celse açılarak tanık

Ç.E.’nin beyanı alınmıştır. Bununla birlikte bu tanık

daha önce, yargılama kapsamında başvurucular ve müdafilerinin hazır

bulundukları 23/11/2005 tarihli duruşmada 2/6/2009

tarihli ifade ile benzer mahiyette beyanda bulunmuş ve İ.G. ve eşinin

öldürülmesiyle ilgili görgüye dayalı bilgisinin olmadığını ifade etmiştir.

20. Yargılama devam ettiği sırada, gözaltında kötü muamele ve

baskıya maruz kalındığı yönündeki şikâyetler üzerine yürütülen soruşturma

kapsamında, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 27/4/2006

tarihli ve 2004/26798 Soruşturma sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmiştir.

21. Yargılama sonunda İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/1/2012 tarihli ve E.2004/196, K.2012/7 sayılı kararıyla

başvurucunun da aralarında bulunduğu beş sanık, İBDA/C örgütü adına bahse konu

eylemi gerçekleştirdikleri gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın

tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül

etmiş olan Büyük Millet Meclisini ıskata veya vazifesini yapmaktan mene cebren

teşebbüs suçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

146. maddesinin birinci fıkrası gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına mahkûm edilmişlerdir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

“[S]anıklar

her ne kadar eylemi tüm ayrıntılarıyla anlattıkları emniyette alınan

ifadelerinden sonra aşamalarda ısrarla bu ifadelerini reddetmişlerse de,

yukarıda deliller kısmında izah edilen maktullerin otopsi tutanakları, otopsi

raporları, maktullerin vücutlarından çıkan kurşunlara ilişkin ekspertiz raporları, sanıkların birbirleriyle uyumlu olarak

olaya ilişkin emniyetteki anlatımlarını destekler, doğrular mahiyette

oldukları, olay mahallinde maktul İ.G.'e kargo paketi

olarak hazırlandığı belirtilen kitapların ele geçirilmiş olması, ayrıca

haklarında takipsizlik kararları verilen ancak tanık sıfatıyla ifadeleri

hazırlık aşamasında tespit edilen tanıkların anlatımlarının gerek eylem

öncesinde gerekse eylem sonrasında sanıkların davranışlarına ilişkin emniyetteki

anlatımlarıyla uyumlu olacak şekilde verdikleri ifadeleri, ayrıca sanıklardan A.E'nin emniyetteki anlatımı sonrasında savcılıkta vermiş

olduğu ifadesinde sanıklardan B.'nin olay sonrasında

evine geldiklerinde maktullerin öldürülmesine ilişkin gazetedeki haberleri

göstererek bu eylemi kendilerinin gerçekleştirdiklerini söylediğine dair

ifadesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanıkların sonradan

savunmalarında yapmış oldukları ifade değişikliklerine tüm bu nedenlerle

mahkememizce itibar edilmemiş, sanıkların bu eylemi yasadışı silahlı terör

örgütü İBDA/C adına… gerçekleştirdikleri kanaatine

varılmış[tır].”

22. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 9.

Ceza Dairesinin 2/10/2012 tarihli ve E.2012/7356,

K.2012/10175 sayılı ilamıyla onanmış ve aynı tarihte kesinleşmiştir.

23. Anılan karar, başvurucuya 21/3/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

24. Başvurucu 3/4/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştu.

B. İlgili Hukuk

25. Olay tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929

tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135. maddesi

şöyledir:

“Zabıta

amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim

tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur:

1. İfade

verenin veya sorguya çekilenin kimliği tesbit edilir.

İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak

cevaplandırmak zorundadır.

2. Kendisine

isnat edilen suç anlatılır.

3. Müdafi

tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından

tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından

yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı

geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın

ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını

duyurabileceği söylenir.

4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni

hakkı olduğu söylenir.

5. Şüpheden

kurtulması için somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır

ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan

hususları ileri sürmek imkanı verilir.

6. İfade

verenin veya sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.

7. İfade

veya sorgu bir tutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;

a) İfade

verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,

b) İfade

verme veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları

ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,

c) İfade

vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip

getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,

d) Tutanak

içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından

okunduğu ve imzalarının alındığı,

e) İmzadan

imtina halinde bunun nedenleri yer alır.”

26. 1412 sayılı mülga Kanun’un 135/A maddesi şöyledir:

“İfade

verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici

nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel

cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya

ruhi müdahaleler yapılamaz.

Kanuna

aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki

fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi

delil olarak değerlendirilemez.”

27. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi

varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.

Zabıta amir

ve memurları tarafından yapılacak sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi

hazır bulunabilir. Cumhuriyet Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca

yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın

her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla

görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda

bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

28. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:

“Yakalanan

kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi

halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya

sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya

dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi

tayin edilir.”

29. 765 sayılı mülga Kanun’un 146. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Türkiye

Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve

tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e

cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.”

30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Müdafi

hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli

veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”

31. 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza

Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 3. maddesi şöyledir:

“(1)

Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere

yapılmış sayılır.

(2)

Mevzuatta, yürürlükten kaldırılmış Türk Ceza Kanununun kitap, bab ve fasıllarına yapılmış olan yollamalar, o kitap, bab ve fasıl içinde yer almış hükümlerin karşılığını

oluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun maddelerine yapılmış sayılır. ”

32. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesinin (16) numaralı

fıkrası şöyledir:

“5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım,

‘Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar’ başlıklı Dördüncü Bölüm, ‘Anayasal Düzene

ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar’ başlıklı Beşinci Bölüm, ‘Milli Savunmaya

Karşı Suçlar’ başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir

örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet

hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.”

33. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu’nun 17. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Ölüm

cezaları, 14/7/2004 tarihli ve 5218 sayılı Kanunun 1

inci maddesi ile değişik 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen

terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına

dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olan terör

suçluları koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz. Bunlar hakkında

ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 8/9/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 3/4/2013 tarihli ve 2013/2578 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

35. Başvurucu, gözaltı sürecinde kanuni haklarının

hatırlatılmadığını, kanuni haklarını kullanmasının zorla ve hileyle

engellendiğini, uykusuz bırakıldığını; tehdit, yanıltma ve kötü muamele

uygulandığını, avukat istemediğine dair tutanağın zorla ve hileyle ile

imzalatıldığını; avukatının, ifade alma işlemine katılmasına izin verilmediğini;

polisin, kurgusunu kendi ifadesi gibi sunduğunu, bunun kendisine işkence ve

tehditle ezberletildiğini ve yer gösterme işleminde tekrar ettirildiğini,

kolluk birimine getirilen görgü tanığının, gördüğü zanlının kendisi olmadığını

belirtmesine rağmen buna ilişkin tutanak tutulmadığını, olay yerine uydurma ve

sahte deliller bırakıldığını, ifade tutanağının kendisini sorgulayan polislerce

imzalanmadığını, Adli Tıp Kurumu raporundaki belirsizliklerin

araştırılmadığını, yer gösterme işlemine ilişkin iddialarını ispata yarayan

video kasetin bulunamadığını, sanıklar E.K. ve S.A.nın

okul kayıtlarının Mahkemece görmezden gelindiğini, gözaltı aşamasındaki işlem

ve kötü muameleler ile soruşturma işlemlerine ilişkin iddia ve taleplerinin

Mahkemece karşılanmadığını, bir sınır belirtilmeksizin ölünceye kadar hapis

cezası verildiğini, bu nedenlerle Anayasa'nın 17.,

19., 36., 38. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılama ve tazminata hükmedilmesi

taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

37. Başvurucu, 14/5/2004 tarihinde

İstanbul’da polis tarafından gözaltına alınmış ve 18/5/2004 tarihinde İstanbul

DGM hâkimi tarafından tutuklanmıştır.

38. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla

yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka

aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin

bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak

ilgilinin tutukluluk hâlinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki

sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir.

Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir

karar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları

tüketilmek şartıyla, tutukluluk hâli devam ettiği sürece yapılabilmesi

mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

39. “Bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı, başvurucunun

ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hükmün verildiği tarihtir. Belirtilen

tarihler arasında geçen süre esas alınarak “bir

suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin makul olup olmadığı değerlendirmesi

yapılacaktır (Mehmet Emin Kılıç,

B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 27).

40. Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma” durumunda,

tutukluluk süresinin makul olmadığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun,

ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar verilen her

aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra ve serbest bırakılma dışında,

nihayet bu durumun ortadan kalktığı mahkûmiyet kararından itibaren süresi

içinde yapılması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de mahkûmiyet

kararından itibaren altı ay içerisinde yapılmayan “bir suç isnadına bağlı” tutma kapsamındaki başvurunun

süresinde olmadığını belirtmiştir (Mehmet

Emin Kılıç, § 28).

41. Somut olayda başvurucu, İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin 25/1/2012 tarihli kararıyla müebbet hapis

cezasına mahkûm edilmiştir.

42. Başvurucunun yargılama kapsamında 15/5/2004-25/1/2012

tarihleri arasında “bir suç isnadına bağlı

olarak” özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, mahkûmiyet kararından

sonraki özgürlükten yoksun bırakmanın

“mahkûmiyete bağlı tutma” olduğu anlaşılmaktadır.

43. Bu belirlemeler karşısında, “bir suç isnadına bağlı olarak” tutukluluğun Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki yetkisinden önce gerçekleştiği

dikkate alınarak başvurunun bu kısmının “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiaları

44. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

45. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (c) ve (d) bentleri

şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,

yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya

açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara

sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için

gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli

görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek;

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma

tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;

…”

46. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam

ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

47. Başvurucuların iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından

başvurunun, adil yargılanma hakkına ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

48. Adil yargılanma hakkı kişilere, dava sonucunda verilen

kararı değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlere ilişkin bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir

şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını

sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi

mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış

eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi

ya da belge sunmuş olması gerekir (Naci

Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, §

22).

49. Başvurucu, genel olarak yargılamanın hakkaniyete uygun

yürütülmediğini ve bu kapsamda esas olarak gözaltında avukata erişim imkânından

yararlandırılmadığı sırada, baskı altında imzalanan ancak içeriği kabul

edilmeyen tutanaklarda yer alan ifadelere dayanılarak karar verildiğini ileri

sürmektedir.

50. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi

kapsamında, isnat altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı

hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından

yararlanma ve bir müdafi tayin etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine

gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma

haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat

savunması talep edilemez (Pakelli/Almanya, B. No: 8398/78, 25/4/1983,

§ 31; Kazım Albayrak, B.

No: 2014/3836, 17/9/2014, § 28).

51. Müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılama için

suç isnadı altındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterli

olmadığını ayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları

gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkını etkin bir şekilde

kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı, aynı zamanda

adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların

eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Kazım

Albayrak, § 29).

52. Sözleşme’nin anılan maddesi herhangi bir istisna

gözetmeksizin suç isnadı altında bulunan herkesi kapsamakta ve ceza

yargılamasının her aşamasında uygulanmaktadır. Dolayısıyla soruşturma

aşamasında yapılan işlemler bakımından da bu hak güvence altına alınmıştır. Bu

kapsamda AİHM, adil yargılanma hakkının güvencelerinin yargılama öncesi

işlemlere de uygulanması gerektiğini belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, B. No: 13972/88, 24/11/1993, §§ 36-38). Diğer taraftan AİHM, müdafi ile

temsil hakkının sınırsız olmadığını, geçerli bir nedenle dava öncesi aşamada

avukata erişimin kısıtlanabileceğini, her durumda yargılamaya bir bütün olarak

bakıldığında kısıtlamanın adil yargılamaya engel olup olmadığının

değerlendirileceğini belirtmiştir (John Murray/Birleşik Krallık, B. No: 18731/91, 8/2/1996,

§ 63; Magee/Birleşik

Krallık, 6/6/2000, B. No: 28135/95, § 41). Bu kapsamda suç isnadı altında bulunan kişinin, gerekirse resen atanan

bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulma hakkı, adil yargılanma

hakkının temel unsurlarından biridir (Poitrimol/Fransa, B. No: 14032/88, 23/11/1993,

§ 34; Kazım Albayrak, § 30).

53. Bununla birlikte AİHM, adil yargılanma hakkına ilişkin

Sözleşme’nin 6. maddesinin, bu hakkın güvencelerinden kişilerin kendi

iradeleriyle vazgeçmelerini engelleyecek şekilde yorumlanamayacağını

belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 4447/05, 1/10/2013, § 48).

54. Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi

yardımından yararlanma hakkından vazgeçmenin, geçerli ve etkin olabilmesi için

her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı

itibarıyla asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters

düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya

konulması gerekir (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008 § 59;

Talat Tunç/Türkiye, B. No:

32432/96, 27/3/2007, § 59; Aksin ve

diğerleri/Türkiye, § 48).

55. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resen

ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin

olanağının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten

mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat

yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye, §§ 55-56; Kazım Albayrak, § 31).

56. Somut olayda başvurucunun, 15/5/2004

tarihinde yakalanması sonrasında 18/5/2004 tarihinde Cumhuriyet savcısına ifade

verinceye kadar gözaltında tutulduğu görülmektedir. Gözaltı işleminin devamı

sırasında düzenlenen ifade tutanaklarına genel olarak bakıldığında

başvurucunun, kendisi ve diğer şüpheliler hakkında isnat edilen suç konusunda

sorumluluk doğuracak ayrıntılı anlatımlarının yer aldığı görülmektedir.

57. Başvurucu ve diğer şüphelilerin gözaltında bulundukları

sırada yürürlükte olan mevzuat, kişilerin bir avukatın hukuki yardımından

yararlanmalarını engelleme sonucunu doğuracak bir kısıtlama öngörmemektedir.

Bununla birlikte, avukat yardımı kural olarak kişinin talebine bağlıdır (§§

27-28).

58. Başvurucu ve diğer şüphelilere ait ifade tutanaklarında

1412 sayılı mülga Kanun’un 135. maddesinde düzenlenen ifade vermeye ilişkin

kurallar ve haklar belirtilmektedir. Başvurucu ve diğer şüphelilerin kolluk

ifade tutanaklarında bir avukatın hukuki yardımından yararlanmak istemedikleri

hususu matbu olarak yer almaktadır.

59. Bununla birlikte başvurucu gözaltı sonrasında 18/5/2004 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde,

polis tarafından hazırlanan ifade tutanaklarını baskı altında imzalamaya mecbur

bırakıldığını, dört gün boyunca uykusuz kaldığını, görevlilerin isteklerine

uymak zorunda kaldığını ve direnemediğini belirterek kolluk görevlilerince

alınan ifadesini kabul etmediğini beyan etmiştir.

60. Başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında İstanbul DGM

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/6/2004

tarihli iddianamede, isnat edilen suçun işlenişine dair anlatım genel olarak

gözaltı ifadelerine dayanmaktadır. Ayrıca mahkûmiyet kararının gerekçesi

dikkate alındığında gözaltı ifadelerinin belirleyici biçimde hükme esas

alındığı görülmektedir (§ 21).

61. AİHM, soruşturma aşamasındaki ikrarın, kötü muamele veya

işkence altında verildiği belirtilerek hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu

konu irdelenmeksizin esasa geçilerek ikrarın dayanak olarak kullanılmasını bir

eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki

Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/6/2003,

§ 91).

62. Sanığın hâkim önüne çıkarılmadan uzun süre tecrit hâlinde

gözaltında tutulması nedeniyle şüpheler ortaya çıktığında ikrara yönelik

kuşkuların hakkaniyete aykırılıklar yaratabileceği belirtilmektedir (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 87; Magee/Birleşik Krallık, § 43).

63. Bu kapsamda başvurucunun gözaltında kötü muameleye maruz

kaldığı ve bu nedenle ifade tutanağını imzaladığı yönündeki iddialarını

doğrulayan somut bir bulgu sunulmamıştır. Başvurucunun bu iddialar temelinde

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamelede bulunma yasağının ihlal edildiği

yönünde ayrı bir şikâyeti de bulunmamaktadır.

64. Baskı ve zorlamaya maruz kalındığına ilişkin iddiaların

ayrı bir şikâyet olarak ifade edilmemesi ve buna ilişkin somut olguların ortaya

konulmaması, adil yargılanma hakkı kapsamında yapılacak incelemede belirtilen

koşulların göz önünde bulundurulmasına engel değildir (Abdulselam Tutal, 8/4/2015,

§ 68). AİHM’e göre de işkence ve kötü muamele yasağı

kapsamındaki şikayetlerin kabul edilemez bulunması nedeniyle incelenmemiş

olması, belirtilen koşulların adil yargılanma hakkı açısından göz önünde

bulundurulmasına engel teşkil etmez (Kolu/Türkiye,

B. No: 35811/97, 2/8/2005, § 54).

65. Başvurucu, diğer sanıklarla birlikte yasa dışı bir

örgütün amacı doğrultusunda iki kişiyi öldürmek ve böylece anayasal düzeni

zorla değiştirmeye teşebbüs etmek suçunu işlemekle suçlanmış ve yargılama

sonunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir.

66. Yargılama sırasında suçsuz olduğunu ve suçla ilgisini

ortaya koyan delil bulunmadığını savunan başvurucunun, gözaltı sonrasında Cumhuriyet

savcısı ve hâkim huzurunda kolluk ifadelerini kabul etmediği, tehdit ve

zorlamayla ifade tutanaklarının imzalatıldığını belirttiği görülmektedir.

67. Başvurucunun savunmaları ve şüpheli olarak gözaltına

alınan ancak haklarında kamu davası açılmayan kişilerin beyanları ile avukata

erişim imkânının sağlanmadığına ilişkin diğer iddialar irdelenmeksizin anılan

ifadeler hükme esas alınmıştır.

68. Bu çerçevede, suçlamanın niteliği ve cezanın ağırlığı ile

gözaltı sonrası savunma ve beyanları dikkate alındığında başvurucunun, gözaltı

süresi boyunca bilinçli ve anlayışlı bir biçimde avukat yardımı istemeyerek

ifade vermeyi kabul ettiği her türlü şüpheden uzak görünmemektedir.

Başvurucunun bu vazgeçmenin sonuçlarını makul olarak öngörebildiği somut olarak

ortaya konulamamıştır.

69. Başvurucunun, kabul etmediği ifadesinin mahkûmiyetine

dayanak oluşturduğu, daha sonra sağlanan avukat yardımı ve yargılama usulünün

diğer güvencelerinin, soruşturmanın başında savunma haklarına verilen zararı

gideremediği görülmektedir.

70. Yargılama devam ederken yürürlüğe giren 5271 sayılı

Kanun’un 148. maddesinin (4) numaralı fıkrası, kovuşturma aşamasında savunmanın

etkinliğini sağlayacak nitelikte ise de dava, anılan ifadelerin oluşturduğu

çerçevede sonuçlanmış ve bu durum temyiz aşamasında değerlendirilmemiştir.

71. Başvurucunun gözaltında avukat yardımından

yararlanamaması ve bu nedenle savunma haklarına verilen zarar, yargılamanın bir

bütün olarak adil olmasını engellemiştir. Bu sebeple yargılamanın daha sonraki

aşamalarında adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinin yerine getirilip

getirilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

72. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

73. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ölünceye kadar

infaz edilmesinin Anayasa’nın 17. maddesini ihlal ettiğine ilişkin iddianın

tespit edilen ihlal nedeniyle ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

74. Başvurucu, ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılması ile maddi zararlarının yanı sıra 300.000 TL

manevi zararının tazminine hükmedilmesini talep etmiştir.

75. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

76. Başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

77. Başvurucu, tazminat taleplerinin dayanağını yargılama

kapsamında özgürlükten yoksun kalma nedeniyle elde etmesi muhtemel çalışma

gelirlerinden mahrum kalması olarak göstermiştir. Ancak ihlalin, gözaltında

avukat yardımından yararlanamama nedenine dayandığı göz önüne alındığında

ihlalin doğrudan sonucu olmayan maddi tazminata ilişkin taleplerin reddine

karar verilmesi gerekir.

78. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması bakımından en uygun yolun başvurucunun yeniden yargılanması

olacağı açıktır. Bu nedenle yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

79. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının “zaman bakımından yetkisizlik”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Gözaltında avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen

adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

4. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer şikâyetlerin ayrıca

incelenmesine yer olmadığına,

SONUÇ / HÜKÜM

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere karar örneğinin ilgili mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. Tespit edilen ihlal kapsamında yeniden yargılamaya karar

verildiğinden başvurucunun, ölünceye kadar infazı devam edecek müebbet hapis

cezası verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddiasının ayrıca incelenmesine yer olmadığına,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

8/9/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal

Mümtaz AKINCI

Raportör

:

Recep

ÜNAL

Başvurucu

:

Burhanettin

YALÇIN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2578, 8 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. V. Hüküm
  15. A. Başvurucunun
  16. D. Tespit edilen ihlal kapsamında yeniden yargılamaya karar
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Altan
  19. Özgüldür
  20. Kömürcü
  21. Ünal
  22. Yalçın
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2578
Tarih
8 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Çavuş Köyü Muhtarlığı Başvurusu (B. No: 2013/4291)
  • Ahmet Sevim Başvurusu (B. No: 2013/474)
  • Mustafa Demirbaş Başvurusu (B. No: 2013/1877)
  • Babadağlar Gıda Tem. Nak. Oto. İnş. Turz. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/8525)
  • Gülşin Oral Başvurusu (B. No: 2013/6129)
  • Fahriye Erkek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4668)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.