İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gülşin Oral Başvurusu (B. No: 2013/6129)

1. Başvuru, öğretim görevlisi

Başvuru No2013/6129Tarih16 Eylül 2015Okuma19 dk · 3.857 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gülşin Oral Başvurusu Birinci Bölüm

Karar tarihi
16 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/6129
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.857 kelime·19 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, öğretim görevlisi

olarak çalışılan fakültede mobbinge maruz kalınma

iddiasıyla yapılan suç duyurusu üzerine verilen men-i muhakeme kararı nedeniyle

Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan hakların ihlal

edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 5/8/2013 tarihinde

İzmir Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön inceleme neticesinde başvurunun, Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına

9/1/2014 tarihinde karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu Dokuz Eylül

Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümünde öğretim

görevlisidir.

6. Başvurucu, 2010-2011 öğretim

yılında gireceği derslerin hukuka aykırı olarak elinden alındığı iddiasıyla

İzmir 3. İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Anılan Mahkemenin 23/12/2010

tarihli ve E.2010/1601 sayılı kararıyla yürütmenin durdurulmasına; 6/4/2011

tarihli ve E.2010/1601, K.2011/79 sayılı kararıyla başvurucudan alınan

derslerin öğretim üyesi S. K. Y.ye devredildiği, bu kişiye lisans ve yüksek

lisansta toplamda fazla ders görevi verildiği, bu kişinin daha önce yürüttüğü

derslerin ise üniversite dışından ek ders saat ücreti karşılığında A. Ö. isimli

kişiye verildiği, başvurucunun sicil raporlarının tümünün olumlu olduğu ayrıca

eğitim öğretim çalışmalarını gereği gibi yerine getirmediği ve başarısız olduğu

yolunda somut herhangi bir bilgi ve belgenin sunulamadığı, bu nedenle

başvurucuya ders görevi verilmemesine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğu

gerekçesiyle yapılan işlemin iptaline karar verilmiştir. Anılan karar, Danıştay

8. Dairesinin 20/11/2014 tarihli ve E.2011/6065, K.2014/8944 sayılı kararıyla

onanmıştır. İdare tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuş, talep hakkında

henüz bir karar verilmemiştir.

7. Başvurucu anılan davada

verilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının idare tarafından

uygulanmadığını, kendisine ders görevi verilmediğini belirterek yargı

kararlarının uygulanmaması nedeniyle İzmir 3. İdare Mahkemesinde manevi

tazminat davası açmıştır. Mahkeme, yargı kararlarının yerine getirilmediğinin

sabit olduğu gerekçesiyle 10/4/2013 tarihli ve E.2011/1454, K.2013/465 sayılı

kararla davanın kabulüne, başvurucuya 11.000 TL manevi tazminat ödenmesine

hükmetmiştir. Davalı idarenin itiraz başvurusu üzerine, İzmir Bölge İdare

Mahkemesinin 1/10/2013 tarihli ve E.2013/5526, K.2013/4959 sayılı kararında

başvurucuya 2.000 TL tazminat ödenmesinin yeterli olacağı gerekçesiyle itirazın

kısmen reddi ile kararın 2.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine

ilişkin kısmının onanmasına, itirazın kısmen kabulü ile manevi tazminat

isteminin 9.000 TL’lik kısmına ilişkin davanın reddine hükmedilmiştir.

Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Mahkemenin 15/1/2014 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

8. Başvurucunun 2011 yılı

sicili orta olarak düzenlenmiş, bu işleme karşı açtığı dava sonucunda İzmir 3.

İdare Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli ve E.2012/2116, K.2013/2076 sayılı

kararıyla sicilin orta olarak düzenlenmesi işlemi iptal edilmiştir. Yine

başvurucunun 2012 yılı sicili orta olarak düzenlenmiş; anılan işlem, İzmir 3.

İdare Mahkemesinin 16/5/2013 tarihli ve E.2012/2117, K.2013/692 sayılı

kararıyla iptal edilmiştir.

9. Başvurucu, Dokuz Eylül

Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Başkanı M. T.

hakkında yargı kararlarını yerine getirmeyerek görevini kötüye kullandığı

iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğünün

28/6/2011 tarihli işlemiyle itiraza ilişkin men-i muhakeme kararı verilmiştir.

Başvurucunun itirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesinin 24/11/2011 tarihli ve

E.2011/1429, K.2011/1874 sayılı kararıyla men-i muhakeme kararının bozulmasına,

şüphelinin yargılanmasının gerekliliğine ve eylemine uyan 26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi gereğince yargılanmasına karar

verilmiştir. İzmir 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 28/5/2012 tarihli ve E.2012/69,

K.2012/825 sayılı kararıyla sanık M. T.nin başvurucu lehine verilen yargı

kararlarını uygulamadığı, sanığın bu suretle görevi kötüye kullanma suçunu

işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle adli para cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Bu karar, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 28/5/2014 tarihli

kararıyla onanmıştır.

10. Başvurucu, aynı şikâyetle

Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi ve Bölüm Ana Sanat Dalı Başkanı S. K. Y. hakkında

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçeyle ilgilinin görev ve

yetkilerini kötüye kullanılması suretiyle lehine olan yargı kararlarının kasten

ve keyfî olarak etkisiz kılınmaya çalışıldığını belirterek suç duyurusunda

bulunmuştur.

11. İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığının 8/10/2012 tarihli ve 2012/1896 sayılı evrakı kapsamında

görevsizlik kararı verilerek dosya, soruşturmayı yürütmekle yetkili Dokuz Eylül

Üniversitesi Rektörlüğüne gönderilmiştir.

12. 4/11/1981 tarihli ve 2547

sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca açılan ceza soruşturması

sonucunda Dokuz Eylül Üniversitesi Ceza Kurulunun 12/2/2013 tarihli ve 2013/03

sayılı kararı ile soruşturma konusu suçun

unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından son soruşturma açılmasına mahal

olmadığına, men-i muhakeme kararının incelenmek üzere Danıştay Birinci Dairesi

Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

13. Danıştay Birinci Dairesinin

16/5/2013 tarihli ve E.2013/499, K.2013/671 sayılı kararı ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre mevcut delillerin

atılı suçlardan dolayı şüpheli hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek

nitelikte olmadığı anlaşıldığından Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğünce

oluşturulan Yetkili Kurulun 12/2/2013 tarihli men-i muhakeme kararının

onanmasına karar verilmiştir.

14. Bu karar 12/7/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 5/8/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Cumhuriyet

savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe

oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması

hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar

gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir.

Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”

17. 2547 sayılı Kanun’un “Genel esaslar” kenar başlıklı 53. maddesinin

(c) fıkrasının (1), (2), (3) ve (4) numaralı bentleri şöyledir:

“c. (Değişik: 14/4/1982 - 2653/3 md.)

Ceza soruşturması usulü:

Yükseköğretim

üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu

ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlarının görevleri

dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen

suçlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:

(1) İlk

soruşturma:

Yükseköğretim

Kurulu Başkanı için, kendisinin katılmadığı, Milli Eğitim Bakanının başkanlığındaki

bir toplantıda, Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edilecek en az üç

kişilik bir kurulca, diğerleri için, Yükseköğretim Kurulu Başkanınca veya diğer

disiplin amirlerince doğrudan veya görevlendirecekleri uygun sayıda

soruşturmacı tarafından yapılır.

Öğretim

elemanlarından soruşturmacı tayin edilmesi halinde, bunların, hakkında soruşturma

yapılacak öğretim elemanının akademik unvanına veya daha üst akademik unvana

sahip olmaları şarttır.

(2) Son

soruşturmanın açılıp açılmamasına;

a) Yükseköğretim

Kurulu Başkan ve üyeleri ile Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri

hakkında Danıştayın 2 nci Dairesi,

b) Üniversite

rektörleri, rektör yardımcıları ile üst kuruluş genel sekreterleri hakkında,

Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edilecek üç kişilik kurul,

c) Üniversite,

fakülte, enstitü ve yüksekokul yönetim kurulu üyeleri, fakülte dekanları ve

dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ve yardımcıları ile

üniversite genel sekreterleri hakkında, rektörün başkanlığında rektörce

görevlendirilen rektör yardımcılarından oluşacak üç kişilik kurul,

d) Öğretim

elemanları, fakülte, enstitü ve yüksekokul sekreterleri hakkında üniversite

yönetim kurulu üyeleri arasından oluşturulacak üç kişilik kurul,

e) 657 sayılı

Devlet Memurları Kanununa tabi memurlar hakkında,

mahal itibariyle yetkili il idare kurulu,

Karar verir.

f) Yükseköğretim

Kurulu ile üniversite yönetim kurullarınca oluşturulacak kurullarda

görevlendirilecek asıl ve yedek üyeler bir yıl için seçilirler. Süresi sona

erenlerin tekrar seçilmeleri mümkündür.

(3) Son

soruşturmanın açılıp açılmamasına karar verecek kurullar üye tamsayısı ile toplanır.

Kurullara ilk soruşturmayı yapmış olan üyeler ile haklarında karar verilecek

üyeler katılamazlar. Noksanlar yedek üyelerle tamamlanır. Diğer hususlarda bu

Kanunun 61 inci maddesi hükümleri uygulanır.

(4) Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu

Başkan ve üyeleri hakkında Danıştayın 2 nci Dairesinde verilen lüzum-u

muhakeme kararına itiraz ile men-i muhakeme kararlarının kendiliğinden

incelenmesi Danıştayın İdari İşler Kuruluna aittir.

Diğer kurullarca verilen lüzum-u muhakeme kararına ilgililerce yapılacak itiraz

ile men-i muhakeme kararları kendiliğinden Danıştay 2 nci Dairesince incelenerek karara bağlanır. Lüzum-u

muhakemesi kesinleşen Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu

Başkan ve üyelerinin yargılanması Yargıtay ilgili ceza dairesine, temyiz

incelemesi Ceza Genel Kuruluna, diğer görevlilerin yargılanmaları suçun

işlendiği yer adliye mahkemelerine aittir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 16/9/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 5/8/2013 tarihli ve 2013/6129

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

19. Başvurucu, 2009-2010 öğretim

yılı başında maaş karşılığı yürüttüğü derslerin fakülte yönetimi tarafından

kendisinden alınarak hakkında suç duyurusunda bulunduğu S. K. Y. isimli öğretim

görevlisine ek ders karşılığı verildiğini, tarafına ders görevi verilmemesine

ilişkin işleme karşı açtığı davanın lehine sonuçlanmasına rağmen kararın ilgili

öğretim üyesinin de etkisiyle iki yıl boyunca uygulanmadığını, aynı zamanda

Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi ve Ana Sanat Dalı Başkanı olan öğretim üyesinin,

yargı kararının uygulanmaması amacıyla şahsının görev süresinin uzatılmamasına

yönelik olumsuz görüşlerinin ve raporunun bulunduğunu, verebileceği derslerin

programdan kaldırılmasına bu kişinin neden olduğunu ve buna benzer birtakım mobbing uygulamalarına maruz kaldığını, belirtilen eylemler

nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine ilgili hakkında men-i muhakeme kararı

verildiğini ve bu kararın da onanarak kesinleştiğini, somut deliller

bulunmasına rağmen ilgilinin yargılanmasının engellendiğini, bu şekilde hakkını

aramaktan mahrum bırakıldığını beyan ederek Anayasa’nın 5., 10., 11., 12., 17.,

36. ve 125. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

20. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde başvurucu, her ne kadar Anayasa’nın 5., 10., 11., 12., 17., 36.

ve 125. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun

iddialarının özü, görev yerinde birtakım mobbing

uygulamalarına maruz kaldığı ve yaptığı suç duyurusu üzerine yürütülen

soruşturma sonucu verilen kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı

değildir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları Anayasa’nın 17. ve 36.

maddeleri çerçevesinde değerlendirilecektir.

1. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

21. Başvurucu, lehine verilen

yargı kararlarının öğretim üyesi S. K. Y. tarafından uygulanmadığı, kendisine

ders görevi verilmemesi için birçok hukuk dışı eylem ve işlem

gerçekleştirildiği iddiasıyla yaptığı şikâyet sonucunda yapılan soruşturmada,

lehine kesinleşen yargı kararlarının ve birçok somut delilin göz önünde

bulundurulmadığını, yetkili merciin soruşturma izni verip vermeme konusundaki

takdir yetkisinin mutlak olmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

23. 30/11/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

24. Anılan Anayasa ve Kanun

hükmüne göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına

da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

25. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

26. AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

27. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmalarını sunma

ve adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil

yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

28. Sözleşme’nin adil yargılanma

hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek

hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiği anlaşılmaktadır (Adnan Oktar,

B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).

29. Bir ceza davasında üçüncü

kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar

gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler adil yargılanma hakkının

koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni

hak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda

verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir

(Musa Erdem ve diğerleri, B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Perez/Fransa, B. No: 47287/99, 12/2/2004, §

70).

30. Hukuk sistemimiz açısından

5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak

iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup başvurucunun, ceza muhakemesi

sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somut

olayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasına ilişkin

olduğu, soruşturma izni verilmemesine dair kararın etkilerinin de ceza

muhakemesi süreci ile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önünde

bulundurulduğunda ceza davasında verilen kararın hukuk yargılaması açısından

bağlayıcı bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284,

15/4/2014, § 24).

31. Açıklanan nedenlerle

Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’da

güvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak ve

özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

32. Başvurucu, görev yaptığı

fakültede Ana Sanat Dalı Başkanı S. K. Y. tarafından görevini sürdürmesini

engellemek amacıyla çeşitli mobbing uygulamalarına

maruz kaldığını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan haklarının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

33. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle

bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

34. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimseye işkence

veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”

35. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve

manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin

kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,

19/12/2013, § 30).

36. Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”, “eziyet” yapılamayacağı ve kimsenin

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı

düzenlenmiş olup hüküm, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında güvence altına alınmış

olan hukuksal çıkarları kapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler

arasında bir yoğunluk farkı bulunmakta olup kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin “işkence”, bu seviyeye

varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük

düşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

22).

37. Ancak bir eylemin

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari

bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak bir

değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve

manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşımaktadır (Tahir Canan,

B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23). Her somut olaydaki veriler ışığında,

belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise diğer

haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

38. AİHM içtihadında da başvuru

konusu iddiaların Sözleşme'nin 3. maddesinin sağladığı güvence kapsamında yer

alması için minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte ve acımasız,

insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren

şekli olarak kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyetin kasıtlı olarak

uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak vb. amaçlı bir

muameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce

uygulanan ve gerçek yaralar ve en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektiren

muameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçük

düşürücü muamelenin ise mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçük

düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul edilmekte

ancak söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veya

alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğini

Sözleşme'nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediği

üzerinde durulmaktadır (Işıl Yaykır, § 34).

39. Yukarıda yer verilen

tespitlerden de anlaşılacağı üzere doğası gereği cezaların veya menfi hareket

ve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsal

değerlerini etkilemesi, kişide stres, üzüntü ve benzeri menfi tezahürlere yol

açması ve bu etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramını

çağrıştırması mümkün olmakla birlikte belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3.

maddesi anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu

kavramların, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen muadilleri

olan işkence, eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak

nitelendirilebilmesi için mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıra

muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel

ve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (Işıl Yaykır, §

35).

40. Belirtilen tespitler

ışığında somut olay incelendiğinde başvurucu tarafından, maaş karşılığı

yürüttüğü derslerin Fakülte yönetimi tarafından kendisinden alınarak hakkında

daha sonradan suç duyurusunda bulunduğu öğretim görevlisine ek ders olarak

verildiği, ders görevi verilmemesine ilişkin işleme karşı açtığı davanın lehine

sonuçlanmasına rağmen kararın ilgili öğretim görevlisinin de etkisiyle iki yıl

boyunca uygulanmadığı, yargı kararının uygulanmaması amacıyla şahsının görev

süresinin uzatılmamasına yönelik olumsuz görüşleri ve raporu bulunan bu kişi

tarafından, kendisinin verebileceği derslerin programdan kaldırılmasının

sağlandığı ve benzeri birtakım mobbing uygulamalarına

maruz bırakıldığı, bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

iddiasıyla başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddia

edilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi

unsurların değerlendirilmesi neticesinde, belirtilen eylemlerin, kişilik

haklarını ihlal ederek başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsal etkilerinin olması

mümkün olmakla birlikte, özellikle kamu görevlisi olan başvurucunun yetişkin

bir birey olması ve mesleki statüsü de nazara alındığında Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari

eşiği aştığı söylenemez.

41. Belirtilen nedenlerle

başvurucunun şikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile

bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

42. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

43. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

44. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak

ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun

yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, § 20, 12/2/2013, §§ 19,

20; Güher Ergun ve diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

45. Ancak belirtilen hükümlerde

yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri

açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması

gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak

uygulanabilir bir kural olup bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun

koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde

birtakım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama

şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele

alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının

tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin

başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284,

15/4/2014, § 42; benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. İlhan/Türkiye,

B. No: 22277/93, 27/7/2000, §§ 56-64).

46. Bireyin fiziksel ve zihinsel

bütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,

bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğe keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını

önlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığına

yönelik olarak yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma

çerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka

cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksız

müdahalelere karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.

Nitekim fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hem

cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırma

türünden davranış grubu olarak kabul edilen ve somut başvuruya konu eylemlere

benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin yer

alması durumunda bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmakla

beraber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konu

edilebildiği görülmektedir. Yargı kararları nazara alındığında belirtilen

tazmin imkânının -kişinin kamu görevlisi veya özel hukuka tabi bir hizmet

sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara alınarak- hem idari yargı hem de

adli yargı alanında yer alan yargısal makamlarca sağlandığı anlaşılmaktadır

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/9/2013 tarihli ve E.2012/9-1925, K.2013/1407

sayılı; Danıştay Sekizinci Dairesinin 16/4/2012 tarihli ve E.2008/10606,

K.2012/1736 sayılı kararları). Dolayısıyla bir bireyin, somut başvuruda

belirtilen fiillere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel

bütünlüğüne müdahale edildiği iddiasıyla hukuk davası yoluyla daha etkin bir

giderim sağlaması mümkündür (Işıl Yaykır, § 43).

47. Hukuka veya sözleşmeye

aykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi

yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç olarak

adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranış

grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda

açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer

verilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun

istisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilen

zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza

hukuku alanında objektif sorumluluğa istisnaen yer

verilirken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkin

şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar

çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun

söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, hukuk sistemimizde ceza

muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırılırken, hukuki

sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin

zararının telafi edilmesi olduğu nazara alındığında, özellikle somut başvuruya

konu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha

yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu

olduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).

48. Başvuruya konu olayda,

başvurucu tarafından, görev yaptığı fakültenin aynı zamanda Yönetim Kurulu

Üyesi ve Bölüm Ana Sanat Dalı Başkanı olan kişinin, lehine sonuçlanan yargı

kararının uygulanmaması için şahsının görev süresinin uzatılmaması yönünde

olumsuz görüşlerinin ve raporunun bulunduğu, verebileceği derslerin programdan

kaldırılmasına neden olduğu ve görevinin sona erdirilmesine yönelik benzeri

birtakım işlem ve eylemler yoluyla kendisine mobbing

uyguladığı belirtilerek suç duyurusunda bulunulduğu, yürütülen soruşturma

sonucunda şüpheli hakkında men-i muhakeme kararı verildiği ancak başvurucu

tarafından somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk

davası açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.

49. Yukarıda yer verilen

tespitler çerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe ait unsurlara karşı

yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak başvurucu tarafından

yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazara alındığında, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının

tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez (Işıl Yaykır, § 46).

50. Açıklanan nedenlerle

başvurucu tarafından, fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne ait unsurlara karşı

yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi

yoluna başvurulduğu ve somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu

olan hukuk davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın

17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde bırakılmasına

16/9/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Şermin BİRTANE

Başvurucu

:

Gülşin

ORAL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6129, 16 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Yargılama giderlerinin
  16. M. Emin KUZ
  17. Oral
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6129
Tarih
16 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Fahriye Erkek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4668)
  • İsmail Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7197)
  • Yaşar Albayrak Başvurusu (B. No: 2013/4523)
  • Selçuk Tuncel Başvurusu (B. No: 2013/4065)
  • Haci Altürk Başvurusu (B. No: 2013/5223)
  • Ahmet Eroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9418)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.