İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Haci Altürk Başvurusu (B. No: 2013/5223)

1. Başvuru, atılı suç için Kanun'da öngörülen cezanın alt

Başvuru No2013/5223Tarih8 Eylül 2015Okuma12 dk · 2.369 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Haci Altürk Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/5223
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.369 kelime·12 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, atılı suç için Kanun'da öngörülen cezanın alt

sınırı beş yıl olmasına rağmen müdafi atanmaması, somut delil olmamasına rağmen

mahkûm edilmesi ve yargılamasının sonuç olarak adil olmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 4/7/2013 tarihinde yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruda, Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

5. Başvurucu, 20/1/2010 tarihinde "uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suç

işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından gözaltına

alınmıştır.

6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23/02/2010 tarihli ve

E.2010/202 sayılı iddianamesi ile başvurucu hakkında "uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suç

işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından kamu

davası açılmıştır.

7. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve

E.2010/65, K.2011/85 sayılı kararı ile başvurucunun atılı “uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma” suçundan

altı yıl sekiz ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, diğer suçtan beraatine karar verilmiştir.

8. Temyiz üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin

28/4/2011 tarihli kararı, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 20/12/2012 tarihli ve

E.2012/15514, K.2012/18737 sayılı ilamı ile onanmıştır.

9. Onama kararı 20/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

10. Başvurucu 4/7/2013tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

11. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun,

hüküm tarihinde yürürlükte olan188. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız

veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına

veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi,

beş yıldan onbeş

yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para

cezası ile cezalandırılır.”

12. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 150. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde: 6/12/2006 tarih ve 5560

sayılı Kanun’un 21.md)

(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi

seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını

beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

(2) Müdafii

bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul

veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını

gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra

hükmü uygulanır.

(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar,

Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle

düzenlenir.”

13. 5271 sayılı Kanun’un 156. maddesi şöyledir:

“(1) 150 nci

maddede yazılı olan hâllerde, müdafi;

a)

Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hâkimin istemi

üzerine,

b)

Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine,

Baro tarafından görevlendirilir.

(2) Yukarıda belirtilen hâllerde müdafi

soruşturmanın veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosunca görevlendirilir.

(3) Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan

müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona

erer”.

14. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/1/2011 tarihli ve E.2011/10-182,

K.2011/204 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“…Anılan

yasa maddesinde açıkça “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren

suçlarda” müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğu

hükme bağlanmış, alt sınırı beş yıl olan suçlar bu kapsamın dışında

bırakılmıştır.

Bununla

birlikte aynı Yasanın 196. maddesinin 2. fıkrasındaki; “sanık alt sınırı beş

yıl ve daha fazla hapis”, istinafa ilişkin 272/1. maddesindeki; “onbeş yıl ve daha fazla hapis”, temyize ilişkin 286. maddenin

2. fıkrasının a ve b bentlerindeki; “beş yıl veya daha az hapis”, aynı fıkranın

f bendindeki; “on yıl veya daha az hapis”, temyizde duruşmaya ilişkin 299.

maddedeki; “on yıl veya daha fazla hapis” şeklindeki ifadeler göz önüne

alındığında, yasa koyucunun bu ifade tarzını, bilinçli olarak tercih ettiği ve

alt sınırı beş yıl hapis cezasını gerektiren suçları zorunlu müdafilik

kapsamına almadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Sanığa

atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna öngörülen ceza miktarının “beş

yıldan onbeş yıla kadar hapis” olduğu göz önüne

alındığında, CYY'nın 150/3. maddesi kapsamında müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmamaktadır…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 8/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 4/7/2013 tarihli ve 2013/5223 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında üzerine atılı suç

için Kanun'da öngörülen cezanın alt sınırı beş yıl olmasına rağmen kendisine

müdafi atanmadan mahkûm edildiğini dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığını,

somut delillerle desteklenmeyen iletişim içeriklerinin hükme esas alındığını ve

yargılanmasının sonuç olarak adil olmadığını belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1.

Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

17. Müdafi, 5271 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (c) bendinde, şüpheli veya sanığın ceza yargılamasında savunmasını

yapan avukat olarak tanımlanmaktadır. Şüpheli veya sanığın, müdafisi

aracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma olanağına sahip olduğu hâllerde

görev yapan müdafi, ihtiyari müdafi; görevlendirilmesi hususunda şüpheli veya

sanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu müdafidir(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/1/2011 tarihli ve

E.2011/10-182, K.2011/204 sayılı kararı).

18. Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

19. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Adnan Oktar,

B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 20).

20. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından

hareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden

en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki

savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir.

Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun bir

yargılamanın gerçekleştirilmesi için yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan

önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu

olması (Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49-50) ve bu

hakların teorik ve soyut olarak değil, etkili ve pratik olacak şekilde

yorumlanması gerekmektedir (Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980 § 33).

22. Sözleşme’nin 6.

maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî

olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,

resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;”

23. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c)

bendindeki düzenlemede isnat altında bulunan kişi, savunma hakkının

kullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunmak,

kendisinin seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafiye sahip

olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır.

Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması

devlet tarafından talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B.No: 8398/78, 25/4/1983).

24. Müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılama için

suç isnadı altındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterli

olmadığını, ayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları

gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde

kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda

adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların

eşitliği” ilkesinin de gereğidir (Kazım

Albayrak, B. No: 2014/3836, 17/9/2014, § 29). Diğer bir anlatımla,

müdafi yardımından yararlanma hakkı hem savunma hakkının etkin bir şekilde

kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ilkesine hayat ver­mektedir.

Çünkü müdafi adil yargılanmanın teminatı olarak belirmektedir.

25. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla ilgili AİHM

içtihadı, adil yargılanma

hakkının yeterince uygulanabilir ve etkili olabilmesi için kural olarak

şüpheliye kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim

hakkı sağlanması gerektiği yönündedir (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, §§ 50-55). Sözleşme’nin 6.

maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinin etkinliğinden söz edilebilmesi için

delillerin toplanması ile ilgili mevzuatın karmaşık olduğu bu evrede de müdafi

yardımından yararlanılmasının zorunluluğu ortaya çıkmaktadır (Imbrioscia/İsviçre, B.No: 13972/88, 24/11/1993, § 33).

26. Diğer taraftan AİHM, müdafi ile

temsil hakkının sınırsız olmadığını (Can/Avusturya,

B.No: 9300/81, 30/9/1985, § 57), geçerli bir sebebe

dayanılıyorsa davanın açılmasından önceki soruşturma evresinde avukata erişimin

kısıtlanmasının mümkün olabileceğini (John Murray/Birleşik Krallık, B.No: 18731/91,

8/2/1996, § 63), önemli olanın yargılamaya bir bütün hâlinde

bakıldığında soruşturma evresinde bu hükme aykırılığın, ciddi bir şekilde adil

yargılanma hakkına engel olması durumunda hak ihlalinin ortaya çıkabileceğini belirtmiştir

(Imbrioscia/İsviçre, § 36). Ancak avukata erişim hakkının

kısıtlanmasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi

durumunda bile bu kısıtlamanın savunma haklarına zarar vermemesi gerekmektedir (Salduz/Türkiye [BD], § 55).

27. Müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılanma

hakkı temelinde önemi, suç isnadı altında olan kişinin bu haktan

yararlandırılması yönünde devletin pozitif bir yükümlülüğü olduğunun kabul

edilmesidir. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi;

devletleri, suç isnadı altındaki kişi bir müdafiye sahip olmak için gerekli

mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse suç

isnadı altındaki kişiyi resen atanacak bir müdafi yardımından yararlandırma

yükümlülüğü altına sokmuştur (Kazım Albayrak,

§ 31). Adaletin selametinin gerekleri, sanığın

müdafi ile temsilini zorunlu kılıyor ise devletlerin, başkaca bir koşul öne

sürmeksizin müdafi görevlen­dirme konusundaki pozitif yükümlülüklerini yerine

getirmeleri gerekir.

28. Bu bağlamda, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığın;

çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması,

soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının 5 yıldan fazla

hapis cezasını gerektirmesi, resmî bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması

için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması, tutuklama talebiyle

mahkemeye sevk edilmesi, davranışları nedeniyle hazır bulunması hâlinde

duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokan sanığın yokluğunda duruşma

yapılması ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması hâllerinde, şüpheli veya

sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile

müdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır (Yargıtay

Ceza Genel Kurulunun 11/1/2011 tarihli ve E.2011/10-182, K.2011/204 sayılı

kararı).

29. Diğer yandan aynı Kanun’un 150. maddesinin (1) numaralı

fıkrası gereğince şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını

beyan ederse istemi hâlinde bir müdafi görevlendirilir. Dolayısıyla 5271 sayılı

Kanun, yasal zorunluluk dışındaki hâllerde müdafi yardımından yararlanmak için

suç isnadı altındaki kişinin talebini aramıştır.

30. Başvuru konusu olayda “uyuşturucu

veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama" suçundan

yargılamanın ilk celsesinde başvurucunun savunması alınmıştır. Başvuru formu ve

eklerindeki belgelerden anlaşıldığı üzere yargılamanın 24/6/2010 tarihli ilk

celsesinde başvurucuya müdafi talebinin olup olmadığı sorulmuş ve bu yönde bir

talebinin olmadığı başvurucu tarafından beyan edilmiştir. Kovuşturma evresinde

savunması alınırken müdafi yardımından yararlanmayan başvurucu, 5271 sayılı

Kanun’un 150. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında yasal zorunluluk

olmasına rağmen müdafi yardımından yararlandırılmamasının savunma ve adil yargılanma

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

31. 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilk hâli,“Üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren

suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü

uygulanır” şeklinde iken 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un

21. maddesi ile“Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren

suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü

uygulanır” olarak değiştirilmiştir. Anılan Kanun maddesinde açıkça “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını

gerektiren suçlarda” müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğu

hükme bağlanmış, alt sınırı beş yıl olan suçlar bu kapsamın dışında

bırakılmıştır. Sanığa (başvurucuya) atılı 5237 sayılı Kanun’un 188. maddesinin,

18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 66. maddesi ile değiştirilmeden

önceki (3) numaralı fıkrasında düzenlenen uyuşturucu madde ticareti suçuna

öngörülen ceza miktarının “beş yıldan onbeş yıla kadar hapis” olduğu göz önüne

alındığında 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesi kapsamında müdafi görevlendirme

zorunluluğu bulunmamaktadır (bkz. § 14).

32. Başvuru formu ve ekli belgelerden anlaşıldığına göre

başvurucunun, müdafi talep etmesine rağmen verilmediğine veya savunmasının

baskı altında alındığına ve bu sebeple gerçeğe aykırı beyan verdiğine dair

herhangi bir iddiası da bulunmamaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının bir ihlal

içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

34. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

36. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

37. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık bir keyfîlik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

38. Somut olayda başvurucu, hakkında somut bir delil

olmamasına rağmen sadece iletişim içeriklerine göre mahkûmiyet hükmü kurulduğunu

belirtmekte olup başvurucunun iddialarının özünün esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme; olay tutanağına, fiziki takip

tutanaklarına, iletişimin tespiti tutanaklarına, arama ve el koyma

tutanaklarına, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı

Müdürlüğünce düzenlenen ekspertiz raporuna, sanık savunmalarına ve diğer

delillere dayanarak söz konusu kararı vermiştir. Anılan kararda tarafların

iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek ilgili hukuk

kuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır (bkz. gerekçeli karar, s.12-14).

39. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi ya

da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilmemiştir.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu

üzerinde bırakılmasına,

8/9/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal

Mümtaz AKINCI

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucu : Haci ALTÜRK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5223, 8 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurunun “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu
  13. Altan
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. Yıldırım
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5223
Tarih
8 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Ahmet Eroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9418)
  • Rıdvan Bayram Başvurusu (B. No: 2013/1171)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2013/9285)
  • Turkuaz Yemek Temizlik Güvenlik Hizmetleri ve Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3389)
  • Mustafa Akın Başvurusu (B. No: 2013/2696)
  • Yıldız Aktaş Başvurusu (B. No: 2014/17566)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.