İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2013/9285)

1. Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapan Bugün gazetesinde

Başvuru No2013/9285Tarih8 Eylül 2015Okuma22 dk · 4.380 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İlhan Cihaner Başvurusu (5)

Karar tarihi
8 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/9285
R.G. Tarih- Sayı
23/10/2015-29511
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.380 kelime·22 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapan Bugün gazetesinde

yayımlanan bir haberde kullanılan ifadelerin başvurucunun kişilik haklarını

zedelediği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 18/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 22/1/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 12/2/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın 18/4/2014 tarihli görüş yazısı, başvurucuya

tebliğ edilmiş ve başvurucu, süresi içinde Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını

sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

7. Ulusal düzeyde yayın yapan Bugün gazetesinin 19/2/2010

tarihli nüshasında, o tarihte Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olan başvurucu

kastedilerek “Savcıyı Teğmen Yaktı”

başlıklı bir haber yayımlanmıştır.

8. Gazetenin birinci sayfasında, başvurucu ile bir üst düzey

askerî yetkilinin fotoğrafı ile birlikte bazı iddialara yer verilerek “Savcıyı Teğmen Yaktı” başlığı kullanılmış

ve altında başvurucuya, "Jandarma

Üsteğmen Ersin Ergut’un ajandasındaki el yazısı notlar

Başsavcı Cihaner’i ele verdi. ‘Cemaati suç örgütü

göstermek için delil yaratılacak’ notu, Cihaner’in

başkanlık ettiği gizli toplantıda alınmış.” şeklinde bazı iddialar

yöneltilmiştir.

9. Haberin devamı ile başvurucunun fotoğrafına, gazetenin on

üçüncü sayfasında yer verilmiş ve sayfanın başında büyük puntolarla "Başsavcı Cihaner’i Üsteğmen

Yaktı" başlığı kullanılmıştır. Başlığın altındaki haber şu

şekildedir:

"Erzurum Özel Yetkili Savcılarınca yürütülen

Ergenekon soruşturması kapsamında 18 Kasım 2009'da gözaltına alınan ve

sonrasında tutuklanan Erzincan Jandarma İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı

Jandarma Üsteğmen Ersin Ergut'un işyeri ve evinde

yapılan aramada ele geçirilen notların, Başsavcı İlhan Cihaner'in

başını yakan deliller arasında yer aldığı öğrenildi.

Başkanlık Ediyordu

Yapılan kriminal

incelemeye göre, Üsteğmen Ergut'un el yazması olduğu

kesinleşen delil niteliğindeki notlarda, "Fethullah

Gülen grubunun suç örgütü olduğu ispatlanacak, bu konuda delil

yaratılacak" yazıları bulundu. İfadesinde bu notun kendisine ait olduğunu

kabul eden Ergut, notları haftalık ve günlük olarak

yaptıkları toplantılarda aldığını söyledi. Bu toplantıların tarihini

hatırlamadığını belirten Ergut’un, bu buluşmaların

bazılarına Başsavcı Cihaner'in de katıldığını, hatta

başkanlık ettiğini açıkladığı öğrenildi. Erzurum Özel Yetkili Savcılar

tarafından yürütülen Ergenekon soruşturmasının gizli tanıklarından

"Erzincan" ile "Gizli Tanık X"in

ifadelerinde de Cihaner hakkında iddialar bulunduğu

öğrenildi.

Gizli Tanık Da Anlatmış

Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın bilgisine

başvurduğu 2 gizli tanıktan X, ifadesinden bir gün sonra Erzincan Jandarma Alay

Komutanı Ali Tapan ile Jandarma İstihbarat personeli tarafından kendisiyle

görüştüğünü ve "Ergenekon davasının Amerika'nın desteklediği Fethullah Gülen cemaatin bir komplosu olduğu, polisin de

Amerikan destekli bu cemaatin hakim olduğu bir teşkilat olduğu, bu nedenlerle

Erzincan'da bulunan mühimmatın polis tarafından konulduğu izleniminin verilmesi

için 'ele geçirilen silah ve mühimmatların' Erzincan Emniyeti tarafından bu

bölgeye konulduğu" yönünde ifade vermesinin istendiğini belirtti. X, bu

yönde ifade vermesi halinde; kendisine her türlü teminatın verilerek, Erzincan

Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner ile görüştürüleceğini, Cihaner'in soruşturma dosyasının Erzincan'da kalmasını

sağlayacağını söylediklerini ifade etti.

800 Bin Lira Teklif Ettiler

Gizli tanık Erzincan ise, yaklaşık 1 yıldır

muhbirlik yapmakta olduğu Erzincan Jandarma İstihbarat yetkilileri tarafından,

Erzincan'da kaldığı cemaatlere ait ev, yurt ve eğitim kurumlarına silah,

mühimmat, vb. suç unsurları ve kamera yerleştirmesinin istediğini, kendisinin

bunu kabul etmemesi üzerine 800 bin TL para teklifinde bulunduklarını söyledi.

Gizli tanık, yine kabul etmemesi üzerine Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner ile görüştürüldüğünü ve Cihaner'in

"Ağabeylerinin senden yapmanı istedikleri şeyleri yapmanı bekliyoruz"

dediğini ifade ettiği belirlendi.”

10. Başvurucu, söz konusu haber nedeniyle kişilik haklarına

saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek 18/2/2011 tarihinde, Ankara 21. Asliye

Hukuk Mahkemesinde ilgililer aleyhine manevi tazminat davası açmıştır.

11. Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi, 22/9/2011 tarihli

kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:

“...

Haberin yayınlandığı gazete nüshası, CMK. 250.

maddesine göre Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca davacı hakkında yapılan

soruşturma evrakı ve düzenlenen iddianame, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

kabul kararı, soruşturmada alınan dinleme kararları ibraz edilip tarafların

ekonomik ve sosyal durumları araştırılmış, taraf delilleri toplanmıştır.

Mübrez deliller arasında bulunan ve davacı hakkında Erzurum Cumhuriyet

Başsavcılığınca hazırlanan 2010/329 soruşturma, 2010/70 esas 2010/66 iddianame

numaralı iddianamede davacı hakkında; Ergenekon terör örgütünün Erzincan

yapılanması içinde yer aldığı, şüpheli Dursun Çiçek ile 2009 yılı yerel

seçimler döneminde Erzincan'da toplantı yaptığı, Saldıray

Berk, Recep Gençoğlu, Şinası Demir, Ersin Ergut'un da aralarında bulunduğu Jandarma İstihbarat

görevlileri ile Ergenekon terör örgütünün amaçları doğrultusunda toplantı

yaptığı, birden fazla kişiyle tehditte bulunduğu, resmi belgede sahtecilik

yaptığına dair iddialar ileri sürülerek dava açıldığı ve hala derdest bulunduğu

anlaşılmıştır.

Bu durumda toplanan delillerden, dava konusu

haberin görünürdeki gerçeğe uygun olduğunu kabul etmek zorunluluğu hâsıl

olduğundan, öte yandan haberin kamu yararı amaçlı olabileceği ve haberde

davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edecek ifadeler kullanılmadığı, öz-

biçim dengesinin muhafaza edildiği dikkate alındığında davanın sabit olmadığı

kanaatine varıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir.”

12. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin 9/10/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır.

13. Anılan karar, 20/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş ve başvurucu 18/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. Anayasa'nın 9. maddesi şöyledir:

"Yargı yetkisi, Türk Milleti adına

bağımsız mahkemelerce kullanılır."

15. Anayasa'nın 28. maddesi şöyledir:

"Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi

kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

(İkinci fıkra mülga: 3.10.2001-4709/10 md.)

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27 nci maddeleri

hükümleri uygulanır.

…”

16. Anayasa'nın 138. maddesi şöyledir:

"Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar;

Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm

verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

..."

17. Anayasa'nın 140. maddesi şöyledir:

"Hâkimler ve savcılar adlî ve idarî yargı

hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hâkim ve

savcılar eliyle yürütülür.

Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve

hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.

Hâkim ve savcıların nitelikleri, atanmaları,

hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin

ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında

disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle

ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma

yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren

suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük

işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla

düzenlenir.

…

Hâkimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden

başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.

Hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönünden

Adalet Bakanlığına bağlıdırlar.

..."

18. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

58. maddesi şöyledir:

“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören,

uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para

ödenmesini isteyebilir.

Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer

bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle

saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına

hükmedebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 8/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 18/12/2013 tarihli ve 2013/9285 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, başvuru konusu haberin Bugün gazetesinde

yayımlandığı 19/2/2010 tarihinde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğunu, o

tarihte bazı şüpheliler hakkında yürüttüğü soruşturmada ticari ve siyasi

bağlantılara ulaşılması ve soruşturmanın kamuoyuna yansıması nedeniyle birtakım

çıkar çevrelerince mesleki itibarını ve kişilik haklarını hedef alan,

aralarında başvuruya konu haberin de yer aldığı yayınlar yapıldığını ileri

sürmüştür.

21. Başvurucu, 12/9/2010 tarihinde yapılan Anayasa

Değişikliği Referandumu’ndan sonra Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulunda (HSYK) değişiklikler yapıldığını, yargının

bağımsızlık ve tarafsızlığının zarar gördüğünü iddia etmiştir. Başvurucu,

derece mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını belirterek Anayasa'nın

36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının, anılan gazetede yayımlanan

haber nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet

karinesinin, derece mahkemeleri tarafından verilen kararların gerekçelerinin

yetersiz olması nedeniyle Anayasa'nın 141. maddesinin ve gazetede yayımlanan

haberin kişilik haklarına zarar vermesi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin

ihlal edildiğini iddia etmiş, ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi veya

10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Başvuru dilekçesinde başvurucu, tahkir içeren sözler

nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının, derece mahkemelerinin

değerlendirmelerinin kendisini korumaması nedeniyle ihlal edildiğini belirterek

Anayasa’nın 17., 25., 26., 28., 36., 38., 40., 90. ve 141. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

23. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarına

ilişkin nitelendirmeleri ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar.

Başvurucunun şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini dile getirme biçimi

dikkate alınarak bu şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında incelenmesi

uygun görülmüştür. Başvurucunun adil yargılanma hakkının, etkili başvuru

hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin

özü, derece mahkemelerinde yapılan yargılamaların ve verilen kararların,

kendisinin şeref ve itibarını korumakta yetersiz kaldıkları iddiasıdır.

24. Başvurucu, ayrıca şikâyete konu haber nedeniyle masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte, söz konusu

yayının yapılması nedeniyle herhangi bir kamu gücünü kullanan organ veya

yetkili hakkında şikâyetçi olmamış, genel olarak yayının yapılması sırasında ve

daha sonra derece mahkemelerinde yapılan yargılama sırasında devletin,

itibarını korumadığından şikâyetçi olmuştur.

25. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait

olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

26. Başvuruya konu haberde yer alan bazı ifadelerden,

suçluluğu ilgili mahkeme kararlarıyla sabit olmayan başvurucunun bu eylemleri

işlediği ve suçlu olduğu inancı yansıtılmış olsa bile başvurucunun, söz konusu

haberin devlet yetkililerin açıklamalarına dayandığı veya bunların söz konusu

haberin yapılmasına neden oldukları yönünde bir şikâyette de bulunulmadığı göz

önüne alındığında başvuruya konu şikâyetin, Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında

incelenmesi gerekmektedir.

27. Başvurucunun, başvuruya

konu kararları veren ilk derece mahkemesi ve Yargıtayın

ilgili dairesinin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.

1. Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma

Hakkının İhlali İddiası Yönünden

28. Başvurucu, Bugün gazetesinde yayımlanan dava konusu

haberin, o tarihte bazı şüpheliler hakkında yürüttüğü soruşturmada ticari ve

siyasi bağlantılara ulaşılması ve soruşturmanın kamuoyuna yansıması nedeniyle

birtakım çıkar çevrelerince üzerinde baskı kurmak amacı taşıdığını ve

Cumhuriyet başsavcısı sıfatı ile yürüttüğü mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef

hâline getirildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, 2010 yılı Anayasa

değişiklikleri ile yeni bir HSYK’nın oluştuğunu,

yargıda kadrolaşmaya gidilmesi nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsızlıktan

uzak biçimde incelendiğini ileri sürmüştür.

29. Bakanlık görüşünde; başvurucunun,

mahkemelerin ve buralarda görev yapan hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı

hakkındaki şikâyetlerine ilişkin olarak somut bir olgu ileri süremediği ve

şikâyetlerin soyut nitelikli olduğu belirtilmiştir.

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Başvuru dilekçesinde … işlem, eylem ya

da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan

Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin ..., belirtilmesi gerekir..."

31. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

32. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen 59. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer

alır:

…

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da

ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel

hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

..."

33. Yukarıda anılan hükümler uyarınca, Anayasa Mahkemesine

başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki

iddialarını ve dayanılan Anayasa hükümlerinin hangi nedenle ihlal edildiğini

kanıtlamak yükümlülüğü başvurucuya aittir.

34. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda

başvurucuların, başvurularını titizlikle hazırlama ve takip etme yükümlülükleri

vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu, ihlal edildiğini iddia

ettiği Anayasa hükmünün, hangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda

bulunmak suretiyle iddialarını kanıtlamak zorundadır. Başvurucu tarafından

soyut şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıfta bulunulması iddiaların

ispatlandığı anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu,

Anayasa'ya aykırılığının soyut biçimde ileri sürülmesini sağlayan bir yol

olarak düzenlenmemiştir.

35. Başvurucunun iddialarına dayanak yaptığı HSYK seçimleri,

Anayasa'nın 159. maddesinin 7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası'nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 22.

maddesi ile değiştirilmesi ve söz konusu değişikliğin 12/9/2010 tarihinde

yapılan referandum ile kabul edilmesinden sonra yapılmıştır.

36. Somut başvuru dosyasında, söz konusu HSYK seçimleri ve HSYK'nın işlemleri ile ilk derece mahkemesinin ve Yargıtayın ilgili dairesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı

iddiaları arasında bir ilişki kurulamamıştır. Subjektif

veya objektif esaslar doğrultusunda ilk derece mahkemesinin ve Yargıtayın ilgili dairesinin bağımsızlığını ve

tarafsızlığını kuşkulu hâle getirecek bir durum tespit edilemediği gibi

yargılamanın bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin herhangi bir husus da

saptanmamıştır.

37. Açıklanan nedenlerle, ileri sürülen ihlal iddialarının

başvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma

Hakkının İhlali İddiası Yönünden

38. Başvurucu, tahkir içeren sözler karşısında derece

mahkemelerinin değerlendirmelerinin kendisini korumaması nedeniyle şeref ve

itibarın korunması hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Anayasa Mahkemesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları hatırlatılarak başvurucunun,

özel hayatına müdahale edildiğine dair şikâyetlerinin, başvurucunun özel hayatı

ile gazetecilerin basın ve haber verme özgürlüğü arasında adil bir dengenin

sağlanıp sağlanmadığı açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı, başvuru

dilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca kendisinin, haber

konusu olayların geçtiği dönemde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğunu, ifade

özgürlüğünün Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine

getirilmesi” amacı ile sınırlanabileceğini, yargı gücünün otorite ve

tarafsızlığının sağlanması için bir yargı görevlisi olarak kendisinin korunması

amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlanması gerektiğini ileri sürmüştür.

41. Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkeler

ilk olarak İlhan Cihaner

kararında (İlhan Cihaner, B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74)

ortaya konulmuştur. Daha sonra aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu

tarafından benimsenmiş (Kadir Sağdıç [GK],

B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 35-66; Nihat

Özdemir, B. No: 2013/1997, 8/4/2015 [GK], §§ 29-61) ve Bölümler,

benzer şikâyetlerde, sözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047,

15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat Ertosun (2), B.

No: 2013/1640, 15/4/2015, §§ 19-50).

42. Başvuruya konu sözler ve iddialar (§§ 8-9) nedeniyle

başvurucunun kişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiği kabul

edilmelidir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun, Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme

hakkı ile ulusal günlük gazetenin ve şikâyet konusu haberin yazarı gazetecinin

Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve bu

özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması gerekmektedir.

43. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

kişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek şeklinde negatif

yükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitif

yükümlülüğü bulunmaktadır (Abdullah Doğtaş,

B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözlü saldırılar

veya basın ve yayın yolu ile yapılan saldırılara karşı bireyin korunmaması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç, § 36; İlhan Cihaner, §

42). Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına aykırı

olarak yapılan saldırının, başvurucunun kişisel itibarına saygı gösterilmesini

isteme hakkından yararlanmasına zarar verecek şekilde yapılıp yapılmadığını

olayın şartlarına göre değerlendirir (Kadir

Sağdıç, § 39; İlhan Cihaner, § 45).

44. Öte yandan ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini

oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için

gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesinin

ikinci fıkrası saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum

tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi ve

fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi ve

düşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğu

hâlinde “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyeceği

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalara

tabi ise de bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının

ikna edici olması gerekir (Kadir Sağdıç,

§ 48; İlhan Cihaner,

§ 55; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976,

§ 49).

45. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu,

prensip olarak başvurunun, ihtilaflı yazı ve sözlerin sahibi tarafından

Anayasa’nın 26. maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu yazıya veya sözlere

konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına

dayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Aksi hâlde Anayasa’nın anılan

maddelerinde korunan hakların dengelenmesinde benzer olaylarda çelişkili

sonuçlar ortaya çıkabilir. Yargı mercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklar

arasında Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir

şekilde bir denge kurmaları gerekir.

46. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir

denge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şu

şekilde sayılabilir: genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlanıp

sağlanmadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veya

sıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi); haber, köşe yazısı veya

makalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları; yayının içeriği, şekli ve

sonuçları ile haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanma şartları (İlhan Cihaner,

§§ 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66;

Nihat Özdemir [GK], 2013/1997,

8/4/2015, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§

44-52; Ali Suat Ertosun (2), §§

42-50).

47. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin,

başvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp

kalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki

ihtilaf, büyük ölçüde, dava konusu haberin; maddi vakıaların açıklanması veya

değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular

ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular

ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı

hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç,

§ 57; İlhan Cihaner,

§ 64; benzer yönde AİHM kararı için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46). Yine de yeterli

bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikte yargılamaya konu bir

yazının bir bütün olarak ele alındığında kamu yararını ilgilendirmesi, değer

yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir suç

isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya konulmasında aranan kesinlik

derecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda, gazetecilerin değer yargısı

içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek basın özgürlüğünün amacı ile

bağdaşmaz (Aynı yönde bkz. Scharsach ve News Verlagsgesellschaft

GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98,

13/2/2004, §§ 39-43).

48. Başvurucu, söz konusu günlük gazetede yayımlanan haberin,

kişilik haklarına zarar vermesi nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, dava konusu haberin yapıldığı tarihte

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla bazı şüpheliler hakkında yürüttüğü

soruşturmada ticari ve siyasi bağlantılara ulaşılması ve soruşturmanın

kamuoyuna yansıması nedeniyle birtakım çıkar çevrelerince mesleki itibarını ve

kişilik haklarını hedef alan yayınlar yapıldığını, dava konusu haberin de

kendisine karşı başlatılan karalama kampanyasının bir parçası olduğunu, haberin

gerçeğe aykırı bir şekilde yapıldığını ve haberin asıl amacının, başlatılan

soruşturmayı yönlendirmek ve yargı organları üzerinde baskı kurmak olduğunu

ileri sürmüştür.

49. Başvurucunun, davalının sözlerinin şahsiyet haklarına

yönelik bir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine karşı davalı, haberin

görünür gerçeğe uygun olduğunu ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığını ileri

sürmüştür. Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi kararında, Erzurum Cumhuriyet

Başsavcılığınca başvurucu hakkında yürütülen soruşturma ve düzenlenen iddianame

ile Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin bu iddianameyi kabul kararını değerlendirmiştir.

Mahkeme, başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede yer alan, başvurucunun

soruşturması yürütülen terör örgütünün Erzincan yapılanması içinde yer aldığına

ilişkin iddiaları ve başvurucu hakkında açılan kamu davasının derdest olduğunu

göz önünde bulundurarak dava konusu haberin görünürdeki gerçeğe uygun olduğunu

kabul etmiş, haberin kamu yararı amaçlı olabileceği ve haberde davacının

kişilik haklarına saldırı teşkil edecek ifadeler kullanılmadığı gerekçesiyle

davanın reddine karar vermiştir.

50. Başvurucu, dava konusu haberin, yürüttüğü bir ceza

soruşturması nedeniyle hakkında başlatılan karalama kampanyası kapsamında

yapıldığını ileri sürmüştür. Başvurucuya göre kendisi, yargısal faaliyetleri

nedeniyle hedef hâline getirilmiş ve söz konusu haberde bir darbe planlayıcısı

gibi gösterilmesi nedeniyle kişilik hakları ihlal edilmiştir. İlk derece mahkemesi, davalının

kullandığı şikâyet konusu sözlerin, davacı tarafın kişisel haklarına herhangi

bir saldırı oluşturmadığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Somut davada ilk derece mahkemesi, davalının

kullandığı sert sözlere onun verdiği anlamın ötesinde anlam yüklemeyi

reddetmiştir.

51. Başvurucunun bireysel başvuru dilekçesine eklediği bilgi

ve belgelere göre, ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucu, söz

konusu gazete haberinde verilen olayların gerçek dışı ve kendisine yönelik

karalama kampanyasının bir parçası olduğu yönündeki soyut değerlendirmelerine

karşı davalı, söz konusu haberin gerçek, güncel,

kamuoyunun ilgisine matuf ve görünür gerçeğe uygun olduğunu ileri

sürmüştür. İlk derece mahkemesi de başvurucunun talebini, söz konusu haberin

bir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçim arasındaki dengenin

bozulmadığı gerekçesi ile reddetmiştir.

52. Davalının, başvuruya konu haberde dile getirdiği

düşüncelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı ve

içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip geçmediği

sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda; bir haber, köşe yazısı veya makalenin

kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber, köşe

yazısı veya makalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanması gerekir. Aksine

yazının bilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunan çıkarına da o

kadar çok üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basının genel yarar nitelikli

bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu

bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır.

53. Şikâyet konusu haberin yayımlandığı dönem, ülkede sivil

hükûmete karşı darbe hazırlığı yapıldığına ilişkin iddialar üzerine başlatılan

bir dizi soruşturmanın devam ettiği bir dönemdir. Bu soruşturmalar kapsamında

birçok kişinin ev ve iş yerlerinde aramalar yapılmış, bu kişiler gözaltına

alınmış ve bazıları da yetkili mahkemelerce tutuklanmıştır. Başlangıç evresinde

elde edilen delillerden yola çıkılarak soruşturma, İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca genişletilmiş ve bu süreçte özellikle bazı emekli veya muvazzaf

general ve subaylar soruşturmaya dâhil edilmiştir. Bu kişilerin ev ve/veya iş

yerlerinde yapılan aramalarda örgütün hiyerarşik yapısını gösterdiği iddia

edilen deliller ile hükûmeti zorla yıkmak için yapıldığı iddia edilen bazı

planların ele geçirildiği ileri sürülmüştür. Haberin yayımlandığı tarihte basın

ve yayın organlarında, soruşturmalar kapsamında yürütülen operasyonlara,

verilen gözaltı ve tutuklama kararları ile ele geçirilen delillere yönelik pek

çok haber yayımlanmıştır.

54. Başvuruya konu haberin yayımlandığı dönemde başvurucu ile

ilgili olarak bir süre basın ve yayın organlarında haber yapılmış ve yazılar

yazılmıştır. Nitekim başvurucunun bireysel başvuru dosyasına eklediği gazete

kupürleri de bunu doğrulamaktadır. Başvurucu, haberin yayımlandığı dönemde

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’dır. Başvuruya konu haberde, terör örgütü

soruşturması olarak nitelendirilen soruşturma kapsamında ele geçirilen deliller

ile şüpheli ifadelerinden, Fethullah Gülen cemaatinin

suç örgütü olarak gösterilmesinin planlandığının, bu kapsamda Başsavcı Cihaner’in de katıldığı toplantılar düzenlendiğinin ve

planlanan amaç doğrultusunda delil yaratılmaya çalışıldığının ortaya çıktığı

belirtilmektedir. Şikâyet konusu haberde dile getirilen iddialar ile haberin

yayımlandığı dönemdeki olaylar ve başvurucunun beyanları birlikte

değerlendirildiğinde söz konusu haberde sarf edilen sözlerin ve iddiaların bir

ölçüde, genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı sundukları kabul edilebilir.

55. Ayrıca başvurucunun, olayların geçtiği zaman diliminde

üst düzey bir kamu görevi olan Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı görevini

yürüttüğü ve gazete haberinden önce meydana gelen olaylarla birlikte daha da

artan tanınmışlık derecesi dikkate alındığında başvurucunun, tanınmayan bir

kişi olduğu iddia edilemez.

56. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamu

görevlileri olan hâkim ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri de diğer kamu

görevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (Benzer bir karar için

bkz. Saday/Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, §

33). Bu sebeple adalet sisteminde görev alan hâkimler ve savcılarla birlikte

diğer yargı çalışanlarını asılsız suçlamalardan korumak devletin

görevlerindendir. Demokratik bir toplumda bireylere, yargı sistemi ve ona dâhil

olan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış

olmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını

isteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (Benzer değerlendirmeler

için bkz. İlhan Cihaner,

§ 85).

57. Başvurucu, olayların meydana geldiği dönemde uzunca bir

süre kendisi hakkında eleştiriler içeren haberlerin hedefi olmuştur. Ancak

somut başvuruya konu haber, terör örgütü nitelemesi altında yapılan

soruşturmada ele geçirilen deliller ile şüpheli ifadelerinden yola çıkılarak o

dönemde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olan başvurucunun, bu soruşturma

kapsamında bazı şüphelilerle irtibatının bulunduğu iddiasına ilişkin bir haber

yazısıdır ve ne başvurucunun şahsına hakaret içermekte ne de kendisine karşı

şiddeti teşvik etmektedir.

58. Son olarak başvuruya konu haberde abartıya kaçılmadığı da

söylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi ile yakın

ilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir

(Kadir Sağdıç, § 76; Radio France ve diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37).

59. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilik

mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini

belirleyemezler. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle

aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda

Anayasa’nın 26. maddesinin, sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini

değil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda

tutulmalıdır (Ali Suat Ertosun, §

66; Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85,23/5/1991, § 57).

60. Somut olayda ilk derece mahkemesi, davalının basın

özgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının

korunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk derece

mahkemesi, söz konusu haberin genel çıkarı ilgilendiren bir tartışmaya katkı

sunup sunmadığı sorusuna özel bir önem vermiş, ayrıca haberin yapıldığı şartlar

üzerine de eğilmiştir. İlk derece mahkemesi, davaya konu haberde geçen

olayların gerçekliği meselesine eğilmiş ve haberin yayımlandığı tarihte meydana

gelen olaylarla haberin içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığına

ve gazete haberinde geçen olayların “görünür

gerçekliğe uygun” olduğuna karar vermiştir.

61. Diğer taraftan, hakkında dava açılan haberde yer alan

iddialar, olgulara dayalı ithamlar şeklinde de değerlendirilse, değer yargıları

olarak da kabul edilse ilk derece mahkemesi, anılan gazetedeki haberin, terör

örgütü soruşturması nitelendirmesi altında yapılan soruşturmada ele geçirilen

deliller ile şüpheli ifadelerinden yola çıkılarak o dönemde Erzincan Cumhuriyet

Başsavcısı olan başvurucunun, bu soruşturma kapsamında bazı şüphelilerle

irtibatının bulunduğu iddiasına ilişkin bir haber yazısı olduğunu belirterek

haberde yer alan iddiaların olgusal temelden tümüyle yoksun olmadıklarını

değerlendirmiştir.

62. Açıklanan nedenlerle, yukarıdaki değerlendirmelerin

tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları

takdir payları da dikkate alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uyulduğu, derece mahkemelerince

tarafların haklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı ve

bu kapsamda bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlali

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlali

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşı oyu ve

OY ÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,

OY BİRLİĞİYLE,

8/9/2015 tarihinde karar

verildi.

KARŞIOY YAZISI

1. Başvurucunun bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının bu aşamada hukuka uygun, her türlü

şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanması bu aşamada her ne kadar

mümkün olamamış ise de; benzer durumdaki pek çok

kişinin maddi ve manevi varlığı, aralarında hakim-savcı, emniyet mensupları

başta gelmek üzere bir grup kamu görevlisinin kasıtlı, örgütlü ve sistematik

çalışmaları sonucunda ağır zararlara uğratılmıştır.

2. Bu süreçlerde, itham ve iddiaların tamamen kurgu ve iftira

olduğu yolunda Başvurucunun yaptığı savunma ve açıklamalara bazı basın

organlarında hiç yer verilmemiş, basın özgürlüğünün ayrılmaz parçası olan

tarafsız habercilik ilkeleri göz ardı edilerek, olayda olduğu gibi, maksatlı

yayınlar yapılmıştır. Bu durumda olay, geleneksel basın özgürlüğü standartları

içerisinde değerlendirilemez. Bu nedenle Bölüm çoğunluğunun benimsediği ve

emsal kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının olaya tatbik

kabiliyeti bulunmadığı görüşündeyim.

3. Başvurucunun ihlal edilen kişilik haklarından dolayı başka

bir yolla giderim sağlayamadığı gözetildiğinde, Kadir Sağdıç Başvurusuna

(2013/6617) ilişkin karşı oyumuzda da belirtilen nedenlerle,

başvurunun kabulü gerektiği düşüncesindeyim.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Engin

YILDIRIM

Raportör Yrd.

:

Derya ATAKUL

Başvurucu

:

İlhan

CİHANER

Vekili

:

Av. Mustafa

GÜLER

Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9285, 8 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 35-66; Nihat
  12. A. Başvurucunun
  13. Karşıoy Yazısı
  14. Altan
  15. Özgüldür
  16. Kömürcü
  17. Yıldırım
  18. Cihaner
  19. Güler
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9285
Tarih
8 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Turkuaz Yemek Temizlik Güvenlik Hizmetleri ve Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3389)
  • Mustafa Akın Başvurusu (B. No: 2013/2696)
  • Yıldız Aktaş Başvurusu (B. No: 2014/17566)
  • Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/9089)
  • M. E. Başvurusu (B. No: 2013/2661)
  • Elvan Kartal Başvurusu (B. No: 2013/6573)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.