İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Karayel Başvurusu (B. No: 2013/9089)

1. Başvuru, gönderilen bir mektubun ceza infaz kurumunca

Başvuru No2013/9089Tarih8 Eylül 2015Okuma26 dk · 5.141 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat Karayel Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/9089
R.G. Tarih- Sayı
23/10/2015-29511
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.141 kelime·26 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gönderilen bir mektubun ceza infaz kurumunca

verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmesi nedeniyle haberleşme özgürlüğünün,

derece mahkemelerinin başvurucunun talebini reddetmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği, derece mahkemelerinin benzer konulara

ilişkin talepleri hep aynı gerekçelerle reddetmesi nedeniyle etkili bir başvuru

yolunun bulunmadığı iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu tarafından 12/12/2013 tarihinde

Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler

tamamlatılmış ve başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.

4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/12/2014 tarihinde,

yardım talebinin kabulüne, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 23/1/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular 28/1/2015 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan süre sonunda görüşünü 2/3/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

başvurucuya 10/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 23/3/2015

tarihinde bu görüşe karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru dilekçesi, ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/12/2005 tarihli ve

E.2001/47, K.2001/114 sayılı kararı ile “Anayasal

düzeni zorla değiştirmeye çalışmak” suçunu işlediği kanaati ile

başvurucunun 36 yıl müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir.

10. Başvurucunun hapis cezasını çekmekte olduğu Kırıkkale F

Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu sırada, H.Y. isimli

arkadaşı tarafından kendisine gönderilen, “Direniş

hakkındaki değerlendirmeni heyecanla okudum.”, “Gezi sürecinde biz de gayret

ettik ama hala hissedilir bir başarı sağlayamadık. … Hissedilir başarı

sağlayamamamızın temel sebebi bizim özgün bir örgütlenme gibi davranamayışımız.

Yani değerlendirmelerimizi ve kararlarımızı pratikleştirmeyi başaramayışımız.”,

“Eğitim ve Dayanışma Hareketi geliştirme yolundaki çabalarımız üst üste

başarısızlığa uğradı. … Türkiye’deki çalışmalara yoğunlaştık. … Aslında

Paris’te olağanımız var, çünkü Paris’te bizimkiler Atılımcılardan sonra en

etkili sol çevre.”, “… çevremiz bizimle birlikte. İçimizde yozlaşma yok.”, “…

Kadro, eğer bulunduğu yerde örgüt yoksa örgüt kurar. Arkadaşlarımız kadro

tanımına uymuyorlar, çünkü gelişmeleri yazılardaki özgün çizgimiz doğrultusunda

yorumlayıp görevler çıkarmak ve o görevleri yerine getirmek yerine … geleneksel

sol ne yapıyorsa onlara bakıp davranmak eğilimindeler. … Belki de temel hata

bendedir. Bu yüzden bir ara koordinatörün değişmesi için düşündüm ve önerdim.

…benden daha az masraflısını ve benden daha ısrarcısını zor bulurlar.”,

“Hareket ile temas kurmak kadronun sorumluluğundadır.”, “Kapital okumaları

Ankara’nın katılımı olmaksızın yürüyor.”, “Ankara Eskişehir operasyonunun

ardından …”, “B.’nin sözünü ettiğin mektubu… Tut ki

ona karşı hatalı davranmışız. Örgütlü çalışmadan yana olan bir insan bunu

yıkıcılığa götürmezdi.”, “EHP grubu da kapital okuma çalışması yapmıştı. D.

konuşmuş onlarla. Onlar da birlikte yapmayı önermişler.”, “Üçüncü gelişme de

SDP ileydi. U. Gezide içeri girmeden önce çalışmayı ona önerdiğimizde kabul

etmişti.”, “Kapital çalışmasının nasıl yürümesi gerektiğine benim yazdığım

tasarıyı … daha uygun buluyorum.”, “Bir konu da kitap satışı. … Polisin el

koydukları elimizde kaldı.”, “Cezaevinde yatan arkadaşlar dâhil herkes kitabın

yayılması ve tartışılması sürecine katılmalıdır. Bunun yolları neler olabilir

düşünelim ve harekete geçelim.”, “Eylemli tanıtımlar da düşünülmelidir.”, “Hareketimizin

bu anlamda kadınlaşması lazım”, “Direnişin diyalogcu yanını ve sola örnek

oluşturma potansiyelini mektubunda güzel ifade etmişsin” ve benzer

nitelikte başkaca ifadeler içeren mektubun Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun

6/9/2013 tarihli ve 2013/572 sayılı kararı ile “

… örgütsel

amaçlı haberleşmeye neden olacağı…”

gerekçesine

istinaden hükümlüye verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmiştir.

11. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı

Kırıkkale İnfaz Hâkimliği nezdinde şikâyet yoluna başvurmuş, Kırıkkale İnfaz

Hâkimliği 8/10/2013 tarihli ve E.2013/671, K.2013/708 sayılı kararı ile

başvurucunun şikâyetini reddetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"... Kırıkkale

F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu

Başkanlığının … kararı ile, Hükümlüye H. Yalçın tarafından gönderilen mektubun

içerisinde 5275 Sayılı Kanun'un 68. Maddesinin 3. Fıkrası ‘Kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez, hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez’ hükmü gereğince hükümlü Murat Karayel'e H.

Yalçın tarafından gönderilen taahhütlü mektubun, örgütsel amaçlı haberleşmelere

neden olacağı gerekçesiyle tamamının sakıncalı bulunarak ‘Hükümlüye

verilmemesine’ yönelik karar verildiği anlaşılmış;

…

... mektupla ilgili olarak cezaevi idaresince

sakıncalı bulunarak alıcısına gönderilmemesi kararı Ceza İnfaz Kurumlarının

yönetimi ve Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzük'ün

123. Maddesine uygun olduğundan hükümlünün talebinin reddine, … karar verildi."

12. Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı itirazın,

Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi 31/10/2013 tarihli ve 2013/1136 Değişik İş sayılı

kararı ile reddine karar verilmiştir.

13. Anılan karar, 13/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

14. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1)Hükümlü, bu

maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve

telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme

hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

15. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak

çıkarılan, 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının

Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 91.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü

tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

16. İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve gönderme

hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve telgraflar,

zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür başkanlığında, idare

memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma memuru tarafından oluşturulan

mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik ve gözetim servisi

personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra gönderilmesinde sakınca

görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi vurulur, zarf içerisine

konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

17. İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye yapılacak tebligatta, tebliğ

tarihinden itibaren onbeş gün içinde infaz

hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz hâkimliği kararına karşı

tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza mahkemesine itiraz

edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek mektubun sakıncalı

görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek verileceği veya tamamı

sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 8/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 12/12/2013 tarihli ve 2013/9089 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, 13 senedir cezaevinde bulunduğunu, dış

dünyayla haberleşmesinin temel araçlarından birinin mektup olduğunu ancak

kendisine gönderilen başvuruya konu mektubun Cezaevi İdaresince keyfî biçimde

engellendiğini, mektupta okunmaması gereken sakıncalı ifadelerin olmadığını

bildiğini, bununla ilgili kendisi ve gönderici hakkında suç duyurusunda

bulunulduğu hâlde kovuşturma yapılmamasının mektupta suç unsurunun olmadığını

gösterdiğini, bunun yanı sıra derece mahkemelerince, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme veya AİHS) ilkeleri aleyhine taleplerinin reddedildiğini

ve benzer konulara ilişkin taleplere yönelik sürekli aynı şekilde karar

verildiğini ifade ederek haberleşme özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini, derece mahkemelerine başvurunun etkili olmadığını ileri

sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma ve Etkili Başvuru Yolu

Hakkının İhlâl Edildiği İddiası

20. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu kararına

karşı, sırasıyla başvurmuş olduğu şikâyet ve itiraz yasa yollarında, derece

mahkemelerince, Sözleşme ilkeleri aleyhine taleplerinin reddedildiğini ve

benzer konularda sürekli aynı şekilde kararlar verilerek hak ihlallerini

onaylamak suretiyle özgürlükçü bakış açısı oluşturmadıklarını şikâyet etmiştir.

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. "

22. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 59. maddesinin ilgili fıkraları

uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak

suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün

kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki

iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

23. Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali

nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da onaylı örneğini başvuru

dilekçesine eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden

olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına

göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi

nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 20).

24. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü

başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucu tarafından soyut şekilde, derece

mahkemelerince, Sözleşme ilkeleri aleyhine talebinin reddedildiği ve benzer

konularda sürekli aynı şekilde karar verilerek özgürlükçü bakış açısının

oluşturulmadığı şeklinde iddialar ileri sürülmekte olup adil yargılanma

hakkının nasıl ihlal edildiği veya başvuru yolunun nasıl etkisiz olduğuna

ilişkin bir açıklama ve kanıtlamada bulunulmadığı anlaşılmıştır.

25. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

ihlal iddialarının başvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle,

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin "açıkça dayanaktan

yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Haberleşme Özgürlüğünün İhlal Edildiği

İddiası

26. Başvurucunun, bir arkadaşı tarafından gönderilen bir

mektubun kendisine verilmeyerek alıkonulmasına karar verilmesi işlemi nedeniyle

anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan

yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu ve Bakanlık Görüşleri

27. Başvurucu cezaevinde bulunması nedeniyle dış dünyayla

haberleşmesinin temel araçlarından birinin mektup olduğunu ancak kendisine

gönderilen başvuruya konu mektubun Cezaevi İdaresince keyfî biçimde engellendiğini,

mektupta okunmaması gereken sakıncalı ifadelerin bulunmadığını ifade ederek

haberleşme özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) içtihatları hatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar

doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

29. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında, Bakanlığın

mevzuata dayanmakta olduğunu oysa AİHM’in Türkiye

aleyhine verdiği ihlal kararları sonrasında mevzuat değişikliğinin

yapılmadığını, Türkiye cezaevlerinde mektupların yaygın şekilde alıkonulması

nedeniyle uluslararası mahkemelerde mağdurların haklı bulunmasının temel

sebebinin mevzuattaki belirsizlik olduğunu, Cezaevi Disiplin Kurulu ve Mahkeme

kararlarının gerekçesiz olduğunu belirtmiştir.

b. Genel İlkeler

30. Anayasa’nın 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.

Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı

emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve

kuruluşları kanunda belirtilir.”

31. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve

haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz.”

32. AİHM, haberleşme özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelemektedir. Bununla birlikte

Sözleşme’nin 8. maddesine karşılık Anayasa’da tek bir madde bulunmamaktadır.

Başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme özgürlüğü Anayasa’nın 22.

maddesinde düzenlenmiştir.

33. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin, haberleşmesine saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra,

içeriği ve biçimi ne olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına

almaktadır. Haberleşme bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,

yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması

gerekir. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:

2013/6693, 16/4/2015, § 49).

34. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, § 50).

35. AİHM kararlarına göre, haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahale öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin yasal dayanağını

oluşturan mevzuatın, “ulaşılabilir”,

yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci

olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir

amaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale demokratik bir

toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır. (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72…, 25/3/1983, §§ 85-90;

Klass ve diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71,

6/10/1978, §§ 42-55; Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88,

25/3/1992, § 34).

36. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. Genel İlkelerin Mevcut Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Mevcudiyeti

37. Somut olayda, başvurucunun bulunduğu Cezaevi Disiplin

Kurulu kararıyla, arkadaşı tarafından başvurucuya gönderilen mektubun örgütsel

haberleşme yapıldığı gerekçesiyle alıkonulmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla

anılan işlem ile kamu makamları tarafından başvurucunun haberleşme özgürlüğüne

bir müdahalede bulunulmuştur.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

38. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlaline neden olacaktır. Bu

nedenle sınırlamanın, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme; Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Özkan Kart,

B. No:2013/1201, 20/5/2015, § 36).

Kanunilik

39. Haberleşme özgürlüğüne getirilen sınırlamaların öncelikle

kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. AİHM içtihatlarında ifade edilen

kanunla öngörülme kriteri, kendi içerisinde üç temel prensibi içermektedir. İlk

olarak, müdahale teşkil eden eylem mevzuatta yer alan bir düzenlemeye

dayanmalıdır. Keza, müdahalenin dayanağını teşkil eden düzenleme, ilgili kişi

açısından yeterli derecede ulaşılabilir olmalıdır ve söz konusu düzenleme, hitap

ettiği kişiler bakımından davranışlarını ona göre yönlendirme ve belli koşullar

çerçevesinde eylemleri neticesinde meydana gelebilecek sonuçları öngörebilmeye

olanak sağlayacak açıklıkta olmalıdır (Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 86-88).

40. Kanunilik ilkesinin yerine getirilmesinin, haberleşme

hürriyetinin kısıtlanabileceğine dair genel bir yasal düzenleme yapılması ile

mümkün olduğu söylenemez. Buna göre, “kanunun

kalitesi” olarak tanımlanabilecek kanuni düzenlemede bulunması

gereken temel esaslar belirlenerek takdir yetkisini kullanacak mercilerin

sınırlarının da netliğe kavuşturulması gereklidir. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulunun kararında belirttiği üzere temel esasların, ilkelerin

ve çerçevenin kanunla ortaya konulmuş olması gerekir (AYM, E.1984/14, K.1985/7,

K.T. 13/6/1985). Bu noktada, özellikle kanunun idari makamlara haberleşme

özgürlüğüne müdahalede takdir yetkisi tanıdığı durumlarda ilgili kanunun bu

yetkinin çerçevesini belirli bir açıklıkta belirlemesi gerekmektedir (Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 15672/08…, 11/1/2011, § 56; Tan/Türkiye,

B. No: 9460/03, 3/7/2007, § 21).

41. Cezaevi idaresinin hükümlü ve tutukluların haberleşmesine

müdahalesinin Anayasa’nın 22. maddesinin hangi fıkrası kapsamında kaldığının

belirlenmesi müdahalenin kanuniliği açısından önemlidir. Zira ikinci fıkra

kapsamında olduğunun kabulü hâlinde hâkim kararı veya onayı olmaksızın yapılan

bir müdahale kanunilik ilkesini karşılamayacaktır. Öte yandan üçüncü fıkranın

gündeme gelmesi durumunda kanun koyucunun cezaevini istisna kamu kurumu olarak

kabul edip etmediği değerlendirilecektir. (Özkan

Kart, § 40).

42. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.”

43. Buna göre 5275 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Hükümlülerin,

Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu

Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.” ibaresi

uyarınca cezaevlerinin haberleşme hürriyetinin kısıtlanabileceği istisnai kamu

kurumu olarak kabul edildiği değerlendirilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa, § 76).

44. Somut olayda, hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesi ile İnfaz Tüzüğü’nün 91., 122. ve 123. maddeleri oluşturmaktadır.

45. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinde ve İnfaz Tüzüğü’nün

91. maddesinde, hükümlülerin mektup, faks ve telgraf gönderme ve kendilerine

gönderilenleri alma hakkına sahip oldukları, resmî makamlara veya savunmaları

için avukatlarına gönderdikleri mektup, faks ve telgrafların denetime tabi

olmadığı, “Kurumun asayiş ve güvenliğini

tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü

veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği,

hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

46. Gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir

olduğunda kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler,

cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,

buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve

anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetimi

neticesinde mektubun kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde

başvurulacak tedbirler ile bu yöndeki işlemlere karşı hükümlünün

başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, bu hâliyle ilgili düzenlemenin

yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olduğu sonucuna varılmıştır (Özkan Kart, § 45).

47. AİHM’in Gülmez/Türkiye

kararında da 5275 sayılı Kanun’un, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya

Aşağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği,

herhangi bir eleştiriye maruz kalmadığı, hükümlerinin yapılan herhangi bir

haksız müdahaleye karşı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve

ayrıntılı olduğu tespiti yapılmıştır (Gülmez/Türkiye,

B. No: 16330/02, 20/5/2008, § 51).

48. Görüldüğü üzere, müdahalenin dayanağı olan kanun hükmü,

hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli bir açıklıkta ortaya

koyan, erişilebilir ve öngörülebilir bir düzenlemedir. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

49. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

50. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da

haberleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin hukuka uygun ve demokratik

toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik

refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması,

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılmış olması

aranmakta olup bu şartlar altında yapılmayan müdahaleler yasaklanmıştır.

51. Anayasa’nın 22. maddesinde düzenlenen haberleşmenin

gizliliğine yönelik müdahalenin, ikinci fıkrada belirtilen amaçlar çerçevesinde

olabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca müdahalenin ikinci fıkrada belirtilen

amaçlara dayalı olarak ve hâkim kararıyla yapılması gerekmektedir. Bununla

birlikte üçüncü fıkrada bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kanun ile istisna

tutulabileceği de belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada belirtilen istisna, hâkim

kararı alınması şartına yönelik olarak anlaşılmalı, 22. maddenin ikinci

fıkrasında belirtilen sınırlama sebeplerinin genişletilebileceği şeklinde

yorumlanmamalıdır. Temel hak ve özgürlüklerin yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceğini öngören

Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların

dar yorumlanması gereği karşısında, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında öngörülen haberleşme hürriyetine getirilebilecek sınırlama

sebeplerinin, anılan maddenin üçüncü fıkrasına dayanılarak kanunla

genişletilmesi mümkün değildir (Özkan Kart,

§ 50).

52. Yukarıda da belirtildiği gibi, cezaevlerinin, Anayasa’nın

22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalan istisnai kamu kurumu olduğu

kabul edilmekle birlikte, bu istisna, anılan kurumlar tarafından hâkim kararı

alınması şartı aranmaksızın haberleşme hürriyetine müdahale niteliğinde işlem

tesis edilebileceği anlamına gelmektedir. Bununla birlikte bu kurumların

haberleşme hürriyetine müdahale anlamındaki işlemlerinin, meşru olabilmesi için

mutlaka Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırma

sebeplerine dayalı olması gerekmektedir (Özkan

Kart, § 51).

53. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında, “Kurumun asayiş ve güvenliğini

tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü

veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye verilmeyeceği,

hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir. Burada

belirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış

olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde

cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir.

54. Somut olayda, başvurucuya gönderilen mektubun

alıkonulmasına yönelik Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 6/9/2013 tarihli

kararında, anılan mektupta örgütsel haberleşme yapıldığı gerekçesine

dayanılmıştır.

55. Bu kapsamda başvurucunun mektubunun, İnfaz Kurumunca

denetlenmesi suretiyle haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin, kamu düzeni

ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarını taşıdığı ve bunun da Anayasa'nın

haberleşme özgürlüğüne ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru

bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

56. Başvurucu, 13 senedir cezaevinde bulunduğunu, dış

dünyayla haberleşmesinin temel araçlarından birinin mektup olduğunu, ancak

kendisine gönderilen başvuruya konu mektubun Cezaevi idaresince keyfî biçimde

engellendiğini, mektupta okunmaması gereken sakıncalı ifadelerin bulunmadığını

bildiğini, mektupta suç unsurunun olmadığını ifade ederek haberleşme özgürlüğü

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

57. Bakanlık görüşünde; AİHM kararlarında, ceza infaz

kurumlarında bulunan kişilerin yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı

başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceği, keza ceza infaz kurumunun

olağan ve makul gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunulmasının

gerekli olduğunun vurgulandığı belirtmiştir.

58. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik

Krallık, § 97).

59. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği

kararlarda, öncelikle, ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin

yazışmalarının belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline

sebebiyet vermeyeceğini, keza ceza infaz kurumunun olağan ve makul

gereksinimleri dikkate alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu

belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen ve

diğerleri/Türkiye, § 51; Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 98).

60. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu

değerlendirmeyi yaparken, mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında

bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile tek bağlantısı olduğu

gerçeğini göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 45).

61. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp, meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § § 57-58).

62. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik

toplum" ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesi ile AİHS'in

"demokratik toplum düzeninin

gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11.

maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum

ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelinde

yorumlanmalıdır (Abdullah Öcalan,

B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 93; Fatih Taş,

B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §§ 92-93).

63. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca, "Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak

koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve

ancak yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142,

K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir ifadeyle, yapılan sınırlama hak ve

özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı derecede

güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine aykırı olarak

sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik toplum

düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM,

E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; Abdullah

Öcalan, § 94; Fatih Taş,

§§ 92-93).

64. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,

20/2/2014, § 84; Fatih Taş, §§

92-93).

65. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için, temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, §

183).

66. Hükümlü veya tutuklular, Anayasa'nın 19. maddesi

kapsamında hukuka uygun olarak "bir

mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutma" şeklinde

değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı dışında (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711,

23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan

temel hak ve hürriyetlerin tamamına genel olarak sahiptirler (Aynı yönde benzer

bir karar için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No:

74025/01, 6/10/2005, § 69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz

sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip oldukları haklar sınırlanabilir (Turan

Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, §

35).

67. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan

gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek

yukarıda belirtilen makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesinde

objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna

edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra,

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve

mahkûmiyet sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§

98 ve 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

68. Somut olayda, “Türkiye

Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) veya “Üçüncü Yol” olarak

adlandırılan terör örgütü üyesi hükümlü olan başvurucuya gönderilen başvuruya

konu mektup, H.Y. tarafından İsveç’ten gönderilmiştir.

69. 1988 yılında adını “Direniş

Hareketi” olarak değiştiren THKP-C/Üçüncü Yol örgütü ile bağlantısı

başvuru dosyasına yansıyan H.Y., bir grup tarafından çıkarılan “Odak” isimli bir dergide hâlen başvurucu

ile birlikte yazarlık yapmaktadır.

70. Odak dergisinin internet sitesinde, başvuruya konu

olayların haber yapıldığı, haberde başvurucuya H.Y. tarafından gönderilen

mektupların sürekli engellendiğinden bahsedildiği, mektupların genel olarak “Eğitim ve Dayanışma Hareketi” çerçevesinde

yazıldığının ifade edildiği anlaşılmaktadır. “Eğitim

ve Dayanışma Hareketi” Odak dergisinin öncülüğünde yürütülen bir

kampanya olup Dergi, bu hareketi “ bir

devrimci-yenilenme hareketidir. Dayanışma ve Eğitim Hareketi geleneksel soldan

bağımsızlaşarak yeni tarzda bir bilinçlenme, örgütlenme ve mücadele geliştirme

hareketidir. Dayanışma ve Eğitim

Hareketi bir direniş hareketidir” şeklinde tanımlamaktadır. Ayrıca

bahsedilen internet sitesinde başvurucunun “Direniş

Hareketi” örgütü adına ortak bildirilere katıldığı da tespit

edilebilmektedir.

71. Başvuruya konu mektup, genel olarak siyasi-ideolojik

olarak yazılmış bir mektup olup 9 sayfadan oluşmaktadır. Mektubun zaman zaman

güncel olayları da anlattığı, bu olaylarla ilgili yazarın eleştirilerini ve

sonucunda tavsiye olarak nitelendirilen yönlendirmelerini barındırdığı

görülmektedir. H.Y. mektupta, mütemadiyen kendisinin ve başvurucunun da içinde

bulunduğu bir topluluktan bahsetmekte ve

“biz” kavramına vurgu yapmaktadır. Bu topluluk dışından biri

tarafından okunması hâlinde rahatlıkla anlaşılamayacak şekilde kapalı bir dil

kullanan yazar, bu topluluk içinde adını zikrettiği bazı isimler ve gönderme

yaptığı bazı olaylarla ilgili gelişmeleri ve öngörülerini başvurucuyla

paylaşmakta, topluluğun “çalışmalarından”

ve “kararlarından”

bahsetmektedir.

72. “Direniş hakkındaki değerlendirmeni

heyecanla okudum.”, “Gezi sürecinde biz de gayret ettik ama hala hissedilir bir

başarı sağlayamadık. … Hissedilir başarı sağlayamamamızın temel sebebi bizim

özgün bir örgütlenme gibi davranamayışımız. Yani değerlendirmelerimizi ve

kararlarımızı pratikleştirmeyi başaramayışımız.”, “Eğitim ve Dayanışma Hareketi

geliştirme yolundaki çabalarımız üst üste başarısızlığa uğradı. … Türkiye’deki

çalışmalara yoğunlaştık. … Aslında Paris’te olağanımız var, çünkü Paris’te

bizimkiler Atılımcılardan sonra en etkili sol çevre.”, “… çevremiz bizimle

birlikte. İçimizde yozlaşma yok.”, “… Kadro, eğer bulunduğu yerde örgüt yoksa

örgüt kurar. Arkadaşlarımız kadro tanımına uymuyorlar, çünkü gelişmeleri

yazılardaki özgün çizgimiz doğrultusunda yorumlayıp görevler çıkarmak ve o

görevleri yerine getirmek yerine … geleneksel sol ne yapıyorsa onlara bakıp

davranmak eğilimindeler. … Belki de temel hata bendedir. Bu yüzden bir ara

koordinatörün değişmesi için düşündüm ve önerdim. …benden daha az masraflısını

ve benden daha ısrarcısını zor bulurlar.”, “Hareket ile temas kurmak kadronun

sorumluluğundadır.”, “Kapital okumaları Ankara’nın katılımı olmaksızın

yürüyor.”, “Ankara Eskişehir operasyonunun ardından …”, “B.’nin

sözünü ettiğin mektubu… Tut ki ona karşı hatalı davranmışız. Örgütlü çalışmadan

yana olan bir insan bunu yıkıcılığa götürmezdi.”, “EHP grubu da kapital okuma

çalışması yapmıştı. D. konuşmuş onlarla. Onlar da birlikte yapmayı

önermişler.”, “Üçüncü gelişme de SDP ileydi. U. Gezide içeri girmeden önce

çalışmayı ona önerdiğimizde kabul etmişti.”, “Kapital çalışmasının nasıl

yürümesi gerektiğine benim yazdığım tasarıyı … daha uygun buluyorum.”, “Bir

konu da kitap satışı. … Polisin el koydukları elimizde kaldı.”, “Cezaevinde

yatan arkadaşlar dâhil herkes kitabın yayılması ve tartışılması sürecine

katılmalıdır. Bunun yolları neler olabilir düşünelim ve harekete geçelim.”,

“Eylemli tanıtımlar da düşünülmelidir.”, “Hareketimizin bu anlamda kadınlaşması

lazım”, “Direnişin diyalogcu yanını ve sola örnek oluşturma potansiyelini

mektubunda güzel ifade etmişsin” ifadeleri ve

benzer başkaca ifadelerden oluşan mektupta başvurucu ve yazarın dâhil olduğu

topluluğun iç ilişkileri ile topluluk dışında kalanlarla olan dış

ilişkilerindeki gelişmelere ve topluluğun amacına ulaşabilmesi için yapılması

gerekenlere ayrıntılı olarak değinilmektedir.

73. Başvurucu, Anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalışmak

suçu nedeniyle mahkum edilmiş THKP-C adlı terör

örgütünün yasa dışı eylemlerine katılmış bir hükümlüdür. Başvurucuya İsveç’ten

mektup gönderen H.Y.nin ise aynı örgütün devamı

niteliğindeki THKP-C/Üçüncü Yol adlı örgüt ile irtibatı bulunduğu dosyadaki

mevcut evrakların tetkikinden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu iki şahıs

arasındaki mektuplaşmada geçen “çalışmalar”

yapan ve “kararlar” alan

topluluğun; eski adıyla “THKP-C/Üçüncü Yol”

yeni adıyla “Direniş Hareketi”

örgütü olabileceği ihtimali doğrultusunda İnfaz Kurumunca mektup anlatımının

yasa dışı örgütsel haberleşme niteliğinde olduğu değerlendirilerek mektubun alıkonulması

şeklinde İnfaz Kurumunun tedbir alması makul görülmüştür.

74. Buna göre başvurucunun haberleşme özgürlüğüne yönelik

kısıtlamanın, Anayasa’nın 22. maddesi anlamında demokratik toplumda kamu

düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli olan demokratik

toplum düzenin gereklerine aykırı olduğu düşünülemez. Bununla birlikte,

mektubun tamamıyla yukarıda (§ 72) yer verilen anlatıma benzer nitelikteki

ifadelerden oluştuğu dikkate alındığında bu ifadelerin okunamaz hâle getirilerek

mektubun hükümlüye verilmesinin bir anlamı olmayacağından söz konusu

kısıtlamanın ölçülülük ilkesine de aykırı olduğu söylenemez.

75. Açıklanan nedenlerle, söz konusu mektup yönünden

getirilen kısıtlamanın bir ihlal içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1. Adil yargılanma ve etkili başvuru yolu hakkının ihlaline ilişkin

şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün

ihlaline ilişkin şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme

özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

B. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan

yargılama giderlerinin tahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olacağı

anlaşılmakla, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun, yargılama

giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

C. Kararın birer örneğinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya, Adalet Bakanlığına ve Kırıkkale İnfaz

Hâkimliğine gönderilmesine,

8/9/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Murat KARAYEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9089, 8 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan
  13. Paksüt
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9089
Tarih
8 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • M. E. Başvurusu (B. No: 2013/2661)
  • Elvan Kartal Başvurusu (B. No: 2013/6573)
  • Ayhan Dağ Başvurusu (B. No: 2013/1546)
  • Şafak Pınar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6945)
  • Nehir Eğitim Rehabilitasyon Merkezi Taşımacılık İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3779)
  • Yıldıray Özbey ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18932)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.