İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şafak Pınar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6945)

1. Başvuru, dağcılık kampında meydana gelen ölüm olayının

Başvuru No2013/6945Tarih16 Eylül 2015Okuma21 dk · 4.171 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şafak Pınar Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
16 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/6945
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.171 kelime·21 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, dağcılık kampında meydana gelen ölüm olayının

etkili şekilde soruşturulmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 13/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış, başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/1/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 13/3/2014 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurun

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 13/3/2014 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/5/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı 3/6/2014 tarihinde

beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu soruşturma dosyası

içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular Şafak ve Tayyar Pınar’ın oğlu, diğer

başvurucu Burcu Çağlar Pınar’ın ise kardeşi olan 3/4/1981 doğumlu O. P., mezunu

olduğu Üniversitenin Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksek Okulunun eğitim

faaliyetleri kapsamında Çamlıhemşin ilçesi, Verçenik

Dağı eteklerinde ve 26/7/2011-3/8/2011 tarihleri arasında organize ettiği

dağcılık kampına, anılan okul ve görevlilerinin izni veya onayı olmaksızın

dâhil olmuştur.

9. Dağcılık faaliyetlerinin devam ettiği 28/7/2011 tarihinde

grubun toplu olarak yürüyüş faaliyeti yaptığı sırada O. P. ile bir grup

arkadaşı, ana gruptan ayrılarak bölgede bulunan bir su kaynağının olduğu alana

doğru hareket etmişlerdir.

10. O. P., arkadaşlarıyla bu bölgeye vardığında yüksek bir

alandan düşen kaya parçalarının altında kalarak yaşamını yitirmiştir.

11. Kampta bulunan iki öğrencinin, yakınlarda bulunan bir

köye giderek telefonla haber vermesi neticesinde olay yetkili mercilere

bildirilmiştir.

12. Olay yerinin konumu ve ulaşım imkânlarının kısıtlı olması

nedeniyle öncelikle Erzurum ilinde bulunan ambulans helikopterin olay yerine

intikal etmesi istenmiş ancak hava muhalefeti nedeniyle bu mümkün olamayınca

gönüllü arama-kurtarma (AKUT) timlerine haber verilmiştir.

13. Durumdan hemen haberdar edilen Çamlıhemşin Cumhuriyet

Savcısı, olay yerine ancak saatler sonra gece yarısı ulaşılabileceğinin ve olay

mahallinde keşif yapılmasının teknik imkânlar bakımından mümkün olmayacağının

kendisine bildirilmesi üzerine kolluğa, olay yerinde bulunan delillerin

muhafaza altına alınması ile ölenin, ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmak

üzere ilçe morguna getirilmesi talimatını vermiştir.

14. O. P.ye ait ceset, olay yerine ancak saat 18.00-19.00

sıralarında ulaşabilen AKUT ekipleri ve diğer görevliler tarafından Çamlıhemşin

ilçe morguna götürülmüştür.

15. Cumhuriyet Savcısı; adli doktor ile birlikte ceset

üzerinde ölü muayene işlemi yapmış, adli doktorun cesedin muhtemel ölüm

sebebinin düşmeye bağlı künt travma sonucu kafatası

bütünlüğünün bozulmasına bağlı beyin harabiyeti ile

kaburga kırığına bağlı solunum yetmezliği olabileceğini ancak olay yerinin adli

açıdan incelenmemesi nedeniyle kesin ölüm sebebinin ölü muayenesiyle tespitinin

mümkün olmadığını, bu nedenle klasik otopsi işlemi yapılması gerektiğini

bildirmesi üzerine cesedi, klasik otopsi işlemi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu

Trabzon Grup Başkanlığına göndermiştir.

16. Anılan Kurumun 22/8/2011 tarihli raporunda “…Kişinin ölümünün genel beden travmasından gelişen multipl kot kırıklarıyla mütefarik

iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu meydana

gelmiş olduğunu, kişiye ait örnekler üzerinde yapılan analizlerde, kanda 82 ng/mL (seksenikinanogram/mililitre)

‘esrar’ etken maddesi ‘Tetrahidrocannabinol’ THC

bulunduğunu, ayrıca idrarda da aynı etken maddeye rastlandığı” bildirilmiştir.

17. Başvurucular, soruşturma dosyasına ibraz ettikleri

4/8/2011 tarihli dilekçe ile ölümden sorumlu olan kişiler hakkında şikâyetçi

olduklarını beyan etmişlerdir.

18. Çamlıhemşin Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet

Başsavcılığı), 13/10/2011 tarihli ve K.2001/102 sayılı kararında “…Müteveffanın ölümü ile sonuçlanan olayın meydana

gelmesinde, herhangi bir kusur veya kast atfedilebilecek bir kişinin

bulunmadığı ve kazanın olay yerindeki doğa koşullarının tabii sonucu olarak

meydana geldiği” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir.

19. Anılan karara başvurucuların itirazları, Trabzon 2. Ağır

Ceza Mahkemesinin 19/12/2011 tarihli ve K.2011/486 Değişik İş sayılı kararı ile

“ … Olayın üniversiteye bağlı bir eğitim

kurumunca düzenlenen dağcılık kampı ve faaliyetleri sırasında meydana gelmiş

olması, maktul Onur Pınar’ın kampı düzenleyen okulun öğrencisi olmamasına rağmen

kamp yetkilisinin bilgisi dâhilinde orada bulunuşu dikkate alındığında, söz

konusu kampın durumunun tespiti, yani kurumca düzenlenip düzenlenmediği,

yetkili ve sorumlu kişilerin kimler olduğu, okul öğrencisi olmayan kimselerin

kampa kabul edilmelerinin mümkün olup olmadığı, kamp sorumlularının olayda

herhangi bir ihmali davranışlarının bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp,

olayın meydana gelişinde herhangi bir kimsenin kusuru olup olmadığı hakkında

gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak, sonucuna göre bir karar vermesi

gerekirken, ölümle sonuçlanan böyle bir olay hakkında son derece yüzeysel bir

araştırma ile yetinildiği” gerekçesine istinaden kabul edilmiş ve

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan kaldırılmasına; soruşturma

dosyasının, karar gerekçesinde belirtilen ve bunlar dışında uygun görülecek

hususlar araştırıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmek üzere Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir.

20. Bu karar üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmaya

konu dağcılık faaliyetlerinin sorumluları olduğunu tespit ettiği bir öğretim

üyesi ile bir öğretim görevlisi hakkında soruşturmaya devam etmiş, 14/2/2012

tarihli ve K.2012/2 sayılı kararıyla “…Olayın

öğretim elemanlarının ‘görevleri sırasında’ meydana geldiği, bu kişiler

hakkında yapılacak soruşturmanın ise, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53.

maddesi kapsamında izne bağlı olduğu” gerekçesine istinaden

görevsizliğine ve dosyanın soruşturma yapılmak üzere Üniversite Rektörlüğüne

gönderilmesine karar vermiştir.

21. Üniversite Rektörlüğünce oluşturulan Soruşturma Kurulu

tarafından olayla ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu hazırlanan raporlarda

“ …Sorumlu öğretim üyelerinin görev ve yetki

kullanımında ‘kusurlu davranmak’ fiilini işledikleri sonucuna varıldığı, söz

konusu öğretim üyelerinin Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve

Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin 5. maddesinin (a) fıkrası uyarınca ‘uyarma

cezası’ ile cezalandırılmalarına, vefat eden O.P.’nin

arkadaşı E.A. ile birlikte üniversitenin mezun öğrencilerinden olup, kurumca

alınan kafile onayında isimleri olmamasına rağmen kafileyi takip ederek,

sorumluların istememelerine rağmen yakınlarına kamp kurup onları zor durumda

bıraktıkları göz önüne alındığında, verilen disiplin cezasının yeterli olduğu

sonucuna varılarak, ayrıca Türk Ceza Kanunu’na göre yargılanmamalarının yerinde

olacağı kanısına varıldığı” şeklinde görüş belirtilmiştir.

22. Soruşturma Kurulu, 6/3/2013 tarihli ve K.2013/4 sayılı

kararıyla şüpheli öğretim görevlileri hakkında “men-i muhakeme” kararı

vermiştir.

23. Başvurucuların bu karara itirazları, Danıştay Birinci

Dairesinin (Daire) 23/5/2013 tarihli ve E.2013/642, K.2013/712 sayılı kararıyla

“…Dosyadaki bilgi ve belgelere göre mevcut

delillerin, atılı suçlardan dolayı şüpheliler hakkında kamu davasını açılmasını

gerektirecek nitelikte olmadığının anlaşıldığı” gerekçesine

istinaden reddedilmiş ve “men-i muhakeme” kararı onanmıştır.

24. Anılan nihai karar, başvurucular vekiline 5/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular 13/9/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

25. Başvurucular, bireysel başvuruda bulunduktan sonra

1/10/2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek Cumhuriyet

Savcısı tarafından yürütülen ve görevsizlik kararı verilen soruşturmanın

yeniden yürütülmesi ile söz konusu Üniversite görevlileri ve kamp sorumluları

hakkında “taksirle öldürme ve görevi kötüye kullanma” suçlarından kamu davası

açılması talebinde bulunmuşlardır.

26. Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın şüphelileri ile bazı

tanıklarının bir kısmının ifadelerini ilk kez, geriye kalanlarını ise yeniden

almış ve 24/11/2014 tarihinde “…Şikâyete

konu olayla ilgili olarak daha önce yapılan soruşturmada görevsizlik kararı

verilerek, dosyanın üniversiteye gönderildiği ve üniversite tarafından verilen

kararın Danıştay incelemesinden geçerek kesinleştiği, bu nedenle suçlamaya dair

dilekçe hakkında 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesi uyarınca işlem yapılmasına

yer olmadığına” itirazı kabil olmak üzere karar vermiştir.

27. Başvurucuların bu karara itirazları, Rize Sulh Ceza

Hâkimliğinin 23/1/2015 tarihli ve 2015/24 Değişik İş sayılı kararıyla kesin

olarak reddedilmiştir.

B. İlgili Hukuk

28. 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun

53. maddesi şöyledir:

“Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile

yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim

elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet

Memurları Kanununa tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da

görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında

aşağıdaki hükümler uygulanır:

(1) İlk

soruşturma:

Yükseköğretim

Kurulu Başkanı için, kendisinin katılmadığı, Milli Eğitim Bakanının

başkanlığındaki bir toplantıda, Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil

edilecek en az üç kişilik bir kurulca, diğerleri için, Yükseköğretim Kurulu

Başkanınca veya diğer disiplin amirlerince doğrudan veya görevlendirecekleri

uygun sayıda soruşturmacı tarafından yapılır.

Öğretim

elemanlarından soruşturmacı tayin edilmesi halinde, bunların, hakkında

soruşturma yapılacak öğretim elemanının akademik unvanına veya daha üst

akademik unvana sahip olmaları şarttır.

(2) Son

soruşturmanın açılıp açılmamasına;

...

c)

Üniversite, fakülte, enstitü ve yüksekokul yönetim kurulu üyeleri, fakülte

dekanları ve dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ve

yardımcıları ile üniversite genel sekreterleri hakkında, rektörün başkanlığında

rektörce görevlendirilen rektör yardımcılarından oluşacak üç kişilik kurul,

d)

Öğretim elemanları, fakülte, enstitü ve yüksekokul sekreterleri hakkında

üniversite yönetim kurulu üyeleri arasından oluşturulacak üç kişilik kurul,

...

Karar

verir.

...

(4)

Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri

hakkında, Danıştayın 2 nci Dairesinde verilen lüzum-u muhakeme kararına

itiraz ile men-i muhakeme kararlarının kendiliğinden incelenmesi Danıştayın İdari İşler Kuruluna aittir. Diğer kurullarca

verilen lüzum-u muhakeme kararına ilgililerce yapılacak itiraz ile men-i

muhakeme kararları kendiliğinden Danıştay 2 nci Dairesince incelenerek karara bağlanır. Lüzum-u

muhakemesi kesinleşen Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu

Başkan ve üyelerinin yargılanması Yargıtay ilgili ceza dairesine, temyiz

incelemesi Ceza Genel Kuruluna, diğer görevlilerin yargılanmaları suçun

işlendiği yer adliye mahkemelerine aittir.

...

(7) İdeolojik amaçlarla Anayasada yer alan temel hak ve

hürriyetleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk,

sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen

Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadıyla işlenen suçlarla bunlara irtibatlı

suçlar, öğrenme ve öğretme hürriyetini doğrudan veya dolaylı olarak kısıtlayan,

kurumların sükûn, huzur ve çalışma düzenini bozan boykot, işgal, engelleme,

bunları teşvik ve tahrik, anarşik ve ideolojik olaylara ilişkin suçlar ile ağır

cezayı gerektiren suçüstü hallerinde, yukarıda yazılı usuller uygulanmaz; bu

hallerde kovuşturmayı Cumhuriyet savcısı doğrudan yapar.”

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Taksirle

bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.”

30. 5237 sayılı Kanun’un 257. maddesi şöyledir:

“(1)Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin

mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir

menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(2)Kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme

göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da

kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.”

31. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu

ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle

yükümlüdür.

Zarar

verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir

fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı

gidermekle yükümlüdür.”

32. 6098 sayılı Kanun’un 74. maddesi şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun

değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da,

hukuk hâkimini bağlamaz.”

33. 6/1/1982 tarihli ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları

ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim

üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde

eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının

yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen

reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 16/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 13/9/2013 tarihli ve 2013/6945 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucular; dağcılık sporcusu olmayan ve bu spor hakkında

herhangi bir eğitim almayan yakınlarının, öğrencisi olmadığı bir okulun

düzenlediği dağcılık kampına kabul edildiğini, sonrasında meydana gelen ve tüm

yönleriyle aydınlatılamayan kaza sonucu yaşamını yitirdiğini, Cumhuriyet

Başsavcılığınca olayda ihmali bulunan kişiler hakkında “taksirle öldürme”

suçundan soruşturmaya devam edilmesi gerekirken suçun niteliği ile soruşturma

yapmaya yetkili mercide yanılgıya düşülüp görevsizlik kararı verilmesi

suretiyle etkin bir soruşturma yapılmadığını ve bu karar üzerine dosyayı

inceleyen Soruşturma Kurulunca verilen karara itirazlarını inceleyen Dairenin,

gerekçeden yoksun bir şekilde bu kararı onadığını belirterek Anayasa’nın 36.

maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

kaldırılarak soruşturmanın yeniden yapılması talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Bu nedenle ceza soruşturmasında mağdur konumunda olan

başvurucuların şikâyetlerinin özünü teşkil eden yakınlarının ölümü ile ilgili

olarak yapılan soruşturmanın etkin yapılmadığı ve soruşturma sonucunda verilen

karara karşı yaptıkları itirazın gerekçeden yoksun bir şekilde reddedildiği

iddiaları, Anayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görülmüş ve değerlendirme bu

madde kapsamında yapılmıştır.

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

37. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, şikâyetlerin kabul

edilebilirliği açısından herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiş olup

öncelikli olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca AİHS’in 2. maddesinin ilk cümlesiyle devlete yalnızca

kasıtlı ve kanunsuz ölüme sebebiyet vermekten kaçınma zorunluluğu değil; aynı

zamanda egemenlik alanı içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumaya yönelik

gerekli tedbirleri alma zorunluluğu getirdiği, AİHS’in

2. maddesinin temel özellikleri uyarınca da bu iddiaların etkili bir şekilde

soruşturulması için usul yükümlülüğünü içerdiğinin görüleceği, soruşturmanın;

sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarına yol açabilecek

nitelikte etkili olması gerektiği, burada somut olayda varılan sonuçla değil,

bu sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülük söz konusu olup yetkililerin

somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün

makul önlemleri almalarının gerektiği ifade edilmiştir.

38. Bakanlık, yine AİHM kararlarına dayanılarak devletin

soruşturma açma yükümlülüğünün, başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir

ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği anlamına gelmediğini, buna

karşın ulusal mahkemelerin hiçbir şekilde hayatı tehlikeye atan suçları cezasız

bırakmaması gerektiğini belirtmiştir.

39. Bakanlık görüşünde, soruşturma kapsamında yapılan

işlemler tek tek sıralanmış ve O. P.nin kaza sonrası

ölümü ile ilgili olarak derhâl soruşturma başlatıldığı, ölü muayene ve olay

yeri incelemesinin yapıldığı, kesin ölüm sebebinin belirlendiği, olayın

tanıklarının dinlendiği, ölenin söz konusu kampa izinli olarak katılıp

katılmadığının araştırılması yönünde ilgili Üniversiteye yazı yazılarak kampa

katılan öğrencilerin isim listesinin gönderilmesinin istenildiği, ölümün

Üniversitenin dağcılık dersi faaliyetinde gerçekleşmesi ve şüphelilerin öğretim

üyesi olması nedeniyle Cumhuriyet savcılığı tarafından 2547 sayılı Kanun

uyarınca ilgililer için görevsizlik kararı verilerek dosyanın Üniversite

Rektörlüğüne gönderildiği, burada Soruşturmacı Kurul tarafından şüpheliler ile

tanıkların ifadelerinin alındığı ve şüpheliler hakkında müteveffanın ölümünde

herhangi bir kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle “men-i muhakeme” kararı

verildiği, bu karara karşı yapılan itirazın ise Danıştay tarafından kesin

olarak reddedildiği, ayrıca başvurucuların vekilleri aracılığıyla soruşturmaya

katılabildikleri ve verilen kararlara itiraz edebildikleri belirtilmiş;

Üniversitenin eğitim faaliyeti sorumluları hakkında disiplin yaptırımı

uygulandığı da hatırlatılmıştır.

40. Bakanlık görüşünde son olarak ölüm olayının, 2547 sayılı

Kanun kapsamında kalan bir görev suçu olduğuna ilişkin Cumhuriyet

Başsavcılığının değerlendirmesi ile soruşturmacı tarafından verilen kararın,

Devletin etkin soruşturma yükümlülüğünü ihlal edip etmediği yönünden

değerlendirilmesi gerektiği ve bu konudaki takdirin ise Anayasa Mahkemesine ait

olduğu ifade edilmiştir.

41. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı sundukları

cevaplarında, görüş yazısında yaşam hakkı kavramının açıklanarak şikâyetlerinin

bu hak kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiş olmasına rağmen O. P.nin ölümü ile sonuçlanan olayla ilgili olarak yapılan

soruşturmadaki eksikliklerden hiçbir surette bahsedilmediğini belirtmişlerdir.

2. Genel

İlkeler

42. Bütün diğer haklar için bir temel oluşturan yaşam hakkı,

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış ve bu maddede belirlenen

istisnalar dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemeyeceği

belirtilmiştir. Devletin yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğü öncelikle

kamu otoritelerinin yaşam hakkına müdahale etmemelerini yani maddede belirtilen

istisnalar dışında kişilerin ölümüne neden olmamalarını gerektirir. Bu,

devletin yaşam hakkından kaynaklanan negatif ödevidir. İkinci olarak yaşam

hakkına saygı, devletin üçüncü kişilerden gelecek tehlikelere karşı bireylerin

hayatını korumasını gerektirir. Bir kimsenin hayatına yönelik çok özel ve ciddi

bir tehdidin varlığı kanıtlanmışsa devletin bu tehdide karşı bireyin hayatını

korumak için makul tedbirleri alması gerekir. Bu, yaşam hakkından kaynaklanan

devletin pozitif yükümlülüğüdür. Bir ölüm meydana gelmişse devletin, pozitif

yükümlülüğü kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit

ederek cezalandırma ödevi de vardır. Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde

yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine

gerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenle devletin bu madde

kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini, soruşturma

yükümlülüğü oluşturmaktadır (Salih Akkuş,

B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

43. Bireyin, bir devlet görevlisi ya da özel bir kişi

tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde

bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi,“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı

5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir

soruşturmanın yapılmasını gerektirir (Salih

Akkuş, § 30).

44. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararlarında sıklıkla

belirtildiği üzere yaşam hakkı kapsamında yürütülen ceza soruşturmalarının

amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir

sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer

yandan burada yer verilen değerlendirmeler; hiçbir şekilde Anayasa’nın 17.

maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya

da cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir

ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 56).

45. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise

“etkili bir yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59,

benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Vo/Fransa

[BD], B. No: 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya,

B. No: 32967/96, 17/1/2002, § 51).

46. Bu şekildeki bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen ceza

soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamına

gelmemektedir. Ancak ilke olarak örneğin tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler

konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek

olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Nail

Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

47. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı

kapsamında yapılacak olan soruşturmaların veya açılacak davaların makul

derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,

10/12/2014, § 96). Yürütülecek ceza

soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi

pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının

kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ek olarak her olayda, ölen kişinin

yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde

katılmaları sağlanmalıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

3. İlkelerin Başvuruya Uygulanması

48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişinin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvuru konusu olayda başvurucular, ölen kişinin sırasıyla

anne, baba ve kardeşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 41).

49. Somut olayda başvurucular; yakınları olan ölenin,

eğitimini almadığı ve profesyonel olmadığı bir spor faaliyetine katılmasına

izin verildiğini ve bu faaliyet sırasında alınması gerekli güvenlik

tedbirlerinin alınmaması sonucu meydana gelen kazada yaşamını yitirdiğini,

ölümden sorumlu olan kişiler hakkında yapılan soruşturmanın ise etkili bir

şekilde yürütülmeyip sonucunda verilen kararı onayan Dairenin de gerekçeden

yoksun bir şekilde karar verdiğini ileri sürmüşlerdir.

50. Etkili soruşturma yapma kapsamında, yürütülen ve

kesinleşmiş olan soruşturma işlemleri nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilip

edilmediği hususunda Anayasa Mahkemesi tarafından bir karar verilmesine engel

bulunmamakla birlikte bunun için öncelikle ihlale neden olduğu ileri sürülen

eylem veya ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal yolların tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilip tüketilmediğinin tespiti gerekir.

51. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım

gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemişse “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmeyeceği, mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olmasının yeterli olabileceği (bkz. § 45) belirtilmişti.

Anayasa Mahkemesinin kararlarında da sıklıkla belirttiği üzere ceza kanunları

uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere karşı da husumetin yöneltileceği

kişiye bağlı olarak 2577 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Kanun’un (bkz. §§ 31-33)

hükümleri uyarınca kusura hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak idareye veya

kişilere yönelik idare ve hukuk mahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin

yolları düzenlenmiştir (Bilal Turan ve

diğerleri, B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 65).

52. Dolayısıyla başvuru konusu

olayda müteveffanın ölümünün ne şekilde gerçekleştiğinin ve özellikle yaşam

hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilip verilmediğinin ortaya konularak

yukarıda belirtilen ilkeler ışığında ve somut başvuruya konu olayın kendine

özgü koşulları da dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında, olay hakkındaki

olası sorumluların tespiti adına etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi

zorunluluğunun bulunup bulunmadığına ilişkin bir değerlendirmenin yapılması

gerekmektedir.

53. Buna göre yapılan incelemede, öncelikle başvurucuların

yakınlarının ölümüne kasten sebebiyet verildiğini gösteren herhangi bir bulguya

rastlanılmadığı ve olayın meydana geldiği koşullar bu anlamda herhangi bir

şüphe uyandırmadığı gibi başvurucuların bu yönde bir iddialarının da bulunmadığı

anlaşılmıştır. Başvurucular, olayda “taksir” seviyesinde kusurları bulunduğunu

düşündükleri kişilerin yargılanıp cezalandırılmalarını talep etmişler, ölümün

bir üçüncü kişinin kasıtlı eylemi nedeniyle meydana geldiğini ise ileri

sürmemişlerdir.

54. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verildiği

belirlenemeyip bu yönde bir iddia da ileri sürülmediğine göre somut olayda

mutlaka bir ceza soruşturması yürütülmesinin gerekip gerekmediği

değerlendirilmeye açık olmaktadır.

55. Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle

başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki

sorumluluk, ceza hukuku alanında “suç” olarak adlandırılan insan davranışına

göre daha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamakta olup bir eylemin

suç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız

fiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemesi, ceza hukuku alanında “taksire”

dayalı sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen kasten veya taksirle

başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha

fazla olması, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki

sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulanması,

hukuki sorumluluk alanında aynı maddi olay ve olgular çerçevesinde daha düşük

bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabilmesi ve

hukuk sistemimizde ceza yargılamasında şahsi hak iddiasında bulunma imkânı

ortadan kaldırılırken hukuki sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl

gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu dikkate alındığında

hukuki tazmin yolunun, özellikle somut başvuruya konu olayın kendine özgü

koşulları açısından başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru

yolu olduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, §§ 44 vd.; Mesut Özbezen,

B. No: 2013/8175, 15/4/2014, §§ 40 vd.).

56. Başvurucuların katıldıkları ceza soruşturmasına ilişkin

süreç incelendiğinde ise başvurucuların resmî bir başvuru yapması

beklenmeksizin yetkililerce resen harekete geçilip soruşturmanın derhâl

başlatıldığı, bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından ölü muayene ile otopsi

işlemlerinin yapıldığı, sonrasında otopsi raporlarının alındığı, ölüm sebebinin

kesin olarak saptandığı, ilgili Üniversiteye yazı yazılarak ölenin söz konusu

kampa izin alarak katılıp katılmadığının araştırıldığı, olayın tanıklarının

dinlendiği, olay sırasında görevli olan üniversite öğretim görevlilerinin kusur

derecelerinin tartışılıp buna göre haklarında ceza yargılaması yapılmasına

gerek olup olmadığının değerlendirildiği ve buna göre mevcut delillerin atılı

suçlardan dolayı şüpheliler hakkında kamu davasını açılmasını gerektirecek

nitelikte olmadığına kanaat getirildiği, başvurucuların bu karara itiraz

edebildikleri, öncesinde de taleplerini içerir dilekçe vererek meşru

menfaatlerini koruyabilecek nitelikte soruşturma sürecine dâhil olabildikleri

görülmektedir. Anılan süreç dikkate alındığında yürütülen soruşturmanın,

derinliği ve ciddiyetine etki edecek nitelikte yetersiz olduğunu ortaya koyacak

bir eksiklik veya soruşturmayı yürüten yetkililere yüklenilebilecek bir ihmal

saptanmamıştır. Ayrıca soruşturmada makul derecede ivedilik ve özen şartının

yerine getirilmediği de söylenemez.

57. Hâl böyle iken başvurucular sadece, Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturmaya şikâyetçi sıfatıyla katılıp bu

soruşturma süreci sonucunda verilen karara itiraz etmişler ancak ölümle

sonuçlanan olayda taksir seviyesinde sorumlulukları olduğunu düşündükleri

kişiler aleyhine hukuki tazmin yolunu kullanmayı değerlendirmemişlerdir.

58. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

59. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

60. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

61. Diğer taraftan etkili bir başvurudan söz edebilmek için

başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun

uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü

ele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun; bir hak ihlali

iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak

ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim (tazminat)

sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine vuku bulmuş

bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesinin yanı sıra

sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usule ilişkin

güvencelerin sağlanması gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28, benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ramirez Sanchez/Fransa,

B. No: 59450/2000, 4/7/2006, §§ 157, 160; Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 95).

62. Bireysel başvuru dosyası ve eklerinde, başvurucuların

somut başvuruya konu olayın kendine özgü koşulları açısından başarı şansı

sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olan hukuki tazmin

yoluna müracaat ettiklerine ilişkin herhangi bir bilgi ve belge

bulunmamaktadır. Başvurucuların, sadece resen başlatılan ceza soruşturması

sürecine katılıp hukuki tazmin olanağını ise değerlendirmedikleri dikkate

alındığında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm

başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.

63. Açıklanan nedenlerle, yargısal başvuru yollarının tamamı

bireysel başvuru yapılmadan önce usulüne uygun şekilde tüketilmeden temel hak

ihlali iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama

giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına,

16/9/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alpaslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Nahit GEZGİN Başvurucular : 1. Şafak PINAR 2. Tayyar PINAR 3. Burcu Çağlar PINAR Vekilleri : Av. Emre İNCULA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6945, 16 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Başvurunun
  15. B. Yargılama
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6945
Tarih
16 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Nehir Eğitim Rehabilitasyon Merkezi Taşımacılık İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3779)
  • Yıldıray Özbey ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18932)
  • Musa Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2351)
  • İbrahim Mete Başvurusu (B. No: 2013/2495)
  • Kasım Yıldızhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6241)
  • Hacı İnan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7932)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.