İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Musa Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2351)

1. Başvuru, hükümlü tarafından İnsan Hakları Derneği (İHD)

Başvuru No2013/2351Tarih16 Eylül 2015Okuma27 dk · 5.309 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Musa Kaya Başvurusu (2)

Karar tarihi
16 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/2351
R.G. Tarih- Sayı
10/11/2015-29528
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.309 kelime·27 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, hükümlü tarafından İnsan Hakları Derneği (İHD)

Genel Merkezine gönderilmek istenilen mektuba Ceza İnfaz Kurumunca el konulması

nedeniyle haberleşme ve ifade özgürlüklerinin, ayrımcılık yasağı, adil

yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 28/3/2013 tarihinde

Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/1/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

5. İkinci Bölümün 24/3/2014 tarihli

ara kararıyla adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir

6. Bölüm Başkanı tarafından 31/3/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

7. Başvuru dilekçesi ve eklerinin bir örneği 1/4/2014 tarihinde görüş için Bakanlığa gönderilmiştir.

Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 27/5/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

8. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

başvurucuya 5/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Başvurucu 16/6/2014 tarihinde bu görüşe karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

9. Başvuru dilekçesi ve ekleri ile başvuruya konu dosya

içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

10. Erzurum (kapatılan) 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.1994/645,

K.1997/42 sayılı kararı ile “devletin egemenliği altında bulunan topraklardan

bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak” suçunu işlediği gerekçesiyle

başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

11. Başvurucu, hapis cezasını çekmekte olduğu Kırıkkale F

Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunduğu

sırada İHD Genel Merkezi’ne faksla gönderilmek üzere bir mektup yazmış ve Ceza

İnfaz Kurumu idaresine teslim etmiştir.

12. Başvurucunun ibraz ettiği faks yazısı şöyledir:

"Merhaba,

Yaklaşık

iki yıldır bulunduğumuz cezaevinde kanunsuz bir uygulamaya maruz kalmaktayız.

Bilindiği gibi 5275 sayılı Kanun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına

çarptırılmış hükümlüler için 'kendisiyle aynı ünitede kalan hükümlülerle

birlikte sosyal etkinliklere çıkabileceği' hükmünü koymuştur. Bizler

ağırlaştırılmış değil, normal hapis cezalarına hükümlü olduğumuz halde cezaevi

idaresi Kanun’un ağırlaştırılmış müebbet hapis için öngördüğü uygulamayı bize

uygulamaktadır.

İki

yıla yakın bir süredir sohbet ve spor etkinliklerine sadece kendileriyle aynı

odada ve aynı blokta kaldığımız bir kaç arkadaşımızla çıkabiliyoruz. 24 saat

zaten aynı odada kaldığımız arkadaşlarımızla bir de birlikte sohbet salonuna

çıkarılıyoruz. Buna karşılık diğer bloklardaki arkadaşlarımızla sohbete

çıkarılmıyoruz.

Hiç bir

yasal temeli olmayan bu uygulamayı kaldırmayı kurum idaresiyle konuştuğumuzda

sadece ‘inisiyatifimizi negatif yönde kullanıyoruz'

cevabını almaktayız.

Dahası

bu uygulama ne adli mahkûmlara, ne de diğer sağ ve sol örgüt hükümlülerine

uygulanmamaktadır. Bizimle aynı ünitede kalan adli ve diğer sol - sağ örgüt

mensupları diğer bloklardaki arkadaşlarıyla birlikte sohbete çıkarılıyorken, bu

izolasyon sadece biz PKK davası hükümlülerine

uygulanmaktadır.

Bunun hem

yasadışı, hem de ayrımcı olduğu açıktır. Bu yasadışı izolasyonun

kaldırılması için destek ve girişimlerinizi bekliyoruz. Saygılarımızla.”

13. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunun 14/2/2013

tarihli ve 2013/110 sayılı kararı ile başvurucunun mektubunda "... kurum işleyişi

ile ilgili yalan yanlış iddialar öne sürdüğü, bu amaçla kamuoyunda kuruma dair

kötü bir imaj kazandırma ve kurumu hedef gösterme gayesi olduğu ..." gerekçesiyle

mektubun tamamının sakıncalı bulunarak alıcısına gönderilmemesine karar verilmiştir.

Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Hükümlü Musa Kaya tarafından İHD’ye

gönderilmek istenen …faks içeriğinde kurum işleyişi ile ilgili yalan yanlış

iddialar öne sürdüğü, bu amaçla kamuoyunda kuruma dair kötü bir imaj kazandırma

ve kurumu hedef gösterme gayesi olduğu anlaşıldığından faksın tamamının

sakıncalı bulunarak alıcısına gönderilmemesine…karar verilmiştir..”

14. Başvurucu, Disiplin Kurulunun anılan kararına karşı

Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyette bulunmuştur.

15. İnfaz Hâkimliği 7/3/2013 tarihli

ve E.2013/92, K.2013/157 sayılı kararı ile başvurucunun şikâyetini

reddetmiştir. Anılan kararın ilgili kısımları şöyledir:

“…faksın sakıncalı bulunarak gönderilmemesi

kararı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ve Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkındaki Tüzüğün 123. maddesine uygun olduğundan hükümlünün şikâyetinin

reddine...”

16. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı itiraz

yoluna başvurmuş; Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 19/3/2013

tarihli ve 2013/296 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar

verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Kırıkkale İnfaz Hâkimliğinin… sayılı kararının sonuç ve gerekçesi itibarı ile usul ve

yasaya uygun olduğu anlaşıldığından hükümlünün itirazının reddine karar vermek

gerekmiştir.”

17. Anılan karar başvurucuya 21/3/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 28/3/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 16/5/2011 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz

Hâkimliği Kanunu'nun 4. maddesi şöyledir:

“İnfaz hâkimliklerinin görevleri şunlardır:

1. Hükümlü ve

tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri,

yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri,

beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının

korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri,

çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve

karara bağlamak.

…"

20. 4675 sayılı Kanun'un 6. maddesi şöyledir:

"Şikayet başvurusu, 5 inci

maddede yazılı sürenin geçmesinden sonra veya infaz hâkimliğinin görev ve yetki

alanı dışında kalan bir işlem veya faaliyete karşı ya da başvuru hakkı olmayan

kimselerce yapılmışsa infaz hâkimi, başvuru dilekçesini esasa girmeden

reddeder; şikayet başvurusu başka bir yargı merciinin görevi içerisinde ise o

mercie gönderir.

Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın

dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar

vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma

yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu

ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. Disiplin

cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun

savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten

sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve

vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı

aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya

tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.

İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti yerinde görmezse reddine;

yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya

ertelenmesine karar verir.

İnfaz hâkimi, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü

Kanunu hükümlerine göre inceleme ve işlemlerini yürütür ve kararını verir.

İnfaz hâkiminin kararlarına karşı şikâyetçi veya ilgili

Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren bir hafta içinde Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre acele itiraz yoluna gidilebilir.

İtiraz, infaz hâkimliğinin kurulduğu yer ağır ceza

mahkemesine, ağır ceza mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde

(2) numaralı daireye yapılır. İnfaz hâkimi aynı zamanda bu mahkemenin üyesi

olduğu takdirde itirazla ilgili karara katılamaz."

21. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, bu maddede belirlenen

kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve

ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine

gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu

komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.

(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya

kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti

içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından

yazılmış ise gönderilmez.

(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya

savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi

değildir.”

22. 5275 sayılı Kanun’un 121. maddesine dayanılarak çıkarılan

6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 20/3/2006 tarihli ve 2006/10218

sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük’ün (Ceza İnfaz Tüzüğü/Tüzük) 91.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye

düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya

diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek

yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve

telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez.”

23. Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 122. maddesi şöyledir:

“(1) 91 inci maddeye göre mektup alma ve gönderme

hakkı kapsamında hükümlüler tarafından yazılan mektup, faks ve telgraflar,

zarfı kapatılmaksızın bu işle görevlendirilen ikinci müdür başkanlığında, idare

memuru ve yüksek okul mezunu iki infaz ve koruma

memuru tarafından oluşturulan mektup okuma komisyonuna iletilmek üzere güvenlik

ve gözetim servisi personeline verilir. Yapılan incelemeden sonra

gönderilmesinde sakınca görülmeyen mektuplar üzerine "görüldü" kaşesi

vurulur, zarf içerisine konularak kapatılır ve postaneye teslim edilir.

(2) Resmî makamlara veya savunması için

avukatına gönderilenler hakkında 91 inci maddenin dördüncü fıkrası hükmü

uygulanır.

(3) Hükümlülere gönderilen ve açılıp

incelendikten sonra verilmesinde sakınca olmadığı anlaşılan mektup, faks ve

telgraflar zarfları ile birlikte verilir.”

24. Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 123. maddesi şöyledir:

“(1) Mektup okuma komisyonunca, mahalline

gönderilmesi veya hükümlüye verilmesi sakıncalı görülen mektuplar, en geç yirmidört saat içinde disiplin kuruluna verilir. Mektubun

disiplin kurulu tarafından kısmen veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde,

mektup aslı çizilmeden veya yok edilmeden şikâyet ve itiraz süresinin sonuna

kadar muhafaza edilir. Mektubun kısmen sakıncalı görülmesi hâlinde, aslı

idarede tutularak fotokopisinde sakıncalı görülen kısımlar okunmayacak şekilde

çizilerek disiplin kurulu kararı ile birlikte ilgilisine tebliğ edilir.

Mektubun tamamının sakıncalı görülmesi hâlinde, sadece disiplin kurulu kararı

tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren infaz hâkimliğine başvuru için

gereken süre beklenir. Bu süre içinde infaz hâkimliğine başvurulmamış ise,

disiplin kurulu kararı yerine getirilir. İnfaz hâkimliğine başvurulmuş ise,

infaz hâkimliği kararının tebliğinden itibaren itiraz süresi beklenir. İnfaz

hâkimliği kararına itiraz edilmemiş ise bu karara göre, itiraz edilmiş ise

mahkemenin kararına göre işlem yapılır.

(2) Hükümlüye

yapılacak tebligatta, tebliğ tarihinden itibaren onbeş

gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet hakkının kullanılmaması veya infaz

hâkimliği kararına karşı tebliğ tarihinden itibaren bir hafta içinde ağır ceza

mahkemesine itiraz edilmemesi hâlinde, disiplin kurulu kararının kesinleşerek

mektubun sakıncalı görülen kısımlarının okunmayacak şekilde çizilerek

verileceği veya tamamı sakıncalı görülen mektubun verilmeyeceği bildirilir.

(3) Kısmen veya tamamen sakıncalı görülen

mektuplar, iç hukuk veya uluslararası hukuk yollarına başvuru yapılması

durumunda kullanılmak üzere idarece saklanır.”

25. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa

Cezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararları’nda

hükümlü ve tutukluların dış dünya ile ilişkilerine dair kısım şöyledir:'

“Dış Dünya ile İlişki

24.1. Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon

veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki

kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları

ziyaret etmelerine izin verilmelidir.

24. 2 Devam etmekte olan bir ceza soruşturması, emniyet,

güvenlik ve düzeninin muhafaza edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve suç

mağdurunun korunması için gerekli görülmesi halinde, haberleşme ve ziyaretlere

kısıtlamalar konabilir ve izlenebilir. Ancak adli bir merci tarafından konulan

özel kısıtlamalar da dahil olmak üzere, bu tür

kısıtlamalar yine de kabul edilebilir asgari bir iletişime izin vermelidir.

24.3. Ulusal hukuk, mahpuslarla iletişim kurması

kısıtlanamayacak olan ulusal ve uluslararası kuruluşları belirlemelidir,

24.4. Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile

ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve

geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.

24.5. Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim

sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara uygun

destek ve yardım sağlamalıdırlar.”

26. 5275 sayılı Kanun'un 9. maddesinin (1), (2) ve (3)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç

ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik

ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı

tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler

arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi

hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde

iyileştirme yöntemleri uygulanır.

(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar

ile süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu

örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza Kanununda yer alan;

a) İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78),

b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82),

c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan

(madde 188),

d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303,

304, 307, 308),

e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz edilir.

(3) Eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli hâlde bulunan ve

özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile

bulundukları kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar veya iyileştirme tedbir,

araç ve usullerine ısrarla karşı koyanlar bu kurumlara gönderilirler..."

27. Bakanlığın 17/6/2005 tarihli ve

25848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gözlem ve

Sınıflandırma Merkezleri Yönetmeliği'nin 6. maddesi şöyledir:

"Gözlem ve sınıflandırma merkezi, ağırlaştırılmış

müebbet hapis, müebbet hapis veya iki yıldan fazla süreli hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin kişisel özellikleri, bedensel, aklî

ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve

ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları,

hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz

kurumlarına ayrılmaları ve bunlara göre saptanacak infaz ve iyileştirme

rejiminin uygulanmasını; işledikleri suç tiplerine, gösterdikleri eğilimlere,

tutum ve davranışları nedeniyle sıkı gözetim ve denetim altında

bulundurulmaları gerekip gerekmediğine göre yüksek güvenlikli ceza infaz

kurumlarına veya normal güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya açık ceza infaz

kurumlarına gönderilmelerini sağlamakla görevli ve yetkilidir."

28. Bakanlığın 22/1/2007 tarihli ve

45/1 sayılı Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler

Hakkında Genelgesi'nin "Ortak

Etkinlikler" başlıklı üçüncü bölümünde aşağıdaki hususlar

düzenlenmiştir:

“(1) Hükümlü ve tutuklular işledikleri suçlara, kurumdaki

davranışlarına, ilgi ve yeteneklerine göre gruplandırılarak, güvenlik

bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde, kendileri için hazırlanmış iyileştirme

programları çerçevesinde eğitim, spor, meslek kazandırma ve çalışma ile diğer

sosyal ve kültürel faaliyetlere katılırlar. Bu faaliyetler yüksek güvenlikli

kurumlar ile diğer kurumların yüksek güvenlikli bölümlerinde on kişiyi

aşmayacak gruplar hâlinde yürütülür. Programların süresi ve katılacak hükümlü,

tutuklu sayısı her programın özelliği, güvenlik koşulları ve kurumun olanakları

dikkate alınarak idare ve gözlem kurulunca belirlenir. İyileştirme

programlarının amaca aykırı sonuçlar verdiği tespit edilen hükümlü ve

tutuklular yönünden bu uygulamaya son verilebilir veya gerekli değişiklikler yapılabilir.

…

(5) Psiko sosyal yardım servisi ve

eğitim servisi birlikte her hükümlü ve tutuklunun ilgi ve yeteneklerini de

dikkate alarak hangi programlara katılmasının uygun olacağına ilişkin bir rapor

hazırlar ve yedi gün içinde kurum müdürüne verir. Kurum müdürü, raporu idare ve

gözlem kuruluna sunarak, kişinin hangi programlara katılması gerektiğini karar

altına aldırır ve karar zorunlu bir neden olmadıkça, idare tarafından 3 gün

içinde uygulamaya konulur.

...

(13) Güvenlik bakımından tehlike yaratmadığı ölçüde, idare

ve gözlem kurulu tarafından belirlenen istekli hükümlü ve tutuklular, 10 kişiyi

aşmayacak gruplar hâlinde ve idarenin gözetiminde, açık görüş alanlarında veya

diğer ortak yerlerdeki sosyal faaliyetler çerçevesinde haftada toplam 10 saati

aşmamak üzere sohbet amacıyla bir araya getirilebilir. Bu faaliyet hafta

içerisinde açık görüş, avukat ve ziyaretçi görüşlerini aksatmayacak şekilde

yaptırılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

29. Mahkemenin 16/9/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 28/3/2013 tarihli ve 2013/2351 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, göndermek istediği

mektubun yalan yanlış ifadeler içermediğini, mektubunun gönderilmemesi

sonucunda haberleşme özgürlüğünün engellendiğini, bu nedenle Anayasa'nın 22. ve

26. maddelerinin ihlal edildiğini, faks yazısının Ceza İnfaz Kurumundaki

ayrımcı uygulamaya karşı İHD’den hukuki yardım

talebine ilişkin ifadeler içerdiğini, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin hukuki

yardım talebini engelleyerek ayrımcı ve ırkçı yaklaşımını sürdürmek istediğini,

bu uygulamanın Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiğini, şikâyet ve

itirazlarını inceleyen İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesinin, faks

yazısında geçen şikâyetlerin gerçekliğini araştırmadıklarını, bu kapsamda Ceza

İnfaz Kurumu psikososyal servisinin etkinlik

listeleri incelendiğinde iddialarının gerçekliğinin anlaşılacağını, buna

karşılık anılan mercilerin sadece Ceza İnfaz Kurumu idaresinin beyanlarını esas

alarak karar verdiğini, kendisinin ileri sürdüğü delilleri incelemediklerini,

hiçbir değerlendirme yapmadan karar verdiklerini, bu nedenle adil yargılanma ve

etkili başvuru haklarına riayet edilmediğini belirterek haberleşme ve ifade

özgürlüklerinin, ayrımcılık yasağı, adil yargılanma ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 4.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurulara ilişkin

incelemesi başvuru kapsamıyla sınırlı olduğundan başvurucu tarafından ileri

sürülmeyen herhangi bir hak ihlalinin resen incelenmesi mümkün değildir (Günay Ozal

ve diğerleri, B. No: 2013/1281, 16/5/2013,

§ 18). Başvurucu uyuşmazlığa konu mektubunda Cezaevinde sohbet hakkının

sınırlandırılmasından söz etmekte ise de başvuru formunda anılan hususa ilişkin

herhangi bir şikâyet ve iddia olmadığından başvurunun Anayasa’nın 17. maddesi

yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

32. Başvuru formu ve eklerinde başvurucu; haberleşme

hürriyeti, ifade hürriyeti ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş ise de bu iddiaların özü, söz konusu mektubun Cezaevi idaresince

alıkonulması nedeniyle haberleşme hürriyetinin kısıtlanması hususu ile

ilgilidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de haberleşme alanında

ifade özgürlüğünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesi

ile güvence altına alındığını hatırlatmaktadır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72…, 25/3/1983, §107; Fazıl

Ahmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02, 5/12/2006, § 33). Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı

değildir. Bu sebeple başvurucunun iddiaları haberleşme hürriyeti ile eşitlik

ilkesi kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası Yönünden

33. Başvurucu, sohbet ve spor

etkinliklerine sadece aynı odada ve blokta birlikte kaldığı kişilerle

katıldığını oysa diğer bloklarda bulunan hükümlülerle de görüşmek istediğini,

ayrımcılık yapılarak bu isteğinin engellendiğini; Ceza İnfaz Kurumu idaresinin,

mektubunu alıkoyması nedeniyle İHD’den hukuki yardım

talebini engelleyerek ayrımcı ve ırkçı yaklaşımını sürdürdüğünü; bu uygulamanın

Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

34. Anayasa'nın “Kanun

önünde eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi

inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun

önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

35. Başvurucunun Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının -bahsi geçen maddelerdeki

ifadeler dikkate alındığında- soyut olarak değerlendirilmesi mümkün

olmadığından mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 33).

36. Bununla birlikte bireysel başvuru incelemesinde

ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevinin olmaması, bu yasağın

genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir. Anayasal bir

hakkın ihlal edildiği iddiası tek başına incelendiğinde o hakkın ihlal

edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, o hakka ilişkin ayrımcı bir

uygulamanın incelenmesine engel değildir. Bu çerçevede ilgili temel hak ve

özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgili bir konuda sergilenen ayrımcı

tutumun Anayasa'nın 10. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılabilir (İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 48).

37. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin

tartışılabilmesi için kural olarak kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda,

ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının tespiti gerekir.

Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun; kendisiyle benzer

durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında

bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu farklılığın

meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık

temeline dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir. Somut olayda başvurucu, sohbet ve spor etkinliklerine sadece aynı

odada ve blokta birlikte kaldığı kişilerle katıldığını oysa diğer bloklarda

bulunan hükümlülerle de görüşmek istediğini, bunun ayrımcılık yapılarak

engellendiğini, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin mektubunu alıkoyması nedeniyle İHD’den hukuki yardım talebinin engellendiğini belirterek

ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürmüş; kendisine hangi temele dayalı olarak

ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi belirtilen

iddiasını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmadığı

anlaşılmış olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Haberleşme Hürriyetinin İhlali İddiası

Yönünden

38. Başvurucunun, İHD Genel Merkezine göndermek istediği

mektubun alıkonulmasına karar verilmesi işlemi nedeniyle anayasal haklarının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca

başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucu

ve Bakanlık Görüşleri

39. Başvurucu; göndermek istediği mektubun yalan yanlış

ifadeler içermediğini, İHD'nin bilgisine sunmak istediği

insan hakları ihlallerine ilişkin açıklamalar içerdiğini, başvurularını

inceleyen mahkemelerin hiçbir inceleme yapmadan karar verdiklerini, mektubun

alıkonulmasına karar verilmesinin haberleşme hürriyetini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

40. Bakanlık görüşünde, başvurucu tarafından gönderilmek

istenen mektup hakkında Cezaevi Disiplin Kurulu tarafından verilen karar

incelendiğinde mektup içeriğinden herhangi bir alıntıya yer verilmeden soyut

olarak mektubun tamamının sakıncalı kabul edildiğinin anlaşıldığı

belirtilmiştir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir. Ayrıca mektubunda, 5275 sayılı

Kanun’un 68. maddesinde öngörülen sınırlandırma sebeplerinden hiçbirinin

bulunmadığını, kurumun imajını zedelemenin haberleşmeyi engelleme gerekçesi

yapılması hâlinde Cezaevinden bir tek mektubun dahi gönderilemeyeceğini, keza

hiçbir mahkûmun Cezaevi hakkında olumlu bir mektup yazmayacağını ileri

sürmüştür.

b. Genel

İlkeler

42. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme

özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına

alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin, haberleşmesine saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra

içeriği ve biçimi ne olursa olsun haberleşmenin gizliliğini de güvence altına

almaktadır. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla

yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin

gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet Koray Eryaşa, B. No:

2013/6693, 16/4/2015, § 49).

43. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve

haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,

Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır.

Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla

haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Bununla birlikte

haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru birtakım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında ve Sözleşme’nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

sayılmıştır (Mehmet Koray Eryaşa, § 50).

44. Anayasa Mahkemesinin Ahmet

Temiz (B. No: 2013/1822, 20/5/2015 §§

28-34) kararında haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalelerin

değerlendirilmesine ilişkin temel ilkeler belirlenmiştir. Buna göre haberleşme

özgürlüğüne yapılan müdahale, öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin

yasal dayanağını oluşturan mevzuatın “ulaşılabilir”, yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği

sonuçlar açısından “öngörülebilir” olması gerekir. İkinci olarak söz konusu

sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalıdır. Bunun yanı sıra müdahale

demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır.

45. Dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen

müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var

olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

c. İlkelerin

Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin

Varlığı

46. Somut olayda Cezaevi Disiplin Kurulu kararıyla

başvurucunun İHD Genel Merkezi’ne göndermek istediği mektubun alıkonulmasına

karar verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlem ile kamu makamları tarafından

başvurucunun haberleşme özgürlüğüne bir müdahale yapılmıştır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup

Oluşturmadığı

47. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle

sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

Kanunilik

48. Somut olayda hükümlülerin cezaevinden yaptıkları

yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının dayanağını, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesi ile Ceza İnfaz Tüzüğü’nün 91., 122. ve

123. maddeleri oluşturmaktadır.

49. Anayasa Mahkemesinin Ahmet

Temiz (§§ 37-46) kararında haberleşme özgürlüğüne yapılan

müdahalelerin değerlendirilmesi kapsamında, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesi

ile anılan Tüzük maddeleri, müdahalenin kanuniliği yönünden incelenmiştir. Bu

kapsamda gerek 5275 sayılı Kanun gerekse anılan Tüzük, Resmî Gazete’de yayımlanmış olup bu mevzuatın erişilebilir

olduğuna kuşku yoktur. Anılan mevzuatta cezaevi disipliniyle ilgili hükümler,

cezaevinde hükümlülerin mektup, faks ve telgrafları gönderme ve alma hakkı,

buna getirilen kısıtlamalar ve izlenecek usuller yeterince açık ve

anlaşılabilir şekilde düzenlenmiştir. Hükümlünün mektubunun denetiminin, kısmen

veya tamamen sakıncalı görülmesi hâlinde başvurulacak tedbirler ile bu yöndeki

işlemlere karşı hükümlünün başvurabileceği dava yollarının da düzenlendiği, bu

hâliyle ilgili düzenlemenin yeterince açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir

olduğu ve “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

50. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

51. 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında “Kurumun asayiş ve

güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar

amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden

olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit

ve hakareti içeren mektup, faks ve telgrafların” hükümlüye

verilmeyeceği, hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmeyeceği düzenlenmiştir.

Burada

belirtilen sebeplerin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmış

olan kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi genel amacı çerçevesinde

cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasını hedeflediği söylenebilir (Ahmet Temiz, §§ 47-55).

52. Başvurucunun göndermek istediği mektubun alıkonulması,

Cezaevi Disiplin Kurulunun 14/2/2013 tarihli kararında

anılan mektupta kurum işleyişiyle ilgili yalan yanlış ifadeler bulunduğu,

kamuoyunda kurumun imajını zedeleme ve kurumu hedef gösterme gayesi olduğu

gerekçesine dayandırılmıştır.

53. Somut olayda müdahalenin meşru

amaçlara dayandığının ortaya konulabilmesi için başvurucunun mektubunun

alıkonulmasına gerekçe gösterilen mektupta kurum işleyişiyle ilgili yalan

yanlış ifadeler bulunduğu, kamuoyunda kurumun imajını zedeleme ve kurumu hedef

gösterme gayesi olduğu şeklindeki sebeplerin, 5275 sayılı Kanun’un 68.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında ve Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasında sayılan sınırlama sebepleriyle örtüşüp örtüşmediği sorusuna cevap

verilmelidir. Bununla birlikte bu sorunun müdahalenin gerekliliği ile

doğrudan ilişki içinde olması dolayısıyla burada incelenmesine yer olmadığı

kanaatine varılmıştır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

54. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda

zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan

kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını

içermektedir (Silver ve diğerleri /Birleşik

Krallık, § 97).

55. AİHM, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda zorunluluk teşkil etmesine ilişkin kriteri incelediği

kararlarda, öncelikle ceza infaz kurumlarında bulunan kimselerin yazışmalarının

belirli ölçüde kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet

vermeyeceğini, ceza infaz kurumunun olağan ve makul gereksinimleri dikkate

alınarak bir değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğunu belirtmiştir (Mehmet Nuri Özen/Türkiye, B. No: 15672/08…, 11/1/2011, § 51; Silver

ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 98).

56. AİHM, her somut olayda kamu makamlarının bu

değerlendirmeyi yaparken mektup gönderme ve almanın ceza infaz kurumlarında

bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünya ile bağlantısında en önemli

araçlardan biri olduğunu göz önünde bulundurması gereğini belirtmektedir (Campbell/Birleşik Krallık, B. No: 13590/88, 25/3/1992, § 45).

57. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu özgürlüğe ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

B. No: 2013/7054, 6/1/2015, §§ 57, 58).

58. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. "Demokratik toplum" ölçütü, Anayasa'nın

13. maddesi ile AİHS'in "demokratik toplum

düzeninin gerekleri" ölçütünün bulunduğu 8., 9.,

10. ve 11. maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla

demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde

yorumlanmalıdır (Fatih Taş, B.

No: 2013/1461, 12/11/2014, § 92).

59. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları

uyarınca "Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel

hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak

koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve

ancak yasayla sınırlandırılabilirler." (AYM, E.2006/142,

K.2008/148, 24/9/2008). Başka bir ifadeyle yapılan

sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak kullanılmasını durduruyor veya

aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hâle getiriyorsa veya ölçülülük

ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa

demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (AYM, E.2009/59, K.2011/69, 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, 17/4/2008; Fatih Taş, § 93).

60. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Ahmet Temiz, § 64).

61. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183).

62. Hükümlü veya tutuklular (mahkûmlar), Anayasa'nın 19.

maddesi kapsamında hukuka uygun olarak "bir mahkûmiyet kararına bağlı

olarak tutma" şeklinde değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkı dışında (İbrahim Uysal, B.

No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına

genel olarak sahiptir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §

69). Bununla birlikte cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun

önlenmesi ve disiplinin temini gibi cezaevinde güvenliğin sağlanmasına yönelik

kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda sahip oldukları haklar

sınırlanabilir (Turan Günana,

B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35).

63. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan

gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek

yukarıda belirtilen nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesinde

objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna

edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle desteklenmesi gerekmektedir

(Campbell/Birleşik Krallık, § 48). Bunun yanı sıra

yapılacak değerlendirmede hükümlüler hakkında uygulanan infaz rejiminin ve mahkûmiyet

sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, §§ 98, 102; Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

64. Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idari mercilerin ve

derece mahkemelerinin, kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme

özgürlüğünün kısıtlanması bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve

“ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunu inandırıcı bir

şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ahmet

Temiz, § 68).

65. Somut olayda başvurucunun, İHD Genel Merkezi’ne göndermek

istediği mektubunda sohbet ve spor etkinliklerine sadece aynı odada ve blokta

birlikte kaldığı kişilerle katıldığını oysa diğer bloklarda bulunan

arkadaşlarıyla da görüşmek istediğini belirttiği görülmektedir.

66. Cezaevi Disiplin Kurulunun 14/2/2013

tarihli kararı ile başvurucunun mektubunun kurum işleyişiyle ilgili yalan

yanlış ifadeler içerdiği, kamuoyunda kurumun imajını zedelemeyi ve kurumu hedef

göstermeyi amaçladığı gerekçesiyle alıkonulmasına karar verilmiştir. Ancak

başvurucunun mektubunda, Cezaevinde kendisine ayrımcılık yapıldığı iddialarını

kamuoyunun bilgisine sunmak istediği ve söz konusu mektubun muhatabının, derneklerle

ilgili mevzuata uygun olarak kurulmuş, insan hakları alanında faaliyet gösteren

bir dernek olduğu hatırda tutulmalıdır. Mektup gönderme ve almanın ceza infaz

kurumlarında bulunan hükümlülerin ve tutukluların dış dünyayla bağlantısında en

önemli araçlardan biri olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak cezaevi

yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahkûmlara

yardım etmeli ve bunun için onlara uygun desteği sunmalıdır. Başvurucunun ileri

sürdüğü iddiaların gerçeğe uygun olmadığı değerlendirilse bile Ceza İnfaz

Kurumu idaresinin bu iddiaların insan hakları alanında faaliyet gösteren sivil

organizasyonlara ve kamu makamlarına ulaştırılmasını engellemesi kabul

edilemez.

67. Bunun yanı sıra Cezaevi idaresi ve Derece Mahkemelerinin,

hükümlü tarafından gönderilmek istenen mektubun sadece yalan yanlış bilgiler

içerdiğini değil, aynı zamanda bu bilgilerin kişi ve kuruluşları paniğe

yöneltecek nitelikte olduğunu karar gerekçelerinde göstermeleri gerekmektedir. Somut olayda, Cezaevi Disiplin Kurulu kararında “…kurum işleyişi ile ilgili yalan yanlış iddialar öne

sürdüğü, bu amaçla kamuoyunda kuruma dair kötü bir imaj kazandırma ve kurumu

hedef gösterme gayesi olduğu anlaşıldığından faksın tamamının sakıncalı

bulunduğu…” belirtilmekte olup bu sebepler, 5275 sayılı Kanun’un

68. maddesinin (3) numaralı fıkrasında belirtilen hâllerden hiçbirine uygun

değildir. Ayrıca gerek Cezaevi Disiplin Kurulu kararında gerekse Derece

Mahkemeleri kararlarında, anılan mektubun alıkonulmasını gerektirecek boyutta

cezaevinde düzeni ve güvenliği tehlikeye sokan, kişi veya kuruluşları paniğe

yöneltecek yalan ve yanlış bilgilerin aktarılmasını sağlayan özel ve olağanüstü

koşulların bulunduğuna dair herhangi bir gerekçeye de yer verilmemiştir. Buna

göre olayda Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ulusal

güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amaçlarına yönelik kabul edilebilir makul

gerekliliklerin somut bilgilere dayalı olarak ortaya konulmadığı sonucuna

varılmıştır.

68. Nitekim AİHM kararlarında da “yetkililerin hor görmesine

dikkat çekmek”, “cezaevi yönetimi

yetkililerine hakaret içeren sözler sarf etmek”, “cezaevi personeli hakkındaki

iddialar” gibi unsurları içeren şahsi mektupların engellenmesinin demokratik

bir toplum için gereklilik oluşturmadığı belirtilmiştir (Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, B. No: 6289/02,

5/12/2006, § 53).

69. Sonuç olarak başvurucunun İHD Genel Merkezi’ne göndermek

istediği mektubun alıkonulmasının "demokratik bir toplumda gerekli"

ve “ölçülü” olmadığı açıktır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa'nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

70. Başvurucu anayasal hakları ihlal edildiği için manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.

Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu

lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

72. Başvurucunun Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına

alınan haberleşme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından ve yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren net 1.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

73. Başvuru kapsamında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği

gözetilerek kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için Bakanlığa, Kırıkkale

İnfaz Hâkimliği ve Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun, Anayasa’nın

22. maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikâyetlerin

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun Anayasa’nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından başvurucuya takdiren

net 1.500 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca başvurucuya,

Adalet Bakanlığına, Kırıkkale İnfaz Hâkimliği ve Kırıkkale Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine

16/9/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şermin BİRTANE Başvurucu : Musa KAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2351, 16 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olaylar Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun, Anayasa’nın
  16. C. Yeniden yargılama
  17. D. Ödemelerin, kararın
  18. E. Kararın bir örneğinin 6216
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2351
Tarih
16 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • İbrahim Mete Başvurusu (B. No: 2013/2495)
  • Kasım Yıldızhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6241)
  • Hacı İnan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7932)
  • Ünal Aslantürk Başvurusu (B. No: 2013/1876)
  • Arzu Batmaz Başvurusu (B. No: 2013/7915)
  • İsmail Hadidi Başvurusu (B. No: 2013/2126)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.