İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yıldıray Özbey ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18932)

1. Başvuru, mahkûmiyet kararı

Başvuru No2014/18932Tarih8 Eylül 2015Okuma27 dk · 5.472 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yıldıray Özbey Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2014/18932
R.G. Tarih- Sayı
27/10/2015-29515
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.472 kelime·27 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, mahkûmiyet kararı

verilirken mahkemece yeterince araştırma yapılmaması, tanıkların dinlenmemesi,

benzer konudaki mahkeme kararlarının dikkate alınmaması, derece mahkemelerinin

kararlarının yeterince gerekçelendirilmemesi, temyiz aşamasında suç tarihleri

değiştirilerek bu hususta savunma yapma imkânının tanınmaması, yargılamanın

uzun sürmesi ve idarece düzenlenen raporda suçlayıcı ibarelerin bulunması

nedenleriyle gerekçeli karar, tanık dinletme, savunma, makul sürede yargılanma

ve genel olarak adil yargılanma hakları ile masumiyet karinesinin ihlal

edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 3/12/2014 tarihinde

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 5/2/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

25/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın

27/4/2015 tarihli yazısı, 6/5/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

Başvurucular karşı beyanlarını 15/5/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuşlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

1. Başvuruya Konu Yargılama

7. Başvurucular kardeş olup

mahkûmiyetlerinin konusunu oluşturan “Rota … Limited Şirketi” (Şirket) isimli

şirkette belli dönemlerde işçi olarak çalışmışlardır.

8. 3/9/2004 tarihinde kendisini

C.A. olarak tanıtan bir kişi, anılan Şirkette çalışan başvurucular ve diğer üç

kişinin, komisyon karşılığı sahte fatura verdikleri yönünde ihbarda

bulunmuştur.

9. Şişli Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma başlatılmış, anılan Şirkete ait iş yerinde 6/1/2005

tarihinde arama gerçekleştirilmiştir. Aramada 14 ayrı firmaya ait fatura ve 6

ayrı firmanın kaşesi bulunmuştur.

10. 6/1/2005 tarihinde gözaltına

alınan başvurucu Yıldıray Özbey; savcılık ifadesinde iş yerinin H.Ç. isimli

kişiye ait olduğunu, kendisinin işçi olduğunu ve bu kişi adına iş takibi

yaptığını, imza yetkisinin veya ortaklığının bulunmadığını, aramada bulunan

fatura ve belgeleri daha önce görmediğini, sahte fatura satmadığını ve H.Ç.nin böyle bir iş yapıp yapmadığını bilmediğini

söylemiştir.

11. Aynı gün tanık olarak

ifadesi alınan F.G., başvurucu Yıldıray Özbey’in iş yerinde nakliyecilik

yaptığını, fatura ve kaşelerin devamlı kilitli tutulan bir odada bulunduğunu,

kendisinin bunları daha önce görmediğini ve başvurucunun sahte fatura satıp

satmadığını bilmediğini belirtmiştir.

12. Başvurucu İsmail Özbey,

yakalanmasının ardından 18/12/2005 tarihinde verdiği ifadesinde, Rota … Ltd.

Şti.de işçi olarak çalıştığını, liman sahasında konteyner çekimi ve evrak

takibiyle ilgilendiğini, fatura işlemleriyle ilgisi bulunmadığını, iş yerinde

ele geçen C. Nakliyat Ltd. Şti.ye ait faturaları soy ismini bilmediği Y. adlı

kişinin bıraktığını, M. Reklam Ltd. Şti.ye ait kaşeye ilişkin bilgisinin

bulunmadığını belirtmiştir.

13. İstanbul Vergi Dairesi

Başkanlığı tarafından, sahte faturaların neden olduğu vergi kaybına ilişkin

22/5/2008 tarihli ve 2008-465/20 sayılı “Vergi Tekniği Raporu” hazırlanmıştır.

Raporda, aramalarda ele geçen belgelere ve verilen ifadelere atıfla,

başvurucular İsmail ve Lokman Özbey'in sigortalı işçi olarak çalıştıklarını

söylemelerine rağmen bu hususu ispat edici belge sunamadıkları, Şirketin

muhasebecisinin ifadesinde Şirketin işlerini, başvurucular Lokman ve Yıldıray

Özbey'in takip ettiğini belirttiği, başvurucu İsmail Özbey'in bir işçinin

bilebileceğinden fazlasını bildiği, Şirket adına bastırılan faturaları üç defa

teslim aldığı, arabasında başka mükelleflere ait belge ve kaşelerin bulunduğu

ifade edilmiştir.

14. Vergi Tekniği Raporu'nda

ayrıca, başvurucular ile H.Ç. isimli kişinin sadece Rota … Ltd. Şti.ye ait

faturaları değil, başka şirketlere ait faturaları da belli bir komisyon

karşılığı sattıkları kanaatine ulaşıldığı ifade edilmiştir. Rapora göre

başvurucular anılan Şirketin işçisi değil, gayriresmî

sahibidirler ve birden çok şirketi sahte fatura ticaretinde kullanmaktadırlar.

Raporda, başvurucuların sahte fatura işini adi ortaklık şeklinde yaptıkları ve

Şirketin komisyon karşılığı sahte fatura ticareti yapmak maksadıyla faaliyet

gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, başvurucuların da dâhil olduğu

adi ortaklığa ilişkin KDV yönünden ilgili vergi dairesince, mükellefiyet tesis

ettirilmesi teklif edilmiştir.

15. İstanbul Vergi Dairesi

Başkanlığı ek olarak 22/5/2008 tarihli ve 2008-465/25 sayılı “Vergi Suçu

Raporu” hazırlamıştır. Vergi Tekniği Raporu temelinde düzenlenen bu raporda,

başvurucuların da dâhil oldukları adi ortaklığın, sahte fatura düzenleyerek

vergi kaybına sebebiyet vermesi eylemi bakımından suçun maddi ve manevi

unsurlarının oluştuğu, başvurucular ile H.Ç.nin 04/01/1961

tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul

Kanunu'nun 359. maddesi uyarınca hapis cezasıyla cezalandırılması gerektiği

sonucuna varılmıştır. Dava açılmak üzere konunun ilgili Cumhuriyet

başsavcılığına bildirilmesi kararlaştırılmıştır.

16. Şişli Cumhuriyet

Başsavcılığı 13/10/2008 tarihinde, başvurucular ile Şirketin müdürü olan H.Ç.

hakkında 213 sayılı Kanun'a muhalefet (sahte belge düzenleme) suçundan dava

açmıştır. İddianamede suç tarihleri “1/4/2004, 1/4/2005, 1/4/2006, 1/4/2007,

1/4/2008” olarak gösterilmiştir.

17. Şişli 7. Asliye Ceza

Mahkemesince yapılan 10/4/2009 tarihli ilk duruşmada, başvuruculara çıkartılan

tebligatların bilatebliğ iade edildiği belirtilmiş ve

adreslerinde bulunamayan başvurucuların ifadelerinin alınabilmesi için

haklarında yakalama emri çıkartılması kararlaştırılmıştır.

18. Başvurucular, 22/7/2009

tarihli duruşmada da hazır bulunmamışlardır. Haklarındaki yakalama emri infaz

edilen başvurucular Yıldıray ve İsmail Özbey, 24/7/2009 tarihinde açılan ara

duruşmada ifade vermişlerdir. Başvurucu Yıldıray Özbey 2003 yılının birinci ve

ikinci ayında, diğer başvurucu ise 2004 yılının Ocak ve Ağustos ayları arasında

işçi olarak çalıştıklarını ve H.Ç.nin, Şirketin

sahibi olduğunu söylemişlerdir. Başvurucular, aleyhlerindeki suçlamaları kabul

etmemişlerdir.

19. 24/11/2009 tarihli duruşmada

sanık H.Ç. dinlenmiştir. Diğer sanık beyanlarının da okunmasından sonra H.Ç.,

firmada bir miktar hissesinin olduğunu ve ayrıca Şirketin müdürlüğünü yaptığını

ancak diğer sanıkların hisselerinin daha fazla olduğunu söylemiştir.

20. Başvurucu Lokman Özbey ise

yakalanmasının ardından 10/3/2010 tarihinde dinlenebilmiştir. Başvurucu,

Şirkette 2004 yılında 6-7 ay kadar işçi olarak çalıştığını, Şirkette ortaklık

ya da müdürlük yapmadığını ve atılı suçu işlemediğini belirtmiştir.

21. Şişli 7. Asliye Ceza

Mahkemesi, dosyaya ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. 26/2/2010 havale

tarihli bilirkişi raporunda, 22/5/2008 tarihli Vergi Suçu Raporu'ndaki

başvurucular ile Şirket arasında adi ortaklık bulunduğu tespiti ile bahse konu

rapordaki diğer bulgulara yer verilmiştir. Bilirkişi raporunda, aralarında adi

ortaklık bulunan başvurucular ile H.Ç.nin sahte

fatura düzenleyerek vergi kaybına yol açtıkları ile sahte ve yanıltıcı belge

düzenledikleri sonucuna ulaşılmıştır.

22. 3/5/2011 tarihli duruşmada

başvurucular vekili, sahte fatura kullandıkları iddia edilen diğer firmalar

hakkında işlem yapılıp yapılmadığının araştırılmasını talep etmiştir. Asliye

Ceza Mahkemesi, bu konunun araştırılmasına gerek görmemiş ve başvurucuların

talebini reddetmiştir.

23. Şişli 7. Asliye Ceza

Mahkemesi, 17/6/2011 tarihli ve E.2008/1413, K.2011/515 sayılı kararıyla

başvurucuların atılı suçtan mahkûmiyetine hükmetmiştir. Mahkeme, “Rota … firmasının yetkilisi olan sanık H. ile diğer

sanıkların oluşturduğu adi ortaklığın birlikte hareket ederek 2003, 2004, 2005,

2006, 2007 yılı vergi dönemleri içinde gerçeğe aykırı fatura ve belgeler

düzenledikleri bu şekilde üzerlerine atılı suçu işledikleri iddia, savunma,

vergi suçu inceleme [r]aporu, bilirkişi

raporu, ekli belgeler ile tüm dosya kapsamından anlaşıldığı”nı belirtmiştir. Suç tarihi

olarak ise iddianamede gösterilen tarihlere yer verilmiştir.

24. Başvurucular bu kararı, adi

ortaklığı gösteren herhangi bir somut delilin bulunmadığı, vergi tekniği

raporunun gerçeği yansıtmadığı, vergi raporundaki ön yargı ve varsayıma dayalı

iddiaların delil gibi kabul edildiği, haklarında fatura düzenlenen firmalar

hakkında dava açılıp açılmadığının araştırılmadığı, üzerlerine atılı suçu

iştirak iradesiyle işleyip işlemediklerinin ve suçlamalarla ilgilerinin bulunup

bulunmadığı hususunda eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğu; bilirkişi

incelemesinin, sahteliği iddia edilen faturalar getirildikten sonra yaptırılması

gerektiği gibi gerekçelerle temyiz etmişlerdir. Ek olarak başvurucular, İsmail

ve Lokman Özbey’in sanık H.Ç.nin işçisi olduğunu ve

Şirket yetkilisi H.Ç.nin talimatları doğrultusunda

işletmenin ticari faaliyetinin doğasına uygun eylemlerde bulunduklarını,

başvurucu Yıldıray Özbey’in ise kardeşi olan başvurucuları ziyaret için Şirkete

geldiğini ileri sürmüşlerdir.

25. Yargıtay 11. Ceza Dairesi

9/6/2014 tarihli ve E.2012/27217, K.2014/11200 sayılı ilamında öncelikle, suç

tarihlerinin karar başlığında yanlış gösterildiği, sanıklara atılı eylemlerin

sahte fatura düzenlemek olması ve KDV beyannamelerinin matrahlı

belirtilmesi karşısında bu tarihlerin Mahkemesince, “31/12/2003, 31/12/2004,

31/12/2005, 31/12/2006, 31/12/2007” şeklinde düzeltilebileceğini belirtmiştir.

Yargıtay; kararın devamında, başvurucular hakkında 2003-2004 yılları için

verilen cezaların zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine, 2005-2006 yılları için

verilen cezaların onanmasına ve 2007 yılı için verilen hükmün ise suç tarihinde

yürürlükte bulunmayan kanun uyarınca ceza tayin edilmesi nedeniyle bozulmasına

karar vermiştir.

26. Başvurucular nihai karardan,

yeniden duruşma günü bildirilmesi amacıyla 12/11/2014 tarihinde yapılan

çağrıyla haberdar olduklarını belirtmişlerdir.

27. Başvurucular 3/12/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

28. Bozma sonrası yargılamaya

İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2014/50 sayılı dosyası üzerinden devam

edilmektedir.

29. Başvurucuların itiraz yoluna

başvurması üzerine dosyanın 5/12/2014 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderildiği ve itiraz incelemesinin henüz sonuçlanmadığı

anlaşılmaktadır.

2. Bağlantılı Yargılamalar

30. Başvurucular, anılan olaylar

nedeniyle ilgili Vergi Dairesince vergi cezalı tarhiyatların kesilmesi üzerine

2004-2007 dönemleri için 4 ayrı dava açmışlardır.

31. İstanbul 11. Vergi Mahkemesi

30/12/2011 tarihli ve E.2011/1182, K.2011/3358 (2004 vergilendirme dönemi); E.2011/1183,

K.2011/3361 (2007 vergilendirme dönemi); E.2011/1184, K.2011/3359 (2005

vergilendirme dönemi); E.2011/1185, K.2011/3360 (2006 vergilendirme dönemi)

sayılı kararları ile başvurucuların Rota Ltd. Şti. aracılığıyla sahte belge

düzenleme organizasyonuna dâhil olduklarının somut olarak tespit edilemediğine

ve dava konusu cezalı tarhiyatların hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.

32. Vergi Mahkemesi, kararında

şu değerlendirmede bulunmuştur: “Olayda,

Rota ... Ltd.Şti., İsmail Özbey, Lokman Özbey,

Yıldıray Özbey adi ortaklığı hakkında düzenlenen 22.05.2008 tarih ve

VDENR-2008/465-20 vergi tekniği raporundaki tespitler, Rota ... Ltd.Şti. tarafından düzenlenen faturaların komisyon

karşılığı düzenlendiğini ortaya koymakta ise de, vergi tekniği raporunda yer

alan tespitler davacıların firma çalışanları olduklarını göstermekte olduğu,

firma çalışanları olması hali de başlı başına komisyon geliri elde etme

amacının varlığını göstermeyeceği, ücret geliri elde etmek amacıyla kasıtlı

veya kasıtsız olarak bu fiilin yapılabileceği, kastın varlığı halinde her bir

davacı hakkında ancak iştirak fiilinden dolayı vergi ziyaı cezasının

kesilebileceği hususları dikkate alındığında, davacıların komisyon geliri elde

etmek amacıyla sahte fatura düzenleme organizasyonu içerisinde yer aldıkları yönünde

somut tespitlerin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

33. Danıştay Dokuzuncu Dairesi

9/2/2015 tarihli ve E.2012-5061, K.2015/345; E.2012-5418, K.2015/343;

E.2012-5419, K.2015/342; E.2012-5420, K.2015/344 sayılı ilamları ile ilk derece

mahkemesi kararlarını onamıştır.

34. İlgili idare, onama

kararlarına karşı karar düzeltme başvurusunda bulunduğundan mahkeme kararları

henüz kesinleşmemiştir.

B. İlgili

Hukuk

35. 4/1/1961 tarihli ve 213

sayılı Vergi Usulü Kanunu’nun 359. maddesinin (b) bendinin (1) numaralı alt

bendinin, 23/01/2008 tarihli ve 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum

Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına

Dair Kanun’la yapılan değişiklikten önceki hâli şöyledir:

“b) Vergi Kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve

ibraz mecburiyeti bulunan;

1) Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerine yok

ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya

belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler

veya bu belgeleri kullananlar (sahte belge, gerçek bir muamele veya durum

olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir.),

…

Hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar ağır hapis cezası hükmolunur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 8/9/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 3/12/2014 tarihli ve

2014/18932 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:

B. Başvurucuların İddiaları

37. Başvurucular, bilirkişi

raporunda Şirketle ne şekilde adi ortaklık içerisinde olduklarının

tartışılmadığını, Şirkette sigortalı çalıştıklarına ilişkin araştırma

yapılmadığını ve buna dair sundukları belgenin de dikkate alınmadığını,

Mahkemenin sadece vergi denetmeni raporuna ve tekrarı niteliğindeki bilirkişi

raporuna dayandığını ve kendi sundukları hukuki mütalaaya ve delillere itibar

etmediğini; Şirketin diğer ortağının, muhasebe işlemlerini yapan kişilerin ve

iş yapılan firma yetkililerinin mal alım satımından sorumlu kişinin taleplerine

aykırı olarak dinlenmediğini, adına sahte fatura düzenlendiği iddia edilen

firmalar hakkında dava açılıp açılmadığının araştırılmadığını, adi ortaklık

ilişkisini aydınlatmaya yönelik taleplerinin kabul edilmediğini ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca, mahkemelerin kararlarını yeterince

gerekçelendirmediğini, hangi nedenle başvurucuların adi ortaklık içinde

olduklarının ortaya konulmadığını, konunun uzmanı olan vergi mahkemesince,

vergi kaybı cezasının iptal edilmesine rağmen mahkûm edildiklerini, 2003 yılına

dair açılmış bir dava olmamasına rağmen bu yıla ait vergileme dönemine ilişkin

de suçlu bulunduklarını, Yargıtayın suç tarihlerini

değiştirmesi sonucunda savunma haklarının kısıtlandığını ve zaman aşımından

düşmesi gereken 2005 yılana ait suçlamaya ilişkin cezanın da onandığını ve

yargılamanın uzun sürdüğünü belirtmişlerdir. Başvurucular bu nedenlerle,

Anayasa'nın 36. ve 141. maddelerinde düzenlenen silahların eşitliği,

tanıklarının dinlenmelerin sağlanması, gerekçeli karar, savunma ve makul sürede

yargılanma haklarını içerecek şekilde adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular son olarak mahkûmiyetlerine dayanak

yapılan “Vergi Tekniği Raporu”nda kendilerine suç

isnadı yapılmasının ve suçlayıcı ifadeler kullanılmasının, Anayasa'nın 38.

maddesindeki masumiyet karinesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.

38. Başvurucular ileri

sürdükleri ihlallere dayanarak yeniden yargılama yapılması, cezanın infazının durdurulmasına

karar verilmesi ve her biri için 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi

talebinde bulunmuşlardır.

A. Değerlendirme

39. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı

değildir. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların adil yargılanma

hakkına yönelik iddialarının; yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı,

savunma hakkının kısıtlanması, gerekçeli karar ile makul sürede yargılanma

hakları altında ele alınmalarının uygun olacağı değerlendirilmiştir. Masumiyet

karinesine yönelik şikâyetler ise ayrıca incelenecektir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

40. Başvurucular, Vergi Tekniği

Raporu’nda kendilerine suç isnadı yapılmasının ve suçlayıcı ifadeler

kullanılmasının, masumiyet karinesine aykırılık oluşturduğunu iddia

etmişlerdir.

41. Bakanlık tarafından bu

konuya ilişkin bir görüş bildirilmemiştir.

42. Anayasa’nın 38. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu

yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”

44. Masumiyet

karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan

suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak,

kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu

ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665,

13/6/2013, § 26).

45. Masumiyet

karinesi, sadece bir mahkemenin, yargılamasını yaptığı sanıkların suçluluğuna

ilişkin erken görüş açıklamalarını değil, aynı zamanda devam eden soruşturmalara

yönelik kamu makamlarının beyanlarını da kapsar (Aynı yöndeki Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararı için bkz. Sildikovy/Rusya,

B. No: 73455/11, 20/06/2013, § 194).

46. Bu nedenle,

kişilerin mahkemelerce suçlu bulunmasının öncesinde kamu makamlarının bu

kişilere ve eylemlerine yönelik kullanacakları kelimeleri dikkatle seçmeleri

önem taşımaktadır. Diğer yandan bir ifadenin masumiyet karinesini ihlal edip

etmediği, bu ifadenin geçtiği özel koşullar çerçevesinde incelenmelidir (Aynı

yöndeki AİHM kararı için bkz. Daktaras/Litvanya,

B. No: 42095/98,

10/10/2000, §§ 41-43).

47. Somut başvuruda,

başvurucuların da aralarında bulunduğu kişilerin komisyon karşılığı sahte

fatura verdiklerine ilişkin başlatılan savcılık soruşturması kapsamında, olayın

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca vergisel boyutuna ilişkin denetimler

yapılmış ve Vergi Tekniği Raporu hazırlanmıştır.

48. Hazırlanan raporun muhatabı,

gerekli vergilendirme işlemlerini yapacak olan vergi dairesidir. Bu rapor,

kamuoyunu bilgilendirme amacıyla yapılan beyanlar ya da dağıtılan bilgilendirme

notlarıyla aynı biçimde ele alınamaz. Hazırlanan rapor, kişilerin erişimine

açık değildir ve başvurucuların da bu yönde herhangi bir beyanı

bulunmamaktadır.

49. Vergi Tekniği Raporu, aynı

zamanda herhangi bir vergi suçunun işlenip işlenmediğine ilişkin düzenlenen

Vergi Suçu Raporu’na dayanak olmuştur. Belirtilen ikinci raporun muhatabı ise

yetkili Cumhuriyet Başsavcılığıdır.

50. Yukarıdaki tespitler

doğrultusunda, Vergi Tekniği Raporu’nda her ne kadar başvurucuların adi

ortaklık hâlinde komisyon karşılığı sahte fatura verilmesi işlemini yaptıkları

yönünde tespitler bulunuyorsa da bu raporun kamuoyunun erişimine sunulmaması ve

gerekli vergi işlemlerinin yürütülmesine matuf olması nazara alındığında

raporda kullanılan ifadeler somut başvurunun koşullarında masumiyet karinesinin

ihlali sonucunu doğurmayacaktır.

51. Bu itibarla başvurunun bu

kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiaları

52. Bir bütün olarak ele

alındığında açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de görülmeyen başvurucuların adil

yargılanma hakkı altındaki şikâyetlerinin, kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Gerekçeli

Karar Hakkı Yönünden

53. Başvurucular, derece

mahkemelerinin kararlarının yeterli gerekçe içermediğini ve ne şekilde adi

ortaklık içinde olduklarının kararlarda açıklanmadığını ileri sürmüşlerdir.

54. Adalet Bakanlığı yazısında,

başvurucuların “mahkeme kararlarının

yeterince gerekçelendirilmediğine” ilişkin şikâyetlerine yönelik

görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

55. Başvurucular, Bakanlık

görüşünün lehlerine değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.

56. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

57. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

(3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

58. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir. …”

59. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli

karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).

60. Hakkaniyete uygun

yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesinin

birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarak

düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma

hakkının önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil

bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, § 31).

61. Anayasa'daki hakların etkili

bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine

göre "tarafların dayanaklarını,

iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi"

vardır (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM

içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının, anılan mahkemenin

başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel

şikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme'nin 6.

maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından

ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§

84-85).

62. Mahkemeler, “kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince

açık olarak belirtme” yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük,

tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra

(Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,

§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara

uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir

toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini

öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (Sencer

Başat ve diğerleri, § 34).

63. Mahkemelerin bu yükümlülüğü,

yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya, karar gerekçesinde

ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Diğer bir

ifadeyle derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek

zorunda değildir (Muhittin Kaya ve Muhittin

Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd.

Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26; Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

64. Bir kararda tam olarak hangi

unsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır.

Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların

davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu

değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu

hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).

65. Ayrıca insan haklarına

ilişkin güvenceler soyut ve teorik olarak değil, uygulamada ve etkili bir

şekilde sağlanmalıdır. Buna göre mahkemelerin, ileri sürülen iddia ve

savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp iddia ve savunmalara

verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir.

Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate

alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve

diğerleri, § 36).

66. Makul gerekçe, davaya konu

olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi

nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve

olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013,

§ 24). Gerekçelendirme, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları

açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka

detaylı olması gerekmez. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin

diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen

delillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve

diğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi

sağlayacak ölçü ve özene sahip olması beklenir (Sencer Başat ve diğerleri, §

37).

67. Zira bir davada tarafların,

hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve

kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da

almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek

açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması

"gerekçeli karar hakkı"

yönünden zorunludur (Sencer Başat ve

diğerleri, § 38).

68. Aksi bir tutumla mahkemenin,

davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve

yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul

veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması, hak ihlaline neden

olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri,

§ 39).

69. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmalıdır (Aynı yöndeki

AİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya,

B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26). Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmen

ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları

ile başvurucuların usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut

şikâyetlerinin, temyiz incelemesinde tartışılmaması, gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (Faik Gümüş,

B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

70. Somut olayda başvurucuların adi ortaklık içerisinde sahte

fatura verdikleri iddialarının dayanağını Vergi Tekniği Raporu oluşturmaktadır.

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulan Vergi Suçu Raporu da

bir önceki rapordaki bulgular temelinde hazırlanmıştır. Şişli 7. Asliye Ceza

Mahkemesi, yargılama esnasında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi,

vergi raporlarındaki tespitleri özetlemekle yetinmiş ve sonuç kısmında

başvurucuları, neden Şirket işçisi değil de adi ortak olarak kabul ettiğini açıklamaksızın

“şirket müdürü H.Ç. ile Yıldıray Özbey,

Lokman Özbey, İsmail Özbey Adi Ortaklığının sahte fatura düzenleyerek vergi ziyaına sebebiyet verdikleri tespit edilmiş … muhteviyatı

ile sahte ve yanıltıcı belge düzenledikleri anlaşılmış(tır)”

değerlendirmesinde bulunmuştur.

71. Başvurucular, haklarındaki suçlamaları ısrarla

reddetmişler, temyiz dilekçelerinde de adi ortaklığı gösteren herhangi bir

somut delilin bulunmadığını ve raporlardaki bu yöndeki tespitlerin gerçeği

yansıtmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle başvurucuların adi ortaklık

içerisinde olup olmadıkları, başvuruya konu uyuşmazlığın çözümü bakımından

makul biçimde karşılanması gereken esaslı bir unsur teşkil etmektedir. Çünkü

başvurucuların adi ortaklığa dâhil olmadıklarının tespiti hâlinde Vergi

Mahkemesinin kararlarında belirtildiği gibi ücret geliri elde etmek amacıyla

kasıtlı veya kasıtsız olarak komisyon karşılığı sahte fatura verilmesi

eyleminde bulunduklarının araştırılması gerekecekti (bkz. § 32).

72. İlk derece mahkemesi, kararında başvurucuların diğer

sanık H.Ç. ile ne şekilde adi ortaklık oluşturduklarına yönelik bir

değerlendirmede bulunmamıştır. Mahkeme, başvurucuların adi ortaklık hâlinde

üzerlerine atılı suçu işlediklerinin “iddia,

savunma, vergi suçu inceleme [r]aporu, bilirkişi raporu, ekli belgeler ile tüm dosya kapsamından anlaşıldığı”nı

belirtmekle yetinmiştir. Yargıtay ilamında da adi ortaklık ilişkisinin sübutu

bakımından herhangi bir ek gerekçelendirmeye yer verilmeksizin mahkeme kararı

onanmıştır.

73. Başvuruya konu ceza kovuşturmasının bütününe bakıldığında

başvurucuların temel iddialarının, komisyon karşılığı sahte fatura verdiği

belirtilen Şirkette herhangi bir adi ortaklıklarının bulunmadığı savunması

olduğu görülmektedir. Başvurucular bu kapsamda, Vergi Tekniği Raporu’ndaki

tespitin de somut delilerle değil, varsayıma dayalı olduğunu ileri

sürmüşlerdir. Bu rapordaki sonuç, herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın

Vergi Suçu Raporu’na ve bilirkişi raporuna da aktarılmıştır (bkz. §§ 15 ve 21).

74. Mahkeme, mahkûmiyet hükmünü

“adi ortaklık ilişkisinin varlığı” kabulü üzerinden kurmakla birlikte neden

bilirkişi ve vergi raporlarındaki tespitleri başvurucuların “sadece işçi olarak çalıştıkları”

savunmasına tercih ettiğine dair bir açıklama getirmemiştir. Kararda “iddia, savunma, vergi suçu inceleme raporu, bilirkişi

raporu, ekli belgeler ile tüm dosya kapsamına” yapılan soyut bir

atfın, başvurucuların hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmelerine imkân tanıyacağı kabul edilemez. Böyle bir atıfla,

başvurucuların ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın

çözümü için esaslı olan iddiaları tartışılmış ve karşılanmış olmayacaktır.

75. Bu itibarla, başvurucuların

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Savunma

Hakkı Yönünden

76. Başvurucular, 2003 yılına

dair açılmış bir dava olmamasına rağmen bu yıla ait vergileme dönemine ilişkin

de suçlu bulunmalarından, Yargıtayın suç tarihlerini

değiştirmesi sonucunda savunma haklarının kısıtlanmasından ve zaman aşımı

nedeniyle düşmesi gereken 2005 yılına ait suçlamaya ilişkin cezanın da

onanmasından şikâyet etmişlerdir. Başvurucular, suç tarihlerinin

değiştirilmesinin bozma yoluyla gerçekleştirilmesi gerektiğini, böylelikle son

fatura tarihlerinin düzenlenişi ya da kullanılışı yönünden farklı bir savunma

öne sürüp Yargıtay görüşünü çürütebileceklerini belirtmişlerdir.

77. Bakanlık yazısında, bu husus

kanun yolu şikâyeti kapsamında değerlendirilmiş ve görüş sunulmasına gerek

duyulmadığı bildirilmiştir.

78. Başvurucular bu konuda görüş

belirtmemişlerdir.

79. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“Bir suç ile itham

edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa

sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;”

80. AİHM “hakkaniyete

uygun yargılama” kavramından hareket ederek adil yargılamanın zımni

gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa'nın 36. maddesinde

de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır.

Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması,

demokratik toplumun temel ilkelerindendir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784,

7/3/2014, § 32). Bu sebeple AİHM'e göre

hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için yargılamanın

yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının

yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve

soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Aynı yöndeki

AİHM kararları için bkz. Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49 ve 50; Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980,

§ 33).

81. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan

özel güvencelerin, (1) numaralı fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun yargılanma hakkı” ışığında

değerlendirilmesi gerekir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD],

B. No: 25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54). Bu nedenle yalnızca (3) numaralı fıkrada

sayılan haklara uygun olarak yapılan bir ceza yargılamasının adil olduğu,

birinci fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı” ilkesi ışığında değerlendirilmeksizin söylenemez (Aynı

yöndeki AİHM kararı için bkz. Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980 § 56).

82. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının (a) bendinde, hakkında bir suç isnadında bulunulan

kişinin “Kendisine karşı yöneltilen

suçlamanın niteliği ve sebebinden … ayrıntılı olarak haberdar edilmek”

hakkı, kişinin savunmasını hazırlayabilmesi için getirilmiş bir güvencedir.

Sözleşme’nin 6. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınmış olan

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ışığında (3) numaralı fıkranın (a) bendi,

cezai konularda hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmasının temel ön koşulu

olarak şüpheli veya sanığa detaylı bilgi verilmesini öngörmektedir (Erol Aydeğer, § 35).

83. Sözleşme’nin 6. maddesinin

üçüncü fıkrasının (a) bendi, bilgilendirmenin şekline ilişkin herhangi bir

yükümlülük içermemekle birlikte bu güvence, şüpheliye veya sanığa hakkındaki “suçlamayı bildirme” konusunda özel bir

çaba gösterilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu nedenle (a) bendi

uyarınca sanığa verilecek bilgi, kendisinin hangi fiil nedeniyle suçlandığını

ve bu fiilin hukuki nitelemesinin ne olduğunu içermeli ve detaylı olmalıdır.

Ceza kovuşturmasında esaslı bir yeri olan iddianamenin tebliğ edilmesiyle

sanığın, yazılı bir biçimde, suçlamaların maddi ve hukuki temelinden resmî

olarak haberdar olduğu kabul edilmektedir. Öte yandan yargılama sırasında suçun

hukuki niteliğinin değişmesi hâlinde de sanığa yöneltilen suçlamanın değişen

hukuki niteliği ve nedenleri hakkında bildirim yapılması gerekmektedir (Erol Aydeğer, § 36).

84. AİHM ayrıca, Sözleşme’nin 6.

maddesinin (a) bendi ile hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve

kolaylıklara sahip olmak” hakkına yer verilen (b) bendinin

birbiriyle bağlantılı olduğunu; suçlamanın nedeni ve niteliği hakkında

bilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın savunmasını hazırlama hakkı

ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], §§ 51-54).

85. Savunmanın hazırlanması için

gerekli zamana sahip olma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen “meşru vasıta ve yollardan yararlanmak”

kavramının kapsamındadır (AYM, E.1992/8, K.1992/39, K.T.16/6/1992). Bu hak

gereğince sanığa ve müdafisine savunma için gerekli hazırlıkları yapabilecekleri

zamanın verilmesi gerekmektedir.

86. Somut olayda, hazırlanan

iddianamede “1/4/2004, 1/4/2005, 1/4/2006, 1/4/2007, 1/4/2008” tarihlerinde

işlenen suçlardan dolayı başvurucuların cezalandırılması talep edilmiştir (bkz.

§ 16). Mahkeme, bu suç tarihlerini esas

alarak başvuruculara savunma hakkı tanımış ve mahkûmiyet hükmünü aynı tarihler

üzerinden kaleme almıştır.

87. Yargıtay 11. Ceza Dairesi,

KDV beyannamelerinin matrahlı belirtilmesi nedeniyle

suç tarihlerinin “31/12/2003, 31/12/2004,

31/12/2005, 31/12/2006, 31/12/2007” olarak kabul edilmesi

gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk

Ceza Kanunu’nun 102. ve 104. maddeleri uyarınca 2003 ve 2004 yılına ait

suçlamaların zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine hükmetmiştir. Başvurucuların,

2005 ve 2006 yıllarına ilişkin suçlamalardan mahkûmiyetleri ise onanmıştır.

88. Başvurucuların,

zaman aşımı ve benzeri yeni savunmalar ileri sürebilecekleri dikkate

alındığında Yargıtay tarafından suç tarihlerinin değiştirilerek kabul edilmesi

ve değişik kabule göre kararın onanması, başvurucuların savunma haklarının

kısıtlanması sonucuna yol açmıştır (Oğuz Tatış ve diğerleri, B. No: 2013/4186,

15/10/2014, § 81). Başvurucular, karşı

iddialarını sunmak suretiyle Yargıtayın suç

tarihlerine ilişkin kabulünü çürütebilme ya da hukuki durumlarını ve

savunmalarını, değişen suç tarihleri doğrultusunda güncelleme imkânından mahrum

kalmışlardır.

89. Somut

başvurunun koşullarında suç tarihlerindeki değişikliğin önemsiz olduğu da ileri

sürülemez. Nitekim 2005 yılına ait suç tarihinin 1/4/2005 olarak kabul edilmesi

hâlinde 765 sayılı mülga Kanun uyarınca zaman aşımı nedeniyle düşme kararı

verilmesi söz konusu olabilecektir.

90. Başvurucuların,

haklarında dava açılmayan 2003 yılına ait vergi döneminden suçlu bulunmaları

konusunu temyiz gerekçesi yapmamaları (bkz. § 24) ve Yargıtayın da bu hususta düşme kararı

vermesi nedeniyle başvurucuların şikâyetlerinin bu kısmına yönelik ayrı bir

inceleme yapılmamıştır.

91. Yukarıda açıklanan

gerekçelerle, savunma haklarının kısıtlanması nedeniyle başvurucuların

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. Makul

Sürede Yargılanma Hakkı Yönünden

92. Başvurucular,

yargılandıkları ceza davasının makul bir sürede tamamlanamamasından ve hâlen

devam etmesinden şikâyet etmişlerdir.

93. Makul sürede yargılanma

hakkı, adil yargılanma hakkının kapsamı içerisinde yer almaktadır ve davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa'nın 141. maddesinin de Anayasa'nın bütünselliği

ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde

bulundurulmalıdır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 38-39).

94. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin

makul olup olmadığı incelenirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır.

Sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı,

yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre

şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014,

§§ 35 ve 36).

95. Bu çerçevede davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

96. Somut

başvuru açısından yargılama süresinin başlangıcı, her ne kadar ifadeleri daha

sonra alınmış olsa da başvurucuların adi ortak olduklarının kabul edildiği

Şirkete yönelik gerçekleştirilen aramanın yapıldığı 6/1/2005 tarihidir (bkz. § 9). Ceza yargılamasının, Yargıtay tarafından bozulan

suçlamalar yönünden hâlen İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi önünde sürdüğü,

dosyanın itiraz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği

anlaşılmaktadır.

97. Yargılama 10 yıl 8 aylık bir

süredir devam etmektedir. Bununla birlikte Yıldıray ve İsmail Özbey için

yakalama emriyle arandıkları 3 ay 14 günlük, başvurucu Lokman Özbey için 11

aylık sürenin toplam yargılama süresinin hesabına dâhil edilmemesi gerekir

(bkz. §§ 17, 18 ve 20).

98. Bu itibarla, somut başvuruya

konu ceza davasının makul sürede tamamlanıp tamamlanmadığı bakımından

değerlendirilmesi gereken süre iki dereceli bir yargılamada geçen yaklaşık 10

yıl 5 ay (Yıldıray ve İsmail Özbey) ve 9 yıl 9 aylık (Lokman Özbey) zaman

dilimleridir.

99. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B.E., B. No:

2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; Ersin Ceyhan,

§§ 24-40).

100. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde başvuruya konu ceza davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi

olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi ölçütler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucuların tutum ve davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken

özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep oldukları da

söylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve hâlen devam

eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

101. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

d. Başvurucuların

Diğer Şikâyetleri

102. Gerekçeli karar hakkına

uyulmaması ve savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle başvurucuların adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin yukarıda ulaşılan sonuçlar dikkate

alınarak başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer şikâyetlerinin

ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

103. Başvurucular, yeniden

yargılama yapılmasına ve cezanın infazının durdurulmasına karar verilmesini ve

her biri için 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

104. Bakanlık

görüş yazısında, başvurucuların haklarının ihlal edildiğinin kabul edilmesi

hâlinde hakkaniyete

uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde

olacağı bildirilmiştir.

105. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

106. Mevcut başvuruda, mahkeme

kararlarının yeterince gerekçelendirilmediği ve başvurucuların savunma

haklarının kısıtlanması nedeniyle kesinleşen mahkûmiyet kararları bakımından

Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

107. Başvurucuların

tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresi nazara alındığında yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararı karşılığında başvuruculara müştereken net 8.000,00 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

108. Başvurucular

tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç

ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların

1. Anayasa'nın

38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiği

yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan

yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli

karar hakkı, savunma hakları ve makul sürede yargılanma hakkı açısından

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere kararın bir örneğinin İstanbul

30. Asliye Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvuruculara

müştereken net 8.000,00 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer

taleplerin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından yapılan 206,10 TL harç

ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

8/9/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Okan TAŞDELEN Başvurucular : 1. Yıldıray ÖZBEY 2. İsmail ÖZBEY 3. Lokman ÖZBEY Vekili : Av. Ahmet GÜL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/18932, 8 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. B. Başvurucuların İddiaları
  14. A. Değerlendirme
  15. V. Hüküm
  16. A. Başvurucuların
  17. C. Başvuruculara
  18. D. Başvurucular tarafından yapılan 206,10 TL harç
  19. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/18932
Tarih
8 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Musa Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2351)
  • İbrahim Mete Başvurusu (B. No: 2013/2495)
  • Kasım Yıldızhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6241)
  • Hacı İnan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7932)
  • Ünal Aslantürk Başvurusu (B. No: 2013/1876)
  • Arzu Batmaz Başvurusu (B. No: 2013/7915)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.