İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selçuk Tuncel Başvurusu (B. No: 2013/4065)

1. Başvuru, kanunda öngörülen

Başvuru No2013/4065Tarih9 Eylül 2015Okuma13 dk · 2.563 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Selçuk Tuncel Başvurusu

Karar tarihi
9 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/4065
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.563 kelime·13 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kanunda öngörülen

azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 5/6/2013 tarihinde

Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askerî Ceza ve Tutukevi Müdürlüğü aracılığıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 16/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

7/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık), başvuru konusu olay ve

olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.

Bakanlığın 7/2/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına

ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2008/1095 sayılı soruşturma kapsamında

24/4/2008 tarihinde gözaltına alınmış, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin

28/4/2008 tarihli ve 2008/40 Sorgu sayılı kararıyla suç işlemek amacıyla

kurulan örgüte üye olma; suç örgütüne yarar sağlamak amacıyla yağma, öldürme ve

ruhsatsız ateşli silah taşıma suçlarından tutuklanmıştır.

8. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi, 2/5/2013 tarihli duruşmada başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir.

9. Başvurucu, bu karara karşı

28/5/2013 tarihinde itiraz yoluna başvurmuştur.

10. Başvurucu 5/6/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

11. 2/5/2013 tarihli duruşmada

verilen tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara başvurucu tarafından yapılan

itiraz, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/6/2013 tarihli ve 2013/415

Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.

12. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi, 2/12/2013 tarihli ve E.2008/192, K.2013/118 sayılı kararıyla

başvurucunun üzerine atılı suçlardan mahkûmiyetine ve hükümle birlikte

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

13. Anılan karar temyiz edilmiş

olup temyiz incelemesi hâlen devam etmektedir.

B. İlgili

Hukuk

14. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Şüpheli veya

sanığın salıverilme istemleri” kenar başlıklı 102. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

15. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesi

şöyledir:

“(1)

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur

veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

…

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

7. (Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.)

Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 9/9/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 5/6/2013 tarihli ve 2013/4065

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, 5271 sayılı

Kanun’un 102. maddesine öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

18. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“ … Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.”

19. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

20. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri

uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, "ikincil nitelikte bir kanun yolu" olup bu yola başvurulmadan

önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

21. Temel hak ve özgürlüklere saygı,

devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi

nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal

makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarının öncelikle idari merciler ve derece mahkemeleri önünde ileri

sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

22. Buna göre Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi

zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun, Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek

için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Olağan denetim mekanizmaları

önünde ileri sürülüp bu şekilde takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu

yapılamaz (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

23. Ayrıca 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin

ikinci fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireysel

başvuru yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olması

gerekir. Bununla birlikte, bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları

etkili değilse Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarını dikkate alarak bir

başvurunun incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata, B. No: 2012/254,

6/2/2014, § 33).

24. AİHM, benzer durumlara ilişkin

kararlarında, iç hukuktaki başvuru yolları tüketilmeksizin başvuru yapılması

hâlinde kabul edilebilirliğe ilişkin incelemesini yaptığı tarih itibarıyla bu

yolların tüketilip tüketilmediğine bakmaktadır. İç hukuktaki süreçlerin

tamamlanması durumunda başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez bulmamakta ve diğer kabul edilebilirlik şartlarını da karşılayan

başvuruları esastan incelemektedir (Gavriliţă/Moldova, B. No: 22741/06, 22/4/2014, §

53; Mercuri/İtalya, B. No: 14055/04, 22/10/2013, §

27; Yelden ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 16850/09, 3/5/2012, § 40; E.K./Türkiye

(k.k.), B. No: 28496/95, 28/11/2000; Reringeisen/Avusturya, B. No: 2614/65, 16/7/1971, §§

89-93).

25. Somut olayda başvurucunun, İstanbul

13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/5/2013 tarihinde verdiği tutukluluk hâlinin

devamına ilişkin karara itiraz ettiği, itiraz sonucunu beklemeden 5/6/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

26. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında

başvurucunun başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını tüketmeden başvuruda

bulunduğu anlaşılmakta ise de bireysel başvuru sürecinde söz konusu itirazın

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 18/6/2013 tarihinde reddedilerek

kesinleştiği, somut olayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul

edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

27. Başvurucunun, kanunda

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı

görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

28. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukuka

aykırı olduğunu iddia etmiştir.

29. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 42).

30. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği; bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur (Murat Narman, § 43).

31. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu

sağlama yükümlülüğü, ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine

aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına

uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı, bireyi keyfî bir

şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfî uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk

durumunun “kanuni” dayanağının

bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği

hâllerde ise hukuk devleti ilkesi gereği, keyfîliği

önlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir

olup olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (Murat Narman, § 44).

32. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi,

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa

tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste

hâlinde belirtilmiştir (Murat Narman,

§ 45).

33. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Murat Narman, § 46).

34. Somut olayda başvurucu

24/4/2008 tarihinde gözaltına alınmış ve 28/4/2008 tarihinde tutuklanmıştır.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 2/5/2013 tarihli duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu, kanunda öngörülen

tutukluluk süresinin dolduğu gerekçesiyle bu karara itiraz etmiştir. Davaya

bakan mahkeme ile itiraz mercisi, iddianamede

düzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak

değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın ağır ceza mahkemesinin görevine giren

birden çok suçtan tutuklanmış olduğu gerekçesiyle bu talebi reddetmiş ve

tutukluluğun devamına karar vermişlerdir.

35. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfîlik bulunması

hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel

başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş

amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir (Murat Narman, § 48).

36. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine

giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındaki

birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi

veya bir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde bu soruşturma ve kovuşturmaların

belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında uygulanan bir

tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç

doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin, kişinin yargılandığı

dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya

kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması

kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi etkenler

tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede ele

alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde esas

alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin ceza

adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki

düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanması

hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümkün

görünmemektedir (Murat Narman, §

49).

37. Diğer taraftan Anayasa'nın

19. maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altına

almıştır. Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar,

makul sürenin aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbir

şekilde kişinin bu süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine

üst sınırın aşılmadığı durumlarda dahi somut olaylarda tutukluluk makul süreyi

aşmışsa anayasal hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır (Murat Narman, § 50).

38. Anayasa’nın 36. maddesinde

adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul sürede

yargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması da Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya bir görev

olarak yüklenmiştir. Azami tutukluluk süresinin, suç sayısı gerekçesiyle

uzatılması muhtemel özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak makul sürede

yargılanma hakkı açısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecek

niteliktedir. Böyle bir uygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyse

otomatik, makul sürede yargılanma hakkının ihlalini ise potansiyel hâle

getirebileceğinden kabul edilemez (Murat

Narman, § 51).

39. Diğer yandan özgürlük ve

güvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekil

ve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni;

bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle tutuklama nedenlerini ve

sürelerini belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek

şekilde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun,

muhtemel etki ve sonuçları bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır.

Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zaman

beklenemeyeceğinden aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği,

düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi

faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun aynı

zamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir (Murat Narman, § 52).

40. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu hâliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı

hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak

yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya

elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması hâlinde

azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.

Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk

devletinde henüz suçluluğu sabit hâle gelmemiş bir bireyin mahkemenin

benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun

bırakılması düşünülemez (Murat Narman,

§ 53).

41. Başvurucunun 24/4/2008

tarihinde gözaltına alındığı dikkate alındığında 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler

için uzatma süreleri dâhil azami beş yıllık tutukluluk süresi 24/4/2013 tarihi

itibarıyla dolmuştur. Başvurucunun bu tarihten sonra tutuklu bulundurulmasının

hukuki dayanağı bulunmayıp Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında

belirtilen “kanuni”lik şartını

karşılamamaktadır.

42. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

43. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

44. Başvuruda, Anayasa’nın 19.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

45. Başvurucu herhangi bir tazminat

talebinde bulunmamıştır.

46. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

47. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine,

9/9/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Selçuk TUNCEL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4065, 9 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. No: 16850/09, 3/5/2012, § 40; E.K./Türkiye
  15. B. “Kanun’da öngörülen azami
  16. C. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  17. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4065
Tarih
9 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Haci Altürk Başvurusu (B. No: 2013/5223)
  • Ahmet Eroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9418)
  • Rıdvan Bayram Başvurusu (B. No: 2013/1171)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2013/9285)
  • Turkuaz Yemek Temizlik Güvenlik Hizmetleri ve Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3389)
  • Mustafa Akın Başvurusu (B. No: 2013/2696)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.