İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsmail Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7197)

1. Başvuru; başvurucuların, üyesi oldukları sendikanın

Başvuru No2013/7197Tarih8 Eylül 2015Okuma28 dk · 5.585 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İsmail Aslan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2013/7197
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.585 kelime·28 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; başvurucuların, üyesi oldukları sendikanın

aldığı karar doğrultusunda bir gün işe gelmemeleri nedeniyle verilen kınama

cezasının, toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 17/9/2013 tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 25/7/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Başvurucu Yılmaz Karlıdağ tarafından yapılan 2013/7198

numaralı bireysel başvuru dosyası ve başvurucu Muhammet Azat Ersoy tarafından

yapılan 2014/40 numaralı bireysel başvuru dosyası ile başvurucu İsmail Aslan

tarafından yapılan 2013/7197 numaralı bireysel başvuru dosyası, konu bakımından

aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle birleştirilmiş, incelemeye 2013/7197

numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden devam edilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 24/10/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Adalet Bakanlığına (Bakanlık), başvuru konusu olay ve

olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.

Bakanlığın 12/11/2014 tarihli görüş yazısı başvuruculara tebliğ edilmiş;

başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası

(Sendika) üyesidirler ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları (TCDD) Genel

Müdürlüğüne bağlı 6. Bölge Müdürlüğü Urfa İli Akçakale İstasyon Şefliğinde, 399

sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye (KHK) tabi tren teşkil memuru olarak

çalışmaktadırlar. Tren teşkil memurları, istasyonlardaki manevra işlemlerini

yapmak, istasyonlara gelen trenlere sinyal vererek trenlerin yola alınmasını

sağlamak, işle ilgili emniyet tedbirleri almak, tren dizisi teşkil etmek ve

trenin istasyona giriş ve çıkışını sağlamakla görevlidirler.

9. Sendikanın bağlı olduğu Kamu Emekçileri Sendikaları

Konfederasyonunun (KESK veya Sendika) çağrısı üzerine, 25/11/2009 tarihinde iş

bırakma eylemi yapılmış ve iş bırakma eylemine katılan TCDD çalışanı on altı

sendika üyesi, görevlerinden uzaklaştırılmışlardır.

10. Başvurucuların da kayıtlı olduğu Sendikanın yöneticileri,

Sendika üyelerinin tekrar işe başlatılmaları için bir dizi girişimde bulunmuş

ancak sonuç alamamıştır. Bunun üzerine Sendika yönetimi, 12/12/2009 tarihinde görevlerinden

uzaklaştırılan kişilerle dayanışma sağlamak, bu kişilerin tekrar işe

başlatılmalarını temin etmek ve idareyi uyarmak amacıyla ülke genelinde bir

günlük iş bırakma eylemi yapılmasına karar vermiştir. Söz konusu eylem

16/12/2009 tarihinde yapılmış ve başvurucular, bu tarihte iş bırakma eylemine

katılmışlardır.

11. Başvurucular eylem tarihinde işe gelmemişler ve işe

gelmediklerinden bahisle haklarında disiplin soruşturması açılmıştır.

12. TCDD Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu, iş bırakma

eyleminin, TCDD Personel Yönetmeliğinin 26. maddesinde yer alan “kuruluş personelinin hizmetlerini aksatacak şekilde

memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelip de

kuruluş hizmetlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem

ve hareketlerde bulunmalarının yasak olduğu” hükmüne aykırı olduğu

gerekçesiyle anılan eyleme katılmaları nedeniyle başvurucuların kınama

cezasıyla cezalandırılmalarına karar vermiştir.

13. Başvurucuların, söz konusu disiplin cezalarının iptali

istemiyle açtıkları davalar, Şanlıurfa İdare Mahkemesinin 2012 yılında verdiği

kararlar ile reddedilmiştir. Başvurucular hakkında verilen mahkeme kararlarının

gerekçeleri aynı olup ilgili kısımları şöyledir:

“Dava

dosyasının incelenmesinden, 25.11.2009 tarihinde yapılan bir günlük iş bırakma

eyleminden ötürü görevden uzaklaştırılan 16 personelin görevlerine iade

edilmeleri için TCDD Genel Müdürlüğü'ne bağlı 6.Bölge Müdürlüğü Akçakale

İstasyon Şefliğinde tren teşkil memuru olarak görev yapan davacının, üyesi

olduğu Sendikanın aldığı karar doğrultusunda 16.12.2009 tarihinde 1 günlük iş

bırakma eylemine katıldığı, TCDD Teftiş Kurulu Müfettişliğince söz konusu

eyleme katıldığı tespit edilen personel hakkında başlatılan disiplin

soruşturması sonucu düzenlenen 10.02.2010 tarihli ve 2010/241-1 sayılı

soruşturma raporunda, söz konusu eyleme, 6.Bölge Müdürlüğü Merkezi ile Yol,

Hareket ve Tesisler Müdürlüğü işyerlerinde toplam 253 personelin katıldığı, bu

personelden büro hizmetlerinde çalışanların bazılarının izinsiz ve mazeretsiz

olarak mesaiye gelmediği, mesaiye gelenlerin de görev yapmadıkları, trenlerde

görevlendirilen personelin 15.12.2009 tarihinde saat 24:00'a kadar görev

yaparak bu saatten sonra görevli olduğu treni, merkezi gar ve istasyonlarda

bırakarak trafiğini devam ettirmedikleri, bazı personelin görevlendirildiği

trene gelmediği, gelenlerin de trenlerde görev almadıkları, görevi kabul

etmedikleri, istasyon, gar ve depo manevraları ile nezaret görevleri ve

istasyon, gar ve depo nöbetine tefrik edilen personelden de 15.12.2009

tarihinde nöbet görevine gelenlerin saat 24:00'a kadar çalıştıkları, bu saatten

sonra çalışmadıkları, görevi bıraktıkları, bazı personelin 16.12.2009 tarihinde

görevine ve nöbetine gelmediği, bazılarının da görevine ve nöbetine gelmekle

birlikte çalışmadığı, bu personelin işyeri amirlerinin tüm ısrarlarına rağmen,

sendikalarının aldığı karar gereğince eylemde olduklarını beyan ederek görevi

kabul etmediklerinin tespit edildiği, iş bırakma eylemine katılan personelin ifadelerinde,

16 sendika üyesinin işine iade edilmemesi nedeniyle Anayasa'nın 2., 51. ve 90.

maddeleri, 87 ve 151 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin 11.maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gerekçe

gösterilerek değinilen iş bırakma eylemine katıldıklarını beyan etmiş olsalar

da, eyleme katılan personelin, büro hizmetlerinde çalışanların izinsiz ve

mazeretsiz olarak işe gelmemeleri sonucu büro hizmetlerinin aksamasına neden

oldukları, istasyon, gar, atölye ve depo nöbetine gelmeyen veya gelip de

15.12.2009 tarihinde saat 24:00'dan itibaren görev yapmayan personelin, kuruluş

faaliyetlerinin yürütülmesini engelledikleri, görevli oldukları treni, merkezi

gar ve istasyonlarda bıraktıkları ve bu yolla trendeki yolcuların mağduriyetine

sebep oldukları, kuruluş hizmetlerinin durmasına, aksamasına, ayrıca yazılı ve

görsel basında itibarının zedelenmesine neden oldukları, bu şekilde TCDD

Personel Yönetmeliği'nin 26.maddesine aykırı davrandıkları, eylem nedeniyle yük

ve yolcu taşıma faaliyetlerinin aksadığı, 11 yolcu treninin merkezi gar ve

istasyonlarda bırakılarak devamının temin edilmediği, trendeki yolcuların

mağdur edildiği, 56 yolcu treni seferinin de personel temin edilememesi

sebebiyle iptal edildiği, gar ve istasyonlarda bırakılan trenlerdeki yolcuların

otobüslerle varış yerlerine ulaştırılmaları için anlaşma yapılan otobüs

firmalarına yolcu taşıma ücreti ödendiği, yine eylem nedeniyle 15.12.2009

tarihinde saat 24:00'dan sonra trafikte bulunan 17 adet yük treninin muhtelif gar

ve istasyonlarda bırakıldığı, 16.12.2009 tarihinde trafiği planlanan toplam 35

yük treninin de seferlerinin iptal edildiği belirtildikten sonra 16.12.2009

tarihinde iş bırakma eylemine katıldığı belirlenen davacının, Yönetmeliğin 100.

maddesinin 5. fıkrası uyarınca aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasının,

ancak disiplin cezasının tayininde hizmet süresi ve olumlu sicilinin dikkate

alınmasının uygun olacağı kanaatine varıldığı, TCDD Yüksek Disiplin Kurulunca

davacı hakkında söz konusu soruşturma raporu ile disiplin yönünden getirilen

teklifin uygun görülerek 14.10.2011 tarihli ve 11/51 sayılı kararla, davacının

toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağını ihlal ettiğinden bahisle TCDD

Personel Yönetmeliği'nin 100. maddesinin 5. fıkrası gereğince ve aynı

Yönetmeliğin 105. maddesi uyarınca bir alt cezanın tatbiki suretiyle kınama

cezası ile cezalandırıldığı, bu kararın 05.03.2012 tarihinde davacıya tebliği

üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta,

davacının kendi beyanı ile hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucu

düzenlenen soruşturma raporu ve ekinde yer alan bilgi ve belgelerden, üyesi

olduğu Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası ile bu Sendikanın bağlı

bulunduğu Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'nun almış olduğu karar

gereğince 16.12.2009 tarihinde bir günlük iş bırakma eylemine katıldığı sabit

olup, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ile olayın meydana geliş şekli

dikkate alındığında söz konusu eylemin sendikal faaliyet olarak nitelendirilmesine

imkân bulunmadığı açıktır.

Nitekim,

davacının TCDD Personel Yönetmeliği'nin 100. maddesinin 1.fıkrasında belirtilen

özürsüz olarak 1 veya 2 gün göreve gelmemek fiilinden ötürü değil, aynı

maddenin 5. fıkrasında düzenlenen; kanun, tüzük, yönetmelik, karar, talimat ve

emirlerde yazılı olan görevleri haklı veya zorlayıcı bir sebep olmaksızın

yerine getirmemek veya eksik olarak yerine getirmek veya mevzuatın

uygulanmasını zorunlu kıldığı hususları yapmamak veya yasakladığı işleri

yapmak, fiilini işlediğinden bahisle disiplin cezası ile tecziye edildiği, söz

konusu eylemin ise, gerek 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 19. maddesi,

gerekse TCDD Personel Yönetmeliğinin 26. maddelerinde belirtilen

"yasaklanan işler" kapsamında olduğu, davacının sözü edilen mevzuat

hükümlerine aykırı şekilde hareket ederek demiryolu ulaşım hizmetlerinin

aksamasına ve kişilerin seyahat özgürlüğünün önemli ölçüde engellenmesine

sebebiyet verdiği açıktır.

Bu

durumda, TCDD Genel Müdürlüğü'ne bağlı 6.Bölge Müdürlüğü Akçakale İstasyon

Şefliğinde tren teşkil memuru olarak görev yapan davacının, 16.12.2009

tarihinde bir günlük iş bırakma eylemine katılmakla mevzuat hükümlerine aykırı

şekilde hareket ederek demiryolu ulaşım hizmetlerinin aksamasına ve kişilerin

seyahat özgürlüğünün önemli ölçüde engellenmesine sebebiyet verdiği

anlaşıldığından, eylemine uyan disiplin cezasının bir alt cezası olan kınama

cezası ile cezalandırılması yönünde tesis edilen işlemde hukuka aykırılık

bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.”

14. Başvurucuların itirazları üzerine, Gaziantep Bölge İdare

Mahkemesi 2013 yılında verdiği kararlar ile ilk derece mahkemesi kararlarını

onamıştır.

15. Başvurucuların karar düzeltme talepleri, Gaziantep Bölge

İdare Mahkemesinin 2013 yılında verdiği kararlarla reddedilmiştir.

16. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin nihai kararları,

başvurucular İsmail Aslan ve Yılmaz Karlıdağ’a 20/8/2013 tarihinde, Muhammet

Azat Ersoy’a 10/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucular İsmail Aslan ve Yılmaz Karlıdağ, 17/9/2013

tarihinde; başvurucu Muhammet Azat Ersoy 24/12/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine (Mahkeme) bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

18. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları

Kanunu’nun 26. maddesi şöyledir:

“Devlet memurlarının kamu hizmetlerini

aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya

görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelip de Devlet hizmetlerinin ve işlerinin

yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde

bulunmaları yasaktır.”

19. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Devlet memurlarına verilecek disiplin

cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

…

B - Kınama: Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı

ile bildirilmesidir.

Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller

şunlardır:

…

C - Aylıktan kesme: Memurun, brüt aylığından 1/30 - 1/8 arasında kesinti

yapılmasıdır.

Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve

haller şunlardır:

…

b) Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve

gelmemek,

…”

20. 657 sayılı Kanun’un 135. maddesi şöyledir:

“Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma,

kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe

ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz

edilebilir.

İtirazda süre, kararın ilgiliye tebliği

tarihinden itibaren yedi gündür. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin

cezaları kesinleşir.

İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar

ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren otuz gün içinde kararlarını

vermek zorundadır.

İtirazın kabulü hâlinde, disiplin amirleri

kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen

kaldırabilirler.

Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna

başvurulabilir.”

21. 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi

Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde

Kararname’nin 19. maddesi şöyledir:

“Sözleşmeli personelin, teşebbüs veya bağlı

ortaklığın hizmetlerini aksatacak şekilde kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri

veya görevlerine gelmemeleri veya göreve gelip de hizmetlerin yavaşlatılması

veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları, toplu

olarak söz veya yazı ile müracaat ve şikâyetleri yasaktır.”

22. 9/2/1993 tarihli TCDD Personel Yönetmeliği’nin (Yönetmelik)

26. maddesi şöyledir:

“Birden fazla personelin toplu olarak aynı

konuda söz ve yazı ile müracaatları ve şikâyetleri yasaktır. Kuruluş

personelinin, hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak

birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelip de

Kuruluş hizmetlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem

ve hareketlerde bulunmaları yasaktır.”

23. Yönetmelik’in 100. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Aşağıda yazılı fiil ve hallerde aylıktan

kesme cezası verilir.

…

5) Kanun, tüzük, yönetmelik, karar, talimat ve

emirlerde yazılı olan görevleri haklı veya zorlayıcı bir sebep olmaksızın

yerine getirmemek veya eksik olarak yerine getirmek veya mevzuatın

uygulanmasını zorunlu kıldığı hususları yapmamak veya yasakladığı işleri

yapmak, Bu yüzden Kuruluş zararı meydana gelmişse bir

üst derece ceza verilir.”

24. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/5/2013 tarihli

ve E.2009/63, K.2013/1998 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Uyuşmazlıkta, davacının, üyesi bulunduğu

sendikanın yetkili kurullarınca alınan karara uyarak 11/12/2003 tarihinde 1 gün

göreve gelmeme eyleminin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/C-b maddesi

kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin tespiti önem taşımaktadır.

2709

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasında;

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar

kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa

Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 - 5170

S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin

milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda

farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü yer almıştır.

Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü”nün

düzenlendiği 11. maddesinde; herkesin asayişi bozmayan toplantılar yapmak,

dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar

kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahip olduğu, bu hakların

kullanılmasının, demokratik toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak,

ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç

işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlandırılabileceği,

bu maddenin, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları

veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar

konmasına engel olmadığı kuralına yer verilmiştir.

Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi 15/09/2009 tarihli, Kaya ve Seyhan - Türkiye kararında

(application no. 30946/04);

Eğitim-Sen üyesi öğretmenlere, 11/12/2003 tarihinde KESK’in

çağrısına uyarak, parlamentoda tartışılmakta olan kamu yönetimi kanun

tasarısını protesto etmek üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme katılmaları

nedeniyle 11/12/2003 tarihinde göreve gelmedikleri için uyarma cezası

verilmesinin, her ne kadar bu ceza çok küçük olsa da, sendika üyelerinin

çıkarlarını korumak için meşru grev ya da eylem günlerine katılmaktan

vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı, öğretmenlere verilen disiplin cezasının

“acil bir sosyal ihtiyaca” tekâbül etmediği ve bu

nedenle “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmış, bunun

sonucu olarak, bu davada, başvuranların AİHS’in 11.

maddesi anlamında gösteri yapma özgürlüğünü etkili bir şekilde kullanma

haklarının orantısız olarak çiğnendiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu

durumda, davacının, sendikal faaliyet gereği, 11/12/2003 tarihinde göreve

gelmeme eyleminin özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek fiili

kapsamında değerlendirilemeyeceği ve sendikal faaliyet kapsamında bir gün

göreve gelmemek fiilinin mazeret olarak kabulü gerektiğinden, disiplin suçu

teşkil etmeyen eylem nedeniyle davacıya 657 sayılı Kanun’un 125/C-b maddesi

uyarınca aylıktan kesme cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka

uyarlık bulunmamıştır.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 8/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 17/9/2013 tarihli ve 2013/7197 numaralı bireysel başvuruları

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

26. Başvurucular, üyesi oldukları Sendikanın tüm ülke çapında

yaptığı göreve gelmeme çağrısına katıldıklarını ancak TCDD Personel

Yönetmeliği’nin 26. maddesine aykırı olarak göreve gelmedikleri gerekçesiyle

haklarında kınama cezası verilmesinin; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 11. maddesine, Danıştayın ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu iddia

etmişlerdir. Başvurucular, sendikal faaliyetleri nedeniyle cezalandırılmalarının

toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin anayasal haklarını ihlal ettiğini

ileri sürmüşler ve haklarında verilen disiplin cezalarının iptali talebinde

bulunmuşlardır.

27. Başvurucular, iç hukuk ve uluslararası hukukta tanınan

haklara dayanarak demokratik tepkilerini göstermek amacıyla söz konusu

etkinliğe katıldıklarını, kamu görevlilerinin toplu eylem hakkının Sözleşme,

Anayasa ve mahkeme kararları ile kesin biçimde tanındığını belirtmişlerdir.

Başvurucular ayrıca, Anayasa’nın 2. maddesinde devletin sosyal bir hukuk

devleti olduğunun, 90. maddesinde de usulüne uygun yürürlüğe konulmuş

uluslararası antlaşmaların kanun hükmünde olduğunun vurgulandığına işaret

etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

28. Başvurucular, Sözleşme’nin

11. maddesi ile Anayasa’nın 90. maddesi ve toplantı ve örgütlenme

özgürlüğüne ilişkin anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

29. Bakanlık

görüşünde, başvurucuların dile getirdiği şikâyetlerin Anayasa’nın 51. maddesi

ile Sözleşme’nin 11. maddesinde tanımlanan, toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne

ilişkin olduğu belirtilmiştir.

30. Başvurucuların şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini

dile getirme biçimleri dikkate alınarak şikâyetlerin, Anayasa’nın 51. maddesi

bağlamında incelenmesi gerekmektedir.

31. Başvurucuların, sendikal faaliyete katıldıkları

gerekçesiyle cezalandırılmaları nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğine

ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

32. Başvurucular; AİHM’in, Danıştayın ve derece mahkemelerinin, benzer davalardaki

sendika kararı ile yapılan iş bırakma eyleminin sendikal faaliyet olarak kabul

edilmesi gerektiği yönündeki içtihatlarını hatırlatmışlardır. Başvurucular, söz

konusu mahkeme içtihatları karşısında sendikal faaliyet çerçevesinde iş bırakma

eylemine disiplin cezası uygulanmasının örgütlenme özgürlüğüne aykırı olduğunu

belirtmişlerdir.

33. Bakanlık görüşünde, AİHM’in

içtihatları hatırlatılarak başvuruya konu sendika hakkına yönelik müdahalenin

varlığı hâlinde bu müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup

olmadığı ve “sınırlama amacı ile aracı

arasında makul bir dengenin bulunup bulunmadığı” yönünde bir

değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir.

34. Başvurudakine benzer olaylarda uygulanacak ilkeler,

Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ortaya konulmuş (Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/214)

ve söz konusu ilkeler daha sonra istikrarlı olarak devam ettirilmiştir (Hasan Çakar, B. No: 2013/8758, 6/1/2015; Elif Kızıl, B. No: 2013/8812, 6/1/2015; Semihat Karakaya, B. No: 2014/941, 6/1/2015; Dilek Kaya Çakır, B. No: 2014/1949,

6/1/2015).

35. Anayasa Mahkemesinin görevi, iç hukuktaki bir kural veya

önlemin kamu gücünü kullanan organlarca yorumlanışını, Anayasa’nın amacı ve

konusu ile bağdaşır olup olmadığı yönünden ele almaktır. Bu sebeple de Anayasa

Mahkemesi, mahkemelerin veya kamu gücünü kullanan diğer organların kurallara

ilişkin yorumunu dikkate almakla birlikte anayasal hakların etkili ve gerçek

bir korunmasının sağlanmasını amaçlamakta ve kendisine gelen şikâyetleri

incelerken başvuruya özgü koşulları göz önünde bulundurmaktadır (Yücel Yaşar, B. No: 2013/7199, 25/3/2015,

§ 33).

36. Örgütlenme özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini

korumak için kendilerini temsil eden kolektif bir oluşum meydana getirerek bir

araya gelme özgürlüğünü ifade etmektedir. “Örgütlenme”

kavramının, Anayasa çerçevesinde özerk bir anlamı vardır ve bireylerin devamlı

olarak ve eş güdüm içerisinde yürüttükleri faaliyetlerin hukukumuzda örgütlenme

olarak tanınmaması Anayasa hükümleri kapsamında örgütlenme özgürlüğünün zorunlu

olarak gündeme gelmeyeceği anlamına gelmez (Tayfun

Cengiz, § 30).

37. Demokrasilerde, vatandaşların bir araya gelerek ortak

amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı, sağlıklı bir toplumun önemli bir

bileşenidir. Demokrasilerde bu tür “örgüt”ler, devlet tarafından saygı

gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara sahiptir. İstihdam alanında

kendi üyelerinin menfaatlerinin korunmasını amaçlayan örgütler olan sendikalar,

bireylerin kendi menfaatlerini korumak için kolektif oluşumlar meydana

getirerek bir araya gelebilme özgürlüğü olan örgütlenme özgürlüğünün önemli bir

parçasıdır (Tayfun Cengiz, § 31).

38. Örgütlenme özgürlüğü, bireylere topluluk hâlinde siyasal,

kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Sendika

hakkı da çalışanların, bireysel ve ortak çıkarlarını korumak amacıyla bir araya

gelerek örgütlenebilme serbestisini gerektirmekte ve bu niteliğiyle bağımsız

bir hak değil, örgütlenme özgürlüğünün bir şekli veya özel bir yönü olarak

görülmektedir (Belçika Ulusal Polis

Sendikası/Belçika, B.

No: 4464/70, 27/10/1975 § 38).

39. Sendika hakkı ve sendikal faaliyetler Anayasa’nın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler”

bölümünde, 51 ila 54. maddelerinde düzenlenmiştir. Sendika kurma veya

sendikalara üye olma özgürlüğü hakkı ise Anayasa’nın 51. maddesinde yer

almaktadır.

40. Anayasa’nın 51. maddesi şöyledir:

“Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma

ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek

için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara

serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse

bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.

Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik,

kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla

sınırlanabilir.

Sendika kurma hakkının kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

…

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu

alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine

uygun olarak kanunla düzenlenir.

Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri,

yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi

esaslarına aykırı olamaz.”

41. Anayasa’nın 51 ila 54. maddelerinde düzenlenen sendikal

hak ve özgürlükler, benzer güvenceler getiren başta Örgütlenme Özgürlüğü

Sözleşmesi ile Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi olmak üzere ilgili

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı ile

tamamlanmaktadır. Anayasa’nın 51 ila 54. maddelerinde düzenlenen sendikal hak

ve özgürlüklerin kapsamı yorumlanırken bu belgelerde yer alan ve ilgili

organlar tarafından yorumlanan güvencelerin de göz önünde bulundurulması

gerekir.

42. Anayasa’nın 51. maddesi, devlet için hem negatif hem de

pozitif yükümlülükler getirmektedir. Devletin, 51. madde çerçevesinde,

bireylerin ve sendikanın örgütlenme özgürlüğüne müdahale etmemeye yönelik

negatif yükümlülüğü, 51. maddenin iki ila altıncı fıkralarında yer alan

gerekçelerle müdahaleye izin veren koşullara tabi tutulmuştur. Öte yandan her

ne kadar sendika hakkının asıl amacı; “bireyi,

korunan hakkın kullanılmasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı

korumak ise de bundan başka, korunan haklardan etkili bir şekilde yararlanmayı

güvence altına almaya yönelik pozitif yükümlülükler de olabilir.” (Wilson, Ulusal Gazeteciler Sendikası ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96 ve 30678/96, 2/10/2002, § 41)

43. Aslında devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri

arasında kesin ayrımlar yapmak her zaman olanaklı değildir. Buna karşın

devletin bu her iki yükümlülüğüne ilişkin olarak uygulanacak ölçütlerde de bir

değişiklik olmamaktadır. Devletin ister pozitif ister negatif yükümlülüğü söz

konusu olsun bireyin ve bir bütün olarak toplumun çatışan menfaatleri arasında

adil bir denge kurulması gerekmektedir (Sorensen ve Rasmussen/Danimarka, B. No: 52562/99 ve 52620/99, 11/1/2006 § 58). Anayasa Mahkemesi, bu adil

dengenin kurulup kurulmadığına karar verirken kamu gücünü kullanan organların

bu alanda belirli bir takdir yetkisine sahip olduğunu göz önünde

bulunduracaktır.

44. Sınırlanabilir bir hak olan sendika hakkı, Anayasa’da yer

alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. Anayasa’nın 51. maddesinin

ikinci ve izleyen fıkralarında sendika hakkına yönelik sınırlama sebeplerine

yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüklere yönelik sınırlamaların da bir sınırının

olması gerektiği açıktır. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında

Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple

sendika hakkına getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa’nın 51. maddesi kapsamında

yapılması gerekmektedir (Tayfun Cengiz, §

38).

45. Yukarıda anlatılan ilkeler ışığında, başvuru konusu

olayda sendika hakkının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde

öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı, daha sonra da müdahalenin ihlal

oluşturup oluşturmadığı değerlendirilecektir.

a. Müdahalenin Mevcudiyeti

46. Başvurucuların, sendikal faaliyet kapsamında ülke çapında

yapılan bir eyleme katılmaları nedeniyle cezalandırılmaları ile başvurucuların

sendika haklarına yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

47. Sendika hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa’ya uygun

olabilmesi için 51. maddenin iki ila altıncı fıkralarında belirtilen haklı

sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanması ve Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olması gerekir. Bu nedenle müdahalenin, Anayasa’nın

13. maddesinde öngörülen; öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde

belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

48. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 657 sayılı Kanun’un

26. maddesi ile 125. maddesinin, 399 sayılı KHK’nın 19. maddesi ile birlikte

ele alınmak şartıyla Yönetmelik’in 26. maddesi ve 100. maddesinin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

49. Sendika hakkına yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi

için bu müdahalenin Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel

ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebebiyle yapılmış

olması gerekir.

50. Başvurucular hakkında, Yönetmelik’in 26. maddesine aykırı

olarak göreve gelmedikleri gerekçesiyle verilen disiplin cezalarının,

Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan “kamu düzeni”nin

sağlanması meşru amacını taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

51. Sendika hakkı mutlak olmadığından bazı sınırlandırmalara

tabi tutulabilir. Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında sendika hakkına

ilişkin olarak sayılan sınırlandırmalar (bkz. § 49), Anayasa’nın 13. maddesinin

güvencesinde olan hakkın özüne dokunmamalı, demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun ve ölçülü olmalıdır.

52. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde

sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde,

temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getiren

sınırlamalara yer verilemez. Anayasa’nın, temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanmasını düzenleyen 13. maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak

kanunla sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz,

her temel hak ve özgürlük açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte

kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel

hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel

olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.

53. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın

yapılan sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum

düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Bir başka deyişle, öze dokunan sınırlamalar, “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük”

ilkelerine evleviyetle aykırı olacağından, anayasa koyucu, temel hak

ve özgürlüklerin özüne dokunan sınırlamalar yönünden “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve

“ölçülülük” ilkeleri bakımından

ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmemiştir.

54. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden

gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin

gerekleri” kavramı, öncelikle sendika hakkı üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını

gerektirmektedir. 1982 Anayasası’nda belirtilen “demokratik toplumun gerekleri” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü

bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik

toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin bu ölçütün

kullanıldığı 9., 10. ve 11. maddeleri arasındaki paralelliği açıkça

yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve

açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 49; Başkaya ve

Okçuoğlu/Türkiye, B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 61).

55. Genel olarak örgütlenme özgürlüğü ve özel olarak da

sendika hakkı Anayasa’da benimsenen temel değerlerden biri olan siyasal

demokrasiyi somutlaştıran özgürlükler arasında yer alır ve demokratik toplumun

temel değerlerinden birini oluşturur. Demokrasinin esasını, meselelerin halka

açık olarak tartışılması ve çözümlenmesi yeteneği oluşturur. Anayasa Mahkemesi

daha önceki kararlarında demokrasinin temellerinin çoğulculuk, hoşgörü ve açık

fikirlilik olduğunu vurgulamıştır (Ebru

Aslan, B. No: 2013/8464, 30/12/2014, § 51).

56. Buna göre sendika hakkını kullanan bireyler; çoğulculuk,

hoşgörü ve açık fikirlilik gibi demokratik toplumun temel ilkelerinin

korumasından yararlanırlar. Başka bir deyişle şiddete teşvik etme veya

demokratik ilkelerin reddi söz konusu olmadığı sürece, sendika hakkı

çerçevesinde dile getirilen bazı görüşler veya bunların dile getirilme biçimi

yetkili makamların gözünde kabul edilemez olsa dahi ifade, örgütlenme ve

sendikal özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler demokrasiye hizmet

edemez hatta demokrasiyi tehlikeye düşürür. Hukukun üstünlüğüne dayanan

demokratik bir toplumda, farklı düşüncelerin sendikal özgürlükler veya başka

yollarla dile getirilmesine imkân tanınmalıdır (Tayfun Cengiz, § 52).

57. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden

olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre

sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da

başvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bu konudaki AİHM kararı

için bkz. Handyside/Birleşik Krallık, § 48).

58. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada

devreye girecek bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki kriter arasında sıkı bir ilişki vardır. Temel hak ve

özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın, demokratik toplum düzeni için

gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen kamu yararı amacını gerçekleştirmekle

birlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama

niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81,

K.T. 18/10/2007).

59. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015,

§ 54).

60. Belirtilen nitelikleri gereği, Anayasanın 13. maddesinde

yer alan ve aralarında sıkı bir ilişki bulunan “temel hak ve hürriyetlerin özü”, “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi” kavramları, bir bütünün

parçaları olup “demokratik bir hukuk devleti”nin

özgürlükler rejiminde gözetilmesi gereken temel ölçütlerini oluşturmaktadır.

61. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye ilişkin derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin, sendika hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve

“ölçülülük” ilkelerine uygun

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir Coşkun, § 56).

62. Dolayısıyla öncelikle başvurucuların sendikal

faaliyetleri çerçevesinde iş bırakmak şeklindeki eylemlerine verilen disiplin

cezaları ile sendika haklarına yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninde

gerekli bir müdahale olup olmadığı incelenmeli, müdahalenin gerekli olduğunun

tespiti hâlinde, müdahale edilen sendika hakları ile disiplin cezaları

sonuncunda ulaşılmak istenen kamu yararı arasındaki dengenin ölçülü olup

olmadığı değerlendirilmelidir.

63. Dava konusu disiplin cezalarının, olayların tamamı

ışığında incelenmesi gerekir. Olay tarihinde Birleşik Taşımacılık Çalışanları

Sendikasının bağlı olduğu KESK’in kararı ile görevlerinden

uzaklaştırılan on altı TCDD personelinin görevlerine iade edilmelerini sağlamak

amacıyla tüm ülke çapında 16/12/2009 tarihinde bir günlük iş bırakma eylemi

yapılmasına karar verilmiştir. Her ne kadar adı geçen Sendika, söz konusu

eylemi “uyarı grevi” olarak

isimlendirmişse de bu eylem, Anayasa’nın “Grev

hakkı ve lokavt” kenar başlıklı 54. maddesinde yer alan ve toplu iş

sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde işçilerin sahip

olduğu grev hakkı ile bir ilgisi olmayan, sendika üyesi kamu görevlilerinin

toplumsal meselelerde seslerini duyurmayı hedefleyen bir sendikal faaliyettir.

64. Pek çok iş koluna ilişkin olarak gerek idarenin olağan

uygulamasında gerekse de idari yargının yerleşmiş içtihatlarında, başvuru

konusu olayda olduğu gibi sendikal faaliyet çerçevesinde işe gelinmemesi

hâlinde kişinin mazeret iznini kullandığı kabul edilmekte ve disiplin

soruşturması açılmamaktadır. Ne var ki sendika üyelerinin sendikal faaliyet

kapsamında iş bırakmaları hâlinde mazeret izinli sayılacakları yönündeki

yerleşik hâle gelen idari yargı içtihatlarına rağmen idarenin ve yargının bir

bütün olarak yeknesak hareket etmesini sağlayacak mevzuat düzenlemeleri

bulunmamaktadır. Bu sebeple mevcut başvurudaki gibi durumlarda sendika hakkını

kullanan kişilerin, disiplin soruşturması tehdidi altında kaldıklarını

belirtmek gerekir (Tayfun Cengiz,

§ 59).

65. Başvuru konusu olayda, KESK tarafından 12/12/2009

tarihinde bir günlük iş bırakma eylemi yapılması kararı alınmış, bu karar tüm

ülkede duyurulmuştur. Eylem, 16/12/2009 tarihinde yapılmış ve alınan karar

gereği bir gün sürmüştür. Söz konusu eylemin yapılmasına yetkili merciler

tarafından özel olarak itiraz edilmediği belirlenmiştir. Eylem tarihinden dört

gün önce eylem kararı duyurulmasına rağmen idare tarafından eylem günü

oluşabilecek aksaklıkları gidermeye yönelik herhangi bir önlem alındığı tespit

edilememiş ancak eylemin başlamasından sonra tren garlarında ve istasyonlarda

bekleyen yolcuların idare tarafından temin edilen otobüslerle varış yerlerine

ulaştırıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince bu hususlara ilişkin bir

değerlendirme yapılmamış, yalnızca iş bırakma eylemi nedeniyle mevzuat

hükümlerine aykırı hareket edilerek demiryolu ulaşım hizmetlerinin aksadığına

ve kişilerin seyahat özgürlüğünün engellendiğine yönelik sınırlı bir inceleme

ile karar verilmiştir.

66. Devlet memurlarının sendika hakkından bütünüyle mahrum

bırakılamayacaklarını belirtmek gerekir. Bir sendikal eylemin tümüyle

yasaklanması veya gerçekleştirilmesinin ağır koşullara bağlanması, hakkın özüne

zarar vermesi muhtemel olmakla birlikte mevcut başvurudaki gibi sendika

üyelerinin iş bırakma türü eylemlere katılmasına ilişkin yasal düzenlemeler ve

bunlara bağlı olarak genel düzenleyici işlemler yapmak, yasama ve yürütme organlarının

takdirindedir (Tayfun Cengiz, §

60). Dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekliliği tartışılmaz olan

durumlarda ordu, emniyet veya diğer bazı sektörlerde sendikal faaliyetlere

sınırlamalar getirilmesi mümkündür (Tayfun

Cengiz, § 61).

67. Anayasa’da düzenlenen sendikal hak ve özgürlüklerin

kapsamı yorumlanırken başta Örgütlenme Özgürlüğü Sözleşmesi ile Örgütlenme ve

Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi olmak üzere ilgili ILO Sözleşmeleri ve Avrupa

Sosyal Şartı dikkate alınmaktadır. AİHM de sendikal haklara ilişkin verdiği

kararlarda, Avrupa Sosyal Şartı ve ILO Sözleşmeleri ile tavsiye kararlarına

atıf yapmaktadır. ILO’nun 87, 98 ve 151 numaralı Sözleşmeleri, özellikle kamu

sektöründe çalışan personelin sendikal haklarını korumayı amaçlamakta ise de

ILO bazı durumlarda belli iş kollarındaki çalışanların bu haklarının

sınırlandırılmasını meşru görebilmektedir. Örneğin güvenlik güçleri, itfaiye

çalışanları, ulaşım hizmetlerinde çalışan bazı görevliler, olağanüstü hâl devam

ettiği sürece olağanüstü hâl durumlarında görev yapan çalışanlar bu iş kolları

kapsamında değerlendirilmektedir.

68. AİHM’e göre de sendika hakkının kullanımı

bazı koşullara bağlı olabilir ve söz konusu hakka yönelik birtakım kısıtlamalar

getirilebilir. Devlet memurlarına yönelik olarak getirilen bu koşullar ve

kısıtlamaların tek başına sendikal özgürlük ilkesini ihlal ettiğinden söz

edilemez. Her ne kadar AİHM, genel olarak tüm kamu görevlilerine yönelik

kısıtlamaların sendika hakkının ihlali niteliğinde olabileceğini vurgulasa da bazı

alanlarda görev yapan memurlara yönelik getirilebilecek kısıtlamaların,

gerekliliği ortaya konulduğu müddetçe devletin takdir aralığı içinde

değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Enerji Yapı-Yol Sen/Türkiye, B. No:

68959/01, 21/4/2009).

69. Başvuru konusu olayda, Sendika üyesi olan başvurucular,

TCDD Genel Müdürlüğüne bağlı 6. Bölge Müdürlüğü Urfa İli Akçakale İstasyon

Şefliğinde 399 sayılı KHK ve buna bağlı Yönetmelik hükümlerine tabi tren teşkil

memuru olarak çalışmaktadırlar. Tren teşkil memuru, diğer adıyla makasçı;

istasyonlardaki manevra işlemlerini yapmak ve istasyonlara gelen trenlere

sinyal vererek yola alınmasını sağlamak, işle ilgili emniyet tedbirleri almak,

tren dizisi teşkil etmek ve trenin istasyona giriş ve çıkışını sağlamakla

görevlidir. Başvurucuların, toplum yaşantısının vazgeçilmez bir parçası olan

ulaşım ve ulaştırma sistemindeki rolü göz önünde bulundurulduğunda sendika

hakkı kapsamında bu görevlilere yönelik birtakım kısıtlamalar getirilmesi mümkündür.

70. Ancak ulaşım alanında bu tür önemli görevlerde bulunan

kişilerin sendika haklarına yönelik getirilecek kısıtlamaların yasal

düzenlemelerle belirli ilkelere bağlanması gerekir. 399 sayılı KHK’nın 19.

maddesi ile Yönetmelik’in 26. maddesinde personelin, işletmenin hizmetlerini

aksatacak şekilde görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelip de hizmetlerin

yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylemlerde bulunmaları

yasaklanmıştır. Anılan hükümlerin, görev alanlarına ilişkin herhangi bir ayrım

yapılmaksızın tüm TCDD personelini kapsadığı ve bu hükümlerde hakkın

kullanımına yönelik ilkelerin belirlenmediği görülmektedir.

71. Başvurucuların eylem yaptıkları 16/12/2009 tarihinden

dört gün önce, 12/12/2009 tarihinde KESK Yönetim Kurulunca eylem kararı

alındığı ve eylem günü tüm ülkede duyurulduğu hâlde idare tarafından herhangi

bir önlem alınmamıştır. İş bırakma eylemi nedeniyle bazı tren seferleri aksamış

ve yolcuların mağduriyetine yol açılmışsa da eylemin başlamasından sonra tren garlarında

ve istasyonlarda bekleyen yolcular idare tarafından temin edilen otobüslerle

varış yerlerine ulaştırılmıştır. Dolayısıyla başvurucuların katıldığı eylem

nedeniyle yaşanan mağduriyetin idare tarafından telafi edildiği ve

başvurucuların sendika haklarına göre daha ağır basan bir mağduriyetin

yaşanmadığı belirlenmiştir. Eylem kararının bir gün için alındığı ve eylemin

uzun süre işin aksamasına yol açmadığı göz önünde bulundurulduğunda idare

tarafından, önceden ilan edilen bir günlük eylem nedeniyle ortaya çıkan

mağduriyetlerin telafi edilmesinin, idareye katlanılması mümkün olmayan ve

orantısız bir yükümlülük getirdiği de söylenemez.

72. Öte yandan bir günlük iş bırakma eylemi şeklinde

gerçekleştirilen sendikal faaliyetin amacının, oluşturulacak toplumsal bir

rahatsızlık ile idare nezdinde farkındalık yaratmak olduğu dolayısıyla

toplumsal işleyişi önemli ölçüde bozmadığı takdirde birtakım rahatsızlıklara

katlanmak gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu itibarla, iş bırakma

eylemi başladıktan sonra ortaya çıkan aksaklıkların giderildiği ve toplumsal

açıdan telafi edilemeyecek zararların da doğmadığı somut olayda, başvuruculara

verilen kınama cezalarının demokratik toplum düzeninde gerekli olmadığı

sonucuna varılmıştır.

73. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 51.

maddesinde güvence altına alınan sendika haklarının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş

ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde

karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

75. Başvurucular hakkında verilen kınama cezalarının sendika

hakkını ihlal ettiği gözetilerek başvurucular hakkında tesis edilen disiplin

cezası işlemlerinin iptali istemine ilişkin davalarda yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar görülmüştür. Sendika hakkına ilişkin ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın

ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

76. Başvuruda Anayasa’nın 51. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır. Başvurucular, avukatlık ücretlerini ve ödenen harç ile

yapılan diğer masrafların ödenmesini de talep etmişlerdir.

77. Başvurucular hakkında tesis edilen disiplin cezası

işlemlerinin iptali istemine ilişkin davalarda yeniden yargılama yapılmasına

karar verildiğinden ve başvurucuların derece mahkemelerinde yaptıkları muhakeme

giderleri ile avukatlık ücretinden ibaret maddi zararlarını yeniden yargılama

sırasında isteyebileceklerinden maddi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

78. Başvurucular tarafından ayrı ayrı yapılan ve dosyadaki

belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinin ise

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucuların

1. Sendika

haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Yapılan müdahale nedeniyle Anayasa’nın 51. maddesinde güvence

altına alınan sendika haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Tespit edilen ihlal yönünden,

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın Şanlıurfa İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucuların tazminata ilişkin

taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından ayrı ayrı

yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA AYRI AYRI

ÖDENMESİNE ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinin ise BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

8/9/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan

ALTAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Engin

YILDIRIM

Raportör Yrd.

:

Derya ATAKUL

Başvurucular

:

İsmail ASLAN

Yılmaz

KARLIDAĞ

Muhammet

Azat ERSOY

Vekilleri

:

Av. Salih

EKİZLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7197, 8 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurucuların
  12. C. Başvurucuların tazminata ilişkin
  13. D. Başvurucular tarafından ayrı ayrı
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini
  15. Altan
  16. Özgüldür
  17. Kömürcü
  18. Yıldırım
  19. Karlıdağ
  20. Ekizler
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7197
Tarih
8 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Yaşar Albayrak Başvurusu (B. No: 2013/4523)
  • Selçuk Tuncel Başvurusu (B. No: 2013/4065)
  • Haci Altürk Başvurusu (B. No: 2013/5223)
  • Ahmet Eroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9418)
  • Rıdvan Bayram Başvurusu (B. No: 2013/1171)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2013/9285)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.