İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cafer Arslan Başvurusu (B. No: 2014/18133)

1. Başvuru, Maliye Hazinesi adına orman sınırları dışına

Başvuru No2014/18133Tarih9 Mart 2017Okuma23 dk · 4.654 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cafer Arslan Başvurusu

Karar tarihi
9 Mart 2017
Başvuru Numarası
2014/18133
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.654 kelime·23 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Maliye Hazinesi adına orman sınırları dışına

çıkarılan taşınmazın kullanıcısının belirlenmesine ilişkin kadastro tespitine

itirazın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın makul bir

sürede sonuçlanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Kocaeli ili Kandıra ilçesine bağlı Akçabeyli

köyünde 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun ek 4. maddesi

uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler ve muhdesatları ile bunların kullanıcılarının tespiti amacıyla

2010 yılında kadastro çalışmaları (kullanım kadastrosu) yapılmıştır.

9. Bu köyde yapılan kullanım kadastrosu sırasında, 5.093,49 m2 yüzölçümlü 124 ada 13 parsel ve 5.032,34 m2 yüzölçümlü 124 ada 20 parsel sayılı

taşınmazlar "tarla" nitelikli olarak Hazine adına sınırlandırılarak

tespit edilmiştir. Bu taşınmazlara ait 14/3/2010 tarihli kadastro tutanaklarının

beyanlar hanesinde söz konusu taşınmazların 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı

Orman Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi (2/B) uyarınca

Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı belirtilmiştir. Beyanlar

hanesinde ayrıca bu taşınmazların 1996 yılından beri H.İ. oğlu N.A.'nın kullanımında olduğu yazılmıştır. Tutanakların edinme

sebeplerinde; bu taşınmazların 13/8/1990 tarihinde köy satış senedi

düzenlenerek başvurucuya, başvurucu tarafından da 8/1/1996 tarihinde yine köy

satış senediyle N.A.'ya satıldığı ve satış tarihinden

bu yana da taşınmazların N.A.'nın kullanımında olduğu

açıklanmıştır.

10. Akçabeyli köyünde yapılan kullanım

kadastrosu sınırlandırma ve tespitleri 21/4/2010 - 21/5/2010 tarihleri arasında

askı ilanına alınmıştır. Başvurucu 12/5/2010 tarihinde N.A. aleyhine Kandıra

Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açmıştır.

11. Başvurucunun köy satış senedindeki imzanın sahte olduğunu

ileri sürmesi üzerine Mahkemece, Adli Tıp Kurumundan imza karşılaştırması raporu

alınmıştır. Adli Tıp Kurumu raporunda 13/8/1990 tarihli satış senedindeki

imzanın başvurucunun eli ürünü olduğu, ancak 8/1/1996 tarihli satış senedindeki

imzanın ise başvurucunun eli ürünü olmadığı belirtilmiştir.

12. Mahkeme, 11/10/2013 tarihinde uyuşmazlık konusu

taşınmazların başında kadastro ve ziraat uzmanı teknik bilirkişilerin de

katılımıyla keşif yapmıştır. Keşif sırasında mahalli bilirkişiler, kadastro

tutanaklarında imzası bulunan bilirkişiler (tespit bilirkişileri) ile

tarafların tanıkları dinlenilmiştir.

13. Mahkemenin 20/11/2013 tarihli kararıyla; davanın reddine ve

orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların tespit gibi N.A.'nın kullanımında olduğu belirtilmek suretiyle Hazine adına

tesciline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, tespitin aksini iddia eden

tarafça bu durumun ispat edilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Mahkeme,

yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi M.T., tespit bilirkişisi R.E. ve

davalı tanığı N.D. ile davacı tanığı C.Ç. tarafından, bu taşınmazların davalı

N.A. tarafından sahiplenildiğinin beyan edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme

taşınmazların davalıya devrine dair senedin sahte olduğunun ispatlandığını

kabul etmiş ancak davalının bu taşınmazları kadastro tespiti öncesinde üç

yıldır kullandığını vurgulamıştır. Kararda, başvurucunun kanun ile öngörülen

bir yıllık süre içinde zilyetliğin korunması davası açmadığı ve bu taşınmazlara

fiilen de zilyet olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme sonuç olarak başvurucunun

uyuşmazlık konusu taşınmazların (fiilî olarak) kullanıcısının kendisi olduğunu

ya kendisi tarafından kullanıldığını ispat edemediği kanaatine vardığını

açıklamıştır.

14. Başvurucunun temyiz ettiği karar, Yargıtay 16. Hukuk

Dairesinin 20/5/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Başvurucu karar düzeltme

talebinde bulunmuş, aynı Dairenin 25/9/2014 tarihli ilamıyla bu talebin reddine

karar verilmiştir.

15. Nihai karar başvurucu vekiline 20/10/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 14/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

"Orman sayılan yerlerden:

...

B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen

bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe,

meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep

fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak

gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile

şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,

Orman sınırları dışına çıkartılır.

Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler

Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise

bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına

çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi

yapılır."

18. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:

“6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla

değişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı,

5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2 nci

maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman

sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve

varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait

olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro

tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11 inci

maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle

kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir.

Bu maddeye göre yapılacak kadastro çalışmaları

ikinci kadastro sayılmaz.

Bu maddeye göre yapılacak kadastro sırasında

orman ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin sınır nokta ve

hatları; orman kadastro tutanakları esas alınmak suretiyle orman işletme

müdürlüğünce görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi ya da orman

mühendisinin iştirak ettirildiği kadastro ekibince zemine aplike edilir. Bu

çalışmalar sırasında kadastro veya orman haritalarında düzeltmeyi gerektiren

tutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun tespiti halinde, yukarıda oluşturulan

kadastro ekibince teknik mevzuata uygun hale getirilir. Bu çalışmalara kadastro

kontrol mühendisi de iştirak ettirilir. Çalışma sonucunda bir zabıt düzenlenir

ve bu zabıt ekip görevlileri ile kontrol mühendisi tarafından birlikte

imzalanır. Düzeltme işlemleri, orman mevzuatı ile tapu ve kadastro mevzuatına

göre yapılmış ve bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile de ilan ve tebliğ

edilmiş sayılır.

Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan

yerler, daha öncesi tescil edilmiş olduğuna bakılmaksızın Maliye Bakanlığının

talebi üzerine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce fiili kullanım durumları

dikkate alınmak suretiyle ifraz ve/veya tevhit de yapılabilir. Bu işlemler

sırasında, orman ve kadastro haritalarında tespit edilen fenni hatalar,

yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen usul ve esaslara göre düzeltilir.

..."

19. 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin

Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan

Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında

Kanun'un 6. maddesi şöyledir:

"(1) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar

hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen güncelleme

listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına

göre oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların

31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın

sahibi olarak gösterilen kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi

içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve

dava konusu etmeksizin kabul edenler bu Kanuna göre hak sahibi sayılır.

(2) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar

hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme

listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına

göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların

31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın

sahibi olarak gösterilecek kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi

içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve

dava konusu etmeksizin kabul edenler de hak sahibi sayılır.

(3) Hak sahiplerinden birinci fıkra kapsamında

olanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ikinci

fıkra kapsamında olanlar ise, güncelleme listelerinin tescil edildiği veya

kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareye

başvurarak, bu taşınmazların bedeli karşılığında kendilerine doğrudan

satılmasını isteyebilirler.

(4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan

taşınmazların satış bedeli, rayiç bedelin yüzde yetmişidir.

(5) Başvuru sahiplerinden satış bedellerine

mahsup edilmek üzere; belediye ve mücavir alan sınırları içinde olan yerler

için iki bin Türk Lirası, dışında olan yerler için bin Türk Lirası başvuru

bedeli alınarak ilgilileri adına emanet hesabına kaydedilir.

(6) Hak sahiplerine satış işlemleri idarece,

başvuru süresinin bittiği tarihten itibaren en geç altı ay içinde

sonuçlandırılır.

(7) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce

düzenlenen güncelleme listeleri veya kadastro tutanakları kapsamında kalan

taşınmazların satış işlemleri, 1/5/2010 tarihinden itibaren tespit edilen rayiç

bedeller üzerinden yapılır.

(8) Satış bedeli peşin veya taksitle

ödenebilir. Satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi hâlinde yüzde yirmi, en az

yarısının ödenmesi hâlinde yüzde on oranında indirim uygulanır ve bu bedeller

idarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödenir.

Tebliğ edilen satış bedeline itiraz edilemez ve dava açılamaz. Peşinat

alınmadan yapılan taksitle satışlarda ise satış bedelinin yüzde onu, yapılan

yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanı ise belediye ve

mücavir alan sınırları içinde en fazla üç yılda altı eşit taksitte, belediye ve

mücavir alan sınırları dışında ise en fazla dört yılda sekiz eşit taksitte

faizsiz olarak ödenir. Taksitli satışlarda kalan miktarı karşılayacak tutarda

kesin ve taksitlendirmeye uygun süreli banka teminat mektubu verilmesi veya

satışı yapılan taşınmazın üzerinde 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk

Medenî Kanunu hükümleri uyarınca Hazine lehine kanuni ipotek tesis edilmesi

hâlinde; taşınmaz, tapuda hak sahibi adına devredilir. İdare tarafından yapılan

taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan taşınmaz satış sözleşmeleri ile kanuni

ipotek sözleşmelerinde resmî şekil şartı aranmaz. Hak sahipliği belgesi; hak

sahibinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, imzası, fotoğrafı ve nüfus

bilgilerini içerecek şekilde idarece düzenlenir. Düzenlenen hak sahipliği

belgelerinin idarece yazılı olarak tapu idaresine bildirilmesi üzerine, devir

ve kanuni ipotek tapu siciline resen tescil edilir. İpotek tesis edilerek

devredilen taşınmazların üçüncü kişilere satılması hâlinde borcun kalan

tutarından alıcılar sorumludur. Bu hususta tapu kütüğünde gerekli belirtme

yapılır. Hak sahibi adına mülkiyet devredilmeden yapılan taksitli satışlarda,

hak sahibi tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, tahsil

edilen tutar hak sahibine aynen ve faizsiz olarak iade edilir.

(9) Peşin satışlarda satış bedelinin tamamını,

taksitli satışlarda ise peşinatı veya taksitleri vadesinde ödememek suretiyle

yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin doğrudan satın alma hakları düşer.

Ancak, taksitli satışlarda, taksit süresinin sonuna kadar ödenmek kaydıyla

taksitlerden ikisinin vadesinde ödenmemesi yükümlülüklerin ihlali anlamına

gelmez. Vadesinde ödenmeyen taksit tutarlarına 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre

belirlenen oranda gecikme zammı uygulanır.

...

(14) Bu maddeye göre hak sahibi bulunmayan

veya doğrudan satın almaya ilişkin hak sahipliği kalmayan taşınmazların tapu

kütüklerinde yer alan 2/B, kullanıcı ve muhdesat

belirtmeleri Maliye Bakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin edilir

ve bu taşınmazlar Maliye Bakanlığınca satış dâhil genel hükümlere göre

değerlendirilir.

(15) Hak sahipliği kalmayan taşınmazların

değerlendirilmesi amacıyla, 4706 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin son fıkrası

kapsamında kalanlar hariç olmak üzere, üzerlerinde bulunan kişilere ait yapı ve

eklentiler; o yıla ait Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapı birim fiyatlarından

eksik imalat bedelleri ve yıpranma payı düşüldükten sonra kalan bedeli

ilgililerine ödenmek suretiyle yıktırılır veya bu şekilde belirlenen bedel,

taşınmazın değerine eklenerek son müracaat tarihinden itibaren üç yıl içinde

satılarak satıştan elde edilen gelirden yapı ve eklenti sahiplerine ödenir ve

idare tarafından yapıların tahliyesi sağlandıktan sonra ferağ işlemleri

gerçekleştirilir.

..."

20. 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (4) ve (5) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(4) Bu Kanun kapsamında kalan

taşınmazlardan hak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi veya

iade edilmemesi gerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden; satılanların

satış bedeli kanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler ise bedelsiz

olarak geri alınır.

(5) Hak sahibi bulunmayan taşınmazlar ile bu

Kanun hükümlerine göre işlem yapılmak üzere hak sahipleri veya ilgilileri

tarafından süresi içerisinde başvuruda bulunulmaması veya başvuruda

bulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ya da gerekli

şartları sağlayamaması sebebiyle doğrudan satılamamaları veya iade edilmemeleri

sebepleriyle haklarında işlem yapılamayan taşınmazların tapu kütüklerinde yer

alan 2/B, kullanıcı ve muhdesat belirtmeleri Maliye

Bakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin edilir ve bu taşınmazlar

Maliye Bakanlığınca genel hükümlere göre değerlendirilir. Bu yerlerden kamu

hizmetlerinde kullanılanlar, kamu idarelerinin ihtiyaçları için gerekli olanlar

ve özel kanunları gereğince ilgili idarelere tahsisi gerekenler Maliye

Bakanlığınca tahsis edilir."

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

mülkiyet hakkının kapsamı konusunda, mevzuat hükümlerinden ve derece

mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”

esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 §

62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz

[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129).

22. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti

elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Van der Mussele/Belçika [GK],

B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; Slivenko ve

diğerleri/Letonya (kk), B. No: 48321/99,

23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi

Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).

23. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Sözleşme'ye ek (1) Numaralı Protokol'ün

1. maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması

durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da

içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde

edilebileceği yönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet

hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, 28/9/2004,§

35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam

II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001; meşru beklenti

kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments

Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,

29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:

17849/91, 20/11/1995, § 31).

24. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre, temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında

savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli

değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti, (kk) [BD]B. No: 39794/98,

10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair

bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucuna

varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).

25. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir

olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki bir

düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına

dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye

(kk), B. No: 22522/03, 9/12/2008).

26. AİHM, kamu malı niteliğinde bulunan taşınmazlara tapu tahsis

belgesi verilmesi sebebiyle mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti yönünden

değerlendirmeler yaptığı kararında, mülkten yararlanmaya devam etme konusundaki

meşru beklentinin iç hukukta yeterli bir temele dayanması gerektiğini,

başvuruculara verilen tapu tahsis belgesine dayanılarak mülk sahibi olunmasının

şartları olduğunu yani bu hakkın şartlı bir hak sağladığını ve şartların oluşup

oluşmadığının derece mahkemeleri tarafından değerlendirileceğini belirtmiştir (Anat ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04,

26/4/2011, §§ 52, 53).

27. Diğer taraftan AİHM, Sözleşme'ye

ek (1) Numaralı Protokol'ün 1. maddesinin, devletin doğrudan müdahalesinin söz

konusu olmadığı, özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli

durumlarda- mülkiyet hakkının korunması için gerekli tedbirleri alma

yükümlülüğünü içerdiğini kabul etmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleri

çerçevesinde -özel kişiler arası mülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile-

kişilerin mülkiyet haklarına yapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir

koruma sağlaması gerekmektedir. Bu bağlamda devlet özellikle, tarafların

mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar yönünden gerekli usule ilişkin

güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizma oluşturma yükümlülüğü

altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarında ulusal mahkemeler de iç

hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adil bir biçimde mülkiyet

uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. Mahkeme, bu gerekliliğin sağlanıp

sağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününü incelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna, B. N: 71186/01, 7/6/2005, §§ 90,

91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00, 3/4/2012, §

112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD],

B. No: 73049/01, 11/1/2007, §§ 82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99, 24/11/2005, §

134).Bununla birlikte AİHM, iç hukukun yorumlanması ve uygulanması konusundaki

görevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukuk kurallarının yorumlanması

bakımından sahip oldukları takdir hakkına açıkça keyfî veya bariz bir takdir

hatası içermedikçe karışamayacağını belirtmektedir (Anheuser‑Busch Inc./Portekiz,

§ 83; Ukraine‑Tyumen/Ukrayna, B. No: 22603/02, 22/11/2007, §

51; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007,

§ 47).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 9/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkın İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, kullanım kadastrosu sırasında bir satış senedine

dayalı olarak uyuşmazlık konusu taşınmazların N.A.'nın

kullanımında olduğunun tespit edildiğini ancak bu tespitin hatalı olduğunu

iddia etmektedir. Başvurucuya göre kadastro sırasında esas alınan satış

senedindeki imza sahte olup bu taşınmazlar kendisinin işgalinde bulunmaktadır.

Başvurucu bu nedenle açtığı kadastro tespitine davasında da Adli Tıp Kurumu

raporuyla imzanın sahte olduğunun belirlendiğini, ancak buna rağmen davanın

reddedildiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

30. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu kullanım kadastrosu tespitine

itiraz davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun temel iddiası, uyuşmazlık

konusu taşınmazların kullanıcısının kendisi olmasına karşın hatalı tespit

edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı dışındaki diğer bütün iddialarının

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Genel İlkeler

32. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,

yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma

beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın

varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).

33. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

bir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgili

hukuki bir işleme dayalı beklentidir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet

hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının

tanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile

yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.

Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyet hakkının

ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu

kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54).

34. Bireysel başvuru, devlet tarafından kamu gücü kullanılarak

bireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hak

ihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizması

olmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özel

kişilerin birbirilerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devlete

atfedilebilecek sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvuru

konusu yapılan dava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmekle

kalmayıp özel kişiler tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklar

yönünden de incelenebilir (Türkiye Emekliler

Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34).

35. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayan

Anayasa’nın 5. maddesi kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri

kaldırmayı ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli

şartları hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir.

Bahsedilen Anayasa hükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetlerin

gerçekleştirilmesine yardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir.

Anayasa’nın pek çok maddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması ve

gerçekleştirilmesi için devletin alacağı tedbirlerden bahsetmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, § 38).

36. Bireylerin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında

bulunan temel haklara özel hukuk kişileri tarafından yapılan müdahaleler sonucu

bireylerin haklarının zarar gördüğü kimi durumlarda devlete atfedilebilecek

sorumluluklar bulunabilir. Devletin bu tür haksız müdahalelere karşı bireylerin

mülkiyet hakkının korunması için etkili iç hukuk yolları ihdas ederek yapılan

müdahalelere karşı özellikle mahkemelere başvurmak suretiyle koruma talep

edebilmelerini sağlaması ve yapılacak yargılamalarda özel kişilerin çatışan

hakları arasında tercih yaparken mahkemelerce anayasal yorumla temel hakların

korunması gerekmektedir. Böylelikle devlet, etkili bir iç hukuk yolu ihdas

ederek adalet ve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturup üzerine düşen

görevi yerine getirmiş olacaktır (Türkiye

Emekliler Derneği, § 40).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

37. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin birinci fıkrasında,

6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinin (B) bendi uyarınca Maliye Hazinesi

adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin fiilî kullanım durumları

dikkate alınarak kimler tarafından ve ne zamandan beri kullanıldığının, varsa

üzerindeki muhdesatın kimlere ait olduğunun kadastro

tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmesi suretiyle öncelikle kadastrosu

yapılarak Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.

38. Orman sayılmakla birlikte 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin

(B) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın 3402 sayılı

Kanun'un ek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazine

adına tespit gördüğü ve mülkiyetinin Hazineye ait olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim bu husus taraflar arasında uyuşmazlık konusu da olmamıştır. Bu bakımdan

başvurucu adına düzenlenen bir tapu kaydının bulunmadığı ve taşınmazın

mülkiyetinin Hazineye ait bulunduğu tartışmasızdır (Benzer yönde bkz. Cüneyt Ali Turgut, B. No: 2013/8332,

10/3/2016, § 43).

39. Bununla birlikte 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesine göre,

Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların tespit edilen

kullanıcıları yönünden bu taşınmazları belirli bir bedel mukabilinde satın

almak üzere hak sahibi sayılmaları öngörülmüştür. Dolayısıyla kişinin böyle bir

taşınmazda kullanıcı olduğunun tespit edilmesi, anılan kanun çerçevesinde

taşınmazı belirli koşullara bağlı olarak satın alma hakkı vermektedir.

40. Başvuru konusu olayda, başvurucu Hazine adına orman

sınırları dışına çıkarılan taşınmazların kullanıcısının kendisi olduğu hâlde

kadastro sırasında yanlış tespit edildiği iddiasıyla kadastro tespitine itiraz

davası açmıştır. Mahkeme ise taşınmazın başında keşif yapmış, keşif sırasında

tarafların tanıklarını ve mahalli bilirkişileri dinlemiş, kadastro ve ziraat

uzmanı teknik bilirkişilerden raporlar almıştır. Yapılan yargılama neticesinde

Mahkeme, başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazların kullanıcısı olduğunu kanıtlamayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

vermiştir. Başvurucunun temyiz ve karar düzeltme istemleri de aynı gerekçelerle

Yargıtayca reddedilmiştir.

41. Öncelikle mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu edilen

yargılama sürecinin bütününe bakıldığında başvurucunun kendisini vekil ile

temsil ettirdiği, yargılamanın duruşmalı olarak görüldüğü, başvurucuya itiraz

ve savunmalarını ortaya koyabilme ve delillerini sunabilme olanağının tanındığı

anlaşılmaktadır.

42. Başvurucu kadastro tespitinde esas alınan satış senedinin

sahte olduğunu ileri sürmüş, Mahkeme de aldırdığı Adli Tıp Kurumu raporuna göre

bu senedin sahte olduğunun kanıtlandığını kabul etmiştir. Ancak Mahkeme,

davanın kullanıcı tespitine ilişkin olduğunu belirterek kullanım kadastrosu

öncesi fiilî durumu esas alarak sonuca varmıştır.

43. Belirtmek gerekir ki, 3402 sayılı Kanun'un 18. maddesinin

ikinci fıkrasına göre orman niteliğindeki taşınmazların zilyetlik yoluyla

edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olay bakımından zilyetliğe

dayalı olarak kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinmeye ilişkin kuralların

uygulanmasının söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim 3402 sayılı

Kanun'un ek 4. maddesinin birinci fıkrasında da Hazine adına orman sınırları

dışına çıkarılan taşınmazların fiilî kullanım durumlarına göre tespitin

yapılacağı belirtilmiştir. Mahkeme de davanın reddini, bir davacı tanığının da

aralarında olduğu tarafların tanıkları ve mahalli bilirkişi beyanlarına göre

kullanım kadastrosu öncesi taşınmazların fiilî kullanıcısının davalı olduğunu,

başvurucunun ise kullanıcı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesine

dayandırmaktadır.

44. Benzer davalar bakımından Yargıtay, 3402 sayılı Kanun'un ek

4. maddesindeki düzenleme karşısında bu tür davalarda 3402 sayılı Kanun'un 14.

maddesinde öngörülen mülkiyetin kazanılmasına ilişkin koşulların varlığının

aranmayacağı görüşündedir. Yargıtay kararlarında, gayrimenkul hukukunda

kullanıma ilişkin olarak “zilyetlik” kavramı kullanılmakta iken ek 4. maddede

“fiilî kullanım” kavramının kullanıldığı belirtilmiştir. Yargıtay uygulamasında

fiilî kullanımın, ekonomik amaca uygun bir kullanım olması gerektiği ve en

azından taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyet sağlamaya yetecek bir süredeki

zilyetliğin yeterli olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay kararlarında, kullanım

kadastrosunun amacı; 2/B sahalarını, fiilî kullanım durumlarını dikkate alarak

parsellere ayırmak ve bu taşınmazları Hazine adına tescil ederken taşınmazlar

üzerinde tespit günü itibariyle fiilî kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde

göstermek olarak açıklanmıştır (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 8/11/2016 tarihli

ve E.2016/14023, K.2016/8832 sayılı ile aynı Dairenin 29/3/2016 tarihli ve

E.2015/8945, K.2016/3462 sayılı kararları).

45. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukuk

kurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi ise bireysel

başvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Derece mahkemeleri önünde hukukun

ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve

bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derece mahkemelerince

kesin olarak reddedildiği durumlarda açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir

takdir hatası içermediği sürece “meşru bir

beklentinin” bulunduğu sonucuna varılamaz.

46. Sonuç olarak orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın

mülkiyeti Hazineye ait olup kadastro mahkemesinde görülen yargılamada

başvurucunun uyuşmazlık konusu taşınmazların fiilî kullanıcısı olduğunu

kanıtlayamadığı anlaşılmaktadır. Somut olay bakımından ilgili hukuk kuralları

ve benzeri içtihatlar gözetildiğinde derece mahkemelerinin kararlarının açıkça

keyfî olduğu veya bariz takdir hatası içerdiği de tespit edilememiştir.

Dolayısıyla somut başvuru açısından, yeterli bir hukuki temele dayalı olmadığından

başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı

kapsamında bir mülkü veya en azından mülkiyeti elde etme yönünde bir meşru

beklentisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer

başvurularda da aynı sonuca varmıştır (karşılaştırma için bkz. Cüneyt Ali Turgut, §§ 24-52).

47. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

48. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

50. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 50, 52).

51. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

52. Başvuruya konu dava, Maliye Hazinesi adına orman sınırları

dışına çıkarılan anılan taşınmazların "kullanıcılarının

belirlenmesine" ilişkin kadastro tespitine itiraz hakkındadır. Nitekim Mahkeme

kararı ve gerekçesi ile Yargıtayın onama ve karar

düzeltme ilamları incelendiğinde de; uyuşmazlığın, taşınmazın sadece

"fiili kullanım durumunun" tespiti ile sınırlı olarak irdelendiği

görülmektedir (bkz. §§ 13-14). Dolayısıyla belirtilen mahiyeti itibarıyla somut

davanın, karmaşıklıktan uzak olduğu açıktır. Yargılama süresince duruşmaların

on iki oturum boyunca sürdüğü görülmektedir. Mahkeme, köy satış senedinde

sahtecilik iddiasına ilişkin olarak Adli Tıp Kurumundan imza karşılaştırması

raporu aldırmıştır. Bu süreç ise, 26/1/2011 tarihli üçüncü oturumdan 19/6/2013

tarihli on birinci oturuma kadar yaklaşık iki yıl beş ayda sonuçlanabilmiştir.

Mahkeme, ancak bu süreç tamamlandıktan sonra 11/10/2013 tarihinde teknik

bilirkişiler ile birlikte uyuşmazlık konusu taşınmazların başında keşif icra

etmiş, mahalli bilirkişileri, tespit bilirkişilerini ve taraf tanıklarını

dinlemiştir. Bununla birlikte, yapılan yargılama neticesinde Mahkeme, söz

konusu satış senedi ile adli tıp raporuna itibar edilemeyeceğini gerekçeleriyle

açıklamıştır (bkz. §§ 13). Zira Mahkemeye göre, dava yalnızca "fiili

kullanım durumunun" tespitine ilişkin olduğundan, bu delillerin varılan

sonuca etkisi bulunmamaktadır. Sonuç olarak Mahkemenin, yapılan keşif, keşifte

dinlenen mahalli bilirkişiler, tespit bilirkişileri ve tanık beyanlarını esas

alarak hüküm kurduğu, Yargıtayın da yine bu delilleri

dikkate alarak hükmü onadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, yargılamanın

uzamasında en önemli etken olan adli tıp raporunun aldırılmasının gerekli olmadığı

derece mahkemelerince de kabul edilmiştir. Diğer taraftan, başvurucu adına

vekili, yapılan bütün keşif ve duruşmalara katılmış olup, başvurucunun

yargılamanın uzamasına etki edecek bir kusurunun bulunduğu ise tespit

edilememiştir.

53. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 4 yıl 4 ay süren

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …”

56. Başvurucu mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden maddi ve

adil yargılanma hakkının ihlali iddiası yönünden ise manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

57. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

58. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine, diğer

tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmesi gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Kandıra Kadastro Mahkemesine

(E.2010/26, K.2013/166) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Cafer ARSLAN

Vekili

:

Av. Cemile

AÇIKGÖZ KULAÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/18133, 9 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; Slivenko ve
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Mülkiyet Hakkın İhlal
  12. B. Makul Sürede
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Kandıra Kadastro Mahkemesine
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Gökcan
  17. Hakyemez
  18. Açıkgöz Kulaç
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/18133
Tarih
9 Mart 2017

İlgili Kararlar

  • Orhan Altunsoy Başvurusu (B. No: 2014/13558)
  • Güven Ersoy Başvurusu (B. No: 2014/15388)
  • Kocaman Balıkçılık İhr. İth. Tic. Ltd. Şti. ve Öz Callut Tar. Pet. Su Ür. İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti Başvurusu (B. No: 2014/13827)
  • Volkan Topçu Başvurusu (B. No: 2014/9457)
  • Faysal Bil Başvurusu (B. No: 2014/3397)
  • Mehmet Tava Başvurusu (B. No: 2014/18006)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.