İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Tava Başvurusu (B. No: 2014/18006)

1. Başvuru; terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur

Başvuru No2014/18006Tarih8 Mart 2017Okuma14 dk · 2.798 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Tava Başvurusu

Karar tarihi
8 Mart 2017
Başvuru Numarası
2014/18006
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.798 kelime·14 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur

kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun

kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname

imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış olan davanın

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya

ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve Danıştay Onuncu Dairesi

içtihadına aykırı karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/11/2014 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/3/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Tunceli ili Ovacık ilçesi Yalmanlar mevkiinde

ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyün

boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

8. Başvurucu 23/3/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. Komisyonun 15/2/2010 tarihli ve 2010/2-2584 sayılı kararında;

başvurucunun beyanına dayanılarak tespiti yapılan yetmiş küçükbaş, beş büyükbaş

hayvanın terör olayları nedeniyle zarar gördüğüne dair somut bir belge

olmaması, sadece müracaatçının beyanının olması nedeniyle başvurucunun beyanı

değerlendirilmemiştir. Ovacık Kaymakamlığının yazılarından Yalmanlar köyünün

terör olayları neticesi yoğun göç nedeniyle tamamen boşaldığı anlaşılmış olup

dosya içindeki mevcut bilgi, belge ve ilçe araştırma heyeti tespit tutanakları

esas alınarak İlçe Araştırma Heyetince tespiti yapılan ve somut bilgi ve

belgelerle ispatlanan tüm zararlar Komisyonca değerlendirilmiş; başvurucunun

Ovacık ilçe merkezinde yapılan afet konutlarında hak sahibi olduğu

görüldüğünden ve ev zararı karşılanmış olduğundan değerlendirilmeyeceğine, mal

varlığına ulaşamaması nedeniyle üzerine kayıtlı ahşap taş duvarlı ahır için

toplam 10.340,35 TL ödenmesine karar verilmiştir.

10. Zarar Tespit Komisyonu kararının akabinde 5233 sayılı

Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname

örneği başvurucu vekiline gönderilmiştir.

11. “Yukarıda ayni/nakdi

olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun

tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış

olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 27/3/2012 tarihinde başvurucu vekili tarafından

imzalanmıştır.

12. Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararını

karşılamadığından bahisle başvurucu tarafından Elazığ İdare Mahkemesinde dava

açılmıştır.

13. Elazığ 2. İdare Mahkemesinin 20/12/2012 tarihli ve

E.2012/1297, K.2012/1663 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“...Olayda, davacıile davalı idare arasında

imzalanan 27.03.2012 tarih ve 2584 sayılı sulhname

ile davacının uğradığı zararları tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan

kalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacının

iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı, davacıya sulhnamede belirtilen 10.340,35 TL tazminatın 27.03.2012

tarihinde ödendiği görülmekte olup sulhname sonucu

uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır...”

14. Başvurucunun temyizi üzerine, Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 26/12/2013 tarihli ve E.2013/9532, K.2013/11977 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek onanmasına karar verilmiştir.

15. Başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş; aynı Dairenin

26/6/2014 tarihli ve E.2014/4176, K.2014/5773 sayılı ilamı ile başvurucunun

talebi reddedilmiştir. Karar düzeltme kararı, başvurucuya 13/10/2014 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 12/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, § 15-21, 23).

18. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9

uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki

nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre

mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla

karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak

sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname

tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir

temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname

tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin

edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı

kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır.”

19. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa

tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde

karşılanır.”

20. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:

“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.

Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeri

ile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veya

yetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.

Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi ve

varsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yer

mahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.

…

Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisinin keşif

esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”

21. Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî

ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli

ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya

ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik

koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile belirlenir.”

22. Yönetmelik' in 27. maddesi şöyledir:

“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkili

temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakan

tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve

sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin

banka hesaplarına yapılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 8/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu; Tunceli ili Ovacık ilçesi Yalmanlar mevkiinde

ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorunda

kaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatının kısmen kabul

edilip kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname imzaladığını, sulhnamenin

kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul

edilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkının

saklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında kalan

zararları için açtığı iptal ve tam yargı davasında zararlarının tazmini

konusunda davanın reddine karar verilmesiyle sulhname

kapsamı dışında tutulan zarar kalemleri için ilgilinin dava açma hakkının saklı

bulunduğu yönündeki Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı ile aykırılığa düşüldüğünü, gerçek

zararlarının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların gözönünde bulundurulmadığını, bu şekilde mülkiyet hakkından

yoksun kaldığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve yeniden yargılama yapılması talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

25. Başvurucunun iddiaları aşağıdaki başlıklar altında

incelenmiştir:

1. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu

başvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararının kabul edilen

kısmı için idare ile sulhname imzalamakla birlikte

kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası açtığını, gerçek zararının

hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnamenin

kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul

edilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkının

saklı bulunduğunu; fakat, açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararının

hesabında zarar kalemlerinin daha fazla olduğunu, bu zarar kalemlerinin keşif

yoluyla tespit edilmesinin gerekli olmasına rağmen söz konusu tespitler

yapılmadan ve bu zararları gözönünde bulundurulmadan

gerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasına

ilişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakip

ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili bir

giderim yolu bulunduğundan hareketle, başvurucunun mağdur sıfatının ortadan

kalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58).

28. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından

başvurucunun tespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak

10.340,35 TL tazminat miktarı belirlenmiş (bkz. § 9) ve başvurucu vekiline,

kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname

örneği ile birlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu

tarafından kabul edilmiştir.

29. Başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarı

dikkate alındığında, başvurucunun idareyle anlaşma sağlayıp 27/3/2012 tarihli sulhnameyi imzaladığından Komisyonun tespitine esas olan

olay ile ilgili maddi mağduriyetinin açıkça orantısız olmayacak şekilde

giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, Komisyonunca belirlenen ve

zararlarının tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağı tümüyle davalı

idareden tahsil ettiğinden, mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 1/8/2012

tarihinde giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona

ermiştir. Öte yandan başvurucu, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk

yolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No: 21893/93, 16/9/1996; Doğan ve diğerleri/Türkiye, B. No:

8803-8811/02…13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı, yahut Komisyon

tarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği ya

da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.

30. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik

şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından, başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Danıştay Onuncu

Dairesi İçtihadına Aykırı Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu, Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhname kapsamına dâhil olmayan zarar kalemleri için

açtığı iptal davasında, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği gibi bakiye zararlara

ilişkin dava hakkı saklı olduğundan bu zararlarının tazmin edilmesi yönünde

hüküm kurulması gerekirken davasının reddine hükmedildiğini, bu hâliyle verilen

kararın hukuka aykırı olduğunu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak da

iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) metni ile AİHM kararlarından ortaya

çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

33. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;

E.2012/50, K.2012/128, 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma

hakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyan

etmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik

veya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte

ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan

mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısal

bir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve

Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

34. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış

olması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz,

B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik

yönlerde kararlar verilmesi ihtimali; Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin

kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir (Türkan Bal, B. No: 2013/6932,

6/1/2015, § 53).

35. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığı

çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında, davaların

içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareket

noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin

doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02, 2/11/2010, § 34).

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir

belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup

olmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan

Bal, § 58).

36. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen

yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir

gerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde, verilen kararların ihtimale dayalı

sonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir (Ramazan Acar, B. No: 2013/7939,

15/12/2015, § 62).

37. Başvurucunun, kendisiyle aynı statüde olan davacılar lehine

hüküm kurulması hakkında dayandığı Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli

ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi neticesinde, başka bir

idare mahkemesince yapılan yargılamada davanın reddi yönünde kurulan hükmün,

davacının Komisyon tarafından reddedilen diğer istemine yönelik olarak dava

açma hakkının saklı bulunduğunun kabulü gerektiğinden bahisle bozulmasına karar

verildiği anlaşılmaktadır.

38. Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında,

5233 sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme

görevi Danıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan

25/4/2011 tarihli E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararla Danıştay Dairelerinin

yeni iş bölümü esasları belirlenmiş ve bu görev Danıştay Onbeşinci

Dairesine devredilmiştir. Aynı yıl Danıştay Onbeşinci

Dairesi içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin madde

metni ve gerekçesinden hareketle, sulhname

imzalanması ile uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için

dava açılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur (Ramazan

Acar, § 64).

39. Başvuruya konu olayda, başvurucunun Elazığ 2. İdare

Mahkemesinde açtığı davada Mahkemenin, başvurucu ve idare arasında karşılıklı

irade beyanlarıyla imzalanan sulhnamenin varlığından

hareketle davanın reddi yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararın Danıştay

tarafından anılan içtihat değişikliğinden sonraki bir tarih olan 2013 yılında

onandığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun, dosyaya çelişkili karar örneği olarak

beyan ettiği kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce Danıştay

tarafından verilen karar olduğu görüldüğünden, söz konusu karar ile

başvurucunun açtığı davada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğinden kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

40. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam da yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı

açıktır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal ve Gonzalez

ve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94…28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti

(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).

41. Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez bir

olgu olmadığından mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir

yetkisi kapsamında kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki

çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmektedir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma

Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…30/11/2010, § 28).

Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması

hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi

gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav

Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

42. Elazığ 2. İdare Mahkemesi ve Danıştay kararının, Danıştay

Onuncu Dairesinin kararından farklı bir sonuca neden ulaşıldığı hakkında

başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân

verecek yeterli gerekçeyi içerdiği değerlendirilmektedir. 2004 yılında kabul

edilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun kapsamında öngörülen idari

süreç akabinde, uyuşmazlıkların yargıya taşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanması işlemi hakkında içtihatların müstakar

hâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması da nazara alındığında,

yeterli gerekçeyle desteklenen içtihat değişikliği sonrasında içtihattan sapma

olmadığı gibi başvurucunun bu yönde bir iddiası da mevcut değildir. Kaldı ki

başvurucunun, Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat

değişikliği yaptığı tarihten sonraki bir tarihte sulhnamede

ödenmesine karar verilen miktarı tahsil ettiği ve akabinde dava açtığı nazara

alındığında, başvurucunun dayanak gösterdiği karar hakkındaki iddiaları

temelsiz kalmaktadır.

43. Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız

yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyiz

mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri

arasındaki yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45) Mahkemelerce hukuk

kurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklar

meydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmiş

bir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar olması için belli bir zamana

ihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerle içtihat değişikliğine gidilmesi de

tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının

bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

8/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucu

:

Mehmet TAVA

Vekilleri

:

Av. Cihan

SÖYLEMEZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/18006, 8 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Yıldırım
  13. Özgüldür
  14. Akıncı
  15. Topal
  16. M. Emin KUZ
  17. Söylemez
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/18006
Tarih
8 Mart 2017

İlgili Kararlar

  • Nebi Karataş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/13001)
  • İbrahim Topcu Başvurusu (B. No: 2014/1295)
  • Mehmet Gözütok Başvurusu (B. No: 2014/2522)
  • Mustafa Kişioğlu Başvurusu (B. No: 2014/11491)
  • Serdar Somuncu Başvurusu (B. No: 2014/7775)
  • Burhan Carlı Başvurusu (B. No: 2014/8781)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.