İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Gözütok Başvurusu (B. No: 2014/2522)

1. Başvuru, kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan yere

Başvuru No2014/2522Tarih9 Mart 2017Okuma12 dk · 2.487 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Gözütok Başvurusu

Karar tarihi
9 Mart 2017
Başvuru Numarası
2014/2522
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.487 kelime·12 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan yere

ilişkin açılan tapu iptali ve tescil davasının süresinde açılmadığı

gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 2007 yılında yapılan kadastro çalışmalarında

Kayseri ili, Sarız ilçesi, Çörekdere köyünde bulunan

116 ada 20 parsel sayılı taşınmazın adına tescil edildiğini, bu taşınmazla

bitişik ve zeminde bir bütün olarak kullandığı dava konusu 132,83 m2 lik kısmın yol vasfıyla tespit dışı

bırakıldığını, bu yerin kadimden beri malik sıfatıyla zilyetliğinde olduğunu belirterekkadastro işleminin iptali ile dava konusu

taşınmazın adına tesciline karar verilmesi talebiyle Sarız Sulh Hukuk

Mahkemesinde dava açmıştır.

9.Mahkeme 10/1/2011 tarihlikararında,

dava konusu yerin köy halkının ortak kullanıma terkedilen yerlerden olmadığını,

öteden beri davacının zilyetlik ve tasarrufunda bulunduğunu belirterek davayı

kabul etmiştir.

10.Temyiz üzerine karar Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 9/12/2011

tarihli kararında belirtilen "davacı

adına tapuda kayıtlı bulunan çekişmesiz olan 116 ada 20 sayılı parselin

kadastro tespiti 26/3/2007 tarihinde yapılmıştır. Eldeki dava 29/7/2009

tarihinde açılmıştır. Kural olarak; davada,tespit

dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten önceki kazanmayı sağlayan

zilyetliğe dayanılması halinde davanın makul süre içerisinde açılması gerekir.

Kadastro tespitinin ya da işleminin yapıldığı tarihten itibaren kadastrodan

önceki zilyetlik kesintiye uğrar ve tespitten sonraki zilyetliğe de ekleme

olanağı bulunmaz. Kadastro işleminin yapıldığı tarihten itibaren 20 yıllık

kazanma süresi yeniden işlemeye başlar. Davacının, dava dışı 116 ada 20 sayılı

parseli, 26/3/2007 tarihinde tespit edildiğine göre, bitişikte bulunan ve

krokide A harfiyle gösterilen 132.91 m2'lik yerin aynı tarihte paftasında yol

olarak bırakıldığının kabulü gerekir. Dairenin yerleşmiş içtihatlarına göre,

dava konusu taşınmazın paftasındayololarakgösterildiği26/3/2007tarihindenitibarenmakulsüre

geçtikten sonra açılan bu davanındinlenme olanağı

yoktur" gerekçesiyle bozulmuştur.

11. Mahkeme Yargıtay bozma ilamına uymuş, 4/3/2013 tarihli

kararı ile bozma ilamındaki gerekçeleri yineleyerek davayı reddetmiştir.

12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin

13/11/2013 tarihli kararı ile onanmıştır.

13. Onama kararı 23/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

21/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

1. Kanun Hükümleri

14. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.

maddesi şöyledir:

“30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro

tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.

Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile

kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi

olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir.

Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait

tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan

önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.

Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu

kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak

kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.

Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse,

iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden

itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile

bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni

kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.”

15. 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam

yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100

dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az

yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi

veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”

16. 3402 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine

ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz

yerlerden:

...

Yol, meydan, köprü gibi orta malları ise haritasında gösterilmekle

yetinilir.”

17. 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

713. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız

olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o

taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu

kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.

... Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda

kazanılmış olur.”

2. Yargıtay Kararları

18. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 22/3/2013 tarihli ve

E.2013/1758, K.2013/2305 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Mahkemece tespit öncesi nedene dayandığının

kabulü halinde davanın tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren makul sürede

açılmadığı, tespitten sonra ise dava tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresi

dolmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Gerek Kadastro Kanununda ve gerekse de diğer yasalarımızda,

hakkında tutanak düzenlenmeyen taşınmazlar yönünden tespit öncesi hakka

dayanarak dava açma hakkını süreyle sınırlayan bir düzenleme bulunmamaktadır.

Mahkemenin değerlendirmesi bu yönüyle isabetli olmadığı gibi...

..."

19. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 7/9/2015 tarihli ve

E.2015/11595, K.2015/9767 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkemece, paftasında yol olarak tespit harici bırakılan, fen

bilirkişi raporunda 109 ada 1 parsel sayılı taşınmazın doğu hududunda ve

kırmızı renkle gösterilen, dava konusu taşınmaza ilişkin, davacı tarafından

makul süre geçtikten sonra dava açıldığı ve bu nedenle kadastro tespitinden

önceki zilyetlik süresinin hesaba katılamayacağı, kadastro tespitinden sonra da

davacının 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresini doldurmadığı gerekçesiyle

hüküm kurulmuş ise de; verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.

Davacı, kadastro sırasında adına tespit edilen 109 ada 1 parsel sayılı

taşınmazın doğusunda kalan ve hakkında tutanak düzenlenmeyerek haritasında

gösterilmekle yetinilen yolun adına tescili istemiyle, kadastrodan önceki

nedenlere dayanarak dava açmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesi

uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu

özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Yine Anayasamızın 13.

maddesi uyarınca, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir". 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde,

kadastro sırasında haklarında tutanak düzenlenen taşınmazlar yönünden,

kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkı 10 yıl ile sınırlanmış

ise de, kadastro sırasında haklarında kadastro tutanağı

düzenlenmeyen taşınmazlar yönünden kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak

dava açma hakkını sınırlayan herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Davacı,

kadastro sırasında hakkında tutanak düzenlenmeyen taşınmaz bölümü yönünden dava

açtığına göre, mahkemece işin esasına girilip ... neticesine göre bir karar

verilmek gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması

isabetsizdir.”

20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/9/2015 tarihli ve

E.2014/16-102, K.2015/2026 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkemece, davanın tespit tarihinden sonraki 2 yıllık makul süre

içerisinde açılmadığı gibi tespit tarihinden sonra 20 yıllık kazandırıcı

zamanaşımı süresinin dolmadığı ve davanın süresinde açılmadığı gerekçesi ile

davanın reddine dair verilen, davacılar vekilinin temyizi üzerineÖzel

Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle hüküm bozulmuş; Yerel Mahkemeceönceki

gerekçelerle ilk kararda direnilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kadastro

işlemleri sırasında tescil harici bırakılan yerler hakkında kadastrodan önceki

hukuki nedenlere dayanarakdava açılmasını sınırlayan

bir sürenin bulunup bulunmadığı noktasındatoplanmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36.

maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip

olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Yine

Anayasanın 13. maddesi uyarınca "Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir."

Öte yandan; ayni haklar yasal kısıtlama yok ise nitelikleri gereği her

zaman ve herkese karşı ileri sürülebilirler. 3402 sayılı Kadastro

Kanununun 12/3. maddesinde yalnızca hakkında tutanak düzenlenen

taşınmazlarla ilgili olarak 10 yıllıkhak düşürücü

süre belirlenmiş olup, gerek 3402 sayılı Kanunda, gerekse 4721 sayılı Türk

Medeni Kanununun tescil hükümlerini düzenleyen maddelerinde, hakkında tutanak

düzenlenmeyen ya da tescil harici bırakılan yerler hakkında kadastro öncesi

nedenlere dayanarak dava açılmasını sınırlayan bir süre düzenlenmesi

bulunmamaktadır.

Nitekim,aynı ilkeler YargıtayHukuk Genel Kurulunun

22.04.2015 gün ve 2013/8-2061E.-2015/1256 K. sayılı kararında dakabul edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, kadastro çalışmalarında

tespit dışı bırakılan yerler hakkında tespit öncesi zilyetlik hukuksal nedenine

dayanılarak dava açılması halinde, söz konusu davanın tespit harici bırakılma

tarihinden itibaren makul bir süre içerisinde açılması gerektiği, makul süreninYargıtayın yerleşik kararları ile kabul edilip uzun

yıllar boyunca istikrarlı bir şekilde uygulandığı, aksi takdirde bir süre

kısıtlaması olmaksızın aradan uzun yıllar geçtikten sonra açılan davalarda

sağlıklı bir sonuca ulaşılamayacağı, bu nedenle makul süre uygulamasının

yerinde olduğu belirtilerek direnme kararının onanması gerektiği dile

getirilmiş ise de, bu görüşçoğunluk tarafından

benimsenmemiştir.

O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına

uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 9/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

1. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, dava konusu taşınmazla ilgili durumdanhaberdar

olduktan 3,5 ay sonra dava açtığını ancak görevsizlik kararı ve yanlış dava

açması nedeniyle sürecin uzadığını, tespit dışı bırakılan taşınmazlarda

Kanun'da dava açma süresine yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığını, Kanun'da

yer almayan süre koşulunun Yargıtay içtihadıyla uygulandığını, makul süre

kavramının muğlak ve belirsiz olduğunu, Yargıtayın

benzer davalarda herhangi bir süre sınırlaması olmadığı yönünde yerleşik başka

uygulamalarının bulunduğunu kaldı ki 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinde

kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık süre

içerisinde dava açılabileceğinin belirtildiğini, bu hükme göre dahi davanın

süresinde açıldığını belirterek Anayasa'nın 2., 10., 35., 36., 37., 38. ve 141.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

yeniden yargılama ve tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

23.Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun Anayasa'nın 2., 10., 35., 37.,

38. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiği

iddiasının adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

25. Başvurucunun şikâyetinin, kadastro sırasında tespit dışı

bırakılan yerle ilgili mülkiyet iddiasının makul süre içerisinde ileri

sürülmediği gerekçesiyle reddedilmesinden dolayı davanın esasının Mahkemece

incelenmemesi hususuna yönelik olduğu anlaşılmış, bu nedenle başvuru, adil

yargılanma hakkının görünümlerinden olan Mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkinbaşvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir.

28.Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

29. Somut olaya benzer nitelikte bir başvuruda başvurucu, 2007

yılında yapılan kadastro çalışmalarında yol vasfı ile tespit dışı bırakılan

taşınmazı yirmi yıldan fazla süredir kullandığını, zilyetlikle kazanım

koşullarının oluştuğunu belirterek taşınmazın adına tapuya tescilini talep

etmiş, yerel Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararı, davanın iki yıllık

makul süre içinde açılmadığı, taşınmazın tespit dışı bırakıldığı 23/5/2007

tarihinden dava tarihine kadar yirmi yıllık sürenin de geçmediği gerekçesiyle

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesi bozma

ilamına uyarak davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu, tescil davaları için

3402 sayılı Kanun’da düzenlenmeyen iki yıllık sürenin yorum yoluyla dava açma

süresi olarak uygulanmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür. Anayasa Mahkemesi başvuruyu Mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelemiş, davanın yargısal uygulamayla kabul edilen iki yıllık makul süre

içinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına bir müdahale oluşturduğunu, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin, yol, meydan,

köprü gibi kamu malları hakkında açılacak tescil davalarında kadastro

öncesindeki zilyetliğin dikkate alınması için davanın, taşınmazın tespit dışı

bırakıldığı tarihten itibaren iki yıllık makul süre içinde açılması gerektiği

yönünde içtihat geliştirdiğini, buna karşın Yargıtay 16. Hukuk Dairesi ve

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, hakkında tutanak düzenlenmeyen ya da tespit

harici bırakılan yerler hakkında kadastro öncesi nedenlere dayanılarak dava

açılmasını engelleyen ya da hak düşürücü süre belirleyenyasal

düzenleme mevcut olmadığından bu tür davalar için süre sınırı bulunmadığını

kabul ettiğini, bu açıdan mevzuatta süre sınırı öngören herhangi bir

düzenlemenin bulunmadığının anlaşıldığını, dava konusu taşınmaz hakkındaki

zilyetliğe dayalı tescil davasının iki yıl içinde açılmasını zorunlu kılan

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin uygulamasının Anayasa'nın 36. maddesi anlamında

müdahalenin unsurlarından biri olan kanunilik şartını sağlamadığını, kanunilik

şartının sağlanmaması nedeniyle müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine

riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmediğini

belirterek başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar

vermiştir(Yahya Özay, B. No:

2014/11141, 22/9/2016).

30. Anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı

anlaşılan başvuru konusu olayda, başvurucunun kadastro çalışmaları sırasında

yol vasfıyla tespit dışı bırakılan yerle ilgili açtığı tescil davasında

Mahkemenin, dava açma süresine ilişkin mevzuatta herhangi bir süre koşulu

bulunmadığı halde Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin aynı konuya ilişkin Yargıtay 16.

Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile çelişir nitelikteki

içtihadına dayanarak iki yıllık makul süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle

verdiği ret kararı ile Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin kendi içtihadı ile

çelişecek tarzda verdiği onama kararının kanuni bir dayanağının bulunmadığı, bu

açıdan yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen sınırlama

ölçütlerinden olan kanunilik şartını sağlamadığı anlaşılmış, müdahalenin diğer

güvence ölçütlerine riayet edip etmediği değerlendirilmeksizin başvurucunun

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

33. Başvurucu, yeniden yargılama ve tazminata karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

34.Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır.

35. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin Sarız Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

36. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama kararı verildiğinden başvurucunun tazminat talebinin reddine karar

vermek gerekmiştir.

37. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı

kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Sarız

Sulh Hukuk Mahkemesine (E.2012/75, K.2013/16) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E.206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

9/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Mehmet

GÖZÜTOK

Vekili

:

Av. Serkan

BAŞOK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2522, 9 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  9. B. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı
  10. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  11. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. Gökcan
  13. Hakyemez
  14. Gözütok
  15. Başok
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/2522
Tarih
9 Mart 2017

İlgili Kararlar

  • Mustafa Kişioğlu Başvurusu (B. No: 2014/11491)
  • Serdar Somuncu Başvurusu (B. No: 2014/7775)
  • Burhan Carlı Başvurusu (B. No: 2014/8781)
  • Murat Eken ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/12481)
  • Firuze Batır ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6420)
  • Celal Pörklü Başvurusu (B. No: 2014/16542)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.