İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cengiz Yaşar Başvurusu (B. No: 2014/281)

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından bir hısmının öldürülmesi ve bir hısımının da geçici köy korucusu

Başvuru No2014/281Tarih18 Mayıs 2016Okuma16 dk · 3.244 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cengiz Yaşar Başvurusu

Karar tarihi
18 Mayıs 2016
Başvuru Numarası
2014/281
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.244 kelime·16 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından bir hısmının öldürülmesi ve bir hısımının da geçici köy korucusu

olarak çatışmaya katılması dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun

yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin

yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 2/2/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, terör örgütü mensupları tarafından 16/1/1995

tarihinde hısmı Mu.Y.nin

öldürüldüğünü, 18/5/1996 tarihinde terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri

arasında çıkan çatışmaya hısmı Me.Y.nin

geçici köy korucusu olarak katıldığını ve bu nedenle kendisinin örgütün

baskısına maruz kaldığını beyan etmiş; bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik

kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

9. Başvurucu 3/1/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

10. Komisyon 27/1/2011 tarihli ve 2011/1-891 sayılı kararında

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Derince

köyünün boşaltılmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından,

korucu aileleri dışında da köyde ikamet eden ailelerin bulunduğundan, 1990 ile

2000 yılları arasında köyde ciddi bir nüfus yaşadığından bahisle talebin

reddine karar vermiştir.

11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

12. Batman İdare Mahkemesinin 23/11/2011 tarihli ve E.2011/847,

K.2011/1180 sayılı kararı ile Derince köyünün kısmen boşaldığı, Batman İl

Jandarma Komutanlığının yazısında köyün terör olaylarından etkilenmediğinin

belirtildiği, 1987 ile 2000 yılları arasında Derince köyünde geçici köy

korucusu ile gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin

olduğu, korucu aileleri haricinde köyde 48 hanenin bulunduğu; köy nüfusunun

1990 yılında 818, 1997 yılında 715, 2000 yılında 976 kişi olduğu, 1990 ile 2000

yılları arasında köyde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, Derince köyü halkının

bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığı

zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde

nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi

ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre

idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine

hükmedilmiştir.

13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 20/12/2012 tarihli ve E.2012/2102, K.2012/14737 sayılı ilamı ile

kararın onanmasına hükmedilmiştir.

14. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 19/9/2013

tarihli ve E.2013/9851, K.2013/6105 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Ret kararı

başvurucuya 24/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 8/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 18/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terk

etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler nazara alınmaksızın ve

terör örgütü mensuplarınca hısmı Mu.Y.nin

öldürülmesine, terör örgütü üyeleri ile güvenlik güçleri arasında çıkan

çatışmaya hısmı Me.Y.nin

köy korucusu olarak katılmasına ve bu nedenle kendisinin örgüt üyelerinin

baskısına maruz kalmasına dair özel durumu dikkate alınmadan, köyün tamamen

boşalmamış olduğu soyut gerekçesine dayanılarak ve şahsına yönelik bir terör

tehdidi ya da saldırısının bulunmaması ileri sürülerek sunduğu belgeler

değerlendirilmeden idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu

belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisine savunma

yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.

19. Başvurucu ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgeleri dikkate

alarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve

gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, idarenin can ve

mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet

hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da

yazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin

reddedildiğini, yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar

altında incelenmiştir:

1. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 38-41; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 34-37).

23. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmadan sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

27. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucunu etkileyen

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamındaki özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

31. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun

talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında İlk

Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup

olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler

kapsamında değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §

12), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçelerin hukuka uygun

bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemesinin denetiminden geçerek (bkz. §§ 13,

14) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun -hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu

dışında- gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

36. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (3/1/2006) ile nihai karar tarihi (19/9/2013) arasında geçen 7 yıl 8

aylık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,

hısımı Mu.Y.nin16/1/1995 tarihinde terör örgütü üyelerince öldürülmesi, terör

örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmaya hısmı Me.Y.nin geçici köy

korucusu olarak katılması ve bu nedenle kendisinin örgütün baskısına maruz

kalması noktasındaki özel durumu nazara alınmaksızın, Mahkemece mukim olduğu

köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

39. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

40. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesindeterör

dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik

kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu

sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

41. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle ekonomik

ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan zararların

yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilebilecek

zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas edilmesi

zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim yerinde sürekli

yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden

kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle toplumda oluşan

korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesinin mümkün olduğu

gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden kişiye değişebilen bir

duygu olan güvenlik kaygısının “köyün

ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim

yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte

dayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim

yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde

yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece

oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların

idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit Tekin, §§ 84, 85).

42. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin belirtilen

Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve Kanun’un

kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile bu hususta

içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut olayın bu

ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen hususlara

ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Elif

Akbayır ve diğerleri/Türkiye, B. No:

30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerine ait

olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi

durumunda, anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin

tespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).

43. Başvurucunun, hısmının terör

örgütü mensuplarınca öldürülmesinden ve başka bir hısmının

köy korucusu olarak çatışmaya katılmasından ve bu nedenle örgüt üyelerinin

baskısına maruz kalmasından kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği

ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve yerleşim yerini terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındaki

özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

44. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların

başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya

kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur

arasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,

25/12/2012, § 21).

45. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı

mağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalinin

mağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilen

duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerin

varlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,

§ 98; İpek/Türkiye, B. No:

25760/94, 17/2/2004, § 181).

46. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş ve

kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olay

sonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiyle

başvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özel

bağ ve algının yoğunluğu konusunda açıklamada ve kanıtlamada bulunulması

gerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,

B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).

47. Anayasa Mahkemesinin 10/6/2015 tarihli yazısı ile

başvurucudan, mağdur oldukları beyan edilen kişiler ile başvurucu arasında

şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair başvuru formunda ileri sürülen iddialarını

ispat etmeye yönelik elverişli delilleri Mahkemeye sunması istenmiştir.

48. Başvurucu 7/7/2015 tarihli dilekçesi ile Mu.Y.nin

amcasının torunu olduğunu, Me.Y.nin ise amcasının

oğlu olduğunu belirtmiş; bu kişiler ile aralarındaki hısımlık derecelerini,

buna ilişkin nüfus kayıtlarını ve Batman Jandarma Bölge Komutanlığınca Me.Y.ye

verilen takdirnameyi sunmanın dışında başkaca bir husus beyan etmemiştir.

49. Bu çerçevede başvurucunun amcasının torununun öldürülmesi

iddiası ve amcasının oğlunun geçici köy korucusu olarak bir çatışmaya

katılması, bu nedenle başvurucunun örgüt mensuplarının baskısına maruz kalması

yönündeki soyut iddiası hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından başvurucuya

yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucunun bu kişiler ile aralarındaki

akrabalık ilişkisine değinmekle yetindiği, aralarındaki ilişkide şahsi ve özel

bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belge sunmadığı, mağdur olduğu

beyan edilen kişilerin başına geldiği iddia edilen olay neticesinde kendisinde

oluşan algı, bu algının oluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının

yoğunluğu konusunda yeterince açıklıkta bir beyanının bulunmadığı tespit

edilmiştir. Bu tespit karşısında başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında değerlendirilebilmesinin, yerleşim yerini terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle terk edip etmediği

noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesini

gerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

50. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

51. Başvurucu, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkını ihlal ettiğini

iddia etmektedir.

52. Başvuru dilekçesinin incelenmesi neticesinde başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde, 5233 sayılı

Kanun kapsamında tanzim edilen belgelerde maddi zararının mevcut olduğunun

belirtildiği ve tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkin davada idari yargı

makamlarının söz konusu düzenlemeleri dar ve aleyhe yorumlaması nedeniyle

Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü tespit edilmiştir.

53. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 33-50)

başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve

yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da

saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin adil yargılanma hakkının

gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:

2013/2263, 26/6/2014, § 43).

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun bireysel başvurusunun kabul edilemez bulunması

nedeniyle adli yardım talebinin kabulü ile geçici olarak muaf tutulan yargılama

giderlerinin tahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağı

anlaşıldığından, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun

339. maddesi uyarınca tamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 206,10 TL

harçtan ibaret yargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE

18/5/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucu

:

Cengiz YAŞAR

Vekili

:

Av. Saim

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/281, 18 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  12. B. Başvurucunun bireysel başvurusunun kabul edilemez bulunması
  13. Necipoğlu
  14. Oduncu
  15. Bozkurt
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/281
Tarih
18 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Serdar Hacısüleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2014/593)
  • Tekser İnşaat San. ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/638)
  • Hayrettin Turan Başvurusu (B. No: 2014/478)
  • Derya Güneylioğlu Başvurusu (B. No: 2014/6090)
  • Devran Çakar Başvurusu (B. No: 2014/679)
  • Alaettin Asi Başvurusu (B. No: 2014/3359)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.