İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Derya Güneylioğlu Başvurusu (B. No: 2014/6090)

1. Başvuru; eser sözleşmesi kapsamında yüklenici aleyhine açılan

Başvuru No2014/6090Tarih17 Mayıs 2016Okuma22 dk · 4.343 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Derya Güneylioğlu Başvurusu

Karar tarihi
17 Mayıs 2016
Başvuru Numarası
2014/6090
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.343 kelime·22 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; eser sözleşmesi kapsamında yüklenici aleyhine açılan

tazminat davasında yargılamanın makul sürede tamamlanmaması, yerel mahkeme

kararının gerekçesinin çelişkili olması, Yargıtay kararının gerekçe içermemesi,

temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmaması nedenleriyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/4/2014 tarihinde Manavgat 4. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/6/2014 tarihinde

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı 12/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 16/10/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

10/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 24/11/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu makine mühendisi olup ısıtma ve soğutma projeleri

çizmekte ve projelerin uygulanması noktasında taahhüt işlerini de yapmaktadır.

Başvurucu, Antalya-Manavgat'ta yer alan tüzel kişiliğe ait bir otelin güneş

kolektörü (güneş enerjisiyle ısıtma sistemi) yapımını üstlenmiş ve Şirketle

20/3/2008 tarihinde yazılı bir anlaşma yapmıştır. İşin teslim süresi iki aydır

ve işin tamamlanmaması hâlinde iki aylık gecikme bedeli 210.000 € olarak

belirlenmiştir.

9. Bu sözleşmeden farklı olarak sistemin su deposunun yapım işi

kapsamında on iki akümülasyon tankı için başvurucu ile M.Ç. arasında sözlü

anlaşma yapılmıştır. Yapım işi süresi içinde tamamlanmış ve başvurucu işi

kontrol ederek on iki akümülasyon tankını teslim almıştır.

10. Kısa bir süre sonra sistemin henüz deneme aşamasında olduğu

sırada su deposu ve depoların boyasındandolayı suyun rengi ve kokusunun

değiştiği anlaşılmış, Şirket bu durumu başvurucuya iletmiştir.

11. Başvurucu bunun üzerine Manavgat Sulh Hukuk Mahkemesine

başvurarak delil tespiti isteminde bulunmuştur. Manavgat Sulh Hukuk

Mahkemesinin 12/6/2008 tarihli ve 2008/107 Değişik İş sayılı kararıyla sistem

su depolarının tespiti davalının gıyabında yapılmıştır. Ancak bu tespit raporu

davalıya tebliğ edilmemiştir.

12. Başvurucu bu süreçte Şirket ile ek protokol niteliğinde bir

sözleşme daha imzalamış ve sistemi yenileyerek gerekli onarımı yapmıştır.

13. 16/6/2008 tarihinde noter vasıtasıyla akümülatör tanklarının

ayıplı olduğu hususunda başvurucu tarafından davalıya hitaben bildirimde

bulunulmuş, buna karşılık davalı taraf üzerine düşen edimleri eksiksiz ve tam

olarak yaptığını bildirmiştir. Buna rağmen beğenilmeyen tankların geri alınması

ve malların iadesi davalı tarafından teklif edilmiş ve başvurucu ile davalı on

iki tank bedeli için toplamda 29.618 TL üzerinden anlaşmıştır. Daha sonra da on

iki tank, başvurucu tarafından davalıya iade edilmiştir.

14. Başvurucu; M.Ç.nin imal ettiği ayıplı mal dolayısıyla on iki

akümülasyon tankının sistemi tamamen bozduğunu, bozulmanın kendisinden

kaynaklanmadığını, gerekli tamiratın tarafından yapıldığını iddia ederek ve

eserin ayıplı olması nedeniyle M.Ç. aleyhine Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

(ticaret mahkemesi sıfatıyla) nezdinde 27/10/2008 tarihinde 250.000 TL maddi ve

10.000 TL manevi tazminat istemiyle dava açmıştır.

15. Davalı öncelikle süresi içinde yetki itirazında bulunmuş,

yetkili mahkemenin Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu ileri sürmüştür.

Esasa ilişkin ileri sürülen iddiaları ise kabul etmemiştir.

16. Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, davalının yetki

itirazını 21/5/2009 tarihindeki celsede reddetmiş; yargılamaya devam

edilmiştir. 19/2/2010 tarihinde mahallinde yapılan keşif sonunda 3/3/2010

tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Söz konusu süreçte davacı tanıkları da

dinlenmiştir. Davalı, tespit raporuna karşı beyanında ve keşifte, inceleme

konusu yapılan tankların kendi ürettiği tanklar olmadığını dile getirmiştir.

17. Daha sonra Mahkeme 9/11/2010 tarihli ve E.2008/685,

K.2010/811 sayılı kararla davalının ilk başta yaptığı yetki itirazını kabul

etmiş ve şu gerekçeyle yetkisizlik kararı vermiştir:

"... Her

ne kadar davacı taraf mahkememizin yetkili olduğu sözleşmenin ifa edileceği

yerin Manavgat Adli Yargı alanı içerisinde kaldığını belirtmiş, mahkememizce

14/04/2009 tarihli ara karar uyarınca yetki itirazı reddedilmiş ise de;

ilerleyen aşamalarda toplanan deliller çerçevesinde dinlenen tanık beyanları

göz önünde bulundurularak davacı tarafın yetkili olduğumuz yönündeki iddiasının

müvekkili ile dava dışı üçüncü kişi arasındaki sözleşmede yetkili mahkemenin

Manavgat Adli Yargı Mahkemelerinin görevli olduğu yönündeki hükme dayandığı

davalı tarafın bu sözleşmede imzasının bulunmadığı, taraflar arasındaki

sözleşmeye konu sistemin kurulma işleminin davacı tarafa ait bulunduğu bu

hususun teslim tutanağı ve diğer davalı tarafça ibraz edilen belgelerle

doğrulandığı, bu haliyle davaya bakma görevinin Antalya Asliye Ticaret

Mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu anlaşılmakla mahkememizin yetkisizliği

yönünde aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."

18. Başvurucunun kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 15. Hukuk

Dairesi 19/7/2011 tarihinde hükmü onamıştır. Bunun üzerine başvurucunun talebi

doğrultusunda dava dosyası, Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesine

gönderilmiştir.

19. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi ise 5/4/2012 tarihli ve

E.2011/408; K.2012/80 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesi

özetle şöyledir:

"Dava; iş sahibi davacı tarafından,

davalı yüklenici aleyhine açılan tazminat davası niteliğindedir. Davada

yüklenici davalı tarafından imal edilip, davacı iş sahibine teslim olunan 12

adet akümülasyon tankının ayıplı olması sebebiyle gerçekleşen davacı zararının

tahsili istenmektedir. Taraflar arasında 12 adet akümülasyon tankının imal

edilmesine ilişkin sözlü bir anlaşmanın varlığı ihtilafsız olup, yine sözü

edilen tankların davacı iş sahibine teslim edildiği, ayrıca teslimden sonra

eserin kullanılmaya başlanılmasından sonra görülen şikayetler üzerine davacı iş

sahibi tarafından davalıya süresinde ayıp ihbarının yapıldığı da

çekişmesizdir.(...) Zaten davacı taraf dava dilekçesinde ödemiş olduğu bedelden

dolayı bir talepte bulunmamış, eserin ayıplı olması nedeniyle uğramış olduğu

maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle eldeki davayı açmıştır.

Söz konusu olayda da sözleşme konusu tankların

davacıya teslim edildiği, teslimden sonra görülen şikayetler üzerine, durumun

davalı yükleniciye süresinde bildirildiği, bu konuda davacı iş sahibi tarafından

tespit yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak davalı taraf tüm aşamalarda gerek

tespit dosyasında tespit yaptırılan tankların kendi ürettikleri tanklar

olmadığının, gerekse de keşifte inceleme konusu yapılan tankların kendilerince

yapılan tanklar olmadığını, bunların yani keşifte incelenen su tanklarının

davacı tarafından dava dışı otele yapılmış olan tanklar olduğunu belirterek,

tüm bu belirlemelere karşı çıkmıştır. Keşifte dinlenen makine mühendisi

bilirkişi de, keşif sonucu vermiş olduğu 03/03/2010 tarihli raporunda, bu

hususa dikkat çekerek dava konusu edilen akümülasyon tanklarının hiçbirinin

keşif mahallinde olmadığını belirleyerek sistem hakkında mali analizi raporunu

teknik projeler üzerinden hesaplama yoluyla rapor sunmuştur. Dosyada davacının dayanmış

olduğu Manavgat Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/107 D.İş sayılı tespit raporunun

da davalı yükleniciye tebliğ edilmediği ve yargılama aşamasında davalı

vekilinin aynı gerekçelerle aldırılan rapora itiraz ettiği anlaşılmaktadır.

Ayıp ihbarının süresinde yapıldığının kabulü

halinde dahi, sözleşme konusu iş ya da eserdeki ayıpların derecesi ile mahkeme

tarafından BK'nun 360.maddesinde yazılı hakların kullandırılmasına yönelik

değerlendirme ve takdirin yapılabilmesi için sözleşme konusu iş ya da eser üzerinde

uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılıp ve bundan sonra ayıp sebebiyle

bir zarar gerçekleşmiş ise tutarının belirlenmesi zorunludur. Oysa dava konusu

olayda gerek tespit dosyasında, gerekse keşif sonucu düzenlenenraporda yasal

koşullara uygun bir inceleme yapılamamıştır. Davacı tarafça bu husus, yani

eserin ayıplı olduğu yasal deliller ile kanıtlanamamıştır. Yine eserdeki ayıbın

yasal koşullarına uygun olarak yapılacak inceleme ile belirleme imkanı da

mevcut duruma göre mümkün bulunmamaktadır.

Tüm bu açıklanan nedenlerle ve dosya kapsamına

göre; ispat edilemeyen davanın reddine karar vermek gerekmiş..."

20.Başvurucu murafaalı olarak süresi içinde temyiz talebinde

bulunmuştur.

21. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 15. Hukuk Dairesi

26/9/2013 tarihli ve E.2012/6038, K.2013/5224 sayılı ilamı ile "... Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı

delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin

takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz

itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA"karar

vermiştir.

22. Başvurucu süresi içinde karar düzeltme talebinde bulunmuş,

temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması gerektiğini ve diğer

iddialarını tekrar etmiştir.

23. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 12/3/2014 tarihli ve E.2013/6914,

K.2014/1735 sayılı kararla karar düzeltme istemini reddetmiştir. Red gerekçesi

şöyledir:

"Yargıtay ilâmında

belirtilen gerektirici nedenler karşısında ve özellikle, UYAP üzerinden

gönderilen temyiz dilekçesinde duruşma pulu olmadığı gibi, 19.07.2012 tarihli

dosya gönderme formunda temyiz duruşma giderinin ekli olduğuna dair açıklama

bulunmadığından temyiz incelemesinin duruşmasız yapılmasında usule aykırılık

bulunmamasına göre HUMK’nın 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine

uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE..."

24. Anılan ilam 2/4/2014 tarihinde öğrenilmiş, başvurucu

30/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

25. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun

360. maddesi şöyledir:

“Yapılan şey iş sahibinin kullanamıyacağı ve nısfet kaidesine göre

kabule icbar edilemiyeceği derecede kusurlu veya mukavele şartlarına muhalif

olursa, iş sahibi, o şeyi kabulden imtina edebilir; bu hususta mütaahhidin

taksiri bulunursa zarar ve ziyan da isteyebilir.

İşin kusurlu olması veya mukaveleye muhalif

bulunması yukarıki derecede ehemmiyeti haiz değil ise iş sahibi, işin

kıymetinin noksanı nispetinde fiatı tenzil ve eğer o işin ıslahı büyük bir

masrafı mucip değil ise mütaahhidi tamire mecbur edebilir. Bu hususta

mütaahhidin taksiri varsa iş sahibi zarar ve ziyan da istiyebilir.

Yapılan şey iş sahibinin arsası üzerine

yapılmış olup da mahiyeti itibariyle refi ve kal'ı fazla bir zararı mucip ise

iş sahibi, ancak ikinci fıkra mucibince muamele yapar.”

26. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 190. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen

vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”

27. 6100 sayılı Kanun’un 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı

Kanun’un 30. maddesi ile değiştirilen geçici 3. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004

tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci

maddesi uyarınca Resmi Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar,

1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına

devam olunur.”

28. 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı 16. maddesiyle

değiştirilmeden önceki 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Yargıtay temyiz

incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak tüzelkişiliğin feshine veya genel

kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya feshine, boşanma veya

ayrılığa, velayete, nesebe ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri

ikiyüzmilyon lirayı aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz

dilekçesi veya cevap dilekçesinden duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtayca

bir gün belli edilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ile

duruşma günü arasında en az onbeş gün bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse

bu süreye bakılmaz. Tebligat

gideri verilmemişse duruşma isteği dikkate alınmaz."

29. 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"(2) Yargıtay temyiz incelemesini dosya

üzerinde yapar. Ancak, tüzel kişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının

iptaline, evlenmenin butlanına veya iptaline, boşanma veya ayrılığa, velayete,

soybağına ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri altmışbin Türk

Lirasını aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz veya cevap

dilekçesinde duruşma yapılmasını talep etmiş ise Yargıtayca bir gün belli

edilerek taraflara usulen davetiye gönderilir. Tebliğ tarihi ile duruşma günü

arasında en az iki hafta bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye

bakılmaz. Tebligat gideri

verilmemişse duruşma talebi dikkate alınmaz. Duruşma giderinin eksik ödenmiş

olduğu anlaşılırsa, dairenin başkanı tarafından verilecek bir haftalık kesin

süre içinde tamamlanması, aksi hâlde duruşma talebinden vazgeçilmiş sayılacağı,

duruşma isteyene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde giderler

tamamlanmadığı takdirde, Yargıtay incelemesini dosya üzerinde yapar."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 17/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; eser sözleşmesi kapsamında yüklenici aleyhine

açtığı tazminat davasında yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını, yerel

Mahkeme kararındaki gerekçenin çelişkili olduğunu, Yargıtay kararının

gerekçesiz olduğunu ve tehir-i icra taleplerine karşılık verilmediğini, temyiz

incelemesinin duruşmalı yapılmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

yargılamanın yenilenmesini yahut tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucu; ilamda dava konusu depoların ayıplı olduğu ve

ayıp ihbarının süresinde yapıldığının kabul edildiğini, gerekçenin devamında ise

ayıbın ve ihbarının süresinde yapılmadığının söylendiğini, sonucunda da ayıp

ihbarının süresinde yapılsa bile mahkemece yerinde keşifle bir değerlendirme

yapılması gerekeceğinden bahsedildiğini belirtmiş ve bu sebeple gerekçeli

kararın anlaşılmaz ve çelişkili olduğunu, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bunun yanında temyiz itirazlarının ve

dava dosyasının incelenmeden hükmün onandığını, tehir-i icra taleplerine cevap

verilmediğini, Yargıtay kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

33. Bakanlıkça bu başlık altında Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına atfen görüş sunulmamıştır.

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, . açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

35. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her

türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."

36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle

güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği

taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir. Bu bağlamda bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak

yazılmasını ifade eden Anayasa’nın 141. maddesinin de hak arama hürriyetinin

kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

37. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi, adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma

hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi

ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013,§ 38). Ayrıca hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli

karar hakkı Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrasında yer verilen “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.” hükmüyle mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük

olarak düzenlenmiştir.

38. Gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine

göre değişebilir. Bununla birlikte ileri sürülen iddialardan biri kabul

edildiğinde iddiaların davanın sonucuna etkili olması söz konusu ise mahkeme bu

hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorundadır (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56). Gerekçenin

ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına

dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin özet de olsa bulunmasının zorunlu

olduğu açıktır (Vesim Parlak, B.

No: 2012/1034, 20/3/2014, § 33).

39. Bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve

savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde

anlaşılmamalıdır. Bununla birlikte, başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt

verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış

olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Ayrıca kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın ihlal edildiği

şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür

kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul

edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olupbu husus AİHM içtihadında da üst

dereceli mahkeme tarafından benimseme yöntemiyle önceki mahkeme kararının

gerekçesinin özümsenmesi şeklinde yorumlanmaktadır (Ruiz Torija/İspanya, B. No: 18390/91, 09/12/1994, § 29, 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91,

09/12/1994, § 28; Georgiadis/Yunanistan,

B. No: 21522/93, 29/05/1997, § 40-43;H.A.L./Finlandiya,

B. No: 38267/97, 27/01/2004, §50, 51;X/Yunanistan,

B. No: 8769/79, 16/07/1981; Les Travaux Du

Midi/Fransa, B. No: 12275/86, 02/07/1991).

40. Başvurucu; kararın kendi içinde çelişkili olduğunu, Mahkeme

tarafından ayıp ihbarının süresinde yapıldığı kabul edilmesine rağmen

gerekçenin devamında ayıbın ve ihbarın süresinde yapılmadığını iddia ederek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

41. Başvurucunun şikâyet ettiği Mahkeme gerekçesinde,

başvurucunun dava sürecinde dile getirdiği ve davanın sonucunu etkileyecek bir

argümanın cevapsız bırakılmadığı ya da Mahkemenin ulaştığı sonucu tamamen

anlaşılmaz kılacak çelişkiler bulunmadığı açıktır.Nitekim Mahkeme, savunmanın

görüşüne değer vererek davayı ispat edilemediği için reddetmiştir. Bu kapsamda

ayıbın süresinde giderilmediği gerekçede belirtilmediği gibi davanın

reddedilmesinin de bu konuyla bir ilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Mahkemece

verilen kararın gerekçesine bakıldığında başvurucunun iddia ettiği şekilde

karar verilmediği anlaşılmaktadır.

42. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin başka

herhangi bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında da bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilmemiştir.

43. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

44. Başvurucu ayrıca Yargıtay kararında gerekçe bulunmadığını

ileri sürmektedir.

45. Temyiz mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması

zorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus temyiz merciinin bir

şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece

mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

46. Somut olayda Mahkeme,ispat edilemeyen davanın reddine karar

vermiştir. Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf

yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmıştır (bkz. § 21).

Dolayısıyla Yargıtay onama kararının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

47. Açıklanan nedenlerle Yargıtayın gerekçesine ilişkin bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu yönü itibarıyla da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.Temyiz İncelemesi Sırasında Duruşma

Yapılmadığına İlişkin İddia

48. Başvurucu; temyiz dilekçesinde duruşma talep ettiklerini

belirttiğini, müddeabih yüksek olduğundan talep edilmesi hâlinde temyiz

aşamasının duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğunu, Yargıtayın duruşma yapmadan

karar verdiğini, karar düzeltme aşamasında bu hususu belirttiklerini,

Yargıtayın Kanun'a aykırı bir şekilde talebini reddettiğini, harç ve masraf

eksikliğinin ilgili tarafa muhtıra çıkartılarak tamamlattırılması gerektiğini

ileri sürmüştür.

49. Bakanlık, başvurucunun iddiası kabul edilse dahi eksik

masrafın tamamlanabilmesi için tebligat masraflarının yatırılmasının zorunlu

olduğunu belirtmiştir. Ayrıca temyiz incelemesinin duruşmalı olarak

yapılmamasının tek başına adil yargılama hakkını ihlal etmeyeceğini ileri

sürmüştür.

50. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı cevabında "100 TL

temyiz posta masrafı" olarak istenen meblağı yatırdığını, Yargıtayın

istediği kadarını tebligat gideri olarak kullanabileceğini, temyiz dilekçesinde

bu durumu belirttiğini, uygulamadan farklı bir prosedür işlediğini ileri sürmüştür.

51. Başvurucunun söz konusu iddiası, yargılama sürecinde temyiz

aşamasında sözlü beyanda bulunmasına imkân tanınmamış olmasına yönelik

olduğundan ilgili iddianın aleni yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

52. 6216 sayılıKanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir."

53. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının

salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

54. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa'nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın

açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak

yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada

keyfîliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme

araçlarından birisini oluşturur. Özellikle ceza davalarında yargılamanın

duruşmalı ve aleni yapılması silahların eşitliği ilkesinin ve savunma

haklarının güvencesini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın mutlaka

duruşmalı yapılması gerektiği anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine

uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı

yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara

bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz. Özellikle ilk derece

mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun

yolu incelemesinin tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan

sonra dosya üzerinden yapılması halinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz

edilemez (Nevruz Bozkurt, B. No:

2013/664, 17/9/2013, § 32).

55. Temyiz yolu, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı

başvurulabilen, ilk derece mahkemeleri önüne taşınmış vakaların bu mahkemelerce

usulüne uygun olarak incelenip incelenmediğinin ve özellikle ilgili vakalara

kanunların doğru uygulanıp uygulanmadığının kontrol edildiği olağan kanun

yoludur. 1086 sayılı mülga Kanun'un ilgili hükümleri de temyiz yoluna

müracaatlarda kural olarak incelemenin dosya üzerinden yapılacağını, istisnai

durumlarda ise duruşmalı olarak incelemenin zorunlu bir usul olduğunu kurala

bağlamıştır.

56. 1086 sayılı mülga Kanun'un temyiz yoluna ilişkin hükümleri

incelendiğinde tarafların sınırlı olarak sayılan hâllerde temyiz incelemesinin

duruşmalı olarak yapılmasını talep edebileceklerinin, talep üzerine Yargıtayın

duruşma için belirleyeceği günü taraflara tebliğ edeceğinin, belirlenen günde

Yargıtayın tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra ve eğer taraflardan

hiçbiri gelmemiş ise dosya üzerinden inceleme yapabileceğinin hüküm altına

alındığı görülmektedir. Bunun yanında usul kanunlarında yer alan hükümler

doğrultusunda tebligat giderinin hiç yatırılmamış olması duruşma yapabilmenin

önünde bir engel teşkil etmektedir.

57. Bu açıdan somut olay değerlendirildiğinde başvurucu temyiz

masrafları kapsamında tebligat giderinin yatırılmış olduğunu kabul etmek

gerektiğini ileri sürse de bu husus karar düzeltme dilekçesinde belirtilmediği

gibi Yargıtayın başvurucunun talebini kabul etmeme sebebi farklı bir gerekçeye

dayandırılmıştır. Bu kapsamda Yargıtayın konuya ilişkin karar düzeltme

aşamasındaki gerekçesi dikkate alındığında Kanun'un emredici hükümlerinin

uygulandığı, bariz takdir hatası veya açık keyfîliğin bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucu, başvuru formu ve eklerinde "temyiz

posta masrafı" adı altında yatırılan tutara ilişkin belgeyi de tevsik

etmemiştir.

58. Açıklanan nedenlerle yargılamanın bütünü gözönüne

alındığında açık ve görünür bir ihlal bulunmadığından başvurunun bu kısmının da

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

59. Başvurucu

ayrıca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

60. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

61. Başvurucu 27/10/2008 tarihinde davalı M.Ç.ye açtığı tazminat

davasının makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek tazminat talep

etmiştir.

62. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ile AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa'nın 141. maddesinin de -Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği- makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 38, 39).

63. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

diğerleri, §§ 41-45).

64. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu tazminat davasında, 1086 sayılı mülga

Kanun ve 6100 sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (Güher Ergun ve

diğerleri, § 49).

65. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih

27/10/2008'dir.

66. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı

bulunduğundan değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı başvurunun karara

bağlandığı tarihtir (Güher Ergun ve

diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

67. Başvuruya konu olan ve 27/10/2008 tarihinde açılan davada

davalı cevap dilekçesinde ve ilk celsede yetki itirazını ileri sürmüş, yetki

itirazı Mahkeme tarafından ilk başta kabul edilmemiş, bu süreçte keşif

yapılmış, tanıklar dinlenmiş, Mahkeme aradan iki yıl geçtikten sonra yetki

itirazını yukarıda yer alan gerekçelerle kabul etmiştir (bkz. § 17). Başvurucu

bunun üzerine Yargıtaya başvurmuş ve kararın onanmasına müteakiben dava

23/11/2011 tarihinden itibaren Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde devam

etmiştir. Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen dava sonunda verilen

karar Yargıtayca onanmış, başvurucunun karar düzeltme istemi 12/3/2014

tarihinde reddedilmiştir.

68. 6100 sayılı Kanun'un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin dikkate alınmadığı gözönünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir(Güher Ergun ve diğerleri, §§ 34-64).

69. Başvuruya konu davadaki taraf sayısı ve davanın mahiyeti

nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın

karmaşık olmadığını ortaya koymakta olup somut başvuruda davanın ikame edildiği

tarihten itibaren iki yıl sonra yetkisizlik kararı verilmesi nedeniyle 6100

sayılı Kanun hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru

açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve 5

yıl 4 ay 15 günde tamamlanan yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

70. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

71. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

72. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

73. Başvurucu, Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenecek bir

tutarda tazminat verilmesini talep etmiştir.

74.Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık beş

yıldır devam eden yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin

uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

75. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Temyiz incelemesi sırasında duruşma yapılmadığına ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 4.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/5/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Muammer

TOPAL

Raportör Yrd.

:

Hikmet Murat

AKKAYA

Başvurucu

:

Derya

GÜNEYLİOĞLU

Vekili : Av. Ali TAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/6090, 17 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 8769/79, 16/07/1981; Les Travaux Du
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Yıldırım
  15. Altan
  16. Topal
  17. Akkaya
  18. Güneylioğlu
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/6090
Tarih
17 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Devran Çakar Başvurusu (B. No: 2014/679)
  • Alaettin Asi Başvurusu (B. No: 2014/3359)
  • Zarife Yelis ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6032)
  • Kudret Başbuğ Başvurusu (B. No: 2014/4714)
  • Nevzat Turgut Başvurusu (B. No: 2014/2189)
  • Veli Servet Çelik Başvurusu (B. No: 2014/157)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.