İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Çetin Arkaş ve Nasrullah Kuran Başvurusu (B. No: 2016/371)

1. Başvuru; avukat ile görüşmenin engellenmesi, avukat

Başvuru No2016/371Tarih13 Ocak 2021Okuma37 dk · 7.397 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Çetin Arkaş Ve Nasrullah Kuran Başvurusu

Karar tarihi
13 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2016/371
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.397 kelime·37 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; avukat ile görüşmenin engellenmesi, avukat

görüşlerinde bir görevlinin hazır bulundurulması, avukatın verdiği veya avukata

hükümlünün verdiği belgenin incelenebilmesi ve görüşmenin kaydedilmesi

nedenleriyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 8/1/2016 ve 17/2/2016 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2016/3836 ve

2016/373 sayılı bireysel başvuruların 2016/371 sayılı başvuru ile

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere

göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir

kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak suçundan hükümlü olan başvurucular

27/12/2015 tarihinde, İmralı Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan Silivri Kapalı Ceza

İnfaz Kurumuna nakil olmuştur.

A. Avukat ile

Görüşmelerin Yaptırılmaması İddiasına İlişkin Süreç

9. Silivri Ceza İnfaz Kurumu; Kurumda bulunan hükümlü/tutukluların

suç profili, can güvenliği, kendi aralarındaki husumet durumları gibi hususları

dikkate alarak avukat ziyaretlerinin yerine getirilmesine ilişkin bir düzenleme

yapmıştır. Anılan düzenlemeye göre, hükümlü ve tutuklular Kurumda kaldıkları

alana göre belirli gün ve saatlerde her hafta avukatları ile görüşebilmektedir.

10. Başvurucular 27/12/2015 tarihinde Silivri Kapalı Ceza

İnfaz Kurumuna nakil olmuşlardır. Başvurucuların avukatları 5/1/2016 (salı)

tarihinde başvurucularla görüşme talebinde bulunmuşlardır. Anılan talep,

başvurucuların bulunduğu bölümde ziyaret günlerinin pazartesi olduğu

gerekçesiyle reddedilmiştir.

11. Avukatlar bu durumu tutanak altına alarak ilgililer

hakkında görevi kötüye kullanma suçundan suç duyurusunda bulunmuştur. Ayrıca

avukatların başvurucularla görüşmek için 6/1/2016 tarihinde yaptıkları başvuru

da ziyaret günleri ile ilgili düzenleme gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.

12. Başvurucular 8/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. Avukat Görüşmelerinde Görevli Bulundurulması ve Belge

Alışverişinin Denetlenmesi İddiasına İlişkin Süreç

13. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2016 tarihinde

Silivri 1. İnfaz Hâkimliğine başvurarak 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza

ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 59. maddesinin (4) numaralı

fıkrası gereği başvurucuların avukatları ile görüşmeleri sırasında bir

görevlinin hazır bulundurulmasına, başvurucuların avukatlarına verecekleri veya

avukatlarınca bu hükümlülere verilecek belgelerin İnfaz Hâkimliğinin

incelemesine tabi tutulmasına ve örgütsel amaçlı haberleşme söz konusu ise

belgelerin kısmen veya tamamen muhatabına verilmemesine karar

verilmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı anılan başvurusunda hükümlü

Abdullah Öcalan hakkında yalan haberler çıkarılarak örgüt yanlısı kitlelerin

harekete geçirilmek istenildiğini, adı anılan hükümlü ile daha önce aynı ceza

infaz kurumunda kalan başvurucuların avukatları ile yapacakları görüşmeler

sırasında mensubu bulundukları yasa dışı silahlı terör örgütü üzerinde etkili

olabilecek haber alışverişinde bulunabilecekleri hususunun istihbari bilgilerle

sabit olduğunu belirtmiştir. Başvuruda ayrıca, kimi il ve ilçelerde devam eden

terör operasyonları da gözetildiğinde olası bir yalan haber veya örgütsel talimatlandırmanın

kargaşaya yol açabileceği, bu arada Kurum güvenliğini de tehlikeye düşüreceği

değerlendirilmesine yer verilmiştir.

14. İnfaz Hâkimliği 6/1/2016 tarihinde, Bakırköy

Cumhuriyet Başsavcılığının talebinin kabulü ile 5275 sayılı Kanun'un 59.

maddesinin (4) numaralı fıkrası gereği başvurucuların avukatlarıyla yapacakları

görüşmede bir görevlinin hazır bulundurulmasına, başvurucuların avukatlarına

verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilebilecek belgeler hususunda

öncelikle bir değerlendirme yapılmak üzere İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucuların avukatları ile

yapacakları görüşmeler sırasında mensubu bulundukları yasa dışı silahlı terör

örgütü üzerinde etkili olabilecek haber alışverişinde bulunabilecekleri, bu

durumun 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinde düzenlendiği, dolayısıyla talebin

mevzuata uygun olduğu değerlendirilmesine yer verilmiştir.

15. Başvurucuların anılan karara itirazı, Silivri Ağır

Ceza Mahkemesinin 18/1/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın

gerekçesinde; başvurucuların silahlı terör örgütünün faaliyetleri kapsamındaki

eylemlerinden dolayı hükümlü olarak bulundukları, başvurucuların Silivri Kapalı

Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmeden önce İmralı Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda

hükümlü Abdullah Öcalan ile birlikte kaldıkları, anılan hükümlünün terör örgütü

PKK ile irtibatını kendisini ziyarete gelen siyasetçiler ve avukatları

aracılığıyla sağladığı yönünde yazılı ve görsel medyada yaygın bir şekilde

haberler yapıldığı, bu durumun bir siyasi partinin mitinginde mesajlarının

okunması suretiyle doğrulandığı belirtilmiştir. Kararda; tüm bu hususlar nazara

alındığında başvurucuların hükümlü Abdullah Öcalan'dan aldıkları mesajları

avukatları ile yapacakları görüşme sırasında iletme ihtimalleri hususundaki

bulguların mevcut olduğu, avukat ile görüşme mahremiyetinin mahkeme kararı ile

5275 sayılı Kanun'un 59. maddesine uygun olarak kısıtlandığı, ayrıca öngörülen

kısıtlamaların başvurucular ile avukatların görüşme imkânlarını ortadan kaldırmadığı

vurgulanmıştır.

16. Nihai karar 18/1/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucular 17/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

C. Avukat ile Yapılan Görüşmelerin Kaydedilmesi İddiasına

İlişkin Süreç

18. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 15/1/2016 tarihinde

Silivri 1. İnfaz Hâkimliğine yaptığı başvuruda; yukarıda belirtilen 6/1/2016

tarihli kararda başvurucuların avukatları ile yapacakları konuşmaların ses

kayıt cihazı aracılığıyla kaydedilmesi hususunda bir karar verilmediğini

belirttikten sonra görüşmeler sırasında hazır bulunacak olan görevlinin aynı

zamanda konuşmaları ses kayıt cihazına kaydetmesi yönünde ek karar verilmesini

talep etmiştir. Başvuruda ayrıca, görüşmeyi sonlandırma nedenini ortaya koyacak

delil niteliğini haiz ses kaydının olmamasının ileride telafisi mümkün olmayan

sonuçlara yol açabileceği yönündeki görüşe yer verilmiştir.

19. İnfaz Hâkimliği 18/1/2016 tarihinde talebin reddine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; ses kayıt cihazına kaydedilmesi

hususunda talep bulunmadığı için bir karar verilmediği ifade edildikten sonra

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının yazısında talebin yasal dayanağının

belirtilmediği, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinde ise hükümlülerin avukatları

ile görüşmelerinin kayıt altına alınacağı hususunun açıkça düzenlenmediği

vurgulanmıştır.

20. Silivri Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet

Başsavcılığının anılan karara karşı yaptığı itirazın kabulüne 18/1/2016

tarihinde kesin olmak üzere karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, avukatı ile

hükümlü arasında yapılacak görüşmenin hazır olan görevli tarafından

kaydedilmesinin yapılan görüşmelerin yasal açıdan delil olarak

değerlendirilmesini sağlayabileceği belirtilmiştir. Ayrıca bu durumun hükümlü

yönünden bir kısıtlama değil aynı zamanda bir güvence teşkil ettiği zira

hükümlü ile avukatı arasında yapılan görüşmede geçen konuşmaların görevli

tarafından yanlış anlaşılması ya da herhangi bir nedenle yanlış aktarılması

nedeniyle hükümlünün disiplin tedbirleri ile karşılaşmasını önleyen bir

uygulama olduğu vurgulanmıştır. Kararda; ilgili mevzuatta avukat ile yapılan

görüşmelerin kurum güvenliğini tehlikeye düşürmesi ya da terör örgütü veya

diğer suç örgütü mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık

yöntemine dönüşmesi hâlinde kayda alınamayacağına ilişkin yasaklayıcı bir

düzenleme bulunmadığı, ayrıca 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin (4) numaralı

fıkrasının ilk cümlesindeki “hükümlüler ile avukatları yaptıkları konuşmaların

kayıtları” ifadesinden de bu konuşmaların kayda alınabileceğinin açıkça

anlaşıldığı değerlendirmesine yer verilmiştir.

21. Nihai karar 18/1/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucular 17/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un başvuru tarihi itibarıyla yürürlükte

olan "Avukat ve noterle görüşme hakkı" kenar başlıklı 59.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" (1) Hükümlü, avukatlık mesleğinin

icrası çerçevesinde avukatları ile vekâletnamesi olmaksızın en çok üç kez

görüşme hakkına sahiptir.

2) Avukat ve noter ile görüşme, meslek

kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde,

bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak

güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde yapılır.

...

(4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5351

S.K./5.mad) Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri

ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tâbi tutulamaz. Ancak, 5237

sayılı Kanunun 220 nci, İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü ve Beşinci

Bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile

ilişkisi; konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun

güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri

mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu

veya belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve infaz

hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu

kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler

infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen

verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı ilgililer, 4675

sayılı Kanuna göre itiraz edebilirler.

24. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri

Hakkında Yönetmelik'in (Ziyaret Yönetmeliği) "Hükümlünün avukat,

uzlaştırmacı ve arabulucu ile görüşmesi" kenar başlıklı 20. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Hükümlü ile avukatı, meslek

kimliğinin ibrazı üzerine, tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde, bu

iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak;

güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde, açık görüş usulüne uygun olarak

görüştürülür.

Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri,

dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tâbi

tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı Kanunun 220 nci, ikinci kitap dördüncü kısım

dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin

avukatları ile ilişkisi; konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğinin, infaz

kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç

örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine

ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının

istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır

bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca

bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi

belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu

karara karşı ilgililer 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanununa göre itiraz

edebilir.

Zorunlu hallerde, belirlenen gün ve

saatler dışındaki görüşmelere, Cumhuriyet başsavcılığı yazılı olarak izin

verebilir.

Hükümlü, vekâletnamesi olmayan

avukatlarıyla, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde en çok üç kez görüşme

hakkına sahiptir..."

25. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (İnfaz Tüzüğü) "Avukat

ve noterle görüşme hakkı" kenar başlıklı 84. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

" (1) Hükümlü, kurumda avukat ve

noterle görüşme hakkına sahiptir.

(2) Hükümlülerin avukat ile

görüşmesinde aşağıdaki kurallar uygulanır:

...

c) Avukatların savunmaya ilişkin

belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtları

incelemeye tâbi tutulamaz.

1. Hükümlü ile görüşmek üzere kuruma

gelen avukatların, yanlarında bulundurdukları belge ve dosyaların savunmaya

ilişkin olup olmadıkları konusunda kendilerinden yazılı beyanları alınır.

Savunmaya ilişkin olduğu beyan edilen belge ve dosyalar, her ne suretle olursa

olsun incelenemez. Hükümlü ile doğrudan ilişkisi olmak koşulu ile avukatın

yanında getirmiş olduğu ve bir hukuki uyuşmazlık konusunu oluşturan belge ve

dosyalar hakkında da aynı hükümler uygulanır.

2. 5237 sayılı Kanunun 220 nci

maddesinde, İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer

alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın

savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyalar fiziki olarak

aranabilir. Konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun

güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri

mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu

veya belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz

hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu

kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler

infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen verilmesine

veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı ilgililer, 4675 sayılı Kanuna

göre itiraz edebilirler.

3. Avukatların hükümlü ile kurumda

yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmaları yansıtan ve bizzat avukat

tarafından elle tutulan kayıtlar hakkında da bu bent hükümleri uygulanır.

...

(3) Avukat ve noter ile görüşme, meslek

kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde,

bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak

güvenlik nedeniyle görüşmenin görülebileceği bir biçimde yapılır..."

26. 23/5/2001 tarihli 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği

Kanunu'nun "İnfaz Hâkiminin görevleri" kenar başlıklı 4.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" İnfaz hâkimliklerinin görevleri

şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin

yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak..."

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir."

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre hükümlü

ve tutuklular Sözleşme kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına

kural olarak sahiptir (Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01,

6/10/2005, § 69). AİHM, ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu

olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi güvenliğin ve düzenin

korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda

mahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebileceğini kabul etmiştir. Ancak

bu durumda dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir

sınırlama makul ve ölçülü olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık,

B. No: 5947/72 ..., 25/3/1983, §§ 99-105).

29. AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinin her bireyin

diğerleriyle ve dış dünya ile ilişki kurması ve geliştirmesi için yaklaşımda

bulunma hakkını yani özel sosyal hayat hakkını da kapsadığını

vurguladıktan sonra bir kişinin hukuki yardım bağlamında bir avukatla iletişim

kurma hakkının, bu tür bir etkileşimin amacının bir bireyin hayatı hakkında

bilgiye dayalı karar vermesine imkân sağlamak olduğu için özel hayat

kapsamına girdiğine hükmetmiştir. AİHM'e göre ayrıca avukata iletilen

bilgilerin çoğunlukla mahrem ve kişisel meseleleri veya hassas konuları

içermesi nedeniyle davalarına yardım bağlamında ya da genel hukuki tavsiye

bağlamında bir avukata danışan bireylerin avukat ile iletişimlerinin özel ve

gizli olması yönündeki beklentileri makul olarak kabul edilmelidir (Altay/Türkiye

(No.2), B. No: 11236/09, 9/4/2019, § 49).

30. AİHM mahpuslar ve avukatları arasındaki sözlü ve

yazılı iletişimin, Sözleşme’nin 8. maddesi altında imtiyazlı olduğunu ve avukat

müvekkil gizliliği ilkesinin gözetilmesini temel kural olarak kabul etmektedir.

AİHM'e göre bir kişinin avukatıyla gizli iletişimi, savunma hakkının önemli bir

güvencesi olması nedeniyle Sözleşme tarafından korunmaktadır ve bu bağlamda

mahpusun müdafii ile ceza infaz kurumu yetkililerinin işitemeyeceği bir şekilde

özgürce görüşebileceği koşullarının sağlanması gerekmektedir. AİHM'e göre

mahpuslar sadece süregiden davalara ilişkin meseleler bakımından değil ayrıca

maruz kaldıkları tacizleri bildirme bakımından da misillemeye maruz

kalabilecekleri korkusuyla görevlilerin huzurunda avukatlarıyla görüşme

konusunda çekingen hissedebilirler (Campbell /Birleşik Krallık, B.

No:13590/88, 25/3/1992, § 46; Altay/Türkiye (No.2), §§ 50, 51).

31. Bununla birlikte AİHM, önemine karşın avukatla gizli

iletişim hakkının mutlak olmadığını ve kısıtlamalara tabi olabileceğini kabul

etmektedir. AİHM'e göre öngörülen sınırlamaların hakkın özünü zedeleyecek ve

etkililiğini ortadan kaldıracak kadar hakkı etkilemediğinden söz edebilmek için

sınırlamaların ilgilendirdiği kişiler için öngörülebilir olduğunun,

Sözleşme'nin 8. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca meşru amaç ya da amaçlar

güttüğünün ve güdülen amaçlarla orantılı olmak bakımından demokratik bir

toplumda gerekli olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Bununla

birlikte AİHM; avukatla gizli iletişim hakkına müdahalenin izin verilen

sınırlarının değerlendirilmesinde devletin takdir yetkisinin dar olduğunu,

sadece ciddi bir suçun önlenmesi ya da ceza infaz kurumu güvenliğinin ağır

ihlali gibi olağan dışı durumlarda anılan hakkın sınırlandırılmasının meşru

görülebileceğini belirtmektedir (Altay /Türkiye (No.2), § 52).

32. AİHM'in Kastravet/Moldova (B. No: 23393/05,

13/3/2007) kararına konu olayda tutuklu bulunan başvurucu, avukatı ile iki

tabakalı cam bir bölmenin arkasından görüşebilmekte ve camların üzerinde

matkapla açılmış küçük delikler bulunmaktadır. Ayrıca herhangi bir nesnenin

karşı tarafa geçirilmesini engellemek amacıyla her iki tabaka arasındaki

delikler, birbirine karşılık gelmeyecek biçimde açılmıştır. Dahası delik

açılmış bölgelerin arasında yeşil bir ağ bulunmaktadır. Avukat ile müvekkil

arasında doküman aktarımını sağlayacak herhangi bir bölme bulunmamaktadır (Kastravet/Moldova,

§ 17). Başvurucu, avukatıyla görüşme yaptıklarında birbirlerini duyabilmek için

seslerini yükseltmek zorunda kaldıklarını ileri sürmüştür. Başvurucuya göre

yüksek sesle konuşmaları sebebiyle bu konuşmaların kaydedilmesi veya ceza infaz

memurları tarafından duyulması mümkün hâle gelmiştir. Başvurucu ayrıca bu cam

bölmenin belgelerin birlikte okunmasını veya karşı tarafa geçirilmesini

imkânsız kıldığından şikâyet etmiştir (Kastravet/Moldova, § 42).

33. AİHM anılan kararda, avukatın müvekkilinin

menfaatlerini etkili bir biçimde savunabilmesi için kilit önemdeki hususlardan

biri, ikisi arasında aktarılan bilginin gizliliğinin korunması ilkesi olduğunu

hatırlatarak bu ayrıcalığın avukat ile müvekkil arasında açık ve dürüst bir

iletişimi cesaretlendirdiğini vurgulamıştır. AİHM, bir avukat izlenmeksizin

müvekkili ile görüşmeye ve ondan özel talimat almaya muktedir olmaz ise

yapacağı yardımdan yararlanma düzeyinin büyük ölçüde düşeceği, Sözleşme’nin

amacının hakları fiilî olarak ve etkili bir şekilde güvence altına almak

olduğunu ifade etmiştir. AİHM'e göre avukat müvekkil mahremiyetine ve

dolayısıyla tutulanın savunma hakkına müdahale edilmesi mutlaka fiilî dinleme

veya gizlice dinleme yapılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Makul bir

temele dayalı olarak konuşmalarının dinlendiğine dair oluşan samimi bir

düşüncenin varlığı dahi avukatın sağlayabileceği yardımın etkililiğini

zayıflatmak için yeterli olabilir. Bu şekildeki bir düşünce kaçınılmaz olarak

avukat ile müvekkil arasında serbest bir konuşmanın cereyan etmesini engeller

ve tutuklu kişinin tutukluluğunun hukukiliğiyle etkili bir şekilde çelişme

hakkını zedeler (Kastravet/Moldova, §§ 49-51).

34. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere

Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC(2006) 2 sayılı tavsiye kararlarının

hükümlü ve tutukluların hukuki danışmanlık almaları vedış dünya ile

ilişkilerine ilişkin ilgili kısmı şöyledir:

“Hukuki Danışmanlık

23.1. Bütün mahpuslara hukuki

danışmanlık alma hakkı tanınır. Cezaevi yetkilileri onlara bu hakkı

kullanmalarında makul kolaylıklar sağlamalıdır.

23.2. Mahpuslar herhangi bir hukuki

mesele hakkında kendi seçtikleri ve ücretini ödedikleri bir hukuki danışmana başvurabilirler.

23.3. Kabul edilmiş ve ücretsiz bir

hukuki yardım uygulaması olması halinde, yetkililer bunu tüm mahpusların

dikkatine sunmalıdır.

23.4. Mahpuslar ve hukuki danışmanları

arasında hukuki konularda yapılan görüşmeler, yazışmalar ve diğer iletişimler

gizli tutulmalıdır.

23.5. Ciddi bir suçun işlenmesinin

önlenmesi ya da cezaevi emniyet ve güvenliğinin esaslı bir biçimde ihlal

edilmesinin engellenmesi için, adli bir merci tarafından istisnai hallerde bu

gizliliğe kısıtlamalar getirilebilir.

23.6. Mahpuslar, mahkeme işlemleri ile

ilgili belgelere ulaşabilmeli veya bunları yanlarında bulundurmalarına izin

verilmelidir.

"Dış Dünya ile İlişki

24.1. Mahpusların mümkün olabilen

sıklıkta mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka

kişilerle ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu

kişilerin mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.

24. 2 Devam etmekte olan bir ceza soruşturması,

emniyet, güvenlik ve düzeninin muhafaza edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve

suç mağdurunun korunması için gerekli görülmesi halinde, haberleşme ve

ziyaretlere kısıtlamalar konabilir ve izlenebilir. Ancak adli bir merci

tarafından konulan özel kısıtlamalar da dahil olmak üzere, bu tür kısıtlamalar

yine de kabul edilebilir asgari bir iletişime izin vermelidir.

...

24.5. Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla

yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun

için onlara uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar ..."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

35. Mahkemenin 13/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Avukatla Görüşmenin Yaptırılmaması Nedeniyle Özel

Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucular 27/12/2016 tarihinde Silivri Kapalı Ceza

İnfaz Kurumuna nakil olduklarını, avukatlarının 5/1/2016 ve 6/1/2016 tarihinde

yaptığı görüşme taleplerinin avukatla mahpusların görüşmelerine Kurum

tarafından getirilen düzenleme gerekçe gösterilerek reddedildiğini ifade

etmiştir. Avukatlarının Ceza İnfaz Savcılığına başvurmasına rağmen sonuç

alamadıklarını, mevzuatta avukat ile görüşmelerin belirli günlerde yapılmasına

dayanak olacak bir hüküm bulunmadığını, hukuka aykırı uygulamayı ortadan

kaldırabilecek etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığını vurgulayan

başvurucular; adil yargılanma, özel hayata saygı, yaşam hakkı ile kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde; başvurucuların avukat

görüşlerinin haftanın her pazartesi günü 09.00-12.00 saatleri arasında

yapılmasına karar verilmesi ve tutuklu veya tutuksuz başka dava dosyalarının

bulunmaması nedeniyle başvuruculara 5/1/2016 ile 8/1/2016 tarihleri arasında

avukatları ile görüş yaptırılamadığı, 11/1/2016 tarihinde ise anılan görüşmenin

yapıldığı belirtilmiştir. Başvuruya konu olayın geçtiği Silivri Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda değişik suç ve örgüt gruplarından tutuklu/hükümlüler

barındırıldığı vurgulandıktan sonra söz konusu örgüt gruplarının kendi

aralarındaki husumet durumu, bu örgütlere mensup tutuklu/hükümlülerin avukat

görüşlerinde birbirleri ile karşılaşma ihtimalleri, tutuklu/hükümlülerin can

güvenliği gibi hususlar gözetilerek idarenin takdir yetkisi kapsamında

hazırladığı iç yönetmelikle mahpusların avukatlarıyla yapacakları görüşmeleri

düzenlediği vurgulanmıştır. Bu düzenleme kapsamında belirlenen gün ve saatlerde

avukatların belgelerini ibraz etmeleri durumunda mahpuslarla görüşmelerinin

mümkün olduğu, somut olayda başvurucuların avukatlarıyla görüşmelerinin

sınırlanması değil söz konusu görüşmelerin sağlıklı bir şekilde yerine

getirilmesi amacıyla bir düzenleme yapılmasının söz konusu olduğu ifade

edilmiştir. Ayrıca söz konusu planlamanın başvurucuların ceza infaz kurumunda

bulunmalarının kaçınılmaz sonuçlarından biri olduğu vurgulanarak söz konusu

tedbirin Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükleri ihlal eder nitelikte olmadığı

ve keyfîlik içermediği değerlendirmesine yer verilmiştir.

38. Başvurular vekili Bakanlık görüşüne karşı beyanında;

başvurucuların mağdur sıfatının olmadığı yönündeki Bakanlık görüşünün gerçeği

yansıtmadığını, başvurucuların avukatlarıyla görüşmesinin uzun süre

engellenerek adeta tecrit edildiklerini, somutlaştırılmayan güvenlik

gerekçeleriyle avukat ile yüz yüze görüş hakkının kullanımının engellendiğini

belirtilerek uygulamaların kanuni dayanağının mevcut olmadığını vurgulamıştır.

2. Değerlendirme

39. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu

makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

40. Somut olayda Ceza İnfaz Kurumunun avukatla görüşme

günlerine ilişkin yaptığı düzenlenmenin esasen cezanın infazına ilişkin

işlerden olduğu, avukatla görüşme taleplerinin reddine ilişkin idari kararlara

karşı 4675 sayılı Kanun kapsamında İnfaz Hâkimliğine başvurma imkânın mevcut

olduğu ve bu yolun şikâyetin giderilmesi bağlamında etkili bir yol olduğu

görülmüştür. Başvurucuların ise şikâyetlerini İnfaz Hâkimliğine taşımadan

doğrudan bireysel başvuru yaptıkları gözetildiğinde, başvurucuların hukuk

sisteminde mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda

bulunduğu anlaşılmıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Avukat ile Görüşmenin Teknik Araçla Dinlenerek

Kaydedilmesi Nedeniyle Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucular; avukat ile müvekkilinin hiçbir

kısıtlama olmadan, yetkililerin duyamayacağı bir ortamda görüşmelerinin avukat

ile müvekkil arasındaki iletişimin mahremiyetini korumaya yönelik adil

yargılanma hakkının önemli bir ilkesi olduğunu vurgulamıştır. Görüşmenin

kaydedilmesi hâlinde görüşmenin mahremiyetinin korunduğundan söz edilemeyeceği,

bu durumda avukatla açık bir şekilde konuşarak savunmanın hazırlanmasının

mümkün olmayacağını ifade etmişlerdir. Uygulamanın 5275 sayılı Kanun'un 59.

maddesine dayandırılmasına rağmen anılan hükmün koşullarının oluşmadığı ve

müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olmadığını vurgulayan başvurucular, adil

yargılanma hakkı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, ifade

hürriyeti ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

43. Bakanlık görüşünde; terör örgütünün lideri ile uzun

süre aynı ceza infaz kurumunda zaman geçiren başvurucuların yeni nakledildikleri

ceza infaz kurumunda örgüt liderinin talimatlarını ceza infaz kurumunda

barındırılan diğer PKK terör örgütü mensubu mahpuslara aktarması ve bu durumun

gerek ceza infaz kurumunda gerek ülke genelinde güvenlik sorunu

oluşturabileceği hususundaki ilgili ceza infaz kurumu ve Cumhuriyet

Başsavcılığının değerlendirmelerinin makul ve yerinde olduğu ifade edilmiştir.

Mevzuata uygun uygulamanın toplumu ve ceza infaz kurumunu şiddete karşı korumak

için gerekli olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucuların kurumda

barındırıldıkları süre içinde yaptıkları avukat görüşleri esnasında toplumun ve

ceza infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürecek, terör örgütü veya diğer

suç örgütlerini yönlendirecek, bu örgütlere emir ve talimat verildiğine veya

yorumları gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu

veya belge bulunmadığının tespitinden sonra da Cumhuriyet Başsavcılığının

talebi üzerine İnfaz Hakimliğinin kararıyla başvuruya konu uygulamanın

13/11/2018 tarihinde kaldırıldığı ifade edilmiştir.

44. Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunan başvurucular

vekili; Bakanlık görüşünün genel olarak varsayıma ilişkin güvenlik

gerekçelerine dayandığını, tutuklu ve hükümlülerin temel hak ve özgürlüklerinin

ancak kanun ile sınırlandırılabileceğini, başvuruya konu uygulamaların yasal

dayanağının olmadığını ifade etmiştir. Başvurucuların temel haklarını

sınırlandırmayı öngören bir kanun ve sınırlamayı gerektirecek somut bulgu ve

delil olmamasına rağmen hüküm giyilen suç, idarenin takdir yetkisi gibi

güvenlik gerekçeleriyle yapılan uygulamanın kanunilik ilkesine aykırılık teşkil

ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca şikâyet konusu uygulamaların avukat ile

görüşme mahremiyetine müdahale ve sınırlamayı aşarak hakkın kullanımını

imkânsız hâle getiren bir tedbir mahiyetinde olduğunu vurgulayarak sınırlamanın

ölçülü olduğunun da söylenemeyeceğini ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

45. Anayasa’nın başvurunun değerlendirilmesinde dikkate

alınacak "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesi

şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile

hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile

hayatının gizliliğine dokunulamaz."

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Somut olayda başvurucuların iddialarının özünün devam eden bir

yargılamaya ve bu bağlamda hukuki yardıma ilişkin olmadığı, avukat ile yüz yüze

yapılan görüşmenin teknik cihazla kayıt altına alınarak avukatla mahremiyet

içinde görüşmesinin engellendiğine yönelik oluğu anlaşılmakla, başvurunun bu

kısmına ilişkin iddialar bir bütün olarak özel hayata saygı hakkı kapsamında

incelenmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

48. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan

geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel

bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin

kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır.

Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel bir

ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (Serap

Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat, B. No:

2013/7666,10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,

3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§

30-32).

49. Anayasa Mahkemesi müdafi yardımından etkili bir

şekilde yararlanmanın ilk koşulunun müdafi ile yapılan görüşmelerin belli bir

gizlilik içinde gerçekleştirilmesi olduğunu, şüpheli veya sanığın müdafi ile

özgür bir şekilde bilgi alışverişinde bulunması için mahremiyetin büyük önem

taşıdığını, şüpheli veya sanığın müdafi ile yapacağı görüşmelerde mahremiyetin

olmamasının müdafiden alacağı yardımın faydasını en alt düzeye indireceğini

vurgulamıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, §§ 78-92). Hükümlünün

avukatıyla mahremiyet içinde belirli aralıklarla görüşmesinin cezanın infazı

aşamasında alacağı hukuki yardım bakımından önemli olduğu gibi ceza infaz

kurumu dışındaki özel yaşamıyla ilgili doğru kararlar verebilmesi açısından da

önemli olduğu tespitini yapmıştır (AYM, E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, §§ 93,

94).

50. Bununla birlikte avukatla yüz yüze görüşmenin

mahpusun devam eden yargılamalarla ilgili hukuki yardım almasını sağlaması

yanında özel hayatına ilişkin alenileştirmek istemediği konuları ya da ceza

infaz kurumunda maruz kaldığı uygulamaları da kapsayabilecek nitelikte hassas

bir görüşme olduğu vurgulanmalıdır. Ayrıca avukatla görüşme hakkı bir yandan

hükümlü ve tutuklunun dış dünya ile ilişki kurmasına ve geliştirmesine, diğer

yandan ise hukuki danışmanlık hizmetinden yararlanmak suretiyle hayatına etki

edecek kararlar almaya hizmet etmektedir. Bu niteliği gereği, avukat ile

mahpusun belli bir mahremiyet içinde görüşmesinin sağlanması mahpusun ceza

infaz kurumu içinde ve dışında devam eden özel hayatının gizliliğinin korunması

açısından önemlidir. Bu durumda avukatla görüşmenin teknik bir cihazla

dinlenmesi, avukatla müvekkili arasındaki belge alışverişinin denetlenmesi veya

görüşmelerin bir görevli nezaretinde gerçekleştirilmesi hâlinde avukat müvekkil

ilişkisinin gizliliğinin zedeleneceği söylenebilir.

51. Bu açıklamalar bağlamında somut olayda başvurucuların

avukatla mahremiyet içinde görüşmelerine, görüşmenin teknik cihazla dinlenerek

kayıt altına alınması şeklinde uygulanan sınırlandırmanın özel hayata saygı

hakkına müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

52. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

53. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20.

maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru

amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil

Berk, B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No:

2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020,

§ 34; R.G. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82).

54. Anayasa uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen

sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. Kanun ile

sınırlama ölçütü veya kanunilik ilkesi Sözleşme'nin 8. maddesinde de bir

sınırlama ve güvence ölçütü olarak yer almaktadır. Buna karşın Sözleşme'de yer

alan kanunla öngörülmüş olma kavramı ile Anayasa'da yer alan kanunilik

ilkesi tam olarak aynı değildir (Bülent Polat [GK], B. No:

2013/7666, 10/12/2015 § 73).

55. AİHM; kanunda öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle

hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan

içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini

kabul ederken (Malone/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68; Sunday

Times/Birleşik Krallık (No. 1), B. No: 6538/74, 26/04/1979, § 47) Anayasa,

tüm sınırlandırmaların mutlaka kanun ile yapılacağını öngörerek

Sözleşme'den daha geniş bir koruma sağlamıştır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31; Bülent Polat, § 75). Anayasa’nın

temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasının ancak kanunla yapılacağına

ilişkin 13. maddesi, bir kanun hükmü olmaksızın yürütme ve idarenin bir hak ve

hürriyeti ilk elden düzenleyici işlemle sınırlamasına izin vermez (Tuğba

Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 87).

56. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir.

Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu

noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü

sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade

etmekte; böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin

hukuku bilmesine de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı

sağlamaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §

62).

57. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi

için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir olaya

uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye

sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma

sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme

biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (Halime Sare

Aysal, § 63).

58. Somut olayda başvurucular hakkında uygulanan tedbirin

olay tarihinde yürürlükte olan şekliyle 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesi

temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Öncelikle 5275 sayılı Kanun’da cezanın

infazı aşamasında avukatla mahrem görüşme hakkı özel olarak düzenlenerek

güvence altına alınmıştır. Öte yandan avukatla müvekkil arasındaki görüşmenin

gizli olması kural olarak kabul edilmekle birlikte anılan Kanun'un (4) numaralı

fıkrası ile bu kuralın istisnası belirlenmiş ve 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde sayılan suçlardan hükümlü olanlar

yönünden görüşmenin mahremiyetini etkileyen bazı kısıtlamalar öngörülmüştür. Bu

kapsamda konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun

güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri

mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya

belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve infaz

hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği, kişilerin

avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz

hâkimince incelenebileceği düzenlenmesine yer verilmiştir.

59. Anılan düzenlemede atıf yapılan 5237 sayılı Kanun’un

220. maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüte üye olma gibi örgüt

suçları; İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci

Bölümlerinde ise devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu

düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına

karşı suçlar ve casusluk suçları düzenlenmiştir. Buna göre bu suçlardan mahkûm

olanların avukatlarıyla gizli görüşmeleri yukarıda belirtilen usul ve esaslara

göre sınırlandırılabilecektir. Anılan sınırlandırma ve usulü İnfaz Tüzüğü'nün

84. maddesi ile Ziyaret Yönetmeliği'nin 20. maddesinde yinelenmiştir.

60. Başvuru konusu olay tarihinde yürürlükte olan mevzuat

hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, avukatla görüşmenin teknik bir cihazla

görüntülü veya sesli olarak kaydedilmesine yönelik bir düzenlemenin mevcut

olmadığı görülmüştür. Bu durumda başvurucuların avukatla görüşmelerinin teknik

cihazla kaydedilmesine izin veren idari işlem ve yargı kararının kanuni

dayanağının olmadığı anlaşılmakla başvurunun bu kısmı yönünden avukatla

görüşmelerin teknik cihazla dinlenmesi ve kaydedilmesi şeklindeki müdahalenin

kanuni dayanağının olmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Avukat Görüşmelerinde Görevli Bulundurulması ve Belge

Alışverişinin Denetlenmesi Nedenleriyle Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

61. Başvurucular avukatlarıyla görüşmelerinde bir

görevlinin hazır bulundurulduğunu ve 11/1/2016 tarihinde yapılan görüşmede

görüşmenin görevli tarafından yarıda kesildiğini belirtmiştir. Başvurucular

avukat ile müvekkilinin hiçbir kısıtlama olmadan, yetkililerin duyamayacağı bir

ortamda görüşmelerinin avukat ile müvekkil arasındaki iletişimin mahremiyetini

korumaya yönelik adil yargılanma hakkının önemli bir ilkesi olduğunu

vurgulamış; görüşmelerde görevli bulundurulması ve belge alışverişinin

denetlenmesi hâlinde avukatla açık bir şekilde konuşarak savunmanın

hazırlanmasının mümkün olmayacağını ve Ceza İnfaz Kurumunda maruz kaldıkları

kendilerine özel uygulamalara karşı yasal yollara başvurmalarının

engelleneceğini belirterek idarenin anılan sınırlandırmalar ile savunma

hazırlamak için yeterli kolaylık ve zaman sağlama hakkını kullanılmaz hâle

getirdiğini iddia etmiştir. Başvurucular ayrıca, sınırlandırmaların 5275

sayılı Kanun'un 59. maddesine dayandırılmasına rağmen anılan hükmün

koşullarının oluşmadığını zira örgütsel haberleşmeye ilişkin somut bulgu ve

delil olmadan bir ihtimale dayanılarak haklarının sınırlandırıldığını

vurgulayarak, adil yargılanma hakkı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, ifade hürriyeti ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

62. Bakanlık görüşünde; terör örgütünün lideri ile

uzun süre aynı ceza infaz kurumunda zaman geçiren başvurucuların yeni

nakledildikleri Ceza İnfaz Kurumunda örgüt liderinin talimatlarını terör örgütü

mensubu mahpuslara aktarması durumunda gerek Ceza İnfaz Kurumunda gerek ülke

genelinde güvenlik sorunu oluşabileceği hususundaki ilgili Ceza İnfaz Kurumu ve

Cumhuriyet Başsavcılığının değerlendirmelerinin makul ve yerinde olduğu ifade

edilmiştir. Mevzuat hükümlerine uygun uygulamanın toplumu ve ceza infaz

kurumunu şiddete karşı korumak için gerekli olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca

Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine İnfaz Hakimliği'nin kararıyla

başvuruya konu uygulamanın 13/11/2018 tarihinde kaldırıldığı ifade edilmiştir.

63. Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvurucular

vekili; Bakanlık görüşünün genel olarak varsayıma ilişkin güvenlik

gerekçelerine dayandığını, tutuklu ve hükümlülerin temel hak ve özgürlüklerinin

ancak kanun ile sınırlandırılabileceğini, başvuruya konu uygulamaların yasal

dayanağının olmadığını ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucular, şikâyet konusu

uygulamaların avukat ile görüşme mahremiyetine müdahale ve sınırlamayı aşarak

hakkın kullanımını imkânsız hâle getiren bir tedbir mahiyetinde olduğunu

vurgulayarak sınırlamanın ölçülü olduğunun da söylenemeyeceğini ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

64. Anayasa’nın başvurunun değerlendirilmesinde dikkate

alınacak "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesi

şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile

hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile

hayatının gizliliğine dokunulamaz."

65. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Somut olayda

başvurucuların iddialarının özünün avukat ile yüz yüze yapılan görüşmenin

denetlenerek avukatla mahremiyet içinde görüşmenin engellendiğine yönelik

olması, başvurucuların haklarındaki bir yargılamaya, savunma hakkı kapsamında

hukuki yardıma yönelik özelleştirilmiş iddialarının olmaması gözetilerek

başvuru özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

66. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

67. Yukarıda açıklandığı üzere avukat ile müvekkili

hükümlü veya tutuklunun yüz yüze görüşmesinin gizliliğinin koşullarının

sağlanması esastır (bkz. §§ 48, 49) Bu bağlamda 5275 sayılı Kanun'un 59.

maddesinin (2) ve (4) numaralı fıkraları ile mahpusların avukat ile mahremiyet

içinde görüşmelerinin kural olarak belirlendiği ve anılan düzenlemelerin avukat

müvekkil ilişkisinin mahremiyetini sağlamaya yönelik güvenceler içerdiği

söylenebilir. Öte yandan anılan Kanun'un (4) numaralı fıkrasıyla aynı zamanda

belirli suçlardan hükümlü olanlar yönünden avukatla görüşme hakkına yönelik

bazı sınırlamalar getirildiği görülmektedir.

68. Somut olayda başvurucuların avukatla mahremiyet

içinde görüşmelerine, anılan Kanun'un (4) numaralı fıkrasına dayanılarak

getirilen görüşmelerde bir görevlinin hazır bulundurulması ve belge

alışverişinin denetlenmesi şeklindeki sınırlandırmaların özel hayata saygı

hakkına müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır (benzer tespit için bkz. AYM,

E.2018/73, K.2019/65, 24/7/2019, § 92).

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

69. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

70. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20.

maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru

amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil

Berk, § 49; Süveyda Yarkın, § 32; Şennur Acar, § 34; R.G.

[GK], § 82).

(1) Kanunilik

71. Somut başvuruda başvurucu hakkında İnfaz Hâkimliği

kararıyla uygulanan avukat görüşlerinde bir görevlinin hazır bulundurulması ve

belge alışverişinin denetlenmesinin 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (4)

numaralı fıkrasına dayandığı ve anılan düzenlemenin kanunilik ilkesini

karşıladığı anlaşılmıştır. Bu durumda anılan kısıtlamalar yönünden anayasal

açıdan meşru bir sınırlama amacına sahip olma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun olma ve ölçülülük ilkeleri bağlamında değerlendirme yapılması

gerekir.

(2) Meşru Amaç

72. Başvuru konusu olayda İnfaz Hâkimliğinin örgütsel

haberleşmenin önlenmesine yönelik bir tedbir olarak başvurucuların avukatla yüz

yüze görüşmelerinde bir görevlinin hazır bulundurulması ve belge alışverişinin

denetlenmesine karar verdiği gözetildiğinde avukatla mahrem görüşme hakkınının

sınırlandırılmasının kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile suç

işlenmesinin önlenmesi kapsamında uygulandığı ve anılan müdahalenin meşru amaç

taşıma koşulunu karşıladığı değerlendirilmiştir.

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

73. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır ki bu

başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek

üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük

ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki

kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

74. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç

ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, §

48).

75. Hükümlü veya tutuklular (mahkûmlar), Anayasa'nın 19.

maddesi kapsamında hukuka uygun olarak bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak

tutma olarak değerlendirilebilecek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı

dışında (İbrahim Uysal, B.No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33)

Anayasa’nın 19. maddesi gereği hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatına

birtakım sınırlamaların getirilmiş olması, hukuka uygun olarak ceza infaz

kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bu bağlamda idarenin

tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına müdahale konusunda takdir

yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Burada mühim olan ceza infaz

kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün özel ve aile hayatına

saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin sağlanmış olmasıdır (Mehmet

Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89; Ahmet Çilgin, B.

No:2014/18849, 11/1/2017, §§ 30, 32).

76. Hükümlü ve tutukluların temel haklarına yapılan

müdahalelere gerekçe olarak gösterilebilecek makul nedenlerin somut olayın tüm

koşulları çerçevesinde olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi

gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacak değerlendirmede kişinin itham edildiği

suçun ve tutuklama sebeplerinin de dikkate alınması gerekmektedir (Mehmet

Zahit Şahin, B. No: 2013/4708, 20/4/2016, § 63).

77. Bu kapsamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan idari makamlar ve derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin haberleşme hakkını

kısıtlaması bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk

ve ölçülülük ilkesine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup

koyamadığı olacaktır (Mehmet Zahit Şahin, § 64; Ahmet Temiz, B.

No: 2013/1822, 20/5/2015, § 68).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

78. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası

makamlar tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet eylemleri; bölücü amaçları dolayısıyla

anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal

emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak

bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati

sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:

2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18).

79. Türkiye 2015 yılı Haziran ayından itibaren hendek

olayları olarak bilinen terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda

PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde,

Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar

ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto

ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara

bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim

yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya

çalışılmıştır. Çok sayıda terörist, halkın bu yerlere girişini ve buralardan

çıkışını engellemek istemiş; hendeklerin kapatılması ve barikatların

kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar

yapan güvenlik güçleri ile çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon

ve çatışmalar sırasında yaklaşık iki yüz güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş,

tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§

28-30).

80. Somut olayda başvurucuların PKK terör örgütü üyesi

olduklarının yargı kararıyla belirlendiği, avukatla görüşme hakkının da hem

güvenlik güçleri hem de sivilleri hedef alan ve hendek olayları olarak

bilinen terör eylemlerinin gerçekleştirildiği dönemde kısıtlandığı görülmüştür

Bu nedenle başvuruya konu özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin PKK'nın

silahlı terör örgütü olduğu gerçeği ile hendek olayları olarak bilinen

terör eylemlerinden bağımsız olarak değerlendirilmesi düşünülemez.

81. Ayrıca avukatla müvekkil arasındaki iletişimin gizli

olması ana kural ise de bu karalın kamu düzeninin ve kurumun güvenliğinin

sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru sayılacak amaçlar

bağlamında kısıtlanmasının mümkün olduğu vurgulanmalıdır. Ancak bu durumda

uygulanacak kısıtlamaların süreli olması, hakkın kullanımını ortadan kaldıracak

şekilde genel bir uygulamaya dönüştürülmemesi ve gerekli olduğunun ilgili

kararlarda yeterli bir gerekçe ile ortaya konulması gerekir.

82. Bu bağlamda mevzuat değerlendirildiğinde Kanun'un 59.

maddesinin (4) numaralı fıkrası ile avukatla mahrem görüşme hakkına yönelik

genel bir sınırlama öngörülmediği, istisnai durumlara ilişkin düzenleme

getirildiği görülmüştür. Bu kapsamda belirli suçlardan hükümlü olanların

avukatları ile görüşmelerinde konusu suç teşkil eden fiilleri işlendiğine,

infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer

suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık

edildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi durumunda anılan

görüşmelere çeşitli kısıtlamalar getirilmesine izin verildiği ve ilgililere bu

kısıtlamalara karşı itiraz hakkının tanındığı anlaşılmaktadır.

83. Somut olayda başvurucular 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddesi kapsamında kalan devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir

kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak suçundan hükümlüdürler.

Başvurucuların İmralı Ceza İnfaz Kurumunda kaldıkları dönemde terör örgütü

(PKK) yöneticisi hükümlü Abdullah Öcalan ile haftada üç gün sohbet

toplantılarına katıldıkları, hükümlü Abdullah Öcalan'ın bu toplantılarda

belirttiği görüşlerin dışarıya iletilmesi talimatı verdiği daha önce incelenen

bireysel başvurulara sunulan Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen

tutanaklardan anlaşılmaktadır (Veysi Aktaş (2), B. No: 2015/15982,

6/2/2019; Veysi Aktaş, B. No: 2015/14244, 10/10/2018). Bu bağlamda

Silivri Ceza İnfaz Kurumuna nakilleri olan başvurucuların hendek olayları

döneminde Abdullah Öcalan'dan aldıkları talimatları mektup, faks ve sair

yöntemlerle dışarıya iletebileceklerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığı ve

İnfaz Hâkimliğinin tespitlerinin temelsiz olduğu söylenemez.

84. Bu açıklamalar ışığında somut olay

değerlendirildiğinde başvurucuların avukatla görüşme hakkının kısıtlanmasının hendek

olayları sürecinde talimat niteliğindeki mesajların örgüt üyelerine

iletildiği tespiti ve gerekçesi gözetildiğinde kamu düzeninin ve güvenliğinin

sağlanması açısından zorunlu ve gerekli bir tedbir olarak uygulandığı

anlaşılmaktadır. Ceza infaz kurumunda bulunan terör örgütü yönetici kadrosunun

terör örgütünün yönlendirilmesi ve yönetilmesine yönelik talimatlarının örgüt

üyelerine telefon, yüz yüze görüşme, mektup, faks ve sair yöntemlerle

iletilmesinin engellenmesi amacıyla mevzuat dâhilinde hakların kısıtlanmasının,

terör örgütleri ile mücadele kapsamında kamu düzeni ile güvenliğinin sağlanması

amacına yönelik gerekli ve amacı gerçekleştirmeye elverişli bir tedbir olmadığı

söylenemez. Başvuru konusu olayda silahlı terör örgütü ile mücadele kapsamında

zorunlu olarak uygulanan söz konusu tedbirin demokratik toplum gereklerine

uygun olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte müdahalenin ölçülü olup

olmadığı da ortaya konulmalıdır.

85. Bu bağlamda hükümlülerin hakları ile ilgili belirli

koşullara bağlı olarak kısıtlama kararı verilirken, uygulamaya dair bir süre

belirlenerek koşulların devam edip etmediği konusunda elde edilen güncel ve

somut veriler gözetilmek suretiyle belirli aralıklarla değerlendirme

yapılmasının sağlanması kısıtlama kararının sonuçlarının görülebilmesi

açısından önemlidir. Ayrıca kısıtlama kararının somut bilgi ve belgelere bağlı

olarak belirli aralıklarla değerlendirme yapılıp gözden geçirilmesinin

sağlanması uygulamanın ve idarenin denetimi açısından da gereklidir (benzer

karar için bkz. Veysi Aktaş (2) ). Somut olayda İnfaz Hâkimliği

kararında, başvurucunun avukatla mahrem görüşme hakkından yararlandırılmamasına

yönelik olarak belli bir süre sınırı öngörülmediği görülmektedir. Netice

itibarıyla 18/1/2016 tarihinde kesinleşen İnfaz Hakimliği kararının 13/11/2018

tarihine kadar yeniden bir değerlendirme yapılmadan uygulandığı, avukatla

görüşme hakkına getirilen kısıtlamaların uzun süre devam ettirildiği

anlaşılmıştır.

86. Bu durumda başvurucu hakkındaki avukatla görüşme

hakkının kısıtlanmasına ilişkin kararın bir süre ile sınırlanmadan ve karara

dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla

güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan uzun süre

uygulanmasının orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı kanaatine

varılmıştır.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

88. Diğer yandan başvurucular, başvuruya konu

uygulamaların diğer mahpuslara uygulanmadığı, diğer mahpuslardan farklı olarak

muameleye ve kişiye özel infaz rejimine maruz kaldıklarını belirterek eşitlik

ilkesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüşler ise de özel hayata saygı hakkının

ihlal edildiğine karar verildiği gözetilerek bu iddialar yönünden bir inceleme

yapılmasına gerek duyulmamıştır.

D. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

89. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir.”

90. Başvurucular ihlalin tespiti ile 50.000 TL manevi

tazminata karar verilmesini talep etmişlerdir.

91. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin ortadan

nasıl kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

92. Başvuru konusu olayda avukatla görüşün teknik araçla

kayıt altına alınmasının kanuni dayanağının olmadığı, öte yandan görüşmede bir

görevli bulundurulması ve evrak alış verişinin denetlenmesine ilişkin

kısıtlamaların bir süre ile sınırlanmadan ve ikinci bir değerlendirme yapmadan

uygulanmasının ölçülü olmadığı anlaşılmakla, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

93. Başvurucuların Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net 8.000 TL manevi tazminat ödenmesine,

fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerekir.

94. 239,50 TL başvuru harcı ile 3.600 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvuruculara

müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Avukatla görüşmenin yaptırılmamasının özel hayata

saygı hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Avukatla görüşmede görevli hazır bulundurulmasının,

görüşmenin kaydedilmesinin ve belge alışverişinin denetlenmesinin özel hayata

saygı hakkını ihlal ettiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara ayrı ayrı net 8.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,

D. 239,50 TL başvuru harcı ile 3.600 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvuruculara

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Bursa 1. İnfaz

Hâkimliğine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Ali KOZAN Başvurucular : 1. Çetin ARKAŞ 2. Nasrullah KURAN Başvurucular Vekili : Av. Rezan SARICA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/371, 13 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Avukat ile
  10. B. Avukat Görüşmelerinde Görevli Bulundurulması ve Belge
  11. C. Avukat ile Yapılan Görüşmelerin Kaydedilmesi İddiasına
  12. IV. İlgili
  13. Hukuk
  14. A. Ulusal Hukuk
  15. B. Uluslararası Hukuk
  16. V. İnceleme Ve
  17. Gerekçe
  18. A. Avukatla Görüşmenin Yaptırılmaması Nedeniyle Özel
  19. B. Avukat ile Görüşmenin Teknik Araçla Dinlenerek
  20. C. Avukat Görüşmelerinde Görevli Bulundurulması ve Belge
  21. D. 6216 Sayılı
  22. A. 1. Avukatla görüşmenin yaptırılmamasının özel hayata
  23. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
  24. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  25. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/371
Tarih
13 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • Mehmet Cevri Başvurusu (B. No: 2018/32097)
  • H.k.t. ve I.t. Başvurusu (B. No: 2017/6427)
  • Vedat İnce Başvurusu (B. No: 2018/30685)
  • Selma Irmak Başvurusu (B. No: 2020/1986)
  • M.d. Başvurusu (B. No: 2018/33546)
  • M.f. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/38535)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.