İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ceyda Alaca ve Necibe Çağla Alaca Başvurusu (B. No: 2015/7385)

1. Başvuru, kamulaştırılan taşınmazın bir bölümünün kamulaştırma

Başvuru No2015/7385Tarih10 Ekim 2019Okuma15 dk · 2.909 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ceyda Alaca Ve Necibe Çağla Alaca Başvurusu

Karar tarihi
10 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/7385
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.909 kelime·15 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırılan taşınmazın bir bölümünün kamulaştırma

amacı doğrultusunda kullanılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

8. Başvurucu Mehmet Necip Alaca 16/5/2018 tarihinde vefat etmiş

olup çocukları Ceyda Alaca ve Necibe Çağla Alaca Bakırköy 6. Sulh Hukuk

Mahkemesinin 20/7/2018 tarihli mirasçılık belgesini sunarak 10/8/2018 tarihinde

başvuruya devam etmek istediklerini bildirmişlerdir. Bunun yanında Betül Gürsoy

Hacıoğlu ve Ayşe Aydın 25/5/2018 tarihli dilekçe ile Mehmet Necip Alaca'nın el

yazılı vasiyetnamesine göre atanmış mirasçı olduklarını bildirmişlerdir. Betül

Gürsoy Hacıoğlu 12/3/2019 tarihli dilekçesinde, vasiyetin okunması ile ilgili

olarak açılan davanın Bakırköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2018/856 sayılı

dava dosyasında devam ettiğini ve duruşmanın 25/6/2019 tarihine bırakıldığını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

10. İstanbul'un Yenibosna ilçesi Dereboyu mevkii 10302 parsel sayılı taşınmaz 4.676

metrekare (m²) yüz ölçümlü olarak "iki

katlı idari binası olan kârgir fabrika"

vasfıyla tapuda başvurucu adına kayıtlıdır. 2/12/1981 tarihli 1/1000 ölçekli

imar uygulama planında söz konusu taşınmazın imar durumu "batı yakası mezarlık alanı"

olarak belirlenmiş iken daha sonra bu imar durumu -başvuru formu ve eklerinde

belirtilmeyen bir tarihte- "yol ve

refüj" olarak değiştirilmiştir.

11. İstanbul Büyükşehir Belediyesince (Büyükşehir Belediyesi)

anılan taşınmazın Bağcılar-Güneşli TEM

bağlantı yolunun yapımı için 30/11/2004 tarihinde kamulaştırılmasına

karar verilmiştir. Tarafların satın alma usulünde anlaşması üzerine 4.500.000

TL kamulaştırma bedeli karşılığında taşınmazın tamamı 16/12/2004 tarihinde

Büyükşehir Belediyesi adına tapuya tescil edilmiştir.

12. Bağcılar-Güneşli TEM bağlantı yolu kavşak inşaatına

24/1/2003 tarihinde başlanmış olup 14/4/2007 tarihinde inşaat bitirilmiştir.

Başvurucu, anılan taşınmazın -yol olarak kullanılan 900 m² civarı bir kısmı

dışındaki- 4.000 m² civarındaki kısmının kamulaştırma amacı doğrultusunda

kullanılmadığı gerekçesiyle 11/5/2012 tarihinde Büyükşehir Belediyesi aleyhine

Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) tapu iptali ve tescil davası

açmıştır. Dava dilekçesinde, taşınmaz üzerinde boş bir fabrika binasının

bulunduğu belirtilmiştir.

13. Davalı taraf hak düşürücü süre itirazında bulunmuş ise de

Mahkeme hak düşürücü süre itirazını reddetmiş ve davanın süresi içinde

açıldığına karar vermiştir. Mahkeme 21/5/2013 tarihinde kadastro uzmanı teknik

bilirkişi eşliğinde mahallinde keşif yapmıştır. Keşif sonucu düzenlenen

24/6/2013 tarihli teknik bilirkişi raporunda özetle aşağıdaki tespitlere yer

verilmiştir:

i. Dava konusu taşınmazın krokide (A) harfi ile gösterilen

977,56 m² miktarlı kısmı Halkalı-Güneşli Kavşağı/Mahmutbey-Yeşilköy bağlantı

yolu ve kaldırım olarak kullanılmaktadır.

ii. Bu taşınmazın (B) harfiyle gösterilen 289,69 m² miktarlı

kısmı Cemal Ulusoy Caddesi'nde yol ve kaldırım olarak kullanılmaktadır.

iii. Anılan taşınmazın geriye kalan 3.301,79 m² miktarlı kısmı

ise dava dışı E. Adak Kurban Satışı ve Y. adlı şirket tarafından

kullanılmaktadır.

14. Yargılama sırasında 25/6/2013 tarihinde yapılan (6.)

oturumda davacı vekili taşınmaz üzerindeki tesisin Y. isimli şirkete ait

olduğunu ve şirketin ise davacıya ait olduğunu beyan etmiştir. Mahkeme

17/9/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde,

kamulaştırılan taşınmazın imar durumuna dikkat çekilerek kısmen yol olarak

kullanıldığının tespit edildiği belirtilmiştir. Mahkemeye göre "İhtiyaçtan arta kalan kesimin ihtiyaç fazlası

olarak bırakılması taşınmaz malikine tapu iptali ve tescil hakkı vermez."

15. Temyiz edilen karar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Daire)

20/5/2014 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi Dairenin

16/12/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

16. Nihai karar, başvurucu vekiline 9/4/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 29/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Derya Alpdoğan ve diğerleri,

B. No: 2015/6845, 31/10/2018, 20-27.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 10/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

20. Başvurucular; kamulaştırılan taşınmazının yalnızca bir

bölümünün kamu yararı amacı doğrultusunda kullanıldığını, kalan kısmının ise

fabrika binası ve arazisi olarak Büyükşehir Belediyesince üçüncü kişilere

kiraya verilmek suretiyle kullanıldığını belirtmişlerdir. Başvurucular, kavşak

yapımı tamamlandığı için taşınmazın kalan kısmının kamulaştırma projesinde

kullanılmasının da mümkün olmadığını ifade etmişlerdir.

21. Başvurucular ayrıca; mevcut imar durumunun kavşak inşaatının

yapılması için düzenlendiğini, olaydaki temel sorunun ise taşınmazın büyük bir

bölümünün kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmaması olduğunu

vurgulamışlardır. Başvuruculara göre aksi bir durumda ise imar planlarında

idare tarafından değişiklik yapılmadığı sürece hak sahiplerinin 4/11/1983

tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 23. maddesinde öngörülen iade

hakkını kullanamamaları gibi bir sonuç ortaya çıkar. Başvurucular, üstelik bu

taşınmazın bulunduğu bölgede turizm alanı yapılmasına yönelik bir mevzi imar

planı hazırlandığını açıklamışlardır.

22. Başvurucular, rayiç değerinin 35.000.000 avro olduğunu iddia

ettikleri taşınmaz bölümünün kamulaştırma amacına uygun kullanılmadığı gibi bu

taşınmazdan ayrıca gelir elde edildiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular bu

bağlamda taşınmazın zorla ellerinden alındığını ancak küçük bir miktarda

taşınmaza ihtiyaç duyan idarenin kamu yararı amacına aykırı şekilde çok daha

büyük bir taşınmazı kamulaştırarak kendisine menfaat sağladığını

belirtmişlerdir. Başvurucular, bu gerekçelerle mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

23. Bakanlık görüşünde, başvurucuların taşınmazının

kamulaştırılmakla mevcut bir mülkünün bulunmadığı belirtilmiştir. Bakanlığa

göre başvurucunun taşınmazı kısmen kamulaştırma amacı doğrultusunda

kullanıldığı için başvurucuların bu mülkü edinme hususunda meşru bir

beklentileri de bulunmamaktadır. Bakanlık ayrıca bir an için başvurucuların

meşru beklentilerinin olduğu kabul edilse dahi taşınmazın kamulaştırma amacı

dışında kullanılmayan kısmının imar durumunda yol ve yeşil alan olarak tahsis

edildiğini bildirmiştir. Bakanlık, üçüncü kişilerin taşınmazın bu kısmına

yönelik kullanımının ise geçici olduğunu vurgulamıştır.

24. Başvurucular cevap dilekçesinde, taşınmazın hâlen üçüncü

kişiler tarafından kullanıldığının Bakanlık tarafından da kabul edildiğini

belirtmişlerdir. Başvurucular; söz konusu taşınmazın cüzi bir kısmının kamu

yararı amacı doğrultusunda kullanıldığını, buna karşın taşınmazın kalan

kısmının ise kurban satış yeri ve Y. şirketi tarafından 2004 yılından 2018

yılına kadar kullanılmasına izin verildiğini beyan etmişlerdir. Başvurucular;

2942 sayılı Kanun'un 23. maddesine aykırı olarak taşınmazın kamu yararı amacına

kullanılması bir yana üçüncü kişilere kiralanmış olduğunu, bu taşınmazın imar

planında kamu hizmetine ayrılmasının ise bu durumu meşrulaştırmayacağını ifade

etmişlerdir. Cevap dilekçesinde son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) Beneficio Cappella Paolini/San Marino (B. No: 40786/98, 13/7/2004)

kararında taşınmazın kamu yararı amacına kullanılmayan kısmının iade edilmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline karar verildiği belirtilmiştir.

25. Talepte bulunanlar Betül Gürsoy Hacıoğlu ve Ayşe Aydın ise

başvurucu Mehmet Necip Alaca'nın el yazılı vasiyetname ile kendisini mirasçı

olarak atadığını belirtmişlerdir. Dilekçede, vasiyetnameye göre yapılan

bireysel başvuru neticesinde alınacak karar sonrası intikal edecek tazminat

bedellerinin %25'inin Betül Gürsoy Hacıoğlu ve kalanının ise Ayşe Aydın'a

bırakıldığı beyan edilmiştir.

B. Ön Sorun

26. Öncelikle başvuruda bulunan Mehmet Necip Alaca'nın ölümü

sonrası kimlere başvuruya devam edebileceklerinin değerlendirilmesi

gerekmektedir.

27. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkı örneğinde olduğu gibi belli

bazı haklarla ilgili başvurularda gerçek kişilerin bireysel başvuruda bulunduktan

sonra ölmesi durumunda mirasçılarının makul bir süre içinde bireysel başvuruya

devam etmek istediklerini Anayasa Mahkemesine bildirmeleri hâlinde düşme kararı

vermeyip başvuruyu incelemeye devam etmektedir. Bu durumda mirasçılar

başvurunun tarafı hâline gelmektedir. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki

yaklaşımı T.G., B. No:

2017/21163, 9/1/2019, §§ 17-20 kararında şöyledir:

"17. Anayasa Mahkemesi Asya Oktay ve

diğerleri kararında (B. No: 2014/3549, 22/3/2017, §§ 18-21) başvurucunun

bireysel başvurunun yapıldığı tarihten sonra ölmesi durumunda başvurunun

incelenmesine devam edilip edilemeyeceğine ilişkin ilkelerini belirlemiştir.

Anılan kararın ilgili bölümü şöyledir:

18. Uygulamada hukuk yargılamalarında,

taraflardan birinin ölümü halinde dava sonunda verilecek hükmün olumlu veya

olumsuz bir şekilde mirasçıların haklarını etkilemesi nedeniyle davaya

mirasçılar tarafından devam edilebileceğinin kabul edildiği hallerde,

mahkemelerce mirasçılara usulüne uygun olarak tebligat yapılarak mirası

reddetmeyen mirasçıların mecburi dava arkadaşı olarak davada yer almalarının

sağlandığı görülmektedir (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi E. 2015/20127, K.

2015/21189, 26/11/2015).

19. Asli görevi Anayasa'yı yorumlamak, böylece

Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklerin kapsam ve sınırlarını belirlemek

olan Anayasa Mahkemesinin (Mahkeme) bireysel başvuru yolunda başvurucuların

başvuru tarihinden sonra vefat etmeleri hâlinde yukarıda yer verilen usulü

benimseyerek 4721 sayılı Kanun'un anılan hükümlerindeki tarihleri tespit etme

ve buna göre mirası reddetmeyen mirasçıların başvuruya devam etmelerini sağlama

yükümlülüğünü üstlenmesinin, Mahkemenin asli görevini yerine getirmesi önünde

engel teşkil edecek ve böylelikle Mahkemeyi temel işlevinden uzaklaştırabilecek

olması nedeniyle bireysel başvurunun niteliğine uygun düşmediği görülmektedir.

20. İçtüzük'ün 80.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendine göre başvurunun incelenmesinin

sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine varılması hâlinde

başvurunun düşmesine karar verilebilir. Bununla birlikte İçtüzük'ün

80. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği Anayasa'nın uygulanması,

yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da

insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurunun incelenmesine

devam edilebileceği öngörülmüştür.

21. Yukarıda yer verilen açıklamalar

doğrultusunda Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların

kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli

kıldığı hâller gibi başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

sebebin olmadığı kanaatine varıldığı durumlarda, başvurucuların vefat etmesi

hâlinde başvuruya devam edilmesinin sağlanması yönünden öncelikli yükümlülüğün

başvuruya devam etme hakları olan şahıslarda bulunduğu kabul edilmelidir.'

18. Anayasa Mahkemesi Asya Oktay ve diğerleri

içtihadından sonraki dönemde, bireysel başvuru devam ederken başvurucunun

ölmesi durumunda ölenin mirasçılarına başvuruya devam edip etmeyecekleri

hususunda bildirimde bulunma yönünde bir uygulama gerçekleştirmemiş, ölüm

tarihinden sonra makul bir süre içinde kendiliğinden Anayasa Mahkemesine

başvurarak başvuruya devam etmek istediğini bildiren mirasçıların

-menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurularını incelemiştir

(örnek kararlar için bkz. Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018 [ölümden

yaklaşık üç ay sonra]; Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018

[ölümden iki ay sonra]). Buna karşılık mirasçıların başvuruyu devam ettirme

yönündeki iradelerini Anayasa Mahkemesine bildirmediği hallerde düşme kararı

verilmektedir (örnek kararlar için bkz. Ali Sedat Yücelik ve diğerleri, B. No:

2015/2574, 9/5/2018, §§ 22-25; Abbas Çelik ve diğerleri, B. No: 2014/749,

7/3/2018, §§ 26-29; Haşim Özpolat, B. No: 2014/3140, 21/9/2017, § 19 Şükran Çopuraslan, B. No: 2014/4695, 14/9/2017, § 22).

19. Anayasa Mahkemesi, ölenin mirasçılarının

başvuruyu devam ettirme iradelerinin ancak makul süre içinde yapılması hâlinde

geçerli olabileceğini kabul etmekle birlikte bu süreyi somutlaştırmamıştır.

Hukuki belirliliğin sağlanması bakımından mirasçıların başvuruyu devam ettirme

iradelerinin geçerli kabul edilebileceği makul sürenin ne olduğunun

belirginleştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

20. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrasında öngörülen otuz günlük bireysel başvuru süresinin mirasçılar

yönünden de kıyasen uygulanması gerektiği düşünülebilir. Ancak Türk hukukunda

mirasçıların mirası reddetme hakkını da haiz oldukları gözetildiğinde makul

sürenin tespitinde mirası ret süresinin de gözönünde

bulundurulması gerektiği değerlendirilmiştir. 4721 sayılı Kanun'un 606.

maddesinin birinci fıkrasında, yasal ve atanmış mirasçıların mirası üç ay

içinde reddedebilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıyla bireysel başvuru

yapıldıktan sonra ölen başvurucuların mirasçılarının başvuruyu devam ettirme

yönündeki taleplerini Anayasa Mahkemesine iletebilecekleri makul sürenin -haklı

mazeretler saklı kalmak kaydıyla- ölüm tarihinden itibaren dört ay olarak

tespitinin uygun olacağı sonucuna ulaşılmıştır."

28. Mevcut başvuruda ise Ceyda Alaca ve Necibe Çağla Alaca'nın

sundukları mirasçılık belgesine göre Mehmet Necip Alaca'nın mirasçısı oldukları

ve süresinde başvuruya devam istediklerini beyan ettikleri görülmektedir. Diğer

taraftan Betül Gürsoy Hacıoğlu ve Ayşe Aydın'ın ibraz ettikleri el yazılı

vasiyetnameye göre 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

517. maddesi çerçevesinde belirli mal bırakma niteliği taşıdığı ve yine aynı

mevzuat hükümlerine göre bu edimi yerine getirme yükümlülüğünün ise mirasçılara

ait olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu uyuşmazlığın devam ettiği bildirilen

hukuk davası neticesinde çözümlenebileceği dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla

Betül Gürsoy Hacıoğlu ve Ayşe Aydın'ın taleplerinin değerlendirilmesine gerek

görülmemiş olup sunulan mirasçılık belgesine göre Ceyda Alaca ve Necibe Çağla

Alaca'nın başvuruya devam yönündeki beyanları dikkate alınmıştır.

C. Değerlendirme

29. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

30. Kamu yararı amacına dayalı olarak kamulaştırılan

başvurucuların miras bırakanına ait taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35.

maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku bulunmamaktadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

25). Buna göre başvuru konusu olayda Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında

mülkiyet hakkının varlığı konusunda şüphe bulunmamaktadır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

49).

31. Başvurucuların taşınmazının belirli bir kamu yararı amacı

çerçevesinde kamulaştırılmasının Anayasa’nın 35. maddesi anlamında sahip olunan

mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu açıktır. Bu sebeple başvurunun

mülkiyetten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi

gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Külah, § 51).

32. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna

dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek

yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve

Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).

33. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz 2942 sayılı

Kanun'un 8. maddesi uyarınca satın alma usulü çerçevesinde anlaşma suretiyle

kanunda öngörülen yöntemince kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla müdahalenin kanuni

bir dayanağının bulunduğu kuşkusuzdur.

34. Olayda imar planlarının yargısal denetimi hususunda herhangi

bir iptal davası açılmadığı ve başvurucunun taşınmazdaki payının da anlaşma

suretiyle kamulaştırıldığı görüldüğünden esasen yapılan imar düzenlemesinin ve

bu düzenlemeye dayalı kamulaştırmanın 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar

Kanunu'nun 10. maddesi ile 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kamu yararı

amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca başvuruya konu taşınmazın kısmen de

olsa kamu yararı amacı doğrultusunda kullanıldığı tartışma konusu değildir.

Ancak başvurucu, taşınmazın kalan kısmının kamu yararı amacı dışında

kullanılmadığından yakınmaktadır. Anayasa Mahkemesinin Nusrat Külah kararında da değinildiği üzere mülkiyetten yoksun

bırakan bir işlemin salt soyut olarak kamu yararı amacının bulunması kural

olarak yeterli olmayıp ayrıca kamu yararı amacının dayandığı sebeplerin somut

olarak gerçekleştirilmesi de gerekmektedir (Nusrat Külah, §§ 65, 69). Bu bağlamda müdahalenin meşru amacının

ölçülülüğü ile birlikte sorgulanarak sonuca varılması gerekmektedir.

35. Başvuru konusu olayda başvurucuların taşınmazının yol yapımı

için 30/11/2004 tarihinde kamulaştırılmasına karar verilmiş ve bu taşınmaz

satın alma usulü uygulanarak 16/12/2004 tarihinde Büyükşehir Belediyesi adına

tapuya tescil edilmiştir. Ancak başvurucuların miras bırakanı tarafından açılan

davada ilk derece mahkemesince tespit edildiği üzere 14/4/2007 tarihinde

bitirilen proje çerçevesinde uyuşmazlık konusu taşınmazın yalnızca 1.374,21 m2 yüz ölçümlü kısmı kamulaştırma amacı

doğrultusunda kullanılmıştır. Mahkemece yapılan keşif ve alınan teknik

bilirkişi raporuna göre bu taşınmazın kalan 3.301,79 m2 yüz ölçümlü kısmı ise E. Adak Kurban Satışı ve

Y. adlı şirket tarafından kullanılmaktadır (bkz. § 12).

36. Buna göre somut olayda kamu yararı kararında açıklanan amaç

yol ve refüj alanı oluşturmak olup bu amaçla imar düzenlemesi ve kamulaştırma

işlemi yapılmıştır. Kamulaştırma işlemi yapıldıktan sonra ise başvurucunun

iddiasına göre payının bulunduğu taşınmazın bir kısmı bu kamu yararı amacının

gerektirdiği şekilde yol olarak yapılmış ancak taşınmazın 3.301,79 m² yüz

ölçümlü kısmı ise kamulaştırma amacı doğrultusunda kullanılmamıştır. Başvurucu

ise kamulaştırılan taşınmazın iadesi için dava açmış, ancak derece

mahkemelerince taşınmazın kısmen yol olarak kamu yararı amacına kullanıldığı

gerekçesi yanında özellikle taşınmazın kalan kısmının da refüj alanında

kaldığına değinilerek dava reddedilmiştir (bkz. § 13).

37. Gerçekten de kanun koyucu Anayasa'da yer alan güvencelere

uygun olarak kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik herhangi bir

ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması hâlinde taşınmazın kamulaştırılmasından

vazgeçilerek mülk sahibine iade edilmesini sağlayan çeşitli düzenlemeler

yapmıştır. Buna göre 2942 sayılı Kanun'un 22. maddesinde idarenin

kamulaştırmadan vazgeçmesiyle taşınmazın devri ve mülk sahibine iadesine

ilişkin hükümler düzenlenmiş, 23. maddede de mal sahibinin geri alma hakkı

hüküm altına alınmıştır (bkz. § 17).

38. Anayasa Mahkemesi daha önce Süleyman

Oktay Uras ve Sevtap Uras (B. No:

2014/11194, 9/3/2017) kararında yol şartıyla belediyeye terk edildikten sonra

imar planında değişiklik yapılarak konut alanına dönüştürülen ve başka bir

parsel ile birleştirilen taşınmazın önceki maliklerine iade edilmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

39. Bununla birlikte somut olay çeşitli yönleriyle bu karardan

farklı özellikler göstermektedir. Olayda kısmen kamulaştırma amacı

doğrultusunda yol olarak terk edilen uyuşmazlığa konu taşınmazın kalan kısmının

gerek imar planında gerekse de fiilî durumda refüj alanı olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla fiilen refüj alanında yer alan bu nitelikteki bir taşınmazın kamu

makamlarınca iade edilmemesi makul görülebilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet

hakkına yapılan müdahale tazminat ödenmesi gibi başka giderim yollarıyla da

ölçülü kılınabilir.

40. Nitekim Anayasa Mahkemesi spor alanı olarak kamulaştırılan

taşınmazın makul bir süre geçtiği hâlde kamu yararı amacı doğrultusunda

kullanılmamasının şikâyet edildiği Derya Alpdoğan ve diğerleri kararında, aradan geçen

sürede taşınmazın değerinde yaşanan artış dikkate alındığında başvurucuya

ödenen kamulaştırma bedelinin taşınmazın gerçek değerini yansıtmaktan uzak

kaldığına işaret etmiştir. Bu doğrultuda başvurucuların uğradıkları zararın

tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu

sonucuna varılmıştır (Derya Alpdoğan ve diğerleri, § 55).

41. Somut olayda da başvuruya konu taşınmaz bölümünün kamu

yararı amacı dışında özel kişilere devri söz konusu olmayıp bu kısmın

kamulaştırıldığı 2004 yılından beri -on dört yıl geçmesine rağmen- kamu yararı

amacı doğrultusunda kullanılmamasından şikâyet edilmektedir. Derece

mahkemelerinin kararlarında geçen "taşınmazın

kısmen kamu yararı amacına kullanılması hâlinde kalan kısmının iadesinin mümkün

olmadığı" yönündeki ifadeler mülkiyet hakkının korunmasının

gereklilikleri bakımından yukarıdaki anayasal ilkelere uygun düşmemektedir.

Bununla birlikte yukarıda da değinildiği üzere somut olayda olduğu gibi

taşınmazların fiilen iadesinin mümkün olmadığı durumlarda müdahalenin

ölçülülüğü tazminat ödenmesi suretiyle de mümkün görülebilir. Nitekim 2942

sayılı Kanun'un 23. maddesine göre böyle bir tazminat davası yolunun mevcut

olduğu anlaşılmakta olup olayda da refüj alanında olduğu için söz konusu

taşınmaz bölümünün iadesi fiilen mümkün görülmemiştir. Başvurucu ise başvuruya

konu ettiği davada tazminat talebinde bulunmamış olup yalnızca taşınmazın

iadesini talep etmiştir.

42. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

43. Bu durumda her ne kadar bütün başvuru yollarını tüketmesi

zorunluluğu bulunmamakta ise de başvurucunun somut olayın koşulları altında

etkili olabilecek ve başarı şansı sunan tazminat davası açma yoluna gitmediği anlaşıldığına

göre başvuru yollarının usulünce tüketildiğinden söz edilemez. Hâlbuki

başvurucu, iadesi mümkün görülmeyen taşınmaza yönelik bu iddialarını tazminat

davasında dile getirebilecek olup bu yolun etkili olmadığı yönünde açık bir

şikâyet de söz konusu değildir. Sonuç olarak başvurucunun söz konusu

şikâyetlerinin ancak belirtilen tazminat davasında tartışıldıktan sonra

başvuruya konu edilebileceği değerlendirilmiştir.

44. Buna göre belirtilen tazminat davası yolunun başvurucunun

durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu

olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin

bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile

bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

10/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Özgür DUMAN Başvurucular : 1. Ceyda ALACA 2. Necibe Çağla ALACA Vekili : Av. M. Müjdat GÜLTEKİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/7385, 10 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucuların
  9. B. Ön Sorun
  10. C. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/7385
Tarih
10 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • İntermetal Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/13547)
  • U.b. Başvurusu (B. No: 2015/3175)
  • Mustafa Kökten Başvurusu (B. No: 2018/5774)
  • Ahmet Yetiş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7425)
  • Ahmet Özdokumacı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7274)
  • Süleyman Baran Başvurusu (B. No: 2015/11941)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.