İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Chrıstıana Neuhofer Başvurusu (B. No: 2013/9580)

1. Başvurucu, maliki olduğu

Başvuru No2013/9580Tarih10 Haziran 2015Okuma21 dk · 4.207 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Chrıstıana Neuhofer Başvurusu

Karar tarihi
10 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/9580
R.G. Tarih- Sayı
15/7/2015-29417
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.207 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, maliki olduğu

Isparta ili, Eğirdir ilçesinde bulunan ve 28/9/1998 tarihinde mühürlenerek

durdurulan inşaatın bir ay içerisinde yıkılması gerektiği, aksi halde İdare

tarafından yıkılacağının Barla Belediyesinin 14/3/2006 tarihli işlemiyle

bildirilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle 4/5/2006 tarihinde açtığı

davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğini, İlk Derece Mahkemesinde ve Danıştayda duruşma yapılmasına ilişkin taleplerinin kabul

edilmediğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, eşitlik

ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat ödenmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 18/12/2013

tarihinde Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir

durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 28/11/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

9/1/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 11/2/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Barla Belediyesince yapılan

kontroller sonucunda, başvurucunun maliki olduğu, Boyalı mahallesi, Dikmen

mevkii 30 pafta, 4840 parsel numaralı taşınmazın üzerinde bulunan ruhsatlı

binanın yıkıldığı ve yeniden inşa edilmek istendiği, inşaatın 3/5/1985 tarihli

ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na göre kaçak olarak yapıldığı, 9/8/1983 tarihli ve

2872 sayılı Çevre Kanunu ile Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ni ihlal ettiği belirtilerek

28/9/1998 tarihinde tanzim edilen zabıt ve rapor sonucunda inşaat

mühürlenmiştir.

8. Barla Belediyesinin

14/3/2006 tarihli işlemiyle Boyalı mahallesi, 30 pafta, 4840 numaralı parselde

bulunan ve 28/9/1998 tarihinde mühürlenerek durdurulan inşaatın bir ay

içerisinde yıkılması gerektiği, aksi halde İdare tarafından yıkılacağı

başvurucuya bildirilmiştir.

9. Başvurucunun anılan işlemin

iptali istemiyle 4/5/2006 tarihinde Antalya 1. İdare Mahkemesinde açtığı

davada, 21/12/2006 tarihinde yetkisizlik kararı verilmesi üzerine yargılamaya

Isparta İdare Mahkemesinde devam edilmiştir.

10. Mahkemenin 6/3/2009 tarihli

ve E.2007/1564, K.2009/275 sayılı kararıyla 14/3/2006 tarihli işlemin hukuka

uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın ilgili

kısımları şöyledir:

“Karar

veren Isparta İdare Mahkemesince önceden belirlenen ve taraflara tebliğ edilen

22/7/2008 tarihli duruşmaya davacı ve davalı idare vekillerinin geldiği

görülerek taraflara usulüne uygun söz verilip yaptıkları açıklamalar

dinlendikten sonra dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:

Dosyanın

incelenmesinden; Isparta ili, Eğirdir ilçesi, Barla kasabası, Boyalı mahallesi,

30 pafta, 4840 parselde bulunan eski yapının yıkılarak yerine yapılan inşaatın

İmar Kanunu’na göre kaçak olduğu ve Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne aykırı

olduğundan bahisle 28/9/1998 tarihinde davalı idare yetkileri tarafından

mühürlenmesine rağmen inşaata devam edilerek tamamlama aşamasına getirildiğinin

yine davalı idare yetkilileri tarafından tespit edilmesi üzerine inşaatın

1/12/1999 tarihli yapı tatil zaptı düzenlenerek mühürlendiği, 3/12/1999 tarihli

Belediye Encümen Kararı ile yıkımına karar verildiği, yıkım kararının

uygulanmaması üzerine Isparta Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğünün 28/2/2006

tarihli işlemiyle Barla Belediye Başkanlığından yıkımına karar verilen kaçak

yapıların yıkılmasının istendiği, dava konusu 14/3/2006 tarihli işlemle de söz

konusu yapının yıkımının istenmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı

anlaşılmaktadır.

Dava konusu

taşınmazın, imar mevzuatına ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hükümlerine

uygunluğunun saptanması amacıyla Mahkememizin 22/7/2008 tarihli ara kararına

istinaden 18/11/2008 tarihinde mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi

incelemesi sonucunda düzenlenen 29/12/2008 tarihli bilirkişi raporunda özetle;

dava konusu taşınmazın köy yerleşik alanının dışında, belediye ve mücavir alan

sınırları içinde ve imar planı sınırları dışında olduğu, taşınmazın Eğirdir Gölü

kenarında bulunduğu, yapılan ölçümler sonucu taşınmazın göle olan uzaklığının

41,30 metre olduğu, taşınmazın çevresinde herhangi bir yapılaşmanın olmadığı,

Eğirdir gölünün ülkenin ikinci büyük tatlı su gölü ve aynı zamanda bölgenin

içme ve kullanma suyu kaynağı durumunda olduğu, bu nedenle gölün korunmasının

çeşitli kanun ve yönetmelikler çerçevesinde olduğu (3621 sayılı Kıyı Kanunu,

3194 sayılı İmar Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 4856 sayılı Çevre ve Orman

Bakanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, Su Kirliliği Kontrolü

Yönetmeliği), dava konusu taşınmazın imar planı dışında, belediye sınırları

içinde fakat köy yerleşik alanı dışında kaldığından ruhsat alınması gerektiği,

ancak taşınmaza ait herhangi bir izin veya ruhsat bulunmadığı, taşınmazın son

durumda Mutlak Koruma Alanında kaldığı ve yapının dondurulması gerektiği, özel

hükümler getirilinceye kadar yönetmelikte belirtilen genel ilkeler çerçevesinde

işlem yapılması gerektiği, sonuç olarak söz konusu yapının, Plansız Alanlar

İmar Yönetmeliğinde belirtilen hükümlere göre ruhsat alınması gerektiğinden,

3194 sayılı İmar Kanunu ve Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’ne aykırılık teşkil

ettiği, ancak, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hükümleri uyarınca 2004

yılından önce yapılan davacıya ait yapının dondurulmuş olmasından dolayı

herhangi bir aykırılık teşkil etmediği görüşlerine yer verilmiştir.

Yukarıda anılan

mevzuat hükümleri uyarınca Mutlak Koruma Alanı ve Kısa Mesafeli Koruma Alanında

yapılaşmaya izin verilmeyeceği, mevcut yapıların ise dondurulmuş olduğunun

belirtildiği, ‘Bu alanda kalan mevcut yapılar dondurulmuştur.’ ibaresinden de

Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği yürürlüğe girmeden önce usulüne uygun olarak

ruhsat alınarak yapılmış yapıların dondurulmuş olduğunun anlaşılması gerektiği

açık olup, aksinin düşünülmesi halinde ruhsatsız olarak yapılmış ve ruhsata

bağlanma imkânı da olmayan yapıların Yönetmelik hükümleri ile bir anlamda imar

affı ihdas edilmiş olacaktır.

Bu durumda, ilgili

idarelerden ruhsat alınmadan yapıldığı anlaşılan ve mutlak koruma alanında

kaldığından ruhsata bağlanması mümkün olmayan dava konusu yapının yıkımı

yönünde tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

11. Temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesinin 22/5/2012 tarihli ve E.2011/3903,

K.2012/3703 sayılı ilamıyla, Barla Belediyesinin 14/3/2006 tarihli yıkımın

bildirilmesine ilişkin işleminin iptali davasında duruşma talebinin yerinde

görülmediği, kararın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek, hüküm

onanmıştır.

12. Karar düzeltme istemi, aynı

Dairenin 17/9/2013 tarihli ve E.2012/8989, K.2013/5970 sayılı ilamıyla

reddedilmiştir.

13. Karar, 18/11/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, 18/12/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

15. 3194 sayılı Kanun'un "Yapı ruhsatiyesi" kenar

başlıklı 21. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun

kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı

maddede belirtilen istisna dışında belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi

alınması mecburidir.

Ruhsat alınmış

yapılarda herhangi bir değişiklik yapılması da yeniden ruhsat alınmasına

bağlıdır. Bu durumda; bağımsız bölümlerin brüt alanı artmıyorsa ve nitelik

değişmiyorsa ruhsat, hiçbir vergi, resim ve harca tabi olmaz.

Ancak; derz, iç ve

dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları,

elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması ve

yönetmeliğe uygun olarak mahallin hususiyetine göre belediyelerce hazırlanacak

imar yönetmeliklerinde belirtilecek taşıyıcı unsuru etkilemeyen diğer

tadilatlar ve tamiratlar ruhsata tabi değildir.

Belediyeler veya

valilikler mahallin ve çevrenin özelliklerine göre yapılar arasında uyum

sağlamak, güzel bir görünüm elde etmek amacıyla dış cephe boya ve kaplamaları

ile çatının malzemesini ve rengini tayin etmeye yetkilidir. Bu Kanunun

yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan yapılar da bu hükme tabidir.”

16. 3194 sayılı Kanun'un "Ruhsatsız

veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar "

kenar başlıklı 32. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun

hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan

yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece

tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma

muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu

tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil

zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu

tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren

en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya

ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün

kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık

olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının

bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya

valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir

Aksi takdirde, ruhsat

iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni

veya il idare kurulu kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve

masrafı yapı sahibinden tahsil edilir.”

17. 31/12/2004 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği

Kontrol Yönetmeliği’nin "Mutlak Koruma

Alanı" kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“(Değişik birinci paragraf:RG-13/2/2008-26786) Mutlak koruma alanı, içme ve kullanma suyu

rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 300 metre genişliğindeki

şerittir. Söz konusu alanın sınırının su toplama havzası sınırını aşması

hâlinde, mutlak koruma alanı havza sınırında son bulur. Bu alanda aşağıda

belirtilen koruma tedbirleri alınır,

a) (Değişik:RG-13/2/2008-26786) Maksimum su seviyesinden

itibaren 300 metre genişliğindeki şerit kamulaştırılır. Kamulaştırma suyu

kullanan idare veya idarelerce yapılır. Ancak 1988 yılı veya su temin

projesinin yatırım programına alındığı tarih itibarıyla mevcut olan yapılarda

bu alanda kamulaştırma yapılıncaya kadar, yapı inşaat alanında değişiklik

yapmamak ve kullanım maksadını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım onarım

yapılabilir.

b) İçme ve kullanma

suyu projesine ve mevcut yapıların kanalizasyon sistemlerine ait mecburi teknik

tesisler hariç olmak üzere, bu alanda hiçbir yapı yapılamaz. Bu alanda kalan

mevcut yapılar dondurulmuştur.

c) Çevre düzeni

planına uyularak, bu alan içinde gölden faydalanma, piknik, yüzme, balık tutma

ve avlanma ihtiyaçları için cepler teşkil edilir. Bu cepler su alma yapısına

300 metreden daha yakın olamaz.

d) Kamulaştırmayı

yapan idarece gerekli görülen yerlerde alan çitle çevrilir veya koruma alanı teşkil

edilir.”

18. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İptal

ve tam yargı davaları” kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“İlgililer haklarını

ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve

idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve

tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak

bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde

tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları

saklıdır.”

19. 2577 sayılı Kanun'un "Duruşma" kenar başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

"1. Danıştay ile

idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbin

Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla

benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin

Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine

duruşma yapılır.

2. Temyiz ve itirazlarda

duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare

mahkemesi kararına bağlıdır.

3. Duruşma talebi,

dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.

4. 1 ve 2 nci fıkralarda yer alan

kayıtlara bağlı olmaksızın Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşma

yapılmasına karar verebilir.

5. Duruşma

davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilir."

20. 2577 sayılı Kanun’un 1.

maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları,

20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile

60. maddesi (bkz. Melik Uzun, B.

No: 2013/8905, 8/9/2014, §§ 10-13).

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 10/6/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 18/12/2013 tarih ve 2013/9580

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, maliki olduğu

Isparta ili, Eğirdir ilçesi, 4840 parsel numaralı taşınmazda bulunan ve

28/9/1998 tarihinde mühürlenerek durdurulan inşaatın bir ay içerisinde

yıkılması gerektiği, aksi halde İdare tarafından yıkılacağının Barla

Belediyesinin 14/3/2006 tarihli işlemiyle bildirilmesi üzerine anılan işleminin

iptali istemiyle 4/5/2006 tarihinde Antalya 1. İdare Mahkemesinde açtığı davada

yetkisizlik kararı verildiğini ve yargılamaya Isparta İdare Mahkemesinde devam

edildiğini, Mahkemece hukuka aykırı olarak davanın reddine hükmedildiğini, İlk

Derece Mahkemesinde ve Danıştayda duruşma yapılmasına

ilişkin taleplerinin kabul edilmediğini, yıkım kararı verilen yapının taşınmazı

satın aldığı tarihten önce de var olduğunu, inşa ettiği yeni yapı için

Belediyeden gerekli izinleri aldığını ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek, eşitlik ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, Barla Belediyesinin 14/3/2006 tarihli işleminin

iptali istemiyle 4/5/2006 tarihinde açtığı davanın hukuka aykırı olarak

reddedildiğini belirterek, eşitlik ilkesinin, mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi kendisi yapar. Anılan ihlal iddiaları, yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı iddiası ile mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

Başvurucunun Derece Mahkemelerinde duruşma yapılmasına ilişkin talebinin

reddedildiği iddiası ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

24. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

25. 6216

sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

27. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (Muhammet

Kaplan, B. No: 2013/1586, 18/9/2013, § 21).

28. Başvurucu, Derece

Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ve

adil olmadığını ileri sürmüştür.

29. Başvuru konusu olayda,

Mahkemenin 6/3/2009 tarihli kararıyla; dava konusu taşınmazın Eğirdir gölü

kenarında bulunduğu, yapılan ölçümler sonucu taşınmazın göle 41,30 metre

uzaklıkta bulunduğu, taşınmazın çevresinde herhangi bir yapılaşmanın olmadığı,

dava konusu yapının ilgili

idarelerden ruhsat alınmadan yapıldığı, mutlak koruma alanında kaldığı ve

ruhsata bağlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir (bkz. §

10). Başvurucunun, duruşma istemli olarak kararı temyizi üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesinin 22/5/2012 tarihli ilamıyla karar

onanmış, karar düzeltme talebi aynı Dairenin 17/9/2013 tarihli ilamıyla

reddedilmiştir.

30. Mahkemelerin gerekçeleri ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün İlk Derece Mahkemesi

ve Danıştay tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

31. Başvurucu, yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi

delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan

delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin ve Danıştayın kararında bariz takdir

hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

32. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi ve Danıştay kararlarının bariz takdir hatası veya açık

keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Derece Mahkemelerinde Duruşma Yapılmaması Nedeniyle Adil

Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

33. Başvurucu, İlk Derece

Mahkemesi önünde ve Danıştayda duruşma yapılması

isteminin reddedildiğini belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

34. 6216

sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

35. Bireysel başvuruların genel

olarak dört ana başlık altında yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan

yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilebilmektedir. Bunlar,

temyiz mercii başvuruları, açık veya görünür bir ihlalin olmadığı başvurular,

kanıtlanmamış şikâyetler ile karmaşık ve zorlama şikâyetlere ilişkin başvurulardır(Mehmet

Şerif Ay, B. No: 2012/1181, 17/9/2013, § 25).

36. Somut olayda, Isparta İdare

Mahkemesinin 6/3/2009 tarihli kararında; 22/7/2008 tarihinde duruşma yapıldığı,

başvurucunun ve davalı İdare vekillerinin duruşmaya katıldığı, taraflara

usulüne uygun söz verildiği ve yaptıkları açıklamaların dinlendiği

belirtilmiştir. Bu durumda duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı

açısından bir ihlalin olmadığı açıktır.

37. 2577 sayılı Kanun'un "Duruşma" başlıklı 17. maddesinde,

temyiz ve itiraz incelemelerinde duruşma yapılması, tarafların istemine ve

Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu, bunun yanında

Danıştay veya bölge idare mahkemesinin kendiliğinden de duruşma yapılmasına

karar verebileceği düzenlenmiştir (bkz. § 19). Başvurucunun duruşmalı temyiz

talebi, Danıştay Ondördüncü Dairesi tarafından 2577

sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.

38. Açıklanan nedenlerle, İlk

Derece Mahkemesi önünde ve Danıştayda duruşma

yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

39. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

40. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir"

41. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir

(Bayram Gök, B. No: 2012/946,

26/3/2013, § § 17,18).

42. Ancak belirtilen hükümlerde

yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri

açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması

gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî

olarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesinde

münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca

hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda

bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir

biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden

başvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine

getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi

gerekir (S.S.A., B. No.

2013/2355, 7/11/2013, § 28).

43. Başvurucu, Barla

Belediyesince verilen yıkım kararı ve bu karara karşı açtığı iptal davasının

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Somut olayda, dava konusu Barla

Belediyesinin 14/3/2006 tarihli işlemiyle başvurucunun maliki olduğu taşınmazda

bulunan ve 28/9/1998 tarihinde mühürlenerek durdurulan inşaatın bir ay

içerisinde yıkılması gerektiği, aksi halde İdare tarafından yıkılacağı

başvurucuya bildirilmiş, başvurucu anılan işleme karşı iptal davası açmıştır.

Isparta İdare Mahkemesinin 6/3/2009 tarihli kararıyla; dava konusu taşınmazın

Eğirdir gölü kenarında bulunduğu, yapılan ölçümler sonucu taşınmazın göle 41,30

metre uzaklıkta bulunduğu, taşınmazın çevresinde herhangi bir yapılaşmanın

olmadığı, dava konusu yapının ilgili

idarelerden ruhsat alınmadan yapıldığı, mutlak koruma alanında kaldığı ve

ruhsata bağlanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle idari işlemin hukuka aykırı

olmadığı belirtilerek dava reddedilmiştir (bkz. § 10). Karar, Danıştay

incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

45. Başvurucunun, 28/9/1998

tarihinde mühürlenerek durdurulan inşaatın bir ay içerisinde yıkılmasına

yönelik Barla Belediyesinin 14/3/2006 tarihli işleminin iptali amacıyla dava

açtığı, inşaatın veya yapının değerinin tazmin edilmesine yönelik herhangi bir

dava açmadığı, Belediyenin işlemi nedeniyle zarara uğradığı veya mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak derece mahkemelerinde tam

yargı davası açabileceği, ancak başvurucu tarafından bu konuda herhangi bir

dava açılmadığı anlaşılmaktadır.

46. Açıklanan nedenlerle, hukuk

sisteminde düzenlenen başvuru yolları usulüne uygun olarak tüketilmeden

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığı İddiası

47. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Başvurucu, Barla

Belediyesinin 14/3/2006 tarihli işleminin iptali istemiyle 4/5/2006 tarihinde

Antalya 1. İdare Mahkemesinde açtığı davada yetkisizlik kararı verilmesi

üzerine Isparta İdare Mahkemesinde devam eden yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

49. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

50. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41–45).

51. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin koruması

kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilen

güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın

iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

Başvuruya konu davanın, Barla Belediyesinin 14/3/2006 tarihli işlemiyle

başvurucunun maliki olduğu ve 28/9/1998 tarihinde mühürlenerek durdurulan

inşaatın bir ay içerisinde yıkılmasına yönelik idari işlemin iptali istemini

konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, somut yargılama faaliyetinin,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur.

52. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarihtir (Güher Ergun ve Diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 50). Somut başvuru açısından bu tarih, 4/5/2006

tarihidir.

53. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut

başvuru açısından bu tarih, Danıştay Ondördüncü

Dairesi tarafından karar düzeltme isteminin reddedildiği 17/9/2013 tarihidir.

54. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, Barla Belediyesinin 14/3/2006 tarihli işleminin

iptali istemiyle 4/5/2006 tarihinde Antalya 1. İdare Mahkemesinde açılan

davada; Mahkemece 21/12/2006 tarihinde yetkisizlik kararı verilerek dava

dosyasının yetkili Mahkemesine gönderildiği, Isparta İdare Mahkemesinde devam

eden yargılamada; 22/7/2008 tarihinde keşif yapılması ve bilirkişi raporu

alınmasına karar verildiği, 18/11/2008 tarihinde keşfin gerçekleştirildiği,

6/3/2009 tarihli kararla davanın reddedildiği, temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesinin 22/5/2012 tarihli ilâmıyla İlk Derece

Mahkemesi kararının onandığı, karar düzeltme isteminin aynı Dairenin 17/9/2013

tarihli ilâmıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.

55. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde yürütülerek sonuçlandırıldığı görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer

alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve

idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için

geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı

Kanun’un muhtelif maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 20).

56. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM kararlarında yer verilmiş olup,

özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz

ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal

kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı

makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümleri de göz

önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde

karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, §§ 54-60).

57. Başvuruya konu davaya bir

bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi

bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar

verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, yargılamaya ilişkin dört yılı

aşkın bir sürenin temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçtiği ve söz

konusu yedi yıl dört aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

58. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

59. Başvurucu, temel hak ve

özgürlüklerinin ihlal edilmesi nedeniyle 500.000,00 TL maddi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

60. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvurucu manevi tazminat

talebinde bulunmamış, yalnızca maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Tespit

edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı

anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

62. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması",

2.

Derece Mahkemelerinde duruşma yapılmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması",

3. Mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "başvuru

yollarının tüketilmemesi"

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucunun maddi tazminat talebinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

10/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Gökçe GÜLTEKİN

Başvurucu

:

Cristiana

NEUHOFER

Vekili : Av. Ali Fuat ÖZBAKIR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9580, 10 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Dursun
  17. Neuhofer
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9580
Tarih
10 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Ersin Albuz Başvurusu (B. No: 2014/1664)
  • Vinnel Brown And Root Service Coop. Başvurusu (B. No: 2013/2041)
  • Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2013/1542)
  • Cem Ateşkan Başvurusu (B. No: 2013/4694)
  • Vechettin Yakut Başvurusu (B. No: 2014/9943)
  • Ensari Ekin Başvurusu (B. No: 2014/3625)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.