İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Deniz Kaplan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17962)

1. Başvuru, gösteriye müdahale sırasında polisin güç kullanması

Başvuru No2015/17962Tarih11 Mart 2020Okuma58 dk · 11.694 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Deniz Kaplan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
11 Mart 2020
Başvuru Numarası
2015/17962
R.G. Tarih ve Sayı
22/4/2020-31107
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.694 kelime·58 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gösteriye müdahale sırasında polisin güç kullanması

üzerine yaralanma meydana gelmesi ve bu olaya ilişkin olarak etkili bir

soruşturma yürütülmemesi nedenleriyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca adli yardım talebinin geçici olarak kabulüne,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Bakanlık görüşe

karşı başvurucular beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Genel Bilgiler

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11/5/2013 tarihinde iki ayrı

araca konulan bombaların patlatılması suretiyle gerçekleştirilen terör saldırısında

elli kişi yaşamını yitirmiştir.

9. Başvurucular 18/5/2013 tarihinde Halkevleri Derneğinin

(Halkevleri) çağrısıyla Reyhanlı'daki patlamayı protesto etmek ve basın

açıklaması yapmak amacıyla Ankara'da düzenlenen gösteriye katılmışlardır. Polis

tutanaklarına göre saat 12.45'te Yüksel Caddesi, Konur ve Karanfil Sokaklarda

Halkevlerine mensup dağınık hâldeki yirmi kişilik grubun slogan atmasıyla

başlayan gösteriye saat 13.30'da yaklaşık olarak elli kişi daha gelmiştir.

Gösteriye saat 13.35'te ellerinde "KOLLEKTİF"

ibaresi yazılı flamalar bulunan yirmi kişi daha katılmıştır. Bireysel

katılımlarla beraber yaklaşık 120 gösterici 13.40'ta İnsan Hakları Heykeli'nin

(heykel) önünde düdük ve trampet çalarak, alkış tutup ses çıkararak toplu hâlde

gösteriye başlamışlardır. Polis, 12.45'ten itibaren gösteri alanında tedbir

almıştır.

10. Göstericilerin sözcülüğünü yapan C.T. kortej hâlinde -ses

çıkararak- Başbakanlığa yürümek istediklerini kolluk amirine söylemiş fakat bu

talep kolluk tarafından uygun bulunmamıştır. Kolluk tarafından düzenlenen

tutanağa göre göstericilere, yapılacak yürüyüşün kanuna aykırı olacağı, bu

nedenle buna izin verilmeyeceği, istendiği takdirde bulunulan alanda basın

açıklaması yapılabileceği yönünde ikazlar yapılmıştır. Tutanakta bu ihtarın

saat 13.55'e kadar üç kez tekrarlandığı belirtilmektedir.

11. Kolluğa göre tüm ikazlara rağmen kortejin önünde bulunan

C.T. ve D.A.nın "Anlaşma ve müzakere

yok, Başbakanlığa yürüyoruz" şeklindeki sözlerinin ardından

başvuruculardan Eylem Karadağ ve Uğur Uzunpınar'ın da aralarında bulunduğu bir

grup, Yüksel Caddesi ile Karanfil Sokak köşesinde tedbir alan kolluk

personeline ellerinde bulunan flamaların sopalarıyla vurarak ve tekme atarak

saldırmıştır. Uğur Uzunpınar ve Eylem Karadağ yanında dört kişi daha bu

fiilleri nedeniyle daha sonra yakalanıp gözaltına alınmıştır.

12. Polis tutanağına göre saldırıya gazla orantılı şekilde

müdahale eden kolluk görevlileri, gösterici grubun geriye doğru çekilmesini

sağlamıştır. Gösterici grup bu kez barikatla tedbir alan kolluk görevlilerine

doğru -hedef gözeterek- ellerinde bulunan taş ve soda şişelerini atmıştır.

Kolluğun bu saldırıya da kısa süreli gaz kullanarak müdahale ettiği

belirtilmiştir. Bunun üzerine göstericiler Konur Sokak ve Selanik Caddesi'ne

doğru çekilmiş fakat kaldırım taşlarını sökerek, etraftan buldukları şişe gibi

sert cisimleri toplayarak saat 14.00'te yeniden heykelin önünde

toplanmışlardır. Bu aşamadan sonra olayların gelişimi kolluğun düzenlediği

tutanağa göre şöyledir:

- Saat 14.03'te heykel önünde toplanan grup aniden ellerinde

bulunan taş ve soda şişesi gibi sert cisimleri Yüksel Caddesi ile Konur Sokak

köşesinde tedbir alan kolluk görevlilerine doğru atmak suretiyle saldırıya

geçmiştir. Bu sırada üç polis memuru atılanların isabet etmesi sonucu

yaralanmıştır.

- Kolluk görevlileri, saldırıya gaz sıkarak müdahale etmiştir.

Bunun üzerine dağılan göstericiler saat 14.10'da tekrar heykel önünde

toplanmıştır. Burada gösterici grubun sözcülerine eylemin kanuna aykırı olduğu

ve dağılmaları gerektiği yönünde bir kez daha ikaz yapılmıştır.

- İkaza rağmen dağılmayan göstericiler yeniden ellerinde bulunan

sert cisimleri tedbir alan kolluk görevlilerine doğru atmaya başlamışlardır.

Saat 14.15'te kolluk görevlileri, saldırıyı önlemek ve üç polis memurunun

yaralanmasına sebep olan kişilerin kimliklerini tespit etmek amacıyla gösterici

gruba müdahale etmiştir. Müdahale şekli tutanakta belirtilmemektedir. Kolluk

görevlileri yukarıda belirtilen (bkz. § 11) altı kişiyi yakalayarak adli

işlemler için Emniyet Müdürlüğüne götürmüştür. Diğer göstericiler etrafta

bulunan işyerlerine girerek alandan uzaklaşmışlardır.

- Saat 14.30'da sayıları yetmişi bulan gösterici grup yeniden

Yüksel Caddesi'nde toplanmış ve çeşitli sloganlar atmıştır. Kolluk görevlileri,

gösterici grubun sözcüsü C.T.ye eylemin kanuna aykırı olduğu, Başbakanlık

binasına yürümelerine izin verilmeyeceği, esnafın ve vatandaşların daha fazla

zarar görmemesi için eylemi bir an önce sonlandırmaları gerektiği şeklinde

uyarıda bulunmuştur. Bunun üzerine C.T. basın açıklaması yaparak

dağılacaklarını söylemiştir. Grup içinden bir kişi saat 14.35'te gruba hitaben

bir açıklama yapmış, açıklama sonrasında saat 14.55'te göstericiler çeşitli

yönlere doğru dağılmıştır.

B. Başvurucular Aleyhinde

Yürütülen Soruşturma Süreci

13. Başvuruculardan Uğur Uzunpınar ve Eylem Karadağ gösteri

sırasında kolluk görevlileri tarafından yakalanarak gözaltına alınmış ve

haklarında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet etme ve görevi yaptırmamak için direnme ve kasten yaralama

suçlarından adli soruşturma başlatılmıştır. Başvuruculardan Deniz Kaplan

gözaltına alınmamış veya hakkında başka bir adli işlem yapılmamıştır.

14. Başvuruculardan Eylem Karadağ hakkında Ankara Gazi Mustafa

Kemal Devlet Hastanesinde düzenlenen 18/5/2013 tarihli adli raporda, sağ dirsek

medialde ve ön kolda 1 cm'lik

morluk olduğu belirtilmiştir. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine

sevk edilen Eylem Karadağ hakkında düzenlenen 19/5/2013 tarihli raporda ise

"sol taraf lateral yanda hassasiyet,

batın muayenesi rahat" şeklinde tespitlere yer verilmiştir.

Başvurucuyu ortopedi ve üroloji uzmanları da muayene etmiş, düzenledikleri

konsültasyon raporlarında fiziksel bir bulgudan bahsetmemişlerdir. Söz konusu

Hastanenin aynı tarihli epikriz raporunda başvurucunun saat 17.15'te kendi

isteğiyle Hastaneden imza vererek ayrıldığı belirtilmiştir.

15. Başvuruculardan Uğur Uzunpınar hakkında Ankara Gazi Mustafa

Kemal Devlet Hastanesinde düzenlenen 18/5/2013 tarihli adli raporun ilgili

kısmı şöyledir:

"Her iki dirsek 1 cm.lik 4 adet ekimoz

var, sağ diz altında lateralde 3 cm.lik [okunamadı] var, lumbal bölgede 6 cm.lik morluk var, sol gözde

ağrı ve bulanık görme ifade ediyor. Göz muayenesi önerildi."

16. Başvurucu Uğur Uzunpınar aynı gün göz, patoloji ve beyin

cerrahi polikliniklerinde de muayene edilmiştir. Beyin cerrahi uzmanının

hazırladığı 18/5/2013 tarihli konsültasyon formunda aşağıdaki tespitlere yer

verilmiştir:

- Gösteri sırasında biber gazına maruz kalmış, ayrıca sağ alt

ekstremiteye (bacak) darbe almış.

- Bel, sağ flank (karın

yan bölge) ve sağ bacak ağrısı mevcut.

- İdrar-gaita inkontinanası yok.

- Başına hiç darbe almamış.

- Sağ sklera

(gözün dış kılıfı) hiperemik.

17. Eylem Karadağ ve Uğur Uzunpınar'ın 18/5/2013 tarihinde

Emniyet Müdürlüğünde ifadeleri alınmak istenmiş fakat başvurucular susma

haklarını kullanmışlardır.

18. Olaylar sırasında yaralanan polis memurları F.M.G., O.E. ve

U.Y. ifadelerinde özetle yaşanan olaylar sırasında atılan cisimler nedeniyle

vücutlarının değişik yerlerinden yaralandıklarını, sırasıyla iki, yedi ve üç

gün çalışamaz raporu aldıklarını, kendilerini yaralayan kişilerden şikâyetçi

olduklarını belirtmişlerdir. O.E. ifadesinde, kendisini yaralayan kişilerden

birinin başvuruculardan Uğur Uzunpınar olduğunu söylemiştir.

19. Gösteriye ilişkin kamera görüntüleri üç polis memuru

tarafından izlenerek Tespit ve Teşhis Tutanağı hazırlanmıştır. 18/5/2013

tarihli tutanakta başvuruculardan Uğur Uzunpınar'ın elinde taşıdığı Halkevleri

yazılı flama ile gösterici grubun içinde yer aldığı, gösteri alanında kolluğa

taş, soda şişesi gibi cisimleri atan grubun arasında kendisinin de bulunduğu ve

kolluğa bir cisim atarken görüntülendiği belirtilmiştir. Tutanakta belirtilen

hususların fotoğraf karesi hâline getirildiği görülmektedir. Ayrıca tutanakta

başvurucu Eylem Karadağ'ın dağılmamakta ısrar eden ve kolluk barikatına flama

sopaları, tekme ve yumruklar ile saldıran grubun içinde yer aldığı

belirtilmiştir. Başvurucu Eylem Karadağ'a ilişkin fotoğraf karesinde

başvurucunun bir elinde Halkevleri yazılı flama tuttuğu, diğer elini havaya

kaldırarak slogan attığı görülmektedir.

20. Başvurucular Eylem Karadağ ve Uğur Uzunpınar, 19/5/2013

tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından; toplantı ve

gösteri yürüyüşünde görevlendirilenlerin görevlerini yapmalarına engel olma, bu

kişileri yaralama, güvenlik amirinin dağılma isteğini düzenleme kurulu

üyelerinin yerine getirmemesi, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız

katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçlarından tutuklanmaları

istemiyle -gözaltına alındıkları dört kişiyle birlikte- sulh ceza hâkimliğine

sevk edilmişlerdir.

21. Sorgu tutanağının, başvurucular Eylem Karadağ ve Uğur

Uzunpınar'ın savunmalarına ilişkin kısımları şöyledir:

"Olay mahallinde Reyhanlı'daki

patlamaları protesto etmek, ses getirmek amacıyla bulunuyordum. Herhangi bir

kanunsuz bir eylemimiz yoktur. Demokratik hakkımızı kullanmak için orada

bulunuyordum. Ancak polis herhangi bir ikazda bulunmadan, gaz bombası attı.

Gazın etkisiyle ben yere düştükten sonra, iki tane polis tekmelerle böbreğime

vurarak, beni yaralamışlardır. Bu nedenle hastaneye de gittim. Polis otosuna

götürüldüğümde de orada da bana '[o... ç...], şerefsizler, manyak' gibi sözler

sarfedilerek hakaret edildi. Bana belirttiğim kötü davranışlarda bulunan

polisin kaskının üzerinde T1215 yazıyordu, onu tespit edebildim. Ben hiçbir

polise taş sopa vs. atarak mukavemette bulunmadım, kimseyi yaralamadım. Suçu

kabul etmiyorum, tutuksuz yargılanmak istiyorum"

...

"Ben de Reyhanlı olaylarıyla ilgili

olarak ses çıkartmak maksadıyla bu protestoya katıldım. Ancak yasalara aykırı

bir işlem yapmadım. Emniyet güçlerine taş sopa vs. atıp yaralamadım. Atılan

biber bombalarından bir tanesi bacağıma geldi, yere düştüm. O sırada gözaltına

alındım. Etkisiz hale getirildikten sonra da gözüme biber gazı sıkıldı. Ben suç

işlemedim. Polis koridorlarından geçirilerek, işkenceye maruz kaldım, belime

bacaklarıma tekmeler vuruldu. Bu hususta hastaneye de gittim, hastanede de

belirtildi. Suçsuzum, tutuksuz yargılanmak istiyorum"

22. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği 19/5/2013 tarihli kararıyla "şüphelilerin üzerine atılı suçu[n] niteliği

mevcut delil durumu, delillerin tamamına yakının toplanmış olması, şüphelilerin

delillere tesir etme, kaçma ve baskı girişiminde bulunması yönünde somut

olguların olmaması ve tutuklamanın tedbir niteliği" hususlarını

gerekçe göstererek tutuklama talebinin reddine karar vermiştir.

23. Savcılık 30/10/2013 tarihli iddianameyle başvurucular ile

birlikte toplam on üç kişi hakkında görevi yaptırmamak için direnme, ihtara

rağmen kendiliğinden dağılmama, güvenlik amirinin dağılma isteğini düzenleme

kurulu üyelerinin yerine getirmemesi, toplantı ve yürüyüşlere silah veya 2911

sayılı Kanun'un 23. maddesinde belirtilen aletlerle katılma suçlarından

cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açmıştır.

24. Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada

27/11/2014 tarihinde suç kastı yokluğu sebebiyle tüm sanıkların beraatine karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...İddia, savunmalar, CD çıktıları, olay

tutanakları ve tüm dosya bir bütün olarak değerlendirildiğinde:

Sanıkların amaçlarının olaydan bir süre önce

meydana gelen ve tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kınadığı bir olayı

protesto etmek olduğu açıktır.

2911 sayılı Kanunun temel aradığı husus

eylemin Yasaya aykırı olmasından başka 3 ihtarın yapılması koşuluna bağlıdır.

Çıktı belgeleri izlendiğinde sanıkların katılanlar ve arkadaşlarının konuşmaya

dahi izin vermeden kuvvet kullanmak suretiyle sanıkların demokratik özgürlük

haklarını kullanmaya mani oldukları bizzat saptanmış, sanıkların suç işleme

kastı ile hareket ettikleri hususunda cezaladırılmalarına yetecek kesin ve

inandırıcı delil elde edilememiş..."

25. Verilen karar, gösteride yaralanan polis memurları

tarafından katılan sıfatıyla temyiz edilmiştir. Bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla henüz temyiz incelemesi neticelenmemiştir.

C. Başvurucuların

Şikâyeti Üzerine Yürütülen Adli Soruşturma

26. Başvurucular avukatları aracılığıyla 22/5/2013 tarihinde

kask numaralarını da belirttikleri yirmi iki polisten şikâyetçi olmuşlardır.

Şikâyet dilekçesinde özetle; protesto amacıyla katıldıkları gösteride henüz

basın açıklaması yapılmadan, kendileri ikaz edilmeden kolluğun saldırı

gerçekleştirdiği, polisin siyasi saikle hareket ederek müdahale ettiği

belirtilmiştir. Başvurucular ayrı ayrı ne şekilde yaralandıklarını ve

kendilerini yaralayan polislerin hangi numaralı kaskları taşıdıklarını belirtmişlerdir.

Şikâyet dilekçesinde, Deniz Kaplan'da meydana gelen yaralanmalara ve yine Uğur

Uzunpınar'ın sırt kısmına tekme atılmasına ilişkin görüntü kayıtlarının ek

olarak sunulduğu vurgulanmış, başvuruculardan Eylem Karadağ'ın iddiasına konu

eylemlere ilişkin görüntü kayıtlarından ise bahsedilmemiştir.

27. Başvuruculardan Uğur Uzunpınar ve Deniz Kaplan'ın avukatları

eşliğinde müşteki sıfatıyla Cumhuriyet savcısı tarafından 22/5/2013 tarihinde

beyanları alınmıştır. Başvurucular ifadelerinde avukatları aracılığıyla

verdikleri dilekçede ayrıntılı olarak olayı anlattıklarını, ilgili polis

memurlarından şikâyetçi olduklarını söylemişlerdir. Başvurucular aynı gün Adli

Tıp Kurumuna (ATK) sevk edilerek haklarında rapor alınmıştır.

28. ATK başvurucuları muayene ederek vücutlarındaki

yaralanmaları belirlemiş, ayrıca daha önce düzenlenen raporlarda tespit edilen

hususlara da hazırladığı raporunda yer vermiştir. Başvurucular Deniz Kaplan ve

Uğur Uzunpınar'ın muayene edilmelerinden sonra hazırlanan 22/5/2013 tarihli ATK

raporunda yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte

olduğu belirtilmiş ve sırasıyla şu bulgulara yer verilmiştir:

"Sağ kol üst dışta 2,5x2 cm lik , 1x1 cm

lik, 2x2 cm lik, 1x0.7 cm lik , 07x0.5 cm çaplarında olmak üzere toplam beş adet

solmuş fıstıki yeşil renk ve görünümde eskiye ait ekimoz alanları, göğüs

bölgesi sağ üst ön orta hattaoblik yerleşimli 2 cm lik uzunlukta 0.2 cm

genişliğinde yüzeyel çizik tarzında hafif ekimozlu sıyrık, göğüs bölgesi sol

üst ön orta hattan başlayan dışa doğru uzanan 7x0.5 cm lik hat şeklinde fıstıki

yeşil renkte ekimoz, sol kosta kavsi üzerinde dış arka bölümünde 4x2 cm lik

fıstıki yeşil renkte solmuş eskiye ait ekimoz alanı, sol bacak önde üzeri

kabuklu 0.7x0.5 cm lik yüzeyel sıyrık alanı tespit edilmiş olup, beyanında

18.05.2013 tarihinde darba maruz kaldığını ve olay sonrasında herhangi bir

sağlık kuruluşuna başvurmadığını ifade etmekte olup..."

"Sol periorbital bölgenin lokal gazlı bez

ile kapalıhalde olup, gazlı bez kaldırıldığında sol göz 1/2 iç kısımda

subkonjenktival hemoraji bulunduğu, sol dirsek aka iç kısımda 1,5x1 cm lik ve

sol dirsek arka dışta 1x0.5 cm lik üzeri kabuklu sıyrık alanları, sağ dirsek

arkada üzeri kabuklu 4x1,5 cm lik alanda yüzeyel sıyrıklezyonları ile sağ

dirsek arka kısımda 2x0.7 cm lik üzeri kabuklu yüzeyel sıyrık alanı , sağ SİAS

üzerinde 3x2,5 cm ebatlarında kenarlarısolmuş mor renkte ekimoz, sağ bacak orta

1/3 dış kısımda geniş açılı yarım ay şeklinde yukarıdan-aşağıya doğru uzanan

açıklığı arkaya bakan sınırları düzgün 4x0.7 cm lik üzeri kabuklu sıyrık alanı

ile sağ bacak 1/3 orta dış kısımda kenarları yer yer solmuş sınırları düzensiz

ve belirsiz yaklaşık 13x7 cm lik alanda mor renkte ekimoz alanı tespit edilmiş

olup..."

29. Başvurucu Eylem Karadağ'ın avukatı hazır olduğu hâlde

Cumhuriyet savcısına 19/7/2013 tarihinde verdiği beyanı şöyledir:

"Bana göstermiş

olduğunuz 22/05/2013 tarihli ve avukatım Deniz Özbilgin tarafından hazırlanan

dilekçenin benimle ilgili olan kısmını aynen kabul ediyorum.

18/05/2013 günü saat 13:45 civarında Kızılay

Yüksel Caddesinde daha önceden Hatay ili Reyhanlı ilçesinde meydana gelen olaya

sessiz kalmamak amacıyla demokratik hakkımızı kullanmak için yapılan basın

açıklamasına katılmak istedim. Bu eylem bir nevi gürültü eylemi ve ses

eylemiydi. Henüz basın açıklaması yapılmadan bizim bulunduğumuz gruba polis hiç

bir uyarı yapmaksızın müdahale etti. Önce biber gazı atarak sonra da üstümüze

koşarak müdahale ettiler. Bu müdahale sırasında benim sırtımda bulunan sırt

çantasından bir polis memuru yakaladı, sonra kalkanla vurarak beni yere

düşürdü. Ben yerde iken böbreklerimin bulunduğu bölgeye doğru vurdular. Ne ile

vurduğunu tam olarak anlamadım. Çünkü biber gazından dolayı gözüm yanık şekilde

yerde yatarken darbe geldi. Bu darbenin tekme mi jop mu ya da başka bir şey mi

olduğunu o an anlayamadım. Çevredebana müdahale eden 1 polis değil belki 10-15

polis vardı.

Beni bulunduğum yerden alarak, bileklerimden

tutarak, polis otosuna götürdüler. Kelepçe takmadıkları için bileğimi sıktılar,

kolumu arkaya bükerek beni götürdüler. Beni götürdükleri otobüs Yüksel Metro

istasyonunun çıkışında bulunan Denizbank'ın hemen karşısında cadde üzerindeydi.

Bu araca bindirilirken sarışın, uzun boylu, orta kilolu bir kadın polisi

gördüm. Tam otobüsün basamağına adım atacağım sırada arkamdan sırtıma bir tekme

geldi. Dönüp baktığımda kask numarasını T1215 olarak çok net gördüğüm bir başka

kadın polisi gördüm. Ben darp eden bu iki kadın polisten hangisi net olarak

bilmiyorum. Bu darbeden dolayı ben otobüsün basamaklarına düştüm. Ben otobüsün

içine girdiğimde kalın ve büyük beyaz kol saatli, esmer, siyah saçlı orta boylu

ve kilolu bir kadın polis bana hitaben [o... ç...] şeklinde hakaret etti.

Benim nezarethanede bulunduğum sırada kanamam

başlayınca önce Adli Tıp Kurumuna, buradan da Ankara Numune Eğitim ve Araştırma

Hastanesine götürüldüm. Bu kanamam darp nedeniyle gerçekleşti. Bu konu ile

ilgili olarak avukatım Deniz Özbilgin ile birlikte hazırlamış olduğumuz benimle

ilgili bölümün de dikkate alınmasını istiyorum. Burada da konuyu ayrıntıları

ile anlatmıştım. Bu eylemden dolayı tüm sorumlulardan şikayetçiyim, gereğinin

yapılmasını istiyorum. Söyleyeceklerim bundan ibarettir."

30. Başvurucu Eylem Karadağ hakkında düzenlenen 19/7/2013 tarihli

ATK raporunda yapılan muayenede akut travmatik lezyon saptanamadığı,

yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu

belirtilmiştir.

31. Savcılık başvurucuların şikâyet dilekçesinde belirttikleri

kask numaraları üzerinden bir araştırma yapmış ve kimliklerini tespit ettiği

yirmi polisin ifadesini şüpheli sıfatıyla almıştır.

32. Başvurucuların şikâyet dilekçesiyle birlikte ibraz ettikleri

CD bilirkişiye tevdi edilerek rapor hazırlanmıştır. 24/6/2013 tarihli bilirkişi

raporunda; CD içinde iki kamera kaydı ve kırk fotoğraf bulunduğu, kayıtların

Çevik Kuvvet polisinin sivil şahıslara müdahale ettiği anlara ilişkin olduğu,

söz konusu polislerin kask numaralarının bilgisayar tekniğiyle

belirginleştirilerek resmedildiği belirtilmiştir.

33. Başvurucuların şikâyet dilekçesinde olaylara tanıklık

ettiğini bildirdikleri D.T.Ç.nin ifadesi alınmış fakat S.A.nın dinlenilmesine

gerek görülmemiştir. D.T.Ç.nin ifadesi şöyledir:

"Bana sorduğunuz konuyu anladım. Ben olay

tarihinde Reyhanlı olayları ile ilgili olarak basın açıklaması yapılacağından

dolayı Yüksel Caddesine gitmiştim. Orada bulunduğum sırada daha önceden

tanımadığım Deniz Kaplan isimli kişi de oradaydı. Deniz'in yanında tanımadığım

bir kişi vardı. Polis memurları ile bu kişi arasında sanırım bi konuşma geçmiş

olacak ki, polis memurlarından biri önce o kişiye vurdu, ardından da topluluğa

doğru biber gazı sıktı. Deniz tam bu sırada onların aralarında kaldı. Deniz'in

herhangi bir şey söyleyip söylemediğini bilmiyorum, duymadım. Ancak bu sırada

Deniz'i polis memurlarından biri araya çekti ve çevrede bulunan polislerin

hepsi ona tekme ve yumruklarla vurmaya başladılar. Sanırım 10'a yakın polis

memuru vardı. Ben bu olay anında 15 metre kadar gerideydim. Küfür veya tehdit

olup olmadığını duymadım. Bu dövme olayı olunca ben hemen yanlarına giderek,

yaptıklarının yanlış olduğunu söyleyip onlarda olan çantasını da Deniz'e

vermeleri gerektiğini söyledim. Bu sırada zaten Deniz'i bırakmışlardı, ben de

Deniz'in uzakta durmasını kendisinden istemiştim. Arka taraftan bir polis

memuru çantasını atınca, ben de alıp Deniz'e çantasını verdim. Bana göstermiş

olduğunuz6, 7 ve 8 nolu fotoğraflardaki kişi benim. Ben burada polis

memurlarıyla konuşurak, yaptıklarının yanlış olduğunu söyledim ve Deniz'in de

çantasını almaya çalışıyordum. 7 ve 8 nolu fotoğraflarda göründüğü gibi, Deniz

sol eli ile kafasını tutmaktadır. Benim olayla ilgili bilgi ve görgüm bunlardan

ibarettir."

34. Savcılık kasten yaralama, görevi kötüye kullanma, hakaret ve

tehdit suçlarından yürüttüğü soruşturma sonucunda 7/8/2015 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Verilen kararın ilgili kısımları

şöyledir:

"...Müştekilerin vekilleri vasıtasıyla

verdikleri şikayet dilekçesinde, müşteki Deniz ile ilgili olarak, T2369, 12309,

687, K775 kask nolu polis memurlarının eylemleri nedeniyle şikayetçi oldukları

anlaşılmış ise de, söz konusu kask numaraları belirtilerek Ankara İl Emniyet

Müdürlüğü ile yazışma yapıldığı, verilen cevabi yazı içeriği ve ekindeki

belgelere göre söz konusu kask numaralarının Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde

kayıtlı kask numaraları olmadığı belirtildiğinden, bu yön itibarı ile bir işlem

yapılamadığı, söz konusu kask numaralarının müştekiler tarafından hatalı olarak

verilmiş olabileceğinin değerlendirildiği,

Şüphelilerin isnad edilen suçlamalar

kapsamında ifadelerinin alındığı, alınan ifadelerinde müsned suçları

işlemediklerini beyan ettikleri,

Müştekiler vekilinin şikayeti kapsamında tanık

olarak gösterdiği D.T.Ç.nin Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından alınan

ifadesinde özetle, olay esnasında müştekilerden Deniz'e karşı kolluk

görevlileri tarafından hakaret ve tehdit içeren bir söz söylendiğini

duymadığını, ancak 10'a yakın kask numarasını belirtmediği polis memurunun

müşteki Deniz'e karşı kasten yaralama eylemlerinde bulunduğunu beyan ettiği,

Müştekiler vekili tarafından tanık olarak

gösterilen S.A. isimli şahsın kimlik ve adres bilgilerinin şikayet dilekçesinde

belirtilmediği, adı geçen tanığın Cumhuriyet Başsavcılığımızda hazır edilmesi

veya kimlik ve adres bilgilerinin bildirilmesi hususunda müştekiler vekili

Av.Deniz ÖZBİLGİN'e UYAP ortamında 04/06/2014 tarihinde SMS gönderildiği, buna

rağmen müştekiler vekilinin adı geçen tanığın müracaatını sağlamadığı gibi,

kimlik ve adres bilgilerini de bildirmediği, dosyadaki mevcut delil durumu

itibarı ile S.A. isimli şahsın tanık sıfatıyla ifadesinin alınması sonuca etki

görülmediğinden, ifadesinin alınmasından sarfı nazar edildiği,

Müştekilerin olay nedeniyle alınan adli

raporlarına göre, hayati tehlike geçirmeyecek ve basit bir tıbbi müdahale ile

giderilebilecek şekilde yaralandıkları, müştekilerden Uğur UZUNPINAR, olay

nedeniyle gaz kapsülü veya gaz bombası nedeniyle yaralandığını iddia etmiş ise

de, adı geçen müştekinin alınan adli raporunda bu şekilde yaralandığına dair

tıbbi bir tespitin bulunmadığı, raporunun öykü bölümünde gaz kapsülü veya gaz

bombası neticesi yaralandığını kendisinin ifade etmesi nedeniyle bu şekilde bir

tespite yer verildiği,

Olay ile ilgili güvenlik kamera kayıtlarının

temin edilip, bilirkişiye çözümünün yaptırılarak dosyaya intikalinin

sağlandığı, görüntü kayıtları içeriğine göre kolluk görevlilerinin kalabalık

gruba müdahale ettikleri hususlara ilişkin görüntü kayıtlarının çıkarılıp

dosyaya eklendiği,

Soruşturma dosyasının müştekilerinden Uğur

UZUNPINAR ve Eylem KARADAĞ haklarında 2911 sayılı Kanuna muhalefet ve görevi

yaptırmamak için direnme suçlarından Ankara İl Emniyet Müdürlüğünün 2013/249

sayılı fezlekesiyle fezleke tanzim edilip, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın

Suçları Soruşturma Bürosuna gönderildiği,

Şüphelilerin somut olayda 2911 sayılı Kanuna

muhalefet eden kalabalık gruba ilgili mevzuat çerçevesinde müdahale ettikleri,

isnad edilen suçları bu görev kapsamında işlediklerinin iddia olunduğu,

müdahale edilen olayın adli nitelikte olması nedeniyle, şüpheli kolluk

görevlileri hakkında 4483 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, genel hükümlere

göre Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma yapıldığı,

Soruşturma kapsamında yapılan işlemler bir

bütün olarak değerlendirildiğinde, şüphelilerden A.Ş.nin müşteki Eylem

KARADAĞ'a karşı hakaret suçunu işlediğine, şikayet dilekçesinde kask numaraları

belirtilen ancak şube kayıtlarında mevcut olmayan, şikayet dilekçesinde T2369,

12309, 687, K775 kask numarası olarak belirtilen ve bu kaskları taşıdıkları

iddia edilen kolluk görevlilerinin müştekilerden Deniz KAPLAN'a karşı tehdit ve

hakaret eylemlerinde bulunulduğuna dair adı geçen müştekilerin mücerret

iddiaları dışında ilgili görevliler hakkında kamu davası açılmasını gerektirir

yeterli şüphe oluşturacak bir delil bulunmadığı,

Şüpheli kolluk görevlilerine isnad edilen

kasten yaralama ve görevi kötüye kullanma suçları yönünden yapılan

değerlendirmede, suç tarihinde görevli kolluk personelinin 2911 sayılı Kanun

çerçevesinde gerekli uyarıları yaptıkları, toplanan kalabalık grubun

dağılmaması üzerine Kanundan kaynaklanan zor kullanma yetkisini

kullandıklarını, zor kullanma yetkisini kullanırken ölçülü ve kademeli bir

şekilde Kanuna uygun olarak fiziki güç kullandıkları, müştekilerin

yaralanmalarına dair rapor içerikleri nazara alındığında şüpheli kolluk

görevlilerinin zor kullanma yetkisinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet

kullanmadıklarının anlaşıldığı, bu nedenle somut olayda müsned bu suçların

kanuni unsurları itibarı ile oluşmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından,

Müsned suçlar yönünden açıklanan gerekçe

doğrultusunda tüm şüpheliler hakkında ayrı ayrı KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA...[karar

verildi.]"

35. Başvurucular bu karara itiraz etmişlerdir. İtiraz

dilekçesinde özetle; herhangi bir ikaz yapılmaksızın gerçekleştirilen polis

müdahalesinin görüntü kayıtlarına rağmen orantılı kabul edildiği, deliller

toplanmadan taraflı bir soruşturma yürütüldüğü, ATK raporunun hatalı şekilde

değerlendirildiği ve sonuç itibarıyla etkin bir soruşturma yürütülmeksizin

sorumlu kolluk güçleri hakkında hukuka aykırı ve gerekçesiz şekilde

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği belirtilmiştir.

36. Yapılan itiraz Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2/10/2015

tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.

Karar 15/10/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

37. Başvurucular 13/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

D. Soruşturma Dosyasında

Bulunan Görüntü Kayıtları

38. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazı sonrasında

gönderilen beş CD/DVD'nin (Savcılıkça temin edilen ve başvurucular tarafından

sunulan görüntü kayıtları) izlenmesi neticesinde Anayasa Mahkemesince aşağıdaki

tespitler yapılmıştır:

- Ellerinde flamalar bulunan grup slogan atarak yürüyüşe geçtiği

sırada sivil giyimli, elinde telsiz bulunan ve rütbeli polis olduğu

değerlendirilen bir kişi megafonla göstericilerin önündeki kişiyle (bu kişinin

polis tutanaklarına göre C.T. olduğu anlaşılmaktadır) yürüyüşü durdurması

konusunda görüşme yapmaya çalışmaktadır. Bu kişiler arasındaki konuşma yaklaşık

on beş saniye sürmüştür. Görüşme sırasında C.T.nin "Başbakanlığa", "Devam

ediyoruz arkadaşlar" şeklindeki sözlerinin ardından megafon

yardımıyla slogan atarak yanındaki ve arkasındaki göstericilerle yürüyüşe devam

ettiği, hep birlikte önlerinde bulunan ve kalkanlarla önlem alan polislerin

üzerine doğru ilerledikleri gözlemlenmektedir. Gösterici grubun ön sırasında

bulunan eylemcilerin kolluk görevlilerinin önüne geldikleri sırada elleriyle ve

yine tuttukları flamalarla polislere doğru saldırıya geçtikleri, bunun ardından

gaz sıkılarak gruba müdahale edildiği ve gazın etkisiyle geriye çekilen grubun

üzerine doğru ilerlenerek ve elle gaz kapsülü atılarak göstericilerin

dağıtılmaya çalışıldığı görülmektedir. Polis tutanaklarından da anlaşılacağı

üzere (bkz. § 11) göstericiler ile kolluk güçleri arasındaki ilk fiziksel temas

bu şekilde meydana gelmiştir. Başvuruculardan Uğur Uzunpınar'ın gösterici

grubun ön sıralarında olduğu, polisin sıktığı gazın kendisine de geldiği, gaz

sıkılmasından sonra geriye doğru gittiği anlaşılmaktadır.

- Dağılan grubun yeniden heykel önünde toplanmaya başlamasından

sonra yürüyüş yapmak için hareketlendiği, bu sırada kalkanlarla yolu kapatan

polislerin önüne gelen ve elinde bateri bulunan kişinin bageti polis kalkanına

vurması üzerine polislerin tekme atarak karşılık verdiği, bunun üzerine diğer

göstericilerin kolluğa doğru ilerlediği fakat polisin gaz sıkarak buna engel

olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlarda başvuruculardan Deniz Kaplan'ın -yüzü bezle

kapalı olduğu hâlde- gösterici grubun arkasından koşarak kolluğun üzerine doğru

geldiği ve elinde bulunan cismi sert şekilde 1-2 metre mesafeden kolluk

görevlilerine doğru fırlattığı görülmektedir. Daha sonra geriye doğru koşmaya

çalışan Deniz Kaplan'ı bir polis memurun tutmaya çalıştığı, tuttuktan sonra

polisin ayağının kaydığı ve yere düştüğü, bu sırada iki polisin daha Deniz

Kaplan'a müdahale ettiği, Deniz Kaplan'ın bu anda kendisini yakalayan ilk

polise yumruk savurduğu, polis memurlarından birinin ise copla iki defa Deniz

Kaplan'a vurduğu ve polislerin birlikte başvurucuyu yere yatırdığı, bu aşamadan

sonra birçok polisin çember içine almak suretiyle başvurucuya tekmeyle vurduğu

görülmektedir. Polislerin arasında kalan Deniz Kaplan'ın yaklaşık on saniye

sonra ayağa kalkarak uzaklaşmasına izin verildiği anlaşılmaktadır. Kolluk

görevlilerinin arasından çıktıktan sonra birkaç metre uzağa giden Deniz

Kaplan'ın bu sefer sırt çantasını polislerden ısrarla istediği, polislerin ise

bulunduğu yerden başvurucunun uzaklaşmasını istediği, bu sırada T1402 kask

numaralı polisin copla başvurucunun sağ bacağının üst kısmına hafif şiddette

vurduğu görülmektedir. Başvurucu birkaç saniye sonra bulunduğu yerden yürüyerek

uzaklaşmıştır.

- Başvurucu Deniz Kaplan bir müddet sonra yeniden polis

müdahalesinin yapıldığı yere gelmiştir. Bu sırada alanda göstericiler ile

kolluk görevlileri arasında Deniz Kaplan'a yapılan müdahale konusunda sözlü

tartışma yaşanmış, başvurucu Deniz Kaplan bu tartışmaya girerek kolluğa

şikâyetini iletir tarzda bir şeyler söylemiş ve daha sonra göstericilerin

arasına karışmıştır.

- Polisin göstericilere saat 14.15'te yaptığı müdahalede (bkz. §

12) başvuruculardan Uğur Uzunpınar'ın kalabalık içinde polislerden uzaklaşmak için

koştuğu sırada bir anda yanındakilere takılarak yere düştüğü, yerden kalkmak

için doğrulmaya çalıştığı sırada bir polisin sırt kısmına sert bir tekme atarak

yeniden yere düşmesine sebep olduğu, daha sonra başvurucuya kelepçe takılarak

yerden kaldırıldığı ve iki polis marifetiyle gözaltı işlemleri için yürütülerek

götürüldüğü görülmektedir. Başvurucunun yere düştüğü alan civarında duman

şeklinde tezahür eden gaz fişeği bulgularının olmadığı anlaşılmaktadır.

Yürüyerek götürüldüğü sırada başvurucuda herhangi bir yürüyüş bozukluğu fark

edilmemiştir.

- Saat 14.15'teki müdahale sırasında başvuruculardan Eylem

Karadağ'ın koşarak uzaklaştığı esnada birkaç polis tarafından yakalandığı ve

yerde kelepçelendiği görülmekteyse de başvurucuya yapılan müdahale şeklinin

görülemediği, iddialarında belirttiği gibi polis tarafından darbedilip

edilmediğinin görüntülere yansımadığı anlaşılmaktadır.

IV. İLGİLİ HUKUK

39. İlgili hukuk için bkz. Ali

Ulvi Atunelli, B. No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 29-38.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 11/3/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

41. Başvurucular, katıldıkları gösteriye polisin uyarı

yapmaksızın müdahale etmesi neticesinde yaralandıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu

kapsamda başvuruculardan Deniz Kaplan 6210 kask numaralı polis tarafından yere

düşürüldüğünü, on kadar polisin arasında kaldığını, cop ve tekmelerle linç

edilmeye çalışıldığını, çevreden gelen tepkiler üzerine bırakıldığını ifade

etmiştir. Başvurucu Deniz Kaplan, müdahale bittikten sonra T1402 kask numaralı

polisin kopan çantasını istediği için kendisine copla vurduğunu beyan etmiştir.

Başvurucu söz konusu olaylara ilişkin görüntü kayıtlarının bulunduğunu

belirtmiştir.

42. Başvuruculardan Uğur Uzunpınar T3218 kask numaralı polisin

talimatlara aykırı şekilde hedef alarak ateşlediği gaz fişeği ile ayağından

yaralandığını, ATK raporunda bu durumun tespit edildiğini, olaya ilişkin

görüntü kaydı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu Uğur Uzunpınar, yerde

yatmaktayken T6216 kask numaralı polisin omirilik bölgesine tekme attığını,

ayrıca T1421 kask numaralı polisin elleri kelepçeliyken yakın mesafeden yüzüne

gaz sıktığını, sıkılan gazın etkisinin dört gün sonra alınan ATK raporunda dahi

gözüktüğünü iddia etmiştir. Başvuruculardan Eylem Karadağ, gösteri sırasında

polis tarafından yere yatırılıp kelepçe takılmaktayken T5514 kask numaralı

polisin kendisine tekme attığını, sonrasında tuttuğu kalkanı böbrek hizasına

gelecek şekilde, vücudunun sol kısmına doğru saplarcasına vurduğunu, söz konusu

eylemlerin görüntü kayıtlarında bulunduğunu beyan etmiştir. Başvurucu aldığı

darbeler sonrasında idrarından kan geldiğini, bu nedenle otuz saatlik gözaltı

süresinin yirmi dört saatini Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde

geçirmek zorunda kaldığını ileri sürmüştür.

43. Başvurucular; belirttikleri bu eylemler nedeniyle

yaralanmalarına, bu durumun kayıt altında olmasına ve yargılandıkları davada

beraatlerine karar verilmesine rağmen soruşturma makamlarının bağımsız ve

tarafsız şekilde inceleme yapmadan bir sonuca ulaştığını, doktor raporlarının

görmezden gelindiğini, delillerin eksik toplandığını ve yanlış

değerlendirildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular hukuka aykırı ve

gerekçesiz şekilde verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı nedeniyle

Anayasa'nın 25., 26. ve 34. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) 3., 6. ve 13. maddelerinde güvence altına alınan hak ve ilkelerin

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

44. Bakanlık görüşünde özetle başvurucuların gösteri sırasında

kolluk görevlilerine saldırı yapan grup içinde yer aldıkları, saldırgan gruba

polisin yaptığı müdahalenin gerekli olduğu, yapılan orantılı müdahale sırasında

meydana gelen yaralanmaların asgari eşiği geçip geçmediğinin değerlendirmesini

gerektiği, ayrıca olayla ilgili yürütülen adli soruşturmanın titizlikle

yapıldığı, bu nedenle etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün yerine getirildiği

belirtilmiştir.

45. Başvurucular; Bakanlık görüşüne ilişkin beyanlarında özetle

kolluğun yaralama eylemlerini etkisiz bir hâlde oldukları sırada

gerçekleştirdiğini, bu konuda net deliller bulunmaktayken Savcılığın etkili bir

soruşturma yapmayarak sorumluları cezasız bıraktığını dile getirmişlerdir.

2. Değerlendirme

46. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

47. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların bu bölümde ileri sürdüğü

iddiaların tümünün Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve bu kapsamda

inceleme yapılmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

i. Başvurucu Eylem

Karadağ Yönünden

48. Başvurucu; katıldığı gösteriye yapılan polis müdahalesi

sırasında elleri kelepçelenmekteyken bir polisin kendisine tekme attığını ve

kalkanla vücudunun sol kısmına vurduğunu, buna ilişkin şikâyeti hakkında etkili

bir soruşturma yürütülmediğini iddia etmiştir.

49. İnsan onurunun korunmasını amaçlayan Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrası yanında aynı maddenin üçüncü fıkrasında kimseye işkence

ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı belirtilmiştir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

50. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak

ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi

-“Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 111).

51. Buna göre resmî bir soruşturma başlatılabilmesi için kötü

muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir. İddia edilen

olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan şüphe ötesinde

makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt yeterince ciddi, açık

ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş birtakım karinelerden

oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken ilgililerin süreçteki

tutumları da hesaba katılmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

52. Başvurucu; polisin müdahalesi yüzünden yaralandığına ilişkin

adli muayene raporları olduğunu, darbedilmesi neticesinde idrarından kan

geldiğini belirtmiştir. Başvurucunun gözaltına alınmasında sonra hakkında

düzenlenen ilk adli muayene raporunda (bkz. § 14) sağ dirseğindeki ve ön

kolundaki morluk dışında fiziksel bir bulguya yer verilmediği, ertesi gün

düzenlenen adli muayene raporunda ise başvurucunun vücudunun sol yanında

hassasiyet olduğunun belirtildiği görülmektedir. Başvurucunun iddialarının

ağırlığı kapsamında aynı gün düzenlenen sağlık raporu içeriğinde vücutta

birtakım fiziksel belirtiler tespit edilmesi beklenmelidir. Buna rağmen başvurucuda

somut, gözle görülür bir bulgu saptanmadığı gibi başvurucu sorgu sırasındaki

savunmasında kendisine kalkanla vurulduğundan bahsetmemiş; iki polisin

böbreğine tekme attığını belirtmiştir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının

tutarlı ve istikrarlı olduğundan söz etmek de mümkün görünmemektedir.

Başvurucunun kolundaki yaralanmalar da -iddia konusu eylemlerin vücuttaki

bölgesi gözönünde bulundurulduğunda- somut bir belirti olarak kabul edilemez.

Başvurucunun söz konusu şikâyetleri kapsamında soruşturma dosyasında iddiaların

gerçekliğini ortaya koyan ve Anayasa Mahkemesince inceleme yapılmasını

gerektirir nitelikte bir veri bulunmamaktadır. Başvurucunun somut delillerle

desteklenmeyen iddialarının savunulabilir olduğunu söylemek mümkün değildir.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvurucu

Eylem Karadağ yönünden, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Diğer Başvurucular

Yönünden

54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

55. Kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin

-devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak- maddi ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü, bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye

ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma

yükümlülüğü) içermektedir. Kötü muamele yasağının maddi boyutu, negatif

yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün iki

unsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.

i. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel İlkeler

56. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

57. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

58. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası sınırlama

öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve cezaların

yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele yasağının mutlak

mahiyeti Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş veya ulusun

varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 33).

59. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki

saik de eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği

durumda meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

60. Anayasa'nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 3. maddesi, belirli

bir yasal muamele kapsamında bir yakalamayı gerçekleştirmek için güç

kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak sınırları belli bazı durumlarda, sadece

kaçınılmaz ve asla aşırı olmaması koşuluyla güvenlik güçleri tarafından

fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul edilmektedir. Ayrıca

kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu tür fiiller, prensip olarak Sözleşme’nin

3. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Bu bağlamda Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) suçla mücadeleye özgü inkâr edilemez zorlukların

bireylerin vücut dokunulmazlığı açısından sağlanacak korumaya sınırlar

koymasını haklı kılamayacağını belirtmektedir (Ali

Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 81, 82).

61. Görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları hâlinde kolluk

görevlileri, bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir. Fiilî bir saldırının varlığı hâlinde kolluk görevlileri

ayrıca meşru savunma kapsamında zor kullanma yetkisine de sahiptir. Ancak zor

kullanımı yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi

başvurulacak güç ölçülü ve kademeli olmalıdır (Arif

Haldun Soygür, B. No: 2013/2659, 15/10/2015, § 51).

62. Aktif/etken direnme kolluk görevlisine karşı fiilî bir

saldırı, güç kullanımı sonucu kolluk görevlisinin görevini yapmasına engel

olmak şeklinde gerçekleşirken pasif/edilgen direnme; evrak göstermeme, araca

binmeme, araçtan inmeme gibi kolluk görevlisinin talimatlarına uymama şeklinde

gerçekleşmekte ve fiilî bir güç kullanımını içermemektedir. Direnmenin türüne

göre görevin ifası için gerekli kuvvet kullanımı değişebileceği gibi kuvvet

kullanımının meşru bir zemine oturması için direnmenin sona ermemiş olması, güç

kullanımının görevin ifası için zorunlu olması ve yerine getirilmek istenen

amaç ile orantılı olması gerekmektedir (Arif

Haldun Soygür, § 52).

63. Polisin zor kullanma yetkisi bir cezalandırma aracı olmayıp

zorunlu sınırın aşılması, işkence ve kötü muamele yasağının ihlali sonucunu

doğurabilecektir (Arif Haldun Soygür, §

54).

64. Kötü muamele, Anayasa ve Sözleşme tarafından kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekir. Bu ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden

olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği ve anılan

ifadelerin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme

altına alınmış olan işkence, eziyet ve

hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam

taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 84).

65. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt

unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 85).

66. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış, fiziki yaralanmaya, yoğun maddi veya manevi ızdıraba

sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet

olarak tanımlanabilir (Tahir Canan,

§ 22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz

bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak

eziyette, belli bir amaç doğrultusunda ızdırap verme kastı aranmaz. AİHM

fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma,

kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin

gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm

cezasının infazının uzunca bir süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı,

çocuk istismarı gibi muameleleri insanlık

dışı muameleler olarak nitelendirmiştir. Bu nitelikteki muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

67. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan § 22). Burada eziyetten

farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte

küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

68. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisine girdiğinin

belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde değerlendirilmelidir.

Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle

bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı durumlarda kişinin

kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli

olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile

yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötü

muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir muamele hem insanlık

dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı ya da

aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle bağdaşmayan her aşağılayıcı

muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara

yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf

edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz

durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı

muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 90).

69. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 82).

(2) İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

70. Somut olayda başvurucular Deniz Kaplan ve Uğur Uzunpınar,

Reyhanlı'daki patlamayı protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen gösteriye

gerekli olmadığı hâlde kolluğun müdahale etmesi nedeniyle yaralandıklarını

ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma

sonucunda, meydana gelen yaralanmaların kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirildiği kabul edilmekle birlikte zor kullanma yetkisinin aşıldığına

ilişkin delil bulunmamasına dayanılarak kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir (bkz. § 34). Bu durumda yaralanmaların güvenlik güçlerinin

müdahalesi ile gerçekleştiği konusundaki kabulün aksine bir değerlendirme

yapılmasını mümkün kılan veri bulunmadığı gibi izlenen görüntülerin de kabul

edilen olguyu somutlaştırdığı anlaşılmaktadır. Bu durumda incelemesi gereken

husus polis müdahalesinin gerekli olup olmadığı, gerekli ise ölçülü olup

olmadığıdır.

71. Güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler kapsamında gösteriye

müdahalenin gerekliliği değerlendirilirken gözetilmesi gereken en önemli husus

gösterinin barışçıl olup olmadığının tespit edilmesidir. Öte yandan barışçıl

olarak başlamış bir toplantının aynı yönde devam edip etmediği de önem

taşımaktadır. Gösterinin barışçıl olup olmadığı hususu kötü muamele yasağı

kapsamında güvenlik güçlerinin müdahalesinin gerekliliği için önemli bir kriter

olmakla beraber barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

kapsamında bir eylem olup olmadığı açısından da gözetilmesi gereken bir

husustur. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile 34. maddesinin

kesiştiği bu alanın belirlenmesi önemlidir (Ali

Ulvi Atunelli, § 65).

72. Toplanma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan kamu

düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik değeri taşıması hâlinde yetkili

makamların bu tehditleri bertaraf edecek tedbirleri alabilecekleri kabul

edilmelidir. Alınan tedbirler, durumun özelliklerine ve gerekliliklerine göre

değişiklik gösterebilir. Bu nedenle devletin bu konuda yapacağı düzenleme ve

uygulamalarda belli bir takdir alanına sahip olduğunun kabulü gerekir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK],

B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 81).

73. Ankara Emniyet Müdürlüğünün olaya ilişkin olarak düzenlediği

tutanağa göre, saat 13.40'ta alanda toplanan göstericiler, müzik aletleri

çalarak ve alkış tutarak -amaçlarından biri de ses çıkarmak olduğu anlaşılan-

gösteriye başlamışlardır. On dakika sonra gösteriye katılan yüz yirmi civarında

eylemcinin sloganlar eşliğinde Yüksel Caddesi üzerinden Başbakanlığa doğru

yürüyüşe başlamasının hemen akabinde grup, kalkanlarıyla yolu kapatan kollukla

yüz yüze gelmiştir. Kolluk tarafından düzenlenen tutanakta yürüyüş yapılmasının

2911 sayılı Kanun'a aykırı olduğu belirtilmiş ise de gerekçelerine ilişkin bir

açıklamaya yer verilmemiştir. Bu durumda öncelikle yürüyüş yapılmasının

engellenmesinin gerekliliğine ilişkin bir değerlendirme yapılmalıdır.

74. Başvurucular, yapılacak gösteriye ilişkin olarak kamu

makamlarına bildirimde bulundukları konusunda bir bilgi sunmamış iseler de bu

hususun tek başına gösteriyi kanunsuz hâle getirmeyeceği Anayasa Mahkemesinin

daha önceki kararlarında vurgulanmıştır (bu kararlardan biri için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 121, 122).

Somut olayda göstericilerin Başbakanlığa doğru yürüyüş yapmak istemesinin 2911

sayılı Kanun'da yer alan hangi sebeplerle hukuka aykırı olduğu kolluğun

tutanağından anlaşılamamaktadır. Ancak olayın meydana gelişine ilişkin

belirlemeler ve izlenen görüntü içeriğinden bir değerlendirme yapılmasının

mümkün olup olamayacağı ortaya konulabilir. Gösterici grup saat 13.40'ta

başlattığı eylemin devamında yürüyüş yapmak istemiş, ancak kolluk güçleri grup

sözcülerine buna izin verilmeyeceği yönünde ikazda bulunmuştur. İzlenen

görüntülerde gösterici grubun eylemin başlamasından yaklaşık on dakika sonra

yürüyüşe geçtiği ve kalkanlarıyla tedbir alan kollukla karşı karşıya

gelmesinden itibaren eylemciler ile kolluk arasında herhangi bir müzakere

yapılamadığı görülmektedir. Görüntülerde kolluk amiri olduğu anlaşılan kişinin

grubun sözcüsüyle müzakere yürütme çabasının -grup sözcüsünün tavrı nedeniyle-

sonuç vermediği, yürüyüşe başlayan grubun durmaksızın, kalkanlarıyla önlem alan

polise doğru saldırdığı görülmektedir. Dolayısıyla yürüyüşün neden gerekli

olduğuna ilişkin kolluğa bir açıklama yapmaksızın ve -bildirim yapılmadan

düzenlenen bir gösteride- yürüyüş yapılabilmesi için polise gerekli tedbirleri

alma imkânı tanımaksızın, izin vermeme konusunda ortaya konan tavrın değişmesi

adına müzakere yoluna başvurmadan doğrudan saldırı başlatılması toplantı ve

gösteri düzenleme hakkının özüyle bağdaşmamaktadır. Gösterinin kendine özgü

olarak gelişen biçimi, yürüyüş yapılmasına izin verilmemesinin söz konusu

hakkın kullanılmasına bir müdahale oluşturup oluşturmayacağı konusunda bağımsız

bir değerlendirme yapılması imkânını ortadan kaldırmıştır.Somut olayın

koşulları bağlamında -bir müddet sesli protesto yapılmasına izin verilmiş ve

bulundukları alanda basın açıklaması yapabilecekleri hatırlatılmış iken- ellerindeki

flamalarla aniden kolluğa saldıran gösterici gruba polisin gaz sıkarak müdahale

etmesinin gereksiz olduğu söylenemez.

75. Kolluğun müdahalesi sonrasında geriye çekilen gösterici

grubun taş ve şişe gibi sert cisimleri kolluğa fırlattığı tespit edilmiştir (bkz.

§ 12). Göstericilerin saldırgan tavrı nedeniyle barışçıl olmaktan çıkan

gösteride eylemciler ile kolluğun birden fazla kez fiziksel temas içinde olduğu

görülmektedir. Başvurucuların iddialarının bu temas anlarının değişik

zamanlarıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Birlikte hareket ettikleri veya

aralarında gösteriye katılmak dışında ortak bir bağ olduğu anlaşılamayan

başvurucuların ileri sürdüğü iddiaları birbirlerinden bağımsız olarak

değerlendirmek gerekmektedir.

76. İlk müdahale sonrası dağılan grup yeniden heykel önünde

toplanmaya başlamıştır. Alanda toplanan gösterici gruba polisin yeniden gazla

müdahale etmeye başlaması üzerine başvurucu Deniz Kaplan'ın koşarak sert

şekilde kolluğa doğru bir cisim attığı görülmektedir (bkz. § 38). Barışçıl

olmaktan çıkan gösteride başvurucunun somut eylemi sonrasında -polisin

kendisine müdahale etmesi gerekli olmakla birlikte- değerlendirme yapılması

gereken asıl sorun müdahalenin orantılılığıdır. İzlenen görüntülere göre elinde

tuttuğu cismi attıktan sonra olay yerinden koşarak uzaklaşmaya başlaması

üzerine başvurucu, bir polis tarafından yakalanmış; hemen sonrasında iki polis

daha kendisine fiziksel olarak müdahale etmeye başlamıştır. Müdahale anlarında

başvurucunun polis memuruna yumruk savurduğu görülmekte ise de -birden fazla

polis memurun bulunduğu ve fiziksel olarak müdahil oldukları olay bağlamında-

başvurucuya birden fazla kez copla vurulması ve yere yatırıldıktan sonra da

darbelere maruz kalması -özellikle olaydan dört gün sonra aldığı ATK raporundaki

tespitlerle bir arada düşünüldüğünde- müdahaleyi orantılı olmaktan çıkarmıştır.

Başvurucu, yerden kalkıp bir süre uzaklaştıktan sonra da polis tarafından

şiddeti ağır olmasa da aşağılayıcı bir şekilde copla darbedilmiştir. Somut

olayın gerçekleşme koşulları ve başvurucunun yaralanmasının niteliği dikkate

alındığında Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari

ağırlık eşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır.Söz konusu tespitten sonra

kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı

değerlendirilmelidir. Bu kapsamda somut olay bir bütün olarak

değerlendirildiğinde eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmesi mümkündür.

77. Başvuruculardan Uğur Uzunpınar talimatlara aykırı şekilde

ateşlenen gaz fişeğiyle ayağından vurulduğunu, bu nedenle yere düştüğünü ileri

sürmüştür. Başvurucunun yaralanmasının -görüntü kayıtları da bulunan- saat

14.15'teki polis müdahalesi sırasında olduğu anlaşılmaktadır. İzlenen görüntü

kayıtlarında başvurucunun kalabalık içinde yere düştüğü görülmektedir.

Başvurucu söz konusu yaralanmanın adli raporla ortaya konulduğunu ileri sürmüş,

ancak aynı gün alınan raporda başvurucunun sağ bacağında, olaydan dört gün

sonra ATK tarafından hazırlanan raporda ise her iki bacağında yaralanmalar

tespit edilmiş olup bu yaralanmaların ne şekilde gerçekleşmiş olabileceği

konusunda bir izah raporlara yansımamıştır. Başvurucu ne soruşturma aşamasında

ne de bireysel başvuru formunda hangi bacağının neresinden gaz kapsülüyle

yaralandığını belirtmiştir. Başvurucu bu iddiaya ilişkin beyanlarında ayağına

gaz fişeğinin geldiğini, bu nedenle yere düştüğünü dile getirmiştir. İzlenen

görüntülerde iddiasının aksine gaz kapsülünün isabet etmesi nedeniyle yere

düştüğü anlaşılamamaktadır. Olay yerinde gaz fişeğinin emaresi olabilecek duman

şeklinde bir bulguya da rastlanmamıştır. Kaldı ki gaz kapsülüyle yaralandığını

iddia eden başvurucuda kelepçelendikten sonra yürüyerek Çevik Kuvvet otobüsüne

götürüldüğü sırada darbenin etkisiyle oluşması muhtemel bir yürüyüş bozukluğu

da görülmemektedir. Bu nedenle başvurucunun gaz fişeğiyle yaralandığı

iddiasından yola çıkılarak bir değerlendirme yapılması mümkün görünmemektedir.

78. Diğer taraftan başvurucu, yere düştükten sonra kaçamayacak

durumda olmasına rağmen bir polisin sırt bölgesine tekme attığını ileri

sürmüştür. Başvurucunun iddiasının görüntülere net şekilde yansıdığı

anlaşılmaktadır. Buna göre başvurucunun, polisin gösterici grubu dağıtmak ve

sorumluları yakalamak amacıyla müdahale ettiği anlarda kalabalık içinde yere

düştüğü, doğrulmaya çalıştığı sırada arkasından gelen bir polis memurun sağ

ayağıyla başvurucuya tekme attığı ve eliyle müdahale etmesi sonrasında

başvurucunun yeniden yüzüstü düştüğü görülmektedir. Yerde kalan başvurucu daha

sonra birden fazla polisin yardımıyla kelepçelenmiştir.

79. Barışçıl olmaktan çıkan gösteriyi dağıtmak için kolluğun

müdahale etmesi veya olaylar sırasında yaralanan polislerin faillerini tespit

etmek gibi suç niteliğine bürünmüş birtakım eylemlerin sorumlularının belirlenmesi

amacıyla yakalama işlemi yapılması hukuka uygun olmakla birlikte kullanılan

gücün orantılı olması gerekir. Polis tutanağına ve yine başvurucu hakkında

yürütülen ceza soruşturması içeriğine göre kolluk, belirtilen nedenlerle

başvurucuyu yakalamak ve gözaltına almak istemiştir. Zaten başvurucunun kolluğa

yabancı bir cisim atarken fotoğraflandığı da anlaşılmaktadır (bkz. § 19). Bununla

birlikte müdahale anı incelendiğinde başvurucunun yerden kalkmaya çalıştığı

sırada elle veya başka bir araçla yakalanması mümkün iken sırt bölgesine tekme

atılarak etkisiz hâle getirilmeye çalışılması müdahaleyi orantılı olmaktan

çıkarmıştır.

80. Bunların yanında başvurucunun kelepçelenmesi sonrasında

yüzüne yakın mesafeden gaz sıkıldığı iddiasının da incelenmesi gerekmektedir.

Başvurucunun gözaltına alındığı 18/5/2013 tarihinde, ertesi gün ve yine

22/5/2013 tarihinde muayene edilmesi sonucunda hakkında raporlar düzenlendiği

görülmektedir. Söz konusu raporlardan sol gözde hemoroji (kanlanma, kızarıklık), ağrı ve bulanık görme

dışında fiziksel bir bulguya rastlanmadığı, muayene sonrası ilaç tedavisine

başlandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, iddiasına ilişkin görüntü kaydı olduğunu

iddia etmiş ise de izlenen görüntülerde ne kelepçelendiği anlarda ne de

gözaltına alınmak amacıyla polis otobüsüne yürüyerek götürülürken buna dair bir

kayda rastlanmıştır. Bununla birlikte başvurucunun polisin göstericilere ilk

kez müdahale ettiği ve gaz sıktığı sırada gösterici grup içinde olduğu

görülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun polis barikatını aşmaya çalışan gruba

yönelik polis müdahalesi sırasında gazdan etkilendiği kabul edilmelidir.

Polisin toplumsal olaylara müdahalesinde bir araç olarak kabul edilen ve

kullanılması ulusal ve uluslararası mevzuatta yasak olmayan biber gazının doğal

etkisi dışında başvurucuda bir yaralanma olmaması ve gazın aşırı kullanıldığına

ilişkin herhangi bir doktor raporu veya kamera kaydına rastlanmaması birlikte

değerlendirildiğinde kullanılan gazın oluşturduğu etki nedeniyle Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında asgari ağırlık eşiğinin aşıldığından

söz etmek mümkün değildir (benzer bir değerlendirme için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 90-92).

81. Bu değerlendirmeler ışığında göstericilerin dağıtılması ve

suça karışanların yakalanması amacıyla yapılan polis müdahalesinde başvurucu

Uğur Uzunpınar'ın yerden kalkmaya çalıştığı sırada sırt bölgesine tekme

atılmasının orantılı bir müdahale olarak kabul edilemeyeceği ve bu eylem

nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari

ağırlık eşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır. Somut olayın gerçekleşme

koşulları ve doktor raporlarıyla da tespit edilen yaralanmanın ağırlığı bir

bütün olarak değerlendirildiğinde eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele boyutuna ulaştığını söylemek mümkün görünmektedir.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurucular Uğur Uzunpınar ve Deniz

Kaplan yönünden kolluğun orantısız güç kullanması nedeniyle Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi

boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

ii. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel İlkeler

83. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu da bulunmaktadır.

Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır.

Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun

etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da

kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen

olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 110)

84. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel

amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa anılan

madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı

durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak

kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün

olacaktır (Tahir Canan, § 25).

85. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine

ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi bu hak ihlalini

gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 55).

86. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

87. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız, hızlı ve derinlikli bir

şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır. Bu

kapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile

kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları

toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

88. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir.

Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir

(Fahriye Erkek ve diğerleri, B.

No: 2013/4668, 16/9/2015, §§ 68,69)

89. Kamu görevlileri tarafından yapılan kötü muamele iddiaları

hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu olan

ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden bağımsız olmalıdır.

Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının

olmamasını değil aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

90. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle

ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak

usul yükümünün bir unsuru olarak, tespit edilen sorumlulara fiilleriyle

orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

91. Somut olayda başvurucular Deniz Kaplan ve Uğur Uzunpınar,

katıldıkları gösteride polisin gereksiz ve aşırı güç kullanarak yaptığı

müdahale sonucunda yaralandıklarını ileri sürerek -olaya ilişkin birtakım

görüntü kayıtlarını da eklemek suretiyle- 22/5/2013 tarihli dilekçeyle Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuşlardır. Savcılık bunun üzerine başvurucuları

bizzat dinlemiş, haklarında ATK'dan rapor alınmasını sağlamış ve şikâyet

dilekçesinde kask numaraları belirtilen polis memurlarının büyük çoğunluğunun

ifadelerini almıştır. Bunların yanında başvurucuların sunduğu CD, bilirkişiye

tevdi edilerek rapor hazırlatılmış ve bir kişinin de tanık olarak ifadesi

alınmıştır.

92. Savcılık, yürüttüğü soruşturma sonucunda düzenlediği

kovuşturmaya yer olmadığı kararında başvurucuların iddialarını toptan bir

bakışla ele alarak -zor kullanma yetkisi kapsamında- kolluk müdahalesinin

orantılı olduğunu değerlendirmiştir. Başvurucuların iddialarının bilirkişi

raporunda veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda birbirinden bağımsız

olarak incelenip ele alınmadığı görülmektedir. Olayın gerçekleşme şeklini

ortaya koyan görüntülere ve başvurucular hakkında düzenlenen adli raporlara

rağmen hangi verilerden hareketle ne şekilde bu sonuca ulaşıldığı anlaşılamadığı

gibi varılan sonucun da -müdahalenin orantısız olduğu gerçeği karşısında (bkz.

§ 82)- nesnel ve tarafsız bir analizin ürünü olmadığı görülmektedir.

93. Sonuç itibarıyla Savcılık kötü muamele iddialarına yönelik

olarak etkin bir soruşturma yürütmeden şikâyet hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir.

94. Somut olayda kolluk görevlilerinin müdahalesi ile maruz

kalınan eylemlerden dolayı Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutu

bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

B. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

95. Başvurucular; katıldıkları gösteriye kolluğun herhangi bir

uyarı yapmadan gereksiz ve ölçüsüz müdahalede bulunduğunu, bunun sonucunda

yaralandıklarını belirterek ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

96. Bakanlık görüşünde özetle; protesto eylemine katılan

başvurucuların provokatif pankartlar taşıdıkları, yürüyüşü engellemeye çalışan

Çevik Kuvvet polislerine karşı taş, şişe gibi çeşitli materyallerle saldıran

grubun içinde yer aldıkları, sergiledikleri eylemler nedeniyle toplantı ve gösteri

yürüyüşü hakkını barışçıl şekilde kullanmadıkları, kolluğun gerekli uyarıları

yaptığı ve kısa süreli gaz kullanarak orantılı şekilde müdahalede

bulunduğu,müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunolduğu

belirtilmiştir.

97. Başvurucular, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanlarında özetle

kolluğun saldırısı gerçekleşene kadar yapılan gösteride herhangi bir şiddet

yaşanmadığını, yargılandıkları dosyada beraatlerine karar verildiğini ifade

etmişlerdir.

2. Değerlendirme

98. Anayasa’nın “Toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi

şöyledir:

"Herkes, önceden izin almadan, silahsız

ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir.”

99. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade özgürlüğünün özel bir

görünümü olması nedeniyle başvurunun ifade özgürlüğü kapsamında Anayasa’nın 34.

maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden

incelenmesine karar verilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

100. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik

iddialar açısından toplantıya yapılan müdahaleler ve müdahale sonucundaki

yaralanmalara ilişin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetler, bir bütün

hâlinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağına

ilişkin başvuru olarak kabul edilmelidir (benzer yöndeki bir karar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 62). Somut

olay kapsamında da başvurucuların şikâyetlerini Cumhuriyet Başsavcılığı aynı

temelde incelemiştir. Bu nedenle kötü muamele yasağına neden olduğu iddia

edilen müdahaleyi gerçekleştirenlere karşı Savcılığa yapılan şikâyet,

tüketilmesi gereken başvuru yolu olarak yeterli kabul edilmektedir (Onur Cingil, B. No: 2013/7836, 16/4/2015,

§ 62).

101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

102. Kolluk görevlilerinin başvurucuların yaralanmasına neden

olacak şekilde fiziki müdahalede bulunması başvurucular açısından toplanma ve

gösteri düzenleme hakkına yönelik bir müdahaledir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

103. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

104. Sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut

başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilen nedenlere dayanma,demokratik toplum düzeninin ve laik

Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

105. Başvuru konusu eylemde müdahalenin yasal dayanağı 4/7/1934

tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 16. maddesi ve 2911

sayılı Kanun’un 22. ve 24. maddeleridir. 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde

polisin hangi durumlarda zor ve silah kullanabileceği, bunun hangi ölçüde

olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması

hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve ölçülü olarak zor kullanmaya yetkilidir.

Bu yetki sadece polisin direnen kişilere karşı bedensel kuvvet kullanmasını

değil maddi güç kapsamında kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya

tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları gibi bazı araçların da

kullanılmasını içerir (Mehmet Mutlu, B.

No: 2014/18240, 18/4/2018, § 84).

Dolayısıyla Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında toplanma

hakkının sınırlandırılmasında ve müdahale usulünde izlenecek hususlarda gerekli

yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu sebeple somut olayda toplanma hakkına

müdahalenin kanunilik unsuru

mevcuttur.

(2) Meşru Amaç

106. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan bir müdahalenin

meşru olabilmesi için Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması" amaçlarına yönelik olması gerekir.

107. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar incelendiğinde

eyleme yönelik müdahalenin amacının kamu düzeninin bozulmasını engellemeye

yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru konusu olayda Anayasa’nın 34.

maddesi gereğince polisin yaptığı müdahalenin meşru bir amaç taşıdığı kabul edilmelidir.

(3) Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

108. Anayasa Mahkemesi demokratik

toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini

daha önce pek çok kez açıklamıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkı, demokratik toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup

bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir

araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde

kullanılan ve düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan

yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak; çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411,

30/11/2017, § 36; Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 115; Eğitim ve Bilim

Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 45).

109. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması (Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463,

18/9/2014, § 56; Adalet Mehtap Buluryer,

B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§ 103-105; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51) ve orantılı (bazı

farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan § 33, 56; Ferhat Üstündağ, § 48) olması gerekir.

110. Anayasa’nın 34. maddesi, fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade

ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı,

şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır. Demokratik bir toplumda kişilere, mevcut düzene itiraz

eden ve -barışçıl yöntemlerle- değiştirilmesini savunan siyasi fikirlerin

toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesi imkânı sağlanmalıdır.

Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler

barışçıl toplanma kavramı dışındadır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı,

şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır. (Dilan Ögüz Canan,

§ 37; Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§§ 117, 118; Eğitim ve Bilim Emekçileri

Sendikası ve diğerleri, § 80; Osman

Erbil, § 47; Gülşah Öztürk ve

diğerleri, §§ 67, 68; Ömer Faruk

Akyüz, § 54). Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı

hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet

içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu

demokrasinin gereğidir (Dilan Ögüz Canan,

§ 36; Osman Erbil, § 54).

111. Barışçıl şekilde toplanan kişilere yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunun,

müdahalenin kamu düzeninin bozulması veya bozulma tehlikesinin ortaya çıkması

sebebiyle yapıldığının veya katılımcıların bu anayasal haklarını kullanırlarken

sahip oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmadıklarının yetkili mercilerce -polis raporlarında, iddianamelerde veya

derece mahkemelerinin gerekçelerinde- gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan, § 53).

(b)İlkelerin Olaya Uygulanması

112. Somut olayda başvurucular katıldıkları gösteriye kolluk

görevlilerinin gereksiz ve orantısız şekilde müdahale ettiğini ileri

sürmüşlerdir. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin denetleyeceği ilk husus, toplantı

ve gösteri yürüyüşünün sonlandırılması için zorlayıcı

toplumsal bir gereksinim olup olmadığı ve kamu makamlarının bu

yöndeki değerlendirmelerinin gerçeklik

değeri taşıyıp taşımadığıdır (krş. Eğitim

ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 88). Gerçeklik değeri

sadece Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan durumların

gerçekleşip gerçekleşmediğini değil bu yönde bir tehlikenin olup olmadığını da

kapsamaktadır (Mehmet Mutlu, §

89).

113. Kamuya açık alanda düzenlenen gösteriler, günlük yaşam

düzenini belirli bir derecede bozmakla birlikte bu gibi durumlarda devletin

daha sabırlı ve hoşgörülü bir tutum takınması beklenmelidir. Aynı zamanda

kolluğun güç kullanımında özellikle daha dikkatli ve profesyonel davranması

icap etmektedir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Muhterem Turantaylak, B. No: 2014/15253,

9/5/2018, § 51).

114. Başvurucuların da dâhil olduğu gösterici grup 11/5/2018

tarihinde, Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki patlamayı protesto etmek için saat

12.45'ten itibaren Kızılay'daki heykel önünde toplanmaya başlamış, saat 13.40

sıralarında ise çeşitli yöntemlerle ses çıkararak eylemlerine başlamıştır.

Gösterici grubun amacının meydana gelen menfur olaya karşı toplumun sessiz

kalmadığını göstermek, ayrıca bu kapsamda tepkilerini kamu makamlarına da duyurmak

olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucuların şikâyet dilekçesi içeriğinden ve başvuru

formundan da anlaşıldığı üzere göstericilerin eylem öncesinde Başbakanlığa

yürümek gibi bir amaçları bulunmamaktadır. Göstericiler, Başbakanlığa doğru

yapacakları yürüyüşle kamu makamlarına seslerini duyurmak istemişlerdir.

Gösterici grup bu doğrultuda yürüyüşe geçtikten hemen sonra kalkanlarıyla

tedbir alan kollukla karşılaşmıştır. Yürüyüş yapılması konusunda kolluk

amirinin göstericilerle müzakere yapma teşebbüsü gösterici grubun sözcüsü olan

Ç.D.nin tavrı nedeniyle olumsuz şekilde sonuçlanmıştır. Yürüyüş yapmakta ısrar

eden gösterici grup tedbir alan kolluğa aniden elleriyle ve flamalarla vurmaya

başlamıştır. Önceden bildirim yapılmaksızın yapılan gösteride eylemcilerin herhangi

bir müzakere yürütmeden karşılarına çıkan kolluğa saldırı niteliği taşıyan ve

gösterinin barışçıl olmaktan çıkmasına neden olan davranışlarda bulunmaları

nedeniyle yürüyüş yapılmasına izin verilmemesine ilişkin kolluk müdahalesini

artık tek başına değerlendirmek mümkün değildir. Kamuya açık bir alanda

toplanan yüz yirmi kişilik gösterici grubun Başbakanlık binası gibi devletin en

önemli kurumlarından birine doğru yürüyüş yapmak istemesinin bazı güvenlik

önlemleri alınmasını zorunlu kıldığı tartışmasız iken eylemcilerin neden

yürüyüş yapmak istediklerini izah etmeden ve bu konuda kolluk güçlerine tedbir

almak için yeterli bir zaman tanımadan barışçıl olmayan, şiddet içerikli

davranışlar sergilemeleri müdahalenin bir bütün hâlinde incelenmesini gerektirmiştir.

Olayın gerçekleşme biçimine göre de kolluğun yürüyüşe geçen ve sonrasında

saldırı yapan göstericilere gazla müdahale edip eylemcilerin geriye doğru

dağılmalarını sağlaması gerekli ve orantılıdır. Dolayısıyla polisin bu

müdahalesi nedeniyle başvurucular açısından toplantı ve gösteri düzenleme

haklarının ihlal edildiği söylenemez. Aynı zamanda başvurucu Uğur Uzunpınar'ın

gaz sıkılması nedeniyle gözünde meydana gelen yaralanma nedeniyle -asgari eşik

aşılmadığı da değerlendirildiğinde (bkz. § 80)- anılan hakkına ölçüsüz bir

müdahalede bulunulduğundan bahsedilemez.

115. Geriye çekilen eylemcilerin taş, şişe gibi cisimleri kolluk

görevlilerine atmasıyla daha yoğun şiddete evrilen gösteride eylemciler tamamen

dağılmamış ve yeniden heykel önünde toplanmaya başlamışlardır. Kolluk

görevlileri, yeniden toplanmaya başlayan göstericilere fiziksel bir müdahalede

bulunmamış; sadece yol üzerinde kalkanlarıyla güvenlik tedbiri almıştır.

Gösterici grup içinde trampet taşıyan bir kişinin elindeki bageti polis kalkanına

vurmasıyla yeniden ortamın gerginleştiği, üzerilerine doğru gelen göstericilere

kolluk görevlilerinin gaz sıktığı görülmektedir. Bu anlarda başvuruculardan

Deniz Kaplan'ın elinde tuttuğu bir cismi polise doğru koşup fırlattığı,

sonrasında ise ölçüsüz kolluk müdahalesiyle karşılaştığı anlaşılmaktadır.

116. Gösterecekleri tutumla bireylerin davranış kalıplarını

etkileme potansiyeline sahip kolluk görevlilerinin orantısız güç kullanması

hakların kullanımında kısıtlayıcı bir tesire neden olabilir (Ali Ulvi Atunelli, § 107). Bu nedenle

gösteriye yapılması gereken müdahalenin ortaya çıkan tehlikeyle orantısız

olması sadece hâlihazırdaki gösteriye katılanların bu haklarının zarar

görmesine neden olmaz, ayrıca gelecekte bu hakkı kullanmak isteyecek bireyler

içinde psikolojik bir bariyer oluşturabilir. Bununla birlikte bireylerden

asgari seviyede beklenmesi gereken, katıldıkları toplantı veya gösterilerde

şiddet içeren eylemler sergilememeleridir. Şiddet barındıran suç konusu

davranışlara tevessül etmek bu hakkın özüyle bağdaşmayacağı gibi devletin bu

eylemlere hoşgörüyle bakması ve sabır göstermesi anılan hakkın amaçları

arasında yer almaz.

117. Somut olayda, başvurucu Deniz Kaplan'ın yüzü kapalı bir

şekilde koşarak kolluk görevlilerinin önüne kadar geldiği ve kalkanlarıyla

tedbir alan görevlilere sert bir cisim attığı görülmektedir. Başvurucuya söz

konusu eylemi nedeniyle herhangi bir adli soruşturma yapılmamış olması bu

tespitten hareketle bir değerlendirme yapılmasını engellememektedir.

Başvurucunun eylemi sonrasında polisin sergilediği müdahalenin orantısız olduğu

anlaşılmakta ise de şiddet içeren davranışı görmezden gelmek veya bu durumdan

bağımsız bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Başvurucunun henüz kendisine

yönelmiş fiziksel bir polis müdahalesi bulunmamakta iken 1-2 metre mesafeden

kolluk görevlilerinin üzerine bir cisim attığı anlaşılmaktadır. Ortaya konan

davranışın somut sonuçlarından bağımsız olarak endişe verici bir tehlike

hâlinin başvurucu tarafından yaratıldığı açıktır. Şiddet içeren bu eyleme kamu

makamlarının sessiz kalması beklenemez ise de yapılacak müdahalenin orantılı

olması gerekmektedir. Eylemi sonrasında anlık gelişen orantısız polis

müdahalesiyle karşılan başvurucunun mutlak nitelikteki kötü muamele yasağının

mağduru olması tek başına toplantı ve gösteri düzenleme hakkının ihlal edildiği

sonucunu doğurmamaktadır. Başvurucu müdahale sonrasında kolluk tarafından

serbest bırakılmış ve gösterinin geri kalan kısmına katılabilme imkânı elde

etmiştir. İzlenen görüntülerde -orantısız şekilde cereyan etse de- müdahalenin

başvurucunun saldırgan eylemini hedef aldığı, toplantı özelinde bir tepki

olmadığı anlaşılmaktadır. Olaydan bir müddet sonra göstericilerle polis

arasında başvurucuya yapılan müdahalenin gereksiz olduğu konusunda yapılan

tartışma sırasında bu alana gelerek kolluk görevlileriyle konuştuğu görülen

(bkz. § 38) başvurucuda, orantısız müdahalenin caydırıcı bir etki yaratmadığı,

başvurucunun kararlılıkla gösteriye devam edebildiği görülmüştür. Dolayısıyla

somut olay özelinde başvurucu orantısız bir müdahaleye maruz kalsa da öncesinde

şiddet içeren davranışlar sergilemesi ve sonrasında eyleme devam edebilme

imkânına sahip olması nedeniyle orantısız polis müdahalesinin başvurucunun

toplantı ve gösteri düzenleme hakkını ihlal ettiği söylenemez.

118. Gaz fişeği ile bacağından yaralandığı iddiasının

doğruluğuna ilişkin somut veriler bulunmadığı sonucuna ulaşılan başvurucu Uğur

Uzunpınar'ın polis tarafından sırtına tekme atılması iddiasının da bu hak

yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir. Başvurucu Uğur Uzunpınar ve diğer

göstericiler ikinci kez dağıtılan toplantı sonrasında yeniden heykel civarında

toplanmışlardır. Bu anlarda göstericilerin çeşitli sloganlar attığı

duyulmaktadır. Kolluk bu sırada aniden harekete geçerek göstericileri dağıtmaya

ve bazılarını da yakalamaya başlamıştır.

119. Toplanma hakkına müdahale kapsamında güvenlik için

gerekliliğin ve kamu düzeninin aşırı bozulma riskinin olup olmadığını

değerlendirme yetkisi öncelikle polise aittir ve bu durum onların takdir

alanında kalmaktadır. Ancak kamu görevlilerinin toplanma hakkına yönelik bu tür

müdahalelerin keyfî olmayıp haklı ve gerekli olduğunu (polis raporlarında,

iddianamelerde veya derece mahkemelerinin gerekçelerinde) göstermesi gerekir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 92). Anayasa Mahkemesinin bu konudaki denetimini kamu görevlilerinin ortaya

koyduğu gerekçeler üzerinden yapması gerekmektedir.

120. Başvurucu Uğur Uzunpınar, yakalama ve dağıtma işlemi

sırasında kalabalık içinde yere düşmüş; sonrasında ise sırtından tekmeyle

darbedilmiştir. Yürüyüşe başlanması aşamasından sonra gösterinin barışçıl

olmaktan çıktığı, ancak eylemcilerin yeniden gösteri alanında toplanmaya

başladıkları anlaşılmaktadır. İlk polis müdahalesinde başvurucunun da saldırgan

tavırlar sergileyen kişiler arasında bulunduğu polis tutanağında belirtilmiş

ise de (bkz. § 11) yeniden alanda toplanılmasıyla devam eden gösteride saat

14.15'teki müdahale öncesinde başvurucunun şiddet içeren bir eylemi tespit

edilmemiştir. Alanda bulunan başvurucuya ve beraberindekilere görüşlerini ifade

etmelerine ve kamuoyuna duyurmalarına yetecek düzeyde sabır ve hoşgörü

gösterdiğini değerlendiren kolluğun -öncesinde eylemin şiddete evrilmiş olduğu

da gözetildiğinde- göstericilere müdahale etmesi ve suça karışanları yakalaması

gereksiz olarak nitelendirilemez. Bununla birlikte düştüğü yerden kalkmaya

çalışan başvurucuya atılan tekme ile orantısız bir şekilde müdahalede

bulunulması (bkz. § 79) başvurucunun toplantı ve gösteri düzenleme hakkının

ihlal edilmesine neden olmuştur.

121. Diğer taraftan başvurucu Eylem Karadağ'ın saat 14.15'te

gerekli olduğu değerlendirilen polis müdahalesi sırasında yaralanmasının da

incelenmesi gerekmektedir. Başvurucunun bu müdahale sırasında elleri

kelepçelenmekteyken kendisine tekme atıldığı ve kalkanla vücuduna vurulduğu

şeklindeki iddialarının savunulabilir olmadığı değerlendirilmiştir. Bununla

birlikte polis müdahalesi sırasında yerde kalan ve elleri kelepçelenerek

gözaltına alınan başvurucuda birtakım yaralanmalar olduğu doktor raporlarıyla

anlaşılmış, bu durum kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda da kamu

makamlarınca kabul edilmiştir. Gösterinin dağıtılması ve suça karışanların

tespiti için başlayan polis müdahalesinin gerekli olduğu yukarıda izah

edilmiştir. Başvurucuya bu kapsamda kolluğun müdahalede bulunarak başvurucuyu

yakalaması olağan karşılanmalıdır. Kaldı ki başvurucu, ellerinin kelepçelenmesi

sırasında sağ kolunda 1 cm'lik iki adet morluk oluşması nedeniyle anılan hak

kapsamında şikâyetçi olmamıştır. Dolayısıyla bu yönüyle ayrıca bir

değerlendirme yapılmamıştır. Bu nedenle başvurucunun toplantı ve gösteri

düzenleme hakkının ihlal edildiğinden bahsedilemez.

122. Açıklanan gerekçelerle başvuruculardan Uğur Uzunpınar'ın

Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlal edildiğine, diğer başvurucuların ise anılan haklarının

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

123. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

124. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

125. Başvurucular, ihlal tespiti ile yargılamanın yenilenmesini

istemiştir. Ayrıca Deniz Kaplan 5.000 TL, Uğur Uzunpınar ile Eylem Karadağ ise

ayrı ayrı 7.500 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

126. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,

ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

127. Kolluk görevlilerince başvurulan güç kullanımı sonucunda

başvurucular Deniz Kaplan ve Uğur Uzunpınar yönünden insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutları itibarıyla ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır. Ayrıca toplantıya yapılan müdahalenin demokratik toplum

düzeninin gereklerine aykırı olması nedeniyle başvurucu Uğur Uzunpınar

açısından toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının da ihlal edildiğine

karar verilmiştir.

128. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul

boyutuna ilişkin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin

yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

129. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında talepleriyle

bağlı kalınarak Deniz Kaplan'a 5.000 TL, Uğur Uzunpınar'a 7.500 TL manevi

tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Eylem Karadağ yönünden kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvurucular Deniz Kaplan ve Uğur Uzunpınar yönünden insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Başvurucular Deniz Kaplan ve Eylem Karadağ yönünden

Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Başvurucular Deniz Kaplan ve Uğur Uzunpınar yönünden

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL

EDİLDİĞİNE,

3. Başvurucu Uğur Uzunpınar yönünden Anayasa’nın 34. maddesinde

güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (2013/70648 Soruşturma

numaralı) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucular Deniz Kaplan ve Uğur Uzunpınar'a sırasıyla net

5.000 ve 7.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucular Deniz Kaplan ve Uğur Uzunpınar'a müştereken ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucu Eylem Karadağ'ın yargılama

giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/3/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Sinan ARMAĞAN Başvurucular : 1. Deniz KAPLAN 2. Eylem KARADAĞ 3. Uğur UZUNPINAR Başvurucular Vekili : Av. Deniz ÖZBİLGİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/17962, 11 Mart 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucular Aleyhinde
  8. C. Başvurucuların
  9. D. Soruşturma Dosyasında
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Kötü Muamele Yasağının
  13. B. Toplantı ve Gösteri
  14. B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§ 103-105; Tansel
  15. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
  17. E. 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  19. G. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  20. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/17962
Tarih
11 Mart 2020

İlgili Kararlar

  • Hurşit Çetin Başvurusu (B. No: 2017/30716)
  • Mehmet Turgay Özbekler Başvurusu (B. No: 2017/20779)
  • Alaettin Toğrul ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/10990)
  • Dilara Gündüz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/20364)
  • Nevzat Çolak ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi Başvurusu (B. No: 2015/5076)
  • Ali Ergin Demirhan Başvurusu (B. No: 2015/16368)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.