İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Doğan Anğay Başvurusu (B. No: 2014/3178)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun ve yargılamanın

Başvuru No2014/3178Tarih1 Şubat 2017Okuma19 dk · 3.806 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Doğan Anğay Başvurusu

Karar tarihi
1 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/3178
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.806 kelime·19 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun ve yargılamanın

makul süreyi aşması, yargılama boyunca savunma yapılamaması nedeniyle kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılama hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/3/2014 tarihinde Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/5/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4.Bölüm Başkanı tarafından 4/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 24/7/2014 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Mardin Sulh Ceza Mahkemesinin 21/10/2011 tarihli

ve 2011/134 sorgu sayılı kararıyla terör

örgütü kurma veya yönetme ve terör

örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmıştır.Tutuklama

gerekçesi şu şekildedir:

" Dosyada mevcut gizli tanık beyanları,

tespit tutanakları, iletişim tespit tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre;

şüpheliler ... Doğan Anğay'ın, müsnet

suçları işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

delillerin bulunması, müsnet suçun niteliği, kanunda

ön görülen cezasının nevi ve miktarı, CMK'nın 100/3-a

maddesinde sayılan suçlardan olması dikkate alınarak adı geçen

şüphelilerinCMK'nın100 ve devamı maddeleriuyarınca

tutuklanmalarına [karar verildi]."

8.Başvurucu ve diğer 48 sanık hakkında terör örgütü kurma veya

yönetme ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçları ile ilgili olarak Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/11/2012 tarihli ve E.2012/1367 sayılı

iddianame, Diyarbakır8. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiştir. Mahkemenin

E.2012/156 sayılı dosyasında kamu davası görülmeye başlanmıştır.

9.Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince 17/12/2013 tarihinde

verilen ara karar gereğince başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir. Tutukluluğun devamı kararına başvurucu veya vekili tarafından

itiraz edilmemiştir.

10.Başvurucu 10/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

11. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/3/2014 tarihli ve

E.2012/156, K.2014/104 sayılı kararıyla başvurucu hakkındaki dava Mardin 2.

Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir. Yargılama Mahkemenin E.2014/111 sayılı

dosyasında devam etmektedir.

12. Başvurucu 18/6/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

13. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314.

maddesi şöyledir:

"(1)Bu kısmın

dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı

örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna

ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır."

14.12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

7. maddesinin (1) numaralı fıkrası.

15.4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya

sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen

ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı

verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315)

...”

16.5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

" (1) Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler.

..."

17. Aynı Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 1/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, yargılamanın makul süreyi aştığını, yargılama

boyunca savunma yapamadığını, lehe olan kanun değişikliklerinin dikkate

alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkının; tutuklanmasını gerektirecek

somut bir delil bulunmadığını, sabit ikametgahı olmasının, öğretmenlik

mesleğini ifa etmiş olmasının ve bütün delillerin toplanmış olmasının dikkate

alınmadığını, uzun tutukluluk hâlinin infaza dönüştüğünü belirterek kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

i. Ön sorun Hakkında

20.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır."

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

22. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

23. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun, Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

24. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireysel başvuru

yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olması gerekir.

Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları etkili

değilse Mahkeme somut olayın koşullarını dikkate alarak bir başvurunun

incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata,

B. No:2012/254, 6/2/2014, § 33).

25. Bununla birlikte başvuru yollarının tüketilmesi kuralının

bir dereceye kadar esneklikle ve aşırı şekilcilikten uzak biçimde uygulanması

gerekir. Buna ek olarak başvuru yollarının tüketilmesi kuralı mutlak olmadığı

gibi otomatik olarak uygulanabilir nitelikte bir kural da değildir. Bu kurala

uyulup uyulmadığının denetlenmesi sırasında her bir olayın özel şartlarına

dikkat edilmesi gerekir. Yani bu kurala uyulup uyulmadığı denetlenirken başka

şeylerin yanında hukuk sistemindeki biçimsel hukuk yollarının varlığı değil,

aynı zamanda bu yolların işlerlik kazandıkları genel hukuki ve siyasal bağlam

ve ayrıca başvurucunun kişisel durumu da gerçekçi bir biçimde dikkate alınmak

zorundadır. Son olarak davanın tüm koşulları çerçevesinde başvurucunun

kendisinden başvuru yollarını tüketmek bağlamında beklenebilecek her şeyi

yerine getirip getirmediğini incelemesi gerekmektedir (Serdar Ziriğ

[GK], B. No: 2013/7766, 2/7/2015, § 26).

26. "Bir suç isnadına

bağlı olarak tutuklu olma" durumunda, tutukluluk süresinin

kanuni süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılacak bireysel

başvurunun, ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar

verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra veya serbest

bırakılmadan itibaren başvuru süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet Emin Kılıç, B. No: 2013/5267,

7/3/2014, § 28). Bununla birlikte anılan kural mutlak değildir. Bazı hâllerde

kuralın, hakların kullanılmasına engel olacak aşırı şekilcilikten uzak bir

şekilde esnek yorumlanması gerekebilir. Özellikle daha önce birçok kez

tutukluluğun devamı kararlarına itiraz edilmiş ve sonuç alınamamışsa en son

verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz edilmediği dolayısıyla başvuru

yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuru reddedilmemelidir (Serdar Ziriğ, §

27).

27.Somut olayda ilk derece mahkemesinin başvurucunun tutukluluk

hâlini resen veya başvurucunun talebi üzerine incelemiş olduğu ve her defasında

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verdiği, bu kararlara karşı

yapılan itirazların (Ulusal Yargı Ağı Projesi Bilişim Sistemi [UYAP] üzerinden

yapılan incelemede başvurucunun altı kez itiraz ettiği görülmüştür) da

reddedildiği anlaşılmıştır. Tutukluluğun devamına karar verilen bir davada

başvurucunun yaklaşık üç yıl süren bir tutuklulukta verilen son tutukluluğun

devamı kararına karşı itiraz yoluna başvurmaması nedeniyle kabul edilemezlik

kararı verilmesi aşırı şekilci bir yaklaşım olacaktır. Kaldı ki başvurucu

17/12/2013 tarihinde verilen tutuklamanın devamı kararına doğrudan itiraz

etmemiş olsa da UYAP üzerinden yapılan incelemede bireysel başvuruda bulunduğu

tarihten tahliye edildiği 18/6/2014 tarihine kadar yaptığı itirazların da

reddedildiği anlaşılmıştır.

28. Belirtilen nedenlerle başvurunun, yalnızca itiraz yoluna

başvurulmadan yapıldığı gerekçesiyle kabul edilemezliğine karar verilmemelidir.

ii. Tutuklamanın Hukuki Olmadığı İddiası

29. Anayasa’nın 19.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına

sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve

şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum

bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin

özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında

belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 42).

30. Anayasa’da yer alan kurallara benzer şekilde Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

herkesin özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu, anılan fıkranın (a) ve (f)

bentlerinde belirtilen hâller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan

hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912,

6/3/2014, § 42).

31. Kişi hürriyetine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen

esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve

derece mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler, esas ve usule

ilişkin hukuk kurallarına uymakla yükümlüdür. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı

kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup

maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması gerekir (Abdullah

Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38).

32. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi

tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla

tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi

öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır.

Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı

delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın

kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

33. Ancak bu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla itham

edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde

toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı yürütülen

soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini

oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli

süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas

teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının

sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak

olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, § 73).

34. Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde

düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair

kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu

da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya

kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa (b) şüpheli veya sanığın

davranışları 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme 2) tanık, mağdur

veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §

46)

35. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği

sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya

hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz.

Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması

da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya

Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren

bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir (Abdullah Ünal, § 39).

36. İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç

işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve

özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle sınırlı bir inceleme

yapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddi

belirtilerin varlığı ilk tutma bakımından yeterli olabilir (Hikmet Kopar ve diğerleri, B. No:

2014/14061, 8/4/2015, § 84).

37.Somut olayda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen

15/11/2012 tarihli iddianame ile başvurucunun PKK/KCK terör örgütü bünyesinde

faaliyet gösteren Mardin Kent Meclisi yapılanması içerisinde yer almak

suretiyle PKK terör örgütü üyesi olmakla suçlandığı görülmektedir. Bu

suçlamayla ilgili olarak iddianamede İ.B. isimli şahıstan ele geçirilen ve

Mardin'de gerçekleştirilen Kent Meclisi toplantı tutanağında isminin geçtiği ve

aldığı 57 oyla Kent Meclisi yürütme kuruluna seçildiği, Kent Meclisleri toplantısına

katılan şahısların isim listesi ile her isim karşısında toplantıya

katıldıklarına dair imzaların bulunduğu belgede başvurucunun da imzasının

görüldüğü, gizli tanık ifadelerinde de başvurucunun Mardin Kent Meclisi

yürütmesine seçildiğinin belirtildiği şeklindeki tespitlere yer verilmiştir.

Ayrıca ikametinde yapılan aramada birtakım notlar ve PKK'nın amaç ve

stratejilerini anlatıp propagandasını yapmakta kullanıldığı iddia edilen

kitabın bulunduğu belirtilmiştir. Mahkemece başvurucunun tutuklanmasına karar

verilirken kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerin bulunduğu

belirtilmiş; müsnet suçun niteliği, Kanunda öngürülen cezanın ağırlığı, nevi ve miktarı, suçun katalog

suçlardan olması hususlarına dayanılmıştır (bkz. § 7). Dava dosyası, iddianame

ile başvurucuya isnat edilen eylemler ve başvurucu hakkında verilen tutuklama

kararındaki gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden suç

işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu

sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan nedenlerle tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii.Tutukluluğun Makul Süreyi

Aştığı İddiası

39.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır."

40. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

41. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

42. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının

kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,

§ 29).

43. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna

uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte

aynı Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabileceği belirtilmektedir.

44. Anayasa Mahkemesince son dönemde verilen kararlarda

tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla

yapılan bireysel başvurularda, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

başvurucu tahliye edilmiş veya ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmiyetine

karar verilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu belirtilmiştir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016,§§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016, §§ 33-45).

45. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 18/6/2014

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun, tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada da incelenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi içtihatları, bu kapsamdaki

taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı

yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun Kanun'da öngörülen azami süreyi ve/veya makul süreyi aştığının

tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincil niteliği" ile

bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, tutukluluğunun makul

süreyi aştığı iddialarına ilişkin olarak, yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Savunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

47.Başvurucu, lehe olan yasa değişikliklerinin dikkate

alınmadığını ve yargılama boyunca savunma yapamadığını ileri sürmüştür.

48.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

49. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

50. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

hukuk yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16,17).

51. Somut olayda başvurucunun yargılandığı dava ilk derece

mahkemesi aşamasında olup Anayasa Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih

itibarıyla da ilk derece mahkemesinde derdesttir. Başvurucunun başvuru formundadile getirdiği lehe olan yargısal değişikliklerin

dikkate alınmadığına, yargılama boyunca tek kelime savunma yapamadığına ilişkin

şikâyetlerini derece mahkemelerinde devam eden yargılamada ve sonrasında temyiz

aşamasında ileri sürebilme ve ileri sürmüş ise bu şikâyetlerin bu aşamalarda

incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve

temyiz süreçleri beklenmeden yargılama sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali

şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği

görülmüştür.

52. Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemeleri ve temyiz

mercileri önünde usulüne uygun olarak devam eden başvuru yolları tüketilmeden

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Yargılamanın Makul

Sürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia

53. Başvurucu, hakkındaki davanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de

bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Makul sürede yargılanma hakkı Anayasa'nın 36. maddesi ile

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 39).

55. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme'nin 6. maddeleri uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Somut olayda başvurucu hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediği

iddiasıylasoruşturma başlatılmıştır (bkz. §§ 7, 8).

Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar, 5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde

hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır (bkz. § 13). Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.

56. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin

makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35).

57. Başvurucuya bir suçun isnat edildiği (başvurucunun

tutuklandığı) 21/10/2011 tarihi ile bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih

arasında geçen süre 5 yıl 2 aydır.

58. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkin

olarak mutlak bir süreye göre değerlendirme yapılmamakta, her davanın

özelliğine göre makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenmektedir. Davanın

karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların

yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın

süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

59. Yargılamanın karmaşıklığını değerlendirirken davanın hem

hukuki hem de maddi açıdan bütün yönleri ele alınmalı; davanın konusunun

karmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, delillerin toplanmasında

karşılaşılan engel, maddi olayların karmaşıklığı, sanıkların ya da isnat edilen

suçların veya tanıkların sayısı, davanın uluslararası unsurları, bilirkişi

deliline duyulan ihtiyaç, yazılı delillerin hacmi gibi birçok unsur

incelenmelidir. Davanın taraflarının ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu açısından ise ceza davalarında sanık, adli makamlarla aktif bir iş

birliği yapmak zorunda olmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunma

imkânlarını kullandığı için de kusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendi

idari ve yargısal organlarına yüklenebilecek gecikmelerden sorumludur (Murat Öztürk, B. No: 2014/2454, 4/11/2014,

§§ 52, 53).

60. Somut olayda başvurucunun terör örgütü kurma veya yönetme ve

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarından 21/10/2011 tarihinde tutuklandığı,

üzerine atılı suçları işlediği iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı,

yargılamaya başlayan Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince davanın tensip

zaptının düzenlenmesinden sonra toplam kırk dokuz sanığın savunması ile gizli

tanıkların beyanlarının alındığı, gerekli yazışmaların ve müzekkerelerin

cevabının beklendiği, Mahkemece ortalama birer aylık aralıklarla yirmi yedi

duruşma yapıldığı, 22/10/2014 tarihli duruşmadaCumhuriyet

savcısının esas hakkındaki görüşünü sunduğu, 24/12/2014 tarihli duruşmada sanıklaraesas hakkındaki savunmalarını hazırlamak için süre

verildiği, 18/3/2015 tarihli duruşmada başka sanıkların tevsii tahkikat

talebinde bulundukları, bundan sonraki duruşmalarda bu talep doğrultusunda

mahkemece müzekkereler yazılarak cevaplarının beklendiği, yargılama süresince

dosyanın incelemeye alındığı herhangi bir duruşmanın olmadığı tespit

edilmiştir.

61. Sonuç olarak soruşturma ve yargılama safhalarıyla birlikte

değerlendirildiğinde, yargılama faaliyetlerinde hareketsiz kalınan bir dönemin

bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve gerekli

özenin gösterildiği görülmüştür.

62. Yargılama süresinin makul olup olmadığının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gereken

davadaki sanık sayısı, dosyada birleştirme kararı verilip verilmediği, davanın

karmaşıklığı, atılı suçların vasıf ve mahiyeti gibi unsurlar bir bütün olarak

değerlendirildiğinde somut başvuru bakımından 5 yıl 3 aylık yargılama süresinin

makul olduğu görülmektedir.

63. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

1/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M.Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Doğan ANĞAY

Vekili

:

Av. Ahmet

DUYAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3178, 1 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça
  12. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Yıldırım
  14. Akıncı
  15. Topal
  16. Kaya
  17. Duyan
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3178
Tarih
1 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • M.f. Başvurusu (B. No: 2014/5200)
  • Ebru Yaman ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3310)
  • Serdar Erkek Başvurusu (B. No: 2014/5393)
  • Kemal Denk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/17989)
  • Mahmut Koç Başvurusu (B. No: 2014/1724)
  • Dicle Seben Başvurusu (B. No: 2014/4961)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.