İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Edip Elma ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14826)

1. Başvuru, polis memurları tarafından darbedilme ve

Başvuru No2015/14826Tarih18 Nisan 2019Okuma28 dk · 5.581 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Edip Elma Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
18 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2015/14826
R.G. Tarih ve Sayı
25/6/2019-30812
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.581 kelime·28 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, polis memurları tarafından darbedilme ve

hakarete maruz kalma ile bu olayla ilgili olarak etkili soruşturma

yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 2/9/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular 1/10/2014 tarihinde özel araçlarıyla

seyir hâlinde iken Ankara Altındağ Demirfırka Polis Karakolunun bulunduğu

sokakta, Motosikletli Timler Amirliğinde görevli polis memurlarının araçtan

şüphelenmeleri üzerine durdurulmuşlardır. Polis memurları, başvurucuları

araçtan indirerek kimlik kontrolü yapmıştır.

9. Başvurucuların kimliklerini ibraz etmeleri sırasında

polis memurları ile aralarında birtakım olaylar yaşanmıştır.

A. Taraf Beyanları

10. Başvurucuların anlatımlarına göre olaylar şöyle

gelişmiştir:

i. Naim Erdoğan'ın kimliğini kontrol eden polis memuru,

kimlikte belirtilen yaşın gerçekte olduğundan küçük olduğunu düşünerek Naim

Erdoğan'a mesleği ve askerlik durumu ile ilgili sorular sormuş, Naim Erdoğan'ın

öğrenci olduğunu söylemesi üzerine öğrenci kimliğini görmek istemiştir. Naim

Erdoğan'ın öğrenci kimliğini cüzdanının içinden göstermesi üzerine polis memuru

sinirlenerek hakaret etmiş ve üstüne yürümüştür.

ii. Polis memurları, araya girmek istemesi üzerine Yunus

Demir'in üstüne yürümüş, diğer polisler de yanlarına gelerek kendilerini

kelepçelemiş, sinkaflı sözlerle hakaret etmeye başlamış ve fiziksel şiddet

uygulamışlardır. Polis memurları bu sırada -özellikle Yunus Demir olmak üzere-

kendilerine yoğun miktarda biber gazı sıkmışlardır.

iii. Yunus Demir ekip aracına bindirilmiş ve burada

darbedilmiştir. Polis memurları "Burası Bitlis, Iğdır değil."

şeklinde de söylemlerde bulunmuşlardır.

iv. Daha önce önden taktıkları kelepçeleri çıkarıp

arkadan takarak Yunus Demir dışındakileri araçlarına bindirerek -aracı

polislerden biri kullanmak suretiyle- 19 Mayıs Stadyumu içinde bulunan polis

merkezine götürmüşlerdir. Götürüldükleri odanın içinde on polis memuru

tarafından 4-5 dakika boyunca darbedilmişlerdir. Daha sonra sivil giyimli

birinin gelerek "Burada ne yapıyorsunuz, dayak işini bırakın, herkes

işini yapsın, işi olmayan dışarı çıksın." demesi üzerine beş altı

polis memuru odayı terk etmiştir. Kalan polis memurları kendilerini duvara

dayamış ve onlara tekme atarak bacaklarını açtırmış, üst araması yapmışlardır.

Bu sırada polis memurları küfretmeye devam etmişlerdir.

v. Yunus Demir diğerlerinden farklı bir polis merkezine

götürülmüş ve burada darbedilmiştir. Kafasına ve burnuna darbe almış, aldığı

darbeler nedeniyle burnunda kanama meydana gelmiştir.

vi. Diğerlerinin duvar dibine sıralandıkları sırada Yunus

Demir de burnu kanar hâlde, gözü kanlanmış ve yüzü kızarmış şekilde yanlarına

gelmiştir. GBT kontrolü yapıldıktan sonra iki kişilik araç içine dört kişi

bindirilerek adli muayene raporu alınması için muayeneye götürülmüşlerdir.

vii. Sağlık muayenesi sırasında darbedildiklerini beyan

etmelerine karşın muayene özenli yapılmamış ve yaralanmalarının neler olduğu

kendilerine sorulmuştur. Yaralanmaların belirtileri henüz ortaya çıkmadığından

bazı yaralanmaları tespit edilememiştir. Polis memurları sağlık raporlarını

düzenleyen sağlık personeli ile görüşmüştür.

11. Polis memurlarının yargılama aşamasında alınan

ifadeleri şöyledir:

i. Polis Memuru N.K.nın beyanı şöyledir:

"Olay tarihinde yunus ekibi olarak

diğer müşteki sanıkların aracından şüphelendiğimizden araçlarını sağa

çekmelerini istedik. Kimliklerini istedik. Bu sırada Naim isimli sanık bize

hitaben 'kimlik vermeyiz' şeklinde sinkaflı küfürler etti. Biz kendisini

uyardık. Bu sırada araçtan inen diğer 3 müşteki sanık da bizlere karşı sinkaflı

şekilde küfürler ettiler. Biz kimlikleri almak için ısrar ettiğimizde

sanıklardan Yunus Demir E... arkadaşımızın üzerine yürüyerek kolunu tutup

arkadan büktü. Biz de bu nedenle diğer sanıkları ittirdik. Bize karşı fiili

saldırıda bulunan Yunus Demir'dir. Aynı zamanda "senin kafanı

kopartırım" şeklinde arkadaşımızı tehdit etmişti. Biz kendilerini bu şekilde

hareket ettikleri için gözaltına almak için biber gazı sıkmak zorunda kaldık.

Kendilerine karşı herhangi bir hakaretimiz olmadı. Sayı itibariyle arabaya

sığmayacağımızdan iki grup halinde gittik. Yunus Demir Demir Fırka karakoluna,

diğerlerini ise sığmayacakları için ve tutulacak tutanaklar için 19 Mayıstaki

toplanma merkezine önce götürdük. Muayene sırasında doktorla ön görüşme

yaptığımız doğru değildir. Biz kendilerine vurmadık. Gözaltına almak için

görevimizi yaptık. Hakaret de etmedik..."

ii. Sorulması üzerine N.K. "Demir Fırka karakolu olay yerine

yakındır. Ancak karakol küçük olup başka yerlerden de olaylar geldiği için

tutanak tutma zorluğu nedeniyle önce toplanma yerimiz olan 19 Mayıs merkezine

götürdük. Zaten karakola götürdüğümüzde ifadeler alınıp Cumhuriyet Savcısıyla

görüşülmeden nezarete alınamayacakları için orada zorluk yaşayacağımızdan önce

merkeze götürdük." şeklinde beyanda

bulunmuştur.

iii. Polis Memuru İ.Y.nin beyanı şöyledir:

"...Kimlik sormamız üzerine müşteki

sanıklardan Naim'in kimliği veriş tarzı ve hakaret etmesi nedeniyle olaylar

gelişti. Diğer müşteki sanık Yunus devreye girerek arkadaşımın üzerine yürüyüp

kolunu bükmesi ve 'kafanı koparırım' demesi üzerine onu etkisiz hale getirmeye

çalıştık. Diğerleri iteklemeye çalıştılar. Biz kendilerine karşı herhangi bir

hakarette bulunmadık. Yunus'u da gözaltına almaya çalıştık. Her dört sanık da

bize karşı sinkaflı şekilde küfürler ettiler. 19 mayıs toplanma yerine

götürmemizin sebebi, tutanakların hazırlanması ve polis merkezine sanıkları hazır

halde götürmek üzere çalışma yapmak için götürdük. Orada polis memurlarının

kalabalık olmasının nedeni toplanma merkezi olduğu içindir. Toplanma

merkezinden çıkardıktan sonra raporları alınmıştır. İddiaları doğru

değildir..."

iv. Sorulması üzerine İ.Y."Tutanağın tutulduğu tarih ve saat

yazılmıştır. Karakola teslim saati değildir. Bu nedenle sağlık merkezindeki

saat ile arasında fark olması normaldir. Ayrıca bizim raporu sanıkların

karakola teslim edildikten sonra almamızın nedeni de doğaldır. Zira önce onları

teslim ettik. Şikayetimi karakola bildirdikten sonra gidip rapor aldık. Ayrıca

Yunus Demir'i Demir Fırka karakoluna önce götürdüğümüzde kalabalık olduğu için

herhangi bir kayıt yapmadan önce 19 Mayıs merkezine götürdük." şeklinde beyanda bulunmuştur.

v. Polis Memuru E.A.nın beyanı şöyledir:

"...Kimlik gösterme meselesi

yüzünden çıkan tartışmada diğer müşteki sanıklardan Yunus Demir benim üzerime

yürüyerek ittirmeye çalıştı. Ben müdahale edince benim üzerime yürüyerek kolumu

büküp 'kafanı kopartırım' şeklinde tehditte bulundu. Diğer müşteki sanıklar da

birlikte sinkaflı şekilde bizlere hakaret ettiler. Daha sonra kendilerini biber

gazı sıkarak gözaltına aldık. Kendilerine karşı herhangi bir hakaretimiz

olmadı. Yunus'a da vurmadık. Sadece gözaltına almaya çalıştık..."

vi. Polis Memuru R.A.nın beyanı şöyledir:

"...Önce müşteki sanık Naim'den ben

kimlik istedim. Bana ters bir şekilde kimliği yüzüme çarparak gösterdi. Ben de

buna tepki gösterdim. Bu sırada Yunus isimli sanık üzerimize yürüdü. E...

isimli arkadaşımın kolunu büküp 'kafanı kopartırım, benim savcı tanıdıklarım

var' şeklinde tehditlerde bulundu. Her dört sanık da bize hakaret ettiler. Biz

kendilerine herhangi bir hakarette bulunmadık. Yunus'a da vurmadık, sadece

gözaltına aldık..."

B. Sağlık Raporları

12. Başvuruculardan Yunus Demir hakkında Ankara Ulus

Devlet Hastanesinde 1/10/2014 günü saat 15.31'de düzenlenen adli muayene

raporuna göre sol gözde sklereda hiperemi, sol burun kökünde ekimoz sol

kulak kepçesi ve arkasında palpasyonla ağrı ve hiperemi, nazal yan grafide

nazal fraktür tespit edilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesinde

yapılan kulak, burun, boğaz konsültasyonunda nazal norzumda minimal ekimoz tespit

edilmiş, nazal grafide fraktür hattı izlenmediği tespit edilmiştir.

Yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi müdahale ile

giderilebilir nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

13. Başvuruculardan Edip Elma hakkında Ankara Ulus Devlet

Hastanesinde 1/10/2014 günü saat 15.29'da düzenlenen adli muayene raporuna göre

sol tibia-fibula orta hatta kas bölgesinde hassasiyet palpasyonla ağrı tespit

edilmiştir.

14. Diğer başvurucuların adli muayene raporları bireysel

başvuru dosyası kapsamında sunulmamıştır.

15. Polis Memuru N.K. hakkında Ankara Ulus Devlet Hastanesinde

1/10/2014 günü saat 19.30'da düzenlenen adli muayene raporuna göre sağ

omuzda ağrı, sağ el bileğinde ekimoz tespit edilmiştir.

16. Polis Memuru İ.Y. hakkında aynı Hastanede 1/10/2014

günü saat 19.29'da düzenlenen adli muayene raporuna göre sağ el dorselde

eritem tespit edilmiştir.

17. Polis Memuru E.A. hakkında aynı Hastanede 1/10/2014

günü saat 19.30'da düzenlenen adli muayene raporuna göre sağ el bilekte

ekimoz ve ağrı tespit edilmiştir.

18. Polis Memuru R.A. hakkında aynı Hastanede 1/10/2014

günü saat 19.31'de düzenlenen adli muayene raporuna göre sağ ön kolda ağrı

eritem tespit edilmiştir.

C. Adli Süreç

19. Başvurucular 2/10/2014 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına verdikleri dilekçeyle polis memurları tarafından

darbedildiklerini ve hakarete maruz kaldıklarını ifade ederek memurlardan

şikâyetçi olmuşlardır.

20. Yürütülen soruşturma neticesinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca düzenlenen 3/3/2015 tarihli iddianamesiyle polis memurları

hakkında hakaret ve Yunus Demir'e yönelik kasten yaralama suçundan,

başvurucular hakkında ise görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret

suçlarından, Yunus Demir hakkında ayrıca tehdit suçundan cezalandırılmaları

istemiyle kamu davası açılmıştır.

21. Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/6/2015 tarihli

kararıyla;

i. Başvuruculardan Naim Erdoğan, Murat Tavşan, Edip

Elma'nın görevi yaptırmamak için direnme suçundan beraatlerine,

ii. Yunus Demir'in görevi yaptırmamak için direnme

suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,

tehdit suçundan ceza verilmesine yer olmadığına,

iii. Dört başvurucunun kamu görevlisine hakaret suçundan

hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına,

iv. Polis memurlarının başvuruculara yönelik hakaret

suçundan adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına,

v. Polis memurlarının başvurucu Yunus Demir'e yönelik

yaralama suçundan adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

22. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Olay tarihinde yunus ekibi olarak

nitelenen motosikletli timler amirliğinde görevli polis memurları olan müşteki

sanıklar N.K., İ.Y., E.A. ve R.A.'nın diğer müşteki sanıkların içinde bulunduğu

araçtan şüphelenerek durdurup kimlik kontrolü yapmak istedikleri sırada müşteki

sanıklardan Naim Erdoğan'ın kimliğini göstermesi sırasında tavrı nedeniyle

aralarında tartışma çıktığı, bunun üzerine müşteki sanık Yunus Demir'in

güvenlik görevlilerinin üzerine yürüdüğü ve müşteki sanık E.A.'nın kolundan

tutarak büktüğü ve 'senin kafanı kopartırım' şeklinde tehdit ettiği, diğer

müşteki sanıkların da olaya müdahale etmesi üzerine güvenlik görevlilerince

biber gazı sıkılarak etkisiz hale getirildikleri, yine bu olayın başlangıcında

müşteki sanıkların 'i...ler siz kimsiniz, s.k edin gidin' şeklinde polis

memurlarına hakaret ettikleri, polis memurlarının da 'burası Iğdır değil,

Bitlis değil' diyerek sinkaflı şekilde küfür ettikleri, müşteki sanık Yunus'u

gözaltına almaya çalışırken görev sınırlarını aşarak kamu görevlisinin nüfuzunu

kötüye kullanmak suretiyle adli tıp raporunda belirtildiği şekilde

yaraladıkları, karşılıklı anlatımlar, adli muayene raporları, olay tutanağı ve

dosya kapsamından anlaşılmakla müşteki sanık Yunus Demir'in polis memurlarına

karşı tehdit ve cebir suretiyle görevi yaptırmamak için direnme suçunu

işlediği, Yunus Demir ile birlikte diğer müşteki sanıklar Naim Erdoğan, Murat

Tavşan ve Edip Elma'nın tüm polis memurlarına hitaben alenen hakaret suçunu işledikleri,

polis memurlarının da kamu görevlisinin nüfuzun kötüye kullanmak suretiyle

müşteki sanık Yunus Demir'in yaralanmasına sebebiyet verme suçunu ayrıca diğer

müşteki sanıklara karşı polis memurlarının alenen hakaret suçunu işledikleri

anlaşılmakla müsnet suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmalarına, polis

memurlarının müşteki sanık Yunus Demir'e yönelik yaralama suçunda haksız tahrik

altında olayı gerçekleştirdikleri kanaatine varıldığından cezalarında indirim

yapılmasına, polis memurları olan müşteki sanıkların diğer müşteki sanıklara,

diğer müşteki sanıkların polis memurlarına yönelik hakaret suçlarında kişiye

yönelik değil gruba yönelik olarak bir suç işleme kararının icrası cümlesinden

olarak zincirleme suç niteliğinde hakaret suçunu işledikleri anlaşıldığından

TCK 43 maddesi uyarınca cezalarında artırım yapılmasına karar vermek gerekmiş,

her ne kadar müşteki sanıklar Naim Erdoğan, Murat Tavşan ve Edip Elma hakkında

polis memurlarına karşı görevi yaptırmamak için direnme suçundan kamu davası

açılmış ise de, dinlenen polis memurları ve dosya kapsamından bu müşteki

sanıkların söz konusu suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve

inandırıcı delil bulunmadığından beraatlerine karar vermek gerekmiş, keza Yunus

Demir'in direnme suçunu tek başına ve müşteki sanık E.A. isimli polis memuruna

karşı gerçekleştirdiği anlaşıldığından TCK 265/3 VE 43/2 maddeleri uyarınca

cezasında artırım yapılmasına karar verilmemiş, Yunus Demir hakkında tehdit

suçundan da kamu davası açılmış ise de, eylemin görevi yaptırmamak için direnme

suçunun unsuru olduğu anlaşıldığından bu suçtan ceza verilmesine yer olmadığına

dair karar vermek gerekmiş..."

23. Başvurucuların hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararlarına karşı yaptıkları itiraz, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin

14/7/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

24. Anılan kararın 6/8/2015 tarihinde tebliğ edilmesi

üzerine başvurucular 2/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

D. Disiplin

Soruşturması

25. Yapılan incelemede başvuruya konu olaya ilişkin

olarak ilgili polis memurları hakkında bir disiplin soruşturmasının

başlatılmadığı anlaşılmıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu’nun 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Zor ve silah kullanma

Madde 16-(Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.)

Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında,

direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek

şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî

şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen

kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop,

basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller,

polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere

direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı

yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,

ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

..."

27. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

256. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

28. 5237 sayılı Kanun’un 86. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı

veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.)

Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört

aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

29. 5237 sayılı Kanun'un 94. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bir kişiye karşı insan onuruyla

bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade

yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren

kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

30. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bir

kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil

veya olgu isnat eden (...) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve

saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası

ile cezalandırılır."

31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri

Kanunu’nun 231. maddesinin (5), (6) ve (7) numaralı fıkraları şöyledir:

“…

(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı

yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis

veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının

geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını

ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan

mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik

özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak

yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya

kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin

suretiyle tamamen giderilmesi gerekir. (Ek cümle: 22/7/2010 - 6008/7 md.)

Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmez.

(7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)

Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis

cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara

çevrilemez.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Mahkemenin 18/4/2019 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucular; polis memurları tarafından sözlü ve

fiziksel olarak kötü muameleye tabi tutulduklarını, karakol kamera kayıtlarının

talep etmelerine karşın dosyaya getirilmediğini, işkence suçunu oluşturmasına

karşın kasten yaralama suçundan dava açıldığını, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına dair karar verilerek faillerin cezasız bırakıldığını belirterek

Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

34. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak 17. maddesi şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

...”

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Anayasa’nın

17. Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

36. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm

altına alınmıştır.

37. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

38. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında

ayrıca devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm

bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve

diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek

risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet; bireyin maddi ve

manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla

yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

51).

39. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu

kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya

muameleye maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini

yüklemektedir. Anılan yükümlülük işkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutunun bir unsurunu, devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini

idari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü

oluşturmaktadır. Koruma doğrultusunda yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri

gereken bir kötü muamele tehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için makul

tedbirleri almamaları durumunda devletin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası anlamında sorumluluğu ortaya çıkabilecektir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 82).

40. Tüm adli kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir

hüküm alma ile sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla

birlikte mahkemeler hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel

ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da

zamanaşımına uğramasına izin vermemelidirler. Adli makamların yetki alanları

kapsamındaki kişilerin yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak

üzere çıkarılan kanunların koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım

uygulamakta kararlı olmaları ve suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza

arasında açık bir orantısızlığa izin vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devletin

kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla

koruma hususundaki pozitif yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 77).

41. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine

ulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari

eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 23).

Değerlendirmeye esas alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve ardındaki saik

de eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği

durumda meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

42. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)

tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş

ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyet ve

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

43. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi

ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde

işkence teriminin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla

ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek

kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, §

85).

44. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya,

yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet

olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana gelen

acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan acının

ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak

nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

45. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek

şekilde kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran

veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen, aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan

muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

46. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini

oluşturduğunun belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

ii. Başvurucu

Yunus Demir Yönünden İlkelerin Olaya Uygulanması

47. Başvuru konusu olay, polis memurları tarafından

darbedildiğini ileri süren başvurucunun kötü muamele yasağının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

48. Somut olayda, kimlik gösterilmesi istenen

başvurucular ile polis memurları arasında yaşanan tartışma sonrasında başvurucu

darbedildiğini ileri sürmektedir. Polis memurları ise başvurucuların

kendilerine saldırdıklarını, darp iddiasının doğru olmadığını ileri

sürmüşlerdir.

49. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında polis memurlarına

ait görev çizelgeleri toplanmış, şüpheli ifadelerine ve müşteki beyanlarına

başvurulmuştur. Dosyada başvurucunun yaralanmasına ilişkin adli muayene raporu

mevcuttur.

50. Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan

yargılamada, dosya kapsamındaki deliller değerlendirilerek başvurucu Yunus

Demir'in polis memurları tarafından darbedildiği sabit görülmüştür.

51. Yunus Demir'in de aralarında bulunduğu başvurucuların

olay tarihinde polis memurları tarafından gözaltına alındıklarının sabit olması

ve Yunus Demir'in sağlık raporuyla tespit edilen yaralanmaları

değerlendirildiğinde Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesinin anılan kabulünden

ayrılmayı gerektirir bir durum tespit edilmemiştir.

52. Anayasa Mahkemesi, hukuka aykırı ya da orantısız

şekilde gerçekleşen kuvvet kullanımının derece mahkemeleri tarafından tespit

edildiği hâllerde Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında devletin negatif

yükümlülüğüne aykırı davranıldığı sonucuna ulaşmak için başkaca bir

değerlendirmeye gerek görmemektedir.

53. Başvuruya konu olayın meydana geliş şekli

değerlendirildiğinde -her ne kadar polis memurları tarafından Yunus Demir'in

kendilerine saldırdığı iddia edilmiş ise de- Yunus Demir'in fiilî bir

saldırısının sabit görülmediği, sağlık raporuyla tespit edilen

yaralanmalarının, özellikle baş bölgesine aldığı darbelerin polis memurlarınca

açıklanamadığı, başvurucu Yunus Demir'in polis memurları tarafından diğer

başvuruculardan ayrılarak farklı bir araçla, farklı bir karakola götürülmüş

olduğu, başvurucunun maruz kaldığı eylem nedeniyle burun, göz ve kulağında

olmak üzere kafa bölgesinde yaralanmalar meydana geldiği, başvurucunun maruz

kaldığı eylemin süresi, amacı, etkisi ve sonuçları birlikte

değerlendirildiğinde eylemin eziyet olarak nitelendirilebileceği tespit

edilmiştir.

54. Somut olayda anılan eylem nedeniyle ceza kovuşturması

yürütüldüğü dikkate alındığında bu durumun başvurucuya yeterli ve etkili bir

telafi imkânı sunup sunmadığının, diğer bir ifade ile yargılama sonucunun

mağdur sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığının incelenmesi gerekmektedir. Her

ne kadar şahsi cezai mesuliyete ilişkin konulara değinmek ya da kişilerin suçlu

olup olmadıklarına yönelik karar vermek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında

değil ise de kamu görevlilerinin işledikleri kötü muamele suçları için yapılan

uygulamalara ilişkin olarak suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında

açık bir orantısızlığın bulunduğu durumlarda Anayasa Mahkemesinin anayasal

denetim yapma görevi bulunmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76).

55. Usul boyutuna ilişkin olarak yapılacak incelemenin de

konusu olmakla birlikte bu aşamada, mağdur sıfatının ortadan kalkıp

kalkmadığının tespiti açısından gerekli olduğu kadarıyla başvurucu açısından

yeterli ve etkili bir telafi sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Devletin negatif yükümlülüğüne aykırı eylemlerde bulunduğu tespit edilen

sanıklar hakkında başvurucu Yunus Demir'e yönelik eylemleri nedeniyle kamu

görevlilerinin nüfuzunu kötüye kullanmak suretiyle kasten yaralama suçundan 180

gün adli para cezası ile cezalandırılmalarına hükmedilmiş, haksız tahrik ve iyi

hâl indirimi yapılarak 75 gün adli para cezası ile cezalandırılmalarına,

günlüğü 20 TL'den hesaplanarak 1.500 TL adli para cezası ile

cezalandırılmalarına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmiştir. İlgili polis memurları hakkında bir disiplin soruşturması da

yürütülmediği anlaşılmıştır.

56. Başvurucunun sağlık raporlarında tespit edilen

yaralanmaları ve Anayasa Mahkemesince eylemin eziyet olarak nitelendirildiği

dikkate alındığında gerek 1.500 TL sonuç adli para cezasına hükmedilmesi gerek

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasının sanıklar

açısından caydırıcılık ve başvurucu açısından etkili giderim sağlayacak

yeterlilikte olmadığı ve sonuç olarak başvurucu Yunus Demir'in mağdur sıfatının

devam ettiği anlaşılmaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan eziyet yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

iii. Diğer

Başvurucular Yönünden İlkelerin Olaya Uygulanması

58. Başvurucular Edip Elma, Murat Tavşan ve Naim Erdoğan

polis memurlarının kötü muamelesine maruz kaldıklarını ileri sürmektedirler.

Dosyanın incelenmesinden bu başvurucular yönünden dile getirilen kötü muamele

iddialarının -hakaret iddiası dışında- derece mahkemelerince incelenmediği

anlaşılmaktadır. Bu iddiaların maddi boyutu yönünden inceleme yapılabilmesi

için Anayasa Mahkemesinin elinde yeterli bilgi ve belge bulunmadığından bu

başvurucular yönünden incelemenin usul boyutuyla sınırlı olarak yapılması

gerektiği ve maddi yönünden bu aşamada değerlendirme yapılamayacağı sonucuna

ulaşılmıştır.

b. Anayasa’nın

17. Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

59. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal

saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

60. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

bir resmî soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa anılan madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

61. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği

soruşturma türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına

ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı

olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu

meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17.

maddesi gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte

cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda

yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat

ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için

yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

62. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi

ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin olarak hesap

vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların

kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle ya da belirli

bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 127).

63. Ancak usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit

edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun

giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105).

64. Cezasızlık, işlenen bir suçun somut olarak cezasız

kalmasını ifade etmekte; işkence ve kötü muamele fiillerine yönelik olarak

sorumluların adalet önüne çıkarılmaması, işledikleri suçla orantılı bir biçimde

cezalandırılmaması veya mahkûm edildikleri cezanın infazının sağlanmaması

olarak ortaya çıkabilmektedir (S.D., B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §

100).

65. Cezasızlığın önlenmesi durumunda bir yandan mağdurlar

açısından gerekli giderim sağlanırken bir yandan yeni ihlallerin

gerçekleşmesini engelleyecek caydırıcı bir etkinin ortaya çıkması mümkün

olacaktır (S.D., § 101).

ii. Başvurucu

Yunus Demir Yönünden İlkelerin Olaya Uygulanması

66. Soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmayıp

uygun araçların kullanılması yükümlülüğünü oluşturduğundan yargılamanın nihai

olarak mutlaka belli bir ceza türüyle sonuçlanması gerektiği söylenemeyecek

olmakla birlikte mahkemelerin hukuku, sanıkların fiilen cezasız kalmalarını

sağlayacak şekilde uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın etkinliğinin

sağlanamadığı sonucuna varılabilecektir (S.D.; Yunus Kalkan, B.

No: 2013/4383, 18/2/2016; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798,

28/9/2016).

67. Bu durumda polis memurları hakkında verilen cezanın

sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi yönündeki gerekliliği

sağlayıp sağlamadığı değerlendirilmelidir.

68. Bu noktada öncelikle ilgili mevzuatın derece

mahkemelerine, sanıklara verilecek cezayı takdir etme ve hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasını uygulama olanağı verdiğini belirtmek gerekir. Hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasını uygulamak bir zorunluluk olmayıp bu konuda

hâkime tam bir takdir yetkisi tanınmıştır. Hâkimin takdiri ile sanığın beş

yıllık deneme süresi içinde yeni bir suç işlememesi durumunda kararın

uygulanmaması ve söz konusu davanın ilgili kanun gereğince otomatik olarak

düşmesi söz konusudur.

69. Somut olayda, başvurucu Yunus Demir'i -Anayasa

Mahkemesince yukarıda eziyet olarak nitelendirilecek şekilde- darbettikleri

tespit edilen polis memurlarının her biri hakkında 1.500 TL sonuç adli para

cezası öngörülerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi,

kamu görevlilerin karıştığı bu tür eylemlere müsamaha gösterildiği veya

kayıtsız kalındığı izlenimi oluşturabilir; adalete ve hukuk devletine olan

güvenin sarsılmasına yol açabilir.

70. Tespit edilen eylemlerin niteliği karşısında verilen

1.500 TL sonuç adli para cezası ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararıyla, incelenen hak yönünden soruşturmanın etkinliğinin sağlanmasının

koşullarından biri olan sorumluların fiilleriyle orantılı ceza almaları

koşulunun yerine getirilmediği, başvurucu açısından uygun ve yeterli bir

giderim sağlanmadığı anlaşılmaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının öngördüğü, devletin etkili soruşturma yapma usul

yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

iii. Diğer

Başvurucular Yönünden İlkelerin Olaya Uygulanması

72. Başvurucular tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına

verilen şikâyet dilekçesinde polis memurları tarafından darbedildikleri yönünde

iddiaları bulunmasına karşın anılan hususun araştırılmadığı, gerek soruşturma

gerek kovuşturma aşamasında bu iddiaların cevapsız bırakıldığı anlaşılmaktadır.

73. Bireysel başvuruya konu edilen adli süreçte polis

memurlarının başvurucular Edip Elma, Murat Tavşan ve Naim Erdoğan'a yönelik

hakaret suçları nedeniyle iddianame düzenlendiği ve yargılama sonucunda hakaret

suçu sabit görülerek polis memurlarının 2.200 TL sonuç adli para cezası ile

cezalandırılmalarına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği

anlaşılmaktadır. Sözlü şiddet iddiası ile sınırlı tutulan yargılamada öngörülen

ceza ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yargılamaya konu

edilen suçla açıkça orantısız olduğu sonucuna ulaşılmamaktadır. Ancak

başvuruculara yönelik darp iddialarının araştırılmamış ve adli sürece konu

edilmemiş olması etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlali niteliğindedir.

74. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında koruma altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

76. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

77. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi

gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine

hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

78. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin

giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili

usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak

yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın

kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin

gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını

tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek

üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

79. Başvurucular her biri için 200.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

80. Başvurucu Yunus Demir yönünden Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının maddi ve usul boyutunun; başvurucular Edip Elma,

Murat Tavşan ve Naim Erdoğan yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

81. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin Yunus Demir yönünden varılan

ihlal sonucu hakkında yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 7. Asliye Ceza

Mahkemesine; Edip Elma, Murat Tavşan ve Naim Erdoğan yönünden varılan ihlal

sonucu hakkında yeniden yargılama (soruşturma) yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

82. Başvuruculardan Yunus Demir'e 25.000 TL; Edip Elma,

Murat Tavşan ve Naim Erdoğan'ın her birine 15.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

83. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve

2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Başvurucu Yunus Demir yönünden Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan eziyet yasağının maddi

boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Başvurucu Yunus Demir yönünden Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına alınan eziyet yasağının usul

boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. Diğer başvurucular yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere -başvurucu Yunus Demir hakkındaki ihlal sonucu gereği-

Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2015/231, K. 2015/526), -Edip Elma, Murat

Tavşan ve Naim Erdoğan hakkındaki ihlal sonucu gereği- Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına (Sor. No: 2014/132409) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculardan Yunus Demir'e 25.000 TL, başvurucular

Edip Elma, Murat Tavşan ve Naim Erdoğan'ın her birine 15.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 18/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Raportör Yrd. : Gizem Ceren DEMİR KOŞAR Başvurucular : 1. Edip ELMA 2. Murat TAVŞAN 3. Naim ERDOĞAN 4. Yunus DEMİR Vekili : Av. Emrullah BEYTAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/14826, 18 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Taraf Beyanları
  10. B. Sağlık Raporları
  11. C. Adli Süreç
  12. D. Disiplin
  13. IV. İlgili
  14. Hukuk
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucunun
  18. B. Değerlendirme
  19. A. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal
  20. C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 17. maddesinin
  21. D. Başvuruculardan Yunus Demir'e 25.000 TL, başvurucular
  22. F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/14826
Tarih
18 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • Ayşe Çelik Başvurusu (B. No: 2017/36722)
  • Abdulkadir Yapuquan Başvurusu (B. No: 2016/35009)
  • Cengiz Karakoç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/5840)
  • Muhammaod Alhowees Başvurusu (B. No: 2015/10697)
  • Nilüfer Devrim Başvurusu (B. No: 2015/11857)
  • Ecrin Akkaya Başvurusu (B. No: 2015/8599)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.