İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Efendi Yaldız Başvurusu (B. No: 2013/1202)

1. Başvurucu, infaz edilen hapis cezasına dair koşullu salıverilme

Başvuru No2013/1202Tarih25 Mart 2015Okuma25 dk · 5.080 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Efendi Yaldız Başvurusu

Karar tarihi
25 Mart 2015
Başvuru Numarası
2013/1202
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.080 kelime·25 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, infaz edilen hapis cezasına dair koşullu salıverilme

süresinin hesaplanmasında uygulanması gerekenden farklı bir kanunun

uygulandığını belirterek eşitlik ilkesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile

suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, infazın

durdurulması ve tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 5/2/2013 tarihinde Bakırköy

12. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış

ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 11/9/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 17/10/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 17/10/2014

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü 25/11/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Mahkemeye sunulan görüş, başvurucuya 8/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı 23/12/2014 tarihinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığının görüşünde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, başvuru tarihinde Tekirdağ F Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır. Başvurucu, 19/2/2002

tarih ve öncesinde işlediği eylemler nedeniyle “silahlı terör örgütünün

(DHKP/C) üyesi olmak” suçundan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/4/2008

tarihli kararı gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezasını çekmektedir.

9. Başvurucu, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

düzenlenen 12/5/2012 tarih ve 2012/7-3684 İlamat No.lu müddetnamenin

kaldırılması için İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz etmiştir.

10. Başvurucu, itiraz dilekçesinde şu hususları belirtmiştir:

"Şartla

tahliye süresinin hesaplanmasında esas alınan Terörle Mücadele Kanunu'nun 17.

maddesi 5532 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değiştirilmiş ve 5275 sayılı Ceza

ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 107/4. maddesi ile

sınırlandırılmıştır. 5275 sayılı Kanun'un 107/4. maddesine göre sadece örgüt

kurmak, yönetmek ve örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan mahkûmiyet

halinde cezanın 3/4 oranında infaz edileceği düzenlenmiştir. Bu kapsamda

olmayan suçlar açısından 107/4. maddenin uygulama olanağı bulunmamaktadır. Suç

tarihinin 1/6/2005'den önce olması dikkate alınarak

647 sayılı Kanun gereğince şartla tahliye süresinin hesaplanması gerektiği

…"

11. İtirazı inceleyen Mahkeme, 30/7/2012

tarih ve 2012/808 değişik iş sayılı kararı ile başvurucunun itirazını

reddetmiştir. Mahkeme, kararında Yargıtay 8. ve 9. Ceza Dairelerinin ilamlarına

atıfta bulunmuştur.

12. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14/10/2009

tarih ve E.2009/13120, K.2009/12722 sayılı ilamı şöyledir:

"...

Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti

çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyet halinde ...

uygulanabilmesi karşısında, örgüt kurmayı, yönetmeyi

veya örgütün faaliyet çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyeti içermeyen

örgüt üyeliğinin anılan fıkra kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu halde

hükümlü hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçundan 5237

sayılı Yasa'nın 220/2-3 madde ve fıkraları uyarınca verilen mahkumiyet hükmünün

infazının 647 sayılı Yasa'nın 19. ve ek 2. maddesi uyarınca yapılması

gerektiğine..."

13. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11/7/2006

tarih ve E.2006/3319, K.2006/4201 sayılı ilamı ise şöyledir:

"...

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 17. maddesinin 1. fıkrasındaki 'Bu Kanun

kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlardan, diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı

cezalara mahkûm edilmiş olanlar hükümlülük süresinin 3/4'ünü çekmiş olup da iyi

halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde talepleri olmaksızın şartla

salıverilirler.'

Aynı

Kanunun 4. fıkrasındaki 'Bu hükümlüler hakkında 647 sayılı Cezaların İnfazı

Hakkında Kanunun 19. maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile Ek 2. maddesi

hükümleri uygulanmaz.'

5275

sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 'Koşullu

salıverilme' başlıklı 107. maddesinin 4.fıkrasındaki 'Suç işlemek için örgüt

kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı

mahkumiyet halinde; süreli hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar cezalarının

dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri taktirde,

koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.' şeklindeki düzenlemeler karşısında,

hükümlü hakkındaki yasadışı PKK terör örgütü üyesi olmak suçundan dolayı

verilen cezanın infazının, 3/4 oranı üzerinden yapılması gerekirken, yazılı

şekilde infazı sonucunda erken şartla tahliye edilmesine karar verildiği

gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine, reddine karar verilmesinde isabet

görülmediğinden ..."

14. Başvurucu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararına

itiraz etmiştir. İtiraz talebini değerlendiren İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi, 28/12/2012 tarih ve 2012/963 Değişik İş

sayılı kararı ile itirazın reddine karar vermiştir. Karar, başvurucuya 14/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 5/2/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Zaman Bakımından Uygulama” kenar başlıklı

7. maddesi şöyledir:

“(1) Suçun

işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren

kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz

olunur.

(2) Suçun

işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren

kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz

olunur.

(3)

(Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./2.mad) Hapis

cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç;

infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.

(4) Geçici

veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan

suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.”

17. 29/6/2006 tarih ve 5532 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değişik 12/4/1991

tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 17. maddesi şöyledir:

"Bu

Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve

denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004

tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun

107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci

maddesi hükümleri uygulanır.

Tutuklu

veya hükümlü iken firar veya ayaklanma suçundan mahkûm edilmiş bulunanlar ile

disiplin cezası olarak üç defa hücre hapsi cezası almış olanlar, bu disiplin

cezaları kaldırılmış olsa bile şartla salıverilmeden yararlanamazlar.

Bu Kanun

kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar, hükümlerinin kesinleşme tarihinden

sonra bu Kanunun kapsamına giren bir suçu işlemeleri halinde, şartla

salıverilmeden yararlanamazlar.

Ölüm

cezaları, 14/7/2004 tarihli ve 5218 sayılı Kanunun 1

inci maddesi ile değişik 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen

terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına

dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olan terör

suçluları koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz. Bunlar hakkında

ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder."

18. 4/11/2014 tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulanma

Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“(3) Lehe

olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya

uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle

belirlenir.”

19. 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Kanun'un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

"Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da

örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde;

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş

olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının

dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden

yararlanabilirler. Ancak, bu süreler;

a) Birden

fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde kırk,

b) Birden

fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzdört,

c) Bir ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla

kırk,

d) Bir

müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzdört,

e) Birden

fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuziki,

yıldır. (Ek

cümle: 22/07/2010-6008 S.K/9.md.) Bu fıkra hükümleri

çocuklar hakkında uygulanmaz."

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 25/3/2015 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda, başvurucunun 5/2/2013 tarih ve 2013/1202 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 17. maddesinin 5532 sayılı Kanun ile

değiştirildiğini ve 5275 sayılı Kanun'un 107/4. maddesi ile sınırlandığını, bu

maddenin de sadece suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün

faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde

uygulanabileceğini, kendisinin örgüt üyeliği kapsamında hükümlü olduğunu ve

5275 sayılı Kanun'un 107/4. maddesi çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini,

koşullu salıverilme süresinin suç tarihi gözetilerek lehe olan 647 sayılı Kanun

kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, ancak itiraz üzerine mahkemelerin

hukuka aykırı olarak 5275 sayılı Kanun'un 107/4. maddesinin uygulanmasını

hukuka uygun bulduklarını, Yargıtayın aksi

kararlarına rağmen mahkemelerin genişletici yorumuyla daha fazla cezaevinde

tutulacağını, kendisine mükerrirlere özgü infaz

rejiminin uygulanmasının mümkün olmadığını belirterek, Anayasa’nın 10., 19. ve 38. maddelerinde tanımlanan eşitlik, kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş, infazın durdurulması ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Suç ve Cezaların

Kanuniliği İlkesi Yönünden

22. Başvurucu, 5532 sayılı Kanun ile değişik 3713 sayılı Kanun'un

17. maddesinin koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında 5275 sayılı

Kanun'un 107/4. maddesini esas aldığını, bu maddenin de sadece suç işlemek için

örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan

dolayı mahkûmiyet hâlinde uygulanabileceğini, terör örgütünün üyesi olmak

suçundan aldığı hapis cezasının koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında

647 sayılı Kanun’un esas alınması gerekirken herhangi bir yasal dayanak

olmaksızın 5275 sayılı Kanun'un 107/4. maddesinin uygulanmasının suç ve cezada

kanunilik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

23. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun koşullu salıverilme

süresinin hesabında mevzuata ilişkin iddiaların Anayasa’nın 38. maddesinin

birinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirerek başvurucunun

mahkûm olduğu hapis cezasının koşullu salıverilme süresinin hesabında 5237

sayılı Kanun’un 7. ve 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası

uyarınca başvurucu açısından lehe olan hükümleri gözetilerek müddetnamenin hazırlandığını ve buna ilişkin yasal

dayanağın 3713 sayılı Kanun’un 17. maddesi olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla koşullu salıverilme süresinin tespitinde herhangi

bir boşluk ve belirsizlik bulunmadığı ifade edilmiştir.

24. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında örgüt üyeliği

eyleminin 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer

almadığını, bu maddenin geniş yorumlanmasının suç ve cezada kanunilik ilkesine

aykırılık oluşturduğunu belirtmiştir.

25. Anayasa'nın "Suç ve

cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Kimse,

işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı

cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan

cezadan daha ağır bir ceza verilemez."

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Kanunsuz ceza olmaz" kenar başlıklı

7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"1.

Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç

oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde,

suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza

verilemez."

27. Suç ve cezada kanunilik, ceza hukuku kurallarına ve bu

kuralların uygulanmasına ilişkin, Anayasa ve Sözleşme'de

güvence altına alınmış temel bir ilkedir.

28. Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölümlerinde kanunla

düzenleme ilkesine pek çok maddede ayrı ayrı yer verildiği gibi, 13. maddede

ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkelerde

de sınırlamaların "ancak kanunla"

yapılabileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa'nın suç ve cezaları düzenleyen 38.

maddesinde de "suç ve cezada kanunilik"

ilkesi özel olarak güvence altına alınmıştır.

29. Suç ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu

unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin

düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların

belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve önemi haiz olup, bu kapsamda

kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı

keyfi bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek

olarak, suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak

uygulanması sağlanmaktadır (B. No: 2013/849, 15/4/2014,

§ 32).

30. Kamu otoritesinin ve bunun bir sonucu olan ceza verme yetkisinin

keyfi ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi, kanunilik

ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu doğrultuda, kamu

otoritesini temsil eden yasama, yürütme ve yargı erklerinin, bu ilkeye saygılı

hareket etmeleri; suç ve cezalara ilişkin kanuni düzenlemelerin sınırlarının,

yasama organı tarafından belirgin bir şekilde çizilmesi, yürütme organının

sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye dayanmaksızın, düzenleyici işlemleri

ile suç ve ceza ihdas etmemesi, ceza hukukunu uygulamakla görevli yargı organın

da kanunlarda belirlenen suç ve cezaların kapsamını yorum yoluyla

genişletmemesi gerekir (B. No: 2013/849, 15/4/2014, §

33).

31. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri "belirlilik"tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı

koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal

güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut

eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların

idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına

sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri

öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (B. No: 2013/849, 15/4/2014,

§ 34).

32. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç

saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman

kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez”

hükmü çerçevesinde sadece suç ve cezaların ancak kanun ile öngörülebileceği

prensibi ile sınırlı olmayıp suç ve cezaların geçmişe yürütülmemesine de

içerir. Bu bağlamda makable

şamil olmama ilkesi Anayasa’nın 15. maddesinin son fıkrası uyarınca savaş,

seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde dahi vazgeçilmez çekirdek hak

alanında kalmaktadır.

33. AİHM’in de belirttiği gibi hukukun üstünlüğünün temel birleşenlerinden

biri olan Sözleşme’nin 7. maddesinde düzenlenen suç ve cezada kanunilik ilkesi,

amaçları ve ulaşmak istenilen hedefleri de gözetilerek keyfi kovuşturma,

mahkûmiyet ve cezalandırmaya karşı etkili güvenceleri temin edecek şekilde

yorumlanmalı ve uygulanmalıdır (S.W./Birleşik

Krallık, B. No: 20166/92, 22/11/1995, § 34;

Kafkaris/Kıbrıs, B. No: 21906/04, 12/2/2008, §

137; Del Rio Prada/İspanya,

B.No: 42750/09, 21/10/2013, § 77). Aynı zamanda

kanuniliğin bir sonucu olarak suç olarak kabul edilmeyen bir eylemin “kıyas” yolu ile sanıkların aleyhine

genişletilerek yorumlanması da ilkeye aykırılık oluşturacaktır (Del Rio Prada/İspanya,

§ 78).

34. Öte yandan, kanunların genel uygulamaya yönelik olarak

hazırlanmasının doğal sonucu olarak kanun metinleri her zaman açık ve net

olmayabilir. Kanun hazırlama tekniklerinden biri, kanunda, düzenlenecek alanın

her türlü ayrıntısını içermesi yerine genel hükümler ile uygulamayı

belirlemektir. Bunun sonucu olarak kanun metinlerinde yorum gerektiren ifadelere

yer verilebilmektedir. Bu ifadeler, kuralın yorumu ve uygulaması açısından

pratikte farklı değerlendirilebilmektedir. Diğer hukuk alanlarında olduğu gibi

ceza hukuku alanında olan bir kanun hükmü ne kadar açık ve net olarak

düzenlense dahi kaçınılmaz olarak şüpheli noktaların giderilmesi ve değişen

şartlara uyarlamak için bir yargı yorumu ile uygulamaya aktarılacaktır (Del Rio Prada/İspanya,

§ 92). Yargılama görevini yerine getiren mahkemelerin, bu tür yorumsal

şüpheleri gidermeleri gerekmektedir. Bu çerçevede suç ve cezada kanunilik

ilkesi, temel olarak suçun özüyle tutarlı olması ve makul olarak öngörülebilir

olması koşuluyla ceza hukukuna ilişkin kuralların davadan davaya yargısal

yorumla netleştirmeye imkân tanımaktadır. Erişilebilir ve makul olarak

öngörülebilir bir yargısal yorumun suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal

ettiği söylenemez (Del Rio Prada/İspanya, § 93).

35. AİHM, Sözleşme’nin 7. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen “ceza” kavramını özerk bir Sözleşme kavramı

olarak kabul etmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 7. maddesinde güvence altına

alınan ilkeyi etkin korumak amacıyla, bir tedbirin özü itibariyle bir ceza

oluşturup oluşturmayacağı konusunda ulusal yargı makamlarının yorumlarına bağlı

kalmadan değerlendirme yapılmaktadır. Bu çerçevede ilk olarak bir cezanın

varlığı için suçtan kaynaklanan bir mahkûmiyetin sonucu olup olmadığı, daha

sonra tedbirin niteliği, amacı, ulusal hukuk açısından nasıl kabul edildiği,

tedbirin alınmasında ve uygulamasındaki usullerin ve tedbirin ağırlığı

değerlendirilmektedir (Del Rio Prada/İspanya, §§ 81-82; Welch/Birleşik Krallık, B. No: 17440/90, 9/2/1995,

§§ 27-28).

36. AİHM, “ceza” kabul

edilen bir tedbir ile cezanın infazı veya icrasını ilgilendiren bir tedbir

arasında ayrım yapmıştır. Bu çerçevede, tedbirin niteliği ve amacının cezanın

indirilmesi veya erken tahliyeye ilişkin bir değişiklik ile ilgili olduğunda bu

tedbirin Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamında “ceza”

olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (Hogben/Birleşik Krallık, B. No: 11653/85, 23/7/1985;

Hosein/Birleşik Krallık, B. No: 26293/95,

28/2/1996, Del Rio Prada/İspanya,

§ 83). Ancak AİHM, bu hususta 7. maddenin ikinci cümlesinde ifade edilen “verilme” sözcüğünün, cezanın infazına veya

icrasına ilişkin tüm tedbirlerin bu maddenin koruma alanı dışında olduğu

şeklinde yorumlanamayacağını belirtmiştir (Hirsi Jamaa ve diğerleri/İtalya, B. No.

27765/09, 23/2/2012, § 175). Bunun sonucu olarak da

AİHM, cezaya hükmedildikten sonra veya ceza infaz edilirken idari yetkililer ve

mahkemeler tarafından yapılacak uygulamaların cezayı veren mahkemenin öngördüğü

ve kapsamını belirlediği cezanın farklı tanımlanmasına veya değiştirilme

ihtimaline yol açabileceğini kabul etmektedir. Aksi takdirde, idari yetkililer

veya mahkemelerin, verilen cezanın kapsamını geçmişe dönük olarak, mahkûm

edilen kişinin suçu işlediği veya cezaya çarptırıldığı zamanda böyle bir

gelişmeyi öngöremeyecek bir şekilde zararına olacak tarzda yeniden tanımlayan

tedbirler alabileceği kabul edilecektir (Del

Rio Prada/İspanya, § 89).

37. Anayasa’nın 38. maddesi “ceza”nın kapsamını açıklamamıştır.

Bu bağlamda bir “mahkûmiyet kararı

sonrasında” verilen cezanın infazında Anayasa’nın 38. maddesinin

öngördüğü ilkelerin uygulanıp uygulanmayacağı hususu belirlenmelidir.

38. Anayasa’nın 38. maddesi uyarınca suç ve cezalarda kanunilik

ilkesinin güvence fonksiyonu açısından infaz hukukuna ilişkin temel sorun

infaza ilişkin düzenlemelerin zaman bakımından uygulanması meselesidir. Zira

ceza ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesinin şekil ve şartlarının

Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca kanun ile düzenlenmesi gerekir. Zaman

bakımından uygulamaya ilişkin karşımıza üç ilke çıkmaktadır. Bunlar geriye

yürüme, ileriye yürüme ve derhal uygulanmadır. Bu ilkelerin ceza hukuku

açısından nasıl uygulanacağı Anayasa’nın 38. maddesi ve 5237 sayılı Kanun’un 7.

maddesinde açıklanmıştır. Ancak bu ilkelerin infaz hukukuna ilişkin kuralları

kapsayıp kapsamadığının tespiti Anayasa’nın 38. maddesi ve Sözleşme’nin 7.

maddesinin getirdiği güvencelerin bu alanda uygulanabilirliğini ortaya

koyacaktır.

39. Kural olarak infaz hukuku kuralları derhal uygulanır. Buna göre

kuralın hükümlü açısından lehe veya aleyhe sonuç doğurmasından ziyade amacı,

hükümlünün cezasının infazında temel hedef olan ıslah ve topluma kazandırmada

daha etkin yöntemlerin uygulanmasını sağlamak, cezaevinde güvenlik ve disiplini

daha iyi bir düzeye getirmek ve cezaevini hükümlüler açısından daha makul bir

seviyede yaşanabilir hale getirmek yer almaktadır. Ancak 5237 sayılı Kanun’un

7. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile infaz rejimine ait olarak

değerlendirilen hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle

ilgili olan hükümlerin aleyhe sonuç doğurmaması bu kuralın istisnası olarak

kabul edilmiştir.

40. Anayasa’nın 38. maddesi ve Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca “ceza” kavramının ceza hukuku kapsamındaki

tedbirleri kapsadığında tereddüt yoktur. Bu bağlamda anayasal güvencenin

belirlenmesi açısından bir tedbirin maddi ceza hukukuna mı, yoksa infaz

hukukuna mı dâhil olduğu tespit edilmelidir. Bu belirlemede tedbirin şekli

olarak hangi alana girdiğinden ziyade niteliğine bakılarak karar verilmelidir.

Bu çerçevede bir tedbir, sanığa verilecek ceza ile ilgili bir konu hakkında ise

ve ceza verme düşüncesi içinde kabul ediliyorsa maddi ceza hukuku alanında

olduğunun kabul edilmesi gerekir. Dolayısıyla AİHM’in

de kabul ettiği üzere hükümlü hakkında uygulanan bir tedbirin bir suçtan

kaynaklanan bir mahkûmiyetin sonucu olup olmadığı, tedbirin niteliği, amacı;

mahkemeler ve yetkili idari makamlar açısından nasıl kabul edildiği; tedbirin

alınmasında ve uygulamasındaki usullerin ve tedbirin ağırlığı değerlendirilerek

Anayasa’nın 38. maddesinin güvencesi altında olup olmadığı tespit edilmelidir.

Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18/11/1985 tarih

ve E.1985/268, K.1985/361 sayılı kararında “…

cezaların yerine getirilmesine ilişkin rejimleri

değiştiren yasaların derhal uygulanması gerekmekte ise de, değişikliği yapan

yasaların, cezaların niteliğini değiştirmemesi gerekir. Cezanın yerine getirilmesine

ilişkin yasadaki değişiklik, mahkûmiyet süresini uzatıyorsa veya hükümlüye

yüklenen yükü artırıyorsa, bu hal cezanın niteliğini değiştirdiğinden derhal

uygulanamaz” (Benzer yönde bir karar için bkz. Yargıtay 6. Ceza

Dairesinin 5/7/1973 tarih ve E.1973/6567, K.1973/6535

sayılı kararı) denilerek bir tedbirin infaz hukukuna ilişkin olmasının tek

başına derhal uygulanması için yeterli olmadığı, aksine mahkûmiyet süresini

uzatıp uzatmadığı hususu gözetilerek karar verilmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmıştır.

41. Somut olayda başvurucu, terör örgütü üyeliği suçundan hakkında

verilen hapis cezasının koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında 5275

sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrasında örgüt üyeliği hususu

belirtilmediğinden 647 sayılı Kanun uygulanması gerekirken uygulanmadığını ve

yorum yoluyla cezaevinde kalacağı sürenin uzatıldığını ileri sürmüştür.

42. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, koşullu salıvermeye dair

yapılan düzenlemeler sadece cezaevi politikasının biçimini belirlemeye yönelik

değildir. Aksine cezanın ne kadar çekileceğini belirlediğinden hükümlü

açısından cezanın kapsamına ve sonuçları açısından maddi ceza hukuku alanına

ilişkin bir düzenlemedir. Nitekim 5237 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (3)

numaralı fıkrasındaki düzenlemede koşullu salıverilmeye dair kurallar suç ve

cezaların zaman bakımından uygulanması ile aynı kapsamda değerlendirilerek

diğer infaza ilişkin kuralların tabi olduğu “derhal uygulanma” ilkesinden

istisna tutulmuştur. Dolayısıyla infaz hukukuna dair koşulu salıverilme kuralı

Anayasa’nın 38. maddesi çerçevesinde değerlendirilmelidir.

43. Öte yandan, başvuru konusu olayda başvurucu 12/2/2002

tarih ve öncesinde işlediği eylem nedeniyle terör örgütünün üyesi olmak

suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. 3173 sayılı Kanun

uyarınca verilen hapis cezalarının infazının nasıl yapılacağı aynı Kanun’un 17.

maddesinde düzenlenmiştir. Bu bağlamda 3713 sayılı Kanun kapsamına giren

suçlardan mahkûm olanların hapis cezası 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin

(4) numaralı fıkrası gereğince yapılacaktır.

44. 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrasında her

ne kadar örgüt üyeliğinden verilen cezalar belirtilmemiş ise de 3713 sayılı

Kanun’un açık hükmü karşısında terör suçları açısından ayrıca 5275 sayılı

Kanun’un anılan maddesindeki özel şartlar aranmadan sadece koşullu salıverilme

süresinin hesabında kabul edilen indirim süreleri dikkate alınacaktır. Bununla

birlikte 5275 sayılı Kanun’un anılan hükmünde belirtilen örgüt hususu Yargıtay

8. ve 9. Ceza Dairelerinin kararları bağlamında çıkar amaçlı suç örgütlerini

kapsadığı açıktır. Yargıtay 8. ve 9. Ceza Daireleri kararlarında bu hususu

açıklığa kavuşturmuş ve terör suçlarında ¼ iyi hal indiriminin uygulanacağını

kabul etmiştir.

45. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin görevi, 5275 ve 3713

sayılın Kanun hükümlerinin nasıl yorumlanması gerektiğini belirlemek değildir.

Daha ziyade bu yeni yorumun başvurucu tarafından ilgili tarihte geçerli olan “hukuk” kapsamında makul ölçüde öngörülebilir

olup olmadığını incelemektir. Başvurucunun, mahkûmiyet kararının infazında 3713

sayılı Kanun’un atfı ile 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı

fıkrası yerine 647 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde koşullu salıverilmeden

yararlanması gerektiğine dair mevzuattan kaynaklanan meşru bir beklentisinin

olduğu söylenemez.

46. Başvuruda suç ve cezada kanunilik ilkesinin zaman bakımından

uygulanmasına dair lehe hükümler uygulanmadığı ileri sürülmüştür. Başvurucu,

suç tarihinde 5275 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığını, ayrıca 3713 sayılı

Kanun’un 2006 yılında değiştiğini, bu sebeple 5275 sayılı Kanun’un 107.

maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında olmayan fiillerin 3713 sayılı

Kanun’un 17. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesine imkân olmadığını

belirtmiştir.

47. Suç tarihi itibariyle başvurucu hakkında koşullu salıverilme

süresinin hesaplanmasında uygulanacak hüküm 3713 sayılı Kanun’un 17. maddesinin

birinci fıkrası olduğunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. 29/6/2006 tarih ve 5532 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile

anılan maddede yapılan değişiklik ile 3713 sayılı Kanun kapsamında verilen

mahkumiyet kararlarının infazında 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4)

numaralı fıkrası ile 108. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede

5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun

koşullu salıverilme süresi hesaplanmıştır.

48. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 'Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi' kenar

başlıklı (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir.

49. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun, hakkında verilen hapis

cezasının infazında 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrası

uygulanmasının herhangi bir yasal dayanağı olmadığına ve Anayasa’nın 38.

maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarına ilişkin açık ve görünür bir

ihlal olmadığı anlaşılmakla başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kişi Özgürlüğü ve

Güvenliği Hakkı Yönünden

50. Başvurucu, koşullu salıverilme süresinin kanun hükümlerinin

yanlış yorumlanması nedeniyle normalde cezaevinde kalması gereken süreden daha

uzun süre cezaevinde kalmak zorunda kalacağını beyan ederek kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

51. Bakanlık görüş yazısında, AİHM’in ve

Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarına atıfta bulunarak kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının hukuka uygun bir şekilde sınırlandırıldığının tespit

edilmesi durumunda bu hakkın ihlalinden söz edilemeyeceğini, Yargıtay

içtihatları ve düzenlemeler ışığında somut olayda koşullu salıverme süresinin

hesabının hukuka uygun olduğunu ifade etmiştir.

52. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, ilgili mahkemenin

yasal düzenlemelere açıkça aykırı olarak keyfi bir karar verdiğini, bu şekilde

koşullu salıverilmesinin engellendiğini bu hususun Anayasa’nın 38. maddesinin

birinci fıkrasında düzenlenen suç ve cezanın zaman bakımından uygulanmasına da

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

53. Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:

“Herkes,

kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve

şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi; … halleri dışında kimse hürriyetinden

yoksun bırakılamaz.”

54. Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“1. Herkes

özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve

yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun

bırakılamaz:

(a)

Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında

yasaya uygun olarak tutulması;

…”

55. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan

sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

56. Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ilk istisnası “Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi” olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca

verilecek mahkûmiyet kararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik

tedbirlerinin uygulanması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul

edilmeyecektir. Diğer taraftan “suç şüphesine bağlı

tutma” kapsamında olan durumdan farklı olarak anılan istisna “bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı” ifade

etmektedir. (Benzer kararlar için bkz. B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 70). Sözleşme’ye göre, özgürlüğe getirilen sınırlamanın meşru

kabul edilebilmesi için mahkûmiyet kararı sonrası “tutma” hali veya hapsedilmenin, “yetkili mahkeme”

kararına dayalı ve hukuka (kanuna) uygun olması şartları aranmaktadır. Kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı yönünden “tutma”

hali, geniş anlamda kullanılmakta olup; gözaltı, tutuklama, mahkûmiyet sonrası

tutukluluk ve hükümlülük hallerini içine almaktadır. Sözleşme maddesindeki “yetkili mahkeme” vurgusu, kişinin

özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğuran ceza veya güvenlik tedbiri

uygulama konusunda kanun gereği yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan

bağımsız ve yeterli güvencelere sahip yargısal organı ifade etmektedir (B. No:

2013/8114, 17/9/2014, § 18; benzer AİHM kararları için

bkz. De Wilde, Ooms And Versyp/Belçika,

B. No: 2832/66, 2835/66, 2899/66, 18/6/1971, § 78; Engel ve Diğerleri/Hollanda, B. No: 5100/71, 5101/71,

5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 68). Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci

fıkrası ve Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fırkasının (a) bendi

kapsamına, mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet hükmünün yerine getirilmesi

hallerinde ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma halleri dâhil ise de anılan

kurallar, mahkûmiyet kararının değil, tutmanın hukuka uygun olmasını güvence

altına almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen

hapis cezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (B. No:

2013/8114, 17/9/2014, § 18).

57. Bir mahkûmiyet kararının nasıl infaz edileceğine ilişkin olarak

Anayasa’nın 19. maddesi ve Sözleşme’nin 5. maddesi açık bir hüküm

içermemektedir. Bununla birlikte herkesin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

sahip olması ve bu hakka getirilebilecek sınırlamaların ayrıntılı olarak madde

metinlerinde belirtilmesi, “keyfi bir

biçimde” bu haktan kimsenin mahrum bırakılmamasını amaçlamaktadır.

Yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının

sağlanması ve ceza infaz kurumunda tutma süresi de bu hak kapsamında

değerlendirmelidir. Ceza mahkemelerinin kararına uygun hareket edilmesi de

hakkın korunması açısından bir zorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza

infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına ve ilgili yasal

mevzuata uygun olması Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesi ve Sözleşme’nin 5. maddesi birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında

güvence altına alınmıştır (B.No: 2014/1711, 23/7/2014, § 32).

58. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, kural

olarak tutma hali, mahkûmiyet kararına bağlı olmalıdır. Koşullu salıverilme

kararının geri alınması nedeniyle kişinin yeniden hapsedilmesi durumunda da

infazına karar verilen ceza ile önceki mahkûmiyet arasındaki nedensellik

bağının kesilmemiş olması gerekir. AİHM’e göre

Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde geçen “mahkûmiyet kararı sonrasında” ibaresi ile

kastedilen, sadece “tutma”nın

zaman bakımından mahkûmiyet kararından sonra olması değil, aynı zamanda

mahkûmiyet nedeniyle olmasıdır (bkz. B. No: 2013/8114, 17/9/2014,

§ 19; Van Droogenbroeck/Belçika,

B. No: 7906/77, 24/6/1982; Weeks/Birleşik Krallık, B. No: 9787/82,

2/3/1987, § 42; Stafford/Birleşik Krallığı, [BD], B. No: 46295/99,

§ 64; M./Almanya, B. No:

19359/04, 17/12/2009, § 88).

59. Koşullu salıverilme, cezanın çektirilmesinin

kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle cezaevindeki tutum ve davranışlarıyla

(iyi haliyle) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren hükümlünün şarta

bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen cezadan daha kısa

bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu iyi davranışıyla

kanıtlaması durumunda, cezaevinde daha fazla kalması gereksiz olabilir. Bu

durumda koşullu salıverilme, infaz sistemindeki en etkili araçtır. Koşullu

salıverilmenin en önemli öğeleri, cezanın belirli bir süre çekilmiş olması,

hükümlünün bu süre içinde iyi durum göstermesi, koşullu salıverildikten sonra

gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin gereklerine uyulmaması

durumunda koşullu salıverilme kararının geri alınabilmesidir (B. No: 2013/8114,

17/9/2014, § 20; AYM, E.2001/4, K.2001/332, K.T.

18/7/2001).

60. Somut olayda başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı 3713 sayılı

Kanun uyarınca terör örgütünün üyesi olmak suçundan kaynaklandığından 3713

sayılı Kanun’un 17. maddesi gereğince infaz edileceği İstanbul 12. Ağır Ceza

Mahkemesince değerlendirilmiştir. Bu bağlamda anılan maddenin atfı kapsamında

başvurucu hakkında koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında 5275 sayılı

Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrasının uygulanması gerektiği kabul

edilmiştir.

61. Başvurucu, kendisinin örgüt üyeliği suçundan mahkûm edildiğini

ve 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrasının örgüt üyesini

kapsamadığını ve dolayısıyla koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında

anılan Kanun hükmünün uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Ancak Mahkemenin 3713

sayılı Kanun’un 17. maddesinin atfı ile terör suçlarından mahkûm olanlar

hakkında koşullu salıverilme uygulamasının 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin

(4) numaralı fıkrası gereğince yapılacağına dair yaptığı değerlendirmenin madde

metninin yorum yoluyla genişletilmesi olduğu söylenemez. Nitekim Mahkeme kanun

hükümlerinin nasıl uygulanacağına yönelik Yargıtay içtihatları temelinde bir

değerlendirme yapmıştır.

62. Başvurucunun hakkında verilen hapis cezasının infazında yetkili

mahkemeler, başvurucunun hüküm yorumunda ve çektirilecek cezanın hesabına

ilişkin taleplerini mevzuatı gözeterek değerlendirmiş ve mahkûmiyet hükmünün

nasıl infaz edileceğine karar vermiştir. Bu bağlamda başvurucunun cezasının

infazında ilgili kanun maddeleri gözetilerek herhangi bir keyfilik içermeden

infazın kapsamı belirlenmiştir.

63. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarına ilişkin açık ve

görünür bir ihlal olmadığı anlaşılmakla başvurunun bu kısmının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası Yönünden

64. Başvurucu, hakkında verilen hapis cezasına ilişkin olarak

koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında Yargıtayın

aksi kararlarına rağmen kendisi için farklı uygulandığını belirterek

Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen “kanun

önünde eşitlik ilkesi”nin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

65. Anayasa’nın “Kanun önünde

eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Herkes,

dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri

sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…

Devlet

organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine

uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

66. Sözleşme’nin “Ayırımcılık

yasağı” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,

cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya

toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere

herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin

sağlanmalıdır.”

67. Başvurucunun, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki

ifadeler dikkate alındığında, soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp,

mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

68. Eşitlik ilkesinin ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi

için, ihlal iddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda hangi

temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesi gerekir. Somut

olayda başvurucu benzer bazı olaylarda koşulu salıverilme süresinin

hesaplanmasının farklı uygulandığından bahisle kendisinin ayırımcılığa

uğradığını dile getirmiş fakat hangi nedene dayalı olarak kendisine farklı

muamelede bulunulduğuna ilişkin olarak herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer

durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında

bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk,

renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekir. Somut olayda başvurucu sözünü ettiği benzer olaylar ile

kendi durumunun aynı olduğunu ortaya koyamadığı gibi kendisine hangi nedene

dayalı olarak ayırımcılık yapıldığına ilişkin de her hangi bir beyanda

bulunmamıştır.

69. Açıklanan nedenlerle, başvurucu ihlal iddialarını kanıtlayacak

herhangi bir delil ileri sürmediğinden başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle başvurunun, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi, kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlali

iddiası yönünden ayrı ayrı “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 25/3/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Burhan

ÜSTÜN

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Murat

ŞEN

Başvurucu

:

Efendi

YALDIZ

Vekili : Av. Several BALLIKAYA ÇELİKA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1202, 25 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. Üstün
  15. Necipoğlu
  16. Şen
  17. Yaldız
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1202
Tarih
25 Mart 2015

İlgili Kararlar

  • Abdulkerim Karaboğa ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9063)
  • Abdülhalim Çoksüer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3841)
  • Erdal Küçükali Başvurusu (B. No: 2013/3617)
  • İbrahim Kalkan Başvurusu (B. No: 2014/4743)
  • Zafer Çuhacıoğlu Başvurusu (B. No: 2014/1425)
  • Ahmet Zeki Üçok Başvurusu (B. No: 2013/1966)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.