İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ejder Özkaya Başvurusu (B. No: 2013/2228)

1. Başvurucu, tutukluluğun

Başvuru No2013/2228Tarih15 Nisan 2014Okuma14 dk · 2.799 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ejder Özkaya Başvurusu

Karar tarihi
15 Nisan 2014
Başvuru Numarası
2013/2228
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.799 kelime·14 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğun

Kanun’da öngörülen azami süreyi aştığını, yargılanmasına devam olunurken bir

başka suç ile ilgili olarak verilen tutukluluk kararının müdafiine

tefhim edilmediğini ve duruşma tutanaklarının kendisine verilmediğini ileri

sürerek Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiş,

tutukluluk halinin sonlandırılarak tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu

tarafından 22/3/2013 tarihinde İzmir 10. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 30/5/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm, 26/6/2013

tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 27/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 28/8/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 10/9/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 1/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

Adalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İzmir 10. Ağır

Ceza Mahkemesince “suç işlemek amacıyla

silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek, kasten adam öldürmek, tehdit, silahlı

tehdit, evrakta sahtecilik, şartlı tehdit ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet”

suçlamasıyla 17/8/2007 tarihinde tutuklanmıştır.

9. İzmir 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 14/4/2011 tarih ve E.2007/316, K.2011/70

sayılı kararıyla, başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis (dört kez) ve 62

yıl 22 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Karar,

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 6/11/2012 tarih ve E.3338,

K.7873 sayılı kararı ile bozulmuştur.

10. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

bozma kararı üzerine İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmasına devam

edilen başvurucunun, 24/1/2013 tarihli celsede, suç

işlemek amacıyla silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek, kasten adam öldürmek,

tehdit, silahlı tehdit, evrakta sahtecilik, şartlı tehdit ve 6136 sayılı Yasaya

muhalefet suçlarından tutukluluk süresi beş yıla yaklaşmış olması nedeniyle

tahliyesine karar verilirken aynı duruşmada başka bir suçtan tutuklanmasına

karar verilmiştir.

11. Başvurucu, tutukluluk

halinin devamına dair karara itiraz etmiş, ancak itirazı İzmir 8. Ağır Ceza

Mahkemesinin 14/2/2013 tarih ve 2013/106 Değişik İş

sayılı kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu, kararın kendisine 26/3/2013 tarihinde tebliğ edildiğini beyan etmiştir.

12. İzmir 10. Ağır Ceza

Mahkemesinin 12/4/2013 tarih ve E.2012/216, K.2013/55

sayılı kararıyla başvurucunun, “suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, yaralama, tasarlayarak öldürme (dört kez), tasarlayarak

öldürme (teşebbüs-üç kez), mala zarar verme, korku kaygı ve panik yaratacak

şekilde silahla ateş etmek” suçlarından müebbet hapis (dört kez) ve

62 yıl 16 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir.

13. Başvurucu hakkındaki dava

temyiz aşamasında derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

14. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

15. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

16. 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 82. maddesi şöyledir:

“(1) Kasten öldürme suçunun;

a)

Tasarlayarak,

…

İşlenmesi

halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.”

17. 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunun suç saydığı fiilleri

işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip

bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye

elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması

gerekir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 15/4/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

22/3/2013 tarih ve 2013/2228 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

19. Başvurucu, 5271 sayılı

Kanun’da öngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini doldurduğu iddiasıyla

yaptığı tahliye talebinin Mahkemece kabul edilmesi üzerine tahliye edildiğini,

ancak aynı duruşmada dosyada yer alan suçlardan bazıları için hakkında tahliye

kararı verilirken başka bir suç isnadıyla tekrar tutuklandığını, 17/8/2007 tarihinde verilen tutuklama kararında suç ayrımı

yapılmayıp dosya kapsamındaki tüm suçları kapsamasına rağmen 24/1/2013 tarihli

duruşmada ilk tutuklama kararında hakkında isnat edilen suçlardan biri için

yeniden tutuklama kararı verildiğini, başvuru tarihi itibarıyla yaklaşık yedi

yıldır tutuklu olduğunu, 24/1/2013 tarihinde verilen yeniden tutuklama

kararının vekiline tefhim edilmediğini ve bunun yargılamanın aleniyeti ilkesini

zedelediğini ileri sürerek Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini

iddia etmiş, tahliyesine karar verilerek tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Tutukluluk

Süresinin Kanun’da Öngörülen Azami Süreyi Aştığı İddiası Yönünden

20. Başvurucu, iddianame

kapsamındaki tüm suçlardan 17/8/2007 tarihinde

tutuklanmasına rağmen 24/1/2013 tarihli duruşmada bazı suçlardan tahliye edildiğini, ancak aynı

duruşmada bir başka suçtan yeniden tutuklanmasına karar verildiğini, tutukluluk

süresinin Kanun’da öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuki dayanağının

olmadığını ileri sürmüştür.

21. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun beş yıldan fazla bir süredir tutuklu bulundurulduğu iddialarına

ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve

Yargıtay içtihatları çerçevesinde temyiz aşamasında geçen sürenin kanuni

tutukluluk süresinin hesabında dikkate alınamayacağını belirtmiştir.

22. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne katılmamıştır.

23. Anayasa’nın 19. maddesi

şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

...”

24. Başvurucunun kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

25. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve

şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum

bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin

özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi

kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu

olabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

26. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı

13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak

ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (B.

No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).

27. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde

özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle

Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk

durumunun “kanuni” dayanağının

bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde

ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için, uygulanmasında

yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa

Mahkemesince incelenmesi gerekir.

28. Tutuklamaya ilişkin hükümler

5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye

göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir.

Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 45).

29. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

30. Somut olayda 17/8/2007 tarihinde tutuklanan başvurucu, 5271 sayılı

Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azami

sürenin aşıldığı iddiasıyla 24/1/2013 tarihli duruşmada tahliye talebinde

bulunmuştur. Tahliye talebi, dosya kapsamında isnat olunan “suç işlemek amacıyla silahlı suç örgütü kurmak ve

yönetmek, kasten adam öldürmek, tehdit, silahlı tehdit, evrakta sahtecilik,

şartlı tehdit ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet” suçları bakımından

yerinde görülerek başvurucunun tahliyesine, ancak aynı duruşmada dosya

kapsamındaki “müşteki İ.İ.’yi öldürmeye teşebbüs suçlamasıyla, mevcut delil durumu,

kuvvetli suç şüphesinin bulunması nedeniyle” yeniden tutuklanmasına karar verilmiştir.

31. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun

yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve

somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delil değerlendirmesinde bariz takdir hatası ve açıkça keyfilik halinde hak ve

özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda

incelenmesi gerekir.

32. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinde

soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami kanuni

süreler düzenlenmiştir. Kişi hakkında birden fazla suça ilişkin aynı dosya

kapsamındaki yargılamada tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı

uygulanamayacağı, uygulanan bir tutuklama tedbirinin yargılama sürecinin bütünü

açısından sonuç doğuracağı Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtilmiştir (B.

No: 2012/1303, 21/11/2013, § 37).

33. Tutukluluk süresinin

hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin

dikkate alınması gerektiği, zira yargılanmakta olduğu davada ilk derece

mahkemesi kararıyla mahkûm edilen bir kişinin hukuki durumunun “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıktığı ve tutmanın

nedeninin “ilk derece mahkemesince verilen

hükme bağlı olarak tutma” haline dönüştüğü Anayasa Mahkemesince

verilen birçok kararda belirtilmiştir (B. No: 2013/1303, 21/11/2013,

§ 42). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin

değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasında

bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece

mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır.

34. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin aynı dosya kapsamındaki suçlar yönünden kanuni

tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki

yorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve

öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden

fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı

hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez

bir şekilde uzayacaktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu hükmen sabit hale

gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre

boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 53).

35. Somut olayda başvurucu, 17/8/2007 tarihinde tutuklanması ve ilk derece mahkemesinin

14/4/2011 tarihli kararı ile hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmesi

arasında 3 yıl 7 ay 27 gün “bir suç isnadına

bağlı olarak” tutulmuştur.

36. Başvurucu, Mahkemenin

mahkûmiyet kararını temyiz etmiştir. İlk derece mahkemesinin 14/4/2011

tarihli kararı, Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi neticesinde

6/11/2012 tarihinde bozulmuştur. İlk derece mahkemesinin karar tarihi ile Yargıtayın bozma kararı tarihi arasında geçen sürede

başvurucu, “ilk derece mahkemesince verilen

hükme bağlı olarak” tutulmuştur.

37. Başvurucu, Yargıtayın bozma kararı ile İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin

12/4/2013 tarihinde Yargıtayın

bozma kararına uyarak dosyanın esası hakkında karar vermesi arasında 5 ay 6 gün

yeniden “bir suç isnadına bağlı olarak”

tutulmaya devam edilmiştir. Dolayısıyla Yargıtay aşamasında geçen süre

düşüldükten sonra başvurucunun “bir suç

isnadına bağlı olarak” tutulduğu toplam süre 4 yıl 1 ay 3 gündür.

38. Başvurucunun “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulduğu

süre, 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen

beş yıllık azami süreyi aşmadığından ve Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında belirtilen “kanuni”lik

şartını karşıladığından, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun” olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın

Aleniyeti İlkesi Yönünden

39. Başvurucu, 24/1/2013 tarihinde verilen tahliye ve tutuklama kararının

vekiline tefhim edilmediğini ve bunun yargılamanın aleniyeti ilkesini

zedelediğini ileri sürmüştür.

40. Adalet Bakanlığı görüşünde,

mahkeme kararlarının aleniliği ilkesinin toplumun mahkeme kararlarına ve

dolayısıyla yargı organlarına olan güvenini ve bu güvenin devamını sağlamanın

en önemli araçlarından biri olduğunu, gerekçeli ve aleni karar ilkelerinin

mahkemelerin keyfi uygulama yapmalarını engelleme ve kararların başka yargı

organları aracılığıyla denetlenebilmesi açısından da önem arz ettiğini, bir

kararın açık duruşmada okunmadığı durumda söz konusu karara erişimin herkese

açık olmasının mahkeme kararlarında aleniyetin sağlanması açısından yeterli

olduğunu, somut olayda kararın bir nüshasının başvurucu vekillerine

verildiğini, aynı gün içinde yapılan vekilinin hazır olduğu ancak kendisinin

katılmadığı ilk celsede başvurucunun bazı suçlar bakımından tahliye edilirken

müşteki İ.İ.’yi öldürmeye teşebbüs suçundan

tutuklanmasına karar verildiğini, ikinci celsede ilk celsede verilen tutuklama

kararının yok sayılarak müşteki İ.İ.’yi öldürmeye

teşebbüs suçundan tutuklanmasına karar verildiğini belirtmiştir.

41. Başvurucu, somut olaydaki

duruşmada verilen kararın kendisine ve vekiline kapalı olduğunu, aleniyet

ilkesi gereğince verilen kararların tefhim edilmesinin zorunlu olduğunu,

kendisi hakkında verilen kararın gizlendiğini, duruşma sonunda zabıtların

kendisine verilmediğini belirtmiş ve Adalet Bakanlığının görüşüne

katılmamıştır.

42. Anayasa ve Sözleşme'nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

43. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

44. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

45. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes …

davasının … açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. ….”

46. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de

Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması

ilkesidir. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini

kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak

ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli

gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur (B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).

47. Dava dosyasında yer alan 24/1/2013 tarihli duruşma zabıtları incelendiğinde, ilk

celsede başvurucunun Mahkemeye duruşmaya katılmak istemediğine dair dilekçe

göndererek duruşmaya katılmadığı, ancak başvurucu vekilinin duruşmada hazır

bulunduğu görülmüştür. Mahkeme, başvurucu hakkında “tutuklu olduğu suç işlemek amacıyla silahlı suç

örgütü kurmak ve yönetmek, kasten adam öldürmek, tehdit, silahlı tehdit,

evrakta sahtecilik, şartlı tehdit ve 6136 sayılı yasaya muhalefet suçlarından

tutukluluk süresinin beş yıla yaklaşmış olması nedeniyle tahliyesine, başka

suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise derhal salıverilmesi için C.

Başsavcılığına müzekkere yazılmasına” ve “mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin bulunması nedenleri ile

CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince müşteki İ.İ.’yi

öldürmeye teşebbüs suçundan tutuklanmasına, hakkında tutuklama müzekkeresi

çıkartılmasına” karar vermiştir.

48. Öte yandan, aynı gün yapılan

ikinci celsede başvurucunun hazır edilerek ilk celsede hakkında verilen

tutuklama kararının vicahiye çevrildiği tespit edilmiştir. Başvurucu 24/1/2013 tarihli mahkeme kararının kendisinden gizlendiğini

ileri sürmüşse de, bu tarihte yapılan duruşmada verilen tutukluluk kararının

başvurucuya tefhim edildiği görülmektedir. Ayrıca, başvurucu vekilince 24/1/2013 günlü duruşma sonrasında Mahkemenin kararına

itiraz etmek amacıyla hazırlanan tutanakta yer alan “… sanıkların ve avukatların yüzüne karşı,

sanıkların tümünün tutukluluk hallerinin devamına karar verdiğini tefhim

etmiştir. Ancak bir süre sonra duruşma tutanakları elimize geldiğinde tutuklu

sanıkların tümünün tahliye edilmiş olduğunu …” şeklindeki ifadeden

de duruşmada verilen tutuklama kararının tefhim edildiği ve duruşma

tutanaklarının başvurucu vekiline verildiği görülmektedir.

49. Somut olayda, davanın temyiz

aşamasında derdest olduğu görülmektedir.

50. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması

gerekir.”

51. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

52. Zira temel hak ve

özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu

ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle

yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde

olağan kanun yolları vasıtasıyla çözüme kavuşturulması gerekir. Bireysel

başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması

içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17-18). Başvurucu hakkındaki dava temyiz

aşamasında derdest olduğundan bu şikâyet bakımından başvuru yolları henüz

tüketilmemiştir.

53. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun “24/1/2013 tarihli mahkeme kararının kendisinden gizlendiği”

yönündeki iddiasının “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. “Tutukluluğun Kanun’da belirlenen azami süreyi aştığı” yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2. “24/1/2013 tarihli mahkeme kararının kendisinden gizlendiği” yönündeki

iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemiş

olması”

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

15/4/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Ejder ÖZKAYA Vekili : Av. Hüsnü YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2228, 15 Nisan 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2228
Tarih
15 Nisan 2014

İlgili Kararlar

  • Ali Öksüz Başvurusu (B. No: 2013/6065)
  • K.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1614)
  • Yıldız Kurt Başvurusu (B. No: 2013/2625)
  • Aziz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/8404)
  • Emin Şirin Başvurusu (B. No: 2013/6762)
  • Adnan Keskin Başvurusu (B. No: 2013/8613)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.