İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yıldız Kurt Başvurusu (B. No: 2013/2625)

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle

Başvuru No2013/2625Tarih8 Mayıs 2014Okuma29 dk · 5.792 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yıldız Kurt Başvurusu

Karar tarihi
8 Mayıs 2014
Başvuru Numarası
2013/2625
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.792 kelime·29 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle

1992 yılında köyünü terk etmek zorunda kaldığını, uğradığı zararların

karşılanması amacıyla tazminat komisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde

açtığı davadan bir sonuç alamadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının

yaklaşık 7 yıl 7 ay sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen yaşam, özgürlük

ve güvenlik, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürerek tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 15/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine Adana 1. İdare

Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/6/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 25/9/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, karşı cevap olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir görüş

sunmamıştır.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Siirt ili, Pervari ilçesi, Okçular köyünde

ikamet etmekte iken 1992 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyle

köyünden göç etmiştir.

9. Başvurucu, 8/3/2005 tarihinde,

göç etmesi nedeniyle uğramış olduğu zararların karşılanması talebiyle, 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki

Kanun kapsamında kurulan Siirt Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına

başvuruda bulunmuştur. (Komisyon kayıtlarında başvuru tarihi 15/4/2005

olarak yer almaktadır.)

10. Komisyon, 7/5/2010 tarih ve

2010/1-4574 sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin boşaltılmadığını,

köydeki seçimlerin düzenli yapıldığını ve nüfus sayımlarında önemli miktarda

nüfus tespit edildiğini belirterek talebi reddetmiştir.

11. Komisyonun verdiği ret kararı üzerine başvurucu,

Diyarbakır İdare Mahkemesine 28/7/2010 tarihinde dava

açmıştır. Dosyanın ilk incelemesinin ve taraflara tebligat işleminin

yapılmasının ardından Diyarbakır İdare Mahkemesinin 27/12/2011

tarihli ara kararı ile dava dosyasının yetki yönünden reddedilerek 25/7/2011

tarihinde faaliyete geçen Batman İdare Mahkemesine (Mahkeme) gönderilmesine

karar verilmiştir. Mahkeme, 23/3/2012 tarih,

E.2012/1790 ve K.2012/2038 sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin tamamen

boşaltılan yerlerden olmadığı, köydeki seçimlerin düzenli yapıldığı, nüfus

sayımlarında önemli miktarda nüfus tespit edildiği ve başvurucunun sübjektif

güvenlik algısı nedeniyle göç etmesinden dolayı uğradığı zararların idarece

karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

vermiştir.

12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.

Dairesinin 6/12/2012 tarih, E.2012/7026 ve

K.2012/13141 sayılı kararıyla onanmıştır.

13. Onama kararı üzerine başvurucu, zorunlu bir iç hukuk yolu

olmadığı ve sonuç alamayacağı düşüncesiyle, karar düzeltme yoluna

başvurmamıştır.

14. Başvurucu Danıştay 15. Dairesinin temyiz talebinin

reddine ilişkin kararının 11/4/2013 tarihinde

kendisine tebliğinden sonra 15/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir.”

16. Aynı Kanun’un “Kapsam”

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun

kapsamı dışındadır:

…

d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyal

sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle

bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”

17. Aynı Kanun’un “Zarar

tespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanun

kapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, bir

başkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısı

komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,

sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamu

görevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetim

kurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat

komisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk

haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş

yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”

18. Aynı Kanun’un “Başvurunun

süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.

maddesi şöyledir:

“(Değişik: 28/12/2005

- 5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veya

yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün

içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın

gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine

başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak

başvurular kabul edilmez.

…”

19. Aynı Kanun’un “Karşılanacak

Zararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer

taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından

kaynaklanan maddî zararlar.”

20. Aynı Kanun’un “Zararın

Tespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“7 nci

maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî

mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar

görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz

önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.”

21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara

başvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih

arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4

üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler

ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri

uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”

22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna

28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen

geçici 1 inci madde gereğince yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi,

maddelerde öngörülen sonuçlandırılma süresinin bitiminden itibaren bir yıl

uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması

halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere

uzatabilir.”

23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:

“(Ek: 24/5/2007-5666/1

md.) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları halinde,

19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına

giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi ve

başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her

defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılan

başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013

tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.

maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile

uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

25. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,

K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:

“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların

5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafından

tamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozma

kararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığının

araştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.

…”

26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008

tarih ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:

“…5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin

değerlendirilmesinden; kişilerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle

uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmininin, terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu meydana gelmesi şartına bağlı

bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece

veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde söz konusu zararların

tazmini yoluna gidilebileceği; güvenlik kaygısına dayansa dahi,

terör olayları sonucu köyü terk edenlerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle

uğradıkları zararın, sadece köyün idarece veya köy halkı tarafından tamamen

boşaltılması halinde ve köyün boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe

kadar geçen süreçle sınırlı olarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna

ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan bir köye dönüşün başlaması, o köyde

güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarına kavuşulduğu anlamına gelmektedir.

Köye dönüş için sağlanması zorunlu olan asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise

objektif olması gerektiği; başka bir anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen

kişilere göre değişmemesi gerektiği de tabiidir.

Bu kabule göre,

uyuşmazlığa konu olayda, davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından

kaynaklanan zararının; sadece köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı

tarihe kadar geçen süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı

bulunduğundan, davalı idarece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık

süre üzerinden hesaplanan miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde

hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

…”

27. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,

K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir

“…Dava konusu olayda;

komisyonca düzenlenen tutanaklarda da belirtildiği üzere, Alluç

Köyü'nde herhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993

yılında bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu

sisteminin getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam

ettiği, diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör

olayları sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri

hususlarında çekişme bulunmamaktadır.

Buna göre, sadece geçici köy korucularının yaşadığı köyün,

güvenli bir yerleşim yeri olduğundan bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik

kaygısı nedeniyle köyü terk eden davacının 5233 sayılı Yasa

kapsamında uğradığı bir zararı olup olmadığının tespiti ve saptanan zararının

tazmini gerekirken, başvurusunun reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde

hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını

gerektirecek nitelikte görülmemektedir.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 8/5/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 15/4/2013 tarih ve 2013/2625 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, terör olayları nedeniyle

köyünde çatışmasız bir ortam temin edilemediği ve köy korucusu olmayı kabul

etmediği için köyünü terk etmek zorunda kaldığını, bu dönemde köyde kalan

malvarlığına erişemediğini, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı

idari başvurudan ve akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını, bu yargılama

esnasında tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, yeterli ve etkin bir

araştırma yapılmadığını, silahların eşitliği ilkesine aykırı davranıldığını,

kendi lehine olan delillerin toplanmadığını ve başvurusunun karara

bağlanmasının yaklaşık 8 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen yaşam,

özgürlük ve güvenlik, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

30. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmek

zorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı idari

başvurudan ve ardından açtığı davadan Okçular köyünün tamamen boşalan yerleşim

yerlerinden biri olmadığı gerekçesiyle reddedildiği için bir sonuç alamadığını,

oysa Okçular köyünün bir çok defa silahlı saldırıya uğradığını, köy merkezinde

ve civarında silahlı çatışmalar yaşandığını, Jandarma Genel Komutanlığının 3/6/2010 tarihli cevap yazısında bu durumun teyit

edildiğini, bu nedenlerle köyü terk etmek zorunda kaldığını ve köy merkezi

dışında kalan taşınmazlarından yararlanamadığını, tüm bunlardan dolayı mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Başvurucu, ayrıca, Okçular köyü ve civarında yıllar

itibariyle gerçekleştiğini ileri sürdüğü baskınlara ve çatışmalara yer vererek

güvenliğin nesnel olarak sağlandığı ve köyün güvenlik nedeniyle

boşalmadığı/boşaltılmadığı iddialarının yersiz olduğunu ve bu suretle yaşam,

özgürlük ve güvenlik ile etkili başvuru haklarının da ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

32. Başvurucunun söz konusu haklara dayanarak doğrudan

kendisine yönelen eylemlere ilişkin bir ihlal iddiası bulunmamakta olup bu

bölümde ileri sürülen iddiaların köyün güvenlik nedeniyle boşaldığı ve bu

nedenle kendisinin maruz kaldığı zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında

karşılanması gerektiğini ortaya koymak adına yapıldığı görülmektedir.

Başvurucunun bu yöndeki iddiaları bu başlık altında incelenecek olup söz konusu

haklar kapsamında ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

33. Bakanlık görüşünde, mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere

değinilmiş, mülkiyetin korunması hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel

ve tüzel kişilere ait olan mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında

kullanma ve hatta bu kişileri bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği,

bu kapsamda ülkenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren

güvenlik sorunları nedeniyle bazı köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin

ilgili şahısların köylerine girişlerinin reddedilmesinin, başvuranların

mülkiyet haklarına bir müdahale teşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan

sonra bu kişilerin zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un

kabul edildiği ifade edilmiştir.

34. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin

özellikle silahlı çatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne

alındığında, yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak

için istisnai tedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan

yoksun olmadığı, bu müdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için

oluşturulan iç hukuk yolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların

tespit edilmesi veya maddi tazminat hesaplaması gibi konulardaki

değerlendirmelerin iç hukuk yolu olarak Komisyon tarafından yapılacağı sonucuna

vardığı görüşüne yer verilmiştir.

35. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili özetle şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Siirt ili, Pervari

ilçesi, Okçular köyünde ikamet etmekte iken, meydana gelen terör olayları

nedeniyle 1992 yılında köyünü terk etmiştir. Hâlbuki Komisyon tarafından

yapılan araştırma sonucunda Okçular köyünün terör nedeniyle tamamen

boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı tespit edilmiştir. Bu araştırma

yapılırken 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun olarak ilgili tüm kurum ve

kuruluşlardan bilgi ve belge temininde bulunulmuştur. Komisyon tarafından

Okçular köyünde keşif yapılarak başvurucuya ait taşınır ve taşınmaz malların

tespiti yapılmıştır. Yapılan bu araştırma sonucunda, Okçular köyü ve

mezralarının boşalan/kısmen boşalan köyler arasında yer almadığı, her beş yılda

bir muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, köyde korucu ve korucu aileleri dışında

da vatandaşların ikamet ettiği, köy okulunun 1989 yılından araştırma tarihine

kadar açık olduğu, yıllar itibariyle köydeki nüfusun bildirildiği tespit

edilmiştir. Tüm bu somut araştırmalar sonrasında Komisyon söz konusu köyün

terör olayları nedeniyle tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı sonucuna

vararak başvurucunun talebini reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu

tarafından idari yargıda iptal davası açılmışsa da bu dava da aynı gerekçeyle

reddedilmiştir. Böylelikle başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı

kesinleşmiş kararla tespit edilmiştir. Komisyon ve devamında idari yargı

tarafından yapılan bu araştırma Danıştay içtihatlarıyla da uyumludur.

36. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne

karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

37. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

38. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz bir takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatası

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

39. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde, 5233 sayılı

Kanun’un İdare tarafından yanlış yorumlanması sonucu “ikamet edilen yerin boşaltılması” şartının

arandığını, ancak ikamet ettiği alanlarda gerçekleşen şiddet olayları nedeniyle

güvenliğin bulunmadığını ve malvarlığından “barışçıl”

olarak yararlanamadığını ileri sürmektedir.

40. Başvurucunun taleplerinin reddine ilişkin 7/5/2010 tarihli Komisyon kararı ve derece mahkemelerinin

karar gerekçeleri incelendiğinde, iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un

kapsamına ilişkin hükümler içeren 2. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde

yer verilen “Terör dışındaki ekonomik ve

sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi

istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararlar.” ifadesinin Komisyon ve derece mahkemeleri tarafından

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

41. Başvurucu her ne kadar iddialarını

mülkiyet hakkına dayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunun dava ve temyiz

dilekçelerinde de aynen ileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların ve

mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarının

mahkeme tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehine olmayan

mahkeme kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla birlikte başvurucunun

ileri sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleri tarafından

değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.

42. Nitekim Batman İdare Mahkemesinin 23/3/2012

tarih ve E.2012/1790, K.2012/2038 sayılı kararında 5233 sayılı Kanun kapsamında

hangi hallerde uğranılan zararların tazmin edilebileceği şu şekilde ifade

edilmiştir:

“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan

maddelerinin değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya

"terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir

yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına

ulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göre

idarece sulh yoluyla ödenmesi gerekir. Bir başka deyişle, bir yerleşim yerinin

güvenlik nedeniyle idarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan

halk tarafından "tamamen" boşaltılmış olması halinde yerleşim yerinin

boşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek tek

sayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.

Dolayısıyla, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi

zararın idarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması, o

yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari

güvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir göstergesidir.

Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürekli yasayan kişilere ve sözü edilen

kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre değişmemesi

gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve endişe

karşısında her bireyin farklı tepki göstermesi mümkündür. Bu nedenle, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği

şekilde nesnel bir ölçüte dayandırılması zorunludur. Ancak,

bir yerleşim yerinde meydana gelen terör olayları nedeniyle yerleşim yerinde

sadece köy korucuları ile bunların aileleri kalmış, diğer köy halkının yerleşim

yerini terk etmiş olması halinde, bir başka İfade ile bu şekilde bir yerleşim

yeri kısmen boşalmış ise yerleşim yerini kısmen terk eden köy halkının da

güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu nedenden dolayı

malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa

hükümlerine göre idarece karşılanacağı açıktır.”

43. Mahkemenin kararında Siirt ili Pervari ilçesi Okçular

köyüne ilişkin şu değerlendirmelere yer verilerek davacının (başvurucunun)

uğradığını ileri sürdüğü zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminin

mümkün olmadığına ve davanın reddine karar verilmiştir:

“Batman İdare

Mahkemesinin E:2012/1429 sayılı dava dosyasında ve Mahkememizin bu köye ait

muhtelif dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerden; Pervari İlçe Jandarma

Komutanlığı’nın 28.01.2010 tarih ve 417 sayılı yazısı ekinde bulunan Pervari

İlçe Jandarma Komutanlığı'na Bağlı Köy ve Mezralara Ait Çizelgede Siirt İli

Pervari İlçesi Okçular Köyü'nün tamamen boşalan/boşaltılan köyler arasında yer

almadığı, köyün durumunun dolu olarak ifade edildiği, genel nüfus sayımları ve

tespitlerine göre Okçular Köyü'nde 1990 yılında 753, 1997 yılında 899, 2000

yılında ise 1002 kişinin yaşadığı, köyde 1989, 1994, 1999, 2004 ve 2009

yıllarında muhtarlık seçiminin düzenli olarak yapıldığı, köyde geçici köy

koruculuğu sisteminin getirildiği görülmektedir.

Davacı vekili

tarafından Okçular Köyü'nde askeri bir üssün bulunduğu ve nüfus sayımı

sonuçlarının bu nedenle fazla çıktığı iddia edilmekte ise de; bu hususun

açıklığa kavuşturulması için Mahkememizin E.2012/1429 sayılı dava dosyası ve

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi'nin 2010/1924 esasına kayıtlı davada ara karan

ile Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığımdan köy halkından olup köyde yaşayan

şahısların sağlıklı olarak tespit edilebilmesi amacıyla Pervari İlçesi Okçular

Köyü'nde bulunan jandarma karakolunda sayım yapılan 1990, 1997 ve 2000 yılında

görevli personel ve asker sayılarına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği,

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı'nın ara kararına cevabi yazısında ara

kararıyla talep edilen düzeyde bilgi derlenmediği, bu nedenle istenen

bilgilerin gönderilemeyeceğinin bildirildiği görülmektedir. Bunun yanısıra, Mahkememizin E.2012/1429 esasına kayıtlı

dosyasında 13.01.2011 tarihli ara karan ile davalı idareden köy korucusu (ve

ailesi) ve asker (ve ailesi) olanlar dışında köyde yaşayanların bulunup

bulunmadığı, varsa sayısına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, ara

kararına cevaben gönderilen 02.02.2011 tarihli Jandarma Tutanağında 1990 yılına

ait istenilen belgelere ulaşılamadığı, 1997 yılında köyde 90 korucunun

bulunduğu, bunlar dışında 20 hanenin korucu olmadığı ve korucu olmayanların ise

yaklaşık 250 kişi olduğu. 2000

yılında ise köyde 85 adet korucunun bulunduğu, korucu hariç köyde 13 hanenin,

yaklaşık 100 kişinin yaşadığının belirtildiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan, Türkiye istatistik Kurumu

Başkanlığı Siirt Bölge Müdürlüğü'nün 15.01.2010 tarih ve 67 sayılı yazısında,

Okçular Köyünün 1997 yılına ilişkin 899 kişilik nüfusunun 489'unun ikametgaha göre nüfus olduğu ve nüfus tespit günü

ikametgahlarını Okçular Köyü olarak beyan ettiklerinin bildirildiği

görülmektedir.

Yukarıda yer verilen

açıklamalara göre, Siirt İli Pervari İlçesi Okçular Köyü'nün boşalan ve/veya

boşaltılan yerleşim yerlerinden olmadığı, nüfus sayımlarında köyde bulunan

askeri birlik personelinin sayısı konusunda açık ve net bir bilgi bulunmamakla

birlikte, köyde askeri personel ve geçici köy korucudan dışında yaşayan/ikamet

eden sivil vatandaşların bulunduğunda, köyün tamamen

boşalmadığı/boşaltılmadığında kuşku ve duraksamaya yer bulunmamaktadır.”

44. Mahkemenin bu kararı, 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin

yorumu kapsamında başvurucuların zararının tazmin edilebilmesi için köyün ya da

mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde

sadece geçici köy korucularının kalması şartını arayan Danıştay’ın yerleşik

içtihatlarına (§§ 25–27) uygun olup herhangi bir keyfilik içermemektedir.

45. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarını

terör dolayısıyla terk etmediği Danıştay’ın onaması sonucu kesinleşen mahkeme

kararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde de ifade edildiği üzere bunun

doğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına 5233 sayılı Kanun’un kapsamına

girecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. Anayasa Mahkemesi açısından bu

tespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığından mülkiyet

hakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, §§ 85-88).

46. Açıklanan nedenlerle, başvurucu

tarafından ileri sürülen iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,

mülkiyet hakkı kapsamında bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı ve derece

mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

a. Silahların

Eşitliği İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

47. Başvurucu, komisyona yaptığı başvurunun incelenmesi

sırasında kendi lehine olan delillerin toplanmaması ve tanık beyanlarının

dikkate alınmaması suretiyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini

sürmüştür.

48. Adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olan

silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuli

haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine

göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir

şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. Ceza

davalarının yanı sıra medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin hukuk davaları ve idari davalarda da bu ilkeye uyulması gerekir (B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 32).

49. 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesinde

aynı Kanun’un 7. maddesinde belirtilen zararların, “zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve

belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı

tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde

bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun

biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile”

belirleneceği kurala bağlanmıştır.

50. Komisyonların oluşumu ve çalışma usulü göz önünde

bulundurulduğunda onların bir “Mahkeme”

olarak görev ifa ettikleri söylenemez. Bakanlığın görüş yazısında belirtildiği

üzere, komisyonların temel görevi, terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin bu

zararlarını tespit etmek ve ayni ifa ya da nakdi ödeme suretiyle zararları

karşılamaktır. Bu nedenle komisyonların bir mahkeme gibi silahların eşitliği

ilkesinin gerektirdiği tüm usuli güvenceleri sağlama

zorunluluğu bulunmamaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İçyer/Türkiye, 18888/2, 12/1/2006,

§ 79). Diğer yandan, 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile sulh yoluyla

çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklı

tutulmuş olup komisyonların verdiği kararlarda başvurucunun ileri sürdüğü

şekilde ilgili kanun hükmünün yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesine

ilişkin gerçekleşmesi söz konusu ihlallere yönelik iddialarını bir mahkemeye

sunma imkânı bulunmaktadır.

51. Başvuru konusu olayda Komisyon,

5233 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca Pervari İlçe Jandarma Komutanlığı,

Milli Eğitim Müdürlüğü, Siirt İl Mahalli İdareler Müdürlüğü, Pervari İlçe

Müftülüğü, İlçe Seçim Kurulu ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı Siirt

Bölge Müdürlüğünden aldığı bilgileri değerlendirerek başvurucunun talebini

reddetmiş, başvurucu da Komisyon’un bu kararına yönelik itirazlarını Mahkemeye

sunabilmiştir.

52. Açıklanan nedenlerle, silahların eşitliği ilkesine

yönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul

Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

53. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

54. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğu

zararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındaki

yargılamanın yaklaşık 8 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

55. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken,

öncelikle AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusunda

benimsediği ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurların biri olan “makul sürede yargılanma hakkı” kapsamında

değerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresinin uzunluğunun

incelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan 23/9/2012 tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar

geçen sürenin de dikkate alınmakta olduğu ifade edilmiştir.

56. Bakanlık görüşünde, AİHM’ye göre hukuk ve idari davalarda

sürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancak

idari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlem

aleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceğini belirtilmiştir.

57. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olup

olmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olup

olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,

kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davacının

başvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak karar

verildiği görüşüne yer verilmiştir.

58. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

59. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” Anayasa

Mahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkün

olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın

141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 35-39).

60. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli

olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken hususlardır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

40–46). Bu nedenle başvuruya konu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu

hususlar dikkate alınarak değerlendirilecektir.

61. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

62. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda

girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki

bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No:

2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru açısından

benzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak

zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyona başvurduğu

kayıt altına alınan 15/4/2005 tarihidir. Bu doğrultuda

idari makama başvurulması ile başlayan süreç ile yargılamada geçen süreler ayrı

ayrı değerlendirilmelidir.

63. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığı zararların giderilmesi amacıyla 15/4/2005

tarihinde Komisyona başvurduğu ve Komisyon tarafından 5 yıl 22 gün sonra

7/5/2010 tarihinde karar verildiği görülmektedir.

64. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde komisyonlara

yapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren iki yıl içinde

sonuçlandırılacağı, anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde bu sürenin de bitmesi

ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulunun bu

süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kurala bağlanmıştır.

Bu kapsamda yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki

Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu

Kararı ile uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

65. Kaldı ki, komisyonlar için 5233 sayılı Kanun’da

belirtilen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Uğranılan zararların

tazmini için yapılan başvurular için 5233 sayılı Kanun’da öngörülen süreler,

komisyonlara yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup komisyonlar

bu sürede başvuruyu sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların

geçerli olduğunda şüphe yoktur (B. No:2013/772, 7/11/2013, § 62).

66. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal

sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.

maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içinde

karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını

yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda,

personel ve yargıç sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle

yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu

gündeme gelmektedir (B. No:2012/1198, 7/11/2013, §

55).

67. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya

benzer başka başvurularla ilgili daha önce verdiği kararlarda (B. No:

2013/3007, 2013/3008, 2013/3202 ve 2013/3309, 6/2/2014),

bu konuda gereken çabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması

koşuluyla, geçici olarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştan

kaynaklanan belli bir süreye kadar yaşanan gecikmelerden devletin

sorumluluğunun ortaya çıkmayacağı, ancak bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna

dönüşmesi ve halihazırda uygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda

devletin, yaşanan gecikmelerden sorumlu hale geleceği kabul edilmiştir (B. No:

2013/3007, 6/2/2014, §§ 65-67).

68. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlara

toplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u karara

bağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105

komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devam

etmiştir.

69. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminat

komisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler

ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen

karşılanması amacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çok

büyük çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak

1987-2004 yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetler

nedeniyle oluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurular

oluşturmaktadır. 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu döneme

ilişkin bir anda çok yüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğer

yandan, 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin

başvuruların anılan Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde

yapılabileceği belirtilmiş fakat bu süre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666

sayılı Kanunla eklenen geçici 4. madde ile 30/5/2008

tarihine kadar uzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönem çok sayıda

başvuru yapıldığı, fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devam etmesinin mümkün

olmadığı anlaşılmaktadır.

70. Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, 5233 sayılı

Kanun uyarınca oluşturulan idari başvuru yolunda iş yükündeki artış geçici olup

her bir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süre

değerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir.

Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol

açıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulan

bu sistemin etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerin yeterli

çabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp almadıklarının

ortaya konulması gerekmektedir.

71. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurularda bu komisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri

uyarınca karşılanacak zararları tespit ettiği, bu çerçevede, her bir başvuruda

yapılan talebe bağlı olarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifler

yaptığı, ayrı ayrı ziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporları

aldığı, başvurucuların taşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarım

arazisi niteliğinde olanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstri

bitkisi, sebze, meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığı

görülmektedir. 360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve ayrıntılı

hesaplamalar yapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının tespiti

amacıyla yürütülen bu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık ve

zaman alıcı olduğu ortadadır (B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§ 69, benzer değerlendirmeler içeren AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, § 69-70).

72. Bu kapsamda, 5233 sayılı Kanun kapsamında Siirt ilinden

yapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4. maddesi

uyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle komisyon

sayısının arttırıldığı, 21/9/2011 tarihine kadar 3

komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara 3/3/2014 tarihi itibarıyla

toplam 21.554 başvuru yapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlülük

tarihi olan 27/7/2004 tarihinden 29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 11.000

başvuru yapıldığı, başvurucunun komisyona 15/4/2005 tarihinde başvuruda

bulunduğu, başvurucunun dosya kayıt numarasının 5.900 olduğu anlaşılmaktadır.

Komisyona 2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008

tarihine kadar başvuruların yapılabildiği, bu tarihten sonra 5233 sayılı Kanun

kapsamında sadece yeni ortaya çıkan olaylara ilişkin başvuru yapılabileceği,

dolayısıyla toplam başvuru sayısındaki artışın çok sınırlı olduğu, 10/1/2014

tarihi itibarıyla yapılan toplam 21.554 başvurudan 20.881’inin karara

bağlandığı, komisyon sayısının bire düştüğü ve 673 başvurunun komisyon önünde

derdest olduğu anlaşılmaktadır.

73. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğun

başvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008)

başvuru sayısında çok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu

tarihten sonra mevcut başvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar.

Başvuru sayısının çok yüksek olduğu dönemlerde Batman (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, § 70) ve Siirt örneklerinde görüldüğü üzere

illerde kurulan komisyonların sayısının arttırıldığı, iş yükünün erimesi

sonrasında bu sayının düşürüldüğü ve işi biten komisyonların kapatıldığı görülmektedir.

Hem ülke genelinde hem de Siirt ilinde komisyonlarda karara bağlanmamış

başvuruların sayısına bakıldığında çok az sayıda başvurunun kaldığı

anlaşılmaktadır.

74. Ülke genelinde ve Siirt ilinde karara bağlanan başvuru

sayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler göz

önünde bulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde çalıştıklarının

kabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233 sayılı Kanun’un

4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü işlemleri yerine

getirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin komisyon üyesi

olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan kamu görevlileri

oldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon sayısının belirli

bir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir (2013/3007, 6/2/2014, § 72).

75. Somut olayda, başvuru dilekçesinden anlaşıldığı

kadarıyla, 15/4/2005 tarihinde komisyona başvuru

sonrasında başvurucunun talebi 7/5/2010 tarihinde toplam 5 yıl 22 günde karara

bağlanmıştır.

76. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmenin

Komisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortaya

çıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan bu

iş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda

üzerine düşeni yapmadıkları söylenemeyecektir.

77. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, Komisyon

tarafından başvurucunun taleplerinin reddi sonrasında 28/7/2010

tarihinde dava dilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu

sürecin başladığı, dosyanın ilk incelemesinin ve taraflara tebligat işleminin

yapıldığı, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 27/12/2011 tarihli ara kararı ile dava

dosyasının yetki yönünden reddedilerek 25/7/2011 tarihinde faaliyete geçen

Batman İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, dava dosyasını

8/2/2012 tarihinde devralan Batman İdare Mahkemesinin 23/3/2012 tarihinde

davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

78. Başvurucu tarafından 20/4/2012

tarihinde kararın temyiz edilmesi üzerine ilk derece Mahkemesince 16/5/2012

tarihinde temyiz ilk inceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesi

için 10/7/2012 tarihinde Danıştay’a gönderilmiştir. Temyiz talebine ilişkin

olarak yaklaşık beş ay sonra 6/12/2012 tarihinde

Danıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.

79. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinin

toplam 2 yıl 4 ay 9 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.

80. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,

ilgili dava dosyasının Diyarbakır İdare Mahkemesinden yeni açılan Batman İdare

Mahkemesine devri söz konusu olmasına rağmen hem ilk derece aşamasında hem de

temyiz aşamasında kayda değer herhangi bir gecikmenin yaşanmadığı

anlaşılmaktadır.

81. Sonuç olarak, idari başvuru sürecinde komisyonlarda

incelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her bir başvuru kapsamında

yürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb. faaliyetlerin bütünü

düşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi ve işlemlerin

karmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuru yapılması ve

bunların karara bağlanması ve bunların yanı sıra yargılama sürecinin (dosyanın

Diyarbakır İdare Mahkemesinden yeni açılan Batman İdare Mahkemesine devri söz

konusu olmasına rağmen) 2 yıl 4 ay 9 gün içerisinde ilk derece ve temyiz

aşamalarından geçerek kesinleşmesi gibi davanın tüm koşulları dikkate

alındığında, her ne kadar komisyon incelemesinin sonuçlanmasının 5 yılı aşması göreceli

olarak oldukça uzun bir süre olmakla birlikte toplamda 7 yıl 7 ay 21 günde (15/4/2005-6/12/2012 tarihleri arasında) başvurunun karara

bağlanmasının makul sürede yargılanma hakkının ihlalini doğuracağından söz

edilemez.

82. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinin

gerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının, kanun

yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve “açıkça

dayanaktan yoksunluk”,

2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği yönündeki

iddialarının “açıkça dayanaktan yoksunluk”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

8/5/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Yıldız KURT Vekili : Av. Kemal DERİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2625, 8 Mayıs 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. M. Emin KUZ
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2625
Tarih
8 Mayıs 2014

İlgili Kararlar

  • Aziz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/8404)
  • Emin Şirin Başvurusu (B. No: 2013/6762)
  • Adnan Keskin Başvurusu (B. No: 2013/8613)
  • Bedir Ayaz Başvurusu (B. No: 2013/835)
  • İsmet Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2294)
  • Cemal Aydın Başvurusu (B. No: 2013/5428)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.