İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsmet Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2294)

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle

Başvuru No2013/2294Tarih8 Mayıs 2014Okuma25 dk · 4.972 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İsmet Kaya Başvurusu

Karar tarihi
8 Mayıs 2014
Başvuru Numarası
2013/2294
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.972 kelime·25 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle

1992 yılında köyünü terk etmek zorunda kaldığını, uğradığı zararların

karşılanması amacıyla tazminat komisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde

açtığı davadan bir sonuç alamadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının

yaklaşık 9 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 26/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine Diyarbakır 1. İdare

Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/6/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 25/9/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, karşı beyanlarını 4/12/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Diyarbakır ili, Kulp ilçesi, Akbulak köyünde ikamet etmekte iken 1992 yılında meydana

gelen terör olayları nedeniyle köyünden göç etmiştir.

9. Başvurucu, 1992–2002 yılları arasında malvarlığına

ulaşamaması nedeniyle uğradığı zararların karşılanması talebiyle, 7/9/2004 tarihinde 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında kurulan Diyarbakır

Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına (Komisyon) başvuruda bulunmuştur.

10. Komisyon, 5/3/2008 tarih ve

2008/4-9745 sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin terör nedeniyle

boşaltılmadığını, keşif ve tespit raporunda müracaatçının evinin sağlam

olduğunu tespit etmiş ancak terör kaygısıyla arazilerini bir süre ekip

biçememesi ve mal varlığına ulaşamaması nedeniyle oluşan zararlarının tazmini

amacıyla 6.880,20 TL ödenmesine karar vermiştir. Başvurucunun Komisyonca

belirlenen zarar miktarını kabul etmemesi üzerine 19/1/2009

tarihli uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.

11. Başvurucu, Komisyonun verdiği kısmi ret kararının iptali

talebiyle 11/2/2009 tarihinde Diyarbakır İdare

Mahkemesine dava açmıştır. Mahkeme, 6/7/2010 tarih,

E.2009/293 ve K.2010/1256 sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin tamamen

boşaltılan yerlerden olmadığı ve başvurucunun sübjektif güvenlik algısı

nedeniyle göç etmesinden dolayı uğradığı zararların 5233 sayılı Kanun

kapsamında idarece karşılanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın

reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.

Dairesinin 6/11/2012 tarih, E.2011/6356 ve K.2012/7180

sayılı kararıyla onanmıştır.

13. Onama kararı üzerine başvurucu, zorunlu bir hukuk yolu

olmadığı ve sonuç alamayacağı düşüncesiyle, karar düzeltme yoluna

başvurmamıştır.

14. Başvurucu, Danıştay 15. Dairesinin temyiz talebinin

reddine ilişkin kararının 27/2/2013 tarihinde

kendisine tebliğinden sonra 26/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir.”

16. Aynı Kanun’un “Kapsam”

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun

kapsamı dışındadır:

…

d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyal

sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle

bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”

17. Aynı Kanun’un “Zarar

tespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanun

kapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, bir

başkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısı

komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,

sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamu

görevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetim kurulunca

baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat komisyonun

üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk haftasında

yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş yoğunluğuna

göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”

18. Aynı Kanun’un “Başvurunun

süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.

maddesi şöyledir:

“(Değişik: 28/12/2005

- 5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veya

yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün

içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın

gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine

başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak

başvurular kabul edilmez.

…”

19. Aynı Kanun’un “Karşılanacak

Zararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer

taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından

kaynaklanan maddî zararlar.”

20. Aynı Kanun’un “Zararın

Tespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“7 nci

maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî

mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar

görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz

önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.”

21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara

başvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih

arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4

üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler

ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri

uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”

22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna

28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen

geçici 1 inci madde gereğince yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi,

maddelerde öngörülen sonuçlandırılma süresinin bitiminden itibaren bir yıl

uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması

halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere

uzatabilir.”

23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:

“(Ek: 24/5/2007-5666/1

md.) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları halinde,

19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına

giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi ve

başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her

defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılan

başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013

tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.

maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile

uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

25. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,

K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:

“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların

5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafından

tamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozma

kararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığının

araştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.

…”

26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008

tarih ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:

“…5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin

değerlendirilmesinden; kişilerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle

uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmininin, terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu meydana gelmesi şartına bağlı

bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece

veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde söz konusu zararların

tazmini yoluna gidilebileceği; güvenlik kaygısına dayansa dahi,

terör olayları sonucu köyü terk edenlerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle

uğradıkları zararın, sadece köyün idarece veya köy halkı tarafından tamamen

boşaltılması halinde ve köyün boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe

kadar geçen süreçle sınırlı olarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna

ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan bir köye dönüşün başlaması, o köyde

güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarına kavuşulduğu anlamına gelmektedir.

Köye dönüş için sağlanması zorunlu olan asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise

objektif olması gerektiği; başka bir anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen

kişilere göre değişmemesi gerektiği de tabiidir.

Bu kabule göre,

uyuşmazlığa konu olayda, davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından

kaynaklanan zararının; sadece köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı

tarihe kadar geçen süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı

bulunduğundan, davalı idarece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık

süre üzerinden hesaplanan miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde

hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

…”

27. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,

K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir

“…Dava konusu olayda;

komisyonca düzenlenen tutanaklarda da belirtildiği üzere, Alluç

Köyü'nde herhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993

yılında bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu

sisteminin getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam

ettiği, diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör

olayları sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri

hususlarında çekişme bulunmamaktadır.

Buna göre, sadece geçici köy korucularının yaşadığı köyün,

güvenli bir yerleşim yeri olduğundan bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik

kaygısı nedeniyle köyü terk eden davacının 5233 sayılı Yasa

kapsamında uğradığı bir zararı olup olmadığının tespiti ve saptanan zararının

tazmini gerekirken, başvurusunun reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde

hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını

gerektirecek nitelikte görülmemektedir.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 8/5/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/3/2013 tarih ve 2013/2294 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, Akbulak

köyünün 1992 yılında terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında idarece

yürütülen askeri operasyonlar nedeniyle güvenlik kaygısıyla boşaltıldığını,

2002 yılına kadar köyde kalan malvarlığına erişemediğini, uğradığı zararların

karşılanması amacıyla yaptığı idari başvurudan ve akabinde açtığı davadan sonuç

alamadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 9 yıl sürdüğünü

belirterek Anayasa’da düzenlenen adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

30. Başvurucu, terör olayları nedeniyle

vatandaşların zorunlu göçe tabi tutulduğunu, Akbulak

köyünün gayri resmi olarak boşaltıldığını, uğradığı zararların karşılanması

amacıyla yaptığı idari başvurudan ve ardından açtığı davadan Akbulak köyünün tamamen boşalan yerleşim yerlerinden biri

olmadığı gerekçesiyle reddedildiği için bir sonuç alamadığını, oysa Akbulak köyünde birden fazla terör eylemi ve silahlı

çatışma gerçekleştiğini, Akbulak İlköğretim Okulunun

1992-2003 yılları arasında kapalı kaldığını, bu nedenlerle köyü terk etmek

zorunda kaldığını ve köyde bulunan taşınmazlarından yararlanamadığını tüm

bunlardan dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere

değinilmiş, mülkiyetin korunması hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel

ve tüzel kişilere ait olan mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında

kullanma ve hatta bu kişileri bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği,

bu kapsamda ülkenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren

güvenlik sorunları nedeniyle bazı köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin

ilgili şahısların köylerine girişlerinin reddedilmesinin, başvuranların

mülkiyet haklarına bir müdahale teşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan

sonra bu kişilerin zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un

kabul edildiği ifade edilmiştir.

32. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin

özellikle silahlı çatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne

alındığında, yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak

için istisnai tedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan

yoksun olmadığı, bu müdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için

oluşturulan iç hukuk yolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların tespit

edilmesi veya maddi tazminat hesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç

hukuk yolu olarak Komisyon tarafından yapılacağı sonucuna vardığı görüşüne yer

verilmiştir.

33. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili özetle şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Diyarbakır ili, Kulp

ilçesi, Akbulak köyünde ikamet etmekte iken meydana

gelen terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünü terk etmiştir. Başvurucunun

başvurusu sonrasında Komisyon tarafından yapılan araştırma sonucunda Akbulak köyünün terör nedeniyle tamamen boşalmamış olduğu

tespitinde bulunmakla birlikte terör kaygısıyla arazilerini bir süre ekip

biçememesi nedeniyle oluştuğu belirlenen zararının tazmini amacıyla 6.880,20 TL

ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucu tarafından bu miktarın kabul edilmemesi

üzerine Komisyon tarafından uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiş, başvurucu da bu

karara karşı idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesi tarafından dava

hakkında yapılan araştırmada 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun olarak

ilgili kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge temininde bulunulmuş, Akbulak köyünün boşaltılmadığı, her beş yılda bir muhtarlık

seçimlerinin yapıldığı, köye koruculuk sisteminin getirilmediği, yıllar

itibariyle köydeki nüfusun bildirildiği tespit edilmiştir. Tüm bu somut

araştırmalar sonrasında Mahkeme söz konusu köyün terör olayları nedeniyle

tamamen boşalan köylerden olmadığı sonucuna vararak başvurucunun davasını

reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu tarafından temyiz başvurusunda

bulunulmuşsa da bu talep Danıştay tarafından reddedilmiştir. Böylelikle

başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı kesinleşmiş kararla tespit

edilmiştir.

34. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne

karşı sunduğu beyanında Adalet Bakanlığının görüşüne katılmadığını belirtmiş,

İdare Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde yer verdiği iddiaları özetleyerek

yinelemiştir.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

36. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatası veya açık

keyfilik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

37. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde, idari başvuru ve

yargılama aşamasında taşınmaz mallarına erişememekten dolayı uğradığı zararın

usulünce tespit edilemediği, talep edilmesine rağmen tanıklarının komisyon ve

mahkeme aşamasında dinlenmediği, ileri sürdüğü iddia ve sunduğu delillerinin

yeterince araştırılmadığı ve zararının tazmin edilmediği, bu nedenlerle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir.

38. Başvurucunun taleplerinin reddine ilişkin 5/3/2008 tarihli Komisyon kararı ve derece mahkemelerinin

karar gerekçeleri incelendiğinde, iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un

kapsamına ilişkin hükümler içeren 2. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde

yer verilen “Terör dışındaki ekonomik ve

sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi

istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararlar.” ifadesinin Komisyon ve derece mahkemeleri tarafından

yorumlanmasında ve ileri sürülen iddia ve delillerin değerlendirilmesinde

isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

39. Başvurucu her ne kadar iddialarını

mülkiyet hakkına dayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunun dava ve temyiz

dilekçelerinde de aynen ileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların ve

mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarının

mahkeme tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehine olmayan

mahkeme kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla birlikte başvurucunun

ileri sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleri tarafından

değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.

40. Nitekim Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 6/7/2010 tarih ve E.2009/293, K.20102/1256 sayılı kararında

5233 sayılı kanun kapsamında hangi hallerde uğranılan zararların tazmin

edilebileceği şu şekilde ifade edilmiştir:

“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan

maddelerinin değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya

"terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir

yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına

ulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göre

idarece sulh yoluyla ödenmesi gerekir. Bir başka deyişle, bir yerleşim yerinin

güvenlik nedeniyle idarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan

ha/k tarafından "tamamen" boşaltılmış olması halinde yerleşim yerinin

boşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek tek

sayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.

Dolayısıyla, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi

zararın idarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması, o

yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari

güvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir

göstergesidir. Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürek)i

yasayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden

kişilere göre değişmemesi gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda

oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesi

mümkündür. Bu nedenle, kişiden kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik

kaygısının yukarıda belirtildiği şekilde nesnel bir ölçüte dayandırılması

zorunludur. Ancak, bir yerleşim yerinde meydana gelen terör olayları nedeniyle

yerleşim yerinde sadece köy korutulan ile bunların aileleri kalmış, diğer köy

halkının yerleşim yerini terk etmiş olması halinde, bir başka İfade ile bu

şekilde bir yerleşim yeri kısmen boşalmış ise yerleşim yerini kısmen terk eden

köy halkının da güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu

nedenden dolay» malvarlığına ulaşılamamasından

kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece

karşılanacağı açıktır.”

41. Mahkemenin kararında Diyarbakır ili Kulp ilçesi Akbulak köyüne ilişkin şu değerlendirmelere yer verilerek

davacının (başvurucunun) uğradığını ileri sürdüğü zararların 5233 sayılı Kanun

kapsamında tazminin mümkün olmadığına ve davanın reddine karar verilmiştir:

“…

Dava dosyasında yer

alan bilgi ve belgelerden; Diyarbakır ili Kulp ilçesi Akbulak

köyünün boşaltılmadığı, köyde geçici köy koruculuğu sisteminin getirilmediği,

Genel Nüfus Sayımları ve tespitlerine göre 1990 yılında 970, 1997 yılında 639,

2000 yılında ise 877 kişinin köyde yaşadığı, 1995 yılı Milletvekili Genel

Seçimlerinde 241, 1999 yılı Milletvekili Genel Seçimlerinde 246 oy kullanıldığı

görülmüştür. Bu nedenle yukarıda

yer verilen açıklamalara göre Kulp ilçesi Akbulak

köyünün boşalan yerleşim yerlerinden olmaması nedeniyle davacının subjektif güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden

dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararın, 5233 sayılı Yasa kapsamında

karşılanmasına olanak bulunmamaktadır.

…”

42. Mahkemenin bu kararı, ilgili hükmün (5233 sayılı Kanun’un

2. maddesi) yorumu kapsamında başvurucuların zararının tazmin edilebilmesi için

köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim

yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması şartını arayan Danıştay’ın

yerleşik içtihatlarına (§§ 25–27) uygun olup herhangi bir keyfilik

içermemektedir.

43. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarını

terör dolayısıyla terk etmediği Danıştay’ın onaması sonucu kesinleşen mahkeme

kararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde de ifade edildiği üzere bunun

doğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına 5233 sayılı Kanun’un kapsamına

girecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. Anayasa Mahkemesi açısından bu

tespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığından mülkiyet

hakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, §§ 85-88).

44. Açıklanan nedenlerle, başvurucu

tarafından ileri sürülen iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,

mülkiyet hakkı kapsamında bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı ve derece

mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiği İddiası

45. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğu

zararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındaki

yargılamanın yaklaşık 9 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken,

öncelikle AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusunda

benimsediği ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurlarından biri olan

“makul sürede yargılanma hakkı”

kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresinin

uzunluğunun incelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan 23/9/2012 tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar

geçen sürenin de dikkate alınmakta olduğu ifade edilmiştir.

48. Bakanlık görüşünde, AİHM’ye göre hukuk ve idari davalarda

sürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancak

idari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlem

aleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceği belirtilmiştir.

49. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olup

olmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olup

olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,

kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davacının

başvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak karar

verildiği görüşüne yer verilmiştir.

50. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

51. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” Anayasa

Mahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkün

olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın

141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 35-39).

52. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli

olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken hususlardır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

40–46). Bu nedenle başvuruya konu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu

hususlar dikkate alınarak değerlendirilecektir.

53. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin

toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi

açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 46).

54. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda

girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki

bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No:

2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru açısından

benzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak

zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyona başvurduğu

kayıt altına alınan 9/9/2004 tarihidir. Bu doğrultuda

idari makama başvurulması ile başlayan süreç ile yargılamada geçen süreler ayrı

ayrı değerlendirilmelidir.

55. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığı zararların giderilmesi amacıyla 9/9/2004

tarihinde Komisyona başvurduğu, Komisyonun 5/3/2008 tarihli kararıyla “2 yıl mal varlığına ulaşamama nedeniyle”

toplam 6.880,20 TL ödenmesine karar verdiği, başvurucunun sulhname

tasarısını kabul etmemesi nedeniyle 19/1/2009 tarihli uyuşmazlık tutanağının

düzenlendiği, bu suretle idari başvurunun karara bağlanmasının 4 yıl 4 ay 10

gün sürdüğü görülmektedir.

56. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal

sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.

maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içinde

karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını

yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda,

personel ve yargıç sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle

yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu

gündeme gelmektedir (B. No:2012/1198, 7/11/2013, §

55).

57. Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya benzer başka

başvurularla ilgili daha önce verdiği kararlarda (B. No: 2013/3007, 2013/3008,

2013/3202 ve 2013/3309, 6/2/2014), bu konuda gereken

çabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşuluyla, geçici

olarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştan kaynaklanan belli bir

süreye kadar yaşanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmayacağı,

ancak bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi ve halihazırda

uygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devletin, yaşanan

gecikmelerden sorumlu hale geleceği kabul edilmiştir (B. No: 2013/3007,

6/2/2014, §§ 65-67).

58. Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, 5233 sayılı

Kanun uyarınca uğranılan zararların giderimi için oluşturulan idari başvuru

yolunda iş yükündeki artış geçici olup her bir başvurunun karara bağlanmasında

yaşanan gecikmelere ilişkin makul süre değerlendirmesi yapılırken bu olgunun

dikkate alınması gerektiği görülmektedir. Bu durumda, yaşanan gecikmelerin

makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açıp açmadığı konusunda bir

karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulan bu sistemin etkili bir

şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerin yeterli çabayı gösterip

göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp almadıklarının ortaya konulması

gerekmektedir. Ancak bu değerlendirme yapılırken elbette ki,

uğranıldığı ileri sürülen maddi zararların tazmini amacıyla yapılan idari

başvurunun ve idari dava yoluna başvurulması halinde yargılama sürecinin

kesinleşmesine kadar geçen toplam sürenin çok uzun olmaması, diğer bir

ifadeyle, bazı nedenlerle makul kabul edilebilecek gecikmelerin başvurucuların

makul sürede yargılanma hakları açısından belirli bir sınırının bulunduğunun

kabul edilmesi gerekir.

59. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurularda bu kanun kapsamında kurulan komisyonların anılan Kanun’un

7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacak zararları tespit ettiği, bu kapsamda,

her bir başvuruda yapılan talebe bağlı olarak, uğranılan zararların tespiti

amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrı ziraat, kadastro, inşaat vb. teknik

bilirkişi raporları aldığı, başvurucuların taşınmazlarının değerini ve bu

taşınmazlardan tarım arazisi niteliğinde olanlarının özelliklerine (yetişen

tarla bitkisi, endüstri bitkisi, sebze, meyve ağacı olmasına) bağlı olarak

gelirlerini hesapladığı görülmektedir. 360.000’in üzerinde başvuru için

çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalar yapılmak suretiyle her bir başvurucunun

zararlarının tespiti amacıyla yürütülen bu işlemlerin komisyonlar açısından

oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğu ortadadır (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, § 69).

60. Bu konuda daha önce yapılan başvurular kapsamında yapılan

incelemelerde görüldüğü üzere komisyonlara, belli bir dönem çok yoğun başvuru

yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008)

başvuru sayısında çok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu

tarihten sonra mevcut başvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar.

Başvuru sayısının çok yüksek olduğu dönemlerde Batman ve Siirt örneklerinde

görüldüğü üzere (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, § 70, B.

No: 2013/2625, 8/5/2014, § 73) illerde kurulan komisyonların sayısının

arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayının düşürüldüğü ve işi biten

komisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülke genelinde hem de Siirt,

Batman ve Diyarbakır illerinde komisyonlarda karara bağlanmamış başvuruların

sayısına bakıldığında çok az sayıda başvurunun kaldığı anlaşılmaktadır.

61. Ülke genelinde ve Diyarbakır ilinde karara bağlanan

başvuru sayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken

işlemler göz önünde bulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde

çalıştıklarının kabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233

sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü

işlemleri yerine getirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin

komisyon üyesi olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan

kamu görevlileri oldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon

sayısının belirli bir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir

(B. No: 2013/3007, 6/2/2014, § 72).

62. Somut olayda, Komisyon kayıtlarından anlaşıldığı

kadarıyla, 9/9/2004 tarihinde Komisyona başvurulduğu,

başvuru tarihinden yaklaşık 2 buçuk yıl sonra Komisyonun 5/3/2008 tarihli

kararıyla “2 yıl mal varlığına ulaşamama

nedeniyle” başvurucuya toplam 6.880,20 TL ödenmesine karar

verildiği, başvurucunun sulhname tasarısını kabul

etmemesi nedeniyle yaklaşık 10 ay sonra 19/1/2009 tarihli uyuşmazlık

tutanağının düzenlendiği, bu suretle idari başvurunun karara bağlanmasının 4

yıl 4 ay 10 gün sürdüğü görülmektedir.

63. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, Komisyon

tarafından uyuşmazlık tutanağının düzenlenmesinden sonra 11/2/2009

tarihinde dava dilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu

sürecin başladığı, dosyanın ilk incelemesinin ve taraflara tebligat

işlemlerinin yapıldığı, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 13/11/2009 tarihli ara

kararı ile 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca ilgili mercilerden bilgi ve

belgelerin istenilmesine karar verdiği ve 6/7/2010 tarihinde davanın reddine

karar verdiği anlaşılmaktadır.

64. Başvurucu tarafından 5/10/2010

tarihinde kararın temyiz edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince 13/10/2010

tarihinde temyiz ilk inceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesi

için 29/11/2010 tarihinde Danıştay’a gönderilmiştir. Temyiz talebine ilişkin

olarak yaklaşık 2 yıl sonra 6/11/2012 tarihinde

Danıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.

65. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinin

toplam 3 yıl 8 ay 25 gün sürdüğü (11/2/2009-6/11/2012

tarihleri arasında) anlaşılmaktadır.

66. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,

ilgili dava dosyasının Diyarbakır 1. İdare Mahkemesince verilen ara karar ile

bilgi ve belgelerin istenilmesi nedeniyle yaklaşık 1 yıl 5 ayda esasa ilişkin

kararın verildiği, karara ilişkin temyiz talebinin yaklaşık 2 yıl sonra

Danıştay tarafından karara bağlandığı anlaşılmaktadır.

67. Başvurucunun idari başvurusunun karara bağlanması ile

devamında açılan davanın kesinleşmesi için geçen toplam sürenin (9/9/2004-6/11/2012 tarihleri arası) yaklaşık 8 yıl 2 ay

olduğu görülmektedir.

68. Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari

başvuru sürecinde komisyonlarda incelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her

bir başvuru kapsamında yürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb.

faaliyetlerin bütünü düşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi

ve işlemlerin karmaşık olması, söz konusu başvurular öncesi çok sayıda başvuru

yapılması ve bunların karara bağlanması ve bunların yanı sıra yargılama

sürecinin göreceli olarak kısa bir süre içerisinde ilk derece, temyiz ve karar

düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmesi gibi davanın tüm koşulları dikkate

alınarak toplamda 8 yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma

süresinin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna

ulaşılmıştır (B. No: 2013/3007, 2013/3008, 2013/3202 ve 2013/3309, 6/2/2014).

69. Ancak, bu şekildeki bir kabul, yukarıda değinildiği üzere

(§ 58), geçici olarak yaşanan iş yüküne bağlı gecikmelerin her halükarda makul

olduğu şeklinde bir değerlendirme yapılması ve makul sürede yargılanma hakkının

ihlalinin doğmayacağı anlamına gelmemektedir. Her ne kadar

başvuru konusu olay açısından da hem Komisyonda hem de yargılama sürecinde iş

yükünde olağanüstü artış olması ve her bir başvuru kapsamında (zararın

ödenmesinin 5233 sayılı Kanun kapsamında mümkün olup olmadığını ve uğranılan

maddi zararın miktarını tespit adına) yürütülmesi gereken çok sayıda detaylı

işlemin bulunması gibi gecikmelerin makul olduğu değerlendirmesi yapılmasına

imkân veren nedenler bulunsa da, başvuru konusu olaydaki gibi, Komisyona

yapılan ilk başvurulardan olmasına rağmen (Başvurucunun dosya sıra numarası

691’dir.) hem Komisyonda ve hem de yargılama aşamasında geçen sürelerin

göreceli olarak uzun olduğu ve dolayısıyla başvurunun kesin olarak karara

bağlanmasının toplamda 8 yılı aşacak kadar uzun bir sürede gerçekleştiği

durumlarda başvurunun karara bağlanmasının makul bir sürede gerçekleştiğinden

söz edilemez.

70. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinin

gerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

71. Başvurucu, uğradığı zararların giderilmesi amacıyla

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

72. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun yeniden

yargılanma ve tazminat talepleri konusunda değerlendirme yapılmamıştır.

73. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

74. Başvurucunun 5233 sayılı

Kanun kapsamında uğradığını ileri sürdüğü zararların tazmini amacıyla yaptığı

başvurunun karara bağlanmasının toplamda 8 yıl 2 ay sürdüğü dikkate

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucuya takdiren 3.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

75. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 3.500,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE, diğer tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ödemesinden oluşan

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

8/5/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Zühtü ARSLAN Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : İsmet KAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2294, 8 Mayıs 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya 3.500,00 TL manevi TAZMİNAT
  16. D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ödemesinden oluşan
  17. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2294
Tarih
8 Mayıs 2014

İlgili Kararlar

  • Cemal Aydın Başvurusu (B. No: 2013/5428)
  • Esma Başbakkal Başvurusu (B. No: 2012/1128)
  • İzçağ İzmir Çağdaş Kitabevi Yayıncılık Bilgi İşlem Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/7951)
  • Abdulkadir Aşan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7565)
  • Aziz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/3240)
  • Erol Türkyılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2712)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.