İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Esma Başbakkal Başvurusu (B. No: 2012/1128)

1. Başvurucu, “cinsel taciz” suçundan “mağdur” sıfatıyla ve “hakaret” suçundan ise “sanık” sıfatıyla yer aldığı Eskişehir 2.

Başvuru No2012/1128Tarih8 Mayıs 2014Okuma22 dk · 4.412 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Esma Başbakkal Başvurusu

Karar tarihi
8 Mayıs 2014
Başvuru Numarası
2012/1128
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.412 kelime·22 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, “cinsel taciz” suçundan “mağdur” sıfatıyla ve “hakaret” suçundan ise “sanık” sıfatıyla yer aldığı Eskişehir 2.

Sulh Ceza Mahkemesinde görülen davada, gerek sanık gerekse kendisi hakkında

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmek suretiyle, sanığın

caydırıcı bir şekilde cezalandırılmaması ve cinsel dokunulmazlığına karşı

işlenen suç karşısında hak arama hürriyeti kapsamında hakkını aramasına rağmen

kendisinin de işlemediği bir suçun sanığı olarak yargılanarak, yetersiz gerekçe

ile mahkumiyetine karar verilmiş olması nedenleriyle Anayasa’nın 10., 17., 20., 36., 40. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 17/12/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 22/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Üniversite öğrencisi olan

başvurucu, 26/9/2011 tarihinde saat 10.00 sularında

üniversiteden çıkıp evine gittiği sırada yanından geçmekte olan araçta bulunan

sanık tarafından korna ile uyarılıp, öpücük işareti ve cinsel içerikli sözler

sarf edilerek “cinsel taciz”

eylemine maruz kalmıştır.

6. Başvurucu, bu eylem nedeni

ile araç plakasını alarak, yanına gelmesi için arkadaşı A. Ş.’yi aramıştır. Başvurucu, tanık arkadaşı ile birlikte aynı

gün Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş ve olay yerine

yakın güvenlik ve mobese kamera kayıtlarının

soruşturma kapsamında dosyaya eklenmesini talep etmiştir.

7. Tanık A. Ş. Savcılıktaki

beyanında, başvurucunun şikâyetinde ileri sürdüğü hususları, olaydan sonra

çağırmak suretiyle kendisine de anlattığını belirtmiştir.

8. Eskişehir Cumhuriyet

Başsavcılığınca Sor. 2011/23318 sayılı dosya üzerinde yürütülen soruşturma

kapsamında, 28/9/2011 tarihinde, olay mahalline yakın mobese kameralarının kayıtları Tepebaşı İlçe Emniyet

Müdürlüğünden istenilmiştir. Emniyet tarafından 6/10/2011

tarihinde gönderilen cevabi yazıda, “Kent

güvenlik yönetim sitemine ilişkin kayıtların kendi sistemi içerisinde 10 güne

kadar saklanabildiği” ifade edilerek olaya ilişkin kayıtlara

ulaşılamadığı belirtilmiştir. Ayrıca emniyet müdürlüğünce tespit edilen plakaya

bağlı olarak araç bilgileri ve sahibine ilişkin kayıtlar Savcılığa

gönderilmiştir.

9. Araç sahibi olan tanık L. G.

beyanında, aracı damadı olan Ü. N. ve babası A.N.’nin

kullandığını söylemesi ve A. N.’nin de olay tarihinde

aracın oğlu Ü. N. tarafından kullanıldığını belirtmesi üzerine Ü. N. emniyete

çağrılarak 21/11/2011 tarihinde ifadesi alınmıştır.

Ayrıca, başvurucu da 12/1/2012 tarihinde Ü. N.’yi fotoğrafından teşhis etmiştir.

10. Şüpheli Ü. N. ifadesinde, “olay günü aracı kendisinin kullandığını, yanında

arkadaşı S. Ç.’nin de bulunduğunu, başvurucunun yola

inmesi nedeniyle bir kaza meydana gelmesin diye korna çaldığını, bunun üzerine

başvurucunun kendisine el kol hareketi yaptığını, sonrasında ‘manyak, s.. git lan’ demek suretiyle hakaret ettiğini, arkadaşının ‘boşver’ demesi üzerine bir şey demeden yoluna devam

ettiğini, bu nedenle şikâyetçi olduğunu” belirtmiştir.

11. Tanık S. Ç. beyanında, “olay tarihinde sanığın kullandığı araçta seyir

halinde olduklarını, şikâyetçinin yola adım attığı sırada sanığın korna

çaldığını ve ‘bayan kazaya sebebiyet vereceksiniz’ diye uyardığını,

şikâyetçinin el kol hareketleri yaptığını, sanığın aracı durdurur gibi

davrandığını, bu sırada şikayetçinin ‘sana mı soracağım s..

git lan’ diye söylediğini, o esnada arkalarından araçlar da geldiğinden yola

devam ettiklerini” söylemiştir.

12. “Hakaret” suçundan şüpheli sıfatıyla

ifadesi alınan başvurucu, suçlamanın doğru olmadığını, anlattığı şekilde

kendisinin mağdur olduğunu belirtmiştir.

13. Eskişehir Cumhuriyet

Başsavcılığınca “hakaret”

suçundan yapılan soruşturma sonucunda, 25/1/2012

tarihinde başvurucu hakkında, “müşteki Ü. N.’in iddiası ile tanık S.Ç.’nin

beyanının birbiriyle örtüşmediği, Ü. N. beyanında yolda trafik ışığının

bulunmadığını ve yayanın yol kenarında beklediğini belirtmekte iken, tanık S.

Ç.’nin beyanında, yayanın kırmızı ışıkta geçtiğini,

arkadaşının korna çalması üzerine şahsın aracı el kol hareketleriyle

durdurduğunu beyan ettiği, dolayısıyla müşteki Ü. N.’in

iddiası ile tanık beyanı arasında çelişki bulunması nedeniyle tanık beyanına

itibar edilmediği ve Ü. N.’ye hakaret edildiğine dair

iddiası ve çelişkili tanık beyanı dışında başkaca da delil bulunmaması”

gerekçesi ile “kovuşturmaya yer olmadığına”

karar verilmiştir.

14. Şüpheli Ü. N. tarafından bu

karara itiraz edilmesi üzerine, Kütahya Ağır Ceza Mahkemesinin 13/3/2012 tarih ve 2012/33 Değişik İş sayılı kararında, dava

açılması için yeterli şüphe bulunduğu belirtilerek “kovuşturmaya yer olmadığına” dair karar kaldırılmıştır.

15. Savcılıkça şüpheli Ü. N.

hakkında 25/1/2012 tarihinde “cinsel taciz” suçundan, başvurucu hakkında

ise 4/4/2012 tarihinde “hakaret”

suçundan Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır.

16. Anılan Mahkemece, 5/6/2012 tarihinde, başvurucunun katılan sıfatıyla yer

aldığı E.2012/134 sayılı dosya ile sanık olarak yargılandığı E.2012/431 sayılı

dosya arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle iki dosyanın

birleştirilmesine ve yargılamanın E.2012/134 sayılı dosya üzerinden devam

ettirilmesine karar verilmiştir.

17. Eskişehir 2. Sulh Ceza

Mahkemesi 18/10/2012 tarihli kararı ile “cinsel taciz” suçundan sanık Ü. N.

hakkında 1500 TL adli para cezasına, “hakaret”

suçundan ise bu eylemin haksız tahrik altında işlendiğini belirterek başvurucu

hakkında 500 TL adli para cezasına hükmetmiş ve her iki cezaya yönelik olarak “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına”

karar vermiştir.

18. Mahkeme tarafından verilen

kararın gerekçesi şöyledir:

“Olay tarihinde katılan sanık Esma'nın okuldan

çıkıp evine doğru yürüdüğü sırada sanığın sevk ve idaresindeki araç ile yanında

tanık S. Ç. de bulunduğu halde seyrettiği sırada, katılan sanık Esma'ya korna

çaldığı, daha sonra ‘pışt pışt’ diyerek öpücük

gönderdiği ve ‘s… seni’ diyerek cinsel

tacizde bulunduğu, bunun üzerine katılan sanık Esma'nın sanığa ‘s… git lan’ diyerek hakaret ettiği mahkememizce kabul edilmiştir.

Her ne kadar sanık

mahkememizdeki savunmasında, üzerine atılı cinsel taciz suçunu kabul etmediğini

beyan etmiş ise de; katılan sanık Esma'nın olay tarihi öncesinde sanığı

tanımadığı, katılan sanık Esma'nın olayın akabinde tanık olarak dinlenen A. Ş.’yi aradığı, daha sonradan aracın plakasını vererek

şikâyetçi olduğu, sanığa suç isnat etmesi için herhangi bir sebebinin

bulunmadığı, aralarında herhangi bir husumetin bulunmadığı, katılan sanık

Esma'nın cinsel taciz suçu yönündeki aşamalardaki ısrarlı ve tutarlı ve

mahkememizce de inandırıcı bulunan anlatımı, tanık A. Ş.’nin

beyanı, iletişimin tespiti tutanağı, sanığın dolaylı anlatımı bir arada

değerlendirildiğinde olay tarihinde sanığın yukarıda açıklandığı şekilde

katılan sanık Esma'ya karşı cinsel taciz suçunu işlediği mahkememizce kabul

edilmiş ve sanığın müsnet cinsel taciz suçunu kabul

etmediği yolundaki savunması mahkememizce inandırıcı bulunmamıştır. Tanık S. Ç.’nin sanığın cinsel taciz suçunu

işlemediğine dair anlatımı, dosya kapsamı itibariyle mahkememizce inandırıcı

bulunmamıştır.

Her ne kadar katılan sanık Esma Başbakkal mahkememizdeki savunmasında üzerine atılı hakaret

suçunu işlemediğini beyan etmiş ise de; katılan sanık Ü. N’nin aşamalardaki

hakaret suçu yönündeki ısrarlı ve mahkememizce de inandırıcı bulunan anlatımı,

tanık S. Ç.’nin soruşturma aşamasındaki ve

mahkememizdeki anlatımı birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihinde sanık

Esma’nın diğer sanık Ü.’nün kendisine karşı cinsel

taciz suçunu işledikten sonra yukarıda açıklandığı şekilde katılan sanık Ü.’ye hakaret ettiği, her ne kadar iddianamede sanık

Esma’nın ‘manyak’ diyerek de hakaret ettiği iddia

edilmiş ise de; tanık S.’nin anlatımı da nazara

alındığında olay tarihinde sanık Esma’nın diğer sanık Ü’ye ‘sinkaflı

sözler’ demek suretiyle hakaret ettiği mahkememizce kabul edilmiş ve sanık

Esma’nın suçu kabul etmediği yolundaki savunması mahkememizce inandırıcı

bulunmamıştır. Sanık Esma’nın üzerine atılı hakaret suçunu, kendisine karşı

yapılan cinsel taciz şeklinde gerçekleşen haksız fiile tepki olarak işlediği

anlaşıldığından, sanık Esma hakkında TCK. 129/1 maddesi gereğince tahrik

hükümlerinin uygulanması gerektiği mahkememizce kabul edilmiş ve bu madde

uyarınca sanık Esma’nın cezasından takdiri indirim yapılmıştır.

Tanık S.’nin

ifadesinde birtakım çelişkilerin bulunduğu ve olay tarihinde sanık Ü.’nün yanında bulunmadığı iddia edilmiş ise de; olayın 26/9/2011 tarihinde gerçekleştiği, tanık S.’nin ilk olarak ifadesinin 3/12/2011 tarihinde alındığı,

mahkememizce tanığın ifadesinin l2/6/2012 tarihinde alındığı, gerek soruşturma

aşamasında ve gerekse mahkememizde alınan ifade tarihleri ile olayın olduğu

tarih arasında geçen zaman aralığı göz önüne alındığında tanık S.’nin ifadelerinde davanın esasına etki etmeyecek nitelikte

birtakım çelişkilerin bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olmadığı, olay

tarihinde sanık Ü.’nün aracında bulunduğunun

mahkememizce kabul edildiği, tanık S.’nin gerek

soruşturma aşamasında gerek Mahkememizde sanık Esma’nın diğer sanık Ü.’ye ‘sinkaflı’ sözler

söylediğini ısrarlı bir şekilde beyan ettiği, tanık S.’nin

bu beyanının sanık Ü.’nün kendisine hakaret edildiği

yolundaki iddialarını destekler nitelikte olduğundan, sanık Esma’nın

mahkumiyeti yönünde hükme esas delil olarak mahkememizce değerlendirilmiştir…”

19. Başvurucu, kendisi ve sanık

hakkında verilen “hükmün açıklanmasının geri

bırakılması” kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Eskişehir

2. Asliye Ceza Mahkemesi 20/11/2012 tarih ve 2012/328

Değişik İş sayılı kararında, “Mahkemenin,

ceza hükmünün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili verdiği kararın, asıl

olarak, CMK 231. maddesine uygun olduğu, Mahkememizin, salt CMK 231. maddesinde

tarif edilen, hüküm açıklamasının geri bırakılması usuli

işleminin kanuna uygunluğu yönünde itiraz incelemesi yapmaya yetkili olduğu,

katılan sanık Esma Başbakkal müdafiinin

itirazlarının temyiz kanun yolu gerekçeleri niteliğinde olduğu” gerekçesiyle

itirazı reddetmiştir.

20. Sanık ve başvurucu hakkında

itirazın reddi yönünden verilen kararların 29/11/2012

ve 5/12/2012 tarihlerinde tebliği üzerine, başvurucu, 17/12/2012 tarihli

dilekçesi ile 30 gün içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

21. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun “Cinsel taciz” başlıklı

105. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden

kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis

cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur.”

22. 5237 sayılı Kanun’un “Hakaret” kenar başlıklı 125. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını

rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek

suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki

yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında

hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek

işlenmesi gerekir.”

23. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin (5), (6), (8), (10), (11) ve (12)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(5)…Hükmün açıklanmasının geri bırakılması,

kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilmesi için;

a)

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b)

Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları

göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c)

Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan

önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir. Sanığın

kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmez.

(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi

tutulur.

…

Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.

(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç

işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun

davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak,

davanın düşmesi kararı verilir.

(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç

işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması

halinde, mahkeme hükmü açıklar. …

(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararına itiraz edilebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 8/5/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

17/12/2012 tarih ve 2012/1128 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, “cinsel taciz” suçundan “mağdur” sıfatıyla yer aldığı Eskişehir 2.

Sulh Ceza Mahkemesinde görülen davada, sanık hakkında hükmün açıklanmasının

geri bırakılması kararı verilmek suretiyle caydırıcı bir şekilde

cezalandırılmadığını, dolayısıyla etkili bir yargılama yapılmadığını, ayrıca

mağduru genel olarak kadın ve çocuklar olan cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar

bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin eşitlik

ilkesine aykırılık oluşturduğunu, zira bu tür suçları işleyen sanıkların 6352

sayılı Kanun gereği cezasını açık ceza infaz kurumunda yerine getirecekler

arasında sayılmadığını, bu nedenlerle Anayasa’nın 10.,

17., 20. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Başvurucu, aynı davada,

cinsel dokunulmazlığına karşı işlenen suç karşısında hak arama hürriyeti

kapsamında hakkını aramasına rağmen kendisinin de işlemediği “hakaret” suçunun sanığı olarak

yargılandığını, delillerin geç toplandığını, çelişkili tanık anlatımına

dayanılarak ve yetersiz gerekçe ile hakkında hüküm kurulduğunu, verilen sonuç

para cezasının temyiz sınırının altında olduğunu, bu hükme karşı yaptığı

itirazın da şekli koşulların varlığının bulunup bulunmadığı açısından

denetlenerek reddedildiğini, bundan dolayı Anayasa’nın 36. ve 141. maddelerinin

ihlal edildiğini belirtmiş ve ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve

5.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kişinin Dokunulmazlığı Maddi ve

Manevi Varlığı Yönünden

27. Başvurucu, Mahkemenin “cinsel taciz” suçundan sanık hakkında

yapmış olduğu uygulama nedeniyle Anayasa’nın 10., 17.,

20. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu yöndeki tüm

iddiaların Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

28. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

29. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

30. Başvuru konusu olay, üçünü

bir kişi tarafından başvurucuya cinsel saik ile yöneltilmiş sözlü saldırı

nedeniyle yürütülen adli işlemin etkisizliği ile ilgili olduğu için, öncelikle

burada korunan hakkın kapsamı tespit edilmeli ve sonrasında ise bu hakkın

yeterince korunup korunmadığı belirlenmelidir.

31. Somut olay incelendiğinde,

sanığın başvurucuya yönelik cinsel taciz eyleminin anlık geliştiği,

sürdürülmediği ve ayrıca daha sonra da haksız eylemin devam ettiğine ilişkin

bir iddianın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Anlık bir saldırıdan öte geçmeyen

ve herhangi bir fiziksel müdahale içermeyen bu eylemin, kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

32. Herkesin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrası insan onurunu korumayı amaçlamıştır. Bu hüküm bir

taraftan devlete insan onurunu zedeleyen fiillerden kaçınma ödevi yüklerken,

diğer taraftan bu tür fiillerin devlet görevlileri ya da üçüncü kişiler

tarafından meydana gelmesi halinde bu fiilleri etkili bir şekilde soruşturma ve

failleri cezalandırma ödevi yüklemektedir (B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 22).

33. Bireyin, bir devlet

görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17.

maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır (B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 25).

34. Etkili bir başvurudan söz

edebilmek için, başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli

olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın

ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Başvuru

yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme

veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir

tazminat sunabilmesi halinde ancak etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir.

Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda, tazminat

ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usulü

güvencelerin sağlanması gerekir. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ramirez Sanchez / Fransa. 59450/2000,

4/7/2006, §§ 157, 160;

Aksoy / Türkiye. 21987/93, 18/12/1996, §

95).

35. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan, burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin, başvuruculara

üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı

(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008, § 70)

ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla

sonuçlandırma ödevi (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Tanlı/Türkiye, 26129/95, § 111) yüklediği

anlamına gelmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

36. Bu açıklamalar ışığında

somut olay incelendiğinde, başvurucunun maruz kaldığı eylemden dolayı yaptığı

şikâyet üzerine adli soruşturmanın bağımsız birimlerce denetime açık olacak

biçimde derhal başlatıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, başvurucunun etkisiz olarak

ileri sürdüğü yargılama sonucunda verilen “hükmün

açıklanmasının geri bırakılması” (bkz. anılan kuruma ilişkin

açıklamalara aşağıda yer verilmiştir §§ 51-54) kararının etkililiğinin de ihlal

konusu hakka bağlı olarak Anayasa Mahkemesince denetlenmesi gerekir.

37. Somut olayda, başvurucuya

yönelik cinsel taciz suçunu işleyen sanık, bu eyleminden dolayı 1.500 TL adli

para cezası ile cezalandırılmış ve Mahkemece hakkındaki hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına ve beş yıl süre ile denetim altında tutulmasına karar

verilmiştir.

38. Bireylerin cezai sorumluluğuna

ilişkin hukuki sorunların incelenmesi Anayasa Mahkemesinin görevleri arasında

olmayıp, konu derece mahkemelerin takdirine bırakılmıştır. Yine bu bağlamda

suçlu-suçsuz kararı vermek ya da daha hafif veya ağır ceza belirlemek de

Anayasa Mahkemesinin görevinde bulunmamaktadır (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 35).

39. Ancak, Anayasa Mahkemesinin

kararlarında da belirtildiği gibi cezai yaptırımlara ilişkin düzenlemelerde de

kuralların, önleme ve iyileştirme amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı

olması gerekir (E.2010/104, K.2011/180, K.T. 29/12/2011).

Orantılılık ilkesi, mağdurun korunması ile failin cezalandırılması arasında

makul bir ilişki olmasını gerektirir. Diğer bir ifadeyle hak yoksunluğu getiren

düzenlemelerde hukuka aykırı eylem ile yaptırım arasında adalet ve hakkaniyet

ilkelerine uygunluk bulunmalıdır. Ayrıca, yaptırımlarda güdülen asıl amaç,

işlediği suçtan dolayı kişinin ıslah olmasını sağlayıp, tekrar topluma

kazandırılmasıdır. Nitekim Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlere

getirilecek sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını belirtirken, 5237 sayılı TCK’nın 3.

maddesine göre de, suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla

orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunması gerekmektedir (B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 36). AİHM de suçun niteliğinin

ve verilen cezaların ağırlığının, yapılan müdahalenin orantılılığı bakımından

dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu kaydetmiş ve gerçekleştirilen

müdahalenin “demokratik bir toplum için

zaruri” olması gerektiğini belirtmiştir (Varlı ve diğerleri/Türkiye, 38586/97, 19/10/2004).

40. Bu açıdan Mahkemenin sonuç

kararı değerlendirildiğinde, başvurucuya yönelen ve Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında belirtilen ağırlık seviyesine ulaşmayan eylemden dolayı

soruşturmanın derhal başlayarak, gerekli delillerin toplanması sonucunda makul

sürede tamamlandığı, gerçekleşen haksız eylemin mağdur üzerinde oluşturduğu

etki ile belirlenen ceza ve beş yıllık denetim yaptırımının orantılı olduğu,

birey onuruna ve vücut dokunulmazlığına saygı duyulmasını garanti eden hukuk

hükümlerinin ve özellikle de cezai yaptırımların caydırıcı işlevinin mevzuat

çerçevesinde etkin bir şekilde uygulanmasının sağlandığı saptanmıştır. Dolayısıyla, somut olayda

kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı hakkının korunması kapsamında

yürütülen yargılama ve sonucunda verilen kararın etkisiz olmadığı sonucuna

varılmıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle,

başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki iddialarına yönelik bir

ihlalin olmadığı açıkça anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

a. Mahkumiyetin Hukuka Aykırı Olduğu İddiası

42. Başvurucu, cinsel

dokunulmazlığına karşı işlenen suç karşısında hak arama hürriyeti kapsamında

hakkını aramasına rağmen kendisinin de işlemediği “hakaret” suçunun sanığı olarak aynı davada yargılandığını,

delillerin geç toplandığını, çelişkili tanık anlatımına dayanılarak hüküm

kurulduğunu, verilen sonuç para cezasının temyiz sınırının altında olduğunu, bu

hükme karşı yaptığı itirazın da şekli koşulların varlığının bulunup bulunmadığı

açısından denetlenerek reddedildiğini, bundan dolayı Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlal edildiğini belirtmiştir.

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

44. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

45. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

46. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel

başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve

bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır.

Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

47. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

48. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).

49. Diğer taraftan adil yargılanma hakkı bireylere, dava

sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup

olmadığını denetletme imkânını verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil

yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama

sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu süreçte karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da bariz takdir hatası veya açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş

olması gerekir (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

50. Somut olayda başvurucu hakkında “hakaret” suçundan yapılan yargılama

sonucunda “hükmün açıklanmasının geri

bırakılması” kararı verilmiştir.

51. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 5271

sayılı Kanun’un 231. maddesinde düzenlenmiştir. Sanık hakkında kurulan

mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu

sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve

yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan

kaldırılarak kamu davasının aynı Kanun’un 223. maddesi uyarınca düşürülmesi

sonucu doğurduğundan, bu özelliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai

nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır

(B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 30).

52. Hükmün açıklanmasının geri

bırakılması için; yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha

az süreli hapis veya adli para cezası olması, sanığın daha önce kasıtlı bir

suçtan mahkûm olmamış bulunması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun

uğradığı maddi zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen

giderilmesi, mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve

davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda

kanaate ulaşılması gerekmektedir. Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle

denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresi içinde sanığın

kasten yeni bir suç işlememesi ve yükümlülüklere uygun davranması halinde,

açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, 5271 sayılı Kanun’un

223. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilecektir. Sanığın

denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklere aykırı davranması

halinde ise mahkemece açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanacaktır (B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 31).

53. Diğer taraftan kanunda belirtilen koşulların

gerçekleşmesine karşın, sanığın kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilemeyeceği 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin

(6) numaralı fıkrasının son cümlesinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda sanığın,

yargılamanın hukuki kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını ya da

cezaya hükmedilmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını tercih

etme imkânı bulunmaktadır (B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 32).

54. 5271 sayılı Kanun’un (12) numaralı fıkrasında, hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz kanun yoluna

başvurulabileceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte, denetim süresi içinde

kasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasıyla veya bu süre

içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi hâlinde düşme kararıyla yargılama nihai

olarak sona erdiğinden, hüküm niteliği olan bu kararlara karşı kanun yoluna

başvurulabilir ve esasa ilişkin itirazlar bu aşamada ileri sürülebilir (B. No:

2012/969, 18/09/2013, § 33).

55. Başvurucu, yargılama sonunda hakkında

beraat kararı verilmemesi hâlinde lehe hükümler kapsamında hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece de 500 TL

adli para cezasına hükmedilerek, bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve

beş yıl süre ile denetim altında tutulmasına karar verilmiştir. Kural olarak

bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunların incelenmesi Anayasa

Mahkemesinin görevleri arasında olmayıp, konu derece mahkemelerin takdirine

bırakılmıştır. Yine bu bağlamda suçlu-suçsuz kararı vermek ya da daha hafif

veya ağır ceza belirlemek de Anayasa Mahkemesinin görevinde bulunmamaktadır. Dolayısıyla, yargılama sonunda

eksik incelemeye dayalı olarak verilen mahkûmiyet kararının temel hakları ihlal

ettiği iddiası, başvurucunun talebi üzerine hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmiş olması, temyiz yoluna başvurmayı mümkün kılan bir

karar verilmesini başvurucunun tercih

etmemesi ve denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmemesi

halinde ise mahkemece davanın düşürülmesine karar verilecek olması hususları dikkate alındığında açıkça dayanaktan yoksun

görünmektedir.

56. Buna göre, başvurucunun iddialarının esas itibarıyla

derece Mahkemesi tarafından delillerin yorumlanmasında isabet olmadığına ve

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmekte ise de; yapılan incelemede,

derece Mahkemesince yürütülen yargılama sırasında başvurucunun, iddialarını

Mahkemeye sunabildiği ve Mahkemece bunların yeterli düzeyde değerlendirildiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, somut olayda tüm bilgi ve belgeler dikkate

alınarak yapılan yargılama ve kurulan hükümde bariz takdir hatası veya açık

keyfilik tespit edilmemiştir.

57. Açıklanan gerekçelerle,

başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece

mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün

“açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mahkeme Kararının Gerekçesiz Olduğu İddiası

58. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesi

kararının gerekçesiz olduğunu, hangi delillere hangi sebeplerle itibar

edildiğinin belirtilmediğini, bu nedenle Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü

fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

59. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

60. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013,

§ 30).

61. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir

gereğidir. Derece mahkemeleri, dava konusu maddi olay ve olguların

kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında

kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek

zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün

olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma

hakkının ihlalinden söz edilemez. (B. No: 2013/1235, 13/6/2013,

§ 23).

62. Makul gerekçe; davaya konu

olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi

nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve

olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira

tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız

görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde

oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren,

ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe

bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (B. No:

2013/1235, 13/6/2013, § 24).

63. Bununla birlikte derece

mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu

bulunmayıp, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya

koyması yeterlidir. Diğer taraftan kanun yolu mercilerince; onama, itiraz veya

başvurunun reddi kararları verilmesi hâlinde alt derece mahkemelerinin

kararlarında gösterdikleri gerekçeler kabul edilmiş olacağından, anılan

kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek bulunmamaktadır. Nitekim Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da bu yöndedir (B. No: 2013/1235, 13/06/2013, § 25;Benzer bir karar için bkz. Van de Hurk/Hollanda,

B.No: 16034/90, 19/4/1994, § 61).

64. Somut olayda, ilk derece

mahkemesi kararında, hangi delillerin hangi gerekçelerle hükme esas alındığı

gösterilmiş, bu bağlamda Mahkeme, iddia, savunma, katılanın beyanı, tanık

anlatımları, iletişimin tespit tutanağını delil olarak değerlendirmiş, hükmün

gerekçesinde somut olaylarla bağlantı kurarak bunları incelemiş ve tanık

beyanlarına neden üstünlük tanıdığını açıklamıştır. İtiraz mercii tarafından da

ilk derece mahkemesinin kararı hukuka aykırı bulunmayarak başvurucunun itirazı

reddedilmiştir. Dolayısıyla derece mahkemelerinin kararlarında yer verilen gerekçenin

yetersiz veya keyfi olduğu söylenemez.

65. Açıklanan nedenlerle, derece

mahkemelerinin kararlarının gerekçesiz olduğuna ilişkin açık bir ihlal

saptanmadığından, başvurucunun bu yöndeki iddiasının da “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Kişinin dokunulmazlığı maddi ve manevi varlığı ile ilgili

kısmının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2. Mahkûmiyetin hukuka aykırılığı ve Mahkeme kararının gerekçesizliği iddialarını içeren adil yargılama hakkıyla

ilgili kısmının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

8/5/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Özcan ÖZBEY Başvurucu : Esma BAŞBAKKAL Vekili : Av. Esra BAŞBAKKAL KARA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/1128, 8 Mayıs 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. M. Emin KUZ
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/1128
Tarih
8 Mayıs 2014

İlgili Kararlar

  • İzçağ İzmir Çağdaş Kitabevi Yayıncılık Bilgi İşlem Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/7951)
  • Abdulkadir Aşan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7565)
  • Aziz Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/3240)
  • Erol Türkyılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2712)
  • Youtube Llc Corporatıon Servıce Company ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4705)
  • Şahin Karaman Başvurusu (B. No: 2012/1205)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.