İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erbakır Elektrolitik Bakır Mamülleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/3930)

1. Başvuru, başvurucu hakkında tesis edilen ek katma değer

Başvuru No2015/3930Tarih23 Ekim 2019Okuma29 dk · 5.804 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Erbakır Elektrolitik Bakır Mamülleri A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/3930
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.804 kelime·29 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucu hakkında tesis edilen ek katma değer

vergisi tahakkuk işleminin yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen ortada kalan

ve asıl vergi alacağına bağlı fer'i alacak olan

gecikme faizinin başvurucudan tahsili yoluna gidilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının; yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle de adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu; İzmir Gümrük Müdürlüğünde tescilli ilgili

beyanname kapsamında gerçekleştirilen ithalata ilişkin olarak ithalat

işlemlerine aracılık eden K. A.Ş. kanalıyla yurt dışındaki muhabir bankaya

transfer edilen faiz tutarının ithalde alınan katma değer vergisi (KDV)

matrahına dâhil edilmesi gerektiğinden bahisle yapılan ek KDV ve hesaplanan

faize ilişkin itirazın reddine dair işlemin iptali talebiyle İzmir 3. Vergi

Mahkemesi nezdinde iptal davası açmıştır.

9. Başvurucu dava dilekçesinde; dava konusu işlemin hukuka

aykırı olduğunu, dâhilde işleme izin belgesi çerçevesinde ithalat yapıldığını,

ithal edilen hammaddenin mamul hâline getirilip ihraç edildiğini ve dosyanın

16/7/2003 tarihinde kapatıldığını, yapılan ödemenin satıcıyla hiçbir ilgisi

olmadığını dolayısıyla bu ödemenin eşyanın gümrük kıymetine ilave edilmemesi

gerektiğini belirterek anılan işlemin iptalini ve ek tahakkukun kaldırılmasını

talep etmiştir.

10. Mahkeme 24/11/2014 tarihinde davanın kabulüne karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde;

i. 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu, 25/10/1984

tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile 7/10/2009 tarihli ve

27369 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

Gümrük Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) ilgili madde hükümlerinden gümrük

kıymetinin eşyanın satış bedeli olduğunun ve satış bedelinin ise fiilen ödenen

ve ödenecek fiyat olduğunun açıkça belirtildiği ifade edilmiştir.

ii. İdare tarafından ilgili bankaca bildirilen faiz transferinin

ithal edilen eşyanın bedeli olarak mı yoksa başka bir nedenden dolayı mı

verildiği tespit edilmeksizin, eşyanın kıymetinin düşük beyan edildiğinin

Yönetmelik'in 89. ve 94. maddelerinde belirtilen sıralı yöntemlerin uygulanması

suretiyle ortaya konulmaksızın ek tahakkuk yoluna gidilmesinin hukuka aykırı

olduğu belirtilmiştir.

iii. Aynı şekilde, yapılan faiz transferinin 4458 sayılı

Kanun'un 28. maddesinin (c) bendinde ifade edildiği ve kıymete dâhil

edilmeyecek türden bir ödeme olup olmadığı hususu araştırılmaksızın ek tahakkuk

yoluna gidilmesinin de hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.

iv. Olayda faiz ve komisyonun ihracatçıya değil bankaya ödendiği

ve ayrıca 3065 sayılı Kanun'un 21. maddesinin (c) bendinde ifade olunduğu

anlamda beyanname tescilinden sonra yapılan ödemelerin de matraha dâhil

edilemeyeceği gerçeğine işaret edilmiştir.

v. Bu itibarla, ithalatın finansmanında kullanılmak üzere amir

banka kanalıyla yurt dışındaki muhabir bankaya transfer edilen faiz tutarının

ithalde alınan KDV matrahına dâhil edilmesi suretiyle yapılan ek tahakkukun

hatalı olduğu ifade edilmiştir.

11. Davalı idare tarafından temyiz edilen karar, Danıştay

Yedinci Dairesince 22/5/2007 tarihinde onanmıştır. Onama kararında, temyize

konu kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirtilmiştir.

12. Davalı idarece yapılan karar düzeltme talebi üzerine bu defa

aynı Daire,16/9/2009 tarihli kararı ile temyiz isteminin kabulüne, Mahkeme

kararının gecikme faizine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına karar vermiştir.

13. Bozma kararı üzerine Mahkeme bu defa 4/12/2009 tarihinde

bozma kararı doğrultusunda davanın gecikme faizine ilişkin kısmının reddine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; 24/10/2003 tarihinde tebliğ edilen

13/10/2003 tarihli işlemin gecikme faizine ilişkin kısmı için tebliğ tarihinden

itibaren yedi gün içerisinde ilgili Başmüdürlüğe itiraz edilmesi ve itiraz

üzerine tesis edilecek işleme karşı da tebliğ tarihini izleyen günden itibaren

otuz günlük dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, başvurucu

tarafından önce 27/10/2003 tarihinde yetkisiz makam olan Gümrük Müdürlüğüne

düzeltme başvurusunda bulunularak anılan başvurunun reddedilmesi üzerine

11/12/2003 tarihinde Başmüdürlüğe itiraz yoluna gidildiğinden, bu karar için

öngörülen itiraz süresinin geçirilmiş olduğu hususuna yer verilmiştir. Daireye

göre bu durumda süresi geçtikten sonra yapılan mezkur itiraza verilen cevabın

dava hakkı doğurması mümkün olmadığından davanın gecikme faizine ilişkin

kısmının itirazın süresinde yapılmaması nedeniyle reddi gerekirken uyuşmazlığın

esasının incelenmesi suretiyle verilen kararın gecikme faizine ilişkin hüküm

fıkrasında isabet bulunmamaktadır.

14. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Dairece 21/2/2014

tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Daire tarafından

23/12/2014 tarihinde reddedilmiştir.

15. Nihai karar, başvurucu vekiline 20/2/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16. Aliağa Gümrük Müdürlüğünce 26/3/2010 tarihli yazı ile

başvurucuya, 29.520 TL gecikme faizinin on beş gün içinde ödenmesi, aksi

takdirde 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü

Hakkında Kanun uyarınca işlem yapılacağı bildirilmiştir. Başvurucu bu yazı

üzerine söz konusu miktarı ihtirazi kayıtla

ödemiştir.

17. Başvurucu 4/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 4458 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"Bu Kanunda geçen;

...

'Karar' deyimi, bağlayıcı tarife ve menşe

bilgileri de dahil olmak üzere, gümrük idaresinin, gümrük mevzuatı ile ilgili

olarak belirli bir konuda bir veya daha fazla kişi üzerinde hukuki sonuç

doğuracak idari tasarrufunu;

...

ifade eder."

19. 4458 sayılı Kanun'un 24. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İthal eşyasının gümrük kıymeti, eşyanın

satış bedelidir. Satış bedeli, Türkiye'ye ihraç amacıyla yapılan satışta 27 ve

28 inci maddelere göre gerekli düzeltmelerin de yapıldığı, fiilen ödenen veya

ödenecek fiyattır."

20. 4458 sayılı Kanun'un 25. maddesi şöyledir:

"1. 24 üncü madde hükümlerine göre

belirlenemeyen gümrük kıymeti, bu maddenin 2 nci

fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinin sıra halinde uygulanmasıyla

belirlenir. Eşyanın gümrük kıymeti bir üst bent hükümlerine göre

belirlenebildiği sürece bir alt bent hükümleri uygulanamaz. Ancak, beyan

sahibinin yazılı talebinin gümrük idaresince uygun bulunması şartıyla (c) ve

(d) bentlerinin uygulama sırası değiştirilebilir.

2. Bu madde hükümleri gereğince, gümrük

kıymeti aşağıdaki yöntemlere göre belirlenir:

a) Türkiye'ye ihraç amacıyla satılarak,

kıymeti belirlenecek eşya ile aynı veya yakın bir tarihte ihraç edilen aynı

eşyanın satış bedeli,

b) Türkiye'ye ihraç amacıyla satılarak,

kıymeti belirlenecek eşya ile aynı veya yakın bir tarihte ihraç edilen benzer

eşyanın satış bedeli,

c) İthal eşyasının veya aynı ya da benzer

eşyanın Türkiye içinde satıcılardan müstakil kişilere yapılan en büyük

miktardaki satışına ait birim fiyata dayalı kıymet,

d) İthal eşyasının üretiminde kullanılan

malzeme ve imalat veya diğer imal işlemlerinin bedel veya kıymetleri ile

Türkiye'ye ihraç edilmek üzere ihraç ülkesindeki üreticiler tarafından

üretilen, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı sınıf veya cins eşyanın satışında

mutat olan kâr ve genel giderlere eşit bir tutar ve 27 nci

maddenin 1 inci fıkrasının (e) bendinde sayılan diğer bedel veya kıymetler

toplamından oluşan hesaplanmış kıymet.

3. 2 nci fıkranın

uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir."

21. 4458 sayılı Kanun'un 26. maddesi şöyledir:

"l. 24 ve 25 inci madde hükümlerine göre

belirlenemeyen ithal eşyasının gümrük kıymeti;

a) 1994 Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel

Anlaşmasının VII nci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin

Anlaşmanın,

b) 1994 Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel

Anlaşmasının VII nci Maddesinin,

c) Bu bölüm hükümlerinin,

Prensip ve genel hükümlerine uygun yöntemlerle

ve Türkiye'de mevcut veriler esas alınarak belirlenir.

2. 1 inci fıkra hükümlerine göre gümrük

kıymetinin belirlenmesinde;

a) Türkiye'de üretilen eşyanın Türkiye

içindeki satış fiyatı,

b) Gümrük idaresinin iki alternatif kıymetten

yüksek olanının kabul etmesini öngören bir sistem,

c) Eşyanın ihraç ülkesindeki iç piyasa fiyatı,

d) Aynı veya benzer eşyanın, 25 inci maddenin

2 nci fıkrasının (d) bendi hükümlerine göre

hesaplanmış kıymeti dışındaki maliyet bedeli,

e) Türkiye'den başka bir ülkeye ihraç edilen

eşyanın fiyatı,

f) Asgari gümrük kıymetleri,

g) Keyfi veya fiktif kıymetler,

Esas alınmaz. "

22. 4458 sayılı Kanun'un 28. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"İthal eşyasının fiilen ödenen veya

ödenecek fiyatından ayırdedilebilmeleri koşuluyla

aşağıdaki giderler gümrük kıymetine dahil edilmez:

...

c) İthal eşyasının satışıyla ilgili olarak bir

finansman anlaşması uyarınca alıcı tarafından üstlenilen faiz giderleri;

..."

23. 4458 sayılı Kanun'un 114. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Dahilde işleme rejimi kapsamında bir

gümrük yükümlülüğünün doğması halinde, 115 inci madde hükümleri saklı kalmak

kaydıyla, gümrük vergileri, ithal eşyasının dahilde işleme rejimine ilişkin

beyannamenin tescil tarihindeki vergi oranı ve diğer vergilendirme unsurları

göz önünde bulundurularak hesaplanır."

24. Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 4458 sayılı Kanun'un

mülga 242. maddesi şöyledir:

"1. Yükümlüler, kendilerine tebliğ edilen

gümrük vergileri için tebliğ tarihinden itibaren onbeş

gün içinde ilgili gümrük idaresine verecekleri bir dilekçe ile düzeltme talebinde

bulunabilirler.

2. Düzeltme talepleri ilgili gümrük müdürlüğü

tarafından otuz gün içinde karara bağlanarak yükümlüye tebliğ edilir.

3. Kişiler, düzeltme taleplerine ilişkin

kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve cezalara karşı yedi gün

içinde kararı alan gümrük idaresinin bağlı bulunduğu gümrük başmüdürlüğü

nezdinde itirazda bulunabilirler.

4. Gümrük başmüdürlüklerine intikal eden

itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.

5. İlk kararın alındığı idarenin gümrük

başmüdürlüğü olduğu hallerde, bu karara karşı onbeş

gün içinde Gümrük Müsteşarlığına itiraz edilebilir.

6. Gümrük Müsteşarlığına intikal eden

itirazlar kırkbeş gün içinde karara bağlanarak ilgili

kişiye tebliğ edilir.

7. Gümrük başmüdürlükleri ile Gümrük

Müsteşarlığı kararlarına karşı işlemin yapıldığı gümrük müdürlüğünün veya

gümrük başmüdürlüğünün bulunduğu yerdeki idari yargı mercilerine

başvurulabilir.

8. (Ek: 5/4/2007 - 5622/8 md.)

Bu Kanuna göre yapılacak yazılı bildirimler posta ile taahhütlü olarak

gönderilebilir. Bu takdirde bildirimin postaya verildiği tarih gümrük idaresine

verilme tarihi yerine geçer. Bu hüküm derdest olan uyuşmazlıklarda da

uygulanır."

25. 4458 sayılı Kanun'un 242. maddesinin değişiklik sonrası yeni

hâli şöyledir:

"1. Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen

gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı

makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir.

2. İdareye intikal eden itirazlar otuz gün

içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.

3. İtiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış

makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili

makama ulaştırılır.

4. İtirazın reddi kararlarına karşı işlemin

yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabilir."

26. 4458 sayılı Kanun'un 242. maddesinin değişiklik gerekçesi

şöyledir:

"242 nci

maddede yapılan değişiklikle, yükümlülerin kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri,

cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş

gün içinde itiraz edebilmeleri hükmü getirilmiştir. Uygulamada beklenen sonucu

vermeyen tebliğ edilen gümrük vergileri için düzeltme talebinde bulunma

müessesesinden vazgeçilmiştir."

27. 3065 sayılı Kanun'un 21. maddesi şöyledir:

" İthalatta, verginin matrahı aşağıda

gösterilen unsurların toplamıdır:

a) İthal edilen malın gümrük vergisi tarhına

esas olan kıymeti, gümrük vergisinin kıymet esasına göre alınmaması veya malın

gümrük vergisinden muaf olması halinde sigorta ve navlun bedelleri dahil (CIF)

değeri, bunun belli olmadığı hallerde malın gümrükçe tespit edilecek değeri,

b) İthalat sırasında ödenen her türlü vergi,

resim, harç ve paylar,

c) Gümrük beyannamesinin tescil tarihine kadar

yapılan diğer giderler ve ödemelerden vergilendirilmeyenler ile mal bedeli

üzerinden hesaplanan fiyat farkı, kur farkı gibi ödemeler."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, faize faiz yürütülemeyeceğini ve olmayan asıl

alacağın herhangi bir fer'isinin de olamayacağını

belirtmiştir. Başvurucuya göre gecikme faizinin olması için öncelikle bir kamu

alacağının olması gerekmekte iken somut olayda bu tür bir alacağın olmadığı

hususu mahkeme kararıyla ortaya konulmuştur. Nitekim idarece tahakkuk ettirilen

KDV aslı Mahkeme kararı ile iptal edilmiş olduğundan alacak aslı kalmamıştır.

Başvurucu bu noktada, iptal edilen KDV'nin faizinin de olamayacağını ve bu

şekilde gecikme faizi talebinin haksız zenginleşmeye yol açacağını ifade

etmiştir.

30. Başvurucu ayrıca, itirazın yanlış bir merciye

yapıldığı ve bu nedenle yedi günlük itiraz süresinin geçmiş olduğu iddiasıyla

kendisinden yasal olmayan bir paranın istenilmesinin haksızlık olduğunu ileri

sürmüştür. Başvurucu son olarak idare tarafından gönderilen tahakkuk ihbarnamesinde

itirazın nereye yapılacağına ilişkin açıklayıcı bir bilgi verilmemesinden

yakınmaktadır. Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle Anayasa'nın 35. ve 36.

maddelerinde düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

31. Bakanlık, bu

konu ile ilgili bir görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

32. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası

yanında aynı gerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ileri

sürmüştür. Başvurucunun şikâyetinin özünün mahkeme kararıyla iptal edilen

KDV'nin faizinin de olamayacağına ve bu şekilde gecikme faizi talebinin haksız

zenginleşmeye yol açacağına yönelik olduğu dikkate alındığında başvurucunun

ihlal iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

35. Somut olayda gecikme faizini ödeyen başvurucu yönünden

Anayasa'nın 35. maddesi anlamında korunmaya değer ekonomik bir menfaatin mevcut

olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

36. Başvuruya konu olayda, başvurucudan gecikme faizi tahsil

edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğinde kuşku bulunmamaktadır.

37. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeri

yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeye

ve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığı

amaçlar dikkate alındığında- devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını

kontrol veya düzenlemesi yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabul

edilmiştir (Ahmet Uğur Balkaner

[GK], B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 49; Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50; Narsan Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71). Vergilendirmeyle bağlantılı olarak gecikme

faizi tahsil edilmesinin şikâyet edildiği somut olayda da bu ilkelerden

ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

39. Anayasa’nın 35. maddesinde, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

(1)Kanunilik

40. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında, mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla

sınırlanabileceğini temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göre

mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt,

müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford

Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49).

41. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye ilişkin

süreçte idare tarafından gerçekleştirilen işlemler ve alınan kararlar, 4458 ve

3065 sayılı Kanunlar ile Yönetmelik'in ilgili madde hükümlerine dayanmaktadır.

Yine gecikme faizi 4/1/1961 tarihli ve213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112.

maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Anılan mevzuat hükümlerinin açık,

ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette olduğu dikkate alındığında başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayalı olduğu kuşkusuzdur.

(2) Meşru Amaç

42. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

53).

43. Vergi borçlarının ödenmesi için gerekli tedbirlerin

alınmasında, bu kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde kanun

koyucunun geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Vergilerin tahsilini güvence

altına almak ve sağlamak, vergi düzenine aykırılıkları önlemek ve yaptırımda

bulunmak amacıyla öngörülen vergisel düzenlemelerin kamu yararına dayalı meşru

bir amacının olduğu kuşkusuzdur.

44. İdarenin vergi alacağını süresinde alamayıp daha ileri bir

tarihte alma durumunda kaldığında belirli bir ekonomik kayba mâruz kalacağı açıktır. Zira öncelikle alacağın geç tahsil

edilmesi sonucu alacağın değeri, gecikme süresine tekabül eden faiz getirisi

kadar azalmış olmaktadır. Ayrıca enflâsyon sürecinin etkisiyle değerini yitiren

alacak miktarı, aynı şekilde yine reel olarak da değer kaybetme durumuyla

karşılaşmaktadır. Nitekim gecikme faizini ilk hükme bağlayan 4/12/1985 tarihli

ve 3239 sayılı Kanun'un gerekçesinde de yer verildiği üzere bu alacaklar için

faiz alınmasını gerektiren sebep, zamanında beyan edilmemek ve ödenmemek

suretiyle haksız olarak devlet parasını uzun süre kullanan ve bu suretle

menfaat sağlayan mükellefin mükâfatlandırılmasını önlemektir. Bu itibarla

uğradığı zararı gecikme faizi almak suretiyle gidermeye çalışan vergi

alacaklısı İdarenin bu tutumunun ekonomik açıdan haklı temellere dayanmakla

meşru bir amaç taşıdığı aşikârdır.

(3) Ölçülülük

(a)

Genel İlkeler

45. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

46. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

47. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi, bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, §§ 58,

60).

48. Ölçülülük ilkesi, cezai yaptırım gerektiren bütün hükümlerde

dikkate alınması gereken bir ilke olup idari yaptırırım uygulanmasını

gerektiren fiiller için öngörülen sınırlama aracının sınırlama amacını

gerçekleştirmek bakımından ölçülü olup olmadığının ortaya konulması

gerekmektedir (AYM, E.2010/91, K.2011/98, 9/6/2011). Anayasa Mahkemesi; cezai

düzenlemeler ya da gecikme faizi gibi telafi edici müesseseler konusunda kanun

koyucunun geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmekle birlikte

ölçülülük ilkesinin bu yetkinin sınırını oluşturduğu, fiil ile yaptırım

arasında orantılılığın bulunmaması durumunda söz konusu düzenlemenin Anayasa'ya

aykırı olacağı düşüncesindedir (AYM, 2010/104, K.2011/1802,9/12/2011).

49. Diğer yandan etkili bir başvuru yolundan söz edebilmek için

başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada

fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma

yetkisine sahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını

önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini

karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi hâlinde ancak

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali

iddiası söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların

ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usuli

güvencelerin sağlanması gerekir (Esma Başbakkal, B. No: 2012/1128, 8/5/2014, § 34).

50. Ölçülülük ilkesi, vergi hukukunda sadece mali

yükümlülüklerin konulması aşamasında değil vergilendirmenin tüm aşamalarında

dikkate alınması gereken bir ilkedir. Bu nedenle ilke, vergi ceza hukuku ve

mali tazminat uygulamaları açısından da geniş bir uygulama alanına sahiptir.

Yargı makamlarının yaklaşımına göre, gecikme zammı ve gecikme faizinin mahiyet

itibarıyla amme alacaklarının zamanında tahakkuk etmemesi ya da tahakkuk etmiş

alacakların zamanında ödenmemesi durumunda talep edilen bir mali tazminat

olarak değerlendirilebilecektir (Benzer birçok karardan bkz. Danıştay Onüçüncü Dairesi, 18/6/2012 tarihli ve E.2008/3864,

K.2012/1747). Vergi hukukunda öngörülen yaptırımlar ile bu yaptırımlarla

ulaşılmak istenen amacın orantılı olması gerekir. Eğer gecikme faizi ya da

gecikme zammı şeklinde uygulama alanı bulan mali tazminat ile hapis cezası veya

idari para cezası şeklinde uygulanan vergisel yaptırım; amaçla orantılı değilse

diğer bir ifadeyle ceza muhatabı açısından katlanılmaz bir yük oluşturuyorsa

ölçüsüz olarak değerlendirilebilir. Diğer bir deyişle vergi alacaklarının

tahsilini güçlendirmek üzere devletin mekanizmalar yaratması meşru olmakla

birlikte bu amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olandan fazlasına itibar

ederek mal varlığı haklarına müdahale etmesi ölçülü olarak kabul edilemez.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

51. Gecikme faizi ve gecikme zammı uygulaması gibi ek mali

yükümlülüklere ilişkin kurallar ile idareye tanınan mali tazminat alma

yetkisinin, kamuda oluşan zararın giderilmesi yanında caydırıcı olma amacını da

taşıdığı anlaşılmaktadır. Böylelikle vergi yükümlüsü veya sorumlularına,

vergiyi usulüne uygun ve süresinde ödemek noktasında idareye ve hatta bütün

topluma karşı sorumlulukları olduğu hatırlatılmakta ve sorumlulukların yerine

getirilmemesi durumunda mali tazminata muhatap olacakları uyarısı

yapılmaktadır.

52. Somut olayda da gecikme faizi uygulaması, idarenin kayba

uğradığını iddia ettiği vergi kaybını telafi edebilmesi ve başvurucunun

yükümlülüklerini yerine getirme noktasında daha titiz davranmaya sevkedilmesi amacına hizmet etmektedir. Esasında tahsil

edilecek faiz tutarı, gecikme süresine bağlı olarak değişmekle birlikte

bilhassa kamu zararının giderilmesi amacına ulaşmada oransal açıdan mülkiyet

hakkına en az müdahaleyi sağlayabilecek nitelikte gerekli bir yöntem olduğu da

açıktır. Sonuç olarak uygulanma amacı vergi borcunu zamanında beyan etmemek ve

ödememek suretiyle haksız olarak devlet parasını bir süre kullanan ve bu sürede

menfaat sağlayan mükellefin sebepsiz zenginleşmesini önleme olan gecikme

faizinin, vergi alacaklarının vergi kanununa uygun ve süresinde tahsilinin

gerçekleştirilebilmesi için somut olaydaki uygulanma biçimiyle elverişli ve gerekli olduğu açıktır.

53. Orantılılık yönünden ise müdahalenin başvurucuya yüklediği

külfetin mahiyetinin ortaya konulması gerekmektedir. Bu noktada orantılılık

incelemesinin farklı yönleri itibarıyla yapılması uygun olacaktır.

54. Öncelikle başvuru konusu olayda başvurucu, hakkında tesis

edilen ve haksız olduğunu düşündüğü vergisel işleme karşı konuyu yargı yoluna

taşıma hakkını kullanmak amacıyla 4458 sayılı Kanun'un 242. maddesinin 1. ve 3.

fıkralarında yer verilen başvuru ve yargı süreçlerini işletmiştir. Mahkeme ise

vermiş olduğu nihai kararında başvuru konusu işlemin gecikme faiziyle ilgili

kısmının idari karar olarak nitelenebileceğini ve bu nedenle bu kısım için 4458

sayılı Kanun'un 242. maddesinin 3. fıkrasındaki açık hüküm gereği öncelikle

doğrudan kararı alan Gümrük Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Gümrük Başmüdürlüğü

nezdinde itirazda bulunabileceğini, başvurucunun ise ilgili işlemin gecikme

faizine ilişkin kısım için öncelikle Gümrük Müdürlüğüne gitmiş olması nedeniyle

süreyi kaçırdığına işaret etmiştir. Bu durumda başvurucudan, hakkında tesis

edilen işlemin iki kısma ayrıldığını ve bir kısmının yargı kararı olması

nedeniyle bu kısım için öncelikle Gümrük Müdürlüğüne ve daha sonra Gümrük

Başmüdürlüğüne diğer kısmının ise idari karar olması nedeniyle bu kısım içinse

öncelikle Gümrük Başmüdürlüğüne başvurulması gerektiğinin ayrımına varması ve

esasında asıl ve fer'i işlem olmaları hasebiyle

birinin diğerinin mütemmim cüzi teşkil eden tek işlem için bu tür bir ayrıma

gitmesi beklenmiştir.

55. Somut olayda ise haklılığı ileride Mahkeme kararıyla da

tespit edilecek başvurucu, mezkûr hükümleri değerlendirirken bu tür bir ayrımın

farkına varmamakla birlikte söz konusu idari ve yargısal yolları tüketme adına

gerekli adımları atmıştır. Diğer yandan başvurucu hakkında düzenlenen tahakkuk

ihbarnamesinde tesis edilen işlemin gecikme faizine ilişkin kısmı için itirazın

nereye yapılacağı hususu belirtilmemiştir. Kapsamlarında hem itiraz yollarını

hem de gecikme cezası gibi idari kararları barındırmaları nedeniyle tahakkuk

işlemleri karmaşık bir yapı arzetmektedirler. Buna

göre, mezkûr tahakkuk işlemleri hakkında düzenlenen ihbarnamelerde de farklı

başvuru yollarının işletilmesini gerektiren başvuru süreçleri hakkında bilgi

verilmemesi nedeniyle yalnız somut olaydaki başvurucunun değil başvurucu

konumundaki pek çok vergi yükümlüsünün de benzeri hatalar yaptığı

görülmektedir. Nitekim uygulamada rastlanılan bu karışıklığın ve başvuru

sürecine ilişkin hatalı değerlendirmelerin yoğunluğu üzerine 18/6/2009 tarihli

ve 5911 sayılı Kanun ile ilgili mevzuat hükmünde değişikliğe gidilerek farklı

başvuru süreçleri belirli bir standarda kavuşturulmuş ve tüm bu işlemler için

tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı

makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edilebileceği hükmü getirilmiştir.

Bunun yanı sıra anılan değişiklikle başvuru süreçlerine ilişkin yaşanılan tüm

bu karışıklıktan kaynaklanan yoğun hak kayıpları gözetilerek bu süreçlerin aynı

standarda bağlanmasıyla yetinilmemiş ayrıca itiraz dilekçelerinin süresi içinde

yanlış makama verilmesi hâlinde de itirazın süresinde yapılmış sayılacağına ve

idarece yetkili makama ulaştırılacağına dair hüküm getirilmiştir.

56. Nihayetinde yasama organı da yapılan değişikliklerle önceki

düzenlemenin uygulamada gecikme faizinin idari karar tesis edip etmeyeceğine

yönelik yorum ve değerlendirme farklılıkları nedeniyle vergi yükümlülükleri

nezdinde oluşan belirsizlik hâli sonucu yoğun hak kayıplarının yaşadığını kabul

etmiştir. Yasama organı bu şekilde belirtilen kayıpların önlenebilmesi amacını

matuf değişikliğe gidilmesini bir zorunluluk olarak değerlendirmiştir.

57. Başvuru konusu olayda kesinleşen Mahkeme kararıyla ortada

bir vergi alacağının bulunmadığı ve bu nedenle başvurucu hakkında tesis edilen

ek KDV tahakkuk işleminin hukuka aykırılığı ortaya konulmuş ve işlem iptal

edilmiştir. Vergi aslının bu şekilde Mahkeme kararıyla iptal edilmesi ya da

idarece düzeltme fişi ile terkin edilmesi durumunda fer'i

olan gecikme faizinin de ortadan kalkacağı ya da terkin ve iade edileceği

hususu çeşitli yargı kararlarında kendine yer edinmiştir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Danıştay Dördüncü Dairesinin 28/2/2001 tarihli ve E.

2000/1146 ve K. 2001/664 sayılı kararı). Nitekim anılan yargı kararlarına göre

faiz, asıl alacağın bir bölümü olmayıp, asıl alacağa bağlı fer’i

nitelikte bir haktır (Danıştay Onbirinci Dairesinin

28/6/2018 tarihli ve E.2016/10333 ve K.2018/3193 sayılı kararı). Bu tespit

ışığında Danıştay kararlarına göre asıl alacak sona erince buna bağlı hakların

da sona erdiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte somut olayda asıl borcun

varlığı yargı kararıyla sonlandırılmış olmakla birlikte fer'i

borç olan gecikme faizinin varlığı devam etmiş olmaktadır.

58. Sonuç olarak usule ilişkin güvencelerin sağlanması

bağlamında başvuru konusu olayda gecikme faizi talep edilmesinin bir idari

karar olduğu ve dolayısıyla idari kararlara ait itiraz prosedürünün işletilmesi

gerektiği hususunda tartışmasız ve açık kanuni bir belirleme bulunmamaktadır.

Başvurucu da vergiye bağlı olarak ve birlikte talep edilmesi nedeniyle gecikme

faizinin de tahakkuk prosedürüne tabi olduğunu düşünmüştür. İdari işlemde de

gecikme faizinin ek vergi tahakkukundan ayrılan niteliğini ve buna karşı ayrıca

başvurulabilecek idari ya da yargısal başvuru yollarını gösteren bir açıklama

bulunmamaktadır. Başvurucu, bu nedenle gecikme faizi talebinin bir idari karar

olduğunu ve idari kararlara ait prosedürün izlenmesi gerektiğini ancak karar

düzeltme aşamasında öğrenebilmiştir. Temyizde farklı karar düzeltme aşamasında

farklı bir karar verilmesi bu konuda yargısal bir öngörülebilirlik olmadığını

da ortaya koymaktadır. Kanuni, idari ve yargısal öngörülemezlik

nedeniyle başvurucuya mülkiyet hakkına müdahale eden kamu gücü işlemine karşı

etkili bir itiraz imkânı tanınmadığı ortadadır. Bu durumda, somut olay özelinde

de olduğu gibi başvurucuya öngörülebilir ve dolayısıyla etkili bir başvuru

hakkı tanınması durumunda asıl alacağın yanında gecikme faizinin de yargı

kararıyla kaldırılmış olacağı açıktır.

59. Orantılılık incelemesinin bir diğer yönünü ise asıl alacağın

olmaması durumunda esasında bir kamu zararının da bulunmayacağı gerçeğinden

hareketle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı hususu oluşturmaktadır.

Esasında kamu zararı yoksa bunun giderimini sağlama

amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesi başvurucuya orantısız bir külfet

yükler. Somut olayda başvurucu hakkında tesis edilen ek KDV tahakkuk işleminin

yargı kararıyla iptal edildiği görülmekle asıl alacağın bulunmadığı hususunun

yargı kararıyla tevsik edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda idare, başvuru

konusu olayda herhangi bir kamu zararının bulunmamasına rağmen asıl vergi

alacağına bağlı fer'i alacak olan gecikme faizinin

başvurucudan tahsili yoluna gitmekle başvurucunun mal varlığının kendi aleyhine

eksilmesi sonucunu doğuracak haksız bir gelir transferinde bulunmuş olmaktadır.

60. Diğer yandan Vergi İdaresince mezkûr takdir hakkı kapsamında

somut olayda olduğu gibi ek KDV tahakkukuna gidilip yükümlüler hakkında ceza ve

faiz uygulanması ve incelemeler sonucu tesis edilen tarh, tahakkuk ve tahsil

işlemlerinin daha sonra yargı kararlarıyla iptal edilebiliyor olmaları vergisel

incelemelerinin doğasında bulunmaktadır. Bununla birlikte yargı kararıyla

mezkur işlemin asıl alacağa tekabül eden bir kısmının hukuka aykırı olduğu

tespit edilerek bu kısmın iptali yoluna gidilmişse İdarece asıl alacağa bağlı fer'i borç olan gecikme faizinin de her zaman re'sen geri alınabilmesi de mümkündür ve İdarenin bu

şekilde hareket etmesi de beklenir. Nitekim asıl alacak olan vergi cezasının

yargı kararıyla ortadan kalktığı bir kamu borcu ilişkisinde fer'i

alacak olan gecikme faizine ilişkin işlemin de sakat bir işlem hüviyeti

kazanacağı ve ilgilisine yükümlülük yükleyen sakat bir işlemin ise iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etme

yükümlülüğü İdare tarafından her zaman için geri alınabilmesi mümkündür.

Dolayısıyla Vergi İdaresinin Mahkeme kararıyla iptal edilen asıl vergi cezasına

bağlı fer'i alacak olan gecikme faizinin kaldırılması

ya da iptal edilmesi gibi hak kaybının ortadan kaldırılmasını sağlayacak

araçlara sahip olmasına rağmen bunları uygulamaması, başvurucuya yüklenen

külfeti ağırlaştırmaktadır.

61. Sonuç olarak her ne kadar kamu makamlarının vergisel

müdahaleler bakımından geniş bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte somut

olayın koşulları altında başvurucu hakkında tesis edilen ek KDV tahakkuk

işleminin yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen ortada kalan asıl vergi

cezasına bağlı fer'i alacak olan gecikme faizinin

başvurucudan tahsili yoluna gidilmesi başvurucuya aşırı bir külfet yüklenmesine

yol açmıştır. Diğer bir deyişle gecikme faizi talep edilmesi yolundaki

müdahalenin, ulaşılmak istenen kamu zararının tahsili ve caydırıcılığın sağlanması

amacı karşısında başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yükleyerek

mülkiyet hakkının korunmasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozduğu

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvuru konusu olayda mülkiyet hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

64. Bireysel başvuru sonrasında, 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

65. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

66. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek etkililiğini

tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).

67. Ferat Yüksel kararında özetle;

anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda

kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli

itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum

olmadığı vetazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya

bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle

potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda

değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§

33-36). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir

olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden

yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile

bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat

Yüksel, §§ 35-36).

68. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

71. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

72. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

73. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine

hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek

işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili

mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

74. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

75. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine

hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

76. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda

6216 saylı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi

her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere hükmeder.

İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu yollar

tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlal

tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararın

bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

77. Ancak ilgili mahkemenin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırma imkânının bulunmadığı durumlarda ise ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için kararın bir örneğinin ilgili idareye gönderilmesine

gerekebilir. Bu bağlamda idarece öncelikle yapması gereken şey, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı doğrultusunda bir temel hak ve hürriyetin yol açan

idari eylem veya işlemin ortadan kaldırılarak tespit edilen ihlalin sonuçlarını

gidermek için gereken işlemlerin yapılmasıdır. Bu çerçevede ihlal, yerine

getirilmeyen yöntemsel bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu usule ilişkin

işlemin hak ihlaline yol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç

yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir.

78. Başvurucu, makul sürede yargılama hakkının ihlal edilmiş

olması nedeniyle 10.000 TL manevi tazminat ile gecikme faizi olarak ödediği

29.520,65 TL'nin yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebinde bulunmuştur.

79. İnceleme sonucunda başvurucu hakkında tesis edilen ek KDV

tahakkuk işleminin yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen ortada kalan asıl

vergi cezasına bağlı fer'i alacak olan gecikme

faizinin başvurucudan tahsili yoluna gidilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut olayda ihlal, hukuka aykırı olduğu

yargı kararıyla tespit edilen alacağa yönelik gecikme faizi tahsil eden

idarenin işleminden kaynaklanmaktadır. Ancak idari işlemden kaynaklanan bu

ihlalin yargısal yollarla giderim imkânı mevcut iken somut olayda vergi yargısı

mercileri gecikme faizi işlemini ayrı bir idari işlem olarak görerek davayı

reddetmiştir. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin yargı kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

80. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 3. Vergi Mahkemesi

(E.2009/1735) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

81. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir

3. Vergi Mahkemesine (E.2009/1735) GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvuruculara Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Hazine ve Maliye Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin de Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucu : Erbakır Elektronik Bakır Mamülleri A.Ş. Vekili : Av. Mustafa Ali ÇETİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/3930, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Mülkiyet Hakkının
  9. B. Makul Sürede
  10. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  11. B. Anayasa’nın35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  12. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  13. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvuruculara Hazine ve
  14. F. Kararın bir örneğinin Hazine ve Maliye Bakanlığına
  15. G. Kararın bir örneğinin de Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. M. Emin ŞAHİNER
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/3930
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Abdullah Erol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18647)
  • Mehmet Bozhan Başvurusu (B. No: 2014/2797)
  • Eylem Karadağ Başvurusu (B. No: 2015/12060)
  • Basel Khalıl Başvurusu (B. No: 2019/18314)
  • Veyis Aydemir Başvurusu (B. No: 2017/6409)
  • Kadir Kaya Başvurusu (B. No: 2016/14197)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.