İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Erhun Öksüz Başvurusu (B. No: 2014/12777)

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek uzman erbaş

Başvuru No2014/12777Tarih13 Ekim 2016Okuma26 dk · 5.170 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Erhun Öksüz Başvurusu

Karar tarihi
13 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/12777
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.170 kelime·26 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek uzman erbaş

sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/8/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/3/2016

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş

sunulmamıştır.

6. İkinci Bölüm tarafından 12/7/2016

tarihinde yapılan toplantıda, verilecek kararın Bölümler tarafından önceden

verilmiş kararlarla çelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul

tarafından karara bağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca

Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve erişilen

bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 2008 yılında sözleşmeli uzman erbaş statüsünde

görev yapmak üzere sözleşme imzalayarak Hava Kuvvetleri Komutanlığında göreve

başlamıştır. Başvurucu tarafından imzalanan 11/1/2010

tarihli son sözleşme ile görev süresi üç yıl uzatılmıştır.

9. Hava Kuvvetleri Komutanlığına 28/10/2012

tarihli ihbar içerikli bir e-posta gönderilmiş ve e-posta ekinde başvurucuya

ait olduğu ileri sürülen cinsel içerikli fotoğraflara ve video kayıtlarına yer

verilmiştir.

10. Hakkında yapılan idari tahkikat sonucunda başvurucunun Türk

Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde

bulunduğu, TSK'daki görevine yabancılaştığı, kamu hizmetini verimli bir şekilde

yürütmekten uzaklaştığı ve Kurum bünyesinde artık tutulmasında kamu yararı

bulunmadığı değerlendirilerek Hava Kuvvetleri Komutanının 23/11/2012

tarihli onayıyla sözleşmesi feshedilmiştir.

11. Başvurucu, 2012 yılının Kasım ayı içinde istihbarat

birimindeki görevliler tarafından mülakat adı altında çağrılarak sorguya

alındığını, sorguda kendisine ait mahrem fotoğraflar gösterilerek cinsel

yaşamına ilişkin ayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasında savunması

alınmaksızın ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğini, ilişik

kesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminin gösterilmediğini,

yalnızca özel yaşam biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin anlaşıldığını,

sorgu yönteminin mevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde ve baskı altında

tutularak yapıldığını, hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisi

olmayan, tamamen özel yaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorgu

neticesinde elde edilen beyanların delil olarak kullanılamayacağını, ilişik

kesmeye dayanak alınan bu sorgu işleminin usulsüz ve hukuki dayanaktan yoksun

olduğunu, masumiyet karinesinin esas alınmadığını, hiçbir disiplin cezasının

bulunmaması ve takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu

durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden

hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı

olduğunu belirterek yürütmenin durdurulması, ayırma işleminin iptali ve yoksun

kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle Millî

Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci

Dairesinde 9/1/2013 tarihinde dava açmıştır.

12. Davalı idare tarafından sunulan

savunma dilekçesinde, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması

gerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin

başarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış, kamu hizmetinin

yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına

çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen

ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava

konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972

tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi

kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler

gönderilmiştir.

14. AYİM Birinci Dairesinin 22/1/2013

tarihli ara kararı ile dava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde

başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi

güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının

birlikte gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.

15. AYİM Başsavcılığı, başvurucunun ahlaki düşüklük içinde

olduğu yönündeki kabulün bazı kadınlarla çekilmiş fotoğrafların ve İnternet

üzerinden yapılan cinsel içerikli görüşmelere ilişkin görüntülerin imzasız bir

e-posta ile komuta kademesine ulaştırılmış olmasına dayandırıldığını, bu

görüntüler incelendiğinde başvurucunun farklı kadınlarla çekilmiş

fotoğraflarında ayırma işlemini gerektirecek vahamet derecesinde bir durumun

bulunmadığını, söz konusu görüntülerin tek başına ayırma işlemi tesis edilmesini

hukuka uygun hâle getirmeye yeterli olmadığını, görüntülerin bir kısmının

imzasız e-posta gönderen kişi tarafından rızası hilafına başvurucunun hakimiyet alanında ele geçirilen kişisel veri mahiyetinde

olduğunu, görüntü içeriklerinin özel hayatın dokunulmazlık sahası içinde

kaldığı hususunda duraksama bulunmadığını, bu nitelikteki bilgilerin disiplin

cezalarının en ağırı olan sözleşmenin feshedilmesi işlemine dayanak olarak

kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, ayrıca meslek yaşamı boyunca sicil

ve başarı performansı oldukça yüksek olan başvurucunun söz konusu görüntülere

itibar edilerek hiçbir ikazda bulunulmaksızın derhal statüden çıkarılmasının

fesih işlemini hukuka aykırı hâle getirdiğini, disiplin ve sicil durumu

gözetilmeden ve ikaz dahi edilmeden tabi tutulduğu ayırma işleminde ölçülülük

ilkesinin ihlal edildiğini ve dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu

belirterek ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde düşünce

bildirmiştir.

16. AYİM Birinci Dairesinin 11/2/2014

tarihli ve E.2013/82, K.2014/154 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir.

Kararda, İnternet vasıtasıyla ya da yüz yüze tanıştığı birçok kadınla cinsel

birliktelikler yaşadığı, bu birlikteliklerini kayda aldığı, İnternet üzerinden

yaptığı görüntülü sohbetlerde cinsel davranışlar sergilediği, mesleki sicili ve

disiplin durumu olumlu olmasına rağmen mevzuatın aradığı anlamda "iyi

ahlak sahibi olmak" vasfını taşımadığı, TSK'nın itibarını zedeleyecek

tavır ve davranışlar içinde bulunduğunun anlaşıldığı, sözleşmenin feshedilmesi

işleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere göre

kullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararı dengesinin gözetildiği

belirtilmiş; ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna

ulaşılmıştır. Kararda ayrıca, herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa

dahi kamu personeli hakkında disiplin soruşturması yapılabileceği

vurgulanmıştır. Bunun yanında, başvurucunun 14/11/2012

tarihli ifadesinin bir suç isnadıyla ceza soruşturması ya da kovuşturması

kapsamında değil disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari

tahkikat kapsamında alınmış olduğu ve başvurucunun bu şekilde tespit edilen

ifadesi sırasında iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin

hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğuna dair dosya

kapsamında herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı belirtilmiştir.

17. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 17/6/2014 tarihli ve E.2014/736, K.2014/617

sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar 7/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

18. 6/8/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunulmuştur.

19. Anayasa Mahkemesine sunulan “gizli”

ibareli belgelerin incelenmesinden; Hava Kuvvetleri Komutanlığınca 14/11/2012 tarihinde

istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde başvurucunun ifadesinin

alındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesine

başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz

konusu metnin “ifadeyi alan”

kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu

anlaşılamamıştır. Anılan ifade metninde başvurucuya, İnternet vasıtasıyla veya

yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler olduğu, ilişki

yaşadığı kadınların kendisinden TSK hakkında bilgi almaya yönelik bir girişimde

bulunup bulunmadığı ve kendisine gösterilen görüntülerdeki şahsın kim olduğu,

görüntülerin nerede ve kim tarafından kayıt altına alındığı hususlarının

sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özellikle

birlikte olduğu kadınlara ilişkin olarak geçmişte cinsel birliktelik yaşadığı

ilişkileri açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Başvurucu

ayrıca bu konuda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma

kapsamında mağdur sıfatıyla ifade verdiğini beyan etmiştir.

B. İlgili Hukuk

20. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk

Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının

ve üstünün hukukuna riayet demektir.

Askerliğin temeli disiplindir.

Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi

kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”

21. 211 sayılı Kanun’un 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve

himayesi altında bulundurur…”

22. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat,

hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatını

hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım,

intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak,

sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

23. 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı

Uzman Erbaş Kanunu’nun “Tanımlar”

kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunda geçen deyimlerden;

a) Uzman Çavuş: En az lise veya dengi okul

mezunu çavuşlar veya en az ilköğretim okulu mezunu olup, muvazzaflık hizmetini

çavuş rütbesi ile tamamlayanlardan, muvazzaflık hizmetini müteakip Türk Silâhlı Kuvvetlerinin devamlılık arz eden teknik ve kritik

görev yerlerinde veya çavuş kadro görev yerlerinde, bu Kanun esaslarına göre

istihdam edilenler ile yönetmelikte belirtilen esaslara göre uzman onbaşılıktan

uzman çavuşluğa geçirilenleri,

b) Uzman Onbaşı: En az ilköğretim okulu veya dengi okul mezunu olup,

muvazzaflık hizmetini müteakip, Türk Silâhlı

Kuvvetlerinin devamlılık arz eden teknik ve kritik uzmanlık görev yerlerinde

istihdam edilenleri,

c) Uzman Erbaş: Bu Kanun hükümlerine göre istihdam edilen uzman çavuş

ve uzman onbaşıları,

İfade eder.”

24. 3269 sayılı Kanun’un “Hizmet

süresi” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Uzman erbaşlar; iki yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla

sözleşme yaparak göreve başlar ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile

ilgilendirilirler. Bunlardan;

a) İstihdam edildikleri kadronun görev özelliklerine göre sınıf ve branşları ile ilgili sağlık nitelikleri uygun olanların,

b) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu kapsamında malul olanlardan istekleri, bilgi ve tecrübelerinin

sınıfı için faydalı olması ve fiziki noksanlıklarını kapatabilmesi şartıyla

mensup olduğu kuvvet komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil

Güvenlik Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığınca uygun görülenlerden,

istihdam edilecekleri kadronun sağlık niteliklerini taşıyanların, müteakip

sözleşmeleri, bir yıldan az, beş yıldan fazla olmamak şartıyla azami kırkbeş yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir.

...”

25. 3269 sayılı Kanun’un

“Başarı Gösteremeyenler ve Ceza Alanlar” kenar başlıklı 12.

maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Görevde başarısız olanlarla, atandıkları kadro görev yerleri ile

ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitime gönderilenlerden

kurs veya eğitimde başarısız olan veya kendilerinden istifade edilemeyeceği

anlaşılan uzman erbaşların, barışta sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silâhlı Kuvvetleri ile ilişikleri kesilir. Bunlar, yedekte

er kaynağına alınırlar.

Görevde başarısız olma, intibak edememe ve kendilerinden istifade

edilememe hâlleri ve bunlara yapılacak işlemler, çıkarılacak yönetmelikte

düzenlenir.

...”

26. 20/9/2005 tarihli ve 25942 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan Uzman Erbaş

Yönetmeliği'nin "Görevde başarısız olma,

kendilerinden istifade edilmeme halleri ve sözleşmenin feshedilmesi

sebepleri" kenar başlıklı 13. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Görevde başarısız olanlar ile

kendisinden istifade edilemeyeceği (atış, spor, eğitim, operasyon ve istihdam

edildikleri kadro görev yerlerinde ve davranışlarında askerlik mesleği

değerlerini sergilemede, ikazlara rağmen istenen düzeye ulaşamayan ve aşırı

derecede borçlananlardan bu durumu rapor, tutanak ve her türlü belge ile

kanıtlananlar, mazeretsiz olarak bir sözleşme yılı içerisinde yedi gün ve daha

uzun süre ile göreve gelmeyenler) anlaşılan, atandıkları kadro görev yerleri

ile ilgili olarak üç ay ve daha uzun süreli bir kurs veya eğitime

gönderilenlerden kurs veya eğitimde başarısız olan uzman erbaşların, barışta

sözleşme sürelerine bakılmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişikleri

kesilir. Bunlar yedekte er

kaynağına alınır.''

27. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Asker,

kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve

kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.

Her askerde bulunması lâzımgelen ahlakî ve mânevi vasıflar

şunlardır:

...

(h) İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve

lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan

ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan,

hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker.

...''

28. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı

Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun “Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının

görev ve yükümlülükleri” kenar başlıklı 5. maddesinin (a) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının Devlet istihbaratına

ilişkin görevleri şunlardır:

a) Kendi konularında;

1. Görevlerinin gerektirdiği istihbaratı

oluşturmak,

2. MİT tarafından istenecek haber ve

istihbaratı elde etmek,

3. İstihbarata karşı koymak.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı

tarafından mülakat adı altında çağrıldığını, herhangi bir disiplin cezası

tehdidi olmayacağına dair güvence verilerek manevi baskı altında ve tutanağa

gerçek dışı beyanlar aktarılarak ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel

hayatına ilişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye

çalışıldığını ve bu bilgilerin ayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini,

herhangi bir disiplin cezası bulunmadığı gibi sicil not ortalamasının iyi

seviyede olduğunu ve beş kez takdire layık görüldüğünü, tesis edilen işlemde

ölçülülük ilkesinin ve masumiyet karinesinin gözetilmediğini, ayırma işlemine

gerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı hususu

değerlendirilmeyerek istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle elde

edilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabul

edildiğini, yalnızca kendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan özel

hayat alanına ilişkin ayrıntılar üzerinden tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı

nedeniyle Anayasa’nın 20., 36., 38. ve 125. maddeleri

ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin

tespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özel

hayatına ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği ve bu

bilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edildiği şikâyetinin

Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1.Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve

eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde

görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma

kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel

bağımsızlık olup bu koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün

müdahalelerden uzak kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna

işaret etse de diğer taraftan özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını

istediği şekilde sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına

indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan Anayasa’nın 20. maddesi özel bir

sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına almaktadır (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

35. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması,

bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

36. Bu yönüyle özel hayat öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında

korunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

37. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”

kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş

yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle

kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

38. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi

ve gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının

belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının

sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına

dâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel

içerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §

35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında

sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin

davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın

gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§

47, 48).

39. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu

alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamında

olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin

korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011;

E.1986/24, K.1987/8, 31/3/1987).

a. Müdahalenin

Varlığı

40. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma

işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan

ayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu

süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve

ilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özel

yaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırma (sözleşmenin

feshedilmesi) kararının başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir

müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

41. Anayasa’nın 20. maddesinde özel

hayatın gizliliği hakkı açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan

birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama

nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunmakta ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

42. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede, yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

44. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

45. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

46. Başvurucunun uzman erbaş sözleşmesinin feshedilmesi

işleminin 3269 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile Uzman Erbaş Yönetmeliği’nin 13.

maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. AYİM kararının söz konusu Kanun

hükümlerine dayandığı anlaşıldığından belirtilen yargısal kararların yeterli

bir hukuki temele sahip olduğu görülmektedir.

47. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

48. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde çalışmasını

sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla tesis

edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından disiplin

cezalarının amacı kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin gereği

gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir. Disiplin

cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşik

düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılı

Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir

itaat, astın ve üstün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca

askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası ve

idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı düzenlenmiştir.

49. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi, belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §

41).

50. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin, askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

51. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını

etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri

bakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için

gerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, § 42).

52. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokunmamalı,

sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık

bulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

53. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Ata Türkeri, §

44).

54. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatın

gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından

“demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).

55. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §

52).

56. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

57. Tesis edilen disiplin işlemlerinde

ve bu işlemlerin hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında,

bireylerin özel hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları

üzerindeki etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların

işleyişi üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu

hususlardaki değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle

desteklenmesi ayrıca tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki

sicilleri ve başarı durumları dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi

gerekir.

58. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, B. No: 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve

K.M./Birleşik Krallık, B. No: 28945/95, 10/5/2001, § 72).

59. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda başvurucu hakkında bazı iddialar içeren isimsiz bir

e-posta alınması üzerine idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda

Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ifadesinin alındığı ve başvurucunun

cinsel hayatına dair hususların esas olarak 14/11/2012

tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifade

metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı belirtilmediği gibi

hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da belirtilmemiş

olduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı, birlikte

olduğu kadınlara ilişkin olarak geçmişte flört veya cinsel birliktelik yaşadığı

ilişkileri açıkladığı ve cinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metnini

imzaladığı anlaşılmıştır.

60. Başvurucu, Hava Kuvvetleri

Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı tarafından herhangi bir disiplin cezası

tehdidi olmayacağına dair güvence verilerek manevi baskı altında ve yanıltıcı

beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatıyla ilgili

bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye çalışıldığını ve özel

hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı gerekçelerle hakkında ayırma

işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.

61. AYİM Birinci Dairesinin 11/2/2014

tarihli ve E.2013/82, K.2014/154 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları

değerlendirilmiş ve ifade alma işlemi sırasında başvurucunun iradesinin fesada

uğratıldığı, yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem

ve usullerle alınmış olduğuna dair somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı

gerekçesiyle anılan iddialar reddedilmiştir. Ayrıca, bahse konu 14/11/2012 tarihli ifadenin disiplin hukuku çerçevesinde

değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu ifade

edilmiştir.

62. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli ve

somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda

bilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli

duruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular

dikkate alındığında başvurucunun mesleki hayatını değil özel hayatını

ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı görülmektedir. Bu

kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla değil daha çok

mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğu

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı mesleki

hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve

yargısal makamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da

sosyal ortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki

yönden özenli bir yaşam sürmediği ve karşı cinse düşkünlüğünün bulunduğu

tespitlerine yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı,

sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen

davranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına

dâhil özel yaşam eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.

63. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,

başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması

gerekir.

64. AYİM kararında da başvurucunun ifade alma işleminin usul ve

içerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılan

ifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel

hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibaren

tüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı

görülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen

hususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı

açılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme

kararında başvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki

hayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya

konulmadığı gibi anılan eylemlerin TSK'nın işleyişi üzerindeki etkisi ve

risklerinin de detaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak

kabul edilen delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri

sürülen iddialar hakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.

65. Bu durumda muhakeme sırasında açık

ve somut bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte

olduğu anlaşılan başvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir

gerekçe ile yanıt verilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların

mesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına

gerekli saygının gösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin

etkili güvencelerden başvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM

kararının mahremiyet hakkına müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve

yeterli gerekçe içermediği kabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma

işleminin başvurucunun geçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak

ölçülülük yönünden değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel

yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil

bir denge gözetilmediği, başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamanın zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya

başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu

hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

66. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.

maddesinin “Kararlar” kenar

başlıklı (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılması ile lehine 10.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

69. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

70. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Erhun ÖKSÜZ

Vekili

:

Av. Mustafa

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2014/12777, 13 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özel
  12. A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Kömürcü
  17. Necipoğlu
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Gökcan
  22. Hakyemez
  23. Bozkurt
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2014/12777
Tarih
13 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Selçuk Horuk ve Hüseyin Karadağ Başvurusu (B. No: 2014/2980)
  • G. G. Başvurusu (B. No: 2014/16701)
  • Veli Özdemir Başvurusu (B. No: 2014/785)
  • Melahat Karkin Başvurusu (B. No: 2014/17751)
  • Bilgin Özkaynak Başvurusu (B. No: 2014/3129)
  • F. T. Başvurusu (B. No: 2014/6180)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.