İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Veli Özdemir Başvurusu (B. No: 2014/785)

1. Başvuru, mahkûmiyete ilişkin kararın gerekçeli olmaması,

Başvuru No2014/785Tarih27 Ekim 2016Okuma22 dk · 4.429 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Veli Özdemir Başvurusu

Karar tarihi
27 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/785
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.429 kelime·22 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, mahkûmiyete ilişkin kararın gerekçeli olmaması,

soruşturma aşamasında müdafi olmaksızın elde edilmiş ifadelerin mahkemece hükme

esas alınması, talep edilen delillerin toplanmaması, yargılamanın makul süreyi

aşması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına mahkûm edilmesinin kanuni sonucu olarak koşullu salıverme

hükümlerinden faydalanılamayacak olması nedeniyle işkence yasağının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/1/2014 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 8/7/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 28/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 18/2/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

25/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 11/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) vasıtasıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, yasa dışı TKP/ML-TİKKO terör örgütüne yönelik

soruşturma kapsamında 17/1/2003 tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Başvurucuya 17/1/2003 ile 20/1/2003 tarihleri arasında yer

gösterme ve teşhis işlemleri yaptırılmıştır.

10. Başvurucu 20/1/2003 tarihinde terör örgütüne ne şekilde

katıldığına, örgütsel yapı içindeki konumuna ve katıldığı öldürme, yaralama,

bomba koyma gibi eylemlere dair kollukta müdafii

olmaksızın ifade vermiştir.

11. Başvurucu 21/1/2003 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği

ifadesinde ise kolluktaki ifadesini ve yer gösterme işlemlerini kabul etmemiş,

psikolojik baskı altında veya tehditle bu beyanların alındığını ileri

sürmüştür.

12. İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 21/1/2003

tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

13. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı

10/4/2003 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını

tağyir ve tebdil veya ilgaya teşebbüs etme suçundan başvurucu ve diğer üç

şüpheli hakkında dava açmıştır.

14. Dava, İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin

E.2001/138 sayılı dosyasıyla birleştirilmiştir. Başvurucu ve diğer kişiler

hakkında açılan diğer bazı davalar da sonraki tarihlerde bu yargılamayla

birleştirilmiştir. Birleştirmelerin ardından yargılama, on bir sanığa isnat

edilen çok sayıda eylemi kapsar hâle gelmiştir.

15. Başvurucu 2/7/2003 tarihli duruşmada, kolluktaki ifadesini

baskı altında verdiğini, nişanlısı ve ailesinin gözaltına alınacağı yönünde

tehdit edildiğini; ifadesini kabul etmediğini beyan etmiştir.

16. Devlet güvenlik mahkemelerinin kapatılmasının ardından

yargılamaya nihai olarak (kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK

250. madde ile görevli) devam edilmiştir.

17. Başvurucu bu arada uzun tutukluluk ve uzun yargılama

şikâyetleriyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur. AİHM,başvurucunun 6 yıl 4 aydan

fazla bir süre tutuklu olarak yargılandığını ve yargılamanın devam ettiğini

saptamış, tutukluluğun ve yargılamanın makul süreyi aştığını belirterek

23/6/2009 tarihinde (B. No: 43824/07) ihlal kararı vermiştir.

18. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 21/11/2011 tarihli ve

E.2001/138, K.2011/184 sayılı kararı ile başvurucunun üzerine atılı öldürme,

yaralama, bomba koyma ve patlatma, vergilendirme adı altında para alma

eylemlerinin sübut bulduğuna hükmetmiştir. Mahkeme, anayasal düzeni bozmaya

teşebbüs etme suçundan başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına

karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi kararını, başvurucunun ve diğer sanıkların

kollukta verdikleri ifadelerine, ekspertiz raporlarına, olay yeri inceleme ve

fiziki takip tutanaklarına dayandırmıştır. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Sanıklar Y. E. ve VELİ

ÖZDEMİR'in,

06/08/2000 günü İstanbul ili Maltepe ilçesi

Gülsuyu mahallesi ... adresinde S. A.nın

öldürülmesi, maktulun uyuşturucu ticareti ile

uğraştığının anlaşılması üzerine İ. Y. tarafındancezalandırılması

talimatı verildiği, olaydan birgün önce keşif mahalinde keşif yapıldığı ve olay günü her ikisininde yanlarındaki getirdikleri silahlarla maktule

ateş ederek öldürdükleri,

07/09/2000 günü Tuzla merkez sağlık ocağı

bahçesine zaman ayarlı el yapımı bomba konulması eylemini gerçekleştirdikleri,

bombanın patlamadığı,

11/10/2000 günü Zeytinburnu Telsiz

mahallesinde bulunana askeri lojmanların arka giriş kapısına el yapımı zaman

ayarlı bomba konulması eylemini gerçekleştirdikleri, bombanın patlamadığı,

11/11/2000 günü Bahçelievler ilçesinde bulunan

metro istasyonu yanındaki Adalet Bakanlığına ait eğitim tesislerinin inşaatına

zaman ayarlı el yapımı ses bombası konulması ve örgüt imzalı kuşlama bırakılması eylemini gerçekleştirdikleri, bombanın

patladığı,

29/12/2000 günü Zonguldak Emniyet Müdürlüğü

merkez karakoluna plastik şişe içerisinde bu bi

tuzaklı ve ''Karadeniz Şehitleri Ölümsüzdür'' yazılı bildiri bırakılması

eylemini gerçekleştirdikleri, bombanın patlamadığı,

2000 yılı içerisinde Zeytinburnu merkez efendi

polis karakoluna el yapımı zaman ayarlı bomba konulması eylemini

gerçekleştirdikleri,

2000 yılı Ağustos ayı içerisinde Okmeydanı'nda

sanık VELİ ÖZDEMİR'in amcası olan Y.Ö.nün sanıklar İ. Y. ve VELİ ÖZDEMİR'in

azmettirmesi ile sanık Y. E. ve D. A., tarafından dövüldüğü, sonrasında VELİ ÖZDEMİR'in müşteki Y. Ö.den olan

alacağının ödenmemesi nedeniyle tekrar gidildiğinde bu defa sanık Y.nin müştekilerY. Ö. ve K. Ö. B.yi bacaklarından silahla

yaraladığı,

26/02/2001 tarihinde müşteki C. T.nin Tuzla

ilçesi A... köyünde silahla yaralanması eylemini

gerçekleştirdikleri, müştekiC. T.nin 21/06/2002

tarihinde alınan ifadesinde sanık Y. ile yanındaki kişi tarafından vurulduğunu

söylediği,

2000 yılı içerisinde Üsküdar ilçesi Örnektepe mahallesinde trafik müşavirliği yapan müşteki E. İ.den vergilendirme adı altında 1 milyar TL para alınması

eylemini gerçekleştirdikleri, müşteki E. İ.nin

09/10/2002 tarihinde alınan ifadesinde kendisinden para isteyenlerden birinin

Y. E.olduğunu, D. A. olmadığını

söylediği, 26/04/2006 tarihli sanıklar D. A. ve VELİ ÖZDEMİR'inde

hazır olduğu oturumda kendisinden para istemeye gelen ikinci kişinin duruşma

salonunda olmadığını söylediği,

Sanıklar (...) bu eylemleri

gerçekleştirdikleri birleşen dosyalarda dahil olmak üzere tüm dosya

içerisindeki araştırma tutanakları, ekspertiz raporları, olay yeri inceleme

tutanakları, fiziki takip tutanakları ve sanıkların

emniyet müdürlüklerinde alınan ifadelerinden anlaşılmakla sanıkların

üzerlerine atılı suçu işledikleri kanaatine varılmış ayrıca lehe yasa

değerlendirmesinde hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK

309/1 maddesi gereği sanıkların ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

ile cezalandırılmalarına karar verileceği ayrıca TCK 309/2 maddesi gereği 1.

Fıkrada yazılı suçun işlenmesi esnasında işlenen diğer suçlardan dolayı da ayrı

ayrı ilgili maddeler uyarınca cezaya hükmolunacağı dolayısıyla sanıklar

hakkındaki eylem çeşitliliği dikkate alındığında bu durumun sanıkların aleyhine

sonuç doğuracağı, suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı TCK

146/1 maddesi uygulamasının sanıklar lehine olduğu anlaşıldığından sanıkların

aşağıda yazılı şekilde cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

19. Duruşmalı olarak yapılan ve başvurucu müdafiinin

katıldığı temyiz incelemesi sonrasında Yargıtay 9. Ceza Dairesi 10/12/2013

tarihli ve E.2013/4630, K.2013/15327 sayılı ilamı ile kararı başvurucu yönünden

onamıştır. Yargıtay ilamından 18/12/2013 tarihinde haberdar olunmuştur.

20. Başvurucu17/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

21. Başvurucunun mahkûmiyetine esas alınan anayasal düzeni zorla

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga

Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinde düzenlenmektedir.

22. Başvurucunun mahkûmiyetine esas alınan anayasal düzeni zorla

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk

Ceza Kanunu'nun 146. maddesinde düzenlenmiştir.

23. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun

Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca olaylar

tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305. maddesinde, on beş sene ve üzerinde

hükmedilen hapis cezalarına ilişkin kararların kişilerin talebi olmasa dahi

resen temyiz incelemesine tabi tutulacağı belirtilmektedir.

24. Olay tarihinde yürürlükte olan 1412 sayılı mülga Kanun’nun 135. maddesi şöyledir:

“Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet

Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki

hususlara uyulur:

1. İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tesbit

edilir. İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak

cevaplandırmak zorundadır.

2. Kendisine

isnat edilen suç anlatılır.

3. Müdafi

tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro

tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından

yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı

geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır

bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği

söylenir.

4. İsnad edilen suç hakkında

açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir.

5. Şüpheden kurtulması için somut delillerinin toplanmasını talep

edebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan

kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek imkânı verilir.

6. İfade

verenin veya sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır.

7. İfade veya sorgu bir

tutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta;

a) İfade verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,

b) İfade verme veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin

isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,

c) İfade vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin

yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,

d) Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan

müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı,

e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır.”

25. 1412 sayılı mülga Kanun’un 135/A maddesi şöyledir:

“İfade

verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici

nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel

cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya

ruhi müdahaleler yapılamaz.

Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki

fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi

delil olarak değerlendirilemez.”

26. 1412 sayılı mülga Kanun’un 136. maddesi şöyledir:

“Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her

hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin

yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa

bir müdafi seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak

sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet

Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak

üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan

kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve

hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.”

27. 1412 sayılı mülga Kanun’un 138. maddesi şöyledir:

“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek

durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir

müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekiz

yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede

malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi

aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.”

28. 1412 sayılı mülga Kanun’un 144. maddesi şöyledir:

“Yakalanan veya tutuklu bulunan kişi

vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının

duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları

denetime tabi tutulamaz.”

29. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte bulunan

16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi şöyledir:

“Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına

giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine en

yakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç kırksekiz

saat içinde hakim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.

Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki

suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya

fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenin

dört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. (Mülga cümle: 06/02/2002 - 4744 S.K../5. md.)

(Değişik fıkra: 06/02/2002 -

4744 S.K../5. md.) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen

bölgelerde yakalanan veya tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada dört gün

olarak belirlenen süre, Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararıyla yedi

güne kadar uzatılabilir. Hakim, karar vermeden önce

yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler.”

30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

148. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan

ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından

doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.”

31. 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 3. maddesi şöyledir:

“(1) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır.

(2)

Mevzuatta, yürürlükten kaldırılmış Türk Ceza Kanununun kitap, bab ve fasıllarına yapılmış olan yollamalar, o kitap, bab ve fasıl içinde yer almış hükümlerin karşılığını

oluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun maddelerine yapılmış sayılır. ”

32. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesinin (16) numaralı fıkrası

şöyledir:

“5237 sayılı Türk Ceza

Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, ‘Devletin Güvenliğine Karşı

Suçlar’ başlıklı Dördüncü Bölüm, ‘Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar’ başlıklı Beşinci Bölüm, ‘Milli Savunmaya Karşı Suçlar’ başlıklı

Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti

çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına

mahkûmiyet hâlinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.”

33. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun

17. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Ölüm cezaları, 14/7/2004 tarihli ve 5218

sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı

Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla müebbet ağır hapis

cezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet

ağır hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezasına mahkûm olan terör suçluları koşullu salıverilme hükümlerinden

yararlanamaz. Bunlar hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası

ölünceye kadar devam eder.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, gözaltında baskı altında ve müdafi olmaksızın

alınan ifadelerin hükme esas alındığını, kararın gerekçesiz olduğunu,

delillerle ilişkilendirme yapılmaksızın karar verildiğini, yapılan teşhis

işlemlerinin duruşmada kabul edilmediğini, atılı eylemelerle bağ kuracak

deliller bulunmadığını, bazı kişiler huzurda dinlenilmeden karar verildiğini,

eksik araştırma ile hüküm kurulduğunu, Mahkeme kararının diğer sanıkların

kollukta baskı altında verdikleri ifadelerine dayandığını, yargılamanın uzun

sürdürdüğünü, tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinin ilgili ve yeterli

olmadığını, bu kararların duruşmasız olarak verildiğini, tutukluluğun makul

süreyi aştığını belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; 250.000 TL maddi, 250.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

36. Başvurucu, ayrıca yargılama sonunda ölünceye kadar infazı

devam edecek bir cezaya hükmedilmesi nedeniyle yaşam hakkı ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulma yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

37. Başvurucu; tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinin

ilgili ve yeterli olmadığını, bu kararların duruşmasız olarak verildiğini,

tutukluluğun makul süreyi aştığını ileri sürmüştür.

38. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. İlk derece

mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının anılan yetkinin başladığı 23/9/2012

tarihinden sonra verilmiş olması gerektiği, bu tarihten önce verilen bir nihai

kararla sona eren tutukluluk hâllerine ilişkin başvuruların zaman bakımından

yetki dışında kaldığı kabul edilmiştir. Somut olayda başvurucu, 17/1/2003

tarihinde yakalanmış; 21/1/2003 tarihinde tutuklanmış ve İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin 21/11/2011 tarihli kararıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezasına mahkûm edilmiştir. Anılan ilkeler temelinde yapılan değerlendirmede

başvurucunun tutukluluk hâli, nihai kararın verildiği 21/11/2011 tarihinde sona

ermiş olduğundan başvurunun bu kısmının

zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir (Osman Büyüksu,

B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali

Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§

24-29).

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

hakkaniyete uygun yargılanma ve makul sürede yargılanma yargılanma

haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdafi Yardımından

Faydalanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu, genel olarak yargılamanın hakkaniyete uygun

yürütülmediğini, bu kapsamda esas olarak gözaltında avukata erişim imkânından

yararlandırılmadığı sırada baskı altında imzalanan ancak içeriği kabul edilmeyen

tutanaklarda yer alan ifadelere dayanılarak mahkûmiyetine karar verildiğini

belirtmektedir.

40. Bakanlık görüş yazısında,

Salduz/Türkiye ([BD], B. No: 36391/02,

27/11/2008) kararına atıfla ilk kez sorgulanmasından itibaren şüpheliye avukat

yardımından yararlanma hakkı tanınmasının zorunlu olduğu, başvurucunun gözaltı

sırasında beyanlarının müdafii olmadan alındığı ve bu

beyanların da mahkûmiyet hükmüne esas alındığı ifade edilmiştir. Başvurucu ise

başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

41. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

42. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin,

iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

43. Sözleşme'nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisine

yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş,

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, …

görülmesini isteme hakkına sahiptir...

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak

için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek;

…”

44. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi

kapsamında, isnat altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında üç ayrı

hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından

yararlanma ve bir müdafi tayin etme olanağından yoksun ise ve adaletin yerine

gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma

haklarıdır. Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat

savunması talep edilemez (Kazım Albayrak,

B. No: 2014/3836, 17/9/2014, § 28).

45. Müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılama için suç

isnadı altındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterli

olmadığını, ayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları

gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkını etkin bir şekilde

kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda

adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin

de gereğidir (Kazım Albayrak, §

29).

46. Sözleşme’nin anılan maddesi, herhangi bir istisna

gözetmeksizin suç isnadı altında bulunan herkesi kapsamakta ve ceza

yargılamasının her aşamasında uygulanmaktadır. Dolayısıyla soruşturma

aşamasında yapılan işlemler bakımından da bu hak güvence altına alınmıştır. Bu

kapsamda AİHM, adil yargılanma hakkının güvencelerinin yargılama öncesi

işlemlere de uygulanması gerektiğini belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, B. No: 13972/88, 24/11/1993, §§

36-38).

47. Diğer taraftan AİHM; müdafi ile temsil hakkının sınırsız

olmadığını, geçerli bir nedenle dava öncesi aşamada avukata erişimin

kısıtlanabileceğini, her durumda yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında

kısıtlamanın adil yargılamaya engel olup olmadığının değerlendirileceğini

belirtmiştir (John Murray/Birleşik

Krallık, B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 63; Magee/Birleşik Krallık, B. No: 28135/95, 6/6/2000, § 41). Bu

kapsamda suç isnadı altında bulunan kişinin gerekirse resen atanan bir avukat

tarafından etkili bir şekilde savunulma hakkı, adil yargılanma hakkının temel

unsurlarından biridir (Kazım Albayrak,

§ 30).

48. Ayrıca AİHM; adil yargılanma hakkına ilişkin Sözleşme’nin 6.

maddesinin, bu hakkın güvencelerinden kişilerin kendi iradeleriyle

vazgeçmelerini engelleyecek şekilde yorumlanamayacağını belirtmektedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 4447/05,

1/10/2013, § 48).

49. Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafi yardımından

yararlanma imkânından vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü

şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibarıyla

asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve

vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması

gerekir (Salduz/Türkiye, § 59;Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007, § 59; Aksin ve diğerleri/Türkiye, § 48).

50. AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da resen

ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin

olanağının olmaması yanında ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten

mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat

yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye, §§ 55, 56).

51. Somut olayda başvurucunun 17/1/2003 tarihinde yakalanması

sonrasında 21/1/2003 tarihine kadar gözaltında tutulduğu görülmektedir. Gözaltı

işleminin devamı sırasında düzenlenen ifade ve teşhis tutanaklarına genel

olarak bakıldığında başvurucunun kendisi ve diğer şüpheliler hakkında isnat

edilen suç konusunda sorumluluk doğuracak ayrıntılı anlatımlar ve ikrarların

yer aldığıgörülmektedir.

52. Başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada Devlet Güvenlik

Mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi

yardımından yararlanmak ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır.

Anılan tarihlerlerde ilgili mevzuat normal gözaltı

süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucunun belirtilen şartlardagözaltında tutulduğu görülmektedir. Başvurucuya

ait kolluk ifade tutanağında, 1412 sayılı mülga Kanun’un 135. maddesinde

düzenlenen ifade vermeye ilişkin kurallar ve hakların hatırlatıldığına ilişkin

bir veri de bulunmamaktadır.

53. Bununla birlikte, başvurucu gözaltı sonrasında Cumhuriyet

savcısına ve sorgu sırasında hakime verdiği

ifadesinde, psikolojik baskı ve tehdit altında ifade tutanaklarını imzalamak zorunda

kaldığını, ifade tutanaklarının içeriğini ve isnat edilen suçlamaları kabul

etmediğini beyan etmiştir.

54. Başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında İstanbul DGM

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/4/2003 tarihli iddianamede isnat

edilen suçun işlenişine dair anlatım genel olarak gözaltı ifadelerindeki

ikrarlara dayanmaktadır. Mahkûmiyet kararının gerekçesidikkate

alındığında gözaltı ifadelerinin belirleyici biçimde hükme esas alındığı

görülmektedir.

55. AİHM, soruşturma aşamasındaki ikrarın kötü muamele veya

işkence altında verildiği belirtilerek hâkim önünde reddedilmesi hâlinde bu

konu irdelenmeksizin esasa geçilerek ikrarın dayanak olarak kullanılmasını bir

eksiklik olarak değerlendirmiştir (Hulki

Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91).

56. Sanığın hâkim önüne çıkarılmadan uzun süre tecrit hâlinde

gözaltında tutulması nedeniyle şüpheler ortaya çıktığında ikrara yönelik

kuşkuların hakkaniyete aykırılıklar yaratabileceği belirtilmektedir (Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, §

87; Magee/Birleşik

Krallık, § 43).

57. Diğer yandan baskı ve zorlamaya maruz kalındığına ilişkin

iddiaların ayrı bir şikâyet olarak ifade edilmemesi ve buna ilişkin somut

olguların ortaya konulmaması, adil yargılanma hakkı kapsamında yapılacak

incelemede belirtilen koşulların gözönünde

bulundurulmasına engel değildir (Abdulselam Tutal ve diğerleri [GK], B. No:

2013/2319, 8/4/2015, § 68).

58. Başvurucu,anayasal

düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmek suçunu işlemekle suçlanmış ve yargılama

sonunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Yargılama

sırasında suçsuz olduğunu ve suçla ilgisini ortaya koyan delil bulunmadığını

savunan başvurucunun gözaltı sonrasında Cumhuriyet savcısı ve hâkim huzurunda

kolluk ifadelerini kabul etmediği, tehdit ve zorlamayla ifade tutanaklarının

imzalatıldığını belirttiği görülmektedir. Mahkeme, avukata erişim imkânının

sağlanmadığına ilişkin bu iddiaları irdelemeksizin anılan ifadeleri hükme esas

almıştır.

59. Bu çerçevede suçlamanın niteliği ve cezanın ağırlığı ile

gözaltı sonrası savunma ve beyanları dikkate alındığında başvurucunun dört

günlük gözaltı sırasında bilinçli bir irade ile avukat yardımı istemeyerek

ifade vermeyi kabul ettiği her türlü şüpheden uzak görünmemektedir. Başvurucunun

bu vazgeçmenin sonuçlarını makul olarak öngörebildiği somut olarak ortaya

konulamamıştır.

60. Başvurucunun kabul etmediği ifadesinin mahkûmiyetine dayanak

oluşturduğu, daha sonra sağlanan avukat yardımı ve yargılama usulünün diğer

güvencelerinin soruşturmanın başında savunma haklarına verilen zararı

gideremediği görülmektedir. Yargılama devam ederken yürürlüğe giren 5271 sayılı

Kanun’un 148. maddesinin (4) numaralı fıkrası, kovuşturma aşamasında savunmanın

etkinliğini sağlayacak nitelikte ise de dava, anılan ifadelerin oluşturduğu

çerçevede sonuçlanmış ve bu durum temyiz aşamasında değerlendirilmemiştir.

61. Başvurucunun gözaltında avukat yardımından yararlanamaması

ve bu nedenle savunma haklarına verilen zarar, yargılamanın bir bütün olarak

adil olmasını engellemiştir. Bu sebeple yargılamanın daha sonraki aşamalarında

adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinin yerine getirilip getirilmediğinin

ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

62. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

63. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ölünceye kadar infaz

edilmesinin Anayasa’nın 17. maddesini ihlal ettiğine ilişkin iddianın tespit

edilen ihlal nedeniyle ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

64. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

65.Bakanlık yazısında, AİHM'in ihlal

kararından sonra yargılamanın 4 yıl 6 ay daha sürdüğü, bunun 2 yıl 5 ayının ilk

derecede, geriye kalanının temyizde geçtiği belirtilmiştir.

66. Başvurucu, dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ettiğini

söylemiştir.

67. Makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141. maddesi

de -Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38, 39).

68. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken ölçütlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

69. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı tarihtir (Ersin Ceyhan,

B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

70. Bu ilkeler temelinde yapılan incelemede başvurucu hakkındaki

yargılama 17/1/2003 ile 10/12/2013 tarihleri arasında 10 yıl 10 ay 22 gün

sürmüştür.

71. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

yargılamanın konusunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir

kısmını bozma ve değiştirme veya kaldırmaya teşebbüs etme suçu ile ilgili

olduğu, davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası

gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

ve söz konusu 10 yıl 10 ay 22 günlük yargılama süresinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır. Anılan davada makul olmayan bir gecikme

tespit edilmiş olmakla beraber başvurucunun "mağdur sıfatı"nı

taşıyıp taşımadığının da incelenmesi gerekir.

72. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği

ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu

kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların varlığını devam ettirip

ettirmediğine bağlı bulunmaktadır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Freimanis ve Lidums/Letonya,

B. No: 73443/01, 74860/01, 9/2/2006, § 68).

73. Başvurucunun makul süreyi aşan yargılama sebebiyle yaptığı başvurudaAİHM'in, "makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine, başvurucuya 8.000 avro tazminat

ödenmesine" karar verdiği görülmüştür. Anılan tazminatın

ödenmediğine ilişkin bir bilgi bireysel başvuru dosyasında bulunmamaktadır. Bu

şekilde AİHM tarafından açık bir şekilde ihlal tespitinin yapıldığı,

başvurucunun iddiaları kabul edilerek başvurucu lehinetazminata

hükmedildiği anlaşılmıştır. Ancak ihlal tespitinden sonra da 4 yıl 6 ay daha

yargılamanın sürdüğü görüldüğünden başvurucunun mağdur sıfatının bulunduğu

sonucuna varılmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

76. Başvurucu 250.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

77. Müdafi yardımından faydalanma ve makul sürede yargılanma

haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

78. Müdafi yardımından faydalanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

(kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyalarının devredildiği

mahkemeye karar verilmesi gerekir.

79. Makul sürede yargılanma hakkının ihlalinin tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında AİHM tarafından hükmedilen

tazminat miktarı da gözetilerek başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

80. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin iddiaların zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Müdafi yardımından

faydalanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

3. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan müdafi

yardımından faydalanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından faydalanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere (kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyalarının devredildiği

mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,.

D. Başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucu

:

Veli ÖZDEMİR

Vekili

:

Av. Ercan

KANAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/785, 27 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. Y. E.olduğunu, D. A. olmadığını
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali
  12. C. Kararın bir örneğinin müdafi yardımından faydalanma hakkının
  13. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Kömürcü
  18. M. Emin KUZ
  19. Yıldırım
  20. Kanar
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/785
Tarih
27 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Melahat Karkin Başvurusu (B. No: 2014/17751)
  • Bilgin Özkaynak Başvurusu (B. No: 2014/3129)
  • F. T. Başvurusu (B. No: 2014/6180)
  • Abdullatif Cengiz Zengin ve Hüseyin Nuri Toy Başvurusu (B. No: 2014/1071)
  • Ahmet Belge Başvurusu (B. No: 2014/2362)
  • D. Ö. Başvurusu (B. No: 2014/1291)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.