İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Bilgin Özkaynak Başvurusu (B. No: 2014/3129)

1. Başvuru, tutukluluğun hukuka aykırı olması ve makul süreyi

Başvuru No2014/3129Tarih27 Ekim 2016Okuma22 dk · 4.435 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Bilgin Özkaynak Başvurusu

Karar tarihi
27 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/3129
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.435 kelime·22 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun hukuka aykırı olması ve makul süreyi

aşmasınedenleriyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/3/2014 tarihinde Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 6/7/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık başvuru hakkında görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

6. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/640 sayılı

soruşturma kapsamında İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga 250. madde

ile görevli) 14/5/2012 tarihli ve 2012/18 Sorgu sayılı kararı ile başvurucunun

devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme ve suç işlemek amacıyla

örgüt kurma suçlarından "suçların

niteliği, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların mevcudiyeti,

mevcut delil durumu, delillerin henüz tamamen toplanmamış olması, delilleri yok

etme, gizleme ile kaçma hususunda kuvvetli ve ciddi şüphe olması ve atılı

suçların kanunda öngörülen ceza miktarları dikkate alınarak" tutuklanmasına

karar verilmiştir.

7.Başvurucunun da dâhil olduğu toplam 357 şüpheli hakkında İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK mülga 250. madde ile görevli) 6/1/2013 tarihli

ve E.2013/3 sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır.

8. Başvurucunun suç işlemek için örgüt kurma, hukuka aykırı

olarak kişisel verileri kaydetme ve yasak bilgileri temin etme suçlarından

cezalandırılması talep edilmiştir. İddianamede başvurucu ile ilgili şu

değerlendirmede bulunulmuştur:

"Örgüt lideri şüpheli

Bilgin ÖZKAYNAK’tan ele geçirilen ve şifresi teknik imkânlarla kırılarak elde

edilen PANDORA isimli veri tabanının bütün şüphelilerden elde edilen diğer

dijital suç unsurlarını da içerdiğinden suç örgütünün arşivi niteliğinde olduğu

anlaşılmış, PANDORA veri tabanının içeriği incelendiğinde ise, örgütün

hiyerarşisi ve işleyişi konusunda bazı tespitlere ulaşılmıştır.

Elde edilen verilerin incelenmesinde; şüpheli

Bilgin ÖZKAYNAK’ın örgütün tek lideri ve otoritesi konumunda olduğu, kendisine

bağlı olarak görev yapan 9 koordinatörün bulunduğu, Veri_1 olarak adlandırılan

bölümde bulunan isimlerin Koordinatörlere bağlı olarak faaliyet yürüten örgüt

mensupları olduğu ve her bir örgüt mensubunun hangi koordinatöre bağlı

bulunduğunun Veri_1 içerisinde ayrı ayrı belirtildiği, koordinatörlere bağlı

olarak faaliyet gösteren ve Veri_1 bölümünde yer alan örgüt mensuplarının da

ayrıca irtibatlı oldukları ve bilgi-belge temininde kullandıkları kişilerin

olduğu, koordinatörler arasında, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde her bir

Kuvvet Komutanlığına göre bir iş bölümünün bulunduğu ve her bir koordinatörün

altında kuvvet komutanlıklarına göre gruplanmış örgüt mensupları ve onların irtibat

halinde bulunduğu diğer şüphelilerin yer aldığı tespit edilmiştir.

...

Şüpheliden elde edilen bir kısım

bilgi/belgenin niteliği için Genelkurmay Başkanlığına yazılan yazıya, 2013/1

sayılı iddianame düzenlendikten sonra 31/01/2013 tarihinde verilen cevapta; 12

adet bilgi/belgenin TCK 327/1 md. , 1 adet bilgi/belgenin TCK 327/1,2 md. , 15

adet bilgi/belgenin de TCK 334/1,2 md. kapsamında olduğunun belirtildiği

görülmüştür.

Ayrıca, suç örgütü üyelerinden ele geçen

bilgi/belgelerin niteliğinin tespitiyle ilgili sorulara, Genelkurmay Başkanlığı

tarafından verilen cevaplarda, çok sayıda bilgi/belgenin; “Devletin güvenliği

veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli

kalması gereken bilgiler” (TCK 327/1,2 maddesi kapsamında bilgiler), çok sayıda

bilgi/belgenin de “Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya

askerî hareketlerini tehlikeye koymuş bilgiler” (TCK 334/1,2 maddesi kapsamında

bilgiler) olduğunun belirtildiği görülmüştür. Soruşturma kapsamında şüphelinin

çok sayıda mağdurun kişisel verilerini kaydettiği tespit edilmiştir.

Sonuç olarak; Şüphelinin, suç örgünün kurucusu

ve yöneticisi olduğu, devlet güvenliğine ilişkin bilgileri temin ettiği,

yasaklanan bilgileri temin ettiği, çok sayıda mağdurun kişisel verilerini

“örgütün müşteki ve mağdurlara yönelik eylemleri” bölümünde anlatıldığı şekilde

kaydettiği, bu suretle kişisel verileri kaydetme, devletin güvenliğine ilişkin

bilgileri temin etme ve yasaklanan bilgileri temin suçlarını işlediği, ayrıca

örgüt yöneticisi olması nedeniyle örgüt üyesi şüphelilerin örgüt adına

işledikleri diğer suçlardan da sorumlu olduğu toplanan deliller ve tüm evrak

kapsamından anlaşılmıştır."

9.Yargılamanın yapıldığı İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince

E.2013/9 sayılı dosya kapsamında 29/1/2013 tarihli kararla, arasında

başvurucunun da bulunduğu tutuklu sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Tutuklu sanıkların devletin güvenliğine

ilişkin muhtelif dereceli gizli askeri bilgi ve belgeleri temin etme amacıyla

kurulduğu iddia olunun suç örgütünün faaliyetleri kapsamında muhtelif dereceli

gizli askeri bilgi ve belgeleri temin ettiklerine dair iddia bulunduğu, bu

bağlamda soruşturma dosyası içinde usulüne uygun olarak mahkeme kararlarına

istinaden yapılan aramalarda elde edilen bilgisayarlar ve içeriğindeki

özellikle pandora adı verilen veri tabanında bulunan bilgi ve belgeler

bulunduğu, devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgi ve belgeler olduğuna dair

yetkili kurumlardan alınan yazı cevapları, iletişim tespit tutanakları, yapılan

aramalarda ele geçirilen diğer belge ve dokümanların yüklenen suçların, burada

tekrarına yer ve zaman darlığı nedeniyle gerek görülmeyen atıflarla sanıklarca

atılı suçlamaların işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerini oluşturduğu,

bazı belgelerin nitelik değişikliği ile tutuklama sevk maddelerinde

öngörülenlerden daha düşük dereceli nitelik arzettiği, ancak henüz tüm

delillerin toplanmadığı, bir kısım şifrelerin henüz çözülmediği ancak

C.Savcılığı adına çalışmaların sürdürüldüğü, elde edilenlerin yönü ile

yapılacak yargılama sürecinde henüz sanıkların da savunmalarının alınmamış

olduğu, aleyhlerine yeni bir delil elde olunamadığı takdirde, açılan dava

kısmına münhasır bir kısım sanıkların yönü ile tecziye sevk maddelerine göre

bihhakın veya adli kontrol yöntemlerinden birisi ile tahliyelerinin devam eden

aşamalarda gerekebileceği, ancak aşama itibariyle bir kısım delillerin henüz

toplanılmamış (ve) sanık savunmalarının henüz alınmamış ol(duğu), duruşmanın henüz

tensip aşamasında bulunduğu anlaşılmış, [sanıkların

tutukluluk hâllerinin devamına karar vermek gerekmiştir]."

10.İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince (TMK mülga 10. madde ile

görevli) 14/2/2014 tarihinde E.2013/9 sayılı dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Bir kısım sanıklar

hakkındaki usulüne uygun hâkim kararları ile yapılan iletişimin tespiti

tutanakları, teknik takipler, HTS kayıtları, müşteki ve mağdur beyanları,

usulüne uygun hâkim kararları ile yapılan aramalar sonucunda sanık Bilgin

Özkaynak'da ele geçirilen taşınabilir bellek, yine aynı sanığın çiftlik evinde

yapılan aramada ele geçirilen harddisk, sanık N.K.'dan elde edilen harddiskler,

sanık O.S.'den ele geçirilen harddiskler, sanık S.K.'den ele geçirilen

harddisk, sanık F.A.'dan ele geçirilen harddisk, sanık S.Ö.'den ele geçirilen

harddisk, sanık O.S'dcn ele geçen ... marka ... model ... seri nolu 160 gb

kapasiteli "engin" ismi verilmiş ve içerik itibarıyla sanık E.K'ya

ait olduğu değerlendirilen harddisk, sanık S.A.'dan ele geçirilen harddisk,

sanık H.O.'dan ele geçirilen harddisk ile bazı sanıklarda ele geçirilen

harddisk ve harici bellekler ile içeriklerinde yer alan; Devletin arşivlerinde

olması ve çok gizli kalması gereken aralarında devletin güvenliği, iç ve dış

siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken evrakın

da bulunduğu çok sayıda bilgi ve belgeler, bir çok TSK mensubu, kamu görevlisi

ve bürokratın özel hayatına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri ihtiva eden

fişlemeler, şantaj amaçlı gizli çekimler, üst düzeyde korunması gereken devlet

erkanının korunma planları ve evlerinin krokileri, bazı yabancı ülkelerin

kullanımına hazırlandığı ileri sürülen bilgi ve belgeler, askeri servis

güzergâhlan ve askeri binalara ilişkin bilgi ve krokiler, askeri haritalar,

servislere düzenlenecek silâhlı eylemlere ilişkin notlar, olası bir savaşta

düşmanın eline geçmesi halinde devleti zor durumda bırakacak bilgiler,

uçakların düşürülmesine ilişkin eylem planlanına dair veriler, sanıkların

eylemlerini nasıl gerçekleştireceklerine dair talimatlar ile örgütsel

dokümanların sanıklar hakkında CMK 100/1 maddesinde sayılan kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren olgular niteliğinde bulunduğu,

Sanıkların üzerlerine atılı birden çok suçun

bulunması, atılı suçların niteliği, keza sanıkların iddianamede anlatılan

eylemlerinin sübut bulması halinde bilgilerin niteliğine göre iddianamede

belirtilen suçlamalara ek olarak TCK.'nın 329 ve 336. maddelerinde tanımlanan

suçları da oluşturma ihtimalinin bulunduğu, bu ihtimalin gerçekleşmesi

durumunda gerçek içtima kuralları uyarınca iddianamede belirtilen suçlamalara

ek olarak sanıklar hakkında TCK.'nun 329 ve 336. maddelerinin de uygulanmasının

ve dolayısıyla suçların sayı ve nitelik olarak vasfının tüm tutuklu sanıklar

aleyhine değişme olasılığının bulunduğu, TCK.'nun 329/1 fıkrasında düzenlenen

suçun alt sınırının 5 yıl, üst sınırının 10 yıl hapis cezası, TCK.'nun 329/2

fıkrasındaki suçun alt sınırının 10 yıl, üst sınırının 15 yıl hapis cezası,

TCK.'nun 336/1 fıkrasındaki suçun alt sınırının 3 yıl, üst sınırının 5 yıl

hapis cezası, TCK.'nun 336/2 fıkrasındaki suçun alt sınırının 10 yıl, üst

sınırının 15 hapis cezasını gerektirdiği, ele geçirilen gizlilik dereceli

bilgi/belgeler hakkında Genelkurmay Başkanlığından suç vasfının tayin ve

tespiti açısından aynntılı inceleme/değerlendirme raporunun alınması

zaruretinin olduğu ve bu amaçla merciinden düzenlenecek raporların

beklenildiği, sanık Bilgin Özkaynak'ın evinde ele geçirilen harici harddiskte

bulunan pandora adlı veri tabanı ile sanıklarda ele geçirilen dijital

materyaller üzerinde bilirkişi incelemesinin henüz ikmal edilmediği,

Mahkememizce bu hususlarda yapılacak işlemlerin sonucunun beklenmesinin

yargılamanın gereği olduğu, bu anlamda delillerin henüz tam olarak toplanmamış

olduğu, öte yandan iddia edilen suç örgütünün yapısı, işleyişi, faaliyetleri ve

etki alanı ile sanıkların konumları dikkate alındığında, serbest bırakılmaları halinde

ayrıntılı raporların isteneceği Genelkurmay Başkanlığı nezdinde baskı

uygulayarak hazırlanacak rapor ve değerlendirmelerin sağlıklı bir şekilde

yapılmasını engelleme ihtimalinin bulunduğu, bu şekilde delilleri karartma

ihtimalinin olduğu, bu bağlamda CMK 100/(2-b)/l ve 2'de belirtilen tutuklama

nedenlerinin mevcut olduğu, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesinin tutukluluk tedbiri

konusundaki yerleşik karar ve gerekçelerinde, kişinin adaletin işleyişine

müdahale etme riski olan hallerde tutukluluk tedbirinin uygulanabileceğinin

belirtilmiş olduğu, dava dosyasında AİHM'nin belirttiği bu kriter ve ölçütlerin

yukarıda belirtildiği şekilde gerçekleştiği,

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde

tutuklamanın bu aşamada ölçülü olduğu ve tutuklamadan beklenen gayenin adli

kontrol hükümleri ile sağlanamayacağı anlaşılmakla

[tutukluluk halinin devamına karar verildi]"

11. Başvurucunun bu karara yönelik itirazı, Bursa 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin (TMK mülga 10. madde ile görevli) 21/2/2014 tarihli ve 2014/91

Değişik İş sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili bölümü şöyledir:

"Tüm dosya kapsamı ve

sanıklar müdafiinin tahliye taleplerine ilişkin itiraz dilekçelerinin

incelenmesi sonucu;

1-Kuvvetli Suç Şüphesi Olarak: (CMK 100/1)

Dosya kapsamı ve özellikleele geçen

"pandora" isimli dijital materyal içeriği, bilgisayar kayıtları,

iletişim tespit ve fiziki takip tutanakları ile sanık Bilgin Özkaynak’ta ele

geçirilen taşınabilir bellek, sanıklar N.K., O.S., S.K., F.A.’dan ele geçirilen

harddiskler ile, sanık O.S.’den ele geçen ... marka ... model ... seri nolu 160

gb kapasiteli "Engin” ismi verilmiş ve içerik itibarıyla sanık E.K.’ye ait

olduğu değerlendirilen harddiskin içeriklerinde birçok kamu görevlisinin özel

hayatına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri ihtiva eden fişlemeler, gizli

çekimler bulunması, yine aralarında devletin iç ve dış güvenliğe ait evrakın da

bulunduğu gizli kalması gereken çok sayıda bilgi ve belgeler ile devlet

adamlarının koruma planları ve evlerinin krokilerinin yanı sıra bazı yabancı

ülkelerin kullanımına hazırlandığı ileri sürülen bilgi ve belgeler olması,

servis güzergahları ve askeri binalara ilişkin krokiler, askeri haritalar,

servislere düzenlenecek silahlı eylemlere ilişkin notlar, uçakların düşürülmesine

yönelik eylem planlarına ilişkin verilerin de ele geçen dijital materyallarda

yer aldığı gözetildiğinde ve yine bu aşamada elde edilen belgeler konusunda

devletin güvenliğine ilişkin yetkili kurum ve kuruluşlardan alınan yazı

cevapları ile sanıkların ve mağdurların aşamalardaki ifadeleri de

değerlendirildiğinde C.M.K.'nun 100/1. maddesi gereğince itiraz eden sanıkların

üzerine atılı eylemleri gerçekleştirdiğine dair kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu,

2-Tutuklama Nedenlerinin Varlığı Olarak:(CMK

100/2)

Sanıkların üzerine atılı olan eylemlere ve ele

geçen belgelerin içeriğine göre söz konusu belgelerin bu aşamada toplanan

delilere göre nitelendirilmesine, yine bu nitelendirilmeye göre suç vasıflarına

ve sevk maddelerine göre C.M.K.'nın 100/2.maddesindeki tutuklama nedenlerinin

bulunduğu,

3-Tutuklama Tedbirinin Ölçülü Olduğuna

İlişkin:

İtiraz eden sanıklarla ile birlikte toplam 357

sanık hakkındadevletin güvenliğine ilişkin muhtelif dereceli gizli askeri bilgi

ve belgeleri temin etme amacıyla kurulan suç örgütünün faaliyetleri kapsamında

muhtelif dereceli gizli askeri bilgi ve belgeleri temin ettiklerine dair açılan

davada sanıkların üzerlerine atılı eylemler itibariyle sözkonusu belgelerin bu

aşamada toplanan delilere göre nitelendirilmesine, yine bu nitelendirilmeye

göre suç vasfına ve sevk maddesine göre (TCK 327/2maddesinin müebbet hapis

cezasını gerektirmesi) bu aşamada eylemlerin haksızlık ve hukuka aykırılık

boyutu nazara alındığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yüklenen suçun

işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması halinde tutukluluk

tedbirinin uygulanabileceğine ilişkin yerleşik karar ve gerekçelerine göre de,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin belirttiği tutuklama tedbirine ilişkin kriter

ve ölçütlerin mevcut olduğu, bu itibarla tutuklama tedbirine nazaran başka adli

kontrol terbirlerinin yetersiz kalacağıkanaatine varılmakla [itirazın

reddine karar verildi]."

12.Başvurucu 10/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

13. Başvurucu hakkındaki dava, İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2013/19 sayılı dosyası üzerinde yürütülmeye başlanmış ancak 21/2/2014 tarihli

ve 6526 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu'nun 10. maddesi ile görevli mahkemelerin kaldırılması üzerine

İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.

14.Başvurucu 4/7/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

15. İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi 26/2/2016 tarihli ve

E.2014/100, K.2016/37 sayılı kararıyla tüm sanıkların beraatine karar

vermiştir.

16. Anılan karar, başvurucu tarafından 4/3/2016 tarihinde temyiz

edilmiş ancak başvurucu 11/6/2016 tarihli dilekçesiyle temyizden feragat

etmiştir.

B. İlgili Hukuk

17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 135.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hukuka aykırı olarak kişisel verileri

kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir."

18. Aynı Kanun'un 220. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye

sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması

halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak,

örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir."

19. Aynı Kanun'un 327. maddesi şöyledir:

"(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış

siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken

bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

(2)

Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş

etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası

verilir."

20. Aynı Kanun'un 334. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Yetkili makamların kanun ve düzenleyici

işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması

gereken bilgileri temin eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası

verilir."

21.4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya

sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen

ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı

verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa."

22.5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

" (1) Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler.

..."

23. Aynı Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığını, hukuka

aykırı olarak elde edilmiş delillerle suçlandığını, yalnızca dijital delillere

dayanılarak tutuklandığını, el konulan dijital delillerin yedeklerinin

alınmaması nedeniyle bu delillerin hukuka aykırı elde edilmiş olduğunu,

tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinin tekrar niteliğinde olup ilgili

ve yeterli olmadığını belirterek Anayasa'nın 19. ve 141. maddesindeki

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur.

Başvuru formunda tazminat talebinin saklı tutulduğu ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

26.Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni

bulunmadığı hâlde hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillere dayanılarak

tutuklandığını ileri sürmüştür.

27.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

28. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

29. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi

tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla

tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi

öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır.

Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı

delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın

kendine özgü şartlarına bağlıdır (Hanefi

Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).

30.Ancak bu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla itham

edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde

toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen

soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini

oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli

süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas

teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının

sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak

olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Hanefi Avcı, § 47).

31.Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun'un 100. ve devamı maddelerinde

düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi, ancak hakkında suç işlediğine dair

kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu

da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya

kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın

davranışları 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur

veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (Hanefi Avcı, § 48).

32.Diğer yandan Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler ihlal

edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da

maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele

alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara

uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun

veya Anayasa'ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık

bir keyfîlik hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların

bireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun

Mahkemeye getiriliş amacıyla bağdaşmaz (Murat

Narman, § 48).

33.İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suç

işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla ve

özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle ilgili sınırlı bir

inceleme yapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin

ciddi belirtilerin varlığı ilk tutma bakımından yeterli olabilir (Hikmet Kopar ve diğerleri, B. No:

2014/14061, 8/4/2015, § 84).

34. Başvurucu, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2012

tarihli kararı ile devletin güvenliği için gizli kalması gereken bilgileri

temin etme ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından tutuklanmıştır.

Mahkemece başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren somut olguların bulunduğu belirtilmiş; tutuklama kararında

delillerin toplanmamış olması, suçun niteliği, kaçma şüphesinin bulunması

nedenlerine dayanılmıştır (bkz. § 6). Başsavcılıkça 6/1/2013 tarihinde

başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucuya isnat

olunan suçlara ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir (bkz. § 8). Dava

dosyası, iddianame ile başvurucuya isnat edilen eylemler, deliller ve başvurucu

hakkında verilen tutuklama kararındaki gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı

delillerin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

35. Başvurucu, ayrıca tutuklanmasına dayanak delillerin hukuka

aykırı yöntemle elde edildiğini ileri sürmüştür. Somut olayda dijital delillere

el konulurken verilerin yedeklenmemesi ve imajlarının alınmaması nedenleriyle

bu delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği iddia edilmiştir.

36.Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli

olup olmadığını, delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup

olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında değildir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 27).

37.Delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı

yürüten mahkemeye ait olmakla birlikte koruma tedbiri niteliğindeki bir kararın

icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ile elde edilen delillerin

tek ve belirleyici delil olarak yargılamada kullanılması ve bu delillere göre

bir karar verilmesi hâlinde bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyeti

zedelenebilir (Yaşar Yılmaz, B.

No: 2013/6183, 19/11/2014, § 19).

38. Yargılama süreci devam ederken el koyma işlemine dayanılarak

elde edilen dijital delillerin hukuka uygun bir delil olup olmadığı konusunda

hukuki bir kesinliğin yapılacak yargılama ve kanun yolu incelemesi sonucunda

ortaya çıkacağı, ilk tutuklama açısından tutuklama tarihindeki delil durumuna

bakılması gerektiği anlaşılmaktadır.

39. Bu durumda aynı dava sürecine ilişkin iddiaların farklı

düzlemlerde hem Anayasa Mahkemesince hem de derece mahkemeleri tarafından

yargısal incelemeye tabi tutulması, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki

ikincil nitelikteki rolüne uygun olmayacağından başvurucunun anılan iddiasının

bu aşamada bireysel başvuruda incelenmesi mümkün görülmemiştir.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamışlardır.

2. Tutuklamanın Makul

Süreyi Aştığına İlişkin iddia

41.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır."

42. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

43. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde

ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

44. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

45. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanuna

uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte

aynı Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini

izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği belirtilmektedir.

46. Anayasa Mahkemesince son dönemde verilen kararlarda

tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla

yapılan bireysel başvurularda, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

başvurucu tahliye edilmiş veya ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmiyetine

karar verilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu belirtilmiştir (Erkam

Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016,§§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016, §§ 33-45).

47. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 4/7/2014

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun Kanun'da

öngörülen azami süreyi ve makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada da incelenebilir. Nitekim

Anayasa Mahkemesi içtihatları, bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun Kanun'da öngörülen azami süreyi

ve/veya makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine

tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun

"ikincil niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Başvuruya

konu davada yargılanan başka sanıklar tarafından yapılan bireysel başvuruda

(Genel Kurul No: 2013/2312) başvurucuların tutukluluğun makul süreyi aştığı

şikâyetleri kabul edilebilir bulunmuş ve Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Ancak somut olayda Yargıtay

kararlarının yerleşik bir uygulamaya dönüştüğünden bahisle makul süreyi aşan

tutukluluk sürelerine ilişkin asıl davanın sonuçlanması veya bu davada

verilecek kararın kesinleşmesi beklenmeksizin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

uyarınca tazminat talebinde bulunulmasının mümkün olduğu şeklindeki yeni

içtihat doğrultusunda tutukluluğun makul süreyi aştığı şikâyetine ilişkin

olarak esasa girmek mümkün olmamıştır.

48. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığı iddialarına ilişkin olarak, yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe

katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki

olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar ÖZGÜLDÜR ve

Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Tutukluluğun makul

süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar

ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

27/10/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucunun da içinde bulunduğu ve kamuoyunda “İzmir Askeri

Casusluk Davası” olarak bilinen dava münasebetiyle 14.5.2012 tarihinde

tutuklandığı, 4.7.2014 tarihinde tahliye edildiği, böylelikle 2 yıl 2 ay

tutuklu kaldığı, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 26.2.2016 tarihli kararıyla

tüm sanıkların (toplam 357 sanık) beraatine karar verildiği; bu kararın

Yargıtay 16. Ceza Dairesince 22.10.2016 tarihinde onandığı ve beraat hükmünün

(başvurucu dahil) tüm sanıklar yönünden kesinleştiği dosya kapsamından

anlaşılmaktadır.

Başvurucu hakkındaki tutuklamanın hukuki olduğu yönündeki

çoğunluk kararında, yargılama süreci devam ederken el koyma işlemine

dayanılarak elde edilen dijital delillerin hukuka uygun bir delil olup olmadığı

konusunda henüz hukuki bir kesinliğin ortaya çıktığının söylenemeyeceği, bunun

ancak kanun yolu incelemesi sonucunda netleşebileceği belirtilerek, başvurun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

Başvurucunun çiftlik evinde yapılan aramada ele geçirildiği ve

el konduğu belirtilen “Pandora” adlı veri tabanıyla ilgili olarak emniyet

birimlerince yedeklemesi yapılmamış, sanığa (başvurucuya) ve müdafiine bunun

bir kopyası verilmemiş ve bilahare emniyetçe şifresinin kırılarak içeriğine

ulaşıldığı belirtilerek, yine emniyetçe tek taraflı olarak Savcılığa ibraz

edilen içerik bilgileri esas alınarak sanık hakkında dava açılmış ve

tutuklanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK), Bilgisayarlarda, bilgisayar

programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma “başlıklı 134 ncü

maddesinde “…Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine el koyma işlemi sırasında,

sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır… alınan yedekten bir kopya

çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek

imza altına alınır. Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine el koymaksızın da,

sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası

alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer

tarafından imza altına alınır.” denilmektedir. CMK’nun bu emredici açık hükmüne

rağmen başvurucunun çitliğinde ele geçirildiği söylenen Pandora isimli

bilgisayar veri tabanının yedeklenmesi yapılmadan ve bir kopyası kendisine ve

müdafiine verilmeden elde edilen verilerin, Anayasanın 38 nci maddesindeki “

Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” hükmü

karşısında “kanunsuz delil” mahiyetinde olduğu açık olup; bu “delil” e dayalı

bir tutuklama da, verildiği andan itibaren hukuka aykırıdır. İşaret edilen

Anayasa ve yasa hükümleri karşısında, Anayasanın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasının ihlâlinin mevcut olduğu görülmektedir.

Öte yandan, tamamen hukuka aykırı bir tutuklamanın varlığı ve bu

davaların belli bir terör örgütü mensuplarınca kurgulanmış bir kumpasa

dayandığının yargı kararıyla ortaya konulması karışışında; CMK’nun 141.

maddesinde öngörülen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun bir telafi

sağlayabileceği yolundaki çoğunluk görüşüne katılmaya da imkân görülmemiş ve

tutuklamanın makul süreyi aştığı, dolayısiyle de Anayasanın 19. maddesinin

yedinci fıkrasının ihlâlinin de gerçekleştiği kanaatine varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucu yönünden hem tutuklamanın hukuki

olmadığı hem de tutuklamanın makul süreyi açtığı, Anayasa’nın 19/3,7 maddesinin

ihlâl edildiği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına

katılamıyoruz.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Bilgin ÖZKAYNAK Vekili : Av. Murat ERGÜN Üye Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3129, 27 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Tutuklamanın hukuki
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. M. Emin KUZ
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3129
Tarih
27 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • F. T. Başvurusu (B. No: 2014/6180)
  • Abdullatif Cengiz Zengin ve Hüseyin Nuri Toy Başvurusu (B. No: 2014/1071)
  • Ahmet Belge Başvurusu (B. No: 2014/2362)
  • D. Ö. Başvurusu (B. No: 2014/1291)
  • Demet Kilit Başvurusu (B. No: 2014/16962)
  • Murat Çiftçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2257)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.