İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

F. T. Başvurusu (B. No: 2014/6180)

(Başvuru Numarası: 2014/6180)

Başvuru No2014/6180Tarih13 Ekim 2016Okuma28 dk · 5.542 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul

Başvuru No
2014/6180
Karar tarihi
13 Ekim 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.542 kelime·28 dk okuma·26 bölüm

F. T. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/6180)

Karar Tarihi: 13/10/2016

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı

Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/3/2016 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş

sunulmamıştır.

6. Birinci Bölüm tarafından 29/9/2016 tarihinde yapılan

toplantıda, verilecek kararın Bölümler tarafından önceden verilmiş kararlarla

çelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde İzmir 2. Ana Jet Üs

Komutanlığı emrinde görev yapmakta iken ahlaki düşüklük içinde olduğuna dair

hakkında idari tahkikat başlatılmış; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

askerî casusluk ve şantaj soruşturmasıyla ilişkili olduğu belirtilen tahkikat

sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından başvurucu hakkında ahlaki durumu

nedeniyle "Türk Silahlı Kuvvetlerinde

kalması uygun değildir." ortak kanaatini içeren 24/7/2012

tarihli ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir.

9. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Astsubay Sicil Yönetmeliği) 61.

maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda

başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/8/2012 tarihli kararı ile

başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar

13/8/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra

Genelkurmay Başkanı'nın onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanı tarafından da

Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun

görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine 6/11/2012 tarihli Millî Savunma Bakanı

oluruna dayanılarak 14/11/2012 tarihinde başvurucunun TSK ile ilişiği

kesilmiştir.

10. Başvurucu, TSK’dan çıkarılmasını gerektiren bir

disiplinsizliği veya adli eylemi mevcut olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlaki

durumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, kendisine isnat edilen eylemlerin

meslek yaşantısının dışında gerçekleşen ve suç teşkil etmeyen özel hayatına

ilişkin eylemler olduğunu, takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına

rağmen bu durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük

yönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka

aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptali talebiyle Millî Savunma

Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde

12/12/2012 tarihinde dava açmıştır.

11. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde,

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.

maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum

sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun

ilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması

gerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin

başarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetinin

yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına

çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen

ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava

konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

12. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.

13. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 25/4/2013 tarihli

düşünce yazısında, başvurucunun tahkikata konu eylemleri nazara alındığında

mevcut ahlaki durumuyla artık kamu hizmetini devam ettiremeyecek hâle gelmiş

olduğu, bu nedenle ayırma işlemi tesis edilmesinde takdir yetkisinin ölçülü ve

objektif olarak kullanıldığı, işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığından

davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

14. AYİM Birinci Dairesinin 13/10/2013 tarihli ve E.2013/8,

K.2013/1091 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararda, başvurucunun cinsel

yaşantısına ilişkin detaylara yer verilmiş ve başvurucunun söz konusu

davranışlarının TSK'nın itibarını sarsacak derecede ahlak dışı hareketler

kapsamında olduğu, mevcut durumu itibarı ile TSK'daki kamu hizmetini devam

ettirmesine olanak kalmadığı, tesis edilen ayırma işleminde idarece takdir

yetkisinin objektif kıstaslara bağlı kalınarak ve kamu yararı amacına yönelik

olarak ölçülü bir şekilde kullanıldığı, dava konusu işlemde hukuka aykırı bir

yön bulunmadığı belirtilmiştir.

15. Karara katılmayan iki üye tarafından kaleme alınan karşıoy yazısında, başvurucuya yönelik iddialarla ilgili

olarak yalnızca 21/6/2012 tarihli ifade tutanağındaki beyanların mevcut olduğu,

bu beyanları doğrulayan ve teyit eden nitelikte başka bir tutanak, bilgi,

ihbar, resim, görüntü, kayıt gibi herhangi bir somut delil, belge ve olgunun

bulunmadığı, bir defaya mahsus olmak üzere gerçekleşen bir olayın tek başına

ayırma işlemi tesisi yönünden ölçülü olmadığı, yaklaşık yedi yıllık meslek

safahatı bulunan başvurucunun disiplin amirlerince sözü edilen yaşantısı

nedeniyle herhangi bir ikaz ya da cezai işleme tabi tutulmamış olduğu,

başvurucunun sicil ve taltif durumu itibarıyla başarılı bir personel olduğu

gözetildiğinde disiplin ve ahlaki zafiyetinin kamu hizmetinde istihdamını

imkânsız kılacak vahamet düzeyinde olmadığı, bu bağlamda durumunun normal sicil

işleminde değerlendirilmesi gibi orantılı bir yaptırım uygulanması olanağı

varken hakkında tesis edilen ayırma işleminde birey ve kamu yararı dengesi

gözetilmediği, ölçülülük ilkesine uyulmadığı ve takdir yetkisinin objektif

kullanılmadığı, bu nedenlerle dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu şeklinde

değerlendirmelere yer verilmiştir.

16. Başvurucu, anılan karara karşı 23/12/2013 tarihli

dilekçesiyle karar düzeltme talebinde bulunmuş; herhangi bir disiplin

soruşturması ya da bir yargılama yapılmaksızın ve ölçülülük yönünden

incelenmeksizin yalnızca özel hayatına ilişkin olan ve alenileşmeyen beyanları

üzerinden hakkında TSK'dan ayırma kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı

olduğunu ileri sürmüştür.

17. Karar düzeltme talebine ilişkin olarak AYİM Başsavcılığı

tarafından sunulan 19/2/2014 tarihli düşünce yazısında, başvurucu hakkındaki

ayırma işlemine temel teşkil eden eylemlerden yalnızca 2007 yılı içinde dul bir

kadınla bir kez yaşandığı anlaşılan cinsel birlikteliğin somut bulgular ile

ortaya konduğu, ayırma işlemine gerekçe yapılan diğer olayların gerçekleştiğine

dair başvurucunun soyut beyanları dışından somut herhangi bir bulgunun

olmadığı, yedi yıllık meslek yaşamında davaya konu davranışlara ilişkin

herhangi bir ikaz ya da cezai işleme tabi tutulmamış başvurucunun sicil notu

ortalamasının çok iyi seviyede olduğu, 2007 yılında yaşanan ve süreklilik arz

etmeyen bir olayın tek başına ayırma işlemi tesis edilmesi yönünden ölçülü

olmadığı, davacının disiplin ve ahlaki durumunun kamu hizmetinde istihdamını

imkânsız kılacak düzeyde olmadığı, kademeli diğer yaptırımların uygulanma

olanağı bulunmasına rağmen ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle birey ve kamu

yararının gözetildiğinin söylenemeyeceği, takdir yetkisinin objektif

kullanılmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğu değerlendirilen ayırma işlemine

konu ret kararının kaldırılarak karar düzeltme talebinin kabul edilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

18. Söz konusu karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 25/3/2014

tarihli ve E.2014/339, K.2014/291 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar

9/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

19. 7/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

20. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılama

dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesi işlemine

dayanak oluşturan “gizli” ibareli

belgelerin gönderilmesi istenmiştir.

21. Anayasa Mahkemesine 3/6/2016 tarihinde sunulan söz konusu

belgelerin incelenmesinden İzmir'de gerçekleştirilen askerî casusluk ve şantaj

soruşturması ile bağlantılı olarak başvurucunun da aralarında olduğu bir kısım

askerî personel hakkında idari bir tahkikat süreci yürütüldüğü, bu kapsamda

başvurucunun 21/6/2012 tarihinde ifadesinin alındığı görülmüştür. İfade

tutanağının “ifadeyi alan” kısmı

ve ifadenin bir kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından

alınmış olduğu anlaşılamamıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya bugüne

kadar nerelerde görev yaptığı, kimlerle ikamet ettiği, İnternet ortamında

sosyal paylaşım sitelerinden hangilerine üyeliklerinin bulunduğu, İnternet

vasıtasıyla veya yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler

olduğu, bu kadınların TSK hakkında bilgi almaya yönelik herhangi bir

girişimlerinin olup olmadığı, grup hâlinde cinsel ilişki yaşayıp yaşamadığı

hususlarında sorular sorulmuş ve başvurucudan Astsubay B.Y. hakkında

bildiklerini anlatması talep edilmiştir. Başvurucunun anılan soruları yanıtladığı

ve özellikle birlikte olduğu kadınlara ilişkin olarak geçmişte cinsel

birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı

anlaşılmıştır. Soruşturma konusu olaylara ilişkin olarak başvurucu dışında

B.Y., C.A. ve H.Ö. isimli askerî personelin de ifadelerinin alınmış olduğu, bu

kişilerin kendi cinsel yaşamlarına ilişkin sorulan soruları yanıtladıkları ve

ifadelerinin bir kısmında başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin bazı hususlarda

beyanda bulundukları görülmüştür.

B. İlgili Hukuk

22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.

Askerliğin temeli disiplindir.

Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi

kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”

23. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi

ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve

atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi

geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden

kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

24. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitli

nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”

kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası

şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:

Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde

kalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmet

sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri

uygulanır.

Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerinin

nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve

sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından

yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi astsubaylardan

durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesi

Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma

işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”

25. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte

olan “Disiplinsizlik ve ahlaki durumları

nedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik

veya ahlâkî durumları gereği Türk Silâhlı

Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir

veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine

bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:

a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmen

ıslah olmaması,

b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen

düzenleyememesi,

c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırı

derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,

...

e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını

sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,

...”

26. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte

olan “Disiplinsizlik ve ahlaki durum

nedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller”

kenar başlıklı 61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.

a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:

Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinin

düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temel

nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri,

sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olan

kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki

disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarını

belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun

Değildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden

sıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra,

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik

Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.

...

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik

Komutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelerce

karargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve

bunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbarat

ve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekli

gördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlî

müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bu

komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, ekli

belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir değerlendirme

yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri alınır; bilgi

veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu inceleme ve

değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı,

Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar ve

alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı

veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin

sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerleri

değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil

Güvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay

Başkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel başkanlığınca

adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına sunulup

sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur.

Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesi

gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısında

gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır.

Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerek

görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel

Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylar

hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik

Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...

Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde

yazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı

Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmesi gereken astsubaylar ile

mevcut belgelerin ast kademelere intikali sakıncalı görülen astsubaylar

hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya

Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen

sicile göre kesin işlem yapılır.

b. Ayırma işlemlerinin personel

başkanlıklarınca başlatılması:

Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili

düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya

Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki

safahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi

hakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri,

birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu

maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler.

Komisyon, inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile

Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının

onayına sunar...

Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında

Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile

Genelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı Kuvvetlerde

Kalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu

maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”

27. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek

ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzım gelen

ahlakî ve mânevi vasıflar

şunlardır:

…

(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve

yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,

yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp

kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, 2005 yılında başladığı mesleğinde sicil

ortalamasının çok iyi seviyede gerçekleştiğini ve çok sayıda takdir belgesi ile

taltif edildiğini, hakkında tesis edilen ayırma işleminin yalnızca özel

hayatına ilişkin eylemlere dayandırıldığını, ahlak konusunda herhangi bir

objektif kriter bulunmamasına rağmen bu gerekçeyle ilişiğinin kesildiğini,

hakkında herhangi bir disiplin soruşturması ya da bir yargılama yapılmadan

işlem tesis edilmesi nedeniyle masumiyet karinesine aykırı hareket edildiğini, yalnızca

özel hayatına ilişkin olan ve alenileşmeyen beyanları üzerinden hakkında

TSK'dan ayırma kararı verilmesinin ölçülü olmadığını ve özel hayatının

gizliliğini ihlal ettiğini belirterek tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı

nedeniyle Anayasa’nın 20., 36. ve 38. maddeleri ile güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanın

yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

30. Başvurucu, mahrem alanına ilişkin bilgiler içeren başvuru

hakkında verilecek kararın yayımlanması söz konusu olabileceğinden kimliğinin

gizli tutulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına

ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi ve bu alenileşmemiş

bilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal

iddialarının niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel

hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış

dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

35. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı, sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

36. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında

korunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

37. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”

kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş

yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle

kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

38. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi

ve gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının

belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının

sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına

dâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel

içerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğuna kuşku yoktur (Serap Tortuk, §

35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında

sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin

davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın

gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§

47, 48).

39. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı, Sözleşme’nin

8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına

alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu alanda

cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamında olduğu

açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin korunması

Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011; E.1986/24,

K.1987/8, 31/3/1987).

a. Müdahalenin Varlığı

40. “Disiplinsizlik ve Ahlaki Durum” sebebiyle TSK’dan ayırma

işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan

ayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu

süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve

ilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özel

yaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

41. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları

bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri, işlevsel niteliği

haizdir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

42. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

44. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

45. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

46. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısal

sürecin, 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)

fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.

ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

47.Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii.Meşru Amaç

48. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla

tesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından

disiplin cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin

gereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.

Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların

hiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211

sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak

bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca

askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası ve

idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı

düzenlenmiştir.

49. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).

50. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

51. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin, ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını

etkili olarak koruma ve bunlara saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri

bakımından dahi özel ve aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli

önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata

Türkeri, § 42).

52. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre demokratik

toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokunmamalı, sınırlamada

öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

53. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplum

düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda

zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade

etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa

ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).

54.Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatın

gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından

“demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).

55. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen geniş

bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat kavramının

salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal hayat

sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında, özellikle kamu

görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurları

açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte bu

kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu gibi asgari

güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, § 52).

56. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

57. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka

uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özel

hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki

etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi

üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki

değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca

tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları

dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.

58. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72).

59. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda başvurucu hakkında TSK'nın itibarını sarsacak

düzeyde ahlaka aykırı bir yaşam sürdüğü gerekçesine dayanılarak idari tahkikat

başlatıldığı, bu kapsamda Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun

ifadesinin alındığı ve başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak

21/6/2012 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu

ifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı belirtilmediği

gibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da belirtilmemiş

olduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı ve öğrencilik

döneminden başlayarak cinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metnini

imzaladığı anlaşılmıştır.

60. Başvurucu, yalnızca özel hayatına ilişkin olan ve

alenileşmeyen beyanlarına dayanılarak tesis edilen ayırma işleminden önce

ahlaki düşüklük içinde olduğuna ilişkin herhangi bir uyarı almadığı gibi

hakkında herhangi bir disiplin soruşturması ya da bir yargılama yapılmadığını,

isnat edilen eylemlerin bir kısmının gerçek dışı olduğunu, bir kısmının ise

karşılıklı rızaya dayalı olarak ve meslek yaşantısı ile tamamen ilgisiz özel

yaşam eylemlerinden oluştuğunu yargılama sürecinde Mahkemeye sunduğu

dilekçelerde ifade etmiştir.

61. AYİM Birinci Dairesinin 13/10/2013 tarihli ve E.2013/8,

K.2013/1091 sayılı kararında iddialar değerlendirilmiş; kararda, 21/6/2012

tarihli ifade alma işlemi esnasında başvurucu tarafından dile getirilen ve

başvurucuya isnat edilen birtakım eylemlere yer verilmiş ve TSK'nın itibarının

sarsılacağı hususunda yapılan değerlendirmelerin hukuka uygun olduğu, davalı

idare tarafından tesis edilen ayırma işleminde kullanılan takdir yetkisinin

objektif sınırlar içinde kaldığı belirtilerek iptal talebi reddedilmiştir.

62. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin, belirli ve

somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda

bilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli

duruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında, başvurucunun mesleki hayatını değil,

özel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı

görülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla

değil, daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili

olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı

mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda, ahlaki yönden özenli bir

yaşam sürmediği ileri sürülen başvurucunun bu eylemlerinden haberdar olan idare

tarafından disiplin hukuku açısından bir değerlendirme yapılabileceği

belirtilmiş ve yargı kararlarının gerekçelerinde başvurucunun taşıdığı asker

sıfatına vurgu yapılmış ise de somut başvuruya konu eylem ve davranışların

başvurucunun mahremiyet alanında cereyan eden ve rızası ile alenileştirildiğine

dair bir bulgu bulunmayan özel yaşam eylemlerine ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

63. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,

başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.

64. AYİM kararında başvurucunun ifadesinin alındığı koşulların

detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel hayatının en mahrem yönünü

oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibaren tüm detaylarıyla

anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı görülmektedir. AYİM

tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen hususlar dayanak

alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı açılan davanın

reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararında başvurucunun özel

hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerine

dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerin

TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı şekilde

açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen delillerin hukuka

aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar hakkında bir

araştırma yapılmadığı görülmüştür.

65. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne

sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan

başvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt

verilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki

etkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının

gösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden

başvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına

müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği

kabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunun

geçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden

değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve

özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya

da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı

ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

66. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 100.000 TL manevi

tazminat talep etmiştir.

69. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

70. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

F. T.

Vekili

:

Av. Yüksel

ÖZYÜKSEL

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2014/6180, 13 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. F. T. Başvurusu
  4. Genel Kurul
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  15. B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  16. D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  17. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Yıldırım
  20. Özgüldür
  21. Kömürcü
  22. Necipoğlu
  23. Akıncı
  24. Topal
  25. M. Emin KUZ
  26. Gökcan
  27. Hakyemez
  28. Özyüksel
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2014/6180
Tarih
13 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Abdullatif Cengiz Zengin ve Hüseyin Nuri Toy Başvurusu (B. No: 2014/1071)
  • Ahmet Belge Başvurusu (B. No: 2014/2362)
  • D. Ö. Başvurusu (B. No: 2014/1291)
  • Demet Kilit Başvurusu (B. No: 2014/16962)
  • Murat Çiftçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2257)
  • Erman Ergin Başvurusu (B. No: 2014/2680)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.