İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erol Aksoy Başvurusu (B. No: 2015/13350)

1. Başvuru bir bankaya el konulması sürecinde yapılan protokole

Başvuru No2015/13350Tarih17 Nisan 2019Okuma22 dk · 4.341 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Erol Aksoy Başvurusu

Karar tarihi
17 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2015/13350
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.341 kelime·22 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru bir bankaya el konulması sürecinde yapılan protokole

uyulmadığı gerekçesine dayalı olarak başvurucunun mal varlığı hakkında haciz ve

satış işlemleri yürütülmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. 2015/13350 numaralı bireysel başvuru ile farklı tarihlerde

yapılan 2015/13657 ve 2016/9457 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden

hukuki irtibatlarının bulunması nedeniyle 2015/13350 numaralı bireysel başvuru

dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine

karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğini

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka Planı

9. Denizli'de 1927 yılında kurulan İktisat Bankası A.Ş. (Banka)

1984 yılında başvurucu ve ailesi tarafından satın alınmıştır. Bankacılık

Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) 15/3/2001 tarihinde bu Bankanın yönetimi

ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmesine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde şu tespitlere yer verilmiştir:

i. Banka kaynaklarının, Bankanın emin bir şekilde çalışmasını

tehlikeye düşürecek şekilde hissedarlarının oluşturduğu sermaye grubuna

aktarıldığı belirtilmiştir.

ii. Ayrıca Banka zararının özkaynakları

aşarak yabancı kaynaklara sirayet ettirildiği vurgulanmıştır.

iii. Son olarak Bankanın mali bünyesindeki zafiyetin,

taahhütlerini karşılayamayacak boyutlara ulaştığına ve faaliyetine bu haliyle

devamının mevduat sahiplerinin haklarını ve mali sistemin güven ve istikrarını

tehlikeye düşürdüğüne işaret edilmiştir.

10. TMSF Fon Kurulunun 23/3/2006 tarihli kararı doğrultusunda

başvurucunun grup şirketleri ile 9/5/2006 tarihinde Borç Tasfiye Protokolü (Protokol) düzenlenmiştir. Bu Protokol'ü başvurucu da bizzat borçlu

sıfatıyla imzalamıştır. Protokol'e göre 31/10/2005 tarihi itibarıyla Fon

bankalarına olan 1.035.325.865 Amerikan doları (dolar) nakdi ve 12.932.875

dolar gayrinakdi grup borcunun on iki yılda ödenmesi

öngörülmüştür. Protokol'ün "Açılmış

dava ve takipler" kenar başlıklı 8. maddesinde, borçlular

tarafından Protokol hükümlerine uyulduğu sürece daha önce açılan takiplerin

işlemde kalmasını sağlamak amacıyla usuli işlemler

dışında başkaca bir işlem yapılmayacağı hükmüne yer verilmiştir. Protokol'ün 9.

maddesinde ise temerrüt koşullarına yer verilmiştir. Yine Protokol'ün 14.

maddesinde de şu hükme yer verilmiştir: "Protokol'ün

hiçbir hükmü borcun yenilenmesi (tecdidi) ... anlamında yorumlanamaz."

11. Fon Kurulu 3/4/2008 tarihinde söz konusu Protokol'ün kamu

alacaklarının tahsili açısından ileriye yönelik olarak ilave bir yarar

sağlamayacağını tespit ederek Protokol'ün temerrüde ilişkin hükümlerinin

uygulanmasına karar vermiştir. Fon Kurulu bu kapsamda Erol Aksoy Grubuna dâhil

tüm gerçek ve tüzel kişi borçlular hakkında yasal takip işlemlerine ve borçlu

gruba ait ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alanına varlıkların satışına

devam edilmesine karar vermiştir. Kararda, borçlu grubun Protokol'de belirtilen

31/3/2007, 30/6/2007 ve 30/9/2007 tarihlerine ait 40.000.000 dolar tutarındaki

taksitlerin 33.416.303 dolar tutarındaki kısmının hâlen ödenmediği

belirtilmiştir. Ayrıca Protokol'de yer alan çok sayıda taahhüt ve edimlerinin

yerine getirilmediği vurgulanmıştır.

B. İstanbul 6. İdare

Mahkemesinde Görülen Dava Süreci

12. TMSF başvurucunun hissedarı olduğu S.T. Pazarlama Turizm

Otelcilik İnşaat ve Ticaret A.Ş.nin mülkiyetinde

bulunan İzmir'in Menderes ilçesine bağlı Görece köyünde bulunan 1515, 1782 ve

1784 parsel sayılı taşınmazların satışının yapılmasına karar vermiş ve

14/10/2008 tarihinde de ihale işlemleri yapılmıştır.

13. Başvurucu iptal istemiyle 15/12/2008 tarihinde İstanbul 6.

İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 6/5/2009 tarihinde dava konusu

taşınmazların satışa çıkarılması işleminin mi yoksa yapılan ihale işleminin mi

iptalinin istenildiğinin belirli olmadığı gerekçesiyle dilekçenin reddine karar

vermiştir.

14. Başvurucu 10/7/2009 tarihinde yeniden dava dilekçesi

vermiştir. Dava dilekçesinde taşınmazların satışa çıkarılması kararı ile satış

işleminin iptali istenilmiştir. Mahkeme 28/7/2010 tarihinde davanın reddine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, 3/4/2008 tarihli Fon Kurulu kararının 19/6/2008

tarihinde tebliğ edildiği, buna karşın davanın ise 15/12/2008 tarihinde

açıldığı belirtilerek davanın bu kısmının süre aşımı yönünden incelenmesinin

mümkün olmadığı vurgulanmıştır. Mahkeme diğer yandan idareye devredilen

bankalardan kullanılan ve vadesinde ödenmeyen kredilerin bu bankaların devriyle

birlikte kamu alacağı niteliği kazanacağını, bu sebeple davalı idarenin bu

alacakları 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü

Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil yetkisinin olduğunu belirtmiştir.

Mahkemeye göre tahsil edilemeyen kamu alacağının başvurucunun hissedarı olduğu

şirketin mülkiyetinde bulunan taşınmazların satışının yapılması işleminde

hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

15. Temyiz edilen karar Danıştay Onüçüncü

Dairesince 10/6/2011 tarihinde bozulmuştur. Kararın gerekçesinde, davanın süre

aşımı yönünden reddine ilişkin kararda isabet görülmediği, bu gerekçeye göre

satış işlemleri yönünden de ayrıca bir karar verilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

16. Mahkeme 30/1/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde, dava konusu 3/4/2008 tarihli Fon Kurulu kararının

kesinleşen kamu alacağının tahsili amacıyla imzalanan Protokol'e davacının

uymaması sonucu tesis edildiği, dolayısıyla bu işlem yönünden hukuka aykırılık

bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca bozma öncesi verilen kararda

belirtilen gerekçeleri yineleyerek kamu alacağının tahsili amacıyla

taşınmazların satışı işlemlerinin yapılması yönünden de hukuka aykırılık

bulunmadığı sonucuna varmıştır.

17. Temyiz edilen karar Daire tarafından 22/4/2014 tarihinde

onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairece 4/6/2015 tarihinde

reddedilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 7/7/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 6/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. İstanbul 1. İdare

Mahkemesinde Görülen Dava Süreci

19. Başvurucu 9/5/2006 tarihli Protokol'e konu alacağın 6183

sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilemeyeceğini belirterek buna göre

başlatılan takiplerin durdurulması için 17/12/2010 tarihinde TMSF'den talepte bulunmuştur. Başvurucunun talebine

süresinde cevap verilmemiştir.

20. Başvurucu bu idari işleme karşı İstanbul 1. İdare

Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkeme 3/10/2013 tarihinde davanın reddine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun Protokol'den kaynaklanan

edimlerini yerine getirmediği hususunun İstanbul 6. İdare Mahkemesinin

kesinleşen kararı ile sabit olduğuna vurgu yapılmıştır. Mahkeme bu sebeple

davalı TMSF tarafından tahsil edilmesi gereken alacakların bankacılık

mevzuatındaki ilgili hükümlere göre 6183 sayılı Kanun uyarınca tahsil edilmesi

gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme ayrıca borcun yenilendiği, bu yüzden kamu

borcu bulunmayıp sözleşmeye dayalı yeni bir borcun mevcut olduğu yönündeki

itiraza ise söz konusu Protokol'de borcun yenilendiğine dair herhangi bir

ibareye yer verilmemiş olduğu için itibar edilemeyeceğini açıklamıştır. Kararda

borcun bir şekilde tahsil edilebilmesi için taraflarca akdedilen ve aslında borcun

ödenmesi için başvurucuya belirli imkânlar tanıyan protokolün imzalanmasının

borcun kamu borcu niteliğini değiştirmeyeceği vurgulanmıştır.

21. Temyiz edilen karar Daire tarafından 13/5/2014 tarihinde

onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairece 4/6/2015 tarihinde

reddedilmiştir.

22. Nihai karar başvurucu vekiline 9/7/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 10/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

D. İstanbul 9. İdare

Mahkemesinde Görülen Dava Süreci

24. Başvurucu grup şirketlerine el konulmasına ilişkin bütün

işlemlerin iptali istemiyle 18/11/2008 tarihinde TMSF aleyhine İstanbul 9.

İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

25. Mahkeme iptali istenen idari işlemlerin açık bir şekilde

belirtilmesi gerektiğine vurgu yaparak 8/1/2009 tarihinde dava dilekçesinin

reddine karar vermiştir.

26. Başvurucu bu defa 18/3/2009 tarihinde yeniden dilekçe

vererek grup şirketlerine el konulmasına ilişkin 18/9/2008 tarihli Fon Kurulu

kararının iptalini talep etmiştir. Dava dilekçesinde; Fon Kurulu kararının

kendisine tebliğ edilmediği, Protokol'e uygun ödeme tekliflerinin TMSF

tarafından reddedildiği ve Protokol hükümlerinin kendisi tarafından yerine

getirildiği hâlde temerrüde düşmesinin sağlandığı iddialarına yer verilmiştir.

27. Mahkeme 6/10/2010 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde, söz konusu işlemin iptali istemiyle açılan davada

İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından anılan işlem açısından davanın süre

yönünden reddine karar verildiği belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca grubun

temerrüde düşmesi nedeniyle kamu alacağının tahsilinin etkin bir şekilde

sağlanabilmesi bakımından, başvurucunun şirketler grubuna dâhil 36 şirketinin

yönetiminin devir alınmasına ilişkin işlemde kamu yararına ve hukuka aykırılık

bulunmadığı sonucuna varmıştır.

28. Temyiz edilen hüküm Daire tarafından 27/12/2011 tarihinde

bozulmuştur. Bozma kararında, İstanbul 6. İdare Mahkemesinin süre aşımı

yönünden verdiği kararın temyiz üzerine bozulmuş olması gerekçe gösterilmiştir.

TMSF tarafından yapılan karar düzeltme istemi Dairenin 4/7/2013 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

29. Bozma kararına uyan Mahkeme 30/9/2013 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Mahkeme davaya konu Fon Kurulu kararının iptali

istemiyle açılan davada İstanbul 6. İdare Mahkemesinin süre aşımı yönünden

verdiği kararın bozulması üzerine yapılan yargılamada sonuç olarak davanın

reddine karar verildiğine dikkati çekmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun Fon

Kurulu kararının iptaline ilişkin olarak açtığı dava reddedildiğinden grubun

temerrüde düşmesi nedeniyle kamu alacağının tahsilinin etkin bir şekilde

sağlanabilmesi bakımından başvurucunun şirketler grubunda yer alan şirketlerin

yönetiminin devralınmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

30. Başvurucunun temyiz ettiği karar Daire tarafından 4/6/2015

tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin

16/3/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

31. Nihai karar başvurucu vekiline 18/4/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

32. Başvurucu 18/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

33. 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu'nun

15. maddesinin (7) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"a) Fon, alacağının tahsili bakımından

yarar görmesi halinde ve Fona borçlu olup olmadıklarına bakılmaksızın;

hisseleri kısmen veya tamamen kendisine intikal eden bir bankanın yönetim ve

denetimine sahip olduğu iştiraklerinin, bu bankanın yönetim ve denetimini

doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran tüzel

kişi ortaklarının, gerçek ve tüzel kişi ortaklarının yönetim ve denetimini

doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulundurdukları

şirketlerin ortaklarının, bu şirketlerde sahip oldukları hisselerinin tamamına

ve/veya bir kısmına ilişkin temettü hariç, ortaklık hakları ile bu şirketlerin

yönetim ve denetimini devralmaya ve şirket ana sözleşmesinde belirlenen

yönetim, müdürler ve denetim kurulu üyelerinin sayılarıyla bağlı kalmaksızın ve

imtiyazlı hisselere dayanılarak atanıp atanmadıklarına bakılmaksızın görevden

almak ve/veya üye sayısını artırmak ve/veya eksiltmek suretiyle bu kurullara üye

atamaya yetkilidir...

b) Hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal

eden bir bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına

veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının veya yöneticilerinin, yönetim

kurulu, kredi komiteleri, şubeler, diğer yetkili ve görevliler aracılığıyla

veya sair suretlerle banka kaynaklarını ve varlıklarını doğrudan veya üçüncü

kişilere rehnetmek, teminat göstermek, ekonomik gücü

olmayan kişilere kredi vermek, karşılığında kredi temin etmek amacıyla kredi

kullandırmak, yurt içi veya yurt dışı banka ve malî kuruluşlar nezdinde depo

veya sair adlarla hesap açtırmak veya bu hesapları teminat göstermek ve sair

şekillerde kullanmak suretiyle veya başkaca dolanlı işlemlerle edindikleri veya

bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, mal, her türlü hak ve

alacakların temininde kullanılan banka kaynakları ve varlıkları nedeniyle doğan

alacak Fon alacağı sayılır. Bu alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme

Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Fon, bu para,

mal, her türlü hak ve alacaklara ihtiyati haciz koymaya, muhafaza altına almaya

ve bunlardan değeri Fon tarafından belirlenemeyenleri 213 sayılı Vergi Usul

Kanununun 72 nci maddesine göre kurulan takdir

komisyonlarının Fon tarafından belirlenecek kurum ve kuruluşlarca hazırlanacak

raporları da dikkate alarak tespit edeceği değeri üzerinden, alacağına ve/veya

bu bankaların Fon tarafından devralınan zararlarına mahsuben devralmaya

yetkilidir..."

34. 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun

geçici 11. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bu Kanunun yayımı tarihinden önce,

26.12.2003 tarihine kadar temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve

denetimi Fona intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul

etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından

kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye

işlemleri başlatılan bankalar hakkında başlatılan işlemler sonuçlanıncaya ve

her türlü Fon alacakları tahsil edilinceye kadar bu Kanunla yürürlükten

kaldırılan 4389 sayılı Kanunun 14, 15, 15/a, 16, 17, 17/a ve 18 inci maddeleri,

ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri ile geçici 4 üncü

maddesi hükümlerinin uygulanmasına devam edilir."

35. 6183 sayılı Kanun'un 74. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Haczedilen her türlü mallar satılarak

paraya çevrilir."

36. 6183 sayılı Kanun'un 90. maddesinin birinci fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Gayrimenkuller, satış komisyonlarınca

açık artırma ile satılır."

B. Uluslararası Hukuk

37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bankalara el konulması

ile bağlantılı şikâyetleri, bankaya el konulmasını kimi durumlarda mülkiyetten

yoksun bırakma sonucuna yol açsa dahi ülkedeki bankacılık sektörünü kontrol

etmek amacına yönelik bir tedbir niteliğinde olduğu gerekçesiyle mülkiyetin

kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural

çerçevesinde incelemiştir (Reisner/Türkiye, B. No: 46815/09, 21/7/2015, §

47; Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye,

B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 146, 147). Bununla birlikte AİHM'e

göre söz konusu müdahale Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol’ün 1. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde belirtilen genel

ilke ışığında yorumlanmalıdır. Buna göre müdahalenin hukuka uygun olup

olmadığı, kamu yararına dayalı meşru bir amacının olup olmadığı ve başvurucunun

mülkiyet hakkı ile müdahalenin taşıdığı meşru amacın dayandığı kamu yararı

arasında adil bir denge sağlanıp sağlanmadığı belirlenmelidir (Reisner/Türkiye, § 47).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

41. Bireysel başvurular sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

42. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

43. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve

ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğunu değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 27-36).

44. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

46 Başvurucunun iddiaları özetle şöyledir:

i. Başvurucu öncelikle temerrüde düşmediğini, aksine TMSF'nin alacaklı temerrüdüne düştüğünü belirtmiştir.

Başvurucu buna karşın ilk taksit ve peşinat ödemelerini yaptığını ve daha önce

açtığı davalardan da feragat ettiğini, Protokol ile kararlaştırılan diğer

ödemelerin yapılabilmesi için uluslararası bir kredi kuruluşu ile anlaşma

sağladığını, ancak yaptığı tekliflere TMSF tarafından bir cevap verilmediğini,

yapılan başka bir teklifin de yine TMSF tarafından haksız yere reddedildiğini belirtmiştir.

Başvurucuya göre bu durum Fonun edim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve

Protokol hükümlerinin yerine getirilmesine engel olduğunu göstermektedir.

ii. Başvurucu Protokol hükümlerine göre satışları yapabilmek

için öncelikle şirketlerin kendisine devredilmesi gerektiğini öne sürmektedir.

Başvurucu buna rağmen söz konusu şirketlerin kendisine devredilmediğinden

yakınmıştır. Başvurucu şirketlerin kendisi tarafından işletilerek değerinin

arttırılması ve bu süreçte paraya çevrilerek kamu borcunun ödenmesi

amaçlandığına göre söz konusu şirketlerin devri sağlanmadan borcun ödenmesinin

beklenemeyeceğini ifade etmiştir.

iii. Başvurucu kesinleşmiş bir kamu alacağı bulunmadığı hâlde

açtığı davanın buna dayalı olarak gerekçesiz bir biçimde reddedildiğini

belirtmiştir. Başvurucu bu çerçevede İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde

açılan davanın bekletici mesele yapılmamasını da eleştirmiştir. Başvurucu

uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine tabi bir sözleşme uyuşmazlığı olduğunun

Yargıtay 11. Hukuk Dairesince belirlendiğine vurgu yapmıştır.

iv. Başvurucu bu bağlamda ayrıca TMSF ile imzalanan Borç Tasfiye Protokolü'nün borcun

niteliğini değiştirdiğini, bu Protokol'ün bir sulh

sözleşmesi niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Buna göre söz konusu

Protokol'ün imzalanmasıyla hukuken borcun yenilendiği ve Fon alacağının artık

sözleşmeden doğan bir borç hâline geldiği ifade edilmiştir. Başvurucu

Protokol'de yer alan ve Protokol'ün hiçbir hükmünün tecdit (yenileme) olarak

nitelendirilemeyeceğine ilişkin hükmün Protokol hükümleri bir bütün olarak gözönünde bulundurulduğunda hukuken geçersiz olduğunu

belirtmiştir.

v. Başvurucu Protokol konusu borçların artık bir sözleşme borcu

hâline geldiği için 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre değil 2004 sayılı İcra

ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca takip edilebileceğini vurgulamıştır.

iv. Başvurucu ayrıca bilirkişi incelemesi yapılmaksızın

başvurucunun temerrüde düştüğünün kabul edilemeyeceğini, bunun ilgili usul

kurallarına aykırı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca henüz kesinleşmemiş

yargı kararına dayalı olarak davasının reddedilmesinden yakınmıştır.

47. Başvurucu sonuç olarak adil yargılanma ve mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

48. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun bankanın yönetimine ve

denetimine el konulması sonrası düzenlenen protokol çerçevesinde

yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesine dayalı olarak kamu

alacaklarının tahsili usulüne göre şirketlerine ait mal varlığının satışına

yönelik işlemler esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirmektedir. Bu

doğrultuda başvurucunun belirttiği yargılamaya ilişkin şikâyetlerin mülkiyet

hakkının usul boyutu yönünden değerlendirilebileceği gözetildiğinde

başvurucunun söz konusu şikâyetlerinin mülkiyet hakkının ihlali iddiası

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

51. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Somut olayda başvurucunun hissedarı ve hâkim ortağı olduğu şirketler grubu ile

TMSF arasında 9/5/2006 tarihli Protokol

imzalanmıştır. Bu Protokol hükümleri uyarınca yükümlülüklerin yerine

getirilmediği gerekçesiyle Fon Kurulu tarafından 3/4/2008 tarihinde Protokol'ün

temerrüde ilişkin hükümlerinin yerine getirilmesine ve bu çerçevede 6183 sayılı

Kanun hükümlerine göre borçlu şirketler grubuna ait varlıkların satışına karar

verilmiştir. Başvurucu da gerek bu karara gerekse de karar uyarınca şirketler

grubuna ait üç taşınmazın satışına yönelik olarak çeşitli davalar açmış, bu

davalar sonrasında bireysel başvuruda bulunmuştur. Buna göre başvurucunun

anılan şirketler grubunun hâkim ortağı olduğu, söz konusu Protokol'de bizzat

borçlu sıfatıyla imzasının bulunduğu, bu davaların başvurucu tarafından

açıldığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla başvurucunun gerek bizzat borçlu

sıfatıyla imzaladığı Protokol nedeniyle sorumlu tutulduğu mal varlığı yönünden

gerekse de hâkim ortağı olduğu şirket payları sebebiyle şirket mal varlığı

yönünden Anayasa'nın 35. maddesi anlamında korunması gereken bir menfaatinin

olduğu açıktır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

52. Başvuruya konu olayda başvurucunun ve başvurucunun hâkim

ortağı olduğu şirketler grubunun TMSF ile imzalanan Protokol hükümlerinin

gereğini yerine getirmediği tespit edildiği için 6183 sayılı Kanun hükümlerine

göre takip işlemlerine başlanmıştır. Bu takip işlemleri sürecinde şirketler

grubuna ait ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alınan varlıkların satış

işlemlerine devam etme kararı alınmıştır. Başvurucunun ve hâkim ortağı olduğu

grup şirketlerinin mal varlığı hakkında takip işlemleri yürütülerek satış

işlemleri yapılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.

53. Kamu alacaklarının tahsilini ve bunların ödenmesini güvence

altına almaya yönelik müdahalenin, takip ettiği amaç dikkate alındığında

mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi yetkisi

kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

54. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

55. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

(1). Kanunilik

56. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

57. Başvurucu müdahalenin kanuni bir dayanağı olmadığını öne

sürmektedir. Başvurucu bu bağlamda özellikle TMSF ile imzalanan Protokol ile

birlikte borcun niteliğinin değiştiğini, bu Protokol'ün bir sulh sözleşmesi niteliğinde olduğunu ve

borcun yenilenmesi sonucunu

doğurduğunu belirterek özel hukuk hükümlerinin uygulanması gerektiğine vurgu

yapmaktadır. Başvurucu buna göre kamu alacaklarının tahsili hakkındaki 6183

sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve satış işlemlerinin yapılamayacağını savunmaktadır.

58. Başvurucu bu iddialarını derece mahkemeleri önünde de dile

getirmiştir. İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 3/10/2013 tarihli kararında, borcun

yenilenmesinden söz edebilmek için tarafların bu yöndeki iradesinin açıkça

ortaya konması gerektiği, ancak olayda ise Protokol'de böyle bir hükme yer

verilmediği belirtilmiştir. Mahkemeye göre taraflarca akdedilen ve aslında

borcun ödenmesi için belirli imkânlar tanıyan Protokol'ün imzalanması borcun

kamu borcu niteliğini değiştirmemektedir. Danıştay Dairesi de hükmü onamak

suretiyle bu yorumu benimsemiştir. Bunun yanında derece mahkemeleri 5411 sayılı

Kanun'un geçici 11. maddesinin birinci fıkrası ile atıfta bulunduğu 4389 sayılı

mülga Kanun'un 15. maddesinin (7) numaralı fıkrasındaki düzenlemelere işaret

etmişlerdir. Buna göre anılan kanun hükümleri uyarınca söz konusu borcun kamu

borcu niteliğinde olduğu ve 6183 sayılı Kanun'a göre takip ve satış

işlemlerinin yapılabileceği tespit edilmiştir.

59. Taraflar arasındaki Protokol'ün 9. maddesinde, bu protokoldeki

hiçbir hükmün borcun yenilenmesi anlamında yorumlanamayacağı yönünde bir

maddeye yer verildiği başvurucu tarafından da kabul edilmektedir. Dolayısıyla

derece mahkemelerinin kararlarının keyfî veya öngörülemez olmadıkları

anlaşılmaktadır. Bu durumda ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir olduğunda

kuşku bulunmayan 5411 sayılı Kanun'un geçici 11. maddesinin birinci fıkrası ile

atıfta bulunduğu 4389 sayılı mülga Kanun'un 15. maddesinin (7) numaralı fıkrası

ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olan müdahalenin kanuni bir dayanağının

olduğu sonucuna varılmıştır.

(2). Meşru

Amaç

60. Kamu borçlarının ödenmesi için gerekli tedbirlerin alınması

ve bu kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunun geniş

bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda kişilerin kamuya olan borçlarının

tahsili için mal varlığının haczedilerek satış işlemlerinin yapılmasında kamu

yararına dayalı meşru bir amacın olduğu açıktır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. İlyas Yılmaz,

B. No: 2015/1927, 22/3/2018, § 61).

(3). Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

61. Son olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.

62. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

63. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

64. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak

yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §

36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:

2013/3044, 17/12/2015, § 71).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

65. Somut olayda kamu borcunun tahsili amacıyla takip

işlemlerinin yapılarak taşınmazların satılmasının ulaşılmak istenen kamu yararı

amacını gerçekleştirmeye elverişli

ve bu amaç doğrultusunda gerekli

olduğu tartışmasızdır. Ancak bunun yanında müdahalenin orantılı olup olmadığı

da tartışılmalıdır.

66. Bu bağlamda ilk olarak mülkiyet hakkının gerektirdiği usul

güvencelerinin yerine getirilip getirilmediği incelenmelidir. Başvurucu derece

mahkemelerinin kararlarının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki görevi -kural olarak- yargı

kararlarının hukuka aykırı olup olmadığını denetlemek değildir. Buna göre

açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece ilgili

hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesi görevi derece

mahkemelerine aittir.

67. Her ne kadar başvurucu temerrüde düşmediğini, aksine

idarenin temerrüde düştüğünü belirtmekte ise de Fon Kurulu tarafından verilen

18/9/2008 tarihli kararda başvurucunun 9/5/2006 tarihli Protokol gereği ödemesi

gereken üç adet taksit tutarının tamamını yerine getirmediği gerekçesine dayalı

olarak temerrüt hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir. Başvurucu,

Protokol hükümlerinin gereği olarak söz konusu taksit tutarlarını zamanında

yatırdığına dair herhangi bir bilgi veya belge sunamadığı gibi esas itibarıyla

bu hükümlerin gereğinin yerine getirilmesi için yaptığı yeni tekliflerin kabul

edilmediğinden yakınmaktadır. Ancak idarenin bu yeni teklifleri kabul etme

zorunluluğu olduğunu gösterir herhangi bir olguya ise dayanılmamıştır.

Başvurucu bunun yanında şirketlerin yönetiminin devri hâlinde ancak Protokol

hükümlerine göre borcun ödenebileceğini ifade etmişse de idarenin Protokol

çerçevesinde böyle bir yükümlülüğü olduğunu açık olarak gösterememiştir.

68. Başvurucu söz konusu kararların yeterli bir gerekçe

içermediğinden yakınmış ise de sonuca etkili olabilecek hangi iddia ve

itirazının makul bir biçimde karşılanmadığını somut bir biçimde

gösterememiştir. Nitekim derece mahkemelerinin kararlarında makul ve yeterli

gerekçelerin mevcut olduğu görülmektedir.

69. Başvurucu ayrıca temerrüde düşüp düşmediğinin hesap

gerektirdiğini, bunun ise ancak bilirkişi marifetiyle açıklığa

kavuşturulabileceğini vurgulamıştır. Bununla birlikte temerrüt olgusunun somut

olay bağlamında hesaplama yapılmasını gerektirmediği, hâkimin hukuk bilgisiyle

çözülebilecek konularda da bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek bulunmadığı

dikkate alınmalıdır.

70. Başvuruya konu olayda da başvurucu iddia ve itirazlarını

vekili aracılığıyla derece mahkemeleri önünde dile getirebilmiş ve delillerini

sunabilme olanağı bulabilmiştir. Derece mahkemeleri de bu iddia ve itirazları

ilgili hukuk kuralları doğrultusunda yorumlamışlar ve yukarıda da değinildiği

üzere müdahalenin kanuni bir dayanağı bulunduğunu keyfî olmayacak bir şekilde

belirlemişlerdir (bkz. §§ 57-59).

71. Nihayet başvurucunun idare tarafından kamu alacağının

tahsili çerçevesinde alacak miktarını aşan şekilde haciz veya satış işlemleri

yapıldığı yönünde bir şikâyeti ise bulunmamaktadır. Dolayısıyla koruduğu hukuki

menfaat olan alacak miktarına göre satış işlemlerini de içeren takip sürecine

ilişkin müdahalenin orantısız olduğu ortaya konulamamıştır.

72. Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kamu yararı ile karşılaştırıldığında başvurucuya şahsi olarak aşırı

bir külfet yüklemediği anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının

korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil denge bozulmamış olup

müdahale ölçülüdür.

73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Erol AKSOY Vekilleri : Av. Ahmet MUTLU Av. Fatma KARA ODABAŞI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/13350, 17 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Uyuşmazlığın Arka Planı
  7. B. İstanbul 6. İdare
  8. C. İstanbul 1. İdare
  9. D. İstanbul 9. İdare
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Makul Sürede
  15. B. Mülkiyet Hakkının
  16. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/13350
Tarih
17 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • İlknur Kızıltoprak Başvurusu (B. No: 2015/11579)
  • Hüseyin Gündüz Başvurusu (B. No: 2016/73235)
  • Defne Su Poçulu Başvurusu (B. No: 2015/7477)
  • Atıf Duran Başvurusu (B. No: 2016/6056)
  • Atilla Yıldırım Başvurusu (B. No: 2015/19500)
  • Baran Perişan Başvurusu (B. No: 2016/1747)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.