İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Eyyüp Baran Başvurusu (B. No: 2014/8060)

1. Başvuru, göçmen kaçakçılığı suçundan yürütülen ceza

Başvuru No2014/8060Tarih29 Eylül 2016Okuma39 dk · 7.701 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Eyyüp Baran Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/8060
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.701 kelime·39 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, göçmen kaçakçılığı suçundan yürütülen ceza

soruşturması sırasında el konularak sicil kaydına tedbir uygulanan aracın,

açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde trafik sicilinde kayıtlı

malikinin beraat etmesine rağmen öncesinde haricen satıldığı ve suçta kullanıldığı

gerekçesiyle müsadere edilmesine karar verilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/6/2014 tarihinde Diyarbakır 4. Asliye Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/3/2016 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 1/4/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlıkça bir görüş bildirilmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

1. Başvuru Tarihine Kadar

Yaşanan Gelişmeler

7. 21 DP 724 plaka sayılı 2006 model Ford Transit marka beyaz renkliminibüs, trafik sicilinde başvurucu adına tescilli

olup ticari minibüs işletim vergi levhası da başvurucu adına kayıtlıdır.

8. 8/5/2009 tarihi saat 15.00 civarı S.B.nin

sevk ve idaresindeki 21 DP 724 plaka sayılı minibüs, Elazığ

ili Sivrice ilçesi Sanayi Mahallesi'nde bir petrol istasyonu yakınında Gözeli

köyü istikametine dönerken orta refüje çıkarak lastiği patlamış; araç sürücüsü

ise aracı ve içindeki Afganistan, Burma ve Pakistan uyruklu 41 göçmeni yol

kenarında terk ederek olay yerinden ayrılmıştır.

9. Olay hakkında "göçmen kaçakçılığı" suçu kapsamında

yapılan ceza soruşturması sırasında Sivrice Cumhuriyet Başsavcılığının talebi

üzerine 21 DP 724 plaka sayılı söz konusu minibüse, Sivrice Sulh Ceza

Mahkemesinin 09/5/2009 tarihli ve 2009/122 Değişik İş sayılı kararıyla

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesine göre

el konulmasına karar verilmiştir.

10. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünce 15/05/2009 tarihinde bu

aracın trafik siciline "satılamayacağına ve devredilemeyeceğine" dair

şerh verildiğinin bildirilmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı, aracı 27/5/2009

tarihinde yediemin sıfatıyla başvurucuya teslim etmiştir.

11. Soruşturma sırasında ifadesi alınan araç sürücüsü S.B. "... ben akrabam Eyyüp

Baran adına kayıtlı takribi 2,5 ay önce A.T.'nin

satın almış olduğu 21 DP 724 plakalı minibüsle Doğanlı köyünden Diyarbakır'a

yolcu taşımacılığı yaparım. 7/5/2009 günü benim gibi şöförlük

yapan M.C. isimli şahıs bana Bingöl'de inşaat işçileri var onları Bingöl'den

Malatya'ya götürmem halinde 850 TL para vereceklerini söyledi. Ben de kabul

ettim... 08/5/2009 günü de sabah güneş doğarken Bingöl'de bulunan [dinlenme]

tesisinden yolcuları aldım... Bingöl'den Diyarbakır'a oradan da Sivrice

üzerinden Elazığ istikametine gidecektim... Sivrice

kavşağında kaldırım taşına çarpmam neticesinde orta refüje çıktım ve arabanın

sağ ön tekerleği kırıldı daha sonra bir kepçe geldi kepçeciye minibüsü refüjden

indirttim ancak arıza fazla olduğu için arabayı sağa çektim..."

şeklinde beyanda bulunmuştur.

12. Yine soruşturma sırasında ifadesi alınan A.T. de "... 21 DP 624 plakalı Ford minibüs Eyyüp Baran adına kayıtlıdır, ancak ben bu aracı takribi

2,5 ay kadar önce 29.000 TL karşılığında Eyyüp

Baran'dan noter satışı olmadan ve yazılı sözleşme yapılmadan sözlü anlaşmamızla

satın aldım. Benim halen Eyyüp'e 25.000 TL borcum

vardır, borcumun tamamını ödemediğim için [aracın] devrini de alamadım. Ben bu

aracı ile Batur köyü ile Diyarbakır arasında yolcu taşıma işinde çalıştırırım,

aracın şoförlüğünü de S.B. isimli şahıs yaklaşı 10

gündür yapmaktadır..." şeklinde beyanda bulunmuştur.

13. Başvurucu ise Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadesinde "21 DP 724 plakalı beyaz renkli minibüs benim

adıma kayıtlı ve tescillidir. Ben bu aracı yaklaşık 2,5 ay kadar önce dışarıda

bulunan A.T. isimli şahsa 29.000 TL'ye sattım. Ancak kendisi tanıdığım olduğu

için noter satışı yapmadık, ayrıca aramızda yazılı bir satış sözleşmesi de

tanzim etmedik. Ben sözlü olarak bu aracı A.T.'ye

sattım, parasının tamamını alamadığım için [aracın] devrini de yapmadım. Halen

kendisinden 24.000 TL civarında alacağım vardır. A.T. de bu minibüsle

Diyarbakır ile Batur köyü arasında taşımacılık yapmaktadır. Kendisi S.B. isimli

şahsı şoför olarak tutmuştur. Dün beni A.T. aradı ve şoför S.'nin Sivrice'de kaza yaptığını, aracın orada olduğunu

söyleyerek Sivrice'ye gitmemi [istedi]. Ben de kabul ettim, birlikte [gittik].

Ayrıca A.T., aracın mülteci kaçırma işinde kullanıldığı için görevlilerce

çekilmiş olduğunu bana söyledi..." şeklinde beyanda

bulunmuştur.

14. Cumhuriyet Başsavcılığının 8/9/2009 tarihli ve 2009/73

sayılı iddianamesiyle başvurucu, araç sürücüsü S.B., aracın haricen satıldığı

söylenen A.T. ve diğer üç şüphelinin "göçmen kaçakçılığı yapma"

suçundan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 79. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları ve elkonulan 21 DP 724 plaka sayılı minibüsün 5237 sayılı

Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre müsadere edilmesi talebinde

bulunulmuştur.

15. Sivrice Asliye Ceza Mahkemesinde görülen kamu davasının

yapılan yargılaması sırasında araç sürücüsü S.B. istinabe yoluyla yaptığı

savunmasında "... Ben 21 DP 724 plakalı

minibüs ile Doğanlı köyünde Diyarbakır'a yolcu taşımacılığı işi yaparım. Bu

araç A.T.'ye aittir. Bu aracı bildiğim kadarıyla Eyyüp Baran'dan satın almıştı ancak devir işlemlerini henüz

yapmamışlardı. Olay tarihinde söz konusu araçla inşaat işçileri taşıyordum.

Bunları Bingöl ilinden alıp Malatya iline götürecektim ancak yolda frenim

patladığı için kaldırım taşına çarptım ve aracı durdurdum sağa çektim, daha

sonra telefonla A.T. ile görüştüm, kaza yaptığımı söyledim, aracı orada

bıraktım, içinde bulunan inşaat işçilerini Malatya'ya göndermek üzere minibüse

bindirdim. Ben de Diyarbakır'a döndüm. A.T.'ye

uğrayarak anahtarı çocuklarına verdim. Daha sonra kazanın olduğu yere gitmiş,

aracı kaza yerinde görmeyince, beni aradı, birlikte trafik müdürlüğüne gittik,

orada A.T.'ye aracın göçmen kaçakçılığında

kullanıldığını söylemişler. A.T. bunu bana daha sonra söyledi, benim taşıdığım

insanların hepsi inşaat işçileriydi, hatta ben mültecilerle yüzleştim ve

kendilerini taşıyan şoförün benim olmadığımı söylediler..."

beyanında bulunmuştur.

16. A.T. ise savunmasında "...

İddianamede belirtilen 21 DP 724 plaka sayılı minübüsü

Eyyüp Baran isimli kişiden satın almak üzere kendisi

ile anlaşmıştık. Ancak aracı henüz satın almamıştım. Bu olayın meydana

gelmesinden sonra aracı satın almaktan vazgeçtim..." beyanında

bulunmuştur.

17. Başvurucu da savunmasında

"Ben adıma kayıtlı olan 21 DP 724 plakalı aracı suç tarihinden 2,5 ay önce

daha önce çevre köylerden oturduğundan dolayı tanıdığımA.T.

isimli şahsa 29.000 TL karşılığında sattım, bildiğim kadarıyla bu araca şoför

olarak S.B.'yi işçi olarak tutmuştu, daha sonra A.T.

telefonla beni arayarak aracın kaza yaptığını, kaza yerine gelmemi söyledi, ben

de gittim. Araç üzerime kayıtlı olduğu için aracı karakoldan almaya

gitmiştim..." beyanında bulunmuştur.

18. Mahkeme, 8/12/2011 tarihli ve E.2009/115, K.2011/93 sayılı

kararı ile başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (e) bendine göre beraatine ancak sanıklar

M.C., S.B., A.K. ve A.T.nin "göçmen

kaçakçılığı" suçundan 5237 sayılı Kanun'un 79. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi uyarınca her biri için ayrı ayrı 4 yıl hapis ve 30.000 TL

adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme aynı kararla

ayrıca, suçta kullanıldığı gerekçesiyle başvurucu adına kayıtlı 21 DP 724

plakalı minibüsün 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesine göre müsadere edilmesine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"İddia, savunma, tanık anlatımları,

mülteci ifadeleri, adli muayene raporu, telsiz kayıtları ve telefon görüşme

dökümleri, olay yeri tutanağı, parmak izi ekspertiz raporu, el koyma kararı ve

tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 08/05/2009 tarihinde saat

15:00 sularında sanık S.B.'nin sevk ve idaresindeki

21 DP 724 plakalı minübüsün ilçemiz Irmaklar Petrol

önünden Gözeli istikametine dönerken orta refüje çıktığı ve lastiğinin patlayarak

durduğu, lastik tamircisi olan tanık A.Ö.'nün ve

etrafta bulunan bir kaç kişinin daha aracın yanına gittiği, ancak araç şoförü

sanık S.'nin yardımları kabul etmeyerek yoluna devam

etmek istediği ve lastiği patlak halde Gözeli istikametine doğru hareket

ettiği, ancak kısa bir süre sonra aracın kontak anahtarını almak suretiyle,

aracı ve içindeki Afganistan, Burma ve Pakistan uyruklu 41 mülteciyi yol

kenarında terk ederek olay yerinden ayrıldığı anlaşılmıştır.Bu

olaydan 5 dakika önce petrol [istasyonu] önüne gelen 21 EJ 553 plakalı aracın

içinde bulunan üç kişinin etrafı gözlediği ve az sonra kaza yapan 21 DP 724

plakalı aracın yanına gelerek araç şoförüne'bu kadar

insan taşıyorsun dikkatli kullansana' diyerek kızdıkları ve sonra bu aracın

olay yerinden ayrılarak Elazığ istikametine yönlendiği, yaklaşık yarım saat

sonra aynı aracın içinde iki kişi olduğu halde Gözeli yoluna döndüğü,

vatandaşların şüphelenerek durumu jandarmaya ihbar ettikleri anlaşılmıştır. Suç

tarihinde sanık Eyyüp Baran adına kayıtlı ancak

haricen sanık A.T.'ye satılan ve A.T.'nin emrinde şöförlük yapan sanık

S.B.'nin 41 adet mülteciyi maddi bir menfaat elde

etmek kastıyla yasal olmayan yollardan ülkeye sokarak ya da taşımak suretiyle

ülkede kalmasına imkân sağladığı, aracın tescil harici maliki olduğunu beyan

eden sanık A.'nın bu durumu bilmediğinin

varsayılamayacağı, çünkü araç şöförünün sanık A.'nın direktifleri doğrultusunda çalıştığı, keza kazadan

hemen sonra sanık S.'nin kontak anahtarını doğruca A.'ya götürdüğü, ancak tescil malikinin atılı suça iştirak

ettiğine dair herhangi bir bilginin olmadığı, yine sanıklar A.K. ve M.C.'nin mülteciler taşınırken kesme ya da kontrol uygulamasını

bertaraf etmek amacıyla sanık M.K. adına kayıt ve tescilli 21 EJ 553 plakalı

Renault Laguna marka otomobille minibüse gözcülük yaptıkları, sanık S.'nin hazırlık beyanı, tanık A.Ö.'nün

beyanı, TİB kayıtları ve kendilerinin tevilli

ikrarları ile sabit olup ... müsnet suçtan sanıklar Eyyüp Baran ve M.K.'nın beraatlerine, diğer sanıkların mahkumiyetlerine karar

verilerek, doğrudan suçta kullanılan ve suç tarihinde aracı sanık A.'ya haricen sattığını söylediği için tescil maliki

iyiniyetli kabul edilemeyecek 21 DP 724 plaka sayılı aracın müsaderesine karar

vermek gerekmiştir."

19. Karar temyiz edilmiş; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 15/1/2014

tarihli ve E.2012/9413, K.2014/478 sayılı ilamıyla başvurucunun müsadere

hükmüne yönelik temyiz itirazının reddine, diğer sanıklardan A.T., M.C., S.B.

ve A.K.nin temyiz itirazlarının ise eylemin teşebbüs

aşamasında kaldığının gözetilmediği gerekçesiyle kısmen kabulüne karar

verilmiştir.

20. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden (UYAP) yapılan

sorgulama sonucuna göre Yargıtay ilamının İlk Derece Mahkemesi Kalemine

24/3/2014 tarihi itibarıyla ulaşmıştır. Başvurucu da nihai karardan 2/5/2014

tarihinde haberdar olmuştur.

21. Başvurucu 2/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

2. Başvuru Tarihinden

Sonra Yaşanan Gelişmeler

22. Yargıtayın kısmi bozma ilamı

sonrası Sivrice Asliye Ceza Mahkemesinin kapatılması üzerine davaların

devredildiği Elazığ 3. Asliye Ceza Mahkemesinde

yargılamaya devam edilmiştir. Mahkeme 27/5/2014 tarihli ve E.2014/193,

K.2014/369 sayılı kararı ile sanıklar M.C., S.B., A.K. ve A.T.nin

"göçmen kaçakçılığı" suçundan 5237 sayılı Kanun'un 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca her biri için ayrı ayrı 4 yıl hapis ve

1.500 gün adli para cezası ile cezalandırılmalarına ancak suçun teşebbüs

aşamasında kaldığı gerekçesiyle cezalarda 5237 sayılı Kanun'un 35. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre takdiren 3/4 oranında

indirim yapılarak sanıkların ayrı ayrı 1 yıl hapis ve 7.500 TL adli para cezası

ile cezalandırılmalarına, sanıklar M.C. ve S.B. yönünden 5271 sayılı Kanun'un

231. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmalarının

geri bırakılmasına ve adı geçen sanıkların 5 yıl süreyle denetime tabi

tutulmalarına karar vermiştir.

23. Mahkeme bu karar ile ayrıca, suçta kullanıldığı gerekçesiyle

başvurucu adına tescilli 21 DP 724 plakalı minibüsün 5237 sayılı Kanun'un 54.

maddesi gereğince müsaderesine ve katılan sıfatıyla başvurucunun özel hukuka

ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"Her ne kadar sanıklar suçlamaları kabul

etmemişler ise de; tüm dosya kapsamı, alınan beyanlar, kayıtlar ve tanık

anlatımları dikkate alındığında eylemlerin sabit olduğu, sanıkların suçtan ve

cezadan kurtulmaya yönelik savunma yaptıkları, suçta kullanılan araç ile ilgili

daha önce verilen müsadere kararına yönelik önceki hükümde sanık olarak

yargılanan Eyyüp Baran'ın temyiz talebinin reddine

karar verildiği anlaşılmakla suçta kullanıldığı anlaşılan 21 DP 724 plaka

sayılı aracın müsaderesine karar vermek gerekmiş, suç tarihinden sonra 6008

sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda [5237 sayılı Kanun'un] 79.

maddesinde düzenlenen suçun teşebbüs aşamasında kalsa bile tamamlanmış suç gibi

cezalandırılacağının hüküm altına alındığı, suç tarihinden sonra yapılan bu

değişikliğin sanıkların aleyhine olduğu zira değişiklikten önce teşebbüs

aşamasında kalan eylemin sonuç ceza miktarı itibariyle sanıkların lehine

olduğu, [5237 sayılı Kanun'un] 7. maddesinin [(2) numaralı fıkrası] uyarınca da

sanıklar hakkında daha lehe olan 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten

önceki metnin uygulanması gerektiği sonuç ve vicdani kanaatine varılmış bozma

ilamı doğrultusunda sanıkların cezalandırılmasına dairaşağıdakihüküm

kurulmuştur."

24. Sanıklar S.B. ve M.C. hakkında verilen hükmün açıklanmasının

geri bırakılması kararları, itiraz edilmeden 23/6/2014 tarihinde

kesinleşmiştir. Sanıklar A.T. ve A.K., haklarındaki mahkûmiyet hükümlerini

temyiz etmiş; başvurucu da 30/5/2014 tarihli temyiz başvuru dilekçesi ile

müsadere hükmünü temyiz etmiştir.

25. Temyiz üzerine dava dosyası 26/6/2014 tarihinde Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. UYAP sisteminden ve Yargıtayın İnternet sitesinden yapılan sorgulama sonucuna

göre dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunmakta olup inceleme

aşaması henüz sonuçlanmamıştır.

B. İlgili Hukuk

26. 13/10/1984 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik

Kanunu'nun 20. maddesi şöyledir:

"Tescil süreleri, satış ve devirler,

noterlerin sorumluluğu ile ilgili esaslar şunlardır:

a) Araç sahipleri,

1. Tescili zorunlu ve ilk tescili yapılacak

olan araçların satın alma veya gümrükten çekme tarihinden itibaren üç ay içinde

tescili için; bunların hurda durumuna gelmesi hâlinde ise bir ay içinde

tescilin silinmesi için ilgili trafik tescil kuruluşuna veya Emniyet Genel

Müdürlüğünün belirleyeceği kamu kurum veya kuruluşları ile gerçek veya özel

hukuk tüzel kişilerine başvurmak,

...

zorundadırlar.

b) Araçların giriş işlemlerini yapan gümrük

idareleri bu durumu 15 gün içinde araç sahiplerinin beyan ettikleri tescil

kuruluşuna bildirmekle yükümlüdürler.

c) Tescil belgesi, aracın başkasına satış veya

devrine, hurdaya çıkarılmasına veya araçta, yönetmelikte belirtilen

niteliklerin değişmesine kadar geçerli sayılır.

d) Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve

devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi,

gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu

bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri

kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi

adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak

noterler tarafından yapılır.

Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış

ve devirler geçersizdir.

Satış ve devir işlemi, siciline işlenmek üzere

üç işgünü içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu ile vergi dairesine

bildirilir. Bu bildirimle birlikte alıcı adına trafik tescil işlemi

gerçekleşmiş sayılır. Satış ve devir tarihi itibariyle, 197 sayılı Motorlu

Taşıtlar Vergisi Kanunu hükümleri uyarınca eski malikin vergi mükellefiyeti

sona erer, yeni malikin vergi mükellefiyeti başlar.

Yapılan satış ve devir işlemi üzerine noterler

tarafından yeni malik adına bir ay süreyle geçerli tescile ilişkin geçici belge

düzenlenir.

...

Satış ve devir işlemlerinin bildiriminden

itibaren bir aylık süre içerisinde ilgili trafik tescil kuruluşu veya Emniyet

Genel Müdürlüğünün uygun gördüğü kamu kurum veya kuruluşları tarafından yeni malik

adına tescil belgesi düzenlenerek elden veya posta aracılığıyla teslim edilir.

Tescil belgesinin bir ay içerisinde teslim edilememesi halinde yeni malike

sorumluluk yüklenemez.

..."

27. 5237 sayılı Kanun’un "Göçmen

kaçakçılığı" kenar başlıklı 79. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi

menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan;

a) Bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede

kalmasına imkan sağlayan,

b) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına

çıkmasına imkan sağlayan,

Kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek

cümle: 22/7/2010 - 6008/6 md.)

Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.”

28. 5237 sayılı Kanun’un "Eşya

müsaderesi" kenar başlıklı 54. maddesi şöyledir:

“(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak

koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine

tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun

işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı

veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.

(2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın,

ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka

bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın

değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.

(3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere

edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle

hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.

(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması,

taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.

(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının

müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı

ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.

(6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya

ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine

hükmolunur."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 29/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu kendisi adına trafik sicilinde kayıtlı aracı

haricen A.T.ye satmayı düşünmüş ve bir miktar para da almış ise de bu aracın

göçmen kaçakçılığı suçunda kullanılması üzerine A.T.nin

aracı almaktan vazgeçtiğini ve kalan ödemeleri de yapmadığını ancak bu aracın

sicil kaydına suçta kullanıldığı gerekçesiyle tedbir konulduğunu ve yapılan

yargılama neticesinde de müsaderesine karar verildiğini belirterek mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespiti,

yeniden yargılama ve 30.000 TL maddi ile 20.000 TL manevi tazminata karar

verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

32. Başvurucunun trafik sicilinde adına kayıtlı aracın bir ceza

isnadı kapsamında hukuka aykırı olarak müsaderesine karar verildiği yönündeki

şikâyetinin müsadere nedeniyle mevcut bir mal ve mülkten yoksun bırakma iddiası

ile ilgili olduğu anlaşıldığından başvurucunun bütün şikâyetlerinin mülkiyet

hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Başvurucu; trafik sicilinde kendisi adına kayıtlı aracın

göçmen kaçakçılığı suçunda kullanıldığı gerekçesiyle müsaderesine karar

verildiğini, halbuki ceza yargılaması neticesinde beraatine

hükmedildiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

34. Somut olayda Sivrice Asliye Ceza Mahkemesi 8/12/2011 tarihli

kararı ile suçta kullanıldığı gerekçesiyle başvurucu adına kayıtlı 21 DP 724

plakalı minibüsün 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesine göre müsadere edilmesine

karar vermiştir. Bu karar başvurucu tarafından temyiz edilmiş ancak Yargıtay 9.

Ceza Dairesi 15/1/2014 tarihinde başvurucunun müsadere hükmüne yönelik temyiz

itirazının reddine karar vermiştir. Yargıtay aynı ilamla ayrıca, diğer sanıklar

yönünden verilen hükmün işlenen suçun teşebbüs aşamasında kaldığının

gözetilmemesi nedeniyle kısmen bozulmasına karar vermiştir. İlk Derece

Mahkemesi bozma ilamı doğrultusunda yeniden hüküm kurmuş, 27/5/2014 tarihli

kararı ile söz konusu aracın yeniden müsaderesine karar vermiştir. Başvurucu bu

kararı da temyiz etmiş olup temyiz aşamasının devam ettiği anlaşılmaktadır.

35. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

36. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

uyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

37. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun saptanması durumunda

söz konusu edilen başvuru yolunun etkili ve erişilebilir olma koşullarını

karşılamadığı gerekçesiyle tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. Ancak başvuru

yollarının tüketilmesi koşuluna yönelik istisnaların her başvurunun somut

özellikleri dikkate alınarak değerlendirileceği de açıktır (Sedat Vural, B. No: 2014/5559, 25/4/2014,

§ 22).

38. Başvuru konusu olay bakımından isebaşvurucunun

aracın müsadere edilmesi kararına karşı temyiz itirazları, Yargıtayca

15/1/2014 tarihinde reddedilmiştir. Nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

15/1/2014 tarihli bozma ilamında açıkça şöyle denilmiştir:

"Sanık Eyyüp

Baran'ın müsadereye yönelik temyiz itirazlarının tüm sanıklar A.T., M.C. ve

A.K.'nın ise yerinde görülmeyen diğer itirazlarının

reddine, ancak;

Sanıkların yasadışı yollardan Türkiye'ye giren

ve Yunanistan ülkesine gitmek isteyen 41 göçmeni taşıkları

sırada aracın tekerinin patlaması sebebiyle yakalandıkları olayda eylemin suç

tarihinde yürürlükte olan TCK'nın 79/1-b maddesinde tanımlanan kaçak

göçmenlerin yurt dışına çıkmalarına imkan sağlamaya

teşebbüs suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, hükmedilen cezalardan

TCK'nın 35. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi

[kanuna aykırıdır.]"

39. Bozma ilamı sonrası yapılan yargılama neticesinde de

Mahkeme, bozma ilamına uymuş ve 5237 sayılı Kanun'un 35. maddesinde yer alan

suça teşebbüs nedeniyle indirim yapılmasına ilişkin hükümleri uygulamış, sanık

A.T. hakkında mahkûmiyet hükmü vermiş, diğer sanıklar hakkında ise hükümlerin

açıklanmalarının geri bırakılmasına karar vermiştir. Dolayısıyla Yargıtay 9.

Ceza Dairesinin 15/1/2014 tarihli ilamıyla sanıkların beraat etmeleri

gerektiğine ve başvurucunun müsadereye ilişkin itirazlarının reddedilmiş

olduğu, yargılamanın bozma ilamının konusu olan suça teşebbüs hükümlerinin

uygulanıp uygulanmayacağı ile sınırlı olarak devam ettiği açıkça

anlaşılmaktadır. Kaldı ki sanıklar M.C. ve S.B. yönünden verilen hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararları da 23/6/2014 tarihinde

kesinleşmiştir. Mahkemenin müsadere hükmünü, aracın bütün sanıkların iştirak

ettiği suçta kullanılması nedeniyle verdiği de dikkate alındığında salt sanıklar

A.T. ve A.K. haklarında verilen hükümlerin Yargıtayca

bozulmasının da sonucu değiştirmeyeceği gözetilmelidir.

40. Yukarıda da değinildiği üzere başvuru yollarının tüketilmesi

kuralının katı ve şeklî bir biçimde değerlendirilmemesi gerekmektedir (bkz. §

36). Her ne kadar başvurucu, Yargıtayın müsadere ile

ilgili olmayan kısmi bozma ilamı üzerine Mahkemece yeniden kurulan hüküm

çerçevesinde verilen müsadere kararına karşı bir defa daha temyiz yoluna

başvurmuş ise de Yargıtayın 15/1/2014 tarihli temyiz

isteminin reddine ilişkin ilamının kapsamı ve içeriğine göre bu yolun etkili

olmayıp bireysel başvuru bakımından tüketilmesine gerek bulunmadığı

değerlendirilmiştir. Diğer bir deyişle başvurucu, Mahkemece verilen müsadere

kararını temyiz ederek olağan kanun yollarını tüketmiş olup başvurucunun temyiz

talebi de bireysel başvuru öncesinde reddedilmiş olmakla olağan başvuru

yollarının tüketildiği, kısmi bozma ilamı üzerine müsadereye ilişkin hükmün

aynen tekrar edilmesinden ibaret karara karşı yeniden yapılan temyiz

başvurusunun ise makul bir başarı şansı sunan, tüketilmesi gereken etkili bir

yol olarak görülemeyeceği sonucuna varılmıştır.

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

42. Başvurucu trafik sicilinde kendisi adına kayıtlı aracın

satışı için A.T. ile anlaştıklarını, bir miktar parayı da peşin aldığını ve

aracı teslim ettiğini ancak bu aracın göçmen kaçakçılığı suçunda kullanıldığı

gerekçesiyle kaydına tedbir şerhi konulduğunu ve A.T.nin

bu aracı satın almaktan vazgeçtiğini, ceza yargılaması neticesinde kendisinin beraatine, aracının ise müsaderesine karar verildiğini;

aracın suçta kullanıldığına ilişkin olarak dosya kapsamında yeterli delil

bulunmadığını ve müsadere kararının orantısız olduğunu belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

44. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır (Habibe Kalender ve diğerleri,

B. No: 2013/3845, 1/12/2015, § 38).

45. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyet

hakkına” yönelik bir müdahale olup olmadığını belirlemektir. Sonraki

aşamalarda, varlığı kabul edilen müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığı,

meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile

başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi

gerekir.

a. Mülkün Varlığı

46. Öncelikle başvurucunun başvuruya konu olayda Anayasa ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup

bulunmadığının tartışılması gerekmektedir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 25).

47. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu

hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya

icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

48. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer

alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte trafik siciline tescilli

araç mülkiyetinin Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğine

kuşku yoktur.

49. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile

Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539,

16/5/2013, § 31).

50. Taşınır eşyada mülkiyetin devri için borçlandırıcı işlemin

yapılmasından sonra zilyetliğin naklinin (tasarruf işlemi) gerçekleştirilmesi

gerekir. Bu tasarruf işlemi, doğrudan doğruya eşyanın veya aracın teslimi yahut

eşyanın alıcının fiili hâkimiyetine girmesi ile gerçekleşir. Taşınır eşya olan

motorlu araçların devri, taşıdıkları önem ve risk nedeniyle hukuk düzeni

tarafından diğer taşınır eşyanın tabi olduğu mülkiyetin devir şeklinden farklı

olarak daha sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur (Osman Bayrak, B. No: 2013/3803, 25/2/2015, §§ 41, 42).

51. 2918 sayılı Kanun'un 20. maddesinin birinci fıkrasının (d)

bendine göre "Tescil edilmiş araçların

her çeşit satış ve devirleri .... araç sahibi adına

düzenlenmiş tescil belgesi. esas alınarak noterlerce

yapılır..."

52. Trafik sicili, devlet eliyle resen tutulan, motorlu

araçların teknik ve fiziki özellikleri ile üzerlerinde yer alan başta mülkiyet

hakkı olmak üzere hakları ve kısıtlamaları gösteren resmî bir kayıt sistemidir

(Osman Bayrak, § 44).

53. 4721 sayılı Kanun'un 7. maddesi şöyledir:

"Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri

olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.

Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı,

kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, herhangi bir şekle bağlı

değildir."

54. Trafik sicili, 4721 sayılı Kanun'un 7. maddesinde belirtilen

resmî sicillerden sayılırken bu sicile dayanarak oluşturulan araç tescil

belgeleri de (ruhsatname) aynı madde gereği resmî senetlerden sayılır.

Dolayısıyla belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluştururlar. Trafik

sicili, içerdiği hususların doğruluğuna ilişkin karine teşkil eder. Trafik

siciline tescilli araçlarda noterde yapılan satış veya devir işleminin

sonrasında aracın zilyetliği alıcıya devredildiğinde aracın mülkiyeti de geçmiş

olacaktır (Osman Bayrak, §§ 46,

47).

55. 2918 sayılı Kanun'un 20. maddesine göre henüz tescili

yapılmamış motorlu araçların mülkiyet devirlerinin ise genel olarak taşınır

mülkiyetinin devrine ilişkin esaslardan ayrılmadığı söylenebilir. Diğer bir

deyişle mülkiyeti devretmeyi amaçlayan sözleşmenin yapılmasından sonra

mülkiyeti devir amacıyla zilyetliğin naklinin gerçekleşmesi ile motorlu aracın

mülkiyeti alıcıya geçmiş olacaktır. Alıcı, aracın trafik siciline tescilinden

önce usulüne uygun olarak yapılan sözleşmeyi takiben araç üzerindeki

zilyetliğin kendisine devredilmesi ile araca malik olmuştur. Bu yönüyle trafik

sicilindeki tescil kurucu değil açıklayıcı niteliktedir (Osman Bayrak, § 48).

56. Başvurucunun ihlal iddiasına konu araç, trafik sicilinde

başvurucu adına tescillidir. Dolayısıyla bu trafik sicil kayıtları, 4721 sayılı

Kanun'un 7. maddesi ile 2918 sayılı Kanun'un 20. maddesi hükümleri uyarınca

aracın mülkiyetinin başvurucuya ait olduğuna ilişkin karine oluşturmaktadır.

Ancak başvurucu ceza soruşturması sırasında verdiği ifadesinde, bu aracı 29.000

TL bedelle A.T.ye noter satışı olmadan ve yazılı bir sözleşme de yapılmadan

satarak devrettiğini beyan etmiş, kovuşturma sırasında da bu ifadesini

yinelemiş, "Araç üzerime kayıtlı olduğu

için aracı karakoldan almaya gitmiştim." şeklinde beyanda bulunmuştur. A.T. de soruşturma

ve kovuşturma sırasında verdiği tutarlı ifadeleriyle bu aracı başvurucudan

sözlü anlaşma ile satın aldığını, borcunu tamamen ödemediği için devrini henüz

almadığını, bu aracı yolcu taşımacılığı işinde kullandığını ve aracın şoförü

olarak da S.B.yi

görevlendirdiğini beyan etmiştir. Araç sürücüsü S.B. ise başvurucunun akrabası

olduğunu, başvurucu adına kayıtlı aracın iki buçuk ay önce A.T. tarafından

satın alındığını ve bu minibüsle yolcu taşımacılığı yaptığını, kendisinin de

aracın şoförü olduğunu ifade etmiştir. Bütün bu beyan ve ifadelerden trafik

sicilinde başvurucu adına kayıtlı olmakla birlikte söz konusu aracın ceza

soruşturmasına konu olaydan yaklaşık iki buçuk ay kadar önce başvurucu

tarafından A.T.ye satıldığı, A.T.nin bu aracı yolcu

taşımacılığı işinde kullandığı ve araç şoförü olarak da başvurucunun akrabası S.B.yi görevlendirdiği

anlaşılmaktadır.

57. Buna göre başvuru konusu olayda göçmen kaçakçılığı suçunda

kullanıldığı gerekçesiyle müsaderesine karar verilen minibüs, trafik sicilinde

başvurucu adına tescilli olup olay tarihinden önce başvurucu tarafından bir

başka kişiye satılmakla birlikte bu aracın ceza davasına konu olaydan önce

yasada öngörülen noterde satış yöntemi kullanılmadan (haricen) sözlü bir

anlaşma ile satıldığı anlaşılmaktadır. Ancak Yargıtay içtihatlarına göre

taraflar arasındaki haricî satış sözleşmesi 2918 sayılı Kanun'un 20. maddesinin

(d) bendi gereğince resmî şekilde düzenlenmediği için geçersizdir. Nitekim

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27/9/2012 tarihli ve E.2012/15477, K.2012/20101

sayılı ilamı şöyledir:

"...Ancak, taraflar arasındaki harici

satış sözleşmesi 2918 sayılı Yasa'nın 20/d maddesi gereğince resmi şekilde

düzenlenmediği için geçersizdir. Geçersiz sözleşme mutlak butlanla malul olup,

tarafları bağlamaz. Bu sözleşmeye göre, taraflar sebepsiz zenginleşme

hükümlerine göre ancak aldıklarını iade etmek koşuluyla karşı tarafa

verdiklerini isteyebilirler..."

58. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6/5/2015 tarihli ve

E.2013/4-2288, K.2015/1319 sayılı ilamı da şöyledir:

"... 2918 sayılı Kanun’un 20/d maddesine

göre tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri araç sahibi adına

düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler

tarafından yapılacaktır. Kanun emredici şekilde noterler tarafından yapılmayan

her çeşit satış ve devirleri geçersiz saymıştır. Bu husus kamu düzeni ile

ilgili olduğundan mahkemelerce kendiliğinden (resen) gözönünde

bulundurulacaktır."

59. Somut olayda trafik sicilinde başvurucu adına kayıtlı araç,

yasanın öngördüğü resmî bir şekilde satılmamış olduğundan bu aracın satışına

ilişkin olarak yapılan haricî satış sözleşmesi hukuken geçersiz olup bu nedenle

aracın mülkiyeti de anılan mevzuat hükümlerine göre henüz satın alan kişiye

geçmemiştir.

60. Haricî satış sözleşmesi hukuken geçerli olmadığından trafik

tescil kaydında gözüken malikin, bu aracın trafikte yol açtığı hasarlardan,

vergi ile ilgilii veya idari iş ve işlemler

bakımından -belirli koşullar dâhilinde- üçüncü kişilere ve devlete karşı

sorumluluğu devam etmektedir. Öte yandan 2918 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre

karine olarak araç sahibi veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı

sıfatıyla görülen sicil kaydındaki kişi, işleten olmakla birlikte aracı uzun

süreli kiraladığı ispat edilen kiracı, ariyet alan veya rehin alan kişinin de

işleten olduğu kabul edilmelidir. Kanun bunların yanında bir kriter daha

koymuş, sicil kaydında işleten olarak görülen tarafından başka bir kişinin

aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç

üzerinde fiilî tasarrufu bulunduğu ispat edilirse bu kimsenin de işleten

sayılacağını kabul etmiştir. Dolayısıyla somut olay bakımından aracın trafik

sicilinde kayıtlı maliki olan başvurucunun -resmî şekilde sözleşme yapılmamış

olduğundan- aracın mülkiyetini henüz devretmemiş olduğu, aracı haricen satın

alan kişinin ise anılan mevzuat hükümlerine göre "işleten" olarak

kabul edildiği anlaşılmaktadır.

61. Bu durumda başvuru konusu olayda, müsaderesine karar verilen

minibüsün trafik sicilinde başvurucu adına kayıtlı olduğu, başvurucu ceza

davasına konu olaydan önce bu aracı satmış ise de satış sözleşmesinin resmî

şekilde yapılmadığından sözleşmenin geçersiz olduğu, bu nedenle 2918 sayılı

Kanun'un 20. maddesinin (d) bendi uyarınca aracın mülkiyetinin henüz satın

alana geçmemiş olduğu, sözleşmenin hukuken geçersiz olması nedeniyle

başvurucunun devlete ve üçüncü kişilere karşı sorumluluğunun devam ettiği ve

ilgili mevzuat çerçevesinde bu geçersiz sözleşme nedeniyle sözleşmenin

taraflarının aldıklarını geri vermekle yükümlü oldukları dikkate alındığında

söz konusu araç üzerinde başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında

korunması gereken bir menfaatinin mevcut olduğu kanaatine varılmıştır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

62. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye

ek (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk

cümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş

manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise

kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere

ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına

almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri,

B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 46).

63. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.

maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken Sözleşme’ye Ek (1)No.lu protokolün birinci maddesinin

ikinci fıkrası, devletlere mülkiyeti kamu yararı amacıyla düzenleme, vergiler

ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf devletlerin genel yarara

uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine sahip olduğunu kabul

etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta

devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi

vermektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri,

§ 47).

64. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ikinci ve

üçüncü kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen

birinci kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle kuralların genel

nitelikli birinci kural çerçevesinde anlaşılması gerekmektedir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 8793/79, 21/2/1986, § 37).

65. AİHM'in idari bir işlem veya ceza

yargılaması neticesine bağlı olup olmadığına bakılmaksızın bir yaptırım olarak

mülkiyetin kamuya geçirilmesi sonucuna yol açan müdahalelere ilişkin genel

yaklaşımı bu yaptırımın -mülkten yoksun bırakmayı içerse dahi- Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci

paragrafı kapsamında "mülkiyetin kullanımının kontrolü" olarak

değerlendirilmesi gerektiği yönündedir (kabahatlerle ilgili olarak bkz. Milosavljev/Sırbistan,

B. No: 15112/07, 12/6/2012, § 53; Microintelect Ood/Bulgaristan, B. No: 34129/03, 4/3/2014, §§

35, 37; suçlarla ilgili olarak bkz. Frizen/Rusya, B. No: 52824/00, 24/3/2005, § 31; Veits/Estonya, B. No: 12951/11, 15/1/2015, §

70; AGOSI/Birleşik Krallık, B.

No: 9118/80, 24/1/1986, § 51).

66. Başvurucunun "minibüsünün" müsadere edilmesi, bu

mülkün başvurucunun elinden alınmasına yol açmış ise de bu yoksun bırakma

işlemi, mülkün bir suçta kullanıldığı gerekçesine dayalı olarak mülkiyetin kamu

yararına kullanılmasının kontrolü amacıyla yapılmaktadır. Bu nedenle

başvurucunun mülkiyetinde bulunan "minibüsün" müsadere edilmesinin

Anayasa’nın 35. maddesi anlamında sahip olunan mülkiyet hakkına müdahale

oluşturduğu açık olup başvurunun, mülkiyetin kullanımının kontrolüne ilişkin

üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

67. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan ve

yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete, mülkiyetin kullanımı veya

mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi

vermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülük ilkelerinin

gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Buna göre mülkiyet

hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararı amacıyla ve kanunla

kullanılmalıdır (Orhan Yüksel, B.

No: 2013/604, 10/12/2015, §§ 57, 58).

c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

1. Kanunilik

68. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınırken Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen

koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini

öngörmektedir. AİHM, yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği

geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla

geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,

2/8/1984, §§ 66, 68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla

yapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha geniş bir

koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

69. Müsadere, 5237 sayılı Kanun'un "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünde

düzenlenmiştir. Bu Kanun'un 54. maddesinde "eşya müsaderesi" ve 55.

maddesinde ise "kazanç müsaderesi" hüküm altına alınmıştır. 54.

maddenin gerekçesinde müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesini sonuçlayan bir yaptırım olarak tanımlanmış ve müsaderenin

hukuki niteliğinin bir güvenlik tedbiri olduğunun kabul edildiği belirtilerek

müsadereye hükmedilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte bu

suçtan dolayı bir kimsenin cezaya mahkûm edilmesinin gerekmediği açıklanmıştır.

70. Mahkeme tarafından başvurucunun adına trafik sicilinde

kayıtlı "minibüsün", başvurucunun bu aracı haricen sattığı aracı

"işleten" sıfatıyla A.T. ve başvurucunun akrabası olup araç sürücüsü

S.B. tarafından "göçmen kaçakçılığı" suçunda kullanıldığı

gerekçesiyle 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesi uyarınca müsaderesine karar

verilmiştir. Her ne kadar kararda anılan maddenin hangi fıkrasına göre müsadere

kararı verildiği belirtilmemekteyse de bu aracın suçta nakil vasıtası olarak

kullanıldığı gerekçesiyle müsadere edildiği kararda açık olarak yazılı olup bu

nedenle söz konusu aracın 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre müsadere edildiği açıktır. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin "kanunlar tarafından öngörülme" ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

2. Meşru Amaç

71. Müsadere ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan

veya suçtan meydana gelen eşyanın, mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde

bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi

suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve

çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır.

Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin

önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve dolaşımının

engellenmesi hedeflenmektedir.

72. “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”ne ek olarak

hazırlanan ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde 12/12/2000-13/12/2000

tarihlerinde Palermo’da düzenlenen konferansta kabul edilen“Kara,

Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol”; 30/1/2003 tarihli

ve 4803 sayılı Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen

Kaçakçılığına Karşı Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile

iç hukukumuza dâhil edilmiştir.

73. Bu Protokol ile göçmenlere insanca muamele yapılmasının ve

haklarının bütünüyle korunmasının sağlanması amaçlanmış ve göçmen

kaçakçılığının devletlere büyük zararlar verdiği gibi göçmenlerin hayatlarını

ve güvenliklerini tehlikeye atabileceğinden endişe edildiği vurgulanmıştır.

Anılan Protokol'ün 6. maddesinde, Sözleşme'ye taraf

devletlere, bu Protokol'de tanımı yapılan göçmen kaçakçılığı eylemini suç

hâline getirmek yükümlülüğü getirilmiştir. Yine aynı Protokol'ün 11. maddesinde

de taraf her devletin, ticari nakliyeciler tarafından işletilen ulaşım

araçlarının göçmen kaçakçılığı suçunun işlenmesinde kullanılmasını önlemek için

yasal ve diğer uygun önlemleri mümkün olduğu ölçüde alması hususu düzenlenmiştir.

Nitekim 5237 sayılı Kanun'un 79. maddesinde göçmen kaçakçılığı eylemi suç

olarak düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de maddi menfaat sağlamak üzere

genellikle suç örgütleri marifetiyle göçmenlerin başka ülkelere kaçırılmakta

olduğu, yasal olmayan yollarla ülkeye sokulduğu ve bu örgütlerin eline düşen

çaresiz insanların büyük ve bazen yaşam ve beden bütünlükleri bakımından

onarılamayan zararlara uğrayabildikleri açıklanmıştır.

74. Somut olay bakımından da göçmen kaçakçılığı suçunda

kullanılan bir kara taşıtı olan minibüsün müsadere edilmesinin gerek

uluslararası sözleşmeler gerekse de ulusal mevzuat çerçevesinde yasaklanan

göçmen kaçakçılığının önüne geçilmesi meşru amacını taşıdığı ve bunun ise kamu

yararına olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

3. Ölçülülük

75. Son olarak başvuruya konu maden ocağı tesislerinin müsadere

edilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale nedeniyle bireyin

menfaatleri ile kamunun yararı arasında gereken adil dengenin bozulup

bozulmadığı değerlendirilmelidir.

i. Genel İlkeler

76. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları

ancak kanunun öngördüğü usullerle ve kamu yararı gereği sınırlandırılabilir.

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet

haklarının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile

bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.

77. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

78. AİHM de mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu denetlerken yapılan müdahalenin

kamu yararını ya da genel yararı amaçlamasının yanı sıra toplumun genel yararı

ile birey haklarının korunması arasında adil bir dengenin de gözetilmesi

gerektiğini vurgulamaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75; 72/52/75,

23/9/1982, § 69; James ve diğerleri/Birleşik

Krallık, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96, 25/3/1999, §

48; Lithgow ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81,

9265/81; 9266/81; 9313/81; 9405/81, 8/7/1986 §§ 120, 121).

79. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, bireyin çıkarları ile

kamunun genel yararı arasında bulunması gereken adil dengeyi bozmaması

gerekmektedir. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken mahkeme, bir taraftan

ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin niteliği,

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde

bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Lavrechov/Çek Cumhuriyeti, B. No: 57404/08,

20/6/2013, § 44).

80. 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmaması koşuluyla kasıtlı bir suçun

işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan

meydana gelen eşyanın müsadere edilebileceği belirtilmiş; ayrıca kamu

güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda

suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın da müsadere edileceği

hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında belirli

koşullarda eşya değerinin müsadere edilebilmesi olanaklı kılınmış, (3) numaralı

fıkrasında ise bir ölçülülük kriteri getirilerek suçta kullanılan eşyanın

müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı, bu

nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında müsadere kararı

verilmeyebileceği yönünde bir güvence sağlanmıştır. Bu maddenin (4) numaralı

fıkrasında ise üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı

suç oluşturan eşyanın müsadere edileceği belirtilmiştir. Maddenin (5) numaralı

fıkrasında, kısmi müsadere ve (6) numaralı fıkrasında ise payın müsaderesi

düzenlenmiştir.

81. Görüldüğü üzere Türk hukuk sisteminde de müsadereye ilişkin

olarak karşılaştırmalı hukuktaki uygulama ve düzenlemelere benzer bazı güvence

ölçütleri bulunmaktadır. Buna göre kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan

veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyaların iyi

niyetli üçüncü kişilere ait olması durumunda müsadere edilemeyeceği, belirli

durumlarda eşya değerinin müsadere edilebileceği, ölçülü olmaması durumunda suçta

kullanılan eşyaların müsadere edilmeyebileceği, eşyanın tamamı yerine kısmen

veya ilgili payının müsaderesine karar verilebileceği yönündeki söz konusu

hükümler, mülkiyet hakkından yoksun bırakmaya yol açan müsaderenin bireylere

aşırı bir külfet yüklememek ve bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında

bulunması gereken adil dengenin bozulmasını önlemek amacıyla getirilmiş

düzenlemelerdir.

82. AİHM, müsaderenin bir suç isnadına bağlı olarak uygulandığı

durumlarda yöntemince yapılan ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde

davanın mahkûmiyet ile sonuçlanması gerekmekle birlikte (Phillips/Birleşik Krallık, B. No: 41087/98, 5/7/2001 § 52, 54)mülkün

yasa dışı olarak ele geçirildiği (Riela ve

diğerleri/İtalya, B. No: 52439/99, 4/9/2001; Arcuri ve diğerleri/İtalya, B. No: 52024/99, 5/7/2001) ya da yasa

dışı aktivitelerde kullanıldığı (Butler/Birleşik

Krallık, B. No: 41661/98, 27/6/2002) durumlarda mahkûmiyetten

bağımsız olarak da müsadere kararı verilebileceğini ifade etmektedir.

83. AİHM'e göre Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kural olarak usule ilişkin güvenceleri

içermemekle beraber kişilere, keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet

hakkına müdahale teşkil eden bu önlemlerin yasa dışı veya keyfî ya da makul

olmayan şekilde uygulandığına ilişkin sav ve itirazlarını yetkili makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini

kapsamaktadır (AGOSİ/Birleşik Krallık,

B. No: 9118/80, 24/1/1986, § 60; Saccocia/Avusturya,

B. No: 69917/01, 18/12/2008, § 89; Microintelect Ood/Bulgaristan,

§ 48; Ünsped Paket Servisi/Bulgaristan, B. No:

3503/08, 13/1/2015, § 38).

84. Müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yoluyla mülkiyet

hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengeyi bozmaması için, öncelikle suça veya kabahate konu

eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında bir illiyet bağının

olması gerekmektedir. Ayrıca "iyi niyetli" eşya malikine müsadere

edilen veya mülkiyeti kamuya geçirilen eşyaları -

tehlikeli olmamaları kaydıyla - geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi

niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044,

17/12/2015, §§ 31, 80).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

85. Başvurucu, hakkında beraatine

hükmedilmesine rağmen aracının müsaderesine karar verilmesinin mülkiyet hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

86. Somut olayda S.B., içinde yolcular da bulunan 21 DP 724

plaka sayılı trafik sicilinde başvurucu adına kayıtlı minibüsü kullanmakta iken

8/5/2009 tarihinde Elazığ ili Sivrice ilçesinde kaza yapmış; olayın

soruşturulması üzerine bu minibüsle Afganistan, Pakistan ve Burma uyruklu 41

göçmenin yasa dışı olarak taşınmakta olduğu tespit edilerek araç sürücüsü S.B.,

aracın trafik sicilinde kayıtlı sahibi başvurucu ve olay öncesinde başvurucudan

bu aracı devralan A.T. ile diğer sanıklar hakkında "göçmen

kaçakçılığı" suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

Yapılan yargılama neticesinde Mahkeme 8/12/2011 tarihli kararı ile başvurucunun

beraatine ancak sanıklar M.C., S.B., A.K. ve A.T.nin "göçmen kaçakçılığı" suçundan her biri

için ayrı ayrı 4 yıl hapis ve 30.000 TL adli para cezası ile

cezalandırılmalarına, suçta kullanıldığı gerekçesiyle de başvurucu adına

kayıtlı 21 DP 724 plakalı minibüsün 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1)

numaralı fıkrası uyarınca müsadere edilmesine karar vermiştir.

87. Sosyal bir olgu olan uluslararası göçün kontrol altında

tutulması ve bu kapsamda göçmenlerin hayatlarını ve güvenliklerini korumak

amacıyla yasa dışı göçün ve göçmen kaçakçılığının önlenmesi amacıyla suç olarak

nitelendirilen bu eylem çerçevesinde suçta kullanılan nakil vasıtalarının

müsadere edilmesi öngörülebilir. Bu amaçla uygulanan müsadere yaptırımının

ölçülü olabilmesi için Anayasa'nın 35. maddesi ile Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen güvencelerin sağlanmış olması

gerekmektedir. Bu güvenceler kapsamında öncelikle başvurucuya, müsaderenin

kanuna aykırı olarak veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına

ilişkin itirazlarını ve savunmalarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde

ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı değerlendirilmelidir.

88. Başvurucu, Sivrice Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülen ceza soruşturmasının ve Sivrice Asliye Ceza Mahkemesinde (sonrasında

da bu Mahkemenin kapatılmasıyla devredilen Elazığ 3.

Asliye Ceza Mahkemesinde) görülen kamu davasının önce "şüpheli" sonra

da "sanık" ve "mal sahibi" sıfatlarıyla tarafı olmuş; gerek

soruşturma ve gerekse de kovuşturma sırasında ifadesi alınarak sorgusu

yapılmıştır. Başvurucu bu davada kendisini yazılı ve sözlü olarak savunma yapma

olanağı bulmuş, duruşmalara da katılabilmiştir. Başvurucunun müsadereye ilişkin

itirazlarını da değerlendiren Mahkeme 8/12/2001 tarihli kararı ile başvurucunun

beraatine karar vermekle birlikte diğer sanıklar

tarafından suçta kullanıldığı ve suç tarihinde aracı sanık A.T.ye haricen

sattığını söylediği için tescil maliki olan başvurucunun iyi niyetli kabul

edilemeyeceği gerekçesiyle ihlal iddiasına konu aracın müsadere edilmesine

karar vermiştir. Başvurucunun müsadere hükmüne ilişkin temyiz talebi de

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 15/1/2014 tarihli ilamıyla bu gerekçeye atıfta

bulunularak reddedilmiştir.

89. Bu durumda başvurucu, müsaderenin keyfî olduğu ve adil

olmadığına yönelik iddialarını ve itirazlarını, yargısal merciler önünde

açıklıkla ortaya koyabilmiş; başvurucunun iddia ve itirazları Derece

Mahkemelerince incelenmiştir. Dolayısıyla başvurucuya müsadereye ilişkin

itirazlarını ve savunmalarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme

olanağının tanındığı görülmektedir.

90. Müsadere yoluyla mülkiyetten yoksun bırakmanın haklı

görülebilmesi için Anayasa'nın 35. maddesi ile Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen güvencelerin sağlanmış olması

yanında kamunun yararı ile bireyin menfaatleri arasında adil bir dengenin

kurulmuş olması da gerekmektedir. Mülkün yasa dışı olarak kullanıldığı

gerekçesiyle müsadere edildiği durumlarda kamunun yararı ile bireyin

menfaatleri arasında olması gereken adil dengenin dayandığı pek çok etken

bulunmaktadır. Bu etkenlerden biri de mülk sahibinin davranışlarıdır. Buna göre

malikin müsadereye yol açan olay bakımından kusur derecesi, gösterdiği özen ve

malikin davranışı ile kanuna aykırılık arasındaki ilişki dikkate alınması

gereken koşullar arasında yer almaktadır (AGOSİ/Birleşik

Krallık, §§ 54, 55; Waldemar Nowakowski/Polonya, B. No: 55167/11, 24/7/2012,

§§ 47, 50).

91. Müsadere ile temel olarak mülkün suç için kullanılmasının

önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Başvuru konusu olayda da başvurucunun aracı,

somut olayda "göçmen kaçakçılığı" suçu kapsamında göçmenlerin yasa

dışı olarak taşınmasında yani "suç için nakil vasıtası" olarak

kullanıldığı gerekçesiyle müsadere edilmiştir. Mahkeme, atılı "göçmen

kaçakçılığı" suçunu işlediğine ilişkin yeterli delil bulunmadığından

başvurucunun beraatine karar vermiştir. Dolayısıyla

başvurucu ile müsadere kararının ilgili olduğu suç arasında doğrudan bir

illiyet bağı olmadığı belirlenmiştir. Ancak araç trafik sicilinde başvurucu

adına kayıtlı olmakla birlikte bizzat başvurucunun beyanına göre bu suçun

işlenmesinden birkaç ay önce haricen bir başka kişiye satılmıştır. Yukarıda da

değinildiği üzere Yargıtay içtihatlarına göre yasanın öngördüğü şekilde resmî

sözleşme yapılmadığı için bu haricî satış sözleşmesi geçerli değildir (bkz. §

55). Bununla birlikte aracı haricen satın alan A.T., bu aracı kendi hesabına ve

tehlikesi kendisine ait olmak üzere işletip araç üzerinde fiilî tasarrufta

bulunduğundan 2918 sayılı Kanun'un 3. maddesine göre "işleten" sıfatını

haizdir. Mahkeme, aracı işleten A.T. ile araç sürücüsü S.B. hakkında ise

"göçmen kaçakçılığına teşebbüs" suçunu işledikleri gerekçesiyle

mahkûmiyete karar vermiştir.

92. Buna göre başvurucu, aracını herhangi bir suç için bizzat

kullanmış değilse de bu aracını haricen bir başka kişiye satarak rızasıyla bu

kişiye teslim etmiş; böylelikle söz konusu aracın kullanımı ve işletilmesine

ilişkin tasarrufu aracı devrettiği kişiye bırakmıştır. Anayasa'nın 35.

maddesinin üçüncü fıkrasında, mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı olarak

kullanılamayacağı açık olarak hüküm altına alınmıştır. Ayrıca aracın satışına

ilişkin parasal edimin yerine getirilmediği gerekçesiyle yasanın öngördüğü

resmî şekilde satış sözleşmesi yapmayan başvurucu, kimi durumlarda bu aracın işletilmesi

ve kullanılması nedeniyle doğan sonuçlara da katlanmak durumunda kalabileceğini

öngörmelidir. Diğer bir deyişle trafik sicilinde kayıtlı aracını yasanın

öngördüğü resmî şekilde sözleşme yapmak suretiyle devretmeyen başvurucunun, bu

aracın suçta kullanılması nedeniyle müsaderesine yol açan olay bakımından

aracın bir suçta kullanılmaması için en azından üzerine düşen özen

yükümlülüğünü yerine getirmediği söylenebilir. Nitekim Mahkeme, bu aracın

işleteni ve araç sürücüsü hakkında "göçmen kaçakçılığı" suçundan

mahkûmiyet hükmü vermiş ve aracın da bu suçta kullanıldığını tespit ederek

müsaderesine karar vermiştir.

93. Öte yandan başvurucunun geçersiz satış sözleşmesi nedeniyle

borçlar hukuku kuralları çerçevesinde aracı haricen sattığı kişiye karşı genel

hükümlere göre dava açabilme olanağı da bulunmaktadır.

94. Sonuç olarak trafik sicilinde adına kayıtlı aracın göçmen

kaçakçılığı suçunda kullanıldığı gerekçesiyle müsadere edilmesi nedeniyle

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale bakımından müdahalenin yasal

olup "göçmen kaçakçılığının önlenmesi" yönündeki meşru amacının da

mevcut olduğu, başvurucuya müsadereye ilişkin itirazlarını ve savunmalarını

sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının

tanındığı, geçersiz satış sözleşmesiyle aracı işleten sıfatıyla bir başka

kişiye teslim eden başvurucunun müsadereye yol açan olaydaki kusur derecesi ile

özen durumu dikkate alındığında ve ayrıca başvurucunun geçersiz satış

sözleşmesi nedeniyle borçlar hukuku kuralları çerçevesinde aracı haricen

sattığı kişiye karşı genel hükümlere göre dava açabilme olanağı da bulunduğu

değerlendirildiğinde müdahalenin başvurucuyu kişisel ve aşırı bir yük altına

sokmadığı, müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen külfetin orantılı olduğu

sonucuna varılmıştır.

95. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Eyyüp BARAN

Vekili

:

Av. Hülya

ECER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/8060, 29 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  12. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Gökcan
  15. Ecer
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/8060
Tarih
29 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Aydın Davut Başvurusu (B. No: 2014/5641)
  • Özgür Murat Engin Başvurusu (B. No: 2014/7806)
  • Hatice Avcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/9788)
  • Fikret Aslan Başvurusu (B. No: 2014/20483)
  • C. K. Başvurusu (B. No: 2014/1920)
  • Abdulkadir Önen Başvurusu (B. No: 2014/16212)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.