İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hatice Avcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/9788)

1. Başvuru; tapu iptali ve tescil davasında kesin hüküm

Başvuru No2014/9788Tarih22 Eylül 2016Okuma30 dk · 6.092 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hatice Avcı Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
22 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/9788
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.092 kelime·30 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tapu iptali ve tescil davasında kesin hüküm

itirazının dikkate alınmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın

uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, dava sonunda tapulu

taşınmazın yitirilmiş olmasıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/6/2014 tarihinde Erdemli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 17/5/2016 tarihinde

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı 18/5/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesine herhangi bir görüş

sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Mersin ili Erdemli ilçesi Tırtar

Mahallesi Azılıköy mevkiinde kain 922 parsel sayılı

taşınmaz 1982 ile 1985 yılları arasında yapılan kadastro çalışmaları sonucunda

17/5/1985 tarihinde Hazine adına tespit görmüştür. Mehmet Dağlı süresi içinde

karara itiraz etmiştir.

8. İtiraz üzerine Tapulama Komisyonunun 22/12/1989 tarihli ve

922/24546 sayılı kararı ile Maliye Hazinesi adına yapılan tespit iptal edilmiş,

taşınmaz Mehmet Dağlı adına tespit edilerek tapu siciline tescil edilmesine

karar verilmiştir. Kararın kanunda öngörülen süre içinde verilmeme sebebi

işlerin yoğun olması ve kanun değişikliği ile gerekçelendirilmiştir.

9. Askı süresi içinde herhangi bir itiraz olmaması nedeniyle

karar 5/3/1990 tarihinde kesinleşmiş ve Mehmet Dağlı adına tapuya tescil

edilmiştir.

10. Mehmet Dağlı 15/7/1990 tarihinde vefat etmiştir. Mirasçı

olarak geride başvurucular kalmıştır.

11.Maliye Bakanlığı 25/7/1991 tarihli dava dilekçesiyle nizalı yerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan

yer olduğunu, zilyetlikle kazanılamayacağını belirterek Erdemli Asliye Hukuk

Mahkemesi nezdinde tapu iptali ve tescili davası açmıştır. Dava dilekçesinde

davalı olarak muris gösterilmiştir.

12. Duruşmaya gelen başvuruculardan Zülfü Dağlı ile keşif

yerinde hazır bulunan diğer mirasçılar dava konusu yerin kazandırıcı zamanaşımı

zilyetliği ile mülk edinmeye elverişli yerlerden olduğunu, söz konusu

taşınmazın üçüncü bir gerçek kişi tarafından daha önceki yıllarda ifa edilen

bir edim karşılığında murise devredildiğini belirterek davanın reddini

istemişlerdir.

13. Keşif sonucunda bilirkişi raporu Mahkemeye sunulmuş,

25/12/1991 tarihli bilirkişi raporunda söz konusu taşınmazın 40-50 yıldan bu

yana ziraat yapılan bir yer olduğu belirtilmiştir. Ayrıca keşif sırasında söz

konusu yerde mukim kişilerin tanıklıklarına başvurulmuştur. Mahkeme 26/12/1991

tarihli ve E.1991/304, K.1991/500 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın

gerekçesi şöyledir:

"...Dava konusu yere ait Kadastro tutanak

ve eklerinin celp ve tetkikinden, dava konusu yerin kadastro tespitinin 766

sayılı Kanun hükümlerine göre kayıt miktar fazlası olarak Hazine adına

yapıldığı, itiraz üzerine Komisyonca sonradan yürürlüğü giren 3402 sayılı yasa

hükümleri gereği davalıya verildiği ve davalı adına bu şekilde tapu

oluşturulduğu anlaşılmıştır.

Keşif sırasında toplanıp değerlendirilen

deliller ile tüm dosya kapsamında göre, dava konusu yer kazandırıcı zamanaşımı

zilyetliği ile mülk edinilmeye elverişli yerlerden olup, bu yer üzerinde

kadastro tespit tarihi itibari ile davalı ve satıcısı ile satıcısının murisi

yararına 3402 sayılı yasanın 14. maddesindeki koşullar oluşmuştur. Kaldı ki,

davalı dava tarihinden önce ölmüş olup ölü kişi aleyhine dava açılamaz.

O halde davanın reddi gerekir.

..."

14. Bu karar aradan yaklaşık on sekiz sene sonra tebligata

çıkmış ve 20/2/2009 tarihinde davacıya tebliğ edilmiştir. 24/2/2009 tarihinde

temyiz defterine temyiz dilekçesi kaydolmuştur. Temyiz dilekçesinde davacı

idare esasa yönelik itirazlarda bulunmuş, Yargıtayın

temyiz incelemesinde resen nazara alacağı sair sebepler muvacehesinde kararın

bozulması istenmiştir.

15. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 13/5/2009 tarihli ve E.2009/4824,

K.2009/5637 sayılı kararla hükmü onamıştır. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"...

Mahkemece, davalı lehine zilyetlikle mülk

edinme koşullarının oluşmuş olduğu, ayrıca dava tarihinden önce vefat ettiği,

ölü kişi hakkında dava açılamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine kararverilmiştir.

Karar, davacı Hazine vekili tarafından

süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...

raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

-KARAR-

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün

dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik

bulunmamasına ve özellikle, 4.5.1978 tarih 4/5 Sayılı İçtihatları Birleştirme

Kararı uyarınca ölü kişi aleyhine dava açılamayacağı gözetilmek suretiyle, dava

tarihinden önce ölmüş olduğu belirlenen davalı hakkında açılan davanın

reddedilmiş olması doğru olduğuna göre; davacı Hazinenin temyiz itirazı yerinde

değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ...[karar

verildi]"

16. Karar düzeltme istemi olmadığı için Mahkemenin 26/12/1991

tarihli ve E.1991/304, K.1991/500 sayılı kararı bu şekilde kesinleşmiştir.

17. Maliye Hazinesi 26/6/2009 tarihli dilekçeyle Erdemli 2.

Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde, aynı sebeple bu sefer murisin mirasçıları olan

başvurucular davalı olarak gösterilmek suretiyle tapu iptali ve tescil davası

açmıştır. Dilekçede dava tarihinden önce murisin ölmüş olması nedeniyle davanın

reddedildiği belirtilmiştir. Sonuçta davacı; tapunun iptali ile nizalı yerin Hazine adına tapuya kayıt ve tescilini,

başvurucuların bu yere vaki haksız müdahalelerin önlenmesini talep etmiştir.

18. Mahkeme 29/6/2009 tarihinde dava konusu taşınmazın tapu

kaydının ve kadastro tespit tutanaklarının istenmesine, 1991/304 esas sayılı

dosyanın dosya arasına alınmasına, dava konusu taşınmazın krokisinin

istenmesine, dava konusu taşınmazla ilgili mahalli bilirkişi listesinin

istenmesine tensiben karar vermiştir.

19. 21/10/2009 tarihinde yapılan duruşma sonucunda keşif

yapılmasına, keşfe refakate fen, ziraat ve orman bilirkişilerinin alınmasına

karar verilmiştir. 7/11/2009 tarihli bilirkişi raporuna göre taşınmaz üzerinde

limon, yenidünya ve zeytin ağaçları dikilmiş ve ayrıca tek katlı betonarme ev

inşa edilmiştir. Orman ve fen bilirkişisinin 6/11/2009 tarihinde hazırladığı

raporda söz konusu 922 sayılı parselin orman vasfı niteliğinde olmadığı

belirtilmiştir. Ziraat bilirkişisinin 7/11/2009 tarihinde hazırladığı raporda

taşınmaz parselin yüzölçümü "limon bahçesi" niteliği ile 4.304 m2 olduğu, incelenen ve 1961 tarihli en eski

memleket haritasına göre taşınmazın "çalılık" simgesi ile makilik,

1969 tarihli hava fotoğraflarına göre ise sıra hâlinde "çalılık" olan

tarla olarak görüldüğü, arazinin imar-ihyasının taşları temizlemek ve taşınmazdaki

toprağı çıkararak yüzeye sermek suretiyle tamamlanmış olduğu ancak limon

ağaçlarının 30-35 yaşlarında olduğu, zilyetlik süresinin iktisap için yeterli

olmadığı, bu yüzden devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden

olduğu kanaati ile rapor sunulmuştur.

20. Bir sonraki duruşma sırasında alınan bilirkişi raporları

taraflara tebliğ edilmiş; taraflar, bilirkişi raporlarını incelemek için süre

istemiştir. Tarafların talebi doğrultusunda duruşma 24/2/2010 tarihine

ertelenmiştir.

21. 24/2/2010 tarihli duruşmada başvurucular eski beyanlarını

tekrar ettiğini, kesin hüküm ve zamanaşımı itirazlarının olduğunu tekrar

belirtmiş; başvurucular vekili ayrıca yazılı beyanını sunmuştur.

22. Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 24/2/2010 tarihli ve E.

2009/259, K. 2010/103 sayılı kararla davayı kabul etmiştir. Gerekçenin ilgili

kısmı şu şekildedir:

"...

Ziraat Mühendisi bilirkişi dosyaya sunduğu

07/11/2009 tarihli raporunda; dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve

tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu bildirmiştir.

Orman Mühendisi ve Fen Bilirkişisi dosyaya

sundukları 06/11/2009 tarihli müşterek imzalı raporlarında; dava konusu taşınmazın

orman sayılmayan yerlerden olduğunu bildirmişlerdir.

Toplanıp değerlendirilen deliller ve tüm dosya

kapsamına göre; davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde arazi kadastosunun 1982-1985 yıllarında geçtiği, kadastro öncesi

davacının imar ve ihyanın tamamlanmasından sonra 20 yıl nizasız ve fasılasız

olarak zilyeti olması halinde edinmekoşullarının

gerçekleşebileceği, ancak arazi kadastosunungeçtiği

tarihten 20 öncesine ulaşmadan yani 1969 ta[r]ihli hava fotoğrafında davalı ye[r]lerin çalılık fo[r]munda olduğu, imar ve ihyasının tamamlanmadığı

anlaşılmıştır. Ayrıca dava[l]ı taraf, 5841 sy.ile

değişik 3402 sy.12/3 md.gereğince 10 yıllık sürenin

geçtiği gerekçesi ile davanın reddini talep etmiş ise de kadastro çalışmaları iledava[l]ı

adına yapılan tescilin, yolsuz tescil olduğu ve yolsuz tescilin ise süre ve

zamanaşımından etkilenmeyeceği kanaati ile, davanın kabulüne karar verilerek

aşağıdaki hüküm kurulmuştur."

23. Başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi

22/6/2010 tarihli ve E.2010, K.2010/7366 sayılı kararıyla bozma kararı

vermiştir. Bozma gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"Dosya içeriği ve toplanan delillerden;

çekişme konusu 922 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 5.3.1990

tarihinde kesinleştiği vedavalıların miras bırakanı adına

kayıtlı olduğu, oysa davanın 29.06.2009 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde

yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12.

maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine

yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen

geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fırkası hükmü

devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce

açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır"

şeklindeki hükmü gözetildiğinde, kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan

5.3.1990 ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde

sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir."

24. Davacının esasa ilişkin karar düzeltme talebi, aynı Dairenin

10/2/2011 tarihli ve E.2010/13050, K.2011/1242 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

25. Bozma üzerine yargılamaya devam olunmuş, taraflara duruşma

gününü bildirir davetiye gönderilmiştir. Davacı söz konusu 25/2/2009 tarihli ve

5841 sayılı Kanun'un iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulduğunu, davanın

bekletici mesele yapılmasını talep etmiştir. Başvurucular bozma ilamı

doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.

26. Mahkeme, bekletici mesele yapılması talebini reddetmiş ve

bozmaya uyarak davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin 21/4/2011 tarihli ve

E.2011/172, K.2011/133 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:

"Toplanıp

değerlendirilen deliller ve tüm dosya kapsamına göre; 14.03.2009 tarihinde

yürürlüğe giren 5841 sayılı yasanın 2. maddesi ile 3402 sayılı yasanın 12.

maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine

yahut Devlet ve diğer kamu tüzelkişileri dahil tarafların sıfatına

bakılmaksızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen "bu kanunun

12.maddesinin 3. Fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu

iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış

davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde, kadastro

tespitinin kesinleştiği tarih olan 5.03.1990 tarih iledavanın

açıldığı tarih arasında 3402 sayılı yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık

hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın reddi ... gerekmiştir."

27. 5841 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin Anayasa Mahkemesi

tarafından 12/5/2011 tarihli ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararla iptal

edilmesi nedeniyle Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 26/10/2011 tarihli ve E.2011/9014,

K.2011/10924 sayılı kararla hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bozma

gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"Mahkemece; hükmüne uyulan bozma ilamı

doğrultusunda işlem ifa edilerek 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841

sayılı 3402 sayılı yasanın 12/3 maddesine bazı ilave hükümler getiren yasal

düzenlemeler ve 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı yasa hükümleri

gözetilerek davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş olması karar

tarihi itibariyle doğru ise de 5841 Sayılı Yasanın Anayasa Mahkemesinin

12.05.2011 tarih, 2009/31 Esas, 2011/77 Esas sayılı kararı ile iptal edilmesive iptal hükmünün 23.7.2011 tarihinde Resmi

Gazetede

yayımlanarakyürürlüğegirmesikarşısındaeldekidavabakımındanöncekimevzuatıngözetilmesigerekeceğitartışmasızdır.

Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve usuli

kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 Sayılı Yasa

hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği

tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse de, meydana

gelen yasa değişikliğinden sonra doğru olduğu söylenemez."

28. Bu sefer başvurucular karar düzeltme isteminde bulunmuş,

karar düzeltme istemi aynı Dairenin 8/3/2012 tarihli ve E.2012/2080,

K.2012/2575 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

29. Bozma üzerine taraflara duruşma gününü bildirir davetiye

gönderilmiş 4/7/2012 tarihinde yapılacak duruşma gününden önce mazeret beyan

eden başvurucular vekili ile davacı vekilinin mazereti kabul edilmiş, duruşma

10/10/2012 tarihine ertelenmiştir. 10/10/2012 tarihinde yapılan duruşmada ise

hâkim değişikliği yaşandığı için dosyanın incelemeye alınmasına, bu sebeple

duruşmanın 26/12/2012 tarihine ertelenmesine karar verilmiştir.

30. 26/12/2012 tarihinde yapılan duruşmada bozma ilamına

uyulmuştur. Mahkemenin 26/12/2012 tarihli ve E.2012/209, K.2012/821 sayılı

kararın gerekçesinin ilgili kısmı ve hükmü şu şekildedir:

"Mahkememizce 26/12/2012 tarihli celsede

bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.

Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak dikkate

alındığında Anayasa Mahkemesinin iptal hükmü de dikkate alındığında eski

uygulamanın devam edeceği şüphesiz olduğundan davanın kabulüne karar vermek

gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.

HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

1-Davanın kabulü ile, Mersin İli, Erdemli

İlçesi, Tırtar Köyü Azılı Köy Mevkii 922 parsel

sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacımaliye

hazinesi adına tarla vasfı ile tapuya kayıt ve tesciline,

2-Karardan bir suretin İİK'nın

28. Mad. Gereğince TSM'ye gönderilmesine,

3-Davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç

alınmasına yer olmadığına,

4-Davacı Maliye hazinesi tarafından yapılan

yargılama giderlerinin 6099 sayılı yasanın 16.maddesi ile eklenen 3402 sayılı

yasının 36/A maddesi gereğince davacı hazine üzerinde bırakılmasına,

[5]-Davacı Maliye hazinesi, davada vekille

temsil edilmiş ise de 6099 sayılı yasanın 16.maddesi ile eklenen 3402 sayılı

yasının 36/A maddesi gereğince davacı hazine yararına vekalet ücreti takdirine

yer olmadığına,"

31. Başvurucuların ve davacının temyizi üzerine Yargıtay 8.

Hukuk Dairesi 3/12/2013 tarihli ve E.2013/14757, K.2013/18289 sayılı kararla

müdahalenin önlenmesi isteği ile ilgili herhangi bir hüküm kurulmaması

nedeniyle davacı lehine kısmen onama kararı vermiştir. Daire kararının

gerekçesi şu şekildedir:

"...

Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama

tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilamında açıklandığı üzere işlem

yapılıp sonucu Dairesinde hüküm tesis edildiğine, toplanan deliller, tanık

beyanları ve uzman bilirkişi raporlarına göre dava konusu taşınmazın

zilyetlikle iktisap koşulları oluşmamış devletin hüküm ve tasarrufu altındaki

yerlerden olduğunun belirlendiğine, kesin hüküm oluşturduğu iddia edilen Erdemli

1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1991/304 Esas sayılı dava dosyasında Mahkemece hem

esas hem usulle ilgili olacak şekilde “922 parsel üzerinde kadastro tespit

tarihi itibarıyla davalı ve satıcısı ve satıcısının murisi yararına 3402 sayılı

Kadastro Kanunu'nun 14 maddesindeki koşulların oluştuğu, kaldı ki davalı Mehmet

Dağlı’nın dava tarihinden önce ölmüş olup ölü kişi

aleyhine dava açılamayacağı” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise

de kararın temyizi sonunda Yargıtay tarafından esasa girilmeksizin “özellikle”

denmek suretiyle “4.5.1978 tarih 4/5 Sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı

uyarınca ölü kişi aleyhine dava açılamayacağı gözetilmek suretiyle, dava

tarihinden önce ölmüş olduğu belirlenen davalı hakkında açılan davanın

reddedilmiş olması doğru olduğuna göre” şeklinde onama sevkedildiğine,

bir davada hem esas hem usulden redde karar verme imkanı olamayacağına,

Mahkemenin o davada esas bakımından yaptığı değerlendirme sonuca etkili

olmadığı gibi usulden redle sonuçlanan dava

dosyasının lehe veya aleyhe sonuç yaratma imkanı da bulunmadığına göre

kesinleşen dosyanın kesin hüküm teşkil etmeyeceği gözetilerek yazılı şekilde

davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olup davalılar vekilinin yerinde

olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul, Kanun ve bozma gereklerine uygun

bulunan hükmün ONANMASINA,

Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazına

gelince; Hazine vekili tarafından dava dilekçesinde dava konusu 992 parsele ait

tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tesciline, davalıların taşınmaza

vaki haksız müdahalesinin menine karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece

davanın kabulüne, 992 parselin tapusunun iptali ile davacı Hazine adına

tesciline karar verilmiş ise de müdahalenin önlenmesi isteği ile ilgili

herhangi bir hüküm kurulmamıştır. Açıklanan nedenle iddia ve savunma

doğrultusunda taraf delillerinin değerlendirilerek müdahalenin önlenmesi talebi

ile ilgili olarak da sonucuna göre olumlu olumsuz bir hüküm kurulması

gerekirken bu istek bakımından gerekçe de gösterilmeksizin mahkeme görüşünün ortaya

konmaması doğru olmamıştır.

Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları

açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı

görülen hükmün müdahalenin meni isteğine yönelik talep bakımından6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun

428. maddesi uyarınca BOZULMASINA [karar verilmiştir] "

32. Onama kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurulmuş,

karar düzeltme istemi Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 6/5/2014 tarihli ve E.

2014/9335, K.2014/8865 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

33. Karar düzeltme isteminin reddi kararı 2/6/2014 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

34. Başvurucular 3/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

35. Kısmi bozma sebebiyle davaya devam olunmuş, bozulan kısım

yönünden de bozmaya uyularak davacının talebi doğrultusunda Mahkemenin

10/2/2015 tarihli ve E.2014/310, K.2015/62 sayılı kararıyla hüküm verilmiştir.

36. Son verilen kararın gerekçesi, tarafların herhangi bir

talebi olmadığı gerekçesiyle tebliğ edilmediği anlaşılmış ve hükmün bu kısmı

kesinleşmemiştir.

B. İlgili Hukuk

37. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 448. maddesi şu şekildedir:

"(1) Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış

işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır."

38. 6100 sayılı Kanun'un 303. maddesinin birinci fıkrası şu

şekildedir:

"(1) Bir davaya ait şeklî anlamda

kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm

oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk

davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması

gerekir."

39. 4/5/1978 tarihli ve E.1978/4, K.1978/5 sayılı İçtihadı

Birleştirme Kararı şu şekildedir:

"Davalının, davanın açılmasından önce

ölmesi halinde, davanın reddi gerektiğine, mirasçıların bu davada yer

alamayacağına, dava dilekçesinde kanuni noksan bulunduğundan söz edilerek,

mirasçıların davaya katılmasıyla davanın yürütülemeyeceğine ve ıslah yolu ile

de bunun gerçekleştirilmesine olanak bulunmadığına... karar verildi."

40. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi'nin 641. maddesi şöyledir:

“Sahipsiz şeyler ile menfaati umuma ait olan mallar Devletin hüküm ve

tasarrufu altındadır. Hilafı sabit olmadıkça menfaatı

umuma ait sular ile ziraate elverişli olmıyan yerler, kayalar, tepeler, dağlar ve onlardan çıkan

kaynaklar kimsenin mülkü değildir. Sahipsiz şeylerin ihraz ve işgali, yollar ve

meydanlar, akar sular ile yatakları gibi menfaati umuma ait malların

işletilmesi ve kullanılması hakkında ahkamı mahsusa vazolunur.”

41. 3/12/2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 3. maddesi şöyledir:

"İçerikleri tarafların istek ve iradeleri

gözetilmeksizin doğrudan doğruya kanunla belirlenmiş işlem ve ilişkilere, bunlar

Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, bu

Kanun hükümleri uygulanır."

42. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

715. maddesi şöyledir:

"Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait

mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular

ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve

bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde

özel mülkiyete konu olamaz.

Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların

kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun

hükümlerine tâbidir."

43. 28/6/1966 tarihli ve 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 31.

maddesi şöyledir:

“Tapulamaya müsteniden tesis olunan tapu sicilleri, aksi hükmen sabit

oluncaya kadar muteberdir.

Bu sicillerde belirtilen haklara tescilleri

tarihinden itibaren on sene geçtikten sonra, tapulamaya takaddüm eden sebeplere

dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.”

44. 766 sayılı Kanun'un 35. maddesi şöyledir:

"Mera, yayla, kışlak, otlak, harman yeri,

pazar ve panayır yerleri gibi ammenin istifadesine tahsis edildiği veya

kadimden beri umumun istifade ve intifa ettiği, belgelerle veya bilirkişi ve

şahit beyanı ile tevsik edilen ortamalı arazi sınırlandırılır,

parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır.

Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı

gibi bu suretle belirtilen gayrimenkuller, hususi kanunlarında yazılı hükümler

mahfuz kalmak üzere hususi mülkiyete konu teşkil etmezler."

45. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun geçici

4. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğünden önce

düzenlenmiş tapulama tutanakları ve kadastro beyannameleri ile verilmiş bulunan

komisyon kararları geçerliliklerini korurlar. Bunlara süresi içinde itiraz

durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır."

46. 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesi şöyledir:

"30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro

tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.

Kadastro müdürü tarafından onaylanarak

kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları;

kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay

içinde tapu kütüklerine kaydedilir.

Bu tutanaklarda belirtilen haklara,

sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on

yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz

olunamaz ve dava açılamaz. (Ek cümle:

25/2/2009- 5841/2 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi’nin

12/5/2011 tarihli ve E.: 2009/31, K.: 2011/77 sayılı Kararı ile.)

Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde

kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu

kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.

Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle

tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın,

taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla

zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve

açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden

yararlanırlar."

47. İptal edilmeden önce 5841 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle 3402

sayılı Kanun'un 12.maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmişti:

"Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine

yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil, tarafların sıfatına

bakılmaksızın uygulanır."

48. İptal edilmeden önce 5841 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle 3402

sayılı Kanun'a eklenen geçici madde şu şekildeydi:

"GEÇİCİ MADDE 10- Bu Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası

hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük

tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi

uygulanır.”

49. Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011

tarihli ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı iptal kararı.

50. 3402 sayılı Kanun'un 17. maddesi şöyledir:

"Orman sayılmayan Devletin hüküm ve

tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf

ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen

taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise

imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit

edilir."

51. 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve

toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve

100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en

az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi

veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir."

52. 8/5/1987 tarihli ve E.1986/3, K.1987/4 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Kararı'nın ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Gerçekten Yargıtay’da yerleşmiş ve

kararlılık kazanmış uygulamaya göre 35. maddede yer alan. taşınmazların

kişi adına tesbit ve tescili halinde bu tescil

aleyhine açılacak dava 31. maddedeki süreye tabi değildir. Bu husus, içtihadı

birleştirmenin konusu dışında kalmakla beraber şu yön belirtilmelidir ki

eşitlik ilkesi aynı durum ve koşullar altında bulunanların aynı uygulamaya tabi

tutulmalarını ifade eder. Kamu taşınmazları herhangi bir nedenle zuhulen tescil edilse dahi hukuksal mahiyet ve

niteliklerini kaybetmezler, yasa koyucu bu nedenlerle de 35. maddedeki

sınırlandırmanın tescil mahiyetinde olmadığını hükme bağlamıştır. Bu yolda

açılacak davanın dayanağını özel hukuk hükümleri oluşturmaz. O halde

taşınmazların farklı niteliklerine dayanan farklı içtihatlar nedeniyle eşitlik

ilkesinin bozulduğundan söz edilemez."

53. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi

şöyledir:

"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün

zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan

görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu

sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

54. Mahkemenin 22/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

55. Başvurucular taşınmazlarının tapu siciline tescil

edilmesiyle devlet güvencesi altına alındığını, Hazinenin 1991 yılında açtığı

davanın reddedildiğini, Yargıtayın bu kararı

onadığını, tapuya tescilin üzerinden on dokuz yıl geçtikten sonra aynı

taşınmaza tekrar dava açılmasının kesin hüküm yasağının Maliye Hazinesine karşı

işlemediği sonucunu doğurduğunu, hakkın kötüye kullanıldığını, mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini, benzer bir davada 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) Türkiye ile ilgili verdiği ihlal kararının bulunduğunu,

tapuya güven prensibinin geçerliliğini kaybettiğini, taşınmaza komşu diğer

taşınmazların özel mülkiyete ait olduğunu, bir kısmının bunları yargı kararı

ile aldığını, savunmalarının yeterince değerlendirilmediğini, Mahkemenin ve Yargıtayın kararlarının yeterli ve ikna edici gerekçeler

içermediğini, kesin hüküm itirazının ve taşınmazının evvelinin tarım arazisi

olduğu itirazlarının değerlendirilmediğini, tapunun alındığı tarih ile nihai

kararın verildiği tarih arasında yirmi dört yıldan fazla bir süre geçtiğini,

taşınmazdan tahliyelerinin gündeme geldiğini, başka taşınmazlarının

bulunmadığını iddia ederek Anayasa'nın 17., 21., 35. ve 36. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşler; yeniden yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin

ödenmesini ve yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

56. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddiaları ilk olarak kesin

hüküm itirazının dikkate alınmadığı şikâyeti nedeniyle gerekçeli karar hakkı

kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet yine adil yargılanma hakkı

kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Bunun yanında başvurucuların murisine ait

olarak tescil edilen tapulu bir taşınmazın açılan dava sonucunda Hazine adına

tesciline karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına yönelik iddiaların da

incelenmesi gerekmektedir.

a. Gerekçeli Karar Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

57. Başvurucular 1991 yılında açılan ve kesin olarak hükme

bağlanan davanın sonucu ile açılan davaya ilişkin talebin aynı olduğunu,

yargılama sırasında ileri sürülen bu itirazların dikkate alınmadığını

belirterek kesin hüküm yasağının maliye hazinesine karşı işlemediğini iddia

etmiştir.

58. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

59. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

60. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

61. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi

bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

62. Anayasa'nın 141. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli

karar hakkı, mahkeme kararlarında kararların dayandığı hukuki gerekçenin

yeterli açıklıkta gösterilmesini gerektirir. Bununla birlikte mahkeme

kararlarının gerekçesinde tarafların tüm iddialarının ayrıntılı bir biçimde

tartışılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Gerekçenin ayrıntısı davanın

niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak

hukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır

(Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §

33).

63. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme

kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven

duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını

mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara

karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi

bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, § 34).

64. Başvuru konusu olayda başvurucular kesin hüküm itirazının

dikkate alınmadan karar verildiğini, yapılan itirazların değerlendirilmediğini

ileri sürmüşlerdir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 2009 yılında açılan başvuruya

konu davanın temyiz incelemesi sırasında (bkz. § 31) bu hususa ilişkin olarak

bir davanın hem usulden hem de esastan reddedilmeyeceğini, Mahkemenin o davada

esas bakımından yaptığı değerlendirmenin sonuca etkili olmadığını, usulden

retle sonuçlanan dava dosyasının lehe veya aleyhe sonuç yaratma imkânı da

taşımadığını açıkça belirterek ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun

4/5/1978 tarihli kararını da gözönüne alarak

kesinleşen dosyanın kesin hüküm teşkil etmeyeceğini ifade etmiştir.

65. Bu suretle başvurucular tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından

ilk başta ilgili kararın dava dosyası arasına alındığı ve incelendiği (bkz. §

18), ayrıca 5841 sayılı Kanun'un ilgili maddelerinin iptal edilmesine

müteakiben yerel Mahkeme kararının gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun yolu

merci tarafından ileri sürülen bu hususa ilişkin ayrıntılı bir şekilde gerekçe

verildiği anlaşılmakla (bkz. § 31) başvurucuların gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddialarının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

66. Başvurucular aradan geçen zaman zarfında tekrar dava

açılmasının hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, tapuya güven

prensibinin geçerliliğini kaybettiğini ileri sürerek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

67. Anayasa'nın 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

69. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir

(AYM, E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).

70. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla

sınırlandırılabilir ve bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması gerekir.

Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması amacıyla mülkiyet

hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamının

mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözüm yolları

bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).

71. Nitekim AİHM, benzer şekilde hem kıyılar hem de ormanlarla

ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla tapulu

taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya da orman alanı

içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptal

edilmesini Sözleşme'ye ek 1 No'lu

Protokol'ün 1. maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM, bu kararlarında

çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının

korunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek

karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna

ulaşmıştır.

72.4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesiyle

tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğu;

devletin zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edebileceği hüküm

altına alınmıştır (Nazmiye Akman,

B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 22).

73. Başvuru konusu somut olayda başvurucuların murisi adına 1990

yılında genel arazi kadastrosu ile kesinleşen tapu kaydına güvenerek zilyetliğini

devam ettirmiştir. Bu tespit üzerine yaklaşık 19 yıl sonra Maliye Hazinesi

tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasında başvurucunun kadastro tespit

tarihi itibariyle taşınmazın imar ve ihyası için Kanun'da gerekli şartları da

(bkz. § 30) taşıyamaması

nedeniyle taşınmazlarının tarla vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve

tesciline karar verilmiştir.

74.Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak

birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki

kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda

yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine

göre devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada devletin sorumluluğu

kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve

ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu

haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını

üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan

zararları da ödemekle yükümlüdür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/11/2009

tarihli ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararı). Bu işlemler nedeniyle zarar

görenler 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince

zararlarının tazmini için 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun

146. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adli

yargıda dava açabilirler (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18/12/2012 tarih ve

E.2012/7876, K.2012/14598 sayılı kararı).

75. Tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek

zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu

kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen

azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar

görenin mal varlığı ne durumda olacak ise aynı durumun tesis edilebileceği

miktarda olmalıdır. Tazminat miktarının belirlenmesinde öncelikli konu, tapusu

iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin belirlenmesi olup araştırma

yöntemi taşınmazın arsa ya da arazi olmasına göre farklılık arz edecektir

(Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 13/12/2011 tarihli ve E. 2011/8798, K.

2011/14624 sayılı kararı)

76. Yukarıda yer verilen Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatları

gözönünde bulundurulduğunda başvurucular, tapuda murisleri

adına kayıtlı taşınmazın kendileri tarafından kullanılmasına veya tasarrufuna

engel olacak nitelikte bir şerh düşülmesi veya tapu kaydının iptali hâlinde söz

konusu işlemin yapılması tarihinden itibaren on yıl içerisinde Hazine aleyhine

adli yargıda tazminat davası açabileceklerdir. Yargıtay içtihatlarında

tazminatın miktarının taşınmazın gerçek bedeli esas alınarak belirleneceği

kabul edilmektedir. Başvurucuların kamu yararı nedeniyle tapulu taşınmazlarına

el konulması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan sınırlama el konan taşınmazın

gerçek bedeli esas alınarak ödenecek bir tazminatla başvurucular açısından

dengelenebilecektir (Nazmiye Akman, §

27).

77. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

78.Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§

17,18).

79. Başvurucuların maliki olduğu taşınmazın devletin hüküm ve

tasarrufu olduğu iddiasıyla Maliye Bakanlığı tarafından açılan tapu iptali ve

tescil davasının kabulü sonrasında tazminat talebiyle herhangi bir başvurusunun

bulunmadığı görülmektedir. İdari ve yargısal başvuru yollarının tamamı

tüketilmeksizin yapılan bir bireysel başvurunun kabul edilmesi mümkün değildir.

80. AİHM benzer şekilde, bir başvurucunun tazminat ödenmeksizin

taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin

iddiasına ilişkin olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Kasım 2009 tarihinde

daha önceki içtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'in

bu konudaki içtihatlarına dayanarak tapu kayıtlarındaki yanlış kayıtlardan

kaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanların

tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devleti sorumlu tutabileceğine

hükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli,

niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkate

alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuru

yolunun hâlen düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve AİHS'e

ek 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak ilgili

mevzuat hükümlerini uyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali

yönündeki kararın kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde tazminat talebinde

bulunabileceğini belirterek, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle

başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir ( Altunay/Türkiye, B. No: 42936/07, 15/5/2012).

81. Nitekim taşlık olduğu hâlde "tarla" niteliğinde

tescil edilen ve daha sonra ilgili tapunun Hazine lehine iptal edilmesi üzerine

tapu sicilinin yanlış tutulmasından dolayı Maliye Hazinesi aleyhine açılan

alacak davasında, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 11/10/2012 tarihli ve E.2012/9847,

K.2012/11090 sayılı kararıyla davacının mülkiyet hakkını kaybetmesi dolayısıyla

tazminat isteme hakkının mevcut olduğunu belirtmiş ve yukarıda belirtilen AİHM

kararındaki ilkelere atıf yaparak ret kararının bozulmasına karar vermiştir.

82. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

83. Başvurucular ayrıca makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedirler.

84.Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek

başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

85. Başvurucular, başvuru tarihi itibariyle davanın yirmi dört

yıl sürdüğünü belirterek makul sürede sonuçlandırılmadığını iddia etmişlerdir.

86. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu tapu iptali ve tescil davasında, 1086

sayılı mülga Kanun ve 6100 sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher

Ergun ve diğerleri, § 49).

87. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir.

88. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir.(Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 52).

89. Bununla beraber murisin vefatından sonra davalı olarak

murisin gösterildiği ve 1991 yılında açılan davanın Yargıtay tarafından

13/5/2009 tarihli kararıyla onanıp kesinleştiği dikkate alındığında makul

sürede yargılanma hakkı yönünden değerlendirilecek süre, başvurucuların davalı

olarak gösterildiği ve 26/6/2009 tarihinde açılan davadır.

90. 6100 sayılı Kanun'un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin dikkate alınmadığı gözönünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir(Güher Ergun

ve diğerleri, §§ 34-64).

91. Somut davada 5841 sayılı Kanun'un ihdas edilmesi, bunun

akabinde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı verilmesi sebebiyle iki kere bozma

kararı verilmiş; ikinci bozma kararından sonra kurulan hükmün müdahalenin men'i yönünden eksik olması nedeniyle kısmen bozulmuştur.

Başvurucular ile davacı sadece bir duruşmaya mazeret belirterek katılmamışlar

ve duruşmanın ertelenmesini talep etmişlerdir (bkz. §§ 23-32).

92. Başvuruya konu davadaki taraf sayısı ve davanın mahiyeti

nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın

karmaşık olmadığını ortaya koymaktadır. Bununla beraber yargılama sırasında

eksik hüküm nedeniyle üçüncü defa bozma kararı verilse de daha çok taraflara

yahut İlk Derece Mahkemesine teşmil edilemeyecek diğer nedenlerle makul olmayan

bir gecikmenin bulunduğu kanaatiyle 6100 sayılı Kanun hükümlerine tabi bir

yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve somut başvuruda davanın ikame edildiği

tarihten bireysel başvuruya ilişkin kararın verildiği tarih itibarıyla

yargılamanın yedi yılı aşkın bir süredir devam ettiği, son kararın henüz

tarafların talebi olmadığı için tebliğe çıkmadığı anlaşılmakla makul olmayan

bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

93. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

94. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

95.Yapılan incelemede her ne kadar başvurucuların makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmışsa da başvurucuların

herhangi bir tazminat talebi olmadığından tazminata ilişkin olarak hüküm

kurulmasına gerek görülmemiştir.

96. Başvurucular vekili 18/5/2016 tarihinde verdiği dilekçe ile

Avukatlık Kanunu ile bağdaşmayan bir işe başlaması nedeniyle vekillikten

çekilmiştir. Bu sebeple vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekmektedir.

97. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Gökçe

GÜLTEKİN

Başvurucular

1. Hatice AVCI

2. Cennet

DAĞLI

3. Zülfü

DAĞLI

4. Fatma

TOPKARA

5. Mucahide DAĞLI

6. Şeyma

TOPKARA

7. Rabia

DORUM

8. Meryem

GÜNEŞ

9. Aysel

SERİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/9788, 22 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. -karar-
  8. Hüküm
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. C. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA
  14. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Yıldırım
  17. Özgüldür
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Gültekin
  21. Dağlı
  22. Dağlı
  23. Topkara
  24. Topkara
  25. Dorum
  26. Güneş
  27. Serin
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/9788
Tarih
22 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Fikret Aslan Başvurusu (B. No: 2014/20483)
  • C. K. Başvurusu (B. No: 2014/1920)
  • Abdulkadir Önen Başvurusu (B. No: 2014/16212)
  • Nesrin Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5785)
  • Mesut Güzel Başvurusu (B. No: 2014/5876)
  • M.y. Başvurusu (B. No: 2014/7296)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.