İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

M.y. Başvurusu (B. No: 2014/7296)

1. Başvuru, hastane acil servisi müşahede odasında lavman yapmak isteyen hemşire hakkındaki

Başvuru No2014/7296Tarih29 Eylül 2016Okuma25 dk · 4.933 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm M.Y. Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/7296
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.933 kelime·25 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hastane acil servisi müşahede odasında lavman yapmak isteyen hemşire hakkındaki

şikâyetle ilgili olarak soruşturma izni verilmemesi nedeniyle maddi ve manevi

varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/5/2014 tarihinde Salihli Hukuk Mahkemeleri Ön

Bürosu vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/9/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 11/3/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

22/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 4/4/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. 1967 doğumlu olan başvurucu, Salihli’de öğretmenlik

yapmaktadır.

9. Karın ağrısı nedeniyle 5/12/2013 günü saat 14.30 civarında

Salihli Devlet Hastanesi acil polikliniğine müracaat eden başvurucunun, doktor

E.K. tarafından muayene edildikten sonra batın grafisi

çektirilmiş, röntgen sonucuna göre “BT Enama” lavman uygulanması uygun

görülerek diğer tetkikler için başvurucu müşahede odasına alınmıştır.

10. Hastanede hemşirelik yapan S.Ç.nin

ifadesinde, hemşire lavman tüpünü başvurucuya verdiğini, yapabilirse yanında

bulunan kız kardeşi A.H.nin yardımıyla başvurucunun

bizzat kendisinin lavman uygulayabileceğini, yapamadıkları takdirde ise hemşire

olarak kendisinin yardımcı olacağını söylemiştir.

11. Kısa bir süre geçtikten sonra başvurucu, A.H. ve Hemşire S.Ç.lavman uygulanması konusunda

tartışmaya başlamışlar, hemşirenin beyanına göre başvurucu “Sen bu iş için maaş alıyorsun, eşek gibi yapacaksın,

bu senin işin.” demiş, kendisi bunun üzerine etrafı perdeyle kapalı

müşahede odasında lavman uygulaması yapmak istemiş; başvurucu, işlemin ayrı bir

odada yapılmasını isteyerek müşahede odasında uygulama yapılmasına izin

vermemiştir. Başvurucu, yardımcı olmadığı için kendisinden şikâyetçi olacağını

hemşireye söylemiş, başvurucunun tepkisinin devam etmesi üzerine hemşire

tarafından “beyaz kod alarmı” (saldırı, taciz kodu) verilmiştir.

12. Salihli Devlet Hastanesinin 5/12/2013 tarihli ve 13505463

protokol No.lu ayaktan hasta hizmet ekstresine göre acil polikliniğinde

başvurucunun damar yolu açılmış, batın ultrasonu ve röntgen çektirilerek

çeşitli kimyasal analizler yapılmıştır.

13. Olayla ilgili Hemşire S.Ç., Dr. E.K. ve Acil Tıp Teknisyeni

C.A. tarafından tutanak düzenlenmiştir. Tutanakta hasta olan başvurucuya “BT

Enama” uygulanması için tüp verildiği, hastanın uygulamayacağını söyleyerek

geri geldiği, perdeleri çekip sedyede yapılmak istenen uygulamayı hastanın

reddettiği, hemşirenin üzerine gelerek hakaret ettiği yazılıdır.

14. Olay günü Hemşire S.Ç. şiddete maruz kaldığını belirterek

Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Hukuk İşleri Bürosuna gönderilmek üzere dilekçe

vermiş, 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı

Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 54.

maddesine göre hukuki yardım talep etmiştir.

15. Bu talep üzerine Salihli Devlet Hastanesi 6/12/2013 tarihli

yazıyla Salihli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş,

Başsavcılığın 2013/7607 sayılı dosyasında başvurucu hakkında soruşturma

başlatılmıştır (Bu soruşturmayla ilgili olarak dosyada herhangi bir bilgi ve

belge bulunmamaktadır.)

16. Başvurucu -olaydan altı gün sonra- 11/12/2013 tarihinde

ilgili acil servis görevlileri hakkında Salihli Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunmuş, 2013/7684 sayılı dosyada Hemşire S.Ç. ve Dr. E.K.

hakkında soruşturma başlatılmıştır.

17. Başvurucunun 11/12/2013 tarihli Cumhuriyet Savcılığında

müşteki sıfatıyla verdiği beyanı şöyledir:

“5 Aralık Perşembe günü 13.50

civarında Salihli Devlet Hastanesi acil servisine şiddetli karın ağrısı nedeni

ile öğretmen arkadaşım tarafından götürüldüm. Doktor E.K. bana ağrı kesici iğne

yaptırdı. İğneden sonra uzun süre kimse benimle ilgilenmedi. Tedavim için

hemşirenin yapması gereken bir durum vardı, ben hemşire S.Ç.’den

yardım istedim, ancak bana yardımcı olmadı, ‘dinlen dinlen 30 dakika sonra

kendin yap’ dedi. 90 derece oturamadığım için bu uygulamayı yapacak halde

değildim. Sonradan öğrendiğime göre bu uygulamayı hemşirenin bana yaptırması

gerekiyormuş. Hemşireye bana yardımcı olmadığı için şikâyette bulunacağımı

söyledim. Bunun üzerine çok sinirlendi, öfkeli bir şekilde yanıma gelerek,

mahremiyetimi ihlal edecek şekilde o uygulamayı yapmak istedi. Hemşirenin hal

ve hareketleri beni ürküttü. O ortamda yapılacak olan mahrem uygulamayı kabul

etmedim. Daha sonra sağlık meslek lisesinden stajyer kız öğrenci yanıma

verilerek WC’ye gönderildim. Öğrenci bana bu işi pek

bilmediğini ama yapmaya çalışacağını söyledi. Beceremedi. Bende herhangi bir

değişiklik olmadı, sancılarım devam etti. Ben tekrar müşahede odasına

yatırıldım. Burada ablam A.A. ve teyzemin kızı T.A.ya yaşadığım muzdariplikten

dolayı gerekli mercilere şikâyet edeceğimi söylüyordum. Kendi aramızda

konuşuyorduk. Hemşire S.Ç araya girerek ‘ben de seni şikâyet edeceğim, hadi

bakalım’ diyerek beni korkutmaya çalıştı. Teyzemin kızını dışarı çıkardılar,

tek refakatçinin yeterli olacağını söylediler. Bu olaylardan sonra doktor

benimle ilgilenmeye başladı, gerekli tahlil ve tetkiklerim yapıldı. Sancıdan

kıvrandığım halde bana kimse tekerlekli sandalye getirmedi. Ablam A.H. gitti ve

tekerlikle sandalye bulup getirdi. Bana Hastanede çok ilgisiz davrandılar.

Hemşirenin yapacağı bütün işleri sağlık meslek lisesi öğrencileri yaptı.

Stajyerlerin başında rehberlik edecek kimse olmadığından hata üstüne hata

yaptılar. Bu nedenle iki kez tahlilim alındı, gereksiz yere yaklaşık 4 saat

tahlil sonucu bekledim. Ben bu olaylar nedeniyle başta mahremiyetim olmak üzere

hasta haklarımı ihlal eden ve görevini ihmal eden S.Ç.den

ve benim tahlil ve tetkiklerimde çok geç kalan Doktor E.K.dan

şikâyetçiyim. Gereğinin yapılmasını istiyorum. Ayrıca Doktor E. Hanım bana

herhangi bir reçete yazmadı. Bana ‘Ertesi gün kadın doğum, genel cerrahi ve

dahiliye doktorlarının seni görüp gerekli araştırmaların yapılması gerekli.’

dedi. Ben de ertesi gün aile hekimliğine giderek tahlil sonuçlarımı gösterip,

ilaçlarımı yazdırdım.”

18. Salihli Cumhuriyet Başsavcılığının 10/3/2014 tarihli

yazısıyla Doktor E.K. ve Hemşire S.Ç. hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 3. maddesi

uyarınca soruşturma izni talep edilmiştir. Salihli Kaymakamlığının 11/3/2014

tarihli ve 1202 sayılı yazısıyla ön inceleme yapılması için Başhekim Yardımcısı

Z.U. muhakkik olarak tayin edilmiştir.

19. Şüpheli Hemşire S.Ç.nin muhakkike

verdiği 20/3/2014 tarihli ifadesi şöyledir:

“Benim o günkü nöbetimde M. Y. isimli hasta

müşahedeye geldi. Ben evrakını alarak gözleme aldım. Röntgen sonucuna göre

hastaya Dr. E. Hanım lavman uygulanmasını söyledi. Hastaya yapabilirse

kendisinin, yapmazsa benim yardımcı olabileceğimi söyledim. Hasta kendisinin

uygulayacağını söyledi. Bir süre sonra bağıra çağıra geldi. O sırada başka bir

hastanın tedavisini yapıyordum. 5 dakika beklemesini söyledim. Hasta beni

bekleyeceği yerde bağırıp çağırmaya devam etti. ‘Eşek gibi yapacaksın bu senin

işin, mecbursun, maaş alıyorsun.’ tarzında hakaretler etti. O kadar yüksek

sesle beni ve müşahededeki diğer hastaları rahatsız edecek kadar bağırdı ki

S.İ. isimli güvenlik görevlisi bu sese geldi. Bu duruma şahit oldu. İşim biter

bitmez hastaya lavmanın sedyede perdeleri çekerek uygulanacağını söyledim.

Hasta perde aralığı var diye istemedi. ‘Perde arası açılabilir.’ dedi. Ben de

bunu hoş görüp öğrencinin perdeyi kapalı olarak tutacağını ve böylece rahatsız

olmadan uygulayacağımı söyledim. Fakat hasta bunu da kabul etmediği gibi ‘Sen

kendine uygula, seni şikâyet edeceğim.’ dedi. Ben hastanın mahremiyetine önem

vererek lavman işlemini sedyede (etrafı kapalı) uygulamak istedim. Ben moralim

bozulmasına rağmen sakinliğimi korudum. Hasta daha önce Uşak Devlet Hastanesini

de şikâyet ettiğini ve haklı bulunduğunu defalarca bağırarak söyledi. Buna

istinaden kavga ettiğini düşünüyorum. Bütün bu durumlar beni çok üzdü, moralman çöktüm. Hasta M. Y. benim kendisi ile tuvalete

gidip lavmanı yapmayarak müşahedede yapmak istediğim için bu tür şikâyetlere

başvurmuştur.”

20. Şüpheli Doktor E.K.nin 20/3/2014

tarihinde muhakkike verdiği ifadesi şöyledir:

“Salihli Devlet Hastanesinde acil serviste

acil hekimi olarak görev yapmaktayım. 5/12/2013 tarihinde tahmini saat 14.30

sularında bir hasta muayene ederken adını sonradan öğrendiğim M. Y. isimli

hasta koşturarak sedyeye oturdu. Otobüsten indiğini karın ağrısı şikâyetinin

olduğunu ultrason çektirmek istediğini söyledi. Ben de kendisine muayene

etmeden tahlil isteyemeyeceğini söyledim… Batın muayenesi yapıldı, batın rahat,

defan, rebaunt bulgusu saptanmadı, bağırsak sesleri hiperaktif bulundu. Muayenemde acil bir patoloji

saptanmadı. Ayakla direkt batın grafisi istedim.

Sonuçlarına göre hastayı değerlendirdim. Karında gaz şikâyeti nedeni ile BT

Enama lavman uygulanmasını uygun gördüm. Diğer tetkilerinin

de yapılması için müşahede odasına aldım. Yaklaşık yarım saat sonra Hemşire

S.Ç. yanıma gelerek M. Y. isimli hastanın kendisine bağırdığını söyledi.

Hastayla görüştüm. Hemşire hanım lavman uygulamasını istemiş uygulayamaz iseniz

haberimiz olsun demiş. Ancak hasta bu tür işlemlerin personel tarafından

uygulanması gerektiğini söyledi. Ben de hemşire hanım yardımcı olacak dedim.

Müşahede odasına geldiğimde yatağın perdeleri kapalıydı. Hemşire hanım

uygulamak üzereydi. Ancak hasta bunun burada uygulanmayacağını, perdelerin

yetersiz olduğunu, niye sizin ayrı odanız yok, sizi şikâyet edeceğim gibi

serzenişlerde bulunuyordu. Daha önce Uşak Devlet Hastanesinde böyle bir şeyin

başından geçtiğini, personele ceza aldırdığını söylüyordu. Bu arada Hemşire

S.Ç.ye parmağıyla işaret ederek ‘Seni şikâyet edeceğim, bu işlemi yapmak

zorundasın insanlara kötü davranıyorsun, şikâyetle iş yapıyorsunuz.’ diye

bağırdığını duydum. Çünkü müşahede odasındaydım bu hasta ile ilgili bulguları

bilgisayara işliyordum. Daha sonra gerekli tetkik ve tahliller tamamlandı,

acilde ilk müdahalesi yapılmıştı. Yapılan tahliller sonucu anemi dispeptik şikayetler nedeni ile ileri tetkik ve tedavisi

için dahiliye, genel cerrahi ve kadın doğum polikliniklerine hasta yönlendirildi.

Hasta ‘Hemşire hanımı şikâyet edeceğim.’ diyerek odadan çıktı.”

21. Güvenlik görevlisi S.İ.nin

muhakkike verdiği ifadesinde o günkü nöbetinde koridorda yürürken başvurucunun

bağırışlarını ve hakaretlerini duyarak müşahede salonuna yaklaştığını; başvurucunun,Hemşire S.Ç.ye "Mecbursun yapmaya, sen benim vergimle maaş

alıyorsun, eşek gibi yapacaksınız, sizin işiniz bu." diye

bağırdığını, hemşirenin de başvurucuya sakin olması gerektiğini söylediğini

ifade etmiştir.

22. Başvurucunun ablası tanık A.H. muhakkikteki ifadesinde

kardeşinin hemşireye karşı hakaret etmediğini söylemiştir.

23. Acil Tıp Teknisyeni tanık C.A. muhakkikte verdiği ifadesinde

başvurucunun lavman uygulamasını Hemşire S.Ç.den

talep edince, hemşirenin perdeyle kapalı müşahade odasındalavman yapmak istemesi üzerine hemşireye hakaret

ettiğini söylemiştir.

24. Muhakkik tarafından hazırlanan 20/3/2014 tarihli rapor

doğrultusunda Salihli Kaymakamlığının 24/3/2014 tarihli ve 25 sayılı kararıyla

söz konusu olayda soruşturma izni verilmesini gerektirecek şekilde herhangi bir

kasıt ve ihmal bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine karar

verilmiştir.

25. Bu karara karşı başvurucu tarafından yapılan itiraz Manisa

Bölge İdare Mahkemesinin 16/4/2014 tarihli ve E.2014/71, K.2014/67 sayılı

kararıyla ön inceleme raporu ve belgelerinin isnat edilen suçtan dolayı

Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek

nitelik ve yeterlikte olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

26. Ret kararı başvurucuya 5/5/2014 tarihinde tebliğ

edildiğinden 27/5/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımının

bulunmadığı anlaşılmıştır.

27. Salihli Cumhuriyet Başsavcılığının 5/5/2014 tarihli ve

K.2014/1819 sayılı kararıyla soruşturma izni verilmediği gerekçesiyle

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

28. Bu karara başvurucu tarafından yapılan itiraz bireysel

başvuru yapıldıktan sonra Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesinin 16/6/2014 tarihli ve

2014/575 Değişik İş sayılı kararıyla delillerin takdiri ile verilen kararda

isabet bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

B. İlgili Hukuk

29. 8/3/2010 tarihli ve 27515 sayılı Resmi

Gazete’de yayımlanan Hemşirelik Yönetmeliğinin

19/4/2011 tarihi Resmi Gazete’de yayımlanan

“Çalışılan birim/servis/ünite/alanlara göre hemşirelerin görev, yetki ve sorumlulukları”nı düzenleyen ikinci eki şöyledir:

“…

B) ACİL SERVİS HEMŞİRESİ

Görev, Yetki ve Sorumluluklar

Hemşirelerin genel görev, yetki ve

sorumluluklarının yanı sıra;

1. Hemşirelik bakımı:

a) Hastanın acil servise kabulünü sağlar.

…

e) Periferik IV kateter takar ve kateter

pansumanlarını yapar, oksijen ve buhar tedavisini uygular, trakeal

aspirasyon yapar; gerekirse endotrakeal

tüp, trakeostomi, kolostomi,

gastrostomi bakımı verir; nazogastrik

tüp takar, gastrik lavaj uygular; rektal

tüp uygular, lavman yapar; perine bakımı verir, prezervatif sonda / üriner kateter takar ve kateter bakımı verir; sıcak ve soğuk uygulama yapar; göğüs

tüplerini ve diğer drenaj sistemlerini kontrol eder, drenaj torbalarını

değiştirir; yaptığı işlemleri gözlemleri ile birlikte kaydeder.

…”

30. 1/8/1998 tarihli ve 23420 sayılı Resmi

Gazete’de yayımlanan Hasta Hakları Yönetmeliğinin 1.,

4., 5. ve 21. maddeleri şöyledir:

“Amaç

Madde 1- Bu Yönetmelik; temel insan haklarının

sağlık hizmetleri sahasındaki yansıması olan ve başta Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası'nda, diğer mevzuatta ve milletlerarası hukuki metinlerde kabul edilen

"hasta hakları"nı somut olarak göstermek ve

sağlık hizmeti verilen bütün kurum ve kuruluşlarda ve sağlık kurum ve

kuruluşları dışında sağlık hizmeti verilen hallerde, insan haysiyetine yakışır

şekilde herkesin "hasta hakları"ndan

faydalanabilmesine, hak ihlallerinden korunabilmesine ve gerektiğinde hukuki

korunma yollarını fiilen kullanabilmesine dair usül

ve esasları düzenlemek amacı ile hazırlanmıştır.

Tanımlar

Madde 4- Bu Yönetmelik'te geçen deyimlerden;

…

g) (Ek:RG-8/5/2014-28994)

Tıbbi müdahale: Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan,

sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî

yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde

gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi,

…

h) (Ek:RG-8/5/2014-28994)

Rıza: Kişinin tıbbi müdahaleyi serbest iradesiyle ve bilgilendirilmiş olarak

kabul etmesini,

ifade eder.

İlkeler

Madde 5- Sağlık hizmetlerinin sunulmasında

aşağıdaki ilkelere uyulması şarttır:

a) Bedeni, ruhi ve sosyal yönden tam bir

iyilik hali içinde yaşama hakkının, en temel insan hakkı olduğu, hizmetin her

safhasında daima gözönünde bulundurulur.

b)

Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını haiz

olduğu ve hiçbir merci veya kimsenin bu hakkı ortadan kaldırmak yetkisinin

olmadığı bilinerek, hastaya insanca muamelede bulunulur.

…

d) Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı

haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik

haklarına dokunulamaz.

…

f) Kanun ile müsaade edilen haller ile tıbbi

zorunluluklar dışında, hastanın özel hayatının ve aile hayatının gizliliğine

dokunulamaz.

Mahremiyete Saygı Gösterilmesi

Madde 21- Hastanın, mahremiyetine saygı

gösterilmesi esastır. Hasta mahremiyetinin korunmasını açıkça talep de

edebilir. Her türlü tıbbi müdahale, hastanın mahremiyetine saygı gösterilmek

suretiyle icra edilir.

Mahremiyete saygı gösterilmesi ve bunu istemek

hakkı;

a) Hastanın, sağlık durumu ile ilgili tıbbi

değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesini,

b) Muayenenin, teşhisin, tedavinin ve hasta

ile doğrudan teması gerektiren diğer işlemlerin makul bir gizlilik ortamında

gerçekleştirilmesini,

… kapsar.

…”

31. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257.

maddesi şöyledir:

“Görevi kötüye kullanma

Madde 257. -

(08/12/2010 tarihli ve 6086 sayılı Kanun’la değişik)

(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin

mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir

menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan

haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız

bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.”

32. 4483 sayılı Kanun’un 1., 3., 5., 6. ve 9. maddeleri

şöyledir:

“Amaç

Madde 1 – Bu Kanunun amacı, memurlar ve diğer

kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri

için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemektir

İzin vermeye yetkili merciler

Madde 3 – Soruşturma izni yetkisi

a) İlçede görevli

memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında kaymakam,

…

Yokluklarında ise vekilleri tarafından bizzat

kullanılır.

…

Ön inceleme

Madde 5 – İzin vermeye yetkili merci, bu Kanun

kapsamına giren bir suç işlediğini bizzat veya yukarıdaki maddede yazılı

şekilde öğrendiğinde bir ön inceleme başlatır.

…

Ön inceleme, izin vermeye yetkili merci

tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetim

elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu

görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İnceleme yapacakların,

izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veya kuruluşunun içerisinden

belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci, anılan incelemenin başka

bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla yaptırılmasını da ilgili

kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi, ilgili kuruluşun

takdirine bağlıdır.

…

Ön inceleme yapanların yetkisi ve rapor

Madde 6 – Ön inceleme ile görevlendirilen kişi

veya kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün

yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri

Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya

diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde

bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapor

düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme birden

çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle ayrı

ayrı belirtilir.

Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda gerekçe gösterilmesi

zorunludur.

İtiraz

Madde 9 – Yetkili merci, soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına,

hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa

şikayetçiye bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara

karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma

izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya

şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi,yetkili

merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü

maddenin (e), (f), g (Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde

sayılanlar için Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı

çevresinde bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.

İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay

içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 29/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu 5/12/2013 tarihinde karın ağrısı şikâyetiyle

hastanenin acil servisine gittiğini, acil serviste muayene olduktan sonra 45

dakika kendisiyle kimsenin ilgilenmediğini, sancılarıyla baş başa

bırakıldığını, doktorun Hemşire S.Ç.ye lavman uygulamasını söylediğini ancak

hemşirenin kendi kendine uygulamasını istemesi üzerine hastanenin lavabosuna

lavman uygulamak üzere gittiğini ancak kalp hastası olduğu için tuvalette fenalaştığını,

hemşireden yardım istediğini, hemşirenin vücut diliyle yardımı reddettiğini,

lavman uygulamasının hemşirenin görevi olduğunu belirterek şikâyet edeceğini

söylediğini, bunun üzerine mahremiyet hakkı ihlal edilerek perdeyle kapatılmış

müşahede odasında hemşirenin insanlık onuruna aykırı olacak şekilde lavman

yapmak istediğini, ancak bunu kabul etmediğini, hemşirenin suçunu bastırmak

için "beyaz kod" alarmı verdiğini, yaptığı şikâyet üzerine 4483

sayılı Kanun’a göre yapılan ön soruşturmanın şikâyet edilenin amiri konumundaki

başhekim yardımcısı Z.U. tarafından yapıldığını, muhakkik tarafından hazırlanan

bu raporun personelini koruma güdüsüyle taraflı şekilde hazırlandığını, raporun

sonuç kısmında yönetmeliğe aykırı şekilde lavman yapmanın hemşirenin görevi

olmadığı yazılarak kaymakamlık ve bölge idare mahkemesinin yanıltılması

sonucunda soruşturma izni verilmemesine karar verildiğini, hastanede tedavi ve

tetkiklerinin kasıtlı olarak yapılmadığını, sadece “Şikayet edeceğim.” sözü üzerine kendilerinin yapması

gereken uygulamayı stajyer sağlık meslek lisesi öğrencilerine yaptırdıklarını,

müşahede odasında gereksiz yere sekiz saat bekletildiğini, icapçı doktorun

çağrılmadığını, reçete bile yazılmadan gönderildiğini belirterek Anayasa’nın

17., 19. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın

korunması, işkence ve kötü muamele yasağı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

ile hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti,

yeniden soruşturma açılması ve tazminat talebinde bulunmuştur.

35. Başvurucu, kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

36. Bakanlık görüşünde kabul edilebilirliğe ilişkin olarak

Devletin Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen bireylerin maddi ve manevi varlığının

bir parçası olan vücut ve ruhsal bütünlüğüne keyfî olarak müdahale etmemekle

yükümlü olduğunu, bu müdahalenin gerçekleşmesi durumunda etkili mekanizmalar

kurma şeklindeki pozitif yükümlülüğünün bulunduğunu ancak bu yükümlülüğün tüm

müdahale türleri açısından mutlaka ceza soruşturması yapılmasını

gerektirmediğini, hukuk ya da idare mahkemelerinde açılacak tazminat davasıyla

da bunun mümkün olduğunu, aynı maddi vakıada tazminat davalarındaki ispat

standartlarının ceza hukuku sorumluluğuna göre daha düşük olduğu, bu nedenle

somut olayda tazmin yolunun daha etkili bir başvuru yolu olduğunu, başvurucunun

idari yargıda tam yargı davası açma imkânının bulunmasına rağmen bu yolu

kullanmadığını belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik

kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

37. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı idare mahkemesinin

soruşturma izni vermediğini, eylemlerini haklı gördüğü kişiler hakkında hukuk

mahkemesinde açılacak bir tazminat davasından netice alınamayacağını, kaldı ki

tazminat yolunun ceza mahkemelerinde hak aramasına engel teşkil etmeyeceğini

ifade etmiştir.

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder(Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının da ihlal edilidğini ileri sürmüş ise de başvurucunun iddiaları

Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmiştir.

39. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

40. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve

geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile

bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına

karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).

41. Bir eylemin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir.

Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın

özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda

muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve

sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir. Ayrıca kötü

muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip

gelmediğinin tespiti de dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 83). Her somut olaydaki veriler ışığında, belirtilen ağırlık

eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin diğer haklar kapsamında

değerlendirilmesi mümkündür.

42. Anayasa ve AİHS tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla,

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir

yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak

nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için, anılan fıkrada

geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile

işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından,

özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı

muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla

getirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme

altına alınmış olan “işkence”, “eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından

daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

43. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan,

§ 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık

Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler

Sözleşmesi’nin 1. maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle kasten ağır

acı veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek “kasıt” unsuruna da yer

verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 85).

44. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya

veya yoğun maddi veya manevi ıstıraba sebep olan insanlık dışı muameleler

“eziyet” olarak tanımlanabilir (Tahir Canan,

§ 22). Bu hâllerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz

bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda

tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin

gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm

cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı,

çocuk istismarı gibi muameleleri “insanlık dışı muameleler” olarak

nitelendirmiştir (bkz. İrlanda/Birleşik

Krallık, B. No: 5310/71, 18/1/1978,; Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya, [BD], B. No: 48787/99,

8/7/2004, §§ 432-438; Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88,

7/7/1989, § 91; Jabari/Türkiye, B. No: 40035/98, 11/7/2000, §§

41-42; Giusto/İtalya, B. No: 38972/06, 15/5/2007). Bu

nitelikteki muameleler Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında

“eziyet” olarak nitelendirilebilir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 88).

45. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada “eziyet”ten faklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele,

fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki

oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 89).

46. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle bağdaşmayan

her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Tutulma

koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet

görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin

karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme

içirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

47. Yukarıda yer verilen tespitlerden de anlaşılacağı üzere,

doğası gereği cezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayat

deneyimlerinin; kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi;

kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması ve bu etkileri

açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkündür.

Bununla beraber, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında

işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu kavramların

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen muadilleri olan

işkence, eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak

nitelendirilebilmesi için, mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıra

muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel

ve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir(Işıl Yaykır, B.

No: 2013/2284, 15/4/2014, § 35).

48. Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde, aniden

rahatsızlanması üzerine Salihli Devlet Hastanesi acil servisine giden

başvurucunun Hastanede kendisiyle yeterince ilgilenilmediği ve tıbbi yardım

sağlanmadığı, uygulanması gereken lavman işleminin Hemşire S.Ç. tarafından

insanlık onuruna aykırı şekilde acil serviste etrafı perdeyle çevrili müşahede

odasında gerçekleştirilmek istendiği, buna ilişkin yaptığı şikâyet sonucunda

4483 sayılı Yasa gereğince yapılan ön soruşturma sonucunda muhakkik tarafından

hazırlanan taraflı rapora istinaden soruşturma izni verilmediği, bu kapsamda

Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla başvuruda bulunulduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddia edilen eylemlerin fiziksel ve

manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi

neticesinde; belirtilen eylemin, kişilik haklarını ihlal ederek başvurucu

üzerinde fiziki ve ruhsal etkilerinin olması mümkün bulunmakla birlikte

yetişkin olan başvurucunun bu işleme muvafakat etmemesi, eğitim durumu ve

sosyal konumu nazara alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.

49. Belirtilen nedenlerle başvurucunun şikâyetinin, Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması

hakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

50. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

52. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

53. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen “olağan başvuru

yolları” ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, § 42).

54. Bireyin fiziksel ve zihinsel bütünlüğü, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır.

Devlet, bireylerin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfî

olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür.

Ancak devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığına yönelik olarak yapılan

müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitif

yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka cezai soruşturma ve

kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksız müdahalelere karşı

bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür. Nitekim bireylerin

maddi ve manevi varlığına yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de

hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, somut başvuruya konu

eylemlere benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden

fiillerin yer alması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı

bulunmakla beraber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konu

edilebildiği görülmektedir. Belirtilen tazmin imkânının, kişinin kamu görevlisi

olması veya özel hukuka tabi bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde görev yapması

nazara alınarak hem idari yargı hem de adli yargı alanında yer alan makamlarca

sağlandığı anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, § 43). Dolayısıyla bir bireyin, somut

başvuruda belirtilen fiillere benzer eylemlerden dolayı maddi ve manevi

varlığına müdahale edildiği iddiasıyla hukuk davası yoluna başvurarak daha

etkin bir giderim sağlaması mümkündür.

55. Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle başkasına

verilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki

sorumluluk, ceza hukuku alanında suç olarak adlandırılan insan davranışına göre

daha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç

teşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız

fiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca ceza hukuku

alanında taksire dayalı sorumluluğun, istisnai nitelik taşımasına rağmen kasten

veya taksirle başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim

imkânının daha fazla olduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa istisna

olarak yer verilirken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının

da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar

çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun

söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, § 44). Bunun yanı sıra hukuk

sistemimizdeki ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan

kaldırılırken hukuki sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl

gayesinin, zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu dikkate alındığında

özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından,

hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve

etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır.

56. Başvuruya konu olayda; başvurucunun, hastanede kendisine

gerekli ve yeterli tıbbi yardımın sağlanmadığı, insan onuruna aykırı şekilde

etrafı perdeyle kapalı müşahede odasında lavman uygulanmaya çalışılması

iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğu, görevi kötüye kullanma suçundan yürütülen

soruşturma sonucunda ilgili doktor ve hemşire hakkında soruşturma izni

verilmediği görülmüştür. Bununla beraber başvurucu tarafından -somut başvuru

açısından daha etkili bir giderim yolu olan- kamu görevlilerinin hukuka aykırı

fiili nedeniyle idare aleyhine idari yargıda tazminat davası açma yoluna

gidilmediği anlaşılmaktadır.

57. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde, manevi

varlığına ait unsurlara karşı yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili

olarak başvurucu tarafından yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu

nazara alındığında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm

başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.

58. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından yapıldığı iddia

edilen müdahaleler ile ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi yoluna

başvurulduğu ve somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan

tazminat davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşıldığından başvurunun başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen

maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

29/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu : M. Y.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/7296, 29 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. B) Acil Servis Hemşiresi
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen
  14. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Gökcan
  16. Mecek
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/7296
Tarih
29 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Ahmet Bölge Başvurusu (B. No: 2014/13133)
  • İshak Aybergüler Başvurusu (B. No: 2014/1196)
  • Mehmet Ali Öztürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6837)
  • Mehmet Şirin Akkuş Başvurusu (B. No: 2014/12919)
  • Fetullah Gülen Başvurusu (B. No: 2014/11499)
  • Cem Özen Başvurusu (B. No: 2014/1328)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.