İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Bölge Başvurusu (B. No: 2014/13133)

1. Başvuru, malik olunan taşınmazın korunması gereken kültür

Başvuru No2014/13133Tarih28 Eylül 2016Okuma24 dk · 4.775 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Bölge Başvurusu

Karar tarihi
28 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/13133
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.775 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, malik olunan taşınmazın korunması gereken kültür

varlığı olarak tesciline karar verilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/8/2014 tarihinde Edirne İdare Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 4/3/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

14/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Edirne ili, Merkez ilçesi, Yeni mahalle, Salıtekkesi mevkiinde bulunan252 ada 17 parsel sayılı

"avlulu ahşap ev" vasıflı taşınmazı 17/10/2003 tarihinde satın

almıştır.

9. Başvurucunun talebi üzerine Edirne Belediye Başkanlığı

(Belediye) tarafından 11/6/2004 tarihinde Edirne Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Bölge Kurulundan (Koruma Bölge Kurulu) 252 ada 17 parsel sayılı taşınmaz

üzerinde bulunan yapının yıkımı konusunda görüş bildirilmesi istenmiş, Koruma

Bölge Kurulu 2/12/2004 tarihli ve 130 sayılı kararı ile Kurulun 27/5/1988

tarihli ve 37 sayılı kararı ile onaylanan 1/1000 ölçekli Edirne koruma amaçlı

imar planında kentsel sit alanında kalan 252 ada 17 parsel sayılı taşınmazın

21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu

kapsamına girmediği bildirilmiştir.

10. Başvurucu 16/1/2007 tarihinde Belediyeye başvurarak yıkım

ruhsatı talebinde bulunmuştur. Koruma Bölge Kurulunun 2/12/2004 tarihli

kararına istinaden başvurucuya 24/1/2007 tarihli ve 2007/20 sayılı yıkım

ruhsatı verilmiş ve başvurucu maliki bulunduğu 252 ada 17 parsel sayılı

taşınmaz üzerinde bulunan yapıyı yıkmıştır.

11. Edirne'de koruma amaçlı revizyon imar planı tescil

çalışmaları sırasında, Edirne Koruma Bölge Kurulunun 7/12/2006 tarihli ve 1177

sayılı kararı ile içlerinde başvurucuya ait taşınmazın da bulunduğu 34 adet

sivil mimarlık örneği ile 4 adet anıtsal mimarlık örneği taşınmaz, kültür

varlığı olarak tescil edilmiştir. Tescil kararı 6/2/2007 tarihinde ilgili

kurumlara bildirilmiştir.

12. Başvurucunun taşınmazdaki imar durumunu öğrenmek amacıyla

9/1/2008 tarihinde yaptığı başvuru üzerine Belediye tarafından hazırlanan

15/1/2008 tarihli 1/1000 ölçekli imar durum belgesinde 252 ada 17 parsel sayılı

taşınmazın belediye mücavir alan sahasında, sit alanı içerisinde ve kültür

varlığı olarak tescilli bir taşınmaz olduğu belirtilmiştir.

13. Başvurucu 4/3/2008 tarihinde Koruma Bölge Kuruluna

başvurarak taşınmaz üzerindeki yapının yıkıldığını belirtmiş ve tescilin

kaldırılmasını talep etmiştir.

14. Koruma Bölge Kurulunun 10/4/2008 tarihli ve 1849 sayılı

kararı ile, Kurulun 4/7/2003 tarihli ve 7697 sayılı kararıyla sınırları yeniden

belirlenen kentsel sit alanı içerisinde kalan taşınmazın tescil kaydının

devamına, taşınmazın yıkılmış olması nedeniyle Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Yüksek Kurulunun (Yüksek Kurul) 5/11/1999 tarihli ve 660 sayılı İlke

Kararları doğrultusunda kalıntı rölövesi, restitüsyon

ve rekonstrüksiyon projelerinin hazırlanarak Koruma Bölge Kuruluna sunulmasına

karar verilmiştir.

15. Başvurucu, taşınmazın 2863 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat

hükümleri uyarınca tescil şartlarını taşımadığını belirterek Koruma Bölge

Kurulunun tescile ilişkin 7/12/2006 tarihli kararının kaldırılması istemiyle

yapılan başvurunun reddine ilişkin 10/4/2008 tarihli kararın iptali istemiyle

Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine 12/5/2008 tarihinde Edirne İdare

Mahkemesinde dava açmıştır.

16. Mahkemenin 30/4/2009 tarihli ve E.2008/607, K.2009/516

sayılı kararı ile davanın kabulüne, dava konusu idari işlemin iptaline karar

verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

" Mahkememizin 13.11.2008 günlü kararı

ile söz konusu taşınmazın sivil mimarlık örneği olarak korunması gerekli

taşınmaz kültür varlığı niteliğinin bulunup bulunmadığının saptanması amacıyla yerindekeşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş

olup, 12.03.2009 tarihinde usulüne uygun olarak yapılan keşif ve bilirkişiincelemesisonrası Mahkememize sunulan raporda özet

olarak; taşınmazın yıkılmadan önceki fotoğraflarından ..., yapı fotoğraflarına

bakıldığında dava konusu taşınmaz üzerinde daha önce bulunduğu anlaşılan

yapının, 2863 sayılı yasa ve ilgili mevzuata göre, Osmanlı yerleşmelerinde 19.

yy sonu ile 20.yy başlarından yaklaşık ortalarına kadar görülen tek katlı veya

1,5 katlı, her mahallede bulunabilen, süslemesiz, bodrum katı kagir zemin ve

üst katları ahşap iskelet sistemde inşa edilmiş, iç sofalı plan tipindeki

konutlardan olduğu, yapı yıkılmamış olsaydı korunması gerekli kültür varlığı

olarak tescili uygun olabileceği ancak yapı yıkılmış olduğundan, yapının

ölçüleri ve mekan dağılımını anlatan herhangi bir iz ve kalıntı olmadığından

yapının rölövesinin çıkarılması ve aslına uygun

olarak restorasyonunun da yapılması mümkün olmadığı görüşü belirtilmiştir.

Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş

olup, davacı vekilince yapılan itiraz yerinde görülmemiş olup, hukuki ve

bilimsel verilere uygun olarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporu, hükme

esas alınabilecek nitelikte görülmüştür.

Bu durumda, bilirkişi raporuyla dava dosyasındaki

bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, sivil mimarlık örneği

olarak tescil edilen fakat gerekli izinler alınarak yıkılmış bulunan yapının

ölçüleri ve mekan dağılımını anlatan herhangi bir iz ve kalıntı olmadığından

yapının rölövesinin çıkarılması ve aslına uygun

olarak restorasyonunun da yapılması mümkün olmadığı sonuç ve kanaatine

varıldığından davacıya ait taşınmazın tescil kaydının kaldırılmasının

reddedilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır."

17. Temyiz üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 22/12/2009

tarihli ve E.2009/8086, K.2009/12534 sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Bozma ilamının gerekçesi şöyledir:

"Korunması gerekli taşınmaz kültür

varlığı olarak tescili gereken bir yapı, herhangi bir nedenle bu özelliğini

yitirmiş veya ortadan kaldırılmış olsa dahi eski eser olarak tescil edildiği

veya incelemeye alındığı tarihte bu özelliği taşıyorsa ve bu tür yapılar

yeniden inşa edilmek istenirse restütüsyon ve

restorasyon projesine göre yapının restorasyonunun yapılması eski eserlerin

korunması ilkesinin temel gereği olacaktır.

Olayda, yapı keşif tarihi itibariyle yıkılmışsa da yapının kalıntısı,

fotoğrafları, hertürlü yazılı, sözlü, görsel arşiv

belgesi ile anılan belgelerdeki fotoğraflardaki verilerin değerlendirilmesi

suretiyle eski eser tesciline ilişkin dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun

incelenmesi gerekmektedir.

Kaldı ki, eski eser tescilli yapının yıkılmış olması nedeniyle, mevcut

durumu itibariyle kültür varlığı özelliği taşımadığı yorumunun yapılması, bu

nitelikteki yapıların yıkılarak eski eser tescili kapsamından çıkartılması

sonucunu doğurur ki, bu değerlendirme; korunarak gelecek kuşaklara aktarılması

gereken değerlerimizden olan eski eser tescilli yapıların korunmasını olanaksız

kılar.

Belirtilen nedenlerle fiilen yıkılarak ortadan kaldırılmış olsa bile,

uyuşmazlık konusu yapıya ilişkin olarak davalı idarede bulunduğu ileri sürülen

tüm bilgi ve belgeler ile verilerin esas alınması suretiyle ve yapının eski

eser olarak tesciline ilişkin işlemde mevzuata uygunluğunun değerlendirilmesi

amacıyla konusunda uzman kişilerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kuruluna

keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve bunun sonucunda düzenlenecek

raporun incelenmesi suretiyle dava hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği

sonucuna varılmış, dava konusu işlemin iptali yolunda verilenİdare

Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir."

18. Bozma ilamından sonra Mahkemece, bozma ilamında belirtilen

şekilde taşınmazın sivil mimarlık örneği olarak korunması gerekli taşınmaz

kültür varlığı niteliğinin bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla yeniden

keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması kararı alınmıştır. Bu kapsamda

bilirkişilerce düzenlenen 27/4/2011 tarihli raporda, 252 ada 17 parsel sayılı

taşınmaz üzerinde hâlihazırda yer almayan yapının raporda belirtilen özellikler

kapsamında hem tek başına yüklenmiş olduğu kültürel ve mimari değerler ile hem

de kentsel sit alanı içinde süreklilik gösteren dokunun bir parçası olması

nedeniyle sivil mimarlık örneği olarak tescile ve korunmaya değer taşınmaz

kültür varlığı olduğu, bu nedenle taşınmazın tescil kaydının devam

ettirilmesinin uygun olacağı, ayrıca yapı yıkılmış olmasına karşın bilimsel

araştırma ve projelendirme safhaları sonucunda plan kurgusu, yapım tekniği,

malzemesi ve diğer mimari özellikleri gibi özgün nitelikleri ile bölgenin

sosyal ve kültürel yaşamına yeniden kazandırılması gereken bir yapı olduğu

belirtilmiştir.

19. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda

9/6/2011 tarihli ve E.2010/469, K.2011/592 sayılı karar ile davanın reddine

karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Mahkememizin 10.06.2010 günlü kararı ile

söz konusu taşınmazın sivil mimarlık örneği olarak korunması gerekli taşınmaz

kültür varlığı niteliğinin bulunup bulunmadığının saptanması amacıyla yerindekeşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar

verilmiş olup, 25.01.2011 tarihinde usulüne uygun olarak yapılan keşif ve bilirkişiincelemesisonrası Mahkememize sunulan raporda özet

olarak; taşınmazın mimari özellikleri ile Edirne'nin geleneksel konutlarından

biri olduğu, yapı, plan kurgusu, mekan düzeni, kat adedi, cephe biçimlenişi,

(giriş kapısının biçim ve konumu, pencere biçimi ve düzeni, çatı ve çatak

biçimi) , taşıyıcı sistem özellikleri ve geleneksel yapım tekniği ile 19.

yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın ortalarına kadar tarihlenebilen ve bu dönemin

sosyal, kültürel, mahalli değerlerini, mimari ve teknolojik özelliklerini

yansıtan, kentsel çevreyi oluşturan, yöreye karakter veren ve giderek yok olan

geleneksel ve yöresel yaşam biçimini yansıtan sivil mimarlık örneği olarak

tescile ve korunmaya değer bir taşınmaz kültür varlığı olduğu, yıkılmış

olduğundan dolayı, bilimsel bir araştırma yapılarak, yapıya ait tüm görsel ve

yazılı belgeler araştırılarak, yapının kalıntı rölövesinin

ve bunu takiben restitüsyon ve rekonstrüksiyon projelerinin hazırlanarak

bölgenin sosyal ve kültürel yaşamına yeniden kazandırılması gerektiği şeklinde

görüş belirtilmiştir.

Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş olup,

davacı vekilince bilirkişilerin ilk keşiftekinden daha uzman olmadığı şeklinde

yapmış olduğu itirazı karşılamak üzere, bilirkişilerin hem restoratör

hem de mimar olmalarından dolayı yapılan itiraz yerinde görülmemiş olup, hukuki

ve bilimsel verilere uygun olarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporu, hükme

esas alınabilecek nitelikte görülmüştür.

Bu durumda, bilirkişi raporu ve dava

dosyasındaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu

tescil edilen taşınmazın mimari özellikleri ile Edirne'nin geleneksel

konutlarından biri olduğu, bu dönemin sosyal, kültürel, mahalli değerlerini,

mimari ve teknolojik özelliklerini yansıtan, kentsel çevreyi oluşturan, yöreye

karakter veren ve giderek yok olan geleneksel ve yöresel yaşam biçimini yansıtan

sivil mimarlık örneği olarak tescile ve korunmaya değer bir taşınmaz kültür

varlığı olduğu, yıkılmış olmasına rağmen yapının rölövesinin

çıkarılması ve aslına uygun olarak restorasyonunun da yapılması mümkün olduğu

sonuç ve kanaatine varıldığından davacıya ait taşınmazın tescil kaydının

kaldırılmasının reddedilmesine ilişkin işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık

bulunmamaktadır."

20. Temyiz üzerine, Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 22/5/2013 tarihli ve E.2011/15484, K.2013/3915 sayılı ilamı ile

bozma ilamına uyularak verilen hükmün onanmasına karar verilmiştir.

21. Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 4/6/2014 tarihli ve

E.2013/10071, K.2014/6400 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

22. Karar,

başvurucuya 8/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu

5/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

24. 2863 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (a) bendinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

" (Değişik:14/7/2004 - 5226/1 md.) Kültür varlıkları"; tarih öncesi ve tarihi

devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih

öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel

açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün

taşınır ve taşınmaz varlıklardır."

25. 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Korunması gerekli taşınmaz kültür ve

tabiat varlıkları şunlardır:

a)

Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış

taşınmazlar,

b)

Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür

ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar,

c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür

varlıkları,

..."

26. 2863 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(Değişik birinci fıkra :

26/5/2004-5177/26 md.) Korunması gerekli taşınmaz

kültür ve tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve

Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum

ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır.

Yapılacak

tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer

özellikleri dikkate alınır. Devletin imkanları gözönünde

tutularak, örnek durumda olan ve ait olduğu devrin özelliklerini yansıtan

yeteri kadar eser, korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenir.

Korunması

gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler

koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur."

27. 10/12/1987 tarihli ve 19660 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan mülga Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının

Tespiti ve Tescili Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarından

korunması gereklilerin tespitinde aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulur:

a)

Korunması gerekli tabiat varlıkları ile, 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış

taşınmazlardan olması,

b) 19

uncu yüzyıl sonundan sonra yapılmış olmasına rağmen önem ve özellikleri

bakımından korunmasına gerek görülmesi,

c) Taşınmazın sit alanı içinde bulunması

..."

28. Yüksek Kurulun 5/11/1999 tarihli ve 660 sayılı

"Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları"

konulu İlke Kararı'nın ilgili bölümü şöyledir:

"3) Yeniden Yapma (Rekonstrüksiyon)

Korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı

olarak tescil edilen ve tescil edilmesine ilişkin gerekli özellikleri

taşımasına rağmen elde olmayan sebeplerle tescili yapılmamış ve/veya herhangi

bir nedenle yitirilmiş olan yapının, gerek kültür varlığı niteliği, gerekse

kültürel çevreye olan tarihsel katkıları açısından, eldeki mevcut belgelerden

(yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün

yazılı-sözlü, görsel arşiv belgesi vb.) yararlanmak suretiyle kendi parsellerinde

daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, eski cephe özelliğinde, aynı kitle ve

gabaride, özgün plan şeması, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak, kapsamlı

restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon uygulamasının koşulsuz sağlanmasına,

Ancak uygulama gerçekleşinceye kadar

parsellerde her türlü inşai ve fiziki müdahalenin

yasaklanmasına, (otopark, fuar, sergileme vb.) yeni bir işlev ile kullanma ve

aynı parselde tescilli yapı yerinde veya diğer boş alanlarda başka bir yeni

yapılaşmaya izin verilemeyeceğine,

Tüm bu uygulamalar için koruma kurulu

kararının alınması gerektiğine,"

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, maliki olduğu taşınmazın kültür varlığı olarak

tescili işleminin iptali için idari yargı merciinde açılan davanın

reddedildiğini, İlk Derece Mahkemesince verilen son karara dayanak bilirkişi

raporundaki tespitlerin hatalı olduğunu, gerekli ve yeterli incelemenin

yapılmadığını, bozma ilamına uyulmak suretiyle Mahkemece yapılan keşifte görev

alan bilirkişilerin bozma ilamından önce yapılan keşifte görev alan

bilirkişilerden akademik kariyer olarak daha altta bulunmaları sebebiyle

kendilerini baskı altında hissederek rapor sunduklarının düşünüldüğünü,

taşınmazın kültür varlığı olarak tesciline karar verilmesinin hakkaniyete ve

mevzuat hükümlerine aykırı olduğunu, taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının

kısıtlandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

taşınmazın kültür varlığı olarak tescilinin devamına ilişkin kararın ve İlk

Derece Mahkemesi kararının iptalini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, İlk Derece Mahkemesince

verilen son karara dayanak bilirkişi raporundaki tespitlerin hatalı olduğuna,

yeterli incelemenin yapılmadığına, bozma ilamına uyulmak suretiyle mahkemece

yapılan keşifte görev alan bilirkişilerin daha önce yapılan keşifte görev alan

bilirkişilerden akademik kariyer olarak daha altta bulunmaları sebebiyle

kendilerini baskı altında hissederek rapor sunduklarının düşünüldüğüne ve

taşınmazın kültür varlığı olarak tesciline karar verilmesinin hakkaniyete ve

mevzuat hükümlerine aykırı olduğuna yönelik şikâyetlerinin özünün adil

yargılanma hakkına ilişkin olduğu anlaşıldığından bu şikâyetler adil yargılanma

hakkı yönünden incelenmiş, başvurucunun taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının

kısıtlandığına ilişkin şikâyeti ise mülkiyet hakkı yönünden ayrıca

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

32. Başvurucu, bozma ilamından sonra alınan bilirkişi

raporundaki tespitlerin hatalı olduğunu, yeterli incelemenin yapılmadığını,son yapılan keşifte görev alan bilirkişilerin

kendilerini baskı altında hissederek rapor sunduklarının düşünüldüğünü ve

taşınmazın kültür varlığı olarak tesciline karar verilmesinin hakkaniyete ve

mevzuat hükümlerine aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

33. Bakanlık görüş yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurunun bu kısmına

ilişkin olarak görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

34. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması

bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda

değildir (Ahmet Sağlam, B. No:

2013/3351, 18/9/2013, § 42).

35. Başvuru konusu olayda, Koruma Bölge Kurulunun 2/12/2004

tarihli kararı ile taşınmazın 2863 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığının

bildirilmesi üzerine alınan yıkım ruhsatına istinaden taşınmaz üzerinde bulunan

yapının yıkıldığı, 2006 yılında taşınmazın kültür varlığı olarak tesciline

karar verildiğinin öğrenilmesinden sonra bu karara itiraz edilmesine rağmen

itirazın reddedildiği, taşınmazın kültür varlığı olarak tescil şartlarını

taşımadığı ve taşınmaz üzerindeki yapının zaten yıkılmış olduğu iddiasıyla

başvurucu tarafından idari işlemin iptaline yönelik olarak dava açılmıştır.

Mahkemece, yapının bulunduğu alanda keşif yapılmış ve alınan bilirkişi raporu

doğrultusunda yapı yıkılmamış olsaydı, kültür varlığı olarak tescili uygun

olmakla birlikte yapının yıkılmış olduğu ve aslına uygun olarak restorasyonunun

yapılmasının da mümkün olmadığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir

(bkz. § 16). Temyiz üzerine, eski eserlerin korunması ilkesine vurgu yapılarak taşınmaz

kültür varlığı olarak tescili gereken bir yapının ortadan kaldırılmış olması

durumunda yapılması gereken inceleme yöntemi açıklanmak suretiyle hükmün

bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 17).Mahkemece bozma ilamına uyularak

yapılan yargılamada, tarafların iddia ve delilleri de değerlendirilerek yapının

bulunduğu alanda yeniden keşif yapılmış, bilirkişilerden bozma ilamı

doğrultusunda, yıkılmış yapının 2863 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatta

öngörüldüğü şekilde sanat değeri, mimari, tarihi, estetik ve mahalli değerler

kapsamı içinde strüktürel, dekoratif, yapısal durum, malzeme ve yapım

teknolojisi ve şekil bakımından "sivil mimarlık örneği "olarak

tescile ve bu yönde korunmaya değer bir taşınmaz kültür varlığı olup olmadığı,

yıkılmış olduğundan yeniden inşa edilmek istenirse rölövesi

çıkarılarak aslına uygun olarak restorasyonunun da mümkün olup olmadığıhususlarını ortaya koyacak şekilde rapor

düzenlenmesi istenmiş ve bu kapsamda rapor alınmış (bkz. § 18), başvurucunun

bilirkişi raporuna itirazları da değerlendirilerek 9/6/2011 tarihinde davanın

reddine karar verilmiştir. Mahkeme gerekçeli kararında bilirkişi raporunun

benimsendiği vurgulanmıştır. Temyiz üzerine hüküm, Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 22/5/2013 tarihli ilamı ile onanmış, karar düzeltme talebi ise aynı

Dairenin 4/6/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

36. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına

ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmakta olup

Derece Mahkemesi kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

37. Öte yandan, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3),48. maddesinin (1) ve

(2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda,kamu

gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre

özeti yapılmalı, bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal

edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§§ 19, 20).

38. Somut olayda başvurucu, bozma ilamına uyulmak suretiyle

mahkemece yapılan keşifte görev alan bilirkişilerin bozma ilamından önce

yapılan keşifte görev alan bilirkişilerden akademik kariyer olarak daha altta

bulunmaları sebebiyle kendilerini baskı altında hissederek rapor sunduklarının

düşünüldüğünü iddia etmiş ise de bu ihlal iddiasına ilişkin delillerin, iddiayı

destekleyici bilgi ve belgelerin sunulmadığı, iddianın temellendirilemediği ve

bu iddianın esasının incelenmesi imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

39. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

40. Başvurucunun, maliki olduğu taşınmazın kültür varlığı olarak

tescili sebebiyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlandığı ve

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurusunun açıkça

dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedenin de bulunmaması nedeniyle başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı ve Türü

41. Başvurucu, maliki bulunduğu taşınmazın kültür varlığı olarak

tescil edilmesi sebebiyle taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin

kısıtlandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun taşınmazını

kullanmasına ilişkin getirilen sınırlamanın hukuki dayanağının bulunduğunu,

müdahalenin kamu yararı amacına yönelik olduğunu, adil dengenin kurulup

kurulmadığına ilişkin değerlendirmede 2863 sayılı Kanun'un mülkiyet hakkı

sahiplerine kolaylıklar sağlayan hükümlerinin de gözetilmesi gerektiğini

bildirmiştir.

43. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin

bulunması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,

B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

44. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer

alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin

Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur.

Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren

başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30,

31).

45. Somut olayda, başvurucunun Edirne ili, Merkez ilçesi, Yeni

mahalle, Salıtekkesi mevkiinde bulunan252 ada 17

parsel sayılı taşınmaz üzerinde 4721 sayılı Kanun uyarınca mülkiyet hakkının

bulunduğu tartışmasızdır.

46. Anayasa’nın 35. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer

düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural

ihtiva etmektedir. Sözleşmenin ilk cümlesi herkese mülkünden barışçıl

yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkını

tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullarda

mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangi

koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 45).

47. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.

maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken, Sözleşme'ye Ek (1) No. lu

Protokolün 1. maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına

düzenleme ile vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda

gerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf

devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol”

yetkisine sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın

birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü

ya da mülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, § 46).

48. Başvuru konusu olayda, başvurucunun maliki bulunduğu

taşınmaz 2006 yılında kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Bu bakımdan,

başvurucunun taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakları devam etmekte olup

başvurucunun mülkiyet hakkından yoksun kaldığı söylenemez. Diğer yandan,

taşınmaz üzerindeki mülk sahipliği devam etmekle birlikte, taşınmazın kültür

varlığı olarak tescili sebebiyle başvurucunun taşınmaz üzerinde mülkiyet

hakkından doğan bir kısım hak ve yetkilerinin kısıtlandığı, 2863 sayılı Kanun

ve ilgili mevzuat hükümleri kapsamında mülkiyetin kullanımına birtakım

sınırlamalar getirildiği ve mülkiyet hakkı kapsamında taşınmaz üzerinde

gerçekleştirilmesi mümkün bir kısım faaliyetlerin yerine getirilmesinin belli

şartlara bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan, taşınmazın kültür varlığı

olarak tescili şeklinde gerçekleşen ve taşınmazın kullanım şekli, muhafazası,

yapılabilecek inşai ve fiziki muameleler ve benzer

yönlerden kısıtlamaları da beraberinde getiren müdahalenin mülkiyetin

kullanımını kontrol/düzenleme suretiyle mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği

değerlendirilmiştir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

49. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 35.

maddelerine uygunluğunun denetlenmesi gerekmekte olup bu itibarla müdahalenin

hakkın özünedokunmama, Anayasa'nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlandırma ve ölçülülük ilkesi

kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

i. Kanunilik

50. Anayasa’nın 35.

ve 13. maddelerine göre mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı

amacıyla ve kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 63. maddesinde

tarih, kültür ve tabiat varlıkları ve değerlerinden özel mülkiyet konusu

olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak

yardımlar ve muafiyetlerin kanunla düzenleneceği ayrıca belirtilmiştir.

51. İnsanlık tarihinin bir ürünü olan ve insanlığın ortak mirası

olarak kabul edilen kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına Anayasa

düzeyinde önem atfedilmiş olup kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve buna

ilişkin ana düzenlemeleri içeren 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, 19.

yüzyıldan sonra yapılmış olmakla birlikte önem ve özellikleri bakımından Kültür

ve Turizm Bakanlığı tarafından korunmasına gerek görülen taşınmazlar ile sit

alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları korunması gereken taşınmaz

kültür varlığı olarak sayılmış; Aynı Kanun'un 7. maddesinde, korunması gereken

taşınmaz kültür varlıklarının tespitinin Kültür ve Turizm Bakanlığının

koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların

görüşü alınarak yapılacağı, yapılacak tespitlerde kültür varlıklarının tarih,

sanat, bölge ve diğer özelliklerinin dikkate alınacağı, devletin imkânları gözönünde bulundurularak örnek durumda olan ve ait olduğu

devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar eserin korunması gereken kültür

varlığı olarak belirleneceği ve korunması gereken taşınmaz kültür varlıklarıyla

ilgili yapılan tespitlerin koruma bölge kurulu kararı ile tescil edileceği

düzenlenmiştir.

52. Bu durumda başvuru konusu olayda başvurucunun maliki

bulunduğu taşınmazın Koruma Bölge Kurulunca kültür varlığı olarak tescili

suretiyle mülkiyetin kullanımını kontrol/düzenleme şeklinde gerçekleşen

müdahalenin, 2863 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddelerinde hukuki dayanağının

bulunduğu ve başvuruya konu müdahalenin kanunilik unsurunu taşıdığı

anlaşılmaktadır.

ii. Meşru Amaç

53 . Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireysel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün

kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek

durumundadır (AYM, E.2010/30, K.2012/7, 19/1/2012).

54. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve

yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak kamu yararını

belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptirler. Kamu yararı konusunda bir

uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması

yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları

açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça temelden

yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararı

tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, §§ 35, 36).

55. Anayasa'nın 63. maddesinde devletin, tarih, kültür ve tabiat

varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve

teşvik edici tedbirleri alma ödevi düzenlenmiş, bu kapsamda özel mülkiyet

konusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların, bu nedenle hak

sahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunda

düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa'nın 63. maddesi kapsamında

korunması gereken taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını tanımlamak,

yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, gerekli ilke ve uygulama

kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmek amaçlarına

yönelik düzenlemeler içeren 2863 sayılı Kanun'un kamu yararı amacı taşımadığı

söylenemez.

56. Yine, 2863 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddeleri kapsamında

kültür ve tabiat varlığı niteliği bulunduğu tespit edilen bir taşınmazın

tescili suretiyle korunması ve aslına uygun olarak muhafazası insanlık

tarihinin, milli kültürün ve kültürel mirasın korunarak gelecek nesillere

aktarılması bakımından son derece önemli olup bu kapsamda gerçekleşen müdahalenin

kamu yararı amacı taşıdığı kabul edilmelidir.

iii. Ölçülülük

57. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği

kişilerin mülkiyet haklarının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen

kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması

gerekmektedir.

58. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

59. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan ve

yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete, mülkiyetin kullanımı veya

mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi

vermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülük

ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Buna göre,

mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararı amacıyla ve kanunla

kullanılmalıdır. Ancak, ölçülülük ilkesi gereği mülkiyetten yoksun bırakmada

aranan tazminat ödeme yükümlülüğü, davanın koşullarına bağlı olarak düzenleme

yetkisinin kullanıldığı her durumda zorunlu görülemez (Hafize Şükran İçten ve diğerleri, B. No:

2013/5018, 23/3/2016, § 81).

60. Somut olayda, başvurucuya ait taşınmaz kültür varlığı olarak

tescil edilmiştir. 2863 sayılı Kanun'un 9. maddesinde korunması gereken

taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen taşınmazlarda Koruma Yüksek

Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan

kararlara aykırı olarak inşai ve fiziki müdahalede

bulunulamayacağı, bunların yeniden kullanıma açılamayacağı, kullanımlarının

değiştirilemeyeceği düzenlenmiştir. Aynı maddede, esaslı onarım, inşaat,

tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işlerin inşai ve fiziki müdahale sayılacağı belirtilmiştir. 2863

sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasında ise her kimin mülkiyetinde ve

idaresinde olursa olsun taşınmaz kültür varlıklarının korunmasını sağlamak için

gerekli tedbirleri almak, aldırmak, bunların denetimini yapmak veya yaptırmanın

Kültür ve Turizm Bakanlığına ait olduğu ana kural olarak belirtilmiş, aynı

Kanun'un 19. maddesinde taşınmaz kültür varlıklarının maliklerinin Kültür ve

Turizm Bakanlığınca görevlendirilmiş uzmanlara gerektiğinde yapının varlığının

kontrolü, incelenmesi, harita, plan ve rölövesinin

yapılması, fotoğrafının çekilmesi, kalıplarının çıkarılması için izin vermeye

ve gereken kolaylığı göstermeye mecbur oldukları hüküm altına alınmıştır.

61. Mevcut düzenlemeler ile kamu yararı amacıyla getirilen

külfet ve yükümlülüklerin taşınmazı kültür varlığı olarak tescil edilen malikin

mülkiyet hakkını sınırlandırdığı anlaşılmakla birlikte ölçülülük ilkesi gereği

meşru amacın sağlanması hususunda tüm külfetin başvurucuya yüklenmemesi

gerekir.

62. 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca, özel hukuk gerçek

ve tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz kültür varlıklarının sahipleri,

bu varlıkların bakım ve onarımlarını Kültür ve Turizm Bakanlığının 2863 sayılı

Kanun uyarınca bakım ve onarım hususunda vereceği emir ve talimatlara uygun

olarak yerine getirdikleri sürece 2863 sayılı Kanun kapsamında tanınan hak ve

muafiyetlerden yararlanabileceklerdir. Bu bakımdan ölçülülük ilkesi kapsamında

yapılacak incelemede, özel hukuka tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetindeki

taşınmaz kültür varlıklarıyla ilgili olarak sağlanacak yardım ve kolaylıklara

ilişkin 2863 sayılı Kanun kapsamındaki düzenlemelerin ayrıca değerlendirilmesi

gerekmektedir.

63. 2863 sayılı Kanun'un 12. maddesinde korunması gereken kültür

varlıklarının korunması, bakım ve onarımı için bu varlıkların maliklerine

Kültür ve Turizm Bakanlığınca ayni, nakdi ve teknik yardım yapılacağı

öngörülmüştür. 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinde, korunması gereken kültür

varlıklarının Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanacak programlara uygun

olarak kamulaştırılacağı belirtilmiş, hangi usul ve esaslara göre kamulaştırma

yapılacağı düzenlenmiştir. Yine, aynı Kanun'un 21. maddesinde, korunması

gereken taşınmaz kültür varlıklarının ve bu varlıkların korunması amacıyla

yapılacak bakım, onarım ve benzeri faaliyetlerin belli koşullarda her türlü

vergi, resim ve harçtan muaf olduğu belirtilmiştir.

64. Başvuruya konu olayda, 2863 sayılı Kanun'un mülkiyetin

kullanımına sınırlandırma getiren maddeleri ile korunması gereken kültür

varlığı maliklerine yardım ve kolaylıklar öngören maddeleri birlikte

değerlendirildiğinde, başvurucunun taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının devam

ettiği, başvurucunun Kültür ve Turizm Bakanlığının taşınmazın bakım ve

onarımına ilişkin 2863 sayılı Kanun kapsamında vereceği emir ve talimatlara

uygun hareket ettiği sürece, 2863 sayılı Kanun'un maliklere tanıdığı hak, muafiyet

ve kolaylıklardan yararlanabileceği gibi 2863 sayılı Kanun hükümlerine aykırı

olmamak kaydıyla mülkiyet hakkının tanıdığı tüm yetkilerini de kullanabileceği,

başvurucunun sağlanan hak ve kolaylıklardan yararlanamadığı yönünde somut bir

şikâyetinin bulunmadığı dikkate alındığında sınırlamanın ortaya çıkardığı

durumun, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamusal menfaatin

gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozmadığı ve başvurucu açısından

meşru sayılamayacak ferdi ve aşırı nitelikte bir yük oluşturmadığı sonucuna

varılmıştır.

65. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil Yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Fatma

KARAMAN ODABAŞI

Başvurucu

:

Ahmet BÖLGE

Vekili

:

Av. Çağrı

MUŞTU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/13133, 28 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  12. Yıldırım
  13. Özgüldür
  14. Topal
  15. M. Emin KUZ
  16. Karaman Odabaşı
  17. Muştu
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/13133
Tarih
28 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • İshak Aybergüler Başvurusu (B. No: 2014/1196)
  • Mehmet Ali Öztürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6837)
  • Mehmet Şirin Akkuş Başvurusu (B. No: 2014/12919)
  • Fetullah Gülen Başvurusu (B. No: 2014/11499)
  • Cem Özen Başvurusu (B. No: 2014/1328)
  • Sabriye Yürekli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7115)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.