İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nesrin Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5785)

1. Başvuru; başvurucuların yakınlarının, kolluk görevlileri

Başvuru No2014/5785Tarih29 Eylül 2016Okuma74 dk · 14.783 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nesrin Demir Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/5785
R.G. Tarih ve Sayı
20/10/2016-29863
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

14.783 kelime·74 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; başvurucuların yakınlarının, kolluk görevlileri

tarafından hukuka aykırı şekilde öldürülmesi ve bu olaya ilişkin etkili bir

ceza soruşturması yapılmaması nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla

21/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) 25/3/2016 tarihinde gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/5/2016

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

25/5/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı 3/6/2016 tarihinde beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. 22/10/2005 tarihinde saat 04.40 sıralarında Didim İlçe

Emniyet Müdürlüğüne 4-5 kişi tarafından bir restorana yönelik hırsızlık eylemi

teşebbüsünde bulunulduğu ve bu kişilerin bir otomobille olay yerinden hızla

kaçtıkları ihbarı yapılmıştır.

9. İhbara konu olay, Polis Haber Merkezi tarafından ilgili

ekiplere telsiz anonsuyla bildirilmiştir.

10. Altınkum Polis Merkezi Amirliğinde nöbetçi olan memurlar,

otomobili muhtemel geçişi hâlinde durdurabilmek için polis merkezi binasının

bulunduğu yola çıkmışlar ve saat 05.40 sıralarında otomobilin bagaj kapısı açık

bir şekilde bulundukları yerden süratle geçtiğini görüp yöneldiği güzergâhı

telsiz anonsuyla haber merkezine bildirmişlerdir.

11. Bu sırada otomobilin hızla yöneldiği bölgedeki yolda görev

yapmakta olan polis memurları, otomobilin kendilerine doğru gelmekte olduğunu

görmeleri üzerine araçtakilere durmaları için ihtarda bulunmuşlar ancak araçtakilerin

bu ihtara uymamaları hatta süratlerini daha da artırarak kaçmaya devam etmeleri

üzerine uzaklaştıkları güzergâhı telsiz anonsuyla Haber Merkezine

bildirmişlerdir.

12. Nöbetçi polis amiri, tüm ekiplere otomobilin kaçış

güzergâhındaki yolu kesmeleri ve kaçışını engellemek amacıyla tedbir almaları

talimatını telsiz anonsuyla vermiştir.

13. Bu sırada otomobil, bir akaryakıt istasyonunun bulunduğu

bölgede görev yapan ve bu talimat nedeniyle tepe lambası yanar şekilde yolun

bir bölümünü geçişini önlemek amacıyla kapatmış bulunan trafik polis ekibi

aracının bulunduğu ve ekipteki iki polis memurunun el fenerleriyle yolda

kontrol yaptıkları bölgeye doğru yönelmiştir.

14. Akabinde polis memurlarınca durdurulmak istendiğinde yaşanan

olaylar sonucunda otomobilde bulunan başvurucular Mehmet Demir ve Nesrin

Demir'in çocukları diğer başvurucu Şevkiye Akgün'ün ise kardeşi olan 1985

doğumlu Ali Demir (A.D.), polis memurlarının açtığı ateş sonucu aldığı iki

tabanca mermisi isabeti nedeniyle yaralanmıştır.

15. Otomobil, polis memurlarının durması için ateş açmasına

rağmen yolda ilerlemeye devam etmiş ve yolun devamında güvenlik tedbiri alan

bir başka polis ekibi minibüsüne şiddetle çarptıktan sonra durmuştur. Bu

şekilde duran otomobilin içerisindeki kişiler, polis ekipleri tarafından

yakalanmışlardır.

16. Emniyet görevlileri tarafından aynı tarihte düzenlenen ve

yakalanan kişilerin de imzalarının bulunduğu tutanağa göre, otomobilde, sağ ön

yolcu tarafında şarjörü üzerinde bulunan ve sürgü mekanizması geriye takılı ses

fişeği atabilen bir tabanca bulunmuştur. Yakalanan kişilerden birinin bıçak

taşıdığı ayrıca otomobilin içerisinde başka bıçak ve benzeri kesici aletlerin

olduğu anlaşılmıştır.

17. Yaralanan A.D. hemen ambulansla bir hastaneye sevk edilmiş

ancak ulaştırılamadan yaşamını yitirmiştir.

18. Durumdan saat 06.00 sıralarında haberdar edilmesi üzerine

olaya ilişkin derhal soruşturma başlatan nöbetçi Cumhuriyet savcısı, bu

soruşturma kapsamında olay yerine giderek Aydın Valiliği Emniyet Müdürlüğü Olay

Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Etme Şube Müdürlüğünde (Olay Yeri İnceleme)

görevli ekiplerle maddi delil incelemesi yapmış ve buna ilişkin bir tutanak

düzenlemiştir.

19. Düzenlenme saati belirtilmeyen söz konusu tutanağın ilgili

bölümü şöyledir:

"22/10/2005 günü saat 06.00 sıralarında

Atatürk Bulvarı Jandarma Kavşağında hırsızlık amacıyla gelen 09 K... plaka

sayılı araçta bulunan 5 kişi ile polis ekiplerinin silahlı çatışmaya

girdikleri, araçta bulunan bir kişinin eks olduğunun bildirilmesi üzerine

olayın olduğu yere gelindi. Altınkum istikametinden Söke istikametine doğru

Jandarma Kavşağındaki lambaların önünde 09 A... plaka sayılı trafik polis

aracının flaşörleri yanar ve ön tampon kısmı hasar görmüş şekilde olduğu, bu

aracın 15-20 metre önünde 09 K... plaka sayılı hasarlı aracın olduğu, aracın

gidiş istikametinin Söke istikameti olduğu, aracın sol arka ve sol ön kısmının

hasarlı olduğu, arka camının tamamen patlamış olduğu, ön camında bir adet mermi

çıkış deliği bulunduğu, bu camın çatlak olduğu, sol arka lastiğinin hemen

üzerindeki tamponda kurşun giriş deliği, arka tamponun tam ortasında bir adet

kurşun giriş deliği, arka plaka çerçevesinin hemen üzearinde bir adet kurşun

giriş deliği, arka bagajın üst sol kısmında bir adet kurşun giriş deliği, patlayan

arka camın alt kısmında bir adet kurşun giriş deliği tespit edildi. Aracın

bagajında yapılan incelemede, bol miktarda ve değişik markalarda sigara, içki,

çikolata olduğu görüldü. Arka koltuğun kanlı olduğu, kırılan cam parçaları ile

kaplı olduğu görüldü. Bu aracın hemen sol tarafında ön tarafı Altınkum

istikametine doğru 09 A... plaka sayılı polis minibüsünün olduğu görüldü. Polis

minibüsünün sol ön tekerliğinin çamurluk kısmı ile sol arka tekerliğinin

çamurluk kısmının hasarlı olduğu anlaşıldı. Polis minibüsü ile 09 K ... plaka

sayılı araç arasındaki yerdeçarpışmadan dolayı tampon ve cam parçalarının

bulunduğu, 09 A plakalı trafik polis aracıyla 09 K... sayılı araç arasında 30

metre fren izinin bulunduğu, freni 09 K ... plaka sayılı aracın yaptığı tespit

edildi. 09 K ... plaka sayılı araç içerisinde 2 adet bıçak, bir tornavida, bir

sopa arka koltuk önünde bir adet patlamış kuru sıkı fişeği olduğu görüldü. Olay

yerinde Emniyet Müdürlüğünün olay yeri inceleme ekiplerinin gerekli tespitleri

yaptıkları görüldü. Olayın başlangıcı olan yere gelindi.

Olayın T... ile H... Bankası önünde kavşakta

başladığı, verilen bilgilere göre hırsızlıktan şüpheli 09 K sayılı aracın

asayiş ekiplerince tüm ekiplere anons edildiği, en yakın ekip olan trafik

polisi ekiplerinin belirtilen kavşakta yolu kestiği, 09 K plakalı aracın

durmaksızın trafik polis aracına çarparak kaçtığı, T... hemen önündeki yolda

bir adet kuru sıkı tabanca mermisi, tam kavşağın önünde 2 adet kuru sıkı

mermisi, 4 adet 9 mm çapında mermi kovanı, kavşağın 10 metre ilerisinde

ışıkları geçince bir tanesi sağ taraftaki kaldırımda olmak üzere 7 adet 9 mm

çapında mermi kovanı, 1 adet kuru sıkı tabanca kovanı olduğu, kovanların

muhtelif yerlerde bulunduğu görüldü.

T... ın önünden ekip otosunun ilk bulunduğu

yani yolu kestiği kavşağa gelinceye kadar 14 metre keskin fren izlerinin

bulunduğu tespit edildi.

Ayrıca ekip otosunun yolu kestiği kavşağın

hemen önündeki trafik lambasının demirine bir adet mermi çekirdeği isabet

ettiği tespit edildi. Emniyet müdürlüğü olay yeri inceleme ekiplerine gerekli

incelemelerini yapmaları, olay yerini ve araçların durumunu kamera ile

görüntülemeleri talimatı verildi. Olay yerinde yapılacak başka bir işlem

kalkmadığından olay yeri incelemesine son verildi. Olayda iki trafik polis memurunun

kullandığı iki adet tabanca ile hırsızlık şüphelilerinin aracından ele geçirilen

bir adet kuru sıkı tabancanın gerekli incelemeler için emniyet müdürlüğünde

olduğu anlaşıldı. ... Olay yeri inceleme ekiplerine şüphelilerin el svaplarının

alınması talimatı verildi.

..."

20. Cumhuriyet savcısı, Olay Yeri İncelemede görevli ekiplere,

olay yerinde tespit ettiği kovanların ve diğer maddi delillerin ekspertiz

incelemesi yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza altına alınması

talimatını vererek olay yeri incelemesini tamamladıktan sonra ölenin cesedinin

kaldırıldığı hastanede ölü muayenesi ve otopsi işlemi yapmıştır.

21. Cumhuriyet savcısı, refakatine aldığı nöbetçi doktorla

birlikte gerçekleştirdiği ölü muayenesi sonucunda, ölenin cesedinin, sırtında

ve kafatasında mermi giriş delikleri olduğunu belirlemiş ve kesin ölüm

sebebinin tespiti için sistematik otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Şube

Başkanlığına (Adli Tıp Kurumu) gönderilmesine karar vermiştir.

22. 23/10/2015 tarihinde İzmir Cumhuriyet savcısının huzurunda

Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinde yapılan otopsi sonucunda düzenlenen

Adli Tıp Kurumunun 18/11/2005 tarihli raporunda, ölenin, occipital (kafatasının arka alt kısmı)

bölgesinin sağında ve sırtının sağ

interskapüler (sağ kürek kemiğinin alt uç kısmı) bölgesinin

ortasında birer adet olmak üzere toplam iki adet mermi giriş deliği olduğu,

ateşli silah yaralanmasına bağlı beyin dokusu harabiyeti ve sağ akciğer

yaralanmaları nedeniyle öldüğü, her iki mermi yarasının da öldürücü nitelikte

olduğu, baş bölgesinden giren mermi çekirdeğinin uzak atış mesafesinden atılmış

olduğu, sırtına isabet eden mermi çekirdeğinin de uzak atış mesafesinden

atılmış olabileceği ancak bu mermi çekirdeğine ait giriş deliğinin giysili

bölgesinde olması nedeniyle olay sırasında üzerinde bulunan giysilere ilişkin

bilirkişi incelemesi yaptırılmasının bu mermi çekirdeğine ait atış mesafesi

hususunda adli tahkikata ışık tutacağı, cesetten çıkartılan iki adet mermi

çekirdeğinin Cumhuriyet savcısınca teslim alındığı, kan ve idrar örneklerinin

yapılan analizinde aranan alkol ve uyuşturucu maddelerinin hiçbirinin

bulunmadığı belirtilmiştir.

23. Olay Yeri İncelemede görevli ekiplerce olay yerinin basit

krokisi düzenlenmiş, olay yerinde tespit edilen maddi deliller muhafaza altına

alınmış ayrıca otomobilde ve bu otomobilde bulunan eşya üzerinde maddi delil

incelemesi yapılmıştır.

24. Bu işlemler sonucunda, otomobilin ön yolcu koltuğunun

bulunduğu bölümdeki paspasın altına gizlenmiş toplam uzunluğu 48 cm olan kesici

bir alet, bagajında pek çok sayıda sigara ve çikolata paketleri, alkollü içki,

bisküvi ve benzeri gıda maddesi bulunmuştur. Bu işlemin gerçekleştirilmesi

sırasında yakalanan kişilerden S.A. da hazır bulunmuş, arama ve el koyma

tutanağını imzalamıştır.

25. Yakalanan kişiler hakkında düzenlenen adli raporlara göre

E.G. isimli kişinin belindeki ekimoz, sağ diz ve sağ bacağındaki sıyrıklar

nedeniyle basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte yaralandığı,

diğer kişilerin ise yaralanmalarının olmadığı anlaşılmıştır.

26. Aydın Valiliği Emniyet Müdürlüğünün 24/10/2005 tarihli

ekspertiz raporuna göre Parmak İzi Teşhis Sistemi (AFİS) kayıtlarında ölenin

parmak izleri üzerinde yapılan mukayese incelemeleri sonucunda, farklı

tarihlerde 12 ayrı muhtelif hırsızlık, sahte belge kullanmak ve uyuşturucu

madde bulundurmak suçlarından kaydının bulunduğu, aynı otomobilde yakalanan

E.G., A.Ü. ve S.A.nın da hırsızlık ve benzeri suçlardan kayıtlarının bulunduğu

anlaşılmıştır.

27. Olayda kullanılan otomobil hakkında yapılan araştırmada

17/10/2005 tarihinde Kuşadası ilçesinde bir araç kiralama firmasından Y.B.

isimli kişi tarafından kiralandığı anlaşılmıştır. Bu kişinin Cumhuriyet savcısı

tarafından 22/10/2005 tarihinde alınan ifadesinde, aracı kiraladıktan sonra bir

arkadaşının otomobili kız arkadaşıyla gezmek için kendisinden emaneten alıp

21/10/2005 tarihinde ise otomobili çaldırdığını söylediğini, aynı gün gece saat

23.00 sıralarında Kuşadası Polis Karakoluna giderek durumu anlattığını ancak

burada resmî müracaatının alınmadığını, bu otomobille olaya karışan kişileri

ise tanımadığını söylemiştir.

28. Altınkum Polis Merkezinde olay sırasında nöbetçi olan

memurlar Ö.Ç. ve M. Y.nin 22/10/2005 tarihinde saat 08.05'te kollukta ifadeleri

alınmış olup adı geçenler bu ifadelerinde, olay günü Haber Merkezi telsiz

anonsunda bir otomobilde bulunan 4-5 kişinin hırsızlık olayına karıştığı

ihbarının yapıldığının bildirilmesi üzerine Polis Merkezi önündeki caddeden

geçen otomobilleri kontrol etmeye başladıklarını, saat 05.40 sıralarında ihbara

konu otomobilin kendilerine doğru gelmekte olduğunu görüp dur ihtarında

bulunduklarını ancak otomobildekilerin bu ihtarlarına uymayıp aksine

süratlerini daha da artırarak uzaklaştıklarını, kendilerinin de bu kişilerin

kaçtıkları güzergâhı telsiz anonsuyla diğer ekiplere bildirdiklerini

söylemişlerdir.

29. Olayın gerçekleştiği bölgede faaliyet gösteren akaryakıt

istasyonunda çalışan tanıklar M.A.Ç. ve M.S.G.nin ifadeleri, kolluk tarafından

22/10/2005 tarihinde saat 09.35'te alınmıştır. Her ikisinin de ifadelerinde,

olay günü saat 05.50 sıralarında çalıştıkları istasyonda bulundukları sırada

yakında bulunan bir banka şubesinin önünde tepe lambaları yanar şekilde bir

polis ekip aracının beklemekte olduğunu gördüklerini, iki polis memurunun

ellerindeki fenerlerle Altınkum istikametinden gelen ve plaka sayısını

göremedikleri bir otomobile dur ihtarında bulunduklarını, ancak bu

otomobildekilerin ihtara uymayıp polis memurlarına ateş açtıklarını, ateşin

otomobilin sol arka camından gerçekleştirildiğini, memurların ateşten sakınmak

için kendilerini yere attıklarını, akabinde havaya ateş ederek otomobildekilere

durmaları yönünde yeniden ihtarda bulunduklarını fakat bu ihtara da uymayan

otomobildekilerin, yolun üzerine çekilen ekip aracının ön tarafına çarparak

ilerlediklerini bir yandan da memurlara silahla ateş etmeye devam ettiklerini,

memurların çarpma nedeniyle ön kısmı hasar gören araçlarına binerek kaçmaya

devam eden otomobilin peşinden gittiklerini, kaçan otomobilin banka şubesini

tahminen 200 metre kadar geçmesinin akabinde ise şiddetli bir çarpma sesini

duyduklarını, petrol istasyonunu terk edemedikleri için sesin geldiği yere

gidemediklerini ancak sonradan öğrendiklerine göre kaçan otomobilin başka bir

polis aracına çarptığını ve bu çarpmanın etkisiyle ilerleyemediğini, olay

sırasında otomobilden polis memurlarına doğru ateş edilince korku ve panik

yaşadıklarını, bu nedenle otomobilden kaç el ateş edildiğini tam olarak

hatırlayamadıklarını, memurların otomobilden kendilerine doğru ateş edilmesi

sonucunda kendilerini korumak ve otomobilin durmasını sağlamak için silahlarını

kullandıklarını düşündüklerini çünkü bu memurların önce havaya ateş ettiklerini

gördüklerini söylemişlerdir.

30. Tanık M.A.Ç., bunlara ilaveten olaydan bir süre sonra

araçların bulunduğu noktaya gittiğinde kaçan otomobilin bagajında çok sayıda

sigara paketi olduğunu gördüğünüsöylemiştir.

31. Adı geçen kişilerin ifadeleri aynı tarihte Cumhuriyet

savcısınca da alınmıştır. Bu ifadelerinde önceki ifadelerinden farklı olarak

kaçmaya çalışan otomobilin ilk polis ekibi aracına çarpıp otomobildekilerin,

polis memurlarına ateş etmelerinden ve belli bir mesafe katetmelerinden sonra

ileride başka bir polis ekibi aracının da olduğunu görmeleri üzerine otomobili

geri geri sürerek ilk ekibin bulunduğu noktaya yeniden geldiklerini ve polis

memurlarına otomobilin sol arka camından tekrar silahla ateş etmeye

başladıklarını, memurların da karşılık olarak önce havaya ateş ettiklerini

ancak sonrasında otomobile ateş edip etmediklerini olayın heyecanıyla net olarak

göremediklerini söylemişlerdir. Tanık M.A.Ç. ayrıca bu hususu net olarak

görememekle birlikte bu sırada her iki polisin de otomobile ateş ettiğini

zannettiğini ifade etmiştir.

32. Olay sonrasında otomobilde yakalanan ve haklarında hırsızlık

suçundan işlem yapılan Y.A., A.Ü., E.G. ve S.A.nın ifadeleri, Cumhuriyet

savcısı tarafından aynı gün alınmıştır. Bu kişilerin ifadelerinde özetle,

gezmek için geldikleri Didim ilçesinde otomobilleriyle seyir hâlindeyken bir

polis ekibinin yolu kestiğini ve dur ihtarında bulunduğunu gördüklerini ancak

durmayıp bu ekip otosunun yanından geçtiklerini, geçerken ekip aracına çarpıp

çarpmadıklarını hatırlamadıklarını, akabinde yanından geçtikleri polis ekibinde

bulunan memurlarca arkalarından kendilerine ateş açıldığını, bu ateş sonucunda

ileride bulunan başka bir ekip aracına çarptıklarını söylemişlerdir.

33. Y.A., A.Ü. ve E.G. kendi otomobillerinden polis ekibine ses

fişeği atabilen tabancayla ateş edilip edilmediğini hatırlamadıklarını

söylemişlerdir. S.A. ise diğerlerinden farklı olarak otomobilde bulunan ses

fişeği atabilen tabancanın kendisine ait olduğunu, olay sırasında belinde

olduğunu ve bu silahla ateş edilmediğini ifade etmiştir.

34. Bu kişilerin, otomobilin kime ait olduğu, polisin dur

ihtarına niçin uymadıkları, otomobilin bagajında bulunan eşyanın kim tarafından

ve ne şekilde temin edildiği gibi hususlarda birbirleriyle uyumsuzluk gösteren

ifadelerde bulundukları, kiminin polis ekibinin dur ihtarında bulunmasından

sonra içlerinden bir kişinin "Araba'da mal var, gaza bas" demesi

üzerine hızlanarak yola devam ettiklerini, kiminin ise otomobili kullanan

S.A.nın kendi iradelerine aykırı olarak durmayıp ekibin bulunduğu noktayı

geçtiğini söyledikleri anlaşılmıştır.

35. İfadelerinde, otomobilin ve bagajındaki eşyanın ne şekilde

edinildiği, polis ekibinin bulunduğu kontrol noktasına geldiklerinde niçin

durmayarak ilerlemeye çalıştıkları ve otomobilden polis memurlarına ses fişeği

atabilen tabancayla ateş edilip edilmediği hususlarında çelişkiler bulunduğu

görülmekteyse de söz konusu ifadelerin tamamında birbirleriyle örtüşecek

şekilde otomobili kullanan kişinin S.A. olduğu ile ölen A.D.nin otomobilin arka

koltuğunda oturduğunun belirtildiği anlaşılmıştır.

36. Olay sırasında hırsızlık suçu ihbarına konu otomobili

durdurmak için kaçış güzergâhında yukarıda ifadelerine değinilen görgü

tanıklarının çalıştıkları akaryakıt istasyonunun yakınında tedbir alan ve olay

sırasında silahlarını kullanan polis memurları C.K. ve C.E.nin şüpheli

sıfatıyla ifadeleri, Cumhuriyet savcısı tarafından 22/10/2005 tarihinde

alınmıştır. Adı geçenler bu ifadelerinde, olay günü trafik ekip aracında

görevli olduklarını, Haber Merkezinden tüm ekiplere telsiz anonsuyla 09 K...

plaka sayılı otomobilin kontrol edilmesi ve durdurularak yakalanması talimatının

geldiğini, ikinci anonsta hırsızlık şüphelisi oldukları belirtilen kişilerin

söz konusu otomobille kaçış güzergâhlarının bildirilmesi üzerine akaryakıt

istasyonunun önündeki trafik lambalarının bulunduğu yerde ekip aracının tepe

lambasını yakarak reflektör ve el fenerleriyle gerekli tertibatı aldıklarını,

bir süre sonra söz konusu otomobilin süratli bir şekilde bulundukları noktaya

geldiğini gördüklerini, el feneri ve el işaretleriyle durmaları için ikazda

bulunduklarını, buna rağmen otomobilin süratle kendilerine doğru yaklaşmaya

devam ettiğini, tahminen 18-19 metre kala camından kendilerine ateş edildiğini,

bundan korunmak için kendilerini yere attıklarını, otomobilin süratle ekip

aracına çarparak kaçmaya başladığını, durdurmak için havaya ateş ettiklerini,

akabinde bu kez geri gelmeye başlayarak sol arka camından kendilerine doğru

yeniden ateş edilmesi üzerine kendilerini yoldaki bankete atıp yeniden havaya

ateş ettiklerini, bir yandan da otomobilin üzerilerine gelmesi nedeniyle geriye

doğru uzaklaşmaya çalıştıklarını ancak otomobilin durdurulup arka kapısının

açılarak kendilerine ateş edilmeye başlanması üzerine de bu kez otomobilin arka

tarafına ve arka tekerleklerine doğru ateş ettiklerini, havanın karanlık

olmasından dolayı görerek ateş edemediklerini, kendilerine ateş edilmesi

sırasında ateş edilen tabancadan alev çıktığını gördüklerini, o anda bu

tabancanın sadece ses fişeği atabilen bir tabanca olduğunu anlayabilmelerinin

mümkün olmadığını, olayın gerçekleşme koşulları nedeniyle kaç el ateş ettiklerini

de hatırlayamadıklarını ve olayda açılan ateşten sakınmak için kendilerini yere

atmaları nedeniyle yaralandıklarını söylemişlerdir.

37. Haklarında Didim Devlet Hastanesinden alınan adli

raporlarda, C.E.nin 7 gün iş ve gücüne mani olacak şekilde toplamda 10 günde

iyileşebilecek, C.K.nın ise 2 gün iş ve gücüne mani olacak şekilde toplamda 7

günde iyileşebilecek nitelikte dirsek ve diz bölgelerinden yaralandıkları

anlaşılmıştır.

38. Hırsızlık şüphesiyle durdurulmak istenen otomobilin çarparak

durduğu ikinci polis ekibi aracında bulunan memurlar B.B. ve T.K.nin aynı gün

Cumhuriyet savcısınca alınan ifadelerinde, bir otomobildeki kişilerin hırsızlık

olayına karışmış olabileceğinin telsizle kendilerine anons edilmesi üzerine

otomobili durdurmak ve kontrol etmek için minibüs tipi olan ekip araçlarıyla

önlem aldıklarını, kendilerinden önceki kavşakta ise memur arkadaşları C.K. ve

C.E.nin başka bir araçla otomobili durdurabilmek için önlem aldıklarını

anonslardan takip ettiklerini, zaten bulundukları yerden adı geçenlerin ekip

aracının tepe lambalarının yandığını görebildiklerini, saat 05.45 sıralarında 3

el silah sesi duymaları üzerine bulundukları yolu ekip minibüsüyle

kapattıklarını, kısa bir süre sonra otomobilin ekip minibüsüne doğru çok süratli

bir şekilde gelmekte olduğunu gördüklerini, otomobilin minibüse çarpacağını

anlayınca B.B.nin hemen araçtan inerek kendisini yoldaki orta refüje

atabildiğini, T.K.nin ise inebilmiş ancak henüz uzaklaşamayıp minibüsün sağ

tarafında kalmışken otomobilin, ekip minibüsünün sol arka tekerliklerinin

bulunduğu kısma şiddetle çarptığını, ekip minibüsünün, sol tarafına çarpmanın

şiddeti ve tesiriyle olduğu yerde ve kendi etrafında dönmesiyle sağ tarafında

bulunan T.K.ye çarpıp yaraladığını, uzun farları yanar şekilde üzerilerine

gelen bu otomobildekilerin, kasten ve hatta süratlerini daha artırarak ekip

minibüsüne çarptıklarını söylemişlerdir.

39. Bu memurlar hakkında Didim Devlet Hastanesinden alınan

raporların incelenmesinden T.K.nin 2 gün iş ve gücüne mani olacak şekilde

toplamda 7 günde iyileşebilecek şekilde yaralandığı anlaşılmıştır.

40. Ölenin vücudundan çıkartılan mermi çekirdekleri ile olaydan

hemen sonra el konulan şüpheli polisler C.E ve C.K.nın tabancaları, Söke

Jandarma Kriminal Laboratuvarına (Jandarma Kriminal Labarotuvarı) incelenmek

üzere gönderilmiştir. Laboratuvar, maktulün vücudundan çıkartılan mermi

çekirdeklerinden bir tanesinin C.E.nin tabancasından atıldığını, diğer mermi

çekirdeğinin ise nüveden ibaret olduğu için hangi tabancadan atıldığını

belirleyemediğini bildirmiştir.

41. Ölenin olay sırasında üzerinde bulunan giysileri, sırtından

aldığı mermi isabetinin atış mesafesinin belirlenebilmesi için İzmir Polis

Kriminal Laboratuvarına (Polis Kriminal Laboratuvarı) gönderilmiştir. Laboratuvar,

maktulün olay sırasında giydiğihırkasındaki ateşli silah deliğinin bitişik atış

mesafesinden yapılmadığını, uzak veya yakın atış mesafesinden yapılan atış

sonucu olup olmadığının tespitinin ise yapılamadığını bildirmiştir.

42. Polis Kriminal Laboratuvarının 27/10/2005 tarihli raporunda,

polis memurlarına ait tabancalar ile hırsızlık suçu şüphelilerinden ele geçen

ses fişeği atabilen tabancanın herhangi bir teknik arızasının bulunmayıp

çalışır vaziyette oldukları, olay yerinden elde edilen 10 adet 9 mm çapındaki

kovanın polis memurlarına ait tabancalardan atıldıkları (5+5), yine olay

yerinden elde edilen toplam 6 adet ses fişeği kovanının ise ses fişeği atabilen

tabancadan atıldıkları, bu tabancanın ebat, görünüm ve mekanik yapısı

itibarıyla ateşli bir silah görünümünde olduğu, silahı tanıyan birinin bile

eline alıp incelemeden ilk bakışta ateşli bir silahtan ayırt edebilmesinin zor

olduğu, bu nedenle tabancanın iğfal kabiliyetine sahip olduğunun

değerlendirildiği bildirilmiştir.

43. Cumhuriyet savcısı ses fişeği atabilen tabancanın gerçek

mermi atabilen tabancayla ayırt edilebilmesinin mümkün olup olmadığı hususuna

yönelik araştırmasında bu raporla yetinmemiş ve Didim İlçe Jandarma

Komutanlığında Astsubay statüsünde görev yapmakta olan A.P.yi de aynı konuda

bilirkişi sıfatıyla dinlemiştir. A.P. Cumhuriyet savcısının huzurunda ses

fişeği atabilen tabancayı inceleyerek verdiği mütalaasında, söz konusu

tabancanın 9 mm çapında mermi atabilen iki ayrı marka tabancayı andırdığını,

uzaktan bakıldığında sadece ses fişeği atabilen tabanca olduğunun

belirlenemeyeceğini, ateş edildiğinde ses olarak gerçek tabanca sesi

çıkarttığını ve gerçek tabancada olduğu gibi namlusundan ateş çıktığını,

görünüm ve atış itibarıyla gerçek silahtan ayırt edilebilmesinin zor olduğunu ifade

etmiştir.

44. Ölen ve hırsızlık suçundan şüpheli kişiler ile şüpheli polis

memurlarının alınan el svaplarının Polis Kriminal Laboratuvarı tarafından

incelenmesinde, Y.A. ve E.G. isimli kişilerin el svaplarında atış artıklarına

rastlanılmıştır.

45. Otomobil ve bagajında bulunan eşya üzerinde parmak ve avuç

izi incelemesi yapılmış, mukayese için alınan izlerden pek çoğunun incelemeye

elverişsiz olduğu ya da otomobilde yakalanan şüpheli kişilere ait olmadığı

ancak bagaj kapağı plakasının üstünden alınan parmak izinin yakalanan Y.A.nın

sol el başparmağına ait olduğu tespit edilmiştir.

46. Soruşturma kapsamında 23/10/2005 tarihinde İzmir'de ikamet

eden başvurucu Mehmet Demir'e olayla ilgili bilgi verilmiş ve belirtilen

tarihte defin ruhsatı düzenlenen ölen A.D.nin cesedi, kendisine teslim

edilmiştir. Başvurucu 27/10/2005 tarihinde Didim ilçesine geldiğinde burada

Cumhuriyet savcısınca ifadesi alınmıştır. Başvurucu bu ifadesinde eşinden

ayrıldığını ve yalnız yaşadığını, oğlu A.D.nin kendisine iki yıldır Kuşadası

ilçesinde garsonluk yaptığını söylediğini, iki veya üç ayda bir kez telefonla

görüştüklerini, oğlunu öldüren polis memurlarının cezalandırılmalarını

istediğini söylemiştir.

47. Cumhuriyet savcısı 23/10/2005 tarihinde şüpheli polisler

C.K. ve C.E.nin, meşru savunmada sınırı taksirli eylemleriyle aştıkları

gerekçesiyle Didim Sulh Ceza Mahkemesinden haklarında adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasını talep etmiştir.

48. Didim Sulh Ceza Mahkemesi, bu talebi kabul etmiş ve şüpheli

polis memurları hakkında yurt dışına çıkma yasağı tedbirinin uygulanmasına

karar vermiştir. Mahkeme bu talebin incelemesi sırasında şüphelilerin

sorgulamalarını da yapmıştır. Şüphelilerin sorgularında, Cumhuriyet savcısına

verdikleri ifadelerini tekrar ederek otomobil içerisinden ve sol arka kapısı

açılarak ateş edilmesi nedeniyle kendilerini savunmak maksadıyla otomobile ateş

ettiklerini söylemişlerdir.

49. Didim Cumhuriyet Başsavcılığının 22/12/2005 tarihli

iddianamesiyle şüpheli polis memurları C.K. ve C.E hakkında, hırsızlık yaparak

kaçmaya çalışan kişileri durdurmak için olay yerinde önlem aldıkları, resmî

araca çarparak kaçmaya çalışan bu kişilerin bulundukları otomobilden

kendilerine ateş edilmesi sonucu önce havaya ateş ettikten sonra kaçışlarını

engellemek için otomobile ateş ettikleri ve istemedikleri hâlde

kastettiklerinden farklı olarak ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerdeki sınırı

kastları olmaksızın aşmak suretiyle başvurucuların yakını olan A.D.nin ölümüne

sebebiyet verdikleri iddiasıyla ve taksirle öldürme suçundan Didim Asliye Ceza

Mahkemesine (Asliye Ceza Mahkemesi) kamu davası açılmıştır.

50. Yargılamada, talimatla ifadesi alınan başvurucu Mehmet

Demir'in davaya katılma talebi kabul edilmiştir.

51. Asliye Ceza Mahkemesi, polis memurları sanıkların

savunmalarını 9/3/2006 tarihli duruşmada almıştır. Sanıklar bu savunmalarında

soruşturma aşamasında verdikleri ifadelerini tekrarlayarak öldürme kastlarının

olmadığını sadece kendilerini savunmak maksadıyla ateş ettiklerini

söylemişlerdir.

52. Mahkemece, olay yerine yakın akaryakıt istasyonunda çalışan

ve soruşturma aşamasında gerek kolluk ve gerekse Cumhuriyet savcısı tarafından

ifadeleri alınan tanıklar M.A.Ç. ve M.S.P.nin ifadeleri de 9/3/2006 ve 9/5/2006

tarihli duruşmalarda alınmıştır. Tanıklar, bu ifadelerinde de önceki

ifadelerini tekrar etmişler ve kaçan otomobilde bulunanların, polis ekibi

aracına çarparak yollarına kısa bir süre devam ettikten sonra otomobile geri

manevra yaptırıp aksi yönde kaçmaya çalıştıklarını, bir yandan da otomobilin

açık olan camından polis memurlarına ateş etmeye devam ettiklerini, memurların

da bu ateş üzerine yerden kalkarak havaya ateş etmeye başladıklarını

gördüklerini söylemişlerdir.

53. Asliye Ceza Mahkemesi, 9/5/2006 tarihinde sanıkların

üzerilerine atılı eylemle ilgili yargılama yapma görevinin Söke Ağır Ceza

Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) ait olduğu ile olayda meşru savunma

hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının bu Mahkemece değerlendirilmesinin

gerektiği gerekçesiyle yargılamada görevsizlik kararı vermiştir.

54. Sanık polis memurlarının bu karara itirazları, Ağır Ceza

Mahkemesinin 3/10/2006 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiş ve

yargılamaya bu Mahkemece devam edilmiştir.

55. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların savunmaları ile bazı

tanıkların ifadelerini almış ve başvurucu Mehmet Demir'in davaya katılma

talebini kabul etmiştir. Başvurucu Mehmet Demir, Mahkemeye, Cumhuriyet

savcısınca ifadesinin alındığı tarihteki adresinden ayrıldığını beyan etmiş ve

yeni ikametgâh adresini bildirmiştir.

56. Sanık polis memuru C.E.nin Ağır Ceza Mahkemesine verdiği

savunmasının ilgili bölümü şöyledir:

"Olay günü polis

arkadaşım diğer sanık C...’in anlattığı gibi anons üzerine yolda tertibat

aldık, geliş istikametine göre aracımız sağ taraftaydı, biz durdurmak için

yolun sol tarafına geçtik. Telsiz anonsunda amirimiz polis ekibi olarak yolu

kesmemizi istemişlerdi. Biz gerekli tertibatı aldıktan sonra bir daha telsiz

anonslarını araçtan uzaklaştığımız için duymadık. Şüpheli araç bize doğru

gelirken ikazda bulunduk. Üzerimize doğru hızla gelmeye devam etti ve sol arka

camdan bir kişi dışarı sarkarak ve elindeki tabancayı bize doğrultarak ateş

etmeye başladı. İyice yaklaşınca biz kendimizi yere attık, dizlerimizde

sıyrıklar oluşmuştu. Hızla gelen araç kayarak bizim ekip aracının sol ön

tarafına çarptı. Daha sonra geri manevra yapıp bizim üzerimize doğru geldi. biz

tekrar kendimizi yere attık, araç bizi 15-20 m geçince ani frenle durdu, geri

vites lambaları yandı. Üzerimize doğru tekrar geri geri gelirken arka sol kapı

açılmak suretiyle ateş edilmeye devam edildi. Bunun üzerine biz de

silahlarımızı çekip önce havaya daha sonra otomobilin lastiklerine doğru ateş

ettik. Karşı taraftan ateş edilmeye devam edince bu defa ateş edilen noktaya

doğru ateş etmeye başladık. Sonra bizim ateş açmamız üzerine tekrar patinajlı

bir şekilde kalkış yaparak ileri istikamete hareket etti, yolda çok hafif sağa

doğru viraj vardı. Bir çarpma sesi duyduk, bu esnada ekip aracına biniyorduk.

Hasarlı aracımızla yavaş bir şekilde aynı istikamete doğru gittik. Yaklaşık 150

m ilerde bize destek için gelmiş olan diğer bir ekip aracına çarpmış olduğunu

ve içinde bir kişinin öldüğünü öğrendik. Diğer aracın bulunduğu yer bizim

bulunduğumuz noktadan görünmüyordu. Diğer araca çarpmış olduklarını görünce

olay sırasında aniden durup geri geri bizim üzerimize tekrar gelmelerinin

sebebinin bu ekip aracını görmüş olmaları diye düşündük. Biz şüpheli araçtan

bize ateş edilmesi ve karşılık vermemiz sırasında diğer ekipten hiçbir şekilde

haberimiz yoktu. El telsizim olayın seyri sırasında yere düşmüştü.

..."

57. Sanık polis memuru C.K.nın Ağır Ceza Mahkemesine verdiği

savunmasının ilgili bölümü şöyledir:

"Olay tarihinde gece

görevliydik. Arkadaşım C.. E... ile birlikte idik. Telsizden içinde hırsızlık

olayına karışan şüphelilerin bulunduğu bir aracın bizim bulunduğumuz yere doğru

geldiği anons edildi, bunun üzerine aracımızla birlikte caddeye çıktık. Aracı

caddenin 1 m içine doğru park ettik. Aracın tepe lambası açık, üzerimizde

reflektörler ve el fenerlerimizle beklemeye başladık. Sabaha karşı saat 4-4.30

sıralarında şüpheli araç yaklaşırken durması için ikazda bulunduk, ancak aracı

üzerimize doğru sürdüler. Ekip arabamıza çarptılar, aracımıza çarpmadan önce

bize doğru ateş etmeye başladılar. Araçtan sol arka kapıdan bize doğru ateş

ediliyordu. Bir tek tabanca namlu alevi gördüm. Ancak 1’den fazla kere ateş

edildi. Aracımız gelen aracın istikametine göre yolun sağ tarafındaydı, biz de

durdurmak için yolun ortasına doğru geçmiştik. Bize ateş edilmeye başlanınca

kendimizi yere attık. Gelen araç ekip arabasına çarptıktan sonra geri manevra

yapıp kaçmaya devam etti, bu sırada ateş devam ediyordu. Biz aracı

durdurabilmek için önce havaya ateş ettik, daha sonra araç bizden ilerde

tertibat almış olan ekibi görünce durdu, aracın durduğu yerden bize ateş edilmeye

devam edilince önce lastiklerine doğru ateş ettik. Aracın sol arka kapısı

açılıp ateş etmeye devam edildi, bunun üzerine biz de o noktaya doğru ateş

etmeye başladık. Daha sonra araç tekrar hızla kalkış yaptı ve ilerdeki ekip

otomuzla çarpışarak durdu ve etkisizi hale getirildi. Bundan sonra araçtaki bir

kişinin öldüğünü ve kullanılan tabancanın kuru sıkı tabanca olduğunu sonradan

öğrendik. Ancak olay esnasında gerçek silah zannetmiştik. Karanlık nedeniyle

ayırt edebilme imkanımız yoktu. Bize doğru ateş edilmesi üzerine hem kendimiz

korumak hem de durdurmak maksadıyla ateş etmiştik,

... bizden daha ilerde başka bir ekip olduğunu

bilmiyorduk. Durup tekrar ateş ettikten sonra ikinci ekip arabasına çarpması

üzerine orada ekip olduğundan haberdar olduk. Kaçan aracı durdurmak için ateş

ettiğimizde ilerde ekip arabası olduğunu bilmiyordum.

..."

58. Ağır Ceza Mahkemesi, olay sırasında ölenle aynı otomobilde

bulunan kişilerin önceki aşamalarda verdikleri adreslerindeki mahkemelere

ifadelerinin yeniden alınabilmesi için talimat yazmış ancak bu kişilerin

adreslerinde bulunamamaları nedeniyle yazdığı talimatlara bila ikmal cevap

verilmesi ve yeni adreslerinin de tespit edilememesi üzerine suç işleme

eğilimleri nedeniyle çevre bölgelerdeki ceza ve infaz kurumlarında tutulma

ihtimallerinin bulunduğu gerekçesiyle bu kişileri söz konusu kurumlardan

araştırmış ve yaptığı bu araştırma sonucunda Aydın Ceza ve İnfaz Kurumunda

tutulan E.G.ye ve bir süre Muğla Ceza İnfaz Kurumunda tutulan A.Ü.ye ulaşarak

tanık sıfatıyla dinlemiştir. Mahkemece, diğer iki kişi ise ulaşılamadıkları

gerekçesiyle dinlenememiştir.

59. E.G.nin 21/6/2007 tarihli duruşmada hazır edilerek A.Ü.nün

ise yazılan talimat sonucu 30/1/2008 tarihinde alınan ifadelerinde, olayın

gerçekleştiği gece Didim'den Kuşadası'na dönmek üzere yola çıktıktan bir süre

sonra polis memurlarınca durdurulmak istendiklerinde durmayıp kaçmaya

başladıklarını, bu kaçış sırasında bulundukları otomobilden polis memurlarına

ateş açılıp açılmadığını hatırlamadıklarını ve ses fişeği atabilen tabancanın

otomobili kullanan S.A.ya ait olduğunu söylemişlerdir.

60. E.G. bu ifadesinde, otomobilin bagajında bulunan eşyanın

A.Ü. ve Y.A. tarafından hırsızlanarak buraya konduğunu, A.Ü. ise polis

memurlarının durmalarını istediklerinde E.G.nin otomobilde hırsızlıktan elde

edilmiş eşya olduğunu söylemesi nedeniyle durmayarak kaçtıklarını söylemiştir.

61. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucu Mehmet Demir'in yokluğunda

yapılan 24/4/2008 tarihli duruşmada, sanıkların, eylemlerini silah kullanma

yetkileri çerçevesinde kalarak kanunun hükmünü yerine getirmeleri sırasında

gerçekleştirdikleri dolayısıyla olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu

gerekçesiyle beraatlerine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"...

Olay tarihi olan 22.10.2005 günü saat 04.00

sıralarında F... B... Restoran isimli işyeri sahibinin polisi arayarak

işyerinden hırsızlık teşebbüsü olduğu ve şüphelilerin gri renkli 09 K ...

plakalı oto ile kaçtıklarını ihbarı üzerine haber merkezince durumun telsiz

anonsu ile ekiplere bildirilmesi üzerine ekiplerce çeşitli noktalarda önlem

alındığı, söz konusu otonun saat 05.40 sıralarında Altınkum polis karakolu

önünden geçtiğinin karakol nöbetçisi tarafından anons edilerek otonun gidiş

istikameti olan Atatürk Bulvarına ekiplerin yönlendirildiği Ç... Petrol

istasyonu yanında tedbir alan sanık polis memurlarının görevli olduğu 7..1 kod

nolu ekibe yanaştıklarında polis aracının tepe lambaları yanan va(z)iyette ve

resmi kıyafetli olan sanık polis memurlarının dur ikazına uymayarak aracın

polis memurları üzerine doğru hızla gelmesi üzerine kendilerini yere atarak

siper aldıkları, bu sırada otomobilin sol arka kapı camından tabanca ile ateş

edildiği, polis memurlarınca uyarı atışı yapılmasına rağmen durarak önce geri

manevra yapan ve daha sonra hızla kaçmaya başlayan aracın sol arka kapısından

ateş edilmeye devam edilmesi üzerine sanık polis memurlarındın da otomobile

doğru ateş ettikleri jandarma kavşağına doğru hızla hareket eden otomobilin

7..3 kod no lu ekip aracına çarparak durduğu, araç içerisinde sürücü ile

birlikte 5 kişi bulunduğu, arka koltuk orta kısmında oturan Ali Demir’in baş ve

göğüs kısmında yaralı olarak götürüldüğü hastanede öldüğü anlaşılmıştır.

Araç içerisinde bir adet kuru sıkı tabanca,

bıçaklar ve hırsızlık mahsulü sigara, içki ve çeşitli çikolatalar bulunmuştur.

Araçta bulunan diğer şahıslar ve maktul

hırsızlık ve çeşitli suçlardan sabıkalı, bir kısmı mahkememizde de birden fazla

dosyada yargılanmış kişilerdir.

Tarafsız görgü tanıkları sanıkların

savunmalarını doğrular mahiyette beyanlarda bulunmuşlardır.

F... B... restoran isimli işyerinden hırsızlık

girişimi sonrasında plakası alınan otomobilin dur ihbarına uymayarak kaçma

girişiminde bulunmuş olması, bu esnada polislere otomobilden ateş edilmesi,

otomobil içerisinde kurusıkı tabanca ve hırsızlık mahsulü eşyaların bulunması

otomobilinde çalıntı olması, kuru sıkı tabancadan ateş edilmiş olduğunun

tespiti karşısında sanık polis memurlarının görevleri gereği kendilerine

verilen emir doğrultusunda hırsızlık zanlılarının bulunduğu otomobili durdurmak

için polis oldukları gerek tepe lambası yanan araçlarından gerekse resmi

kıyafetlerinden açıkça anlaşılacak biçimde ikazda bulunmalarına rağmen kaçmaya

çalışarak ele geçirildikten sonra kuru sıkı olduğu anlaşılan tabanca ile

otomobilden kendilerine doğru ateş edilmesi üzerine önce havaya uyarı atışı

yaptıkları, ateş edilmeye devam edilerek kaçmaya çalışmaları üzerine otomobile

ateş ettikleri ayrıca olay anında havanın karanlık olduğu, böylelikle sanık

polis memurlarının 2559 sayılı polis vazife ve salahiyet kanunun 16 md.

kapsamında usulüne uygun biçimde silah kullanma yetkileri çerçevesinde kalarak

hareket ettikleri ve dolayısıyla sanıkların eylemleri suç teşkil etse de olayda

hukuka uygunluk nedeni bulunduğu hususunda mahkememizde tam bir vicdani kanaat

oluştuğundan aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

..."

62. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu kararın gerekçesini

başvurucu Mehmet Demir'in Cumhuriyet savcısınca alınan ifadesinde belirttiği

ikametgâh adresine göndermiş, 9/10/2008 tarihinde söz konusu karar hakkında

temyiz edilmemesini gerekçe göstererek kesinleşme şerhi düzenlemiştir.

63. Başvurucular 26/3/2009 tarihinde ortak vekilleri

aracılığıyla polis memuru sanıklar hakkında verilen beraat kararını temyiz

etmişlerdir.

64. Ağır Ceza Mahkemesi yedi günlük temyiz süresinin

geçirilmesinden sonra temyiz talebinde bulunulduğu gerekçesiyle 6/4/2009

tarihinde verdiği ek kararla bu talebin reddine karar vermiştir.

65. Başvurucuların, söz konusu ek karara yönelik temyizleri,

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin (Daire) 14/6/2012 tarihli ilamıyla yokluğunda

verilen kararın kendisine kanuna aykırı olarak tebliğ edildiği gerekçesiyle

başvurucu Mehmet Demir yönünden kabul edilmiş, başvurucular Nesrin Demir ve

Şevkiye Akgün yönünden ise herhangi bir aşamada şikâyetçi olduklarına dair

beyanlarının bulunmadığı, yargılamaya iştirak etmedikleri ve katılan sıfatını

almadıkları gerekçesiyle reddedilmiştir.

66. Daire, başvurucu Mehmet Demir'in temyiz talebini bu şekilde

kabul ederek yaptığı temyiz incelemesi sonucunda aynı tarihli ilamıyla beraat

hükmünün bozulmasına karar vermiştir. Karargerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

".....Toplanan deliller karar yerinde

incelenip, sanıkların eylemlerinin sübutu mahkemece kabul ve takdir kılınmış,

incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedeni dışında isabetsizlik

görülmemiş olduğundan, katılan Mehmet vekilinin bir nedene dayanmayan ve

yerinde görülmeyen temyiz sair itirazlarının reddine,

Ancak; oluşa ve dosya kapsamına göre; maktul

Ali'nin olay tarihinde tanıklar Y... A, S... A..., A... Ü... ve E... G... ile

birlikte Kuşadası İlçesinden çalıntı 09 K ... plakalı araçla Didim İlçesine

geldikleri, kolluk görevlileri tarafından maktul ve yanında bulunan şahısların

Didim İlçe merkezinde üç ayrı yerden hırsızlık olayına karıştıktan sonra araçla

kaçmaya kalkıştıklarının tespit edilmesi üzerine, yakalanmaları amacıyla

ilçenin çıkış yerlerinde kontrol noktalarının oluşturulduğu, Didim İlçe Emniyet

Müdürlüğü'nde trafik polisi olarak görevli olan sanıkların Atatürk Bulvarı

üzerinde ekip araçları ile kontrole başladıkları, maktulün de içinde bulunduğu

otomobili kullanan S... A...in bu durumu görerek, polis memuru sanıkların yapmış olduğu dur ihtaratına uymayarak, süratli

bir şekilde aracı sanıkların üzerine doğru sürdüğü, sanıkların aracın

çarpmasından ancak yere atlayarak kurtulabildikleri, bu sırada

S...'in yönetimindeki aracın arka camından sanıklara doğru kuru sıkı olduğu ele

geçirildikten sonra anlaşılan ve gerçeğine çok benzeyen tabanca ile ateş

edilmeye başlandığı, aynı zamanda da bu aracın sanıklar tarafından kullanılan

ekip aracına çarparak geri geri geldiği, bu

sırada aracın arka tarafından sanıklara doğru tekrar ateş edilmeye başlandığı,

bunun üzerine gerek üzerlerine otomobil sürülererek gerekse ateş edilmek

suretiyle saldırıya maruz kalan sanıkların, kendilerinin ve çevrede

bulunanların can güvenliğini sağlamak amacıyla önce birkaç el havaya, S...in

yönetimindeki araç içerisinden kendilerine ateş edilmeye devam edilmesi üzerine

de, araca doğru ateş ettikleri, bu atışlar sonucu aracın arka

koltuğunda oturan maktulün baş ve sırt bölgesine almış olduğu iki isabetle olay

mahallinde öldüğü, maktulün içerisinde bulunduğu aracın ise bir sonraki kontrol

noktasında bulunan ekip aracına çarparak durabildiği olayda;

Gece vakti oluşan kargaşa

ortamında maktulün içerisinde bulunduğu araçtan ateşlenen tabancanın kuru sıkı

mı, yoksa gerçek mi olduğunu ayırt edebilecek durumda olmadıkları

değerlendirilerek, sanıkların eylemlerini meşru savunma koşullarının oluştuğuna

ilişkin kaçınılmaz bir hataya düşürek işledikleri anlaşılmakla, TCK.nun

30/3.maddesi delaletiyle TCK.nun 25/1 maddesi uyarınca meşru savunma nedeniyle

ceza verilmesine yer olmadığına ve beraatlerine karar verilmesi gerekirken,

somut olayda uygulama olanağı bulunmayan aynı yasanın 24.maddesi uyarınca

beraatlerine hükmedilmesi, yasaya aykırı olup hükmün (BOZULMASINA),

..."

67. Başvurucu Nesrin Demir, bozma üzerine davaya yeniden bakan

Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamada vekili aracılığıyla davaya katılma

talebinde bulunmuş, bu talebi Mahkemece kabul edilmiştir. Başvurucu Şevkiye

Akgün de 20/11/2012 ve 30/11/2012 tarihlerinde aynı vekil aracılığıyla davaya

katılma talebinde bulunmuş ise de talepleri hakkında Mahkemece bir karar

verilmemiştir.

68. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen yargılama sırasında davaya

katılan başvurucu Mehmet Demir, kendisini diğer başvurucularla ortak bir

vekille temsil ettirmiş ve 20/11/2012 tarihinde yapılan duruşmaya da

katılmıştır.

69. Mesleki mazeret bildiren vekil, duruşmada hazır bulunmamış

ve gönderdiği dilekçeyle duruşmanın ileriki bir tarihe ertelenmesine karar

verilmesini istemiştir. Bu oturumda Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki

mütalaası alınmış olup Cumhuriyet savcısı bu mütalaasında sanıklar hakkında ceza

verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece,

başvurucu Mehmet Demir'den bu mütalaaya karşı diyecekleri ve esas hakkındaki

son beyanları sorulmuş, başvurucu mütalaaya katılmadığını belirterek sanıkların

cezalandırılmasının gerektiğini söylemiştir.

70. Başvurucuların vekili, mesleki mazereti nedeniyle 30/11/2012

tarihine ertelenip bu tarihte yapılan son duruşmaya da yine mesleki mazeretini

gerekçe göstererek katılmamış ve bir kez daha dilekçe göndererek duruşmanın

yeniden ertelenmesini talep etmiştir. Ancak ileri sürdüğü mazeret, bu kez

yargılamanın geldiği aşama ve dilekçesi ekinde herhangi bir belge olmayışı

gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.

71. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sonucunda verdiği 30/11/2012

tarihli kararıyla sanık polis memurlarının, eylemlerini meşru savunma

koşullarının oluştuğuna ilişkin kaçınılmaz bir hataya düşerek işledikleri

kanaatine varıldığı gerekçesiyle haklarında ceza verilmesine yer olmadığına

dair karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"...

İddia ve savunma doğrultusunda mahkememizce

gerekli tüm araştırma ve inceleme yapılmış, suç tarihinde sabah saat:04:00

sıralarında F... B... restaurant isimli iş yeri sahibinin güvenlik güçlerini

arayarak iş yerinde hırsızlık teşebbüsü olduğunu ve bu eylemi

gerçekleştirenlerin gri renkli 09 K ... plakalı oto ile olay yerinden

kaçtıklarını ihbar etmesi üzerine, yapılan anons sonucu güvenlik güçlerince

çeşitli noktalarda kaçan kişileri yakalamak için önlemler alındığı, aracın

gittiği yönün emniyet güçleri tarafından tüm ekiplere anons edilmesi üzerine,

aracın geldiği istikamette güvenlik önlemlerinin alınarak aracın beklendiği,

aracın olay yerine geldiğinde polis araçlarının tepe lambaları yanar vaziyette

ve resmi kıyafetli olan sanık polis memurlarının da hazır bir şekilde

beklemekte oldukları, "dur ikazı" yapıldığı halde aracın durmayarak

polis memurları olan sanıkların üzerine doğru hızla ilerlediği, aynı zamanda

olay yerine gelen aracın arka kapı camının açılarak ateş edilmeye başlandığı,

polis memurları olan sanıkların kendilerini yere atarak siper aldıkları, bir

ara durur gibi yapan aracın bu kez sol arka kapısından ateş edilmeye devam

edildiği, saldırıya maruz kalan sanık polis memurlarının kendilerinin ve

çevrede bulunanların can güvenliğini sağlamak amacıyla önce bir kaç el havaya

ateş ettikleri, buna rağmen maktulün içinde bulunduğu aracın içerisinden

kendilerine ateş edilmeye devam edildiği, ardından sanıkların da bu araca doğru

silahla ateş etmeye başladıkları ve bu atışlar sonucu aracın arka koltuğunda

oturan maktulün otopsi raporundan da anlaşılacağı üzere, baş ve sırt bölgesine

almış olduğu iki isabetle öldüğü, maktulün içerisinde bulunan aracın ise bir

sonraki kontrol noktasında bulunan ekip aracına çarparak durabildiği anlaşılmıştır.

Yargıtay ilamında da belirtildiği şekilde,

gece vakti oluşan böyle bir kargaşa ortamında maktulün içerisinde bulunduğu

araçtansanıklara yönelik ateşlenen tabancanın kuru sıkı mı yoksa gerçek mi

olduğunu sanıkların ayırtedebilecek durumda olmadıkları değerlendirildiğinde

sanıkların eylemlerini meşru savunma koşullarının oluştuğuna ilişkin kaçınılmaz

bir hataya düşerek işledikleri hususunda mahkememiz heyetinde tam bir vicdani

kanaat hasıl olmuş, mevcut durum itibariyle sanıkların eylemleri bakımından

TCK'nın 30/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 25/1 maddesinin uygulanması gerektiği

sonuç ve kanaatine ulaşılmış, bu itibarla müsnet suçtan sanıklar hakkında ayrı

ayrı ceza verilmesine yer olmadığına ve beraatlerine karar vermek gerekmiş,

aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

..."

72. Başvurucuların temyizi üzerine bu karar, Dairenin 12/3/2014

tarihli ilamıyla onanmıştır. Dairenin temyiz incelemesinde başvurucu Şevkiye

Akgün'ün Ağır Ceza Mahkemesince değerlendirilmeyen katılma talebi kabul edilmiş

ancak başvurucuların olayda meşru savunma koşullarının oluşmadığına ve sair

hususlara yönelik temyiz itirazları reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"Suçtan zarar gören ve maktulün kardeşi

olan Şevkiye Akgün'ün vekili aracılığıyla vermiş olduğu 20/11/2012 ve

30/11/2012 tarihli dilekçeler ile davaya katılma isteminde bulunduğu ve bu

istemi konusunda herhangi bir karar verilmediği anlaşılmış ise de; Dairemizce

de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih ve 2010/149-205

sayılı kararında belirtildiği üzere, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp

karara bağlanmayan katılma isteklerinin, herhangi bir araştırma yapılmasını

gerektirmeyen durumlarda temyiz incelemesi sırasında karara bağlanması mümkün

olduğundan, 5271 sayılı CMK.nun 237. maddesi uyarınca, suçtan zarar gören

Şevkiye Akgün'ün, sanıklar C... ve Ce... hakkında açılan kamu davasına katılan

olarak kabulüne karar verilerek, katılanlar Mehmet, Nesrin ve Şevkiye vekilinin

istemi üzerine yapılan temyiz incelemesinde;

Toplanan deliller karar yerinde incelenip,

sanıklar C... ve Ce...'in eylemlerinin sübutu kabul, oluşa ve soruşturma

sonuçlarına uygun şekilde sanıkların eylemlerini meşru savunma koşullarının

oluştuğuna ilişkin kaçınılmaz bir hataya düşerek gerçekleştirdikleri

gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış, incelenen dosyaya

göre bozmaya uyularak verilen hükümlerde isabetsizlik görülmemiş olduğundan,

katılanlar vekilinin usule, eksik incelemeye, delillerin hatalı

değerlendirildiğine, meşru savunma koşullarının oluşmadığına vesaireye yönelen

ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün (ONANMASINA),

..."

73. Nihai karar başvurucular tarafından 16/4/2014 tarihinde

öğrenilmiş olup başvurucular otuz günlük yasal süresi içinde 21/4/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

74. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun “Zor ve silah kullanma”

kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:

“(Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.) Polis,

görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla

ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya

başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara,

ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık

veya kapalı alanlara molotof patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve

benzeri silahlarla saldıran veya saldırıyı teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı

etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir.”

75. Anılan Kanun’un “Adlî

görev ve yetkiler” kenar başlıklı Ek 6. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

“Polis, bu maddede yazılı görevlerinin

yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma

işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.

...

Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet

üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin

ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve

suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli

tedbirleri alır.

Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu

bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti,

kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu

olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet

savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin

aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar.

...

Polis, suçun delillerini tespit etmek

amacıyla, Cumhuriyet savcısının emriyle olay yerinde gerekli inceleme ve teknik

araştırmaları yapar, delilleri tespit eder, muhafaza altına alır ve incelenmek

üzere ilgili yerlere gönderir.

…”

76. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler”

başlıklı İkinci Bölüm’ün “Kanunun hükmü ve

amirin emri” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

“(1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye

ceza verilmez.

(2) Yetkili bir merciden verilip, yerine

getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.

(3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette

yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

(4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin

kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren

sorumlu olur.

77. Anılan Kanun’un “Meşru

savunma ve zorunluluk hali” kenar

başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait

bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan

haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde

defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir

hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı

bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak

zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında

orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”

78. Anılan Kanun'un "Sınırın

aşılması" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"(1) Ceza sorumluluklarını kaldıran

nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde

de cezalandırılıyorsa , taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda

birinden üçte birine kadar indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur

görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza

verilemez."

79. Anılan Kanun'un "Hata"

kenar başlıklı 30. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya

azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz hataya

düşen kişi, bu hatasından yararlanır."

80. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

“Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri”

kenar başlıklı 161. maddesi şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya

emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı

yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu

görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi

gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem

yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz

konusu işlemi yapmasını ister.

(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları

olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları

Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye

ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk

görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle:

25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da

bildirilir.

…”

81. Anılan Kanun’un

“Adlî kolluk ve görevi” kenar

başlıklı 164. maddesi şöyledir:

“(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201

sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci maddeleri, 10.3.1983 tarihli

ve2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi,

2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri

Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692

sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen

soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.

(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet

savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır.

Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin

emirlerini yerine getirir.

(3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki

hizmetlerde, üstlerinin emrindedir.”

82. Anılan Kanun'un "Suçun

mağduru ile şikâyetçinin çağrılması" kenar başlıklı 233.

maddesi şöyledir:

"(1) Mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet

savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağrılıp

dinlenir.

(2) Bu hususta yapılacak çağrı bakımından

tanıklara ilişkin hükümler uygulanır."

83. Anılan Kanun'un "Mağdur

ile şikâyetçinin hakları" kenar başlıklı 234. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mağdur ile şikâyetçinin hakları

şunlardır:

a)

Soruşturma evresinde;

1.Delillerin toplanmasını isteme,

2. Soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak

koşuluyla Cumhuriyet savcısındanbelge örneği isteme,

3. (Değişik:24.7.2008-5793/40 md.) Vekili

bulunmaması hâlinde, cinsel saldırı suçları ile alt sınırı beş yıldan fazla

hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat

görevlendirilmesini isteme,

4. 153 üncü maddeye uygun olmak koşuluyla

vekili aracılığı ile soruşturma belgelerini ve el konulan ve muhafazaya alınan

eşyayı inceletme,

...

b)

Kovuşturma evresinde;

1. Duruşmadan haber edilme,

2. Kamu davasına katılma,

3. Tutanak ve belgelerden örnek isteme,

4.Tanıkların davetini isteme,

5. (Değişik:24.7.2008-5793/40

md.) Vekili bulunmaması hâlinde, cinsel saldırı suçları ile alt sınırı beş

yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine

avukat görevlendirilmesini isteme,

6. Davaya katılmış olma koşuluyla davayı

sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma."

84. Anılan Kanun'un "Mağdur

ile şikâyetçinin davete uymamaları" kenar başlıklı 235. maddesi

şöyledir:

"(1) Mağdur, şikâyetçi veya vekilinin

dilekçelerinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri

adresleri tebligata esas alınır.

(2) Bu adrese çıkartılan tebligata rağmen

gelmeyen kimseye yeniden tebligatta bulunulmaz.

(3) Belirtilen adresin yanlışlığı, eksikliği

veya adres değişikliğinin bildirilmemesi nedeniyle tebligat yapılamaması

hâllerinde adresin araştırılması gerekmez.

(4) Bu kimselerin beyanının alınması zorunluğu

görüldüğü hâllerde üçüncü fıkra uygulanmaz."

85. Anılan Kanun'un “Kamu

davasına katılma” başlıklı 237. maddesi şöyledir:

“(1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve

tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma

evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını

bildirerek kamu davasına katılabilirler.

(2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma

isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan

veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça

belirtilmişse incelenip karara bağlanır.”

86. Anılan

Kanun'un “Katılanın kanun yoluna başvurması”

başlıklı 241. maddesi şöyledir:

“Katılan, Cumhuriyet savcısına bağlı

olmaksızın kanun yollarına başvurabilir.

Karar, katılanın başvurusu üzerine bozulursa,

Cumhuriyet savcısı işi yeniden takip eder.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

87. Mahkemenin 29/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

88. Başvurucular, birinci derece yakınları olan Ali Demir'in,

polis memurlarınca silah kullanmalarını gerektirecek bir durumun söz konusu

olmadığı hâlde kasten öldürüldüğünü ve bu olayla ilgili olarak etkili bir

soruşturma yürütülmediğini belirterek Anayasa'nın 17., 36., 38. ve 40.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler,

maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

89. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

90. Başvurucular tarafından Anayasa’da güvence altına alınan

diğer haklar ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların, Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında olduğu değerlendirilmiş

ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

91. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41).

92. Başvuru konusu olayda başvurucular Nesrin Demir, Mehmet

Demir ve Şükriye Akgün ölen Ali Demir'in sırasıyla annesi, babası ve

kardeşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

a. Yaşam Hakkının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiği İddiası

93. Bakanlık görüşünde, İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtay'ın,

somut olayda silah kullanımının "zorunluluk"

arz edip etmediğini ve güç kullanımının “ölçülü”

olup olmadığını irdeleyerek bir sonuca ulaştığı, Anayasa Mahkemesinin

kararlarında vurguladığı gibi ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanmasının, delillerin

değerlendirilmesinin, hukuk kurallarının yorumlanmasının ve uygulanmasının

ayrıca derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden

adil olup olmamasının bireysel başvuru incelemesine konu olamayacağı, bu

durumun tek istisnasınınderece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve

sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve

bu durumun kendiliğinden bireysel basvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri

ihlal etmiş olması olduğu, bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvuruların, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemeyeceği; bu itibarla, söz konusu içtihatlar

ve yukarıda belirtilenler ışığında İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay'ın

kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de bulunmadığından

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğunun değerlendirildiği ifade edilmiştir.

94. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı sundukları cevapta

görüşün sanık polis memurlarının savunmalarına ve tarafsız bir şekilde

toplanmayan delillere göre hazırlanmış olduğunu, bu nedenle görüşteki hukuki

değerlendirmelere ve açıklamalara katılmadıklarını beyan etmişler, başvuru

formundaki iddialarını ve taleplerini yinelemişlerdir.

95. Başvurucuların Anayasa'nın 17. maddesinin maddi boyutunun

ihlal edildiğine dair iddialarının, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı tespit

edilmiş olup başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun

bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiği

İddiası

96. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, soruşturmanın etkili

yürütülmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar

verilmesi gerektiğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir.

97. Başvurucular, Bakanlığın bu görüşüne karşı cevaplarında da

görüşe katılmadıklarını ve soruşturmanın bağımsız ve tarafsız makamlarca

yürütülmeyip ilgili makamların delillerin toplanması için kendilerinden

beklenen tüm makul tedbirleri almadıklarını, soruşturmaya etkili katılımlarının

engellendiğini ve soruşturmanın makul sürede tamamlanmadığını beyan etmişlerdir.

98. Başvurucuların Anayasa'nın 17. maddesinin usul boyutunun

ihlal edildiğine dair iddialarının, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı tespit

edilmiş olup başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun

bu kısmının da kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal

Edildiği İddiası

i. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlığın

Görüşü

99. Başvurucular, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiği

iddialarına ilişkin olarak, birinci derece yakınları olan Ali Demir'in

arkadaşlarıyla birlikte gezmek için gittiği Didim ilçesinde polis memurlarınca

kasten öldürüldüğünü, olayda sanık polis memurlarının savunmalarının aksine

yakınlarının bulunduğu otomobilden sanık memurlara ateş açılmadığını, böyle

kabul edilse bile memurların silah kullanmalarını mutlak zorunlu kılacak bir

durumun söz konusu olmadığını, silah kullanan memurların bulunduğu yerin

ilerisine otomobilin geçişini engelleyecek şekilde barikat kurulması nedeniyle

yakalama işleminin gerçekleştirilmesinin silah kullanmadan da mümkün olduğunu,

devletin somut olayda yaşam hakkını koruyucu her türlü önlemi alma

yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ulusal mevzuattaki silah kullanma yetkisini

düzenleyen kanun maddelerinin yürürlükte olmasının Anayasa'nın 17. maddesine

aykırı olduğunu, olayın gerçekleştiği tarihten sonra 2559 sayılı Kanun'da

yapılan değişikliklerle kolluk güçlerine silah kullanma konusunda daha fazla

yetki tanınarak bu tür bir çok öldürme olayının yaşanmasına yol açıldığını, güvenlik

ile ilgili oluşturduğu teşkilatların oluşum biçimindeki ve verilen eğitimdeki

eksiklikler nedeniyle devletin yaşam hakkını koruyucu her türlü önlemi alma

yükümlülüğünü yerine getirmediğini, kolluk görevlilerinin son yıllardaki

eylemleri nedeniyle pek çok kişinin yaşamını yitirdiğini ileri sürmüşlerdir.

100. Bakanlık görüşünde, öncelikle başvurucunun söz konusu

şikâyetlerinin Anayasanın 17. ve Avrupa İnsan Hakları Sözlesmesi’nin (Sözleşme)

2. maddeleri çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağının ve bu incelemede

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin

içtihatlarının yararlı olacağınının değerlendirildiği belirtildikten sonra

başvuruya konu somut olayın gelişimine bakıldığında, başvurucuların yakını Ali

Demir'in olay tarihinde yanında dört arkadaşı olduğu hâlde çalıntı bir

otomobille Kuşadası ilçesinden Didim ilçesine geldiği, ölenin de içinde

bulunduğu otomobilin Didim ilçe merkezinde hırsızlık olayına karıştığı

ihbarının yapılması üzerine güvenlik güçlerinin otomobili durdurmak için önlem

aldığı ve otomobil polis kontrol noktasına doğru geldiğinde güvenlik güçlerinin

durması için uyarıda bulundukları ancak otomobildekilerin dur ihtarına

uymayarak içerisinde oldukları otomobili yolu kesen polis memurlarının üzerilerine

doğru sürdükleri, güvenlik güçlerinin, aracın kendilerine çarpmasından sağa

sola atlayarak kurtuldukları, şahısların polis otomobiline çarparak kaçmaya

devam ettikleri, olayın devamında otomobilden ateş edilmesi üzerine polis

memurlarının da silah kullanma yetkileri kapsamında karşılık verdikleri,

yaşanan çatışmada otomobilin arka koltuğunda oturan Ali Demir'in vurularak

yaşamını yitirdiği, olay sonrası yapılan tespitte, otomobil içerisinden

güvenlik güçlerine doğru ateş edilen silahın ses fişeği atabilen tabanca olduğu

ve olay yerinde bu tabancaya ait altı adet kovanın bulunduğunun anlaşıldığı

ayrıca hırsızlığa konu eşyanın da araçta bulunduğu, nitekim bu konuda araç

içerisinde bulunan şahısların verdikleri ifadelerde hırsızlık yapıldığını kabul

ettikleri ifade edilmiştir.

101. Görüşte, güvenlik güçlerince önce dur ihtarında bulunduğu

ancak hırsızlık yaptıkları anlaşılan şahısların yakalanmamak için ikazlara

uymadıkları üstelik önce güvenlik güçlerinin üzerilerine araba sürdükleri,

akabinde polis araçlarına çarptıkları ve kaçmaya devam ettiklerinin

anlaşıldığı, bu sırada bulundukları otomobilden ateş açılması üzerine

polislerin karşı ateş açtıklarının da tespit edildiği, İlk Derece Mahkemesi ve

Yargıtay tarafından, güvenlik güçlerinin silah kullanımının şüpheli şahısların

yakalanmasına yönelik olduğunun ve olayın sıcağı sıcağına şüphelilerde bulunan

ve kendilerine ateş açılan silahın sadece ses fişeği atabilen tabanca olup

olmadığının anlaşılmasının mümkün olmaması nedeniyle silah kullanımının polisler

açısından "meşru savunma"

niteliği arz ettiğinin kabul edildiği, bu çerçevede, somut olay bakımından

başvurucuların yakını dâhil araçta bulunan kişilerin, güvenlik güçlerinin o

anki bulundukları durum içinde ani olarak karar verilmesi gerektiği düşünüldüğünde,

silah kullanmak dışında başka araçlarla yakalanmalarının mümkün olup olmadığı,

bu bağlamda olayda silah kullanımının "zorunluluk"

arz edip etmediğinin değerlendirilmesinin gerektiği belirtilmiştir.

102. Görüşte ayrıca, güvenlik güçleri tarafından şüphelilerin

yakalanması ve kendilerine karşı silah kullanılması nedeniyle silah kullanımına

başvurulduğu, başvurucuların yakınının da bu sırada vurulduğu, şüphelilerin

etkisiz hâle getirilmesinden sonra silah kullanılmadığı dikkate alınarak, somut

başvuruda güç kullanımının “ölçülü”

olup olmadığının irdelenmesinin de gerekeceği ifade edilmiştir.

ii. Genel İlkeler

103. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir.

Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine

getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma

veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin

verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz

verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü

dışındadır."

104. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, dokunulmaz

ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

50).Devletin, negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir

bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra

pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam

hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§§ 50, 51).

105. Kamusal yetkiyle güç kullanılması sonucu gerçekleşen

ölümlerin, devletin yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülüğü kapsamında

değerlendirilmesi gerekir. Bu yükümlülük hem kasıtlı biçimde hem de kasıt

olmaksızın ölümle sonuçlanan veya sonuçlanabilecek güç kullanımını

kapsamaktadır (Cemil Danışman, B.

No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44). Yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülük

kapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka

aykırı bir şekilde hiçbir bireyin hayatına son vermeme ödevi bulunmaktadır. (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

106. Anayasa’nın 17. maddesinin son fıkrasında "(1) meşru müdafaa hali, (2) yakalama ve tutuklama

kararlarının yerine getirilmesi, (3) bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının

önlenmesi, (4) bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, (5) sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında

silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda" yaşam

hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olacağı belirtilmiştir.

107. Belirtilen hâllerde başka şekilde müdahale olanağı

kalmaması nedeniyle son çare olarak öldürücü kuvvet kullanılması zorunlu

olmalıdır. Bu nedenle yaşam hakkının dokunulmaz niteliği de dikkate alınarak

ölümle sonuçlanabilecek bir güç kullanımı söz konusu olduğunda bunun

gerekliliği ve ölçülülüğü çok sıkı bir şekilde denetlenmelidir.

108. Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin bu

konuda değerlendirmesi yapılırken sadece fiilen gücü kullanan görevlilerin

eylemlerinin değil söz konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayın

bütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. McCann/Birleşik Krallık

[BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 150). Bunun yanı sıra bu konuda yapılacak

değerlendirmede bir bütün olarak somut olayın hangi koşullarda gerçekleştiğinin

ve nasıl bir seyir izlediğinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57; benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Andronicou ve

Constantinou/Kıbrıs, B. No: 25052/94, 9/10/1997, § 182).

109. Bu nedenle, ölümle sonuçlanan olayın gerçekleşme

şartlarının dikkate alınması, yaşamını kaybeden kişinin önceki eylemlerinin ve

kendisinin yarattığı tehlikenin de değerlendirilmesi gerekir (Cemil Danışman, § 63)

110. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

111. Bütün temel hak ve özgürlükler için geçerli sınırlama

koşullarını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi

gereği kişilerin temel haklarından mahrum bırakılmaları hâlinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile temel hakkından mahrum bırakılan bireyin hakları

arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

37).

112. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”,

“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. “Elverişlilik”, öngörülen

müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik”, ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık”

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

113. Anayasa’da yaşam hakkına güç kullanmak suretiyle yapılacak

müdahalelere ilişkin yer alan yukarıdaki hükümler ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda daha önce vermiş olduğu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, kolluk

güçlerinin ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir çarenin

kalmadığı “zorunlu durumlarda” ve

(silah kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşı karşıya kalınan güce

nispeten) “ölçülü” bir biçimde

silah kullanabilmelerine izin verdiği söylenebilecektir (Cemil Danışman,§ 50).

114. Anayasamızdaki düzenlemeye benzer şekilde, Sözleşmenin 2.

maddesine göre bir ölüm, a) bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının

sağlanması; b) bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme

veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme; c) bir

ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması durumlarında, “mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı”

sonucunda meydana gelmişse, yaşam hakkının ihlalinin gerçekleştiğinden söz

edilemez (Cemil Danışman, § 51).

iii. İlkelerin Olaya Uygulanması

115. Somut olayda başvurucular, Mahkemenin kabulünde

belirtildiği gibi yakınlarının bulunduğu otomobilden sanık polis memurlarına

ateş açılmadığını, böyle kabul edilse bile bunun memurların silah

kullanmalarını mutlak zorunlu kılacak bir durum meydana getirmediğini, polis

memurlarının silah kullanmalarına gerek olmaksızın yakınlarının yakalanmasının

mümkün olduğunu ileri sürmektedirler. Sanık polis memurları hakkında yürütülen

soruşturma sonucunda ise memurların, kendilerinin ve çevredekilerin yaşamını

korumak amacıyla meşru savunma hükümleri kapsamında hareket ettikleri kanaatine

ulaşılmıştır.

116. Anayasa Mahkemesi açısından, somut olayın gelişimine

ilişkin başvurucunun iddiaları ile soruşturma kapsamında elde edilen bulgu ve

ulaşılan sonuçlar arasında bazı farklılıklar bulunmakla birlikte, olayın

değerlendirilmesine imkân sağlayacak düzeyde yeterli maddi ve kanıtlayıcı

unsurun bulunduğu görülmektedir.

117. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesinin

soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçecek şekilde delillerin

değerlendirmesini kendisinin yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl yetki ve

sorumluluk ilk elden olayları inceleyen idari ve adli mercilerindir. Bununla

birlikte, Anayasa Mahkemesi yetkili mercilerin değerlendirmelerine tamamen

bağlı kalmak zorunda olmayıp kesin ikna edici bulgulara dayanarak farklı bir

değerlendirmede bulunabilir (Cemil Danışman,§

58).

118. Başvuru konusu olayın gelişimi incelendiğinde, polisin

silah kullanımınınkendileri açısından “meşru

savunma” niteliği arz edip etmediğinin tartışılması gerektiği

görülmektedir. Bu durumda, öncelikli olarak başvuru konusu olay açısından silah

kullanımının meşru savunma için bir “zorunluluk”

arz edip etmediğinin incelenmesi gerekmektedir.

119. Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin bu

konuda değerlendirmesi yapılırken sadece fiilen gücü kullanan görevlilerin

eylemlerinin değil, söz konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayın

bütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir. Bunun yanı sıra bu konuda

yapılacak değerlendirmede bir bütün olarak somut olayın hangi koşullarda

gerçekleştiğinin ve nasıl bir seyir izlediğinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir (Cemil Danışman,§

57).

120. Somut olayda operasyonun planlamasına ve kontrolüne ilişkin

değerlendirmeler yapılırken, olayın, bir hırsızlık ihbarı sonucu polisin farklı

yerlerde kontrol noktaları oluşturması ve akabinde beklenmedik bir şekilde

polise ateş edilmesi şeklinde gerçekleştiğinin dikkate alınması gerekmektedir.

Başvuru konusu olayda gerçekleşen polis müdahalesi, önceden planlama,

istihbarat ve hazırlık çalışmaları yapılmış bir operasyon olmayıp anlık bir

olay sonucu başlayan ve yaklaşık bir saat içerisinde sona eren bir

operasyondur. Bu nedenle ancak bu zamanzarfında gerçekleşen yönlendirme ve

kontrol eylemlerine ilişkin bir değerlendirme yapılabilecektir.

121. Olayın gelişim şekli, olaya müdahale eden polislerin ve

tarafsız görgü tanıklarının soruşturma ve kovuşturma aşamalarında verdikleri

beyanlar birlikte değerlendirildiğinde, polis ekiplerine, hırsızlık ihbarı

alınmasından sonra ihbara konu otomobili durdurup kontrol etmeleri için bir

yönlendirmenin yapıldığı, herhangi bir şekilde o ana kadar aralarında

başvurucuların yakınının da bulunduğu kimliği tespit edilememiş kişilerin

doğrudan can güvenliğini hedef alan bir yönlendirmenin olduğundan söz

edilemeyeceği anlaşılmaktadır.

122. Bu durumda operasyonun planlanmasının ve uygulanmasının

yaşam hakkını ihlal ettiği söylenemez.

123. Polis müdahalesinin planlanması ve kontrolüne ilişkin bu

değerlendirmeler sonrasında doğrudan olaya müdahale eden polislerin

eylemlerinin incelenmesi gerekmektedir. Somut olayda başvurucuların

yakınlarının, polisin oluşturduğu kontrol noktasında, içerisinde bulunduğu

otomobilden polise ateş açılması nedeniyle polis memurlarınca açılan karşı ateş

sonucu öldüğü Cumhuriyet Başsavcılığı, İlk Derece Mahkemesi ve

Yargıtaytarafından kabul edilmiştir. Bu durumda, tartışmalı olmayan bu hususta

polis tarafından öldürücü gücün (soruşturma kapsamında olayın gelişimine

ilişkin yapılan tespitler ve ulaşılan sonuç ile başvurucuların iddiaları

birlikte değerlendirilerek), Anayasa’nın 17. maddesinin aradığı “kanunen cevaz verilen zorunlu bir durumda”

kullanılıp kullanılmadığı değerlendirilmelidir.

124. Öncelikle, olayın oluşumuna ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Ancak Anayasa

Mahkemesinin, başvuru konusu olayda güvenlik güçlerinin, silahlı gücü

Anayasa’nın 17. maddesinde öngörülen “zorunlu

bir durumda” kullanıp kullanmadıklarını nesnel bir şekilde

değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi gerekmektedir (Cemil Danışman, § 77).

125. Somut olayda, başvurucunun içinde bulunduğu otomobille

hırsızlık yapıldığı ihbarını alan polis memurları, otomobili durdurup ihbarda

belirtildiği gibi hırsızlık eyleminin gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol

etmek istemişler, bu hususta yolda tedbir alarak girişimde bulunmuşlarsa da

otomobildekilerin dur ihtarlarına uymamaları nedeniyle başarısız olmuşlardır.

126. Soruşturma ve kovuşturma dosyasında yer alan olayın sonraki

aşamasındaki seyri konusundaki bilgi ve belgeler; olayda, otomobilin

kendilerini durdurmak için yolda araçlarıyla barikat kuran polis memurlarının

üzerilerine sürüldüğünü, memurların otomobilin kendilerine çarpmasından

haklarında düzenlenen doktor raporlarında belirtilen yaralanmalardan da

anlaşılacağı üzere sağa sola atlayarak kurtulduklarını, sonrasında hırsızlık

eylemi şüphelilerinin olay yerinden kaçabilmek için yolu açmak amacıyla

otomobilleriyle polis aracına hızla çarptıklarını ve bir süre ilerledikten

sonra yolun devamında başka bir polis aracının bulunduğunu fark etmeleri

üzerine geri manevra yaparak polis memurlarına normal şartlarda dahi

gerçeğinden ayırt edilmesi zor olan ses fişeği atabilen tabancayla otomobilin

arka bölümünden birden fazla ateş ettiklerini, memurların da bu ateşe karşılık

olarak tarafsız görgü tanıklarınca da doğrulandığı üzere önce havaya doğru ateş

ettiklerini ancak otomobildekilerin otomobille geri manevrayı sürdürerek üzerilerine

doğru gelmeleri ve ateş etmeye ısrarla devam etmeleri nedeniyle Cumhuriyet

savcısı tarafından düzenlenen tespit tutanağında belirtildiği üzere otomobilin

arka bölümü ve arka tekerliklerine doğru ateş ettiklerini, bu ateş sonucunda da

otomobilin arka koltuğunda oturan başvurucuların yakını olan A.D.nin sırt

bölgesi ve baş bölgesinin arka kısmından isabet alıp yaşamını yitirdiğini

ortaya koymaktadır.

127. Başvurucular, yakınlarının içerisinde bulunduğu otomobilden

polis memurlarına ateş açılmadığını ileri sürmüşseler de yukarıda değinilen

olay yeri incelemesine göre, ölenin yanında bulanan kişilerden birine ait

olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmayan ses fişeği atabilen tabancanın 6 kez

ateşlendiği anlaşılmaktadır. Bu silaha ait kovanlardan beşi, Cumhuriyet

savcısınca olaydan kısa bir süre sonra olay yerinde ve farklı noktalarda tespit

edilmiş, biri ise ateşlendiği otomobilin içerisinde arka koltuk bölümünde

bulunmuştur. Ayrıca otomobilde bulunanların, otomobillerinden polis memurlarına

ateş açılıp açılmadığını hayatın olağan akışına uygun düşmeyecek şekilde

hatırlamadıklarını, tarafsız görgü tanıklarının da önce otomobilden polis

memurlarına ateş açıldığını söyledikleri nazara alındığında başvurucuların bu

iddialarının kabul edilmesi mümkün değildir.

128. Ayrıca, A.D.nin içerisinde bulunduğu otomobilden kullanılan

ses fişeği atabilen tabancanın vücut dokunulmazlığına zarar vermesi açısından

etkisiz olduğu olay sonrasında yapılan incelemelerden anlaşılmıştır. Gece vakti

süratle gelerek araçlarına şiddetle çarpan otomobilden bu silahla kendilerine

ısrarla ve üzerilerine gelinerek ateş edilen polis memurlarının, bilirkişi

raporlarıyla gerçeği gibi görüntüye ve sese sahip olduğu belirtilen bu silahın

kendilerine zarar veremeyeceğini, vücut bütünlükleri ve yaşamları açısından

tehdit oluşturmadığını bilebilmeleri mümkün değildir.

129. Yakalanmak istenen bir kişinin, güvenlik güçlerinin veya

üçüncü şahısların yaşam ve vücut bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturduğu

biliniyor ve/veya öncesinde bu yönde bir şiddet eylemi gerekleştirdiğinden

şüpheleniyorsa artık bu kişinin etkisiz hâle getirilebilmesi için silah

kullanımının gerekli olmadığı ve güvenlik güçlerinin silah kullanmak dışında

başka yöntemlere başvurabilecek durumda oldukları söylenemez (Cemil Danışman, § 79).

130. Dolayısıyla, somut olayın koşullarında polis memurlarının,

A.D. ve yanındakilerin kendilerine ve/veya üçüncü kişilere zarar vermemesini

sağlamak için silahlarını kullanmalarının bir “zorunluluk”

arz ettiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

131. Bu durumda olayın seyri içerisinde polis memurlarının silah

kullanımlarının“zorunlu bir durumdan”

kaynaklanan “ölçülü” bir kullanım

olup olmadığının değerlendirilmesi de gerekmektedir (Cemil Danışman, § 80).

132. Bu konuda bir inceleme yapabilmek adına somut olayın

seyrine ilişkin soruşturma ve kovuşturma dosyası kapsamında nesnel olarak

ortaya konulmuş bilgilere bakıldığında, A.D. ve yanındakilerin, polis memurları

tarafından oluşturulan kontrol noktalarında durmaları konusunda uyarılmalarına

rağmen durmak bir yana otomobillerinin süratlerini daha da artırarak polis

memurları ve polis ekip araçlarının üzerilerine doğru sürdükleri, bununla da

yetinmeyip gecenin karanlığında ve o anki kargaşa ortamı nedeniyle gerçeğinden

ayırt edilebilmesi mümkün olmayan ses fişeği atabilen tabancayla memurlara

birden fazla ateş ederek saldırıda bulundukları, memurlarca bu saldırıyı

durdurmaları için önce havaya silah atışları yapılması suretiyle uyarılmalarına

rağmen saldırılarına devam etmeleri dikkate alındığında bu saldırının,

polislerin ve çevredekilerin yaşamları açısından ciddi bir tehlike arz

ettiğinin kabulü gerekmektedir.

133. Polis memurlarının silah kullanımlarının “zorunlu bir durumdan” kaynaklanıp

kaynaklanmadığına ilişkin olarak yapılan bu tespitler nazara alındığında,

"ölçülülüğe" ilişkin

değerlendirmenin bu değerlendirmelerden bağımsız olarak yapılmasının mümkün

olmadığı görülmektedir.

134. Yukarıda değinildiği üzere polis memurlarının, kendilerine

yönelik silahlı saldırıyı önce havaya doğru ateş ederek sonlandırmaya

çalıştıkları, ancak saldırganların otomobille geri manevra yaparak üzerilerine

doğru gelmeleri ve ısrarla ateş etmek suretiyle saldırıya devam etmeleri sonucu

bu kez otomobilin arka bölümüne ve arka tekerliklerine doğru ateş ettikleri

anlaşılmaktadır (§ 19).

135. Otomobilde bulunanlar, ateşlerine polis memurlarınca

karşılık verilmesi üzerine otomobille geri manevra yapmayı bırakmışlar ve diğer

polis aracının bulunduğu noktaya doğru süratle ilerlemişlerdir. Polis memurları

da ekip araçlarına binerek otomobili diğer polis aracına şiddetle çarpmasına

kadar takip etmişlerdir. Gerek tarafsız görgü tanıklarının anlatımları ve

gerekse olayda kullanılan silahlara ait kovanların konumlarına ilişkin olay

yeri tespit tutanağındaki bilgilerden anlaşılabildiği üzere polis memurlarının

silah kullanımları, otomobilden kendilerine ateş açılan ilk kontrol noktasında

olmuştur (§ 19).

136. Kaldı ki otomobildekilerin, silah seslerini duyup yolda

tedbir alan diğer ekip aracına, içerisinde başka polis memurları olduğu hâlde süratli

ve şiddetli bir şekilde çarpmaları, bu çarpmanın şiddetinin etkisiyle minibüs

tipi aracın yüz seksen derece döndüğü, araç içerisindeki memurların daha fazla

zarar görmekten kendilerini aracın dışına atarak kurtulabildikleri; hatta bir

memurun, araçtan çıkabilmiş ancak henüz uzaklaşamamış olduğu sırada yaralandığı

ve otomobildekilerin silahlı olduklarının bilindiği gözetildiğinde,

başvurucuların yakının ve yanındakilerin hâlâ üçüncü kişilerin yaşam ve vücut

bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturduğunda şüphe bulunmamaktadır.

137. Bu bölümde yer verilen tespitler bir araya getirildiğinde,

şu sonuçlara ulaşılmaktadır: 1. Olay şehir merkezinde, başka araçların geçiş

yollarının bulunduğu bir kavşakta, açık olan bir akaryakıt istasyonunun

yakınında ve gece vakti gerçekleşmiştir. 2. Olayda önce otomobili süratle

üzerilerine doğru sürerek kendilerine zarar vermeye çalışan akabinde araçlarına

şiddetle çarptıktan sonra da bununla yetinmeyip silahlı saldırıda bulunan

başvurucuların yakını ölen A.D. ve yanındakiler, polis memurlarının ve çevrede

bulunan/bulanabilecek kişilerin yaşamları açısından tehlike oluşturmaktadırlar.

3. Polis memurları tarafından yapılan atışlar uzak mesafeli ve kendilerine

yönelik saldırıyı bertaraf etmeye yönelik, otomobilin arka bölümünü ve arka

tekerleklerini hedef alan atışlar olup saldırının sona ermesinden ve saldırıyı

gerçekleştiren kişilerin etkisiz hâle getirilmesinden sonra onları öldürmeye

yönelik doğrudan öldürücü bölgelerini hedef alan atışlar yapıldığını gösteren

herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır.

138. Sonuç olarak bu şartlar altında gerçekleşen silah

kullanımının, meşru savunma hâlinde kanunun cevaz verdiği “zorunlu bir durum”dan kaynaklandığı ve

kullanılan silah gücünün “ölçüsüz”

olmadığının kabulü gerekmektedir.

139. Ayrıca yaşam hakkı kapsamında devletin, öncelikle yaşamı

tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari

bir çerçeve oluşturması gerekmekte olup bu yükümlülük doğrudan bireylerin

yaşamlarının sona ermesine yol açabilecek kolluk güçlerinin silah kullanılması

hâlleri için de geçerlidir. Bu yükümlülüğün yanı sıra, oluşturulan bu

çerçevenin gereği gibi uygulanmasının devlet tarafından sağlanması

gerekmektedir (Cemil Danışman, §

53).

140. Ancak somut olayda silah kullanımının, meşru savunma

nedeniyle kanunun cevaz verdiği zorunlu bir durumdan kaynaklandığı ve

kullanılan silah gücünün ölçüsüz olmadığı kanaatine varıldığından, başvuruda

söz konusu müdahalenin zor kullanmaya ilişkin yeterli yasal ve idari

çerçevesinin bulunup bulunmadığı yönünden ayrıca bir değerlendirme

yapılmamıştır.

141.Açıklanan nedenlerle, meşru savunma nedeniyle silah

kullanımı sonucu gerçekleşen ölümün, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlalini

doğurmadığına karar verilmesi gerekir.

b. Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiği

İddiası

i. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlığın

Görüşü

142. Başvurucular, olaya ilişkin soruşturmanın tarafsız adli

kolluk makamlarınca yürütülmediğini, delillerin tarafsız makamlarca

toplanmadığını, olaya karışan polis memurlarıyla aynı yerde görev yapan diğer

memurlarca olayın ört bas edildiğini, kamu davasının etkili, tarafsız ve adil

bir şekilde tamamlanmadığını, olayda meşru savunma hükümlerinin maddi

delillerle örtüşmeyecek şekilde uygulandığını, temyiz incelemesini yapan Yargıtayın

da etkili ve tarafsız bir inceleme yapmadığını, soruşturma ve kovuşturmanın bir

bütün olarak özellikle de temyiz incelemesinin makul sürede tamamlanmadığını,

başvurucular Nesrin Demir ve Şevkiye Aygün'ün soruşturmadan ve davadan haberdar

edilmemeleri nedeniyle iddianameye itiraz etmelerinin ve davaya katılmalarının

engellendiğini, buna rağmen temyiz taleplerinin herhangi bir aşamada beyanda

bulunup şikâyetçi olmadıkları gerekçe gösterilerek reddedildiğini, soruşturmaya

ve akabinde yürütülen kovuşturmaya etkili katılımlarının sağlanmadığını ve

mesleki mazeretine rağmen vekillerinin yokluğunda karar verildiğini ileri

sürmüşlerdir.

143. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, öncelikle Anayasa'nın

17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerine getirmek

zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutunun yaşanan ölüm

olaylarının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin

belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmesini de

içerdiğini, bu soruşturmanın amacının yaşam hakkını koruyan mevzuat

hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanması ve vuku bulan ölüm olayında varsa

sorumluları tespit etmek olduğu, somut olayda varılan sonuçla ilgili değil bu

sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu olduğu,

soruşturmanın etkililiğini ve yeterliliğini temin adına soruşturma makamlarının

resen harekete geçmesi ve olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplamalarının gerektiği, soruşturmada ölüm

olayının nedenini ve varsa sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını

zayıflatan bir eksikliğin etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski

taşıyacağı belirtilmiştir.

144. Bakanlık görüşünde, yine AİHM kararlarına dayanılarak,

yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden

beklenen bütün makul önlemleri almaları gerektiği, soruşturmada sorumlu kişi ya

da kişilerin tespit edilmesini engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin

etkililiğine zarar verebileceği, yetkili mercilerin, olaylara ilişkin

delillerin özellikle de görgü tanıklarının ifadelerinin, güvenlik güçlerinin

elde ettiği bilimsel ve teknik verilerin, gerektiğinde maktulün vücudundaki

zedelenmeleri tam ve belirgin bir şekilde gösterecek bir otopsi sonucunun ve

hastanede yapılan gözlemlerin nesnel bir değerlendirmesinin toplanabilmesi için

makul olarak kendilerine açık olan tedbirleri almaları gerektiği

belirtilmiştir.

145. Bakanlık görüşünde somut başvuru ile ilgili olarak Didim

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayın öğrenilmesinin hemen ardından

soruşturma başlatılıp olay yerine intikal edildiği, maddi delillerin

toplandığı, bu amaçla olay yeri krokisinin çizildiği, ayrıntılı ölü muayenesi

ve otopsi işleminin yapıldığı, polis memurlarının kullandıkları silahlarla

maktulün vücudundan çıkan mermi çekirdekleri üzerinde kriminal incelemelerin

yaptırıldığı, bu incelemeler sonucunda olay yerinde bulunan kovanların hangi

silahlardan çıktığının belirlendiği, olayın tanıklarının dinlendiği, başvurucu

Mehmet Demir'in ifadesinin alındığı, gerek soruşturma sonucunda hazırlanan

iddianamede gerekse kovuşturma aşamasında olayın ayrıntılı biçimde

değerlendirilip tüm yönleriyle ele alındığı, İlk Derece Mahkemesince verilen

gerekçeli kararda ve özellikle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin verdiği ilk bozma

ilamında olayın ne şekilde meydana geldiğinin ortaya konulduğu, buna göre

olayın bildirilmesi üzerine resen başlatılan soruşturmanın yetersiz olduğu ile

soruşturma ve kovuşturma sonucunda verilen kararların somut delillerle

çelişecek ve açıkça hukuka aykırılık oluşturacak şekilde verildiğinden söz

edilemeyeceği gibi bu konuda ihmali bir davranış veya yetkililere

yüklenebilecek bir eksikliğinde mevcut olmadığı ifade edilmiştir.

ii. Genel İlkeler

146. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, dokunulmaz

ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

147. Yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülük kapsamında,

kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir

şekilde hiçbir bireyin hayatına son vermeme ödevi bulunmaktadır. Pozitif

yükümlülükler kapsamında ise devletin, yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını, kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır. Devlet

öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu

yasal düzenlemeler yapmalı ve idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin

yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

51).

148. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

ayrıca usuli yönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü, doğal olmayan her ölüm

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın

temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve

kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana

gelen veya diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle

ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

149. Yaşam hakkına ilişkin usulyükümlülüğü olayın niteliğine

bağlı olarak cezai, hukuki veya idari soruşturmalarla yerine getirilebilir.

Kamu görevlilerinin faili olduğu, kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen

ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin, sorumluların

tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma

yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Ceza soruşturmasının etkili olması için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin

belirlenmesi imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yükümlülüğüne

aykırılık oluşturabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57).

150. Bu kapsamda yetkililerce soruşturma konusu olayın

gerektirdiği tanıkların ifadelerinin alınması, bilirkişi incelemeleri ve

gerektiğinde eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkân verecek

otopsinin yapılması gibi söz konusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi

için mümkün olan tüm tedbirlerin alınması, ölümün gerçekleşme sebebinin

objektif analizinin yapılması gerekir (Turan

Uytun ve Kevzer Uytun, B. No: 2013/9461, 15/12/2015, § 73; benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Giuliani ve

Gaggio/İtalya [BD], B. No: 23458/02, 24/3/2011, § 301; Tanrıkulu/Türkiye [BD], B. No: 23763/94,

8/7/1999, § 104; Gül/Türkiye, B.

No: 22676/93, 14/12/2000, § 89).

151. Bununla birlikte soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt

seviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre

değişir. Buradaki etkililik, ilgili tüm olaylar temelinde ve soruşturmanın

pratik gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle

soruşturmanın etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari

soruşturma işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün

değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri,

B. No: 2013/4668, 16/9/2015, § 68; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Velcea ve Mazare/Romanya, B. No: 64301/01,

1/12/2009, § 105).

152. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

ve bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup

olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (Cemil Danışman, § 99; benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Nachova ve

diğerleri/Bulgaristan [BD] B. No: 43577/98 ,43579/98, 6/7/2005, §

113).

153. Ceza soruşturmasının etkinliğini sağlayacak hususlardan

biri de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu

denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda, ölen kişinin yakınlarının meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 58).

154. Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen

ölümlere ilişkin soruşturmaların etkili olabilmesi için, soruşturma

makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olması gerekir.

Soruşturma makamlarının sadece hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı yeterli

olmayıp aynı zamanda fiilen de soruşturmanın bağımsız olarak yürütülmesi

gerekir (Cemil Danışman, § 96.

Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4 /5/2001, § 106).

155. Ayrıca soruşturmaların makul bir sürat ve özenle

yürütülmesi gerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan

güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi yetkililerin süratle

hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın

korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız

kalındığı görünümü verilmemesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,

10/12/2014,§ 96)

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

156. Başvuru konusu olaydaki gibi kamu gücünü kullanan

otoritelerin silah kullanması sonucu meydana gelen ölüm olaylarında yaşam hakkı

çerçevesinde yürütülmesi gereken bir soruşturmanın etkili olması için aranılan

özellikler açısından somut olayda öncelikle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülen soruşturmanın incelenmesine geçildiğinde, başvurucuların bu konudaki

en temel şikâyetinin soruşturmanın bağımsız olarak yürütülmediğine yönelik

olduğu görülmektedir.

157. Başvurucular bu kapsamda soruşturmanın olaya karışmış ve

şüpheli konumunda olan polislerle aynı birimde çalışan memurlar tarafından

yürütüldüğünü, tüm teknik incelemelerin emniyet birimleri tarafından

yapıldığını ve bu şekilde elde edilen dellilere dayalı olarak soruşturmada

maddi gerçekle örtüşmeyen bir sonuca varıldığını ileri sürmüşlerdir.

158. Başvurucuların bu husustaki iddiaları yönünden soruşturma

kapsamında yürütülen işlemlere bakıldığında; olayın hemen ardından Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından olaya el konulduğu, Cumhuriyet savcısının talimatı ve

bilgisi dahilinde Aydın Valiliği Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik

Tespit Etme Şube Müdürlüğü ekipleriyle maddi delil toplama işlemlerinin

yürütüldüğü; başvurucunun yakınlarının cesetinden elde edilen mermi

çekirdeklerinin, mermi kovanlarının ve diğer delillerin Cumhuriyet

Başsavcılığında muhafaza altına alındığı, olayın hemen sonrasında Cumhuriyet

savcısı nezaretinde ölü muayene ve sistematik otopsi işleminin yapıldığı, bu

işlemler sonucunda kesin tıbbi ölüm nedeninin tespit edildiği, olayın meydana

geldiği iki ayrı yerde Cumhuriyet savcısı tarafından olay yeri incelemesinin

yapıldığı, olay yerinde mevcut tüm maddi delillerin toplandığı, olaya

karışmayan polis memurları ile görgü tanıklarının ifadelerinin bizzat

Cumhuriyet savcısı tarafından alındığı, şüpheli polis memurlarının ifadelerinin

yine bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından alındığı, özellikle bu işlemin

kolluğa bırakılmadığı, olayda polisler tarafından kullanılan silahların ve

ölenin cesedinden çıkartılan mermi çekirdeklerinin Emniyet birimlerinde değil

Jandarma Kriminal Laboratuvarında incelendiği, polislere açılan ateşte

kullanılan ses fişeği atabilen tabancanın gerçeğinden ayırt edilebilmesinin

mümkün olup olmadığının sadece Polis Kriminal Laboratuvarından sorulmasıyla

yetinilmediği, bu konunun ayrıca Jandarmada görevli uzman bilirkişiden de

sorularak araştırıldığı, bu araştırmalar sonucunda olayda kullanılan tabancanın

silahı tanıyan birinin bile eline alıp incelemeden ilk bakışta gerçeğinden

ayırt edebilmesinin zor olduğunun tespit edildiği, ayrıca ölenin cesedinden

çıkartılan mermi çekirdeklerinden birinin polis memurlarının kullandıkları

silahlardan birine ait olduğunun tespit edilebildiği bununla birlikte mermi

çekirdeklerinden diğerinin incelemeye elverişli olmaması nedeniyle hangi

tabancadan çıktığının tespitinin mümkün olmadığının belirtildiği görülmektedir.

159. Soruşturma kapsamında yürütülen işlemlere dâhil olan polis

memurları, olaya karışmayan memurlar olup Cumhuriyet savcısının talimatı ve

bilgisi dahilinde işlemlerini yürütmüşlerdir. Bu nedenle ilgili mevzuat

hükümleri (§§ 80,81) uyarınca adli kolluk gücü olarak görev aldıklarının kabul

edilmesi gerekmektedir. Cumhuriyet savcıları, adli kolluk işlemleri kapsamında

ceza soruşturmalarına katılan polislerin hiyerarşik amiridir. Bu nedenle

başvuru konusu olay açısından polislerin soruşturma işlemlerinde görev almaları

kural olarak kurumsal ve hiyerarşik açıdan yürütülen soruşturmanın

bağımsızlığına halel getirmeyecektir (Benzer karar için bkz. Cemil Danışman, § 103).

160. Bununla birlikte her somut olayda bu bağımsızlığın

gerçekleşip gerçekleşmediğinin yürütülen soruşturmanın özel koşulları açısından

ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Bu açıdan başvuru konusu olay incelendiğinde,

soruşturma kapsamında yürütülen her işlemin Cumhuriyet savcısının talimatı ve

bilgisi dâhilinde yapıldığı, Cumhuriyet savcısının Emniyet birimlerince alınan

görgü tanıklarının beyanlarıyla yetinmediği, operasyona katılan polisleri ve

görgü tanıklarını bizzat kendisinin dinlediği, olay sonrası yürütülen olay yeri

inceleme, maddi delil toplama, ölü muayenesi gibi işlemlere bizzat katılarak bu

işlemleri yönettiği, delilleri Cumhuriyet Başsavcılığında muhafaza ettiği,

balistik inceleme gibi diğer teknik incelemelerde sadece Emniyet birimlerinden

alınan raporlarla yetinmeyerek Jandarma Kriminal Laboratuvarı ve bağımsız

bilirkişiler gibi kurumsal olarak da tamamen bağımsız kişi ve kurumlardan da

raporlar aldığı görülmektedir. Polis memurları hakkında açılan kamu davasında

da Mahkemenin, sanıkların savunmalarını aldığı, görgü tanıklarını dinlediği,

olay sırasında ölenle bir arada bulunan kişilerdenulaşabildiklerini tanık

sıfatıyla dinlediği anlaşılmaktadır.

161. Bu koşullar altında Cumhuriyet Başsavcılığı ve Ağır Ceza

Mahkemesinin, başvurucuların iddia ettiği gibi tamamen polis memurları

vasıtasıyla ulaşılan delillere ve bu delillere bağlı olarak olaya ilişkin

kurulabilecek senaryoya dayalı birsonuca ulaştığından söz etmek mümkün

değildir. Açıklanan nedenlerle yürütülen soruşturmanın uygulamada da

bağımsızlığı ve tarafsızlığı noktasında herhangi bir eksikliğin bulunmadığına

kanaat getirilmiştir.

162. Soruşturmanın etkililiğini temin adına aranan, ölüm olayını

aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması ve elde edilen tüm delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir

analizine dayalı olarak bir sonuca ulaşılması ölçütleri açısından, somut olayda

yürütülen soruşturma işlemleri incelendiğinde ise yukarıda ifade edildiği gibi

ve bu bölümlerde ayrıntılı olarak görülebileceği üzere, olay hakkında kapsamlı

bir araştırma yapıldığı, olayın ne şekilde gerçekleştiğini ortaya koyabilecek

tüm delillerin toplandığı, olayın gelişiminin tarafsız ve nesnel bir şekilde

anlaşılmasını sağlayacak şekilde delillerin kendi içindeki tutarlığının teyit

edildiği, böylece olayın nasıl gerçekleştiğinin net bir şekilde ortaya

konulabildiği ve bu şartlar altında ortaya konulan eylemlerin kapsamlı ve

tutarlı bir analizi sonucunda bir karara varıldığı görülmektedir.

163. Bununla birlikte, Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay

Dairesinin kararlarında, polis memurlarının silah kullanımının yasal sınırlar

(meşru savunma) içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin ayrıntılı bir

değerlendirme yapıldığı ve bu değerlendirme yapılırken, konu hakkındaki yasal

mevzuat ve Anayasa Mahkemesinin aradığı “mutlak

zorunluluk” ve "ölçülülük"

kriterlerinin olayda söz konusu olup olmadığının ayrıntılı olarak incelendiği

görülmektedir. Polis memurlarının, ölen ve yanındakilerin eylemleri ile olayın

tüm koşulları dikkate alınarak yapılan bu değerlendirme, yaşam hakkının maddi

boyutu açısından yapılan incelemenin yapıldığı bölümde ifade edildiği üzere (§

152) Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale

olup olmadığına yönelik olarak yapılması aranan bir değerlendirmenin tüm

gereklerini de karşılar niteliktedir.

164. Olaya ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın, yukarıdaki

bölümde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere oldukça kapsamlı ve derinlemesine

bir şekilde yürütüldüğü ve olayın gerçekleşme şeklini ve meydana gelen ölümde

olası sorumlu kişileri tespite imkân sağlayacak nitelikte olduğu görülmektedir.

Bu nedenle kovuşturma aşaması dâhil bütün süreç, bu bağlamda Anayasa'nın 17.

maddesinin gereklerine cevap verebilecek niteliktedir.

165. Genel ilkeler bölümünde ifade edildiği üzere etkili

soruşturmanın önemli unsurlarından biri de ölenin yakınlarının meşru

menfaatlerini koruyabilecek ölçüde soruşturmaya katılmalarıdır (§ 153).

Başvurucular Nesrin Demir ve Şevkiye Aygün, soruşturma sürecinden haberdar

edilip katılımlarının sağlanmadığını, şikâyetçi olmak ve kamu davasına katılmak

isteyip istemediklerinin sorulmadığını, bu nedenle kolluğun düzenlediği

tutanaklar ve fezleke üzerine hazırlanan iddianamenin itiraz hakları tanınmadan

değerlendirildiğini, davaya katılımlarının sağlanmaması nedeniyle temyiz

taleplerinin reddedildiğini, başvurucu Mehmet Demir ise soruşturma sürecinde

sadece şikâyetçi olup olmadığının sorulduğunu, etkili katılımının

sağlanmadığını ileri sürmüştür. Başvurucular ayrıca vekillerinin mesleki

mazeretinin kabul edilmeyerek yokluğunda karar verilmesinin de etkili

katılımlarının sağlanması bakımından bir eksiklik olduğunu iddia etmişlerdir.

166. Bu çerçevede, ölen kişinin yakınları olan başvurucuların

sürece dâhil olabilmeleri yönünden somut olay incelendiğinde, başvurucu Mehmet

Demir açısından, soruşturma ve kovuşturmadan haberdar edilerek talebi gereğince

davaya katılmasına karar verildiği ve kovuşturma sonucunda verilen karara

yönelik temyiz talebinin Yargıtaytarafından kabul edilerek sanık polis

memurları hakkında verilen kararın temyiz incelemesine tabi tutulduğu

anlaşılmıştır (§§ 50-55, 66).

167. Başvurucular Nesrin Demir ve Şevkiye Aygün yönünden ise bu

başvurucuların Mehmet Demir'den ayrı yaşadıklarını, bu nedenle soruşturma ve

akabinde yapılan kovuşturmadan haberdar olmadıklarını ileri sürdükleri görülmüş

ise de öncelikle UYAP üzerinden yapılan incelemede başvurucular Nesrin Demir ve

Mehmet Demir'in evli oldukları ve haklarında bir ayrılık kararının da

verilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Bunun da ötesinde, bu başvurucuların, önceki

aşamalardan haberdar olmadıklarını bildirmelerine rağmen kendilerine bir

tebligat yapılmadığı halde kovuşturma sonucunda verilen karardan başvurucu

Mehmet Demir ile aynı zamanda haberdar olabildikleri ve hep birlikte

kendilerini ortak bir vekille temsil ettirerek karara yönelik temyiz talebinde

bulundukları anlaşılmıştır (§ 63).

168. Bu hususlar bir yana başvurucular Nesrin Demir ve Şevkiye

Aygün, soruşturmadan ve kovuşturmadan haberdar edilmeleri ve katılımlarının

sağlanması durumunda anılan süreçlerde gerçekleştirilen hangi işleme ne gibi

bir gerekçeyle itiraz edeceklerine, edememeleri nedeniyle soruşturma ile

kovuşturmanın seyrinin ne şekilde değiştiğine ve bu surette meşru

menfaatlerinin korunmadığına ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır.

Başvurucular, soruşturma sonucunda düzenlenen iddianameye itiraz edemediklerini

ileri sürmüşlerse de ilgili mevzuat hükümlerinde iddianameye itiraz

edebilmelerini sağlayan bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir (§§ 83-86).

Sonuç olarak, başvurucular Nesrin Demir ve Şevkiye Aygün'ün, olayın açığa

çıkartılması ve sorumluların tespiti açısından öneme sahip olan hangi

araştırmaya meşru menfaatlerini koruyabilecek ölçüde katılma olanağına sahip

olamadıklarını ifade etmedikleri gibi dosyadaki bilgi ve belgelerden böyle bir

durumun varlığı da kendiliğinden anlaşılamamış, bu nedenlesomut olayda

başvurucuların meşru menfaatlerinin korunması için gerekli olduğu ölçüde etkili

katılımlarının sağlanmadığının söylenemeyeceği kanaatine varılmıştır.

169. Ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay tarafından önce

başvurucu Mehmet Demir'in temyiz talebi, bozma ilamından sonraki aşamada ise

başvurucular Nesrin Demir ve Şevkiye Aygün'ün davaya katılma ve temyiz

talepleri kabul edilmiş böylece sanık polis memurları hakkında verilen karar,

temyiz incelemesine tabi tutulabilmiştir (§§ 67, 72). Davanın karar duruşmasına

katılan başvurucu Mehmet Demir, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasından

haberdar olmuş ve davanın esası hakkında beyanda bulunmuştur (§ 69). Diğer

başvurucularla ortak vekilinin mesleki mazeretinin bir önceki celse kabul

edilmesi, esas hakkındaki mütalaanın kendisine bildirilmesi ve vekilinin

mazeretini belgelendirmemesi dikkate alındığında, Mahkemenin, söz konusu

mazereti yargılamanın geldiği aşamayı ve belgelendirilmemesini gerekçe

göstererek reddetmesi de etkili katılım bakımından bir eksiklik meydana

getirmemektedir (§ 70).

170. Diğer taraftan yukarıda genel ilkeler bölümünde ifade

edildiği üzere soruşturmanın etkililiği adına aranan bir diğer husus da yaşam

hakkına ilişkin soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesidir (§ 155).

Burada önemli olan husus, soruşturmaların, başvurucuların soruşturmanın süratle

ve özenle sonuçlandırılmasındaki menfaatlerinin niteliği dikkate alındığında

başlı başına, özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer

bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı

eylemlere müsamaha gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin

engellenmesi açısından, yeterli sürat ve özenin gösterilip gösterilmediğinin

ortaya konulmasıdır (Fahriye Erkek ve

diğerleri, § 91).

171. Somut olay 22/10/2005 tarihinde gerçekleşmiş, Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından olaydan iki ay sonra 22/12/2005 tarihinde Asliye Ceza

Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi, sanıkların

savunmalarını ve tanıkların ifadelerini almış, kamu davası açıldıktan yaklaşık

beş ay sonra 9/5/2006 tarihinde görevsizlik kararıyla dava dosyasını Ağır Ceza

Mahkemesine göndermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi de sanık savunmalarını ve bazı

tanık ifadelerini yeniden almış, diğer tanıklara ise ifadelerini alabilmek için

ulaşmaya çalışmış, dava dosyasının kendisine gönderilmesinden yaklaşık iki yıl

sonra24/4/2008 tarihinde kararını vermiştir. Olayın gerçekleştiği tarih ile

kararın verildiği tarih arasında geçen zaman dilimi yaklaşık iki yıl altı

aydır. Bu karar, başvurucu Mehmet Demir tarafından temyiz edilmiş, ancak bu

talebi Ağır Ceza Mahkemesince 6/4/2009 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucunun

bu ret kararını da temyiz etmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza

Dairesi, 14/6/2012 tarihli ilamıyla kararı bozmuştur. Kararın ilk temyiz

incelemesi ancak dört yılı aşkın bir sürede tamamlanabilmiştir. Bozma ilamı

uyarınca davaya yeniden bakan Ağır Ceza Mahkemesi, bu ilamdan yaklaşık altı ay

sonra 30/11/2012 tarihinde bozma ilamı gibi kararını vermiş, bu kararın

başvuruculara tebliğ edilmesi, başvurucuların temyiz taleplerinin alınması ve

dosyanın yeniden Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilip bu Daire tarafından

onanarak kesinleşmesi ise 12/3/2014 tarihinde gerçekleşmiştir (§§ 49-73). Olaya

ilişkin soruşturma ve akabinde yürütülen kovuşturma aşamasının toplam

süresinin, bu şekilde sekiz yıl dört ayı aştığı görülmektedir.

172. Soruşturmanın ve akabinde yürütülmüş ise kovuşturmanın

makul bir özen ve süratle yapılıp yapılmadığına ilişkin tespit, başvuruya konu

olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına,

suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine ve soruşturmanın

ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre

farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek

ve diğerleri, § 91).

173. Somut olayda, Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturması ile Asliye

Ceza ve Ağır Ceza Mahkemesi yargılaması aşamalarının, başvuruya konu olayın

kendi koşullarına ve karmaşıklık derecesine göre makul bir süratle yürütüldüğü

görülebilmektedir.

174. Başvuru konusu yargılamada iki defa yapılan temyiz

incelemesinin toplamda beş yılı aşkın bir sürede tamamlanabilmesinin ise

Yargıtay ilgili dairesinin iş yükünden kaynaklanmış olabileceği anlaşılmakla

birlikte, Anayasa'nın 36. maddesi, hukuk sisteminin, davaları makul bir süre

içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama

koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete

yüklemektedir (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, bazı istisnai hususlar dışında,

personel ve yargıç sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle

yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu

gündeme gelmektedir (Selahattin Akyıl,

B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

175. Somut olayda, özellikle temyiz aşamasında yaşanan

gecikmeler nedeniyle toplamda sekiz yıl dört aydan uzun süren soruşturma

sürecinin; alınan kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın, birinci

derecede yakınlarını kaybeden başvurucuların tüm sürecin süratle

sonuçlandırılmasındaki menfaatlerinin niteliği dikkate alındığında, başlı

başına, özelde başvurucuların ve genel olarak da toplumdaki diğer bireylerin

hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere

müsamaha gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin

engellenmesi açısından yeterli süratle yürütülmediği kanaatine ulaşılmıştır.

176. Yapılan bu tespitler bir bütün olarak değerlendirildiğinde,

iki dereceli yargılama sürecinde başvurucuların kovuşturmanın süratli ve etkili

bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaatleri ve gecikmesinde hiçbir dahlinin

olmaması, kovuşturmanın çok sanıklı olmaması, karmaşıklık derecesi ve

ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunmaması gibi hususlar

göz önünde bulundurulduğunda sekiz yıl dört ayı aşan tüm sürecin, makul

olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir bütün olarak soruşturma sürecinin,

Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği süratte yürütülmediği sonucuna

varılmıştır.

177. Açıklanan nedenlerle, her ne kadar soruşturmanın resen ve

derhal başlatılıp bağımsız olarak yürütüldüğü, soruşturmada, olayın nedeninin

ortaya çıkarılmasına ve sorumluların tespitine yönelik delillerin toplanması

için makul tedbirlerin alındığı, ölenin yakınlarının meşru menfaatlerini

korumak için gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlandığı, elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız analizine dayalı olarak bir karar

verildiği ve bu kararın, kamu görevlilerinin müdahalelerinin Anayasa'nın

aradığı zorunlu durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına

yönelik bir değerlendirme içerdiği anlaşılmış ise de soruşturma sürecinin makul

bir süratle yürütülmediği sonucuna varıldığından Anayasa'nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

178. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ilgili fıkraları

şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak

yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

179. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir.

180. Başvurucular Mehmet Demir ve Nesrin Demir, her biri için

100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi olmak üzere toplam 400.000 TL tazminat

talebinde bulunmuşlardır. Başvurucu Şevkiye Akgün ise 50.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

181. Başvurucular Mehmet Demir ve Nesrin Demir, uğradıklarını

iddia ettikleri maddi zararlar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi

bir belge sunmamışlardır. Maddi tazminata hükmedilebilmesi için başvurucular

tarafından uğranıldığı iddia edilen maddi zararlar ile tazminat talebi arasında

illiyet bağı kurulması gerekir. Bu nedenle herhangi bir belge sunulmayan maddi

tazminat taleplerinin reddedilmesi gerekir.

182. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle başvurucular

lehine müştereken net 30.000 TL manevi tazminata karar verilmesi gerekir.

183. Kararın bir örneğinin bilgilendirme amacıyla Söke Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

184. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL başvuru harcı

ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 30.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL başvuru harcı ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgilendirme amacıyla Söke Ağır Ceza

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucular

:

1. Nesrin

DEMİR

2. Mehmet

DEMİR

3. Şevkiye

AKGÜN

Vekili

:

Av. Nezahat

PAŞA BAYRAKTAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5785, 29 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Başvuruculara net 30.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Dursun
  15. Gökcan
  16. Demir
  17. Demir
  18. Akgün
  19. Paşa Bayraktar
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5785
Tarih
29 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Mesut Güzel Başvurusu (B. No: 2014/5876)
  • M.y. Başvurusu (B. No: 2014/7296)
  • Ahmet Bölge Başvurusu (B. No: 2014/13133)
  • İshak Aybergüler Başvurusu (B. No: 2014/1196)
  • Mehmet Ali Öztürk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6837)
  • Mehmet Şirin Akkuş Başvurusu (B. No: 2014/12919)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.