İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

F.e. Başvurusu (B. No: 2015/10184)

1. Başvuru, hâkimin reddi dilekçesinde kullanılan bazı ifadeler

Başvuru No2015/10184Tarih29 Kasım 2018Okuma22 dk · 4.455 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm F.E. Başvurusu (2)

Karar tarihi
29 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2015/10184
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.455 kelime·22 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hâkimin reddi dilekçesinde kullanılan bazı ifadeler

nedeniyle cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü; yargılamanın uzun sürmesinin de

makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. 1977 doğumlu olan başvurucu, eğitim gördüğü Başkent

Üniversitesi (İdare) tarafından tesis edilen üniversite ücretini ödemesi

gerektiğine dair 2003 yılındaki bir işleme karşı Ankara 7. İdare Mahkemesinde

iptal davası açmıştır. Davaya bakan Ankara 7. İdare Mahkemesi başvurucunun

davasını kabul etmiş ve idari işlemi iptal etmiştir.

10. İdarece kararın temyizi üzerine Danıştay 8. Dairesi

21/10/2004 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

11. Bozma sonrası yapılan yargılamada Ankara 7. İdare

Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ve bu karar başvurucu tarafından

temyiz edilmiştir.

12. Başvurucu, temyiz incelemesi aşamasında temyiz başvurusunu

inceleyen Danıştay 8. Daire Başkanı ile üç üye hakkında hâkimin reddi talebine

ilişkin 24/10/2005 kayıt tarihli dilekçeyi Danıştaya

sunmuştur. Söz konusu dilekçenin başvuru konusu olayla ilgili kısımları şu

şekildedir:

"Danıştay 8. dairesinde halen görülmekte

olan ...sayılı dava dosyasında davaya bakmakta olan üyelerden ... ve başkan ...

için reddi hakim talebinde bulunuyorum.

Gerekçe:

...

Davalı Başkent Üniversitesi, giriştiği

eylemlerle hukuk güvencemizi elimizden almaktadır. Davalı idarenin bir

üniversite olmasından dolayı aleyhine açılan davalar Danıştay 8. dairesine

muhakkak uğramak zorunda. Davalı idarenin bunun farkında olmasından dolayıdır

ki Danıştay üst düzey yöneticileriyle ve 8. Daire başkan ve üyeleriyle Başkent

Üniversitesinin haksız samimiyet kurması beni rahatsız etmektedir. Çeşitli

yemekler ve seminerler adı altında gerçekleşen bu yakınlaşma Danıştay'ın

tarafsızlığına gölge düşürecek niteliktedir. Danıştay'ın bazı dairelerinde ve

özellikle de üyelerin odalarında Başkent Üniversitesine ait takvimlerin asılı

olması bizleri endişeye sevk etmekte, bağımsız yargıya güvenimizi

zedelemektedir.

...

Toparlayacak olursak;

Üyelerden ...’i Çevre bakanlığından

tanımaktayım, Kendisi Tunceli doğumlu olup yargıçlık esnasında yöresine ait

siyasi, etnik ve mezhepsel etkilerden kurtulamamaktadır. Benim gibi bir kişinin

dava dosyasının bu zatın önüne konulması kurt sürüsünün önüne kuzunun

bırakılması gibidir.

... Başkan ve diğer iki üyenin çalışma

arkadaşları olması nedeniyle Sayın ... aleyhine karar almaları ve ona karşı

ters düşmeleri düşünülemez. Muhakkak onu koruyup

kollayacaklardır..."

13. Başvurucu ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek

Kuruluna hitaben verdiği 13/2/2006 tarihli dilekçesinde; İslam dini inancına göre

adam öldürmenin günah olup olmadığını, birden fazla kişinin öldürülmesi hâlinde

günahın derecesinin artıp artmayacağını, öldürülen kişilerin kadın ya da erkek

olmasının önemli olup olmadığını, öldürülmüş olanların kişiye yaşarken

haksızlık yapmış olması ve kişinin ruhsal bunalım içinde bulunmasının öldürme

olayını günah olmaktan çıkarıp çıkarmayacağını, adam öldürmenin affedilmesi

için nasıl bir bedel ödemesi gerektiğini sormuştur.

14. Başvurucu, Genelkurmay Başkanı ve Millî İstihbarat Teşkilatı

(MİT) Müsteşarı'na gönderdiği mektuplarda ise Danıştayda

görülmekte olan davasında verilen kararlardan hareketle Danıştayın

yüksek mahkeme olmaktan öte yüksek siyaset mahkemesine dönüştüğünü ileri

sürmüş; Danıştay 8. Dairesinde Cumhurbaşkanı tarafından atanan üyenin birden

fazla olması sebebi ile siyasal ideolojik kadrolaşma olduğunu belirtmiş ve

Genelkurmay Başkanı ile MİT Müsteşarı'nın mahkemelere gereken baskıyı

yapacaklarını düşündüğünü ifade etmiştir.

15. Başvurucu yukarıda belirtilen mektuplarla aynı veya benzer

içerikteki mektupları çok sayıda siyasetçiye ve kamuoyunca tanınan kişiye,

yabancı devlet yöneticilerine, yabancı istihbarat kuruluşlarına ve yabancı

basın kuruluşlarına da göndermiştir.

16. Başvurucunun hâkimin reddi dilekçesi üzerine Danıştay

19/12/2005 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından başvurucu hakkında

hakaret suçundan işlem yapması talebinde bulunmuştur.

17. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun hakaret ve

tehdit suçlarından cezalandırılması istemiyle 25/1/2007 tarihli iddianameyi

düzenlemiştir.

18.Yargılamayı yapan (kapatılan) Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi

6/6/2007 tarihli kararıyla başvurucunun kamu görevlilerine görevleri nedeniyle

hakaret suçundan ve kamu görevlilerine yönelik zincirleme tehdit suçundan

cezalandırılmasına karar vermiştir.

19. Başvurucu, anılan yargılamanın soruşturma ve kovuşturma

aşamalarında askerlik hizmetinde bulunması nedeniyle Erzurum Cumhuriyet

Başsavcılığı aracılığı ile savunma vermiştir.

20. Başvurucu, bu kararı 24/7/2007 tarihinde temyiz etmiştir.

21. (Kapatılan) Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi anılan kararı

25/7/2007 tarihinde kesinleştirmiştir.

22. Başvurucunun talebi üzerine 16/9/2008 tarihinde (kapatılan)

Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi kesinleştirme kararını kaldırmıştır.

23. Yargıtay 18/12/2013 tarihli kararında başvurucunun suç

tarihinden sonra silah altına alındığının anlaşılması karşısında askerlik

görevini yapmadan önce işlediği suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma

işlemlerinin askerlik görevini bitirmesine kadar geri bırakılması gerektiği

gözetilmeden, asker olduğu sırada sorgusunun yapılması suretiyle savunma

hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

24. Bozma üzerine yargılamayı yapan Ankara 36. Asliye Ceza

Mahkemesi 1/4/2015 tarihli duruşmada başvurucunun savunmasını almış ve

aşağıdaki gerekçelerle tehdit suçundan 6 ay 7 gün, kurul hâlinde çalışan kamu

görevlilerine hakaret suçundan 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve her iki ceza bakımından da hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar vermiştir:

"... sanık önceki savunmalarını tekrar

ettiğini, ayrıca askerlik görevi sırasında yapılan bütün soruşturma

işlemlerinin geçersiz olduğunu, yargılamanın yapılabilmesi için Danıştay

Kanununun 90. maddesi gereğince Danıştay Başkanınınşikayetçi

olması gerektiği, ancak böyle bir şikayetin bulunmadığı, kendisi hakkında 6352

sayılı kanunun geçici 1. maddesi uygulanarak hakkındaki kamu davasının

ertelenmesi gerektiği, kendisinin eyleminin kanaat açıklama ve hak arama hürriyeti

kapsamında kaldığından ceza verilemeyeceği, Diyanet Kurumuna kendisinin dilekçe

vermediğini bu nedenle bu belgeyi kabul etmediğini, doğrudan Danıştay'a verdiği

dilekçede tehdit unsurunun bulunmadığını bildirmiştir.

Dosyadaki tüm delillerin incelenmesinden, ...

Ankara 7. İdare Mahkemesi'nce bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda ...

davasının reddine karar verildiği, kararın davacı ... tarafından temyizi

üzerine, ... bu aşamada sanığın Danıştay 8. Daire Başkanı ... ile üyeler ...

haklarında reddi hakim talebine ilişkin 2 sayfadan ibaret dilekçeyi Danıştay

İdari Daireler Genel Kuruluna verdiği, bu dilekçede, daire başkan ve üyelerinin

Başkent Üniversitesi yönetimi ile haksız bir samimiyet kurdukları, çeşitli

yemekler ve seminerler adı altında gerçekleşen yakınlaşmanın Danıştay'ın

tarafsızlığına gölge düşürdüğünü,üyelerden ...'in Tunceli'li olması sebebiyle siyasi etnik ve mezhepsel

etkilerden kurtulamadığını, bu bakımdan bu şahsın davasına bakmasının kurt

sürüsünün önüne kuzunun bırakılması gibi olduğunu beyan ettiği, ayrıca dava ile

ilgisi olmayan bir takım kurum ve şahıslara gönderdiği mektuplarda; Danıştay 8.

Dairesinin Ankara 7. İdare Mahkemesinin kararının haksız bir biçimde bozduğu,

bunun gerekçesini ikna edici bir şekilde açıklayamadığı, Danıştay'ın yüksek

mahkeme olmaktan öte yüksek siyaset mahkemesine dönüştüğünü beyan ettiği,

Diyanet İşleri Başkanlığı'na yazmış olduğu 13/02/2006 tarihli dilekçede, adam

öldürmenin günah olup olmadığını, birden fazla kişinin öldürülmesi halinde

günahın derecesinin artıp artmayacağını, öldürülen kişilerin kadın veya erkek

olmasının önemli olup olmadığını, öldürülmüş olanların kişiye yaşarken

haksızlık yapmış olmaları ve de kişinin ruhsal bunalım içerisinde bulunmasının

öldürme olayını günah olmaktan çıkartıp çıkartmayacağı hususularında

soru sorduğu, sanığın gerek Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kuruluna vermiş

olduğu reddi hakim dilekçesi, gerekse davayla ilgisi olmayan kurum ve şahıslara

gönderdiğimektuplardaki beyanların kurul halinde çalışan

Danıştay 8. Dairesinin başkan ve üyelerine yönelik görevleri nedeniyle hakaret

unsurları içerdiği, savunma hakkının kapsamı içerisinde değerlendirilemeyeceği,

ayrıca sanığın Diyanet İşleri Başkanlığı'na yazmış olduğu mektubun içeriğinden

de, müştekilere yönelik ölümle tehdit kastının açıkça anlaşıldığından, sanığın

eylemine uyan maddelerle cezalandırılmasına, sanığın sabıkasız oluşu ve bir

daha suç işlemekten çekineceğine mahkememizce vicdani kanaat hasıl olduğundan

hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermek

gerekmiştir..."

25. Başvurucunun bu karara itirazı 20/5/2015 tarihinde

reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 17/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

26. Başvurucu 19/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125.

maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1)

Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir

fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve

saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası

ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için

fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

...

(3)

Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

...

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir

yıldan az olamaz."

28. 5237 sayılı Kanun'un "Tehdit"

kenar başlıklı 106. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bir başkasını, kendisinin veya yakınının

hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı

gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır..."

B. Uluslararası Hukuk

29. İlgili uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı karar için

Keleş Öztürk (B. No: 2014/15001, 27/12/2017,

§§ 25-28) kararına bakılabilir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 29/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu, hakkındaki yargılamanın çok uzun sürdüğünü ve bu

nedenle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

32. Bakanlık görüşünde bu iddiaya ilişkin bir değerlendirmeye

yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

33. Ömer Adıgüzel

(B. No: 2015/3764, 13/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul

sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra

edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce

gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna

başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı

sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden

inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

34. Ömer Adıgüzel

kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması

ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş

şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden

mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün

olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel

olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda

değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ömer

Adıgüzel, §§ 26-32). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi,

ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma

ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna

başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun

ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ömer Adıgüzel, §§ 34, 35).

35. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

36.Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkına İlişkin Diğer İhlal İddiaları

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucuya göre tehdit suçuyla ilgili olarak şüpheden uzak,

kesin, açık, mahkûmiyete yetecek bir delil bulunmayıp ortada imzasız bir

mektubun fotokopisi mevcuttur ve mektupta hâkimlerin tehdit edildiğine ilişkin

bir ifade yer almamaktadır. Başvurucu, bu mektubun dava dosyasına nereden ve

nasıl girdiğinin belli olmadığını ileri sürmekte ve tehdit suçu nedeniyle ceza

verirken delillerin değerlendirilmesinde Mahkemenin ağır bir hataya düştüğünü

iddia etmekte; bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

belirtmektedir.

38.Başvurucu ayrıca;

i. Kendisi hakkında soruşturma başlatıldığında ifade vermeden

önce zorunlu askerlik hizmetine alınmış olması dolayısıyla ilgili kanun

gereğince soruşturmanın terhis sonuna ötelenmesi gerekirken kanuna aykırı

şekilde soruşturmaya devam edildiğini ve yargılandığını, askerlik hizmeti

esnasında hakkındaki dosyayı incelemesine olanak verilmeden ifadesi alınarak ve

bu ifadeye dayanılarak kendisine ceza verildiğini ifade etmiştir. Başvurucuya

göre bu nedenlerle savunma hakkı ve silahların eşitliği ilkesi ihlal

edilmiştir.

ii. İleri sürdüğü usul itirazları konusunda olumlu veya olumsuz

hiçbir karar verilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

iii. Hâkimin kararını tek duruşma yaparak vermesi nedeniyle Anayasa'nın

39. maddesindeki "Kamu görev ve

hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili

olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın

doğruluğunu ispat hakkına sahiptir." biçimindeki hükmün ihlal

edildiğini ifade etmiştir.

iv. Hakkında (kapatılan)

Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesince verilen kararın kesin nitelikte verilmiş

olması nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ifade etmiştir.

v. Duruşma salonundaki bazı yetersizlikler, Mahkemece

müştekilerin ifadelerine başvurulmaması ve hakaret fiiline hapis cezası

verilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde bu iddialara ilişkin bir değerlendirmeye

yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıdaki şikâyetlerinin bir

bütün olarak adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

41. Somut olayda ilk derece mahkemesi başvurucunun tehdit suçundan

6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir.

42. HAGB, sanığa yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezaya

hükmedilmesi hâlinde hükmün açıklanmasının belirli koşulların gerçekleşmesine

bağlı olarak ertelenmesi anlamına gelmektedir. Kanunda belirtilen koşulların

gerçekleşmesine karşın sanığın kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilemeyeceği 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin

(6) numaralı fıkrasının son cümlesinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda

yargılamanın hukuki kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını ya da

cezaya hükmedilmesi durumunda HAGB'yi sanığın tercih

etme imkânı bulunmaktadır (Ali Gürsoy,

B. No: 2012/833, 26/3/2013, § 19).

43. HAGB kararı, yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir karar

niteliğinde olmayıp ceza yargılamasını sona erdiren düşme nedenlerinden

biridir. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (10) ve (11) numaralı

fıkralarında belirtildiği üzere denetim süresi içinde kasıtlı bir suç

işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun

davranıldığı takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak

davanın düşmesine, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi veya

denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması

hâlinde de hükmün açıklanmasına karar verilir (Ali

Gürsoy, § 21).

44. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (12) numaralı

fıkrasında HAGB kararına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir.

Bununla birlikte denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi veya denetimli

serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde hükmün

açıklanmasıyla ya da bu süre içinde kasıtlı bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde düşme kararıyla

yargılama nihai olarak sona erdiğinde hüküm niteliği olan bu kararlara karşı

kanun yoluna başvurulabilir ve esasa ilişkin itirazlar bu aşamada ileri

sürülebilir (Ali Gürsoy, § 22).

45. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasına

göre sanık kabul etmediği takdirde HAGB kararı verilmez. Bu durumda ilk derece

mahkemesinin kararı istinaf/temyiz yolunda denetlenebilir hâle gelebilecektir.

Başka bir deyişle haklarında HAGB kararı verilmesini kabul eden sanıklar,

verilen kararın istinafta/temyizde yapılacak esas ve usul incelemesini talep

etme hakkından vazgeçmişlerdir. Somut olayda başvurucu, yargılama sonunda

hakkında HAGB kararı verilmesine rıza gösterdiğini beyan etmiştir. Dolayısıyla

başvurucu, söz konusu karar ile ortaya çıkan menfaatlerden yararlanmayı tercih

etmiştir (Adnan Erkuş/Türkiye (k.k.), B. No: 61196/11, 4/12/2012, § 22).

46. Başvuru konusu olayda yargılama sonunda verilen kararların

temel hakları ihlal ettiği iddiası -somut olayın özelliği de nazara

alındığında- istinaf/temyiz incelemesinde de ileri sürülebilecek

iddialardandır. Bu bakımdan hatalı uygulama ve değerlendirme sonucu verilen

kararların temel hakları ihlal ettiği iddiası, başvurucunun talebi üzerine HAGB

kararı verilmiş olması ve istinaf/temyiz yoluna başvurmayı mümkün kılan bir

karar verilmesini başvurucunun tercih etmediği dikkate alındığında açıkça

dayanaktan yoksun görünmektedir.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. İfade Özgürlüğünün

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu; ilk derece mahkemesi kararında hâkimin reddi

dilekçesindeki hangi cümlenin Danıştayın dört

hâkimini kapsayacak şekilde hakaret içerdiğinin açıklanmadığını, dilekçede

kullandığı ifadelerde hakaret bulunmadığını, dilekçe dikkatli şekilde

okunduğunda hak arama özgürlüğü kapsamında yakındığı konulardaki düşüncelerini

dile getirdiğini ve kullandığı sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu

belirtmiştir. Hâkimlerin de eleştiriye açık olması gerektiğini ifade eden

başvurucu, savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini

belirttiği hâkimin reddi dilekçesi nedeniyle cezalandırılmasından dolayı ifade

özgürlüğü, dilekçe hakkı ve hak arama özgürlüğünün ihlal edildiği

iddiasındadır.

49. Bakanlık görüşünde;

i. 5237 sayılı Kanun'un 128. maddesinde yargı mercileri nezdinde

yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında kişilerle

ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması

hâlinde ceza verilmeyeceği belirtilmekle birlikte söz konusu isnat ve

değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla

bağlantılı olması gerektiğinin ifade edildiği, tahkir içeren sözlerin somut

uyuşmazlıkla bağlantılı olup olmadığı hususunun davaya bakan hâkim tarafından

takdir edileceği,

ii. Somut olayda ilk derece mahkemesinin başvurucunun sözlerini

iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında görmediği,

iii. Başvurucu

hakkında verilen HAGB kararının müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken gözönünde bulundurulması gerektiği belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun ifade özgürlüğü, dilekçe hakkı ve hak arama özgürlüğünün

ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin bir bütün olarak Anayasa'nın 26.

maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

51. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar

başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes,

düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya

toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların

müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de

kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ...

başkalarının şöhret veya haklarının,... veya yargılama

görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.."

a. Müdahalenin Varlığı

52. Başvurucunun hâkimin reddi dilekçesinde kullandığı ifadeler

nedeniyle kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine hakaret suçundan hakkında

verilen 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezasına dair HAGB kararı verilmiştir. Söz

konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale

yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

53. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın

ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

54. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

55. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

56. Başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin

HAGB kararının başkalarının şöhret veya

haklarının korunmasına ve yargılama

görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesine yönelik

önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a)

Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

57. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleri

ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır.

İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe

ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek

başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü

araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme

ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların

hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.

Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin

barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

(b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun

Olması

58. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı

bir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme,

sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç

arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz.

Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçiminde

iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları

olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir

Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali

Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15; AYM,

E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).

59. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda

zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai

nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Bazı

farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun,

§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).

60. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirlerini

ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp

sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı

ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında

olayın şartları içinde bir denge kurmaktır (Bekir

Coşkun, § 44, 47, 48; Hakan

Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017,§§ 58,

61, 66).

61. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan organların

düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade özgürlüğünün

kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunması gereken bir

menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların varlığını somut

olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (Bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, §§ 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).

62. Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı

karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

(c)

Yargı Erkinin Otoritesinin Korunması

63.Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamu

görevlileri olan hâkim ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri de diğer kamu

görevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar. Bu sebeple adalet

sisteminde görev alan hâkimler ve savcılarla birlikte diğer yargı çalışanlarını

asılsız suçlamalardan korumak devletin görevlerindendir (İlhan Cihaner (3),

B. No: 2013/5298, 20/5/2015, §§ 26, 27). Bununla birlikte mesleklerinin

icrasıyla ilgili işler bakımından yargı mensuplarına yönelik kabul edilebilir

eleştirinin sınırları sade vatandaşlara nazaran daha geniştir.

64. Adaletin kendisinin ve dağıtılmasının toplumdaki öneminin

bir yansıması olarak hâkimlik mesleğini yapan kimseler toplum hayatında önemli

bir görevi yerine getirmektedir (Keleş

Öztürk, § 53). Hâkimlerin davanın taraflarına karşı nötr olmaları

gerekir ve bu nedenle de davanın taraflarınca kendilerine yöneltilen

eleştirilere cevap verme imkânları sınırlıdır. Bu bakımdan hâkimleri

kendilerine yönelik temelsiz biçimde yaralayıcı nitelik taşıyan, saldırgan

ifadelere karşı korumak gerekir.

(d)Temel Hak ve Özgürlüklerin Kullanımında Ödev ve

Sorumluluklar

65. Demokratik bir toplumda kamu görevlilerini eleştirme ve

onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte Anayasa'nın 26.

maddesi tamamen sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Somut başvuruyla

bağlantılı olarak söylenecek olursa hâkimlere yönelik eleştirilerin kişilerin

itibarlarına zarar verir boyuta ulaşmaması gerekir. Bu, Anayasa'nın kişilerin

temel hak ve hürriyetleri kullanırken sahip oldukları ödev ve sorumluluklara

gönderme yapan "Temel hak ve

hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve

sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki 12. maddesinin

ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Anayasa'nın 26. maddenin ikinci

fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün

kullanımına herkes için geçerli olan bazı görev

ve sorumluluklar getirmektedir (Örnek kararlar için bkz. Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B.

No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş

[GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67;Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 43). Söz konusu

sorumlulukların kapsamı, başvurucunun koşullarına ve ifade özgürlüğünü

kullandığı vasıtalara göre değişir. Anayasa Mahkemesi, bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olup olmadığını incelerken meselenin bu yönünü görmezlikten gelmeyecektir.

66. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların

açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada

maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir.

Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın

mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir

Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 08/04/2015, § 57; İlhan Cihaner (2),

B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 64). Ancak bir açıklamanın tamamen değer

yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı ihtilaflı

açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine göre

tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı

ölçüsüz olabilir (Cem Mermut,

B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).

67. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin

temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında

dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır. İfade

özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan

kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26.

maddesini ihlal edecektir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

68. Başvuru konusu olayda İdareye karşı açtığı davası temyiz

aşamasında incelemede olan başvurucu, davasını görmekte olan bazı Danıştay

üyelerine yönelik olarak hâkimin reddi dilekçesinde kullandığı ifadeler

nedeniyle yaptırıma maruz kalmıştır.

69. Bu bağlamda somut olayda yargı mensubu olan hâkimlerin

itibarının korunması söz konusudur. Adalet sisteminde görev alan hâkimleri

asılsız suçlamalardan korumak devletin görevlerindendir.

70. Başvurucunun cezalandırılmasına neden olan ifadeler, temyiz

incelemesi yapan hâkimlere yöneltilmiştir. Hâkimlerin mesleklerinin icrası

bağlamındaki -sebepsiz, mantık dışı ve saldırgan olmayan- eleştirilere olayın

somut koşullarına göre katlanmaları beklenebilir.

71. Başvuru konusu olayda başvurucu tarafından hâkimin reddi

dilekçesinde "Daire başkan ve

üyeleriyle Başkent Üniversitesinin haksız samimiyet kurması",

"Üyelerden ... Tunceli doğumlu olup yargıçlık esnasında yöresine ait

siyasi, etnik ve mezhepsel etkilerden kurtulamamaktadır. Benim gibi bir kişinin

dava dosyasının bu zatın önüne konulması kurt sürüsünün önüne kuzunun

bırakılması gibidir.", "... Başkan ve diğer iki üyenin çalışma

arkadaşları olması nedeniyle Sayın ... aleyhine karar almaları ve ona karşı

ters düşmeleri düşünülemez. Muhakkak

onu koruyup kollayacaklardır..." şeklinde ifadeler

kullanılmıştır. Başvurucu özellikle üyelerden birinin siyasi, etnik ve

mezhepsel etkilerle karar verdiği yönündeki ifadeler ve diğer üyelerin bu üyeyi

koruyup kollayacakları yönündeki ithamlar bakımından herhangi bir gerekçe

göstermemiştir. Hâlbuki kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan iddiaların

desteklenmesi için güvenilir deliller sunulması gerekir (Nihat Durmuş ve Durmuş Ofset Gaz. Bas. Yay. Mat. Kül.

ve Spor Etk. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/5761, 10/5/2018, §

54). Bu bağlamda başvurucunun davasına bakmakta olan hâkimler söz konusu

ithamlar nedeniyle nahoş ve temelsiz saldırıların hedefi hâline gelmişlerdir.

72. Somut başvuruda başvurucunun endişelerini ve varsa somut

iddialarını davaya bakacak olan hâkimlerin itibarlarına zarar vermeden de

iletmesi mümkündü. Başvurucu, davasını gören hâkimlere yönelik eleştirilerini

yöneltirken ifade özgürlüğünün kendisine yüklediği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmamıştır (bkz. § 60). Bu kapsamda nahoş ve temelsiz saldırıların hedefi

hâline gelmiş olan hâkimleri korumak için ifade özgürlüğü bağlamındaki ödev ve

sorumluluklara uygun davranmayan başvurucunun cezalandırılması konusunda

zorunlu bir toplumsal ihtiyaç söz konusudur.

73. Anayasa Mahkemesi açıklanan nedenlerle başvurucunun ifade

özgürlüğüne yönelik müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği

ve dolayısıyla derece mahkemelerinin farklı çıkarları dengelerken sahip

oldukları takdir paylarını aşmadıkları sonucuna ulaşmaktadır.

74. Müdahalenin orantılılığı ile ilgili olarak Anayasa

Mahkemesi; derece mahkemelerinin infazı mümkün hapis cezası ya da para cezasına

hükmetmediklerini, sadece 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezası bakımından HAGB

kararına başvurduklarını gözlemlemektedir. Bu kapsamda başvurucuya yönelik HAGB

kararının gözetilen amaç ile makul bir orantılılık ilişkisi içinde olup

olmadığı da değerlendirilmelidir.

75. HAGB kurumunun nitelikleri dikkate alındığında HAGB

kararının etkileri itibarıyla infazı mümkün hapis cezası ya da para cezasına

kıyasla daha hafif bir önlem olduğu söylenebilecektir. (Aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. İhsan Taş,

B. No: 2014/11255, 21/11/2017, § 48). Bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğüne

müdahale oluşturan HAGB kararının orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.

76. Bu kapsamda başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik

müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı ve orantılı olduğu

görüldüğünden anılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olduğu sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun ifade özgürlüğünün

ihlali iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkına ilişkin diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

29/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Recep KAPLAN

Başvurucu

:

F.E.

Vekili

:

Av. Fatih

TEPEAŞAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/10184, 29 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Makul Sürede
  11. B. Adil Yargılanma
  12. C. İfade Özgürlüğünün
  13. B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel
  14. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  15. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Gökcan
  17. Hakyemez
  18. Tepeaşan
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/10184
Tarih
29 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Gülsen Gündüz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/19126)
  • Halis Yurtsever Başvurusu (B. No: 2015/17595)
  • Salim Koç Başvurusu (B. No: 2014/2540)
  • Dilber Çalışkan ve Suphi Çalışkan Başvurusu (B. No: 2015/4665)
  • Mehmet Özdemir Başvurusu (B. No: 2017/37283)
  • Gülcan Tutkun Berk Başvurusu (B. No: 2015/2334)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.