İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Özdemir Başvurusu (B. No: 2017/37283)

1. Başvuru, gözaltı süresinin makul olmaması, gözaltı ve tutuklama

Başvuru No2017/37283Tarih29 Kasım 2018Okuma57 dk · 11.426 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Özdemir Başvurusu

Karar tarihi
29 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2017/37283
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.426 kelime·57 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı süresinin makul olmaması, gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma

aşamasında tutukluluğa itirazın ve tahliye taleplerinin bağımsız ve tarafsız

hâkim güvencelerine aykırı olan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması,

kovuşturma aşamasında tutukluluğa ilişkin kararların doğal hâkim ilkesine

aykırı olarak kurulmuş, tarafsız ve bağımsız olmayan ağır ceza mahkemelerince

verilmesi ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; gazetecilik faaliyeti kapsamındaki eylemlerin

tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin; müdafi

hukuki yardımından gereği gibi yararlanılmaması nedeniyle adil yargılanma

hakkının; isnat edilen suçlamaların işlendiği dönemde kurulu olmayan bir mahkemede

yargılamanın yapılması nedeniyle eşitlik ilkesinin; hukuka aykırı arama

kararlarına dayanılarak üzerinin aranması nedeniyle özel hayata saygı hakkının;

gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/11/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri

-olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin kamu

kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum

ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmalarına yönelik ülke genelinde

soruşturmalar yapılmış ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun da

aralarında bulunduğu ve çoğunluğu gazeteci, yazar ve akademisyen olan kırk üç

şüpheli hakkında FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla

bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.

9. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı anılan soruşturma kapsamında

26/7/2016 tarihinde, başvurucunun konutunda terör örgütüyle bağını ortaya

çıkaracak deliller ile suç konusu olabilecek diğer eşyalara el konulması

amacıyla arama yapılmasına karar verilmesini talep etmiş ve bu talep İstanbul

6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından aynı tarihte kabul edilmiştir.

10. Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26/7/2016 tarihinde bilinen

adreslerinde bulunamamaları, yeni adreslerinin tespit edilememesi ve tüm

aramalara rağmen ulaşılamamaları nedenleriyle başvurucunun da aralarında

bulunduğu şüpheliler hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılması

talebinde bulunmuş ve bu talep İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından aynı

tarihte kabul edilmiştir.

11. Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 22/12/2014

tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosya

içindeki belgeleri incelemelerinin ve belgelerden örnek almalarının

kısıtlanmasına karar verilmesini İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinden talep

etmiştir. Hâkimlik, dosya içeriğinin incelenmesi ve belgelerden örnek

alınmasının yürütülen soruşturmanın selametini tehlikeye düşürebileceği

gerekçesiyle 22/12/2014 tarihinde dosya içeriğini incelenmesi veya belgelerden

örnek alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

12. Başvurucunun ifadesi 3/8/2016 tarihinde İstanbul İl Emniyet

Müdürlüğünde alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında İstanbul Barosunca

görevlendirilen müdafi de hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine

göre ifade alma işlemi öncesinde, isnat edilen suçlar başvurucuya

açıklanmıştır. İfadesine esas olmak üzere başvurucuya hangi kurumlarda hangi

tarihlerde çalıştığı, darbe girişiminde bulunan FEFÖ/PDY'nin

yapısının nasıl olduğu, örgütün yayın organlarında veya diğer alanlarda

kendisine bir görev verilip verilmediği, herhangi bir internet sitesinde Fetullah Gülen'in yaptığı konuşmalarını takip edip

etmediği, kitaplarını okuyup okumadığı, örgütün hangi kademesinde ne tür

görevler aldığı, sorumlu olduğu ya da emir aldığı kişilerin kim olduğu, örgütün

medya organlarının yayın politikasının nasıl şekillendiği ve örgüt liderinin

yayın organları ile irtibatının nasıl sağlandığı, FETÖ/PDY medyasının bağlı

olduğu şirketlerin mal varlıklarının usulsüz bir şekilde devredilmesi, el

değiştirmesi ve azaltılması hususu ile ilgisinin bulunup bulunmadığı, örgüt

lideri ile irtibatının bulunup bulunmadığı ve örgüt liderini ziyaret edip

etmediği, darbe girişiminden önceden haberdar olup olmadığı, darbe girişiminde

bulunan kişilerle ve Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ile bir irtibatının olup

olmadığı şeklinde sorular yöneltmiştir.

13. Başvurucu ifadesinde, isnat edilen suçlamaları kabul etmemiş

ve sorulara karşı özetle aşağıdaki şekilde beyanda bulunmuştur:

"...[FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen yada aracılar vasıtasıyla] herhangi bir şekilde dolaylı yada doğrudan bir

talimat ve görev almadım...

...Erzurum ilinde 1997 yılında muhabir olarak

göreve başladım. Arada bir süre Feza Gazeteciliğe bağlı Cihan Medya da

muhabirlik yaptım. Daha sonra Cihan Medya'nın muhabiri olarak Çanakkale ilinde

görev yaptım. 2001 yılından itibaren tekrar Zaman Gazetesinde muhabir olarak

göreve başladım. 2004 yılından itibaren Zaman Gazetesinin Yazı işlerinde

redaktör olarak çalıştım. 2008-2012 yılları arasında yine Feza Gazetecilik

bünyesinde faaliyet gösteren Aksiyon Dergisinde Redaktör olarak görev yaptım.

2012 yılından 2016 Mart ayı sonuna kadar Zaman Gazetesinin yazı işleri

servisinde çalıştım. 2.5 yıl birinci sayfanın imla ve yazım hatalarını düzelten

redaktör olarak görev yaptım. Son 1.5 yıl da sorumlu yazı işleri müdürü olarak

görev yaptım...

...Ben Fetullah

Gülen'in belirtilen firmalarla resmi yada gayrı resmi bir bağının olup

olmadığını bilmiyorum. Dolaysıyla bir görevinin olup olmadığını bilmem mümkün

değildir...

... [FETÖ/PDY medyasının

bağlı olduğu şirketlerin malvarlıklarının usulsüz bir şekilde devredilmesi, el

değiştirmesi ve azaltılması hususunda] Ben

gazetenin yayın biriminde çalıştım. Bu hususlar tamamen teknik ve idari

konulardan oluşmaktadır. Bunlarla ilgili hiçbir bilgim ve dahilim

bulunmamaktadır...

...Kendisi ile [Fetullah Gülen ile] yüz

yüze ya da telefonla bir görüşmem olmamıştır...

...Öncelikle Zaman Gazetesini Fetullah Gülen'in yönettiğine şahit olmadım. Zaman

gazetesinde günlük yaptığımız haberler günlük toplanan yayın heyeti tarafından

belirlenmektedir. Yayın politikasını Genel yayın yönetmeni belirlemektedir. Ben

bunların dışında bir şey bilmiyorum. Ben başka bir firmada iş bulacağıma

inanmadığım için evli ve 3 çocuk sahibi olduğumdan bu firmada çalışmaya devam ettim.

...

... Hatta gazeteye 2016 mart ayı başında

kayyım atandığında kayyım heyeti bizimle çalışmaya devam etti. Bize hçbir şekilde örgüt mensubu şeklinde bir tavır ve davranış

içinde olmadı. Bizde kayyım heyetinin istediği politikada yayınlarımıza devam ettik..."

14. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 4/8/2016 tarihinde

başvurucuyla birlikte on dört şüpheliyi tutuklanması talebiyle İstanbul 3. Sulh

Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında "[Başvurucunun da aralarında olduğu]

Şüphelilerin, terör örgütü FETÖ/PDY'nin yönetimindeki Feza Gazetecilik A.Ş. ve bu

şirketlerle birlikte hareket eden örgüte ait diğer şirketlerde örgüt

propagandası yapacak, terör örgütünü meşru gösterecek şekilde yayınlar

yaptıkları, bu şirketlere olası kayyum atanması hususları göz önüne alınarak

eylem ve fikir birliği içerisinde şirketin mal varlıklarını birbirlerine

devrettikleri, örgüte ait şirketlerin mal varlıklarının suçta kullanılması

nedeniyle müsaderesini önlemeye yönelik tedbirler aldıkları, gazete dergilerinde

yazı yazanların örgütün işlediği suçları meşru göstermeye çalıştıkları, meşru

gösterdikleri ve örgüte mali yönden mallarını korumaya yönelik faaliyetlerine

destek oldukları, FETÖ/PDY'nin 15/07/2016 tarihinde

meşru Türkiye Cumhuriyeti hükumetini devirmeye yönelik darbe girişimine

kalktığı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını öldürmeye kalkıştığı, yüzlere

vatandaşımızı şehit ettikleri, tanklar ile sivil vatandaşın araçları üzerinden

geçerek acımasızca vatandaşlarımızı ezerek şehit ettiği, masun insanların

vatanı ve bayrağını terör örgütü üyelerinden korumak için tankların önüne

çıktığında keskin nişancılar ile tank ve tüfekler ile sivil vatandaşın üzerine

hedef alarak ateş ettikleri, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisini tarih

boyunca hiç bir düşmanın dahi yapmadığı şekilde ilk defa bu örgütün

bombaladığı, örgüt lideri Fetullah GÜLEN'in terör örgütü FETÖ/PDY'nin

başarısız olması sonucu bunun mutluluğunu yaşayan kahraman Türk Vatandaşlarını

'ahmaklar' diye niteleyerek Türk Milletine hakaret ettiği, yabancı basın yayın

organlarına çıkarak, adeta Türkiye'nin yabancı güçler tarafından işgal

edilmesini istediği, şüphelilerinde bu örgüt lideri yönetimindeki kişinin

istediği şekilde örgütün medya ayağını oluşturdukları, bu örgüt lideri ile

eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ettikleri, şüphelilerin üzerine atılı

suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla; şüphelilerin üzerine atılı suçun

vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst

haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK’nın [Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun] 100. vd. maddeleri

uyarınca TUTUKLANMALARINA,..." karar verilmesi istenmiştir.

15. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde İstanbul 3.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Ayrıca sorgu

tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların anlatıldığı da belirtilmiştir.

Bu sırada başvurucunun avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasında "...Atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Fetö örgütü diye bir örgüt olduğunu duymadım. Ben 1997-1999

yılları arasında Erzurum'da Zaman gazetesi muhabiri olarak çalışmaya başladım.

2001 yılından itibaren ise İstanbul'da muhabir olarak görev yaptım. 2005

yılından itibaren ise redaktör olarak görev yaptım. 2008-2012 yılları arasında

Aksiyon dergisinde aynı işi yaptım. 2012 yılı ila 2016 yılı Mart ayında Zaman

gazetesinde redaktör olarak çalıştım. Bunun son 1,5 yılında sorumlu yazı işleri

müdürü olarak görev aldım. Sorumlu yazı işleri müdürlüğü sadece gazete adına

açılan dava işlerini takip eder. Fethullah Gülen'i

basından ve medyadan herkesin tanıdığı kadar tanırım. Zaman gazetesinin

ortakları olduğunu onlardan birisinin A. A. olduğunu biliyorum. Benim

çalıştığım dönemde Genel yayın yönetmeni yayın politikasını belirliyordu. Fethullah Gülen'in gazetenin yayınına etmesi konusunda

herhangi bir fikrim yoktur. Zaman gazetesinin maliki gözüken Feza gazeteciliğe

kayyum atandı. Kayyumlarla bir ay süre ile birlikte çalıştık. Daha sonra kayyum

yönetimi tarafından işimize son verildi. 2016 yılı Mart sonunda işten

ayrılmıştım. Daha sonra Zaman gazetesinin eski çalışanları ile birlikte 20

Nisan 2016 tarihinde Yeni Hayat gazetesini çıkarmaya başladık. Yazı işleri

müdürü olarak görev yaptım. 20 Temmuz 2016'da gazeteyi basacak kimseyi

bulamayınca gazeteyi kapattık. Ailemden borç alarak Yeni Hayat gazetesini

çıkarmaya başladık. Fethullah Gülen'in amacını

bilmiyorum. Fethullah Gülen bildiğim kadarıyla dini

konularda vaaz veren, kitap yazan, çeşitli siyasi konularda görüş bildiren bir

kişi olarak biliyorum. Darbeyi kimin yapmaya teşebbüs ettiğini bilmiyorum.

Suçsuz olduğumu düşünüyorum ve tahliyemi talep ediyorum. Kendim emniyete teslim

oldum..." şeklinde beyanda bulunmuştur.

16. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 4/8/2016 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir.

17. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Şüphelinin ... FETÖ/PDY silahlı terör

örgütünün basın ayağı olarak adlandınlan yapılanması

içerisinde yer alan anılan gazete, dergi ve ajanslarda görev yaparak ve sözkonusu yayınların dağıtımını sağlayarak örgüte bağlılık

ve sadakat ilkesi çerçevesinde görevlerini ifa ettikleri ve kamuoyunda 17/25

Aralık soruşturma dosyaları olarak bilinen silahlı terör örgütünün Türkiye

Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engelleme

suçuna iştirak eden emniyet görevlilerini, yargı mensuplarını haberleştirerek

örgütün amaçları doğrultusunda propaganda faaliyetleri yürüttükleri, bir kısım

şüphelilerin örgüte ait şirketlere el konulmasını önlemek amacıyla devir

işlemleri yaptığı ve mal kaçırma girişiminde bulundukları, ... terör örgütünün

yayın organı olan veya yayın organı haline dönüşen bilahere

668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan gazete, dergi ve ajans

çalışanı olan şüphelilerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyeleri oldukları

yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğu;

suçun kanunda öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemli ve

ciddi sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedeninin 'kanun

gereğince' var sayılan [suçlardan olduğu], soruşturmanın henüz tamamlanmaması nedeniyle şüphelilerin

delilleri yok etme, gizleme, tanıklar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin

bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlemi

değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesinde ifade

olunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca, daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol

tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve bu şüpheliler

açısından 'yetersiz' kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatine varılarak

... tutuklanmasına ... [karar verildi.]"

18. Başvurucu 11/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 15/8/2016 tarihinde "soruşturma aşamasında ele geçirilen deliller

bir bütün olarak değerlendirildiğinde; [başvurucunun da aralarında

bulunduğu] şüphelilerin üzerlerine atılı

suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunduğu, suçun 5271 Sayılı CMK'nun 100/3

maddesinde sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle varolduğu

kabul edilen tutuklama nedenlerinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, işin

önemi ve verilmesi beklenen ceza dikkate alındığında tutuklama tedbirinin

ölçülü olduğu, şüpheliler hakkında adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının bu

aşamada yetersiz kalacağı, İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliğinin ... kararının

usul ve yasaya uygun bulunduğu" gerekçesiyle itirazın kesin

olarak reddine karar verilmiştir.

19. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10/4/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,

Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör

örgütüne üye olma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle

aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu

dışında yirmi dokuz şüpheli hakkında da benzer suçlardan cezalandırma talebinde

bulunulmuştur.

20. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

kuruluşu, amacı, yöntem ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, istihbarat ağı, mali

yapısı ve gelir kaynakları, silahlı gücü, emniyet ve yargı yapılanmasını

kullanarak gerçekleştirdiği bazı yasa dışı faaliyetlere yönelik iddialara

değinilmiştir. Sonrasında FETÖ/PDY'nin medyadaki

yapılanmasına ve faaliyetlerine yer verilmiş; özellikle bu yapılanmanın medya

unsurlarının kamuoyunca bilinen isimleriyle Tahşiye,

17/25 Aralık, MİT tırları ve Selam-Tevhid-Kudüs Ordusu

soruşturmalarına ilişkin etkilerine dair açıklamalar yapılmıştır. İddianamede,

FETÖ/PDY'nin medya alanındaki yapılanmasına ilişkin

hukuki değerlendirmeler özetle şöyledir:

"Tarihi süreç içerisinde FETÖ-PDY’nin eğitim öğretim faaliyetleri kaliteli eğitim-öğretim

kurumlarına giriş amacıyla hazırlık yapılan veya yabacı dil eğitiminin

verildiği özel dershaneler, özel okullar (kolejler), yurtlar ve ışık evlerinde

organize edilirken; muhtelif gazete, dergi, tv, radyo

ve internet siteleri medya alanındaki örgütlenmede işlevsel bir rol oynadı.

İddianamemize esas olan ve organizasyonun büyümesiyle birlikte Feza grubu

çatısı altında örgütlenecek olan medya alanındaki faaliyetlerin nüvesini

oluşturan Sızıntı dergisi ile birlikte 3 Kasım 1986 tarihinden itibaren

Ankara’da yayımlanmaya başlanan ve 1987 yılında tamamen FETÖ-PDY’nin kontrolüne geçen Zaman gazetesi bu örgütün

medyadaki 'amiral gemisi' haline geldi. FETÖ-PDY bundan böyle günlük olarak

yayınlanacak, geniş kitlelere ulaşarak örgütsel faaliyetlerin propagandasını

yapabilecek bir yayın organına sahip olmuştu.

Başlangıçta özellikle 'İslami kesime yönelik

yalan haberleri çürütmeye ve doğru haber yapmaya yönelik bir yayın politikası'

izleyen Zaman gazetesi 1987 yılı içerisinde FETÖ-PDY önde gelenlerinden A.K.

tarafından satın alındı ve İstanbul’a taşındı. A.K. ile birlikte örgüt

liderinin yakın çevresinden Dr. İ.B. ve A.A. yayın politikalarını belirliyordu.

Bu da FETÖ-PDY ile doğrudan bağlantılı olmayan isimlerin Zaman gazetesinden

ayrılmasına ve bu gazetenin tamamen FETÖ-PDY’ye

hizmet edecek bir yapıya sahip olmasına zemin hazırladı. Bu dönemlerde yeterli

tiraja ve gelire sahip olmayan Zaman gazetesinin halktan toplanan ve 'himmet'

adı verilen kayıt dışı bağışlarla ayakta kalabildiğini hem örgüt lideri Gülen

hem de Zaman gazetesinin kurucu, yönetici ve yazarları çeşitli vesilelerle

alenen ifade ve itiraf etmekten çekinmemişlerdir.

...

1990’lardan itibaren medya alanındaki

faaliyetlerini artıran FETÖ-PDY, medyayı adeta bir 'silah' olarak kullanmak

suretiyle bilgi kirliliği ve manipülasyonlarla algı oluşturarak sistemli bir

şekilde toplumu yönlendirmeye başladı. Artık Gülen sadece kendi yayın

organlarında değil, diğer yayın organlarında boy göstermeye başlamış; sadece

muhafazakar çevrelerde değil gerek yurt içinde gerekse yurtdışında çeşitli din,

inanç ve düşüncelere mensup şahıslarla dirsek temasına geçmiş, örgütü

destekleyebilecek tarzda düşüncelere sahip şahısları yazar olarak örgütüne

katmıştır.

1993 yılından itibaren Feza grup dünyaya

açılmış; Zaman Romanya, Zaman Bulgaristan, Zaman Azerbaycan, Zaman Avrupa,

Zaman Amerika, Zaman Benelux, Zaman Vandaag

(Hollanda’da), Zaman Avusturya, Zaman Kazakistan, Zaman Kırgızistan, Zaman

Makedonya ve Zaman Türkmenistan adlı gazeteler yayınlanarak muhtelif ülkelerde

dağıtılmıştır.

...

Feza grup bünyesinde toplumsal ve kültürel

temaları işleyen Yeni Bahar adlı dergi, Zaman gazetesinin eki olarak Püff adlı mizah dergisi, Turkish Rewiev ve Cihan dergi gibi süreli yayınlarla birlikte Radyo

Cihan, Irmak TV ve Cihan Network grubun medyadaki temsilcileri olarak kayıtlara

geçmiştir.

Dünyada ve Türkiye’de internet kullanım

alanının son derece sınırlı olduğu bir dönemde (2 Aralık 1995); yayına başlayan

www.zaman.com.tr ise 'Türkiye’de internetin ilk Türkçe gazetesi olması'

dolayısıyla örgüte ciddi denilecek bir destek sağlamış, bu destek internetin

yaygınlaşmasıyla birlikte üst düzeye ulaşmıştır.

...

Yurtdışında muhtelif ülkelerde faaliyetlerde

bulunan FETÖ-PDY bilhassa ticari yatırım yaptığı ve eğitim çalışmaları

yürüttüğü ülkelerde medyanın gücünü kullanıyor; Zaman gazetesi 'örgütlenme

aracı' olarak kullanılıyordu.

2005 yılında Örgütün önde gelen üye ve

finansörlerinden A.İ. tarafından satın alınan Bugün gazetesi de farklı bir

kulvarda FETÖ-PDY’nin medya gücüne güç katmıştır.

...

2007 yılından itibaren Türkiye’de İngilizce

olarak yayımlanmaya başlanan Today’s Zaman (pazar

günleri Sunday’s Zaman) ise yerli yazarlarla birlikte

Türkiye ile ilgilenen ve dünyada tanınan yabancı siyasetçi, akademisyen,

bürokrat, yazar, ve araştırmacıların yazılarına yer vererek örgüte farklı bir

taban yaratmaya çalışmaktaydı.

...

FETÖ/PDY, tabanı ile haberleşmeyi sağlamak,

tabanını motive etmek ve çeşitli propaganda teknikleriyle kamuoyunu yanlış

yönlendirebilmek amacıyla medyayı etkili bir şekilde kullanmıştır. Örgütün

medyadaki en temel faaliyeti, örgüt amacı ve stratejisi doğrultusunda algı

operasyonu yapmaktır. Bu yolla örgüt toplumdaki tepkiselliği yönlendirmekte

kendisine meşruiyet alanı sağlamaya çalışmaktadır. Algı operasyonları

yapılırken medya çok etkin kullanılmakla birlikte örgütsel faaliyetler

çerçevesinde toplumun muhtelif kesim ve katmanlarına sızmış örgüt mensupları da

bulundukları konuma göre dedikodu yaparak, istihbarat toplayarak, sahte delil

üreterek, yargılama konularında örgüt menfaatini gözeterek veya maddi destek

sağlayarak bu algıya destek olmuşlardır. Yapılan bu algı operasyonu, bireylerin

objektif olmaktan uzaklaşarak örgüt ideolojisi ve amaçları doğrultusunda, örgüt

gözüyle olaylara yaklaşmalarını ve dolayısıyla yanlış değerlendirme yapmalarını

hedeflemektedir.

Gülen tarafından düzenlenen 'sohbet' adlı

örgüt propagandaları, örgütün medya organları tarafından geniş kitlelere

iletilmekte, bu yöntemle toplum tabanında taraftar toplamaktan ziyade örgüt

mensuplarına, örgüt dili ve jargonuyla gizli ya da açık talimatlar

verilmektedir. Sohbetlerde dini bir konu anlatılıyormuş gibi yapılıp gerçekte

siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik meselelerle birlikte örgütün geleceği ile

ilgili konular işlenmekte, örgüt propagandası yapılmaktadır. Örgüt lideri medya

üzerinden verdiği talimatlarla örgüt tabanını motive ederek harekete geçirmeyi

hedeflemektedir.

Bilhassa Zaman gazetesi FETÖ-PDY içi

iletişimde önemli bir role sahip olup bu örgütün adeta sözcüsü idi. Nurcu

hareketten ayrılan Gülen tarafından kurulan FETÖ-PDY bu ve benzeri hareketlerin

kullandığı İslami dili tercih etmedi. İslami düşünceyi temsil ettiğini ileri

süren FETÖ-PDY pragmatik kazanımlar uğruna İslam’ı doğrudan değil dolaylı

yollardan anlatmayı, bazen de anlatmamayı tercih etti.

Örgüt medyasında defaatle

Gülen’in kendileri ile doğrudan ilgisi olmadığı savunulduğu halde örgüt medyası

Gülen’in talimatları doğrultusunda hareket etmekte; yayın ilke ve prensipleri

onun istediği şekilde belirlenmektedir.

FETÖ-PDY kurucusu ve lideri Fetullah Gülen ile organik bağları aşikar olduğu halde

Zaman gazetesinin imtiyaz sahipleri, yönetici ve yazarları samimiyetsiz bir

şekilde bu bağları açıkça kabul etmemişler ve sadece kendisine ve düşüncelerine

destek ya da sempatilerinin olduğunu ifade etmişlerdir. Malum olduğu üzere [bu medya

grubu] 28 Şubat (1997) postmodern

darbe sürecinde darbe rejimini destekleyen Gülen’in düşünceleri doğrultusunda

yayın politikaları geliştirmişti. Yine 'dinler arası diyalog' düşüncesi

kapsamında FETÖ-PDY lideri Gülen’in uluslararası bağlantılar kurmasını Zaman

gazetesi imtiyaz sahipleri, yönetici ve yazarları sağlarken gazete de bu

doğrultuda yayınlar yaparak örgütü alenen destekliyor, propagandasını

yapıyordu. Bir dönem FETÖ-PDY içerisinde yer alan ancak Fetullah

Gülen ile ilişkilerinin bozulması nedeniyle bu örgütle bağları kesilen Zaman

gazetesinin eski genel müdürlerinden N.V., Zaman gazetesinin sayfa

içeriklerinden manşetlerine kadar hemen hemen bütün içeriğinin doğrudan

Gülen’in talimatları ve onayı doğrultusunda belirlendiğini 2005 yılında

Türkiye’de, ilk defa olmak üzere dile getirerek malumu ilan etmiştir. 17-25

Aralık 2013 komplo teşebbüsleri sonrasında örgütten ayrılan ve Gülen’e çok

yakın oldukları bilinen şahıslar da bu ifadelerin doğruluğunu

desteklemişlerdir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

2014/133596 sayılı soruşturma kapsamında Gülen ile örgütün yayın organlarından

olan Samanyolu TV yöneticisi H.K.'nın arasındaki

konuşmalar medya temsilcilerinin Gülen’den nasıl talimat ve onay aldıklarını

gözler önüne sermektedir. Sözkonusu konuşmada H. K.’nın, Gülen’in onayı ve talimatı doğrultusunda 'Şefkattepe' dizisinin formatında değişikliğe giderek

sonraları örgütün algı operasyonlarını yürütecek 'karanlık kurul' adı verilen

sahneleri oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Yine ikili arasındaki başka bir konuşmada, H.K'nın 'Şefkattepe' adlı dizi

senaryosunun önemli ve örgüt açısından etkili bir bölümünü Gülen’in onayına

sunduğu görülmektedir. Senaryo metninde dersaneler

meselesinin işleneceği anlaşılmakta olup Gülen’in ifadelerinden E.D.’nın [Bu kişi Zaman gazetesinin uzun yıllar

genel yayın yönetmenliğini yapan bir şahıstır.]

da bu meseleyi örgüt medyasına bağlı Zaman gazetesinde işlemek amacıyla müsaade

ve onay istediği tespit edilmekte ve Gülen’in bu meselenin 'yumuşakça' işlenmesine

onay verdiği görülmektedir.

Sözkonusu görüşmeler sonrasında 'Şefkattepe' adlı

dizide ve Zaman gazetesinde dershaneler meselesi Gülen’in talimatları

doğrultusunda 'yumuşakça' işlenmeye başlamıştır ki, bu durum örgüt medyasının

örgüt açısından hayati derecede önem taşıyan yayınlarının, örgüt liderinin

talimatlarına göre şekillendirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

...

Ayrıca başta H.G. olmak üzere FETÖ-PDY

medyasında üst düzey yöneticilik yapan şahıslar, gerek tanık olarak verdikleri

ifadelerde gerekse kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda Zaman gazetesinde görev

yaptıkları dönemlerde örgüt medyasında yayınlanacak olan ve örgüt için önem

derecesi yüksek yazıların Fetullah Gülen'in onayı

alınarak yayınlandığını belirtmişlerdir. Örgüt medyasına bağlı televizyon

ekranlarında yer alan dizi senaryolarının Gülen’in onayı dahilinde

belirlendiğine şahit olduğunu sözlerine ekleyen H.G., örgüt medya organlarının

yazılı ve görsel yayınlarına Gülen tarafından 'ekleme, çıkarma, düzeltme,

değiştirme ve sansür' uygulandığını, bu şekilde onun yayınlara müdahale

ettiğini ve yayınları yönlendirdiğini vurgulamıştır.

..."

21. Cumhuriyet savcısı; başvurucunun da aralarında bulunduğu

şüphelilerin FETÖ/PDY'nin medya gücünü

oluşturduklarını, örgütün genel amacı doğrultusunda anayasal düzeni, TBMM'yi ve

Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmak için örgüt stratejisi içinde

rollerini yerine getirerek üzerlerine atılı suçları işlediklerini ileri

sürmüştür. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şüpheliler yönünden Savcılık

tarafından yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü şöyledir:

"...

Şüpheliler S.Y., H.T., A.M.S., A.G., C.K.,

Mehmet Özdemir, F.A., M.A., Y.D., Z.Ö., Ş.Y., H.T., H.B., O.K., İ.K., A.H.Ç.,

A.İ., S.S., O.N.Ö., O.N.A.'ın FETÖ-PDY medya kuruluşları

olan Feza Gazetecilik A.Ş., Cihan Medya Dağıtım A.Ş., Cihan Haber Ajansı, Fia Prodüksiyon Radyo ve Televizyon Reklam Organizasyon

İletişim San. Ve Tic. Ltd. Şti., Irmak Radyo TV Hizmetleri A.Ş., Dünya Dağıtım

A.Ş. bünyesinde yönetici ve çalışan oldukları FETÖ-PDY terör örgütünün yukarıda

anlatılan genel amaçlarına ulaşmak için medya gücüne düşen görevi yerine

getirdikleri bu kapsamda yukarıda bahsedilen ve sorumlu oldukları tüm eylemleri

ve usulsüzlükleri gerçekleştirdikleri,

...

Bu şekilde ... şüphelilerin FETÖ-PDY silahlı

terör örgütünün medya gücünü oluşturdukları ... üzerlerine atılı suçları

işledikleri anlaşılmıştır."

22. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 24/4/2017

tarihinde, iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/112 sayılı dosya

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

23. Mahkemece yapılan tensip (duruşmaya hazırlık) incelemesi

sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına ve tensip zaptı ile

iddianamenin başvurucuya tebliğ edilmesine karar verilmiştir.

24. Başvurucunun bulunduğu ceza infaz kurumu tarafından 3/5/2017

tarihinde başvurucuya tensip zaptı, iddianame ve tüm dosya evraklarını içinde

barındıran CD tebliğ edilmiştir.

25. Mahkemece 18/10/2017 tarihinde yapılan inceleme sonunda

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

26. Başvurucu, tutukluluğun devamına dair bu karara 30/10/2017

tarihinde itiraz etmiş; İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince 10/11/2017

tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

27. Anılan karar başvurucuya 15/11/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

28. Başvurucu 3/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

29. Başvurucu 11/5/2018 tarihli duruşmada tahliye edilmiştir.

30. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 6/7/2018 tarihinde

başvurucunun isnat edilen tüm suçlardan beraatına karar vermiştir.

31. Başvurucu hakkında verilen beraat hükmü Cumhuriyet

Savcısınca istinaf edilmiş olup, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla yargılama dosyası halen İlk Derece Mahkemesindedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. 5271 sayılı Kanun'un "Gözaltı"

kenar başlıklı 91. maddesinin (1), (3) ve (5)numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama

yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

(3)

Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli

sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında

bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir

verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl tebliğ

edilir.

...

(5)

Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet

savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii

veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,

hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh

ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.

Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu

kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma

evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

34. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

35. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli

veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2)

Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim

veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.

36. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne

çıkarılmayan,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

37. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

38. 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin dosyayı inceleme yetkisi" kenar

başlıklı 153. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya

içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak

alabilir.

(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek

alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak

aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3)

Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi

raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli

işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(4)

Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya

içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve

belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir..."

39. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Anayasayı ihlal" kenar başlıklı

309. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye

Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen

yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye

teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılırlar."

40. 5237 sayılı Kanun'un "Yasama

organına karşı suç" kenar başlıklı 311. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük

Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin

görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar."

41. 5237 sayılı Kanun'un "Hükûmete

karşı suç" kenar başlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen

veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası verilir."

42. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

43. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör tanımı" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,

Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,

ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet

otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve

hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya

genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından

girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

44. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara

ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda

diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese

dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.

Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına

suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

45. 3713 sayılı Kanun'un "Terör

suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında

yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

46. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları

işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya

adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin

olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan

cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."

47. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece

Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanun'un "Ceza mahkemelerinin

kuruluşu" kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Ceza mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin

coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet

Bakanlığınca kurulur.

...

İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde ceza

mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler

numaralandırılır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde

ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği

dikkate alınarak daireler arasındaki iş dağılımı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

tarafından belirlenebilir.

..."

48. 5235 sayılı Kanun'un "Ağır

ceza mahkemesinin görevi" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller

saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m.

250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m.

158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü

Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324,

325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli

ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla

açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan

fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır

ceza mahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın

yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine

ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır."

49. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Birinci Dairesinin

17/2/2015 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan

12/2/2015 tarihli ve 224 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

“Anayasamızın

37 nci maddesinde düzenlenen ve teminat altına alınan

'Kanuni hâkim güvencesi' ilkesine uygun olarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nda düzenlenen usûl ve esaslarla yargılama

yapan ihtisas mahkemelerinin oluşturulduğu; bu mahkemelerin görev ve

yetkilerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen kurallara tâbi

olacağı, özel yetkili yeni mahkemelerin kurulmasının söz konusu olmadığı,

aksine ceza mahkemelerinde ihtisaslaşmanın sağlanmasının amaçlandığı, bu

bağlamda; ihtisaslaşma ile mahkemelerin kanunla belirlenmiş görevlerinin

değiştirilmesi söz konusu olmadan mahkemeler arasında sadece 'iş bölümü'

esasının getirildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250 ve 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun mülga 10 uncu maddesiyle görevlendirilen,

bilahare (02/07/2012 tarihli ve 6352 ile 21/02/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’larla) kaldırılan ağır ceza mahkemelerinde olduğu

gibi birden fazla mahallin tek bir mahallin yargı alanına bağlanmasının söz

konusu olmadığı, bir başka ifadeyle yargı çevresiyle ilgili bir değişikliğin

yapılmadığı, keza usûl hükümleri bakımından da özel

bir düzenlemenin getirilmediği, genel hükümlerin uygulanmasına devam edileceği,

...

Bu çerçevede, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan

suçlar (318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler

hariç), örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu ile 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu’nun kapsamına giren suçlar bakımından ihtisaslaşmanın getirildiği,

böylelikle anılan suçlarla mücadelede önemli bir adımın atıldığı ve hâkimlerin

belli alanlarda uzmanlaşmasının sağlanarak yargılamanın daha hızlı bir biçimde

bitirilmesinin söz konusu olabileceği,

...

Bu itibarla,

A-) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci

Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar

(318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç)

ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun kapsamına giren suçlar dolayısıyla

açılacak davalara;

...

b-) İstanbul 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 18, ve 21

inci Ağır Ceza Mahkemelerinin eski mahkeme oluşları, iş yoğunlukları, ve bu

mahkemelerde görülen davaların nitelikleri dikkate alınarak, Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi'nin mezkur 03/04/2014 tarihli ve 737

sayılı kararı uyarınca tevziye kapatılmalarına karar verilmesi ile İstanbul 8

inci Ağır Ceza Mahkemesi'nin sadece bankacılık suçlarına bakması hususları

birlikte gözönünde bulundurularak, bu mahkemelerde

oluşabilecek iş yükünü engellemek için İstanbul 13 ve 14 üncü Ağır Ceza

Mahkemelerinin,

...

Bakmasına ...”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

50. Mahkemenin 29/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltına Almanın

Hukuka Aykırı Olduğuna ve Gözaltı Süresinin Makul Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek

başka somut herhangi bir bilgi ve belge olmaksızın hukuka aykırı olarak

gözaltına alındığını, soruşturmanın karmaşık olmamasına rağmen keyfî bir

şekilde yedi gün süreyle gözaltında tutulduğunu belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

52. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

54. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

55. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

56. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, olağanüstü hâl şartları

altında geçici bir süre için azami olarak otuz güne kadar uygulanan gözaltı

süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı hususunu incelemiş ve bu konuda 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37).

57. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı ve gözaltı süresinin makul olup olmadığı 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim

Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve

E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı; Günay

Dağ ve diğerleri, § 145) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak

davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında

açılacak dava yoluyla gözaltına ilişkin bir hukuka aykırılık tespit edildiğinde

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

58. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun gözaltına almanın hukuka

aykırı olduğuna ve gözaltı süresinin makul olmadığına ilişkin iddiaları ile

ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu; suç işlediğine dair somut herhangi bir delil

olmamasına rağmen tutuklanmasına karar verildiğini, keyfî bir şekilde

özgürlüğünden mahrum bırakıldığını, isnat edilen suçla bir ilgisinin

bulunmadığını, 5271 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer

alan silahlı terör örgütü üyeliğine ilişkin hükümlerin keyfî ve öngörülemez

biçimde yorumlandığını, kendisinin bizzat teslim olması hususu da gözönüne alındığında tutuklama kararındaki gerekçelerin

hukuka aykırı olduğunu ve kararda tutuklama nedenlerine yer verilmediğini,

tutuklama kararı verilirken ölçülülük ilkesinin gözönüne

alınmadığını, adli kontrol uygulamasının neden yetersiz kalacağının

açıklanmadığını, tutukluluğa yönelik itirazının da gerekçesiz olarak

reddedildiğini belirterek suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ile kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

61. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

62. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş

hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama

hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan,

düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz;

suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme

kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

63. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

64. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

65. Anayasa Mahkemesi Aydın

Yavuz ve diğerleri (§§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetim

usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel

başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve

özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre

olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel

başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin

olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi

uyarınca yapılacaktır.

66. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra

Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar vermiş; daha sonra da olağanüstü hâl birçok kez

uzatılmıştır. Olağanüstü hâl ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü

gelmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 224, 226). Olağanüstü hâl ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan

tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf

edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin kamu makamlarınca ve

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temellere

dayanmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 216).

67. Başvurucunun tutuklandığı tarihte Türkiye'de olağanüstü hâl

yönetim usulü yürürlüktedir. Tutuklama kararında, başvurucunun darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu

ileri sürülmüştür (bkz. §§ 16, 17). Dolayısıyla başvurucunun tutuklanmasına

dayanak olan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili

olduğu görülmektedir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

68. Bu itibarla olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylar

kapsamında bir suçlamayla tutuklanan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Genel İlkeler

69. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

70. Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir

müdahale, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerin

belirlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı

müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple

sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirinin

niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili

maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir

(Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

71. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olguların

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 72).

72. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinde de tutuklama nedenleri sayılmıştır. Buna göre şüpheli veya sanığın

kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların

bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde

tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin

bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

73. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında yer alan tutuklamayı zorunlu

kılan ibaresiyle de tutuklamanın ölçülü olması gerektiğine işaret

edilmektedir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama

tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı

karşısında ölçülü olmasıdır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde; işin

öneminin verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

hâlinde tutuklama kararı verilemeyeceği ifade edilmiştir (Halas Aslan, § 72).

74. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123).

75. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki

takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124). Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 101.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, tutuklamaya ilişkin kararlarda kuvvetli suç

şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü

olduğunu gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği

belirtilmiştir (Halas Aslan, §

75; Selçuk Özdemir, § 67).

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

76. Başvurucu, İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/8/2016

tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

77. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün ardındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

medya yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen bir soruşturma (bkz. §

8) kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz. §§ 16, 17). Dolayısıyla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

78. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

79. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede;

FETÖ/PDY'nin medya yapılanması içinde yer alan medya

organlarında görev yaptığına ve örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet

yürüttüğüne dayanılmıştır (bkz. §§ 16, 17, 20, 21).

80. Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY'nin

örgüt yapısı ve özellikleri konusunda Aydın

Yavuz ve diğerleri (§ 26) kararında yargı makamlarının çeşitli

değerlendirmelerine yer vermiştir. Bu kapsamda genel olarak FETÖ/PDY hakkında

yürütülen soruşturmalar ve kovuşturmalarda, söz konusu örgütün medya alanında

faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşunun bulunduğu ifade edilmiştir. Hatta

FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu değerlendirilen bazı medya organlarına yönelik

idari birtakım tedbirlere de başvurulduğu, bu bağlamda Bugün gazetesine 26/10/2015,

Millet gazetesine 28/10/2015, Zaman gazetesine 4/3/2016 tarihlerinde kayyum

atandığı belirtilmiş; yine 15/11/2015 tarihinde, Samanyolu Grubuna ait Samanyolu TV, Samanyolu Haber TV,

Mehtap TV ve Dünya TV'nin de aralarında bulunduğu on üç televizyon ve radyo

kanalının TÜRKSAT üzerinden yayın yapmasına son verildiği açıklamasına yer

verilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 35).

81. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede de benzer şekilde

medya faaliyetlerine ayrıntılı olarak yer verilmiş ve bu alanın örgüt için son

derece önemli olduğu belirtilmiştir (bkz. § 20). Söz konusu değerlendirmelerde;

FETÖ-PDY ile irtibatlı olduğu düşünülen medya organlarının örgütün gayri meşru

faaliyet, beklenti ve hedeflerinin meşrulaştırılarak geniş kitlelere

ulaştırılması noktasında son derece önemli bir misyona sahip olduğu ifade

edilmiştir. Ayrıca FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen'in

talimatları doğrultusunda hareket ederek yayın ilke ve prensiplerini onun

istediği şekilde belirleyen bu medya organlarının örgüt içi haberleşmeyi

sağlamayı, örgüt tabanını motive etmeyi, çeşitli propaganda teknikleriyle

kamuoyunu yanlış yönlendirmeyi, örgüt amacı ve stratejisi doğrultusunda algı

operasyonu yapmayı, toplumdaki tepkiselliği yönlendirerek mensup olduğu örgüte

meşruiyet alanı sağlamayı, bireylerin örgüt ideolojisi ve amaçları

doğrultusunda örgüt gözüyle olaylara yaklaşmalarını ve dolayısıyla yanlış

değerlendirme yapmalarını sağlamayı amaçladığı açıklamasına yer verilmiştir. Bu

kapsamda yer aldığı belirtilen Zaman gazetesinin özellikle FETÖ/PDY'ye ve bu örgütün lideri kabul edilen Fetullah Gülen'e yönelik soru ve eleştirilere ilk karşılık

veren yayın organı olduğu, bu noktada gerekli görülen karşılığın bizzat Fetullah Gülen tarafından ya da ona atfen bu gazetede

verildiği yönünde belirlemelerde bulunulmuştur.

82. Soruşturma makamı, başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı

olduğu değerlendirilen medya kuruluşları bünyesinde yönetici ve çalışan

olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu da sorgu aşamasına alınan beyanında;

1997-1999 yılları arasında Erzurum'da Zaman gazetesinde muhabir, 2001-2008

yılları arasında İstanbul'da Zaman gazetesinde muhabir ve redaktör, 2008-2012

yılları arasında Aksiyon dergisinde redaktör, 2012 yılından 2016 yılı Mart

ayına kadar tekrar Zaman gazetesinde redaktör olarak çalıştığını, bu son

görevinin son 1,5 yılının sorumlu yazı işleri müdürü olarak geçtiğini beyan

etmiştir.

83. Yargı makamlarının örgütün medya kurumları hakkındaki

yukarıda belirtilen (bkz. § 20) genel değerlendirmeleri de gözönüne

alındığında FETÖ/PDY'nin kuruşundan beri temel

faaliyet alanlarından birinin de medya olduğu anlaşılmaktadır. Soruşturma

makamlarınca yapılan tespitlerden de anlaşıldığı üzere FETÖ/PDY bünyesindeki

medya kuruluşları ile FETÖ/PDY'nin örgütsel

faaliyetleri arasında belirgin bir ilişki söz konusudur. Bu kapsamda anılan

medya organlarının yayın politikası üzerinde başta Fetullah

Gülen olmak üzere örgüt yöneticilerinin önemli derecede belirleyici oldukları,

bu yayın organlarının örgütün faaliyetlerinin -özellikle kamuoyunda- meşrulaştırılması

bakımından önemli bir fonksiyon icra ettiği ifade edilmiştir. Bu durumda bir

kişinin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu tespit edilen bir medya kurumunda

sorumlu yazı işleri müdürlüğü gibi bir görev icra etmesinin söz konusu

kurumlarda istihdam edilen ve yönetici talimatı ile hareket etmekle yükümlü

olan kişilerden farklı değerlendirilmesi gerekir.

84. FETÖ/PDY'nin özellikleri, medya

alanına verdiği önem, Zaman gazetesinin bu yapılanmayla olan bağlantısına

ilişkin olgular ve başvurucunun bu kurumda yazı işleri müdürlüğü yaptığı dönem

ile bu süreçte FETÖ/PDY ile ilgili ülke genelinde yaşanan olgular (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 12-36)

birlikte değerlendirildiğine FETÖ/PDY için bu kadar önemli bir medya organında

yönetici/sorumlu düzeyde görev almanın ve gazeteye kayyum atanıncaya kadar bu

göreve devam etmenin kişi ile FETÖ/PDY arasında örgütsel bir ilişki olduğuna

dair kuvvetli bir belirti olarak kabulünün temelsiz ve keyfî bir yaklaşım

olduğunu söylemek mümkün değildir.

85. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

86. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

87. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. §§ 43-47) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2), § 148).

88. Somut olayda İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken suça ilişkin kanunda öngörülen ceza miktarına,

isnat edilen suçun katalog suçlar arasında olmasına, delilleri etkileme imkânın

bulunmasına ve adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir

(bkz. § 17).

89. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 3.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

90. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

91. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY'yle

bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri de -gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi-

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

92. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar için

öngörülen cezanın miktarını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 17) keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

93. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

94. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

95. Başvurucu, tutukluluğunun devamına ve tahliye talebinin

reddine dair kararlar ile bu kararlara itirazı üzerine verilen kararların

gerekçelerinin matbu cümlelerin tekrarından ibaret olup ilgili ve yeterli

olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

96. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Somut olayda ihlal iddialarının özü itibarıyla tutukluluğun uzun

sürmesine, yargılamanın tutuklu devam ettirilmesine yönelik olduğu

anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

97. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

98. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

99. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 11/5/2018

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

101. Başvurucu; tahliye taleplerine ve tutukluluğa ilişkin

kararları veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız mahkeme

güvencesini sağlamadığını, 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3. maddesindeki

düzenlemeyle hâkimlik teminatının askıya alındığı için tüm mahkemelerin

bağımsızlıklarını kaybettiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

102. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim

güvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza hâkimliklerinin

yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan

yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet

Baransu (2), B. No: 2015/7231, §§ 64-78,

94-97).

103. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tutukluluğun Devamına

Karar Veren Ağır Ceza Mahkemelerinin Doğal Hâkim Güvencesine Aykırı Olduğu ile

Tarafsız ve Bağımsız Mahkeme Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

105. Başvurucu; tutukluluğa ilişkin kararları veren İstanbul 13.

ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerinin kanunla değil HSYK'nın

bir kararıyla kurulduğunu, özel yetkili mahkemeler kaldırılmasına rağmen HSYK'nın 17/2/2015 tarihli kararıyla ihtisaslaşma adı

altında bazı mahkemelere özel yetkiler verildiğini, bu mahkemelerden ikisinin

kendisiyle ilgili tutukluluk incelemeleri yapan İstanbul 13. ve 14. Ağır Ceza

Mahkemeleri olduğunu, bu şekilde yetki verilen ağır ceza mahkemelerinin

hâkimlerinin bu karar öncesinde görev süreleri dolmadan değiştirildiklerini ve

yerlerine tarafsızlığı konusunda şüphe bulunan hâkimlerin atandığını, bu

şekilde yetkilendiren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin kurulduğu tarihten

önceki siyasi nitelikteki suçlara bakma konusunda da yetkilendirildiğini ifade

etmiştir.

106. Başvurucu ayrıca 667 sayılı KHK'nın 3. maddesine

dayanılarak birçok hâkimin hâkimlik teminatına aykırı olarak mesleklerinden

ihraç edildiğini, kendisi hakkında yargılamayı yapan hâkimlerin de 667 sayılı

KHK'nın 3. maddesinin yürürlükte olduğu bu süreçte hâkimlik teminatından yoksun

olduğunu, kendisi gibi benzer suçlardan yargılanan birçok gazeteci hakkında

verilen tahliye kararlarının fiilen uygulanmadığını hatta bu kararları veren

hâkimlerin bir kısmının başka yerlere tayin edildiğini, diğer bir kısmının ise

hâkimlik görevinden uzaklaştırıldığını belirtmiş ve kendisi hakkında

tutukluluğunun hukuka uygunluğunu denetleyecek İstanbul 13. ve 14. Ağır Ceza

Mahkemelerinin doğal hâkim güvencesine sahip olduğunun ve dolayıyla tarafsız ve

bağımsız olduğunun söylenemeyeceğini iddia ederek kişi hürriyeti ve güvenliği

ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

107. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Somut olayda ihlal iddialarının özü itibarıyla tutukluluğunun hukuka

uygunluğunu denetleyecek mahkemelerin doğal hâkim güvencesi ile tarafsızlık ve

bağımsızlık niteliklerinden yoksun olduğuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu

nedenle başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları Anayasa'nın 19. maddesi

kapsamında değerlendirilmiştir.

108. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin

doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde

tanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden

veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,

başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel

oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

109. Bununla birlikte kanuni (doğal) hâkim güvencesi, yeni

kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hâkimlerin

önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları

biçiminde anlaşılamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak

kaydıyla yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni

atanan hâkimin kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara

bakması kanuni hâkim güvencesine aykırılık teşkil etmez (AYM, E.2014/164,

K.2015/12, 14/1/2015).

110. Bu kapsamda bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden

sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması,

yürürlüğü müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim

ilkesine aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).

111. Anayasa’nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız

mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise

mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre

“Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;

genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”

Bağımsızlık; mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye,

davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsız

olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164,

K.2015/12, 14/1/2015).

112. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı

bağımsız olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların

görev süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız

olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

113. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinde adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak davanın tarafsız bir

mahkemede görülmesini isteme hakkından açıkça söz edilmiştir. Anayasa’nın 36.

maddesinde ise mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber Anayasa

Mahkemesi içtihadı uyarınca bu hak da adil yargılanma hakkının zımni bir

unsurudur. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini

tamamlayan iki unsur olduğu nazara alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi

gereği- Anayasa’nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).

114. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar

karşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli

hâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve

yapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin bunların nesnel olarak

tarafsız olmadığı izlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık,

mahkemelerin bağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için

öncelikle bağımsızlık ön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de

taraf görüntüsü verecek bir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164,

K.2015/12, 14/1/2015).

115. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,

hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya

bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız

durması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan, hukuk kuralları çerçevesinde,

vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise

hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi

kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

116. Somut olayda ihtisaslaşmanın sağlanabilmesi amacıyla HSYK

Birinci Dairesinin 12/2/2015 tarihli kararı ile 5235 sayılı Kanun’un 9.

maddesinin beşinci fıkrasına dayanılarak İstanbul 13. ve 14. Ağır Ceza

Mahkemelerine genel hükümlere göre baktığı davaların yanı sıra 5237 sayılı

Kanun’un İkinci Kitap Dördüncü Kısımı'nın dört, beş,

altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlar (318., 319., 323., 324., 325. ve

332. maddeler hariç) ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlara ilişkin

açılacak davalara bakma görevi verilmiştir. Başvurucunun tutukluluğunun

devamına karar veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde ve tutululuğun

devamı kararına itirazı değerlendiren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görev

yapan hâkimler de diğer tüm hâkimler gibi HSYK tarafından atanmakta ve

Anayasa’nın 139. maddesinde öngörülen hâkimlik teminatına sahip

bulunmaktadırlar. Dolayısıyla HSYK tarafından belirli suçlara ilişkin davalara

bakmak hususunda başvurucunun yargılamasının yapılmaya başlandığı tarihten önce

ihtisas mahkemesi olarak yetki verildiğinden bahisle anılan Mahkemenin doğal hâkim ilkesine aykırı olarak

kurulduğunun kabulü mümkün olmadığı gibi bu Mahkemede görev yapan hâkimlerin

İstanbul Adliyesinde bulunan diğer ağır ceza mahkemelerinde görev yapan

hâkimlerden mahkemelerin bağımsızlığı

yönünden farklı bir konuma yerleştirilmelerini gerektiren herhangi bir neden de

bulunmamaktadır. Öte yandan bu mahkemelerde görev yapan hâkimler, diğer tüm

hâkimler gibi Anayasa ve kanun hükümlerinde yer alan, bağımsızlığı öngören,

tarafsızlığı temin eden güvencelere sahiptirler. Bu nedenle anılan Mahkemede

görev yapan hâkimlerin nesnel açıdan tarafsızlıklarının bulunmadığı ileri

sürülemez (Benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §

194; Mustafa Başer ve Metin Özçelik,

B. No: 2015/7908, 20/1/2016, § 130).

117. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve HSYK tarafından

ihtisaslaşmanın sağlanabilmesi amacıyla terör suçlarına ilişkin davalara

bakmakla yetkilendirilen İstanbul 13. ve 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görev

yapmakta olan hâkimlerin gerçekliği ve niteliği kesin olarak tespit edilemeyen

olgulardan, siyasi tartışmalarda ortaya konulan değerlendirme ve yorumlardan

hareketle başvurucuya yönelik somut ön yargılı işlem ve tutumları

gösterilmeksizin subjektif değerlendirmelere ve

varsayımlara dayalı olarak siyasal veya kişisel nedenlerle bağımsız ve tarafsız

davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir (Mustafa

Başer ve Metin Özçelik, § 131).

118. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun doğal hâkim ilkesine

aykırı olarak kurulan, bağımsız ve tarafsız olmayan mahkemelerce tutukluluk

durumunun değerlendirildiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı

açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

6. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

119. Başvurucu; soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlama kararı

gerekçe gösterilerek engellenmesi nedeniyle etkin savunma yapamadığını,

kısıtlama kararı nedeniyle soruşturma makamı ile kendisi arasında silahların

eşitliği ilkesine aykırı davranıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

120. Bireysel başvuruların 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği

tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.

121. Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4)

numaralı fıkrası uyarınca İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin

kabul edildiği 24/4/2017 tarihi itibarıyla kısıtlılık kanun gereği

kendiliğinden sona ermiş ve dosyaya erişim imkânı sağlanmıştır. İddianame ve

tensip zaptı, başvurucuya 3/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla

başvurucunun dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik başvurusunu 3/5/2017

tarihinden itibaren otuz gün içinde yapması gerekmektedir. Otuz günlük başvuru

süresi geçtikten sonra 3/11/2017 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre

aşımı bulunduğu anlaşılmıştır.

122. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

B. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

123. Başvurucu; soruşturmaya konu edilen ve tutuklamaya dayanak

oluşturan hususların tamamen gazetecilik faaliyetinden ibaret olduğunu, Zaman

gazetesinde çalışmış olmasının silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasına dayanak

gösterildiğini, 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

yer alan silahlı terör örgütüne üye olma suçuna dair düzenlemenin öngörülebilir

nitelikte bir kanun hükmü olmadığını belirterek ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

124. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, B.

No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 105-116; Mustafa

Ali Balbay, §§

120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak,

B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal

Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014,

§§ 61-75; İbrahim Ayhan,

B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

125. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 60-94). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate

alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri

nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı

bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

126. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

ve basın özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin

bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

127. Başvurucu; gözaltına alındığı ilk andan itibaren kendisinin

belirleyeceği bir avukatın hukuki yardımından yararlanmasına izin

verilmediğini, kendi seçtiği avukatların tamamının benzer soruşturmalar kapsamında

tutuklandığını, bu nedenlerle savunma hakkını gereği gibi kullanamadığını

belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

128. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

129. Somut olayda başvuruya konu yargılamanın devam ettiği

tespit edilmiştir (bkz. § 31). Bu

kapsamda başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerine ilişkin hukuk

sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmaktadır.

130. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

131. Başvurucu; kendisine isnat edilen suçlamaların işlendiği

dönemde kurulu olmayan bir mahkemede yargılamasının yapıldığını ancak özel

yetkili mahkemelerin olduğu dönemde gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin davada, suçun işlendiği

tarihte kurulu olmadığı için bir mahkemenin görevsizlik kararı verdiğini, somut

olayda da böyle bir durum olmasına rağmen kendisinin yargılandığı mahkemenin

görevsizlik kararı vermeyerek yargılamaya devam ettiğini iddia etmiş ve

kendisine adil yargılanma hakkından yararlanma bakımından ayrımcılık

yapıldığını belirterek eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

132. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ve

Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine

yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa

ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı

olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

133. Ayrımcılık iddiasının incelenebilmesi için başvurucunun

kendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik farklı uygulamaların meşru bir

temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene

dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 50).

134. Somut olayda başvurucu, kendisine hangi nedenle ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Dolayısıyla başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

135. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Özel Hayata Saygı

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

136. Başvurucu; makul şüphe olmadan üzerinin aranmasının hukuka

aykırı olduğunu belirterek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

137. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

138. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (i) bendinde, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında

hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişilere tazminat

talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.

139. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması

sırasında soruşturma mercilerince ya da yargı organlarınca şüphelilerle ilgili

olarak uygulanan arama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin

olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl

soruşturma/kovuşturma sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis

Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, §§

18-30).

140. Somut olay açısından yapılan aramanın hukuka uygun olup

olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla söz konusu aramanın

hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

141. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun üzerinde arama

yapılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili

olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

F. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

142. Başvurucu; gözaltı süresince insan onuruna aykırı ortamlarda

tutulduğunu, tutulduğu yerin dar olduğunu ve sağlık durumuna uygun olmadığını,

en temel insani ihtiyaçlarını gidermede kendisine zorluk çıkarıldığını

belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

143. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

144. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların Anayasa

Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı

anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun anılan

iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir (Benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 249).

145. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

146. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Gözaltına almanın hukuka aykırı olması ve gözaltı

süresinin makul olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine

aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğun devamına karar veren ağır ceza mahkemelerinin

doğal hâkim güvencesine aykırı olması ile tarafsız ve bağımsız mahkeme olmaması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

7. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

29/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Mehmet

ÖZDEMİR

Vekili

:

Av. Gökçen

YAŞAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/37283, 29 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. İfade ve Basın
  10. B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal
  11. C. Adil Yargılanma
  12. D. Eşitlik İlkesinin
  13. E. Özel Hayata Saygı
  14. F. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Gökcan
  17. Hakyemez
  18. Özdemir
  19. Yaşar
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/37283
Tarih
29 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Gülcan Tutkun Berk Başvurusu (B. No: 2015/2334)
  • Refik Keskin Başvurusu (B. No: 2015/16689)
  • Salih Sönmez Başvurusu (B. No: 2016/25431)
  • Dursun Soydan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2948)
  • Abdulaziz Çelik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18941)
  • Ahu Yürüyen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9698)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.